Milli Birlik Ve Beraberlik
Gönderen Kadir Hatipoglu - Ekim 10 2019 00:00:00

                                         Vaaz Resimleri: w.jpg

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا 

“ Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.” (Al-i İmran 103)

وعن النعمان بن بَشير)رع( قال: قال رسولُ اللّه)صلعم(: مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ

 “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte müminlerin misali, bir bedene benzer.” (Müslim, Birr, 17.)

Değerli Kardeşlerim:

Cenab-ı Hak, tarih boyunca mazlumların umudu olmuş bu milleti her türlü beladan korusun. Millet uğruna, milletin hukukunu korumak için canlarını siper ederek hayatlarını kaybeden bütün kardeşlerimize Cenab-ı Haktan rahmet diliyorum. Yaralı olanlara acil şifalar diliyorum. Cenab-ı Hak bir daha milletimize bu tür kötülükleri göstermesin”

Ezanlar susturan darbelerden darbeleri susturan sala seslerini bize lütfettiği için Allah’a hamd ediyorum. Sadece Türkiye’de değil, Kerkük’te ve Bosna’da da salalar okundu” Özgürlüğümüzün simgesi olan minarelerden yükselecek sala sesleri milletimizin maneviyatını yükseltmiştir. Bütün illerimizde minarelerimizden salalar yükseldi. Milletimiz anında bu mesajı aldı. Milletimiz kendi hukukuna sahip çıkmak için evlerinden çıktı. Sadece Türkiye’de değil, Kerkük’te ve Bosna’da da salalar okundu.

Bu darbeye kalkışanlar, tarih boyunca mazlumların umudu olmuş bu milleti, umut olmaktan çıkarmak, belini kırmak, milletimizi tarih sahnesinden silecek derecede katliama tabi tutmakla, milletin tamamına suikast düzenlemekle görevlendirilmiş izanını, vicdanını, aklını, kiralamış oldukları ortaya çıkıyor.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz:

وَمَكَرُواْ وَمَكَرَ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

“Onlar tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır. (Al—i İmran 54)

Onların bir tuzağı varsa Cenab-ı Hakkın da o tuzakları bozan gücü ve kudreti vardır. Yüce Rabbimiz 15 Temmuz gecesi hain ellerin kurduğu tuzakları bozmuş ve tuzaklarını başına geçirmiştir.

Darbeye direnmek üzere sokağa çıkan vatandaşlarımıza sıkılan kurşunlar sadece onlara sıkılmadı. Her birimiz onların yerinde olabilirdik. O kurşunlar 78 milyon kardeşimize sıkılmış kurşunlardır. Cansiperane bir şekilde milletimizin gösterdiği direnç, kendi hukukuna sahip çıkma iradesi her birimiz için, bu topraklarda yaşayan her bir Müslüman için iftihar vesilesidir. Milletimiz milli iradesini ortay koyup vatan ve millet bütünlüğünü savunmuştur.

Bu savunmada her şeyini feda etmeye hazır bir duruşla vazifesini yerine getiren başta devlet büyüklerimiz olmak üzere güvenlik görevlilerimize ve bütün vatandaşlarımıza minnettarız.

Dinin sahibi Allah’tır

Dinin sahibi Allah’tır. Kimse dinin sahibi değildir. Dini bize tebliğ eden Resulü Ekrem’dir, Muhammed Mustafa’dır. Muhteşem bir dinimiz var. Diyor ki Rabbimiz:

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

         “Gelin yeryüzünü ifsad etmeyin” dediğiniz zaman, ‘biz ıslah ediyoruz’ derler. Dikkat edin asıl müfsitler, asıl bozguncular onlardır.” (Bakara 11)

Kur’anı Kerim’de en çok ‘mefsedet’ ve ‘maslahat’ kelimeleri hep yan yana kullanılır. Mefsedet, sadece şunu yıkıp bozmak değildir. ‘Mefsedet’, karada ve denizde, havada bütün kainatı bozmaktır. En büyük bozgunculuk ise ıslah adı altındaki bozgunculuktur. Biz tarihte çok mefsedet hareketiyle karşılaştık. Ama bugün biz millet olarak sulh ve maslahat görüntüsü altında bir küresel mefsedet hareketiyle karşı karşıyayız. Kendilerine TRT ekranlarında zorla okuttukları o paçavrada ne ad verdiler onlar? ‘Sulh hareketi’ adını verdiler. Tam da bu ayetle ilgilidir o. Allah da diyor ki, “Asıl müfsitler, asıl bozguncular onlardır.” Allah milletimizi bu mefsedet hareketinden korudu. Ama artık hepimiz biliyoruz ki, maslahat adı altında, sulh adı altında millete yönelik bir harp, bir mefsedet hareketi bütün yönleriyle ortaya çıkmıştır. Cenab-ı Hak milletimiz korudu, koruyacaktır. (Prof Dr. Mehmet Görmez)

“Gün, birlik günüdür. Gün dayanışma günüdür.”

Millet olarak kendi birlik ve beraberliğimizi korumalıyız. Gün, birlik günüdür. Gün dayanışma günüdür. Gün kardeşliğimizi pekiştirme günüdür. Birbirimize sahip çıkmak, birbirimizin yurdu olmak, birbirimizin gönlünü imar etmek, birbirimizin gönlünü yapmak, gönüllerimizi onarmak için seferber olmalıyız. İnsan dünyaya bir kez gelir. Birbirimizin dünyasını güzel etmek için uğraştığımızda o zaman hepimizin dünyası güzel olur. Allah güzel bir dünya kurmayı nasip etsin. (Prof Dr. Mehmet Görmez)

Vatan İstikbalimizin ve İstiklalimizin İnşa edildiği mekandır.

Vatan, insanların doğup büyüdüğü, üzerinde mazisini ve halini yaşadığı, istikbal hayalleri kurduğu mekandır, topraktır. Bir toprak parçasının vatan olması, vatan olarak kalması kolay değildir. Vatan bedel ister. Bu bedel candır, kandır, vatan için çalışmak, gayret etmektir, ter dökmektir.

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır

Kahraman ecdadımız, bu anavatanın evlatları olarak analarına her an vefalı olmuşlar, anavatanı, canları pahasına müdafaa etmişlerdir.

Bu vatan, kardeşlik, birlik beraberlik şuuruyla müdafaa edilmiştir.

Doğusundan batısına; kuzeyinden güneyine bütün vatan evladı, din, toprak, namus, bayrak ve istiklal(bağımsızlık) için türküyle kürdüyle, lazıyla, çerkeziyle, şehirlisi köylüsü, öğretmeni öğrencisi, kadını erkeği, âlimi talibi, müftüsü hocası imamı, kısacası bütün mü’min yürekler bir olmuş, Allah’ın nusreti ile Müslüman yurdu kâfirlerin istilasından korumuşlar, kanlarının son damlasına kadar savaşmışlardır.

Zannetme ki ecdadın asırlarca uyurdu

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?

Üç kıtada yer yer kanayan izleri şahid,

Dinlenmedi bir gün o büyük şanlı mücahid. 1

Bu cennet vatanın her karış toprağı, canını ve kanını ve de bütün varını mukaddes değerlerine hediye eden, vatanın bekası için hayatının baharından geçen taze fidanların kanları ile yoğrulmuştur.

Ay yıldızlı al bayrak kız kardeşlerin gelinliği, şehidlerin son örtüsü olmuştur.

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehid oğlusun, incitme yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şehid evladı olarak mesulüz. Bu emanet cennet vatanı sevip kıymetini bilmekle, Dinimize, mukaddesatımıza gönülden bağlanıp müslümanca yaşamakla, Bu vatanda hangi görevde isek, bu görevi hakkıyla ifa etmekle, ailemiz, toplumumuz ve bütün Müslümanlar için çalışıp didinip ter dökmekle, zararı dokunan değil faydası dokunan, ardından hayır dualar okunan bireyler olmakla mesulüz.

Sahipsiz olan memleketin batması haktır,

Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır.

Birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde, fitne ve fesattan, ayrılık ve gayrılıktan uzak bir şekilde yaşamakla mesulüz.

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

 ‘Sen-ben’ desin efrad, aradan vahdeti kaldır,

Milletler için işte kıyamet o zamandır.

Rabbi, kıblesi, dini, peygamberi bir olan, mukaddesatı bir olan Müslümanlar, her devirde İslam kardeşliği bilinci ve hassasiyeti içinde yaşarlarsa, kâfirlerin saldırıları hep boşa çıkacaktır. Allah yardımını mü’minlerden esirgemeyecektir. Bu cennet vatanı koruyabilecek şuurda müslüman nesiller yetiştirmekle mesulüz. Gençliğimizi bir olan Allah’a ibadetin neşesi içinde mukaddesat şuuru ile yetiştirerek, içkiden, kumardan, zararlı alışkanlıklardan, zararlı fikirlerden, boş ve zararlı işlerden uzak tutmakla mesulüz.

Nesilleri İslam’dan Kuran’dan bihaber yetiştirmek, iletişim araçları yoluyla, yavrularımızı batının batık medeniyetinin zehirli bombardımanına maruz bırakmak, sonrasında da adı Müslüman, giyimi, kuşamı, yaşam tarzı ve düşüncesi batılı, kimliğinden benliğinden uzak nesillerin yetişmesine kayıtsız kalmak, kazanılan zaferleri kaybetmek demektir.

Bizler,

Bir olan Allah’a iman şiarımızdır,

İstiklal milletçe kararımızdır,

Vatan bize candır, o yarımızdır 3 düşüncesi ile hareket etmekle mesulüz. Yüce Rabbimiz.

وَلاَ تَهِنُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَأَنتُمُ الأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ 

“Siz sakın üzülmeyin ve gevşemeyin. Eğer inanıyorsanız siz üstünsünüz, yücesiniz” buyurmaktadır. (Al-i İmran 139)

İslam’ın beş gayesi, hür bir vatanda, dalgalanan şanlı bayrak altında sağlanır elbet. Din en kâmil bir şekilde hür olan bir vatanda yaşanabilir. Hicret, İslamın en güzel şekilde yaşanması için hür olan vatanlara göç demektir. Can, mal, nesil ve akıl güvenliği(ruh sağlığı) hür bir vatanda mümkündür elbet. Genç- yaşlı; kadın- erkek kahraman ecdadımız bu uğurda savaştılar, şehid oldular. Beytullah’ın birer şubeleri olan, minareleri, günde beş vakit tekbir getiren şehadet parmakları gibi göklere yükselen camilere mabedlere dokunulmasın,

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli diye savaştılar.Minarelerden günde beş vakit okunan ezanlar, bu ülkenin dili olmuş, mü’minliğini dağlara taşlara, bütün dünyaya haykırmaktadır.

İnmemişse ay yıldızlı al bayrak,

Dinmemişse ezan,

Namahreme teslim olmamışsa vatan,

Adını ezan sesi ile alıyorsa her doğan,

Salalarla uğurlanıyorsa bu dünyadan her ayrılan müslüman,

Camiler dolup taşıyorsa,

Çoluk çocuk kuran öğrenmeye koşuyorsa,

Herkes huzur içinde yaşıyorsa,

Bu öncelikle Yüce Allah’ın izni ile sonra da kahraman ecdadımızın gayretleri iledir.

Bu vatan iman ile Kur’an ile müdafaa edilmiştir.

Aziz vatanımızın müdafaası için kahraman ecdadımız imkânsızlıklar içerisinde olmasına rağmen, iman, sabır ve dua ile yola çıkmışlar, Allah’tan asla ümit kesmemişlerdir.

رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْراً وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

“Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam tut. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et” Bakara, 2/250 diye dua etmişlerdir.

Mü’minler arasında kardeşlik esastır:

İslâm Dini tevhid inancına, Allah’ın birliği inancına dayanır. Allah bir tektir, eşsizdir; hiçbir şeye ihtiyacı olmayan yüce Yaratandır. İslâm Dini bu tevhid inancını sadece iman sahasında bırakmaz, onu topluma da yayar. Toplumun bir ve beraber olmasını emreder. Birlik ve beraberlikten ayrılan toplumların helak olduklarına dair misaller getirir. Müslümanların kardeş olduğunu ilân eder:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ:

“Ancak müminler kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete nail olasınız.” (HUCURAT SURESİ – 10. AYET)

İşte bu ayet-i kerime bu gerçeği açıklar. Peygamberimiz (SAV) de, Müslüman’ın, Müslüman’ın kardeşi olduğunu ifade buyuruyorlar. Kardeşliğin; nesep kardeşliği, sütkardeşliği, kan kardeşliği ve din kardeşliği gibi çeşitleri vardır. İslâm dininin hedef edindiği kardeşlik işte bu sonuncusu, din kardeşliğidir. Bu kan birliğinden, süt birliğinden öte bir kardeşliktir. Bu kardeşlik bir binanın tuğlaları kadar sağlam, bir binanın tuğlaları kadar birbirleri için lüzumlu, bir binanın tuğlaları kadar birbirinin tamamlayıcısıdır. Peygamber Efendimiz (SAV)’in şu Hadisi Şerifleri bu anlamdadır:

الْمُؤْمنُ للْمُؤْمِن كَالْبُنْيَانِ يَشدُّ بعْضُهُ بَعْضاً » وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِه .

Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.” Hz. Peygamber bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi.

Müminler birbirlerine yakınlık bakımından bir vücudun organlarından, organları meydana getiren hücrelerden farksızdırlar. Vücudun bir organının acıları, zevkleri nasıl bütün vücut tarafından duyulursa, Müslüman toplumdaki fertlerin acıları, zevkleri de toplumun bütün fertleri tarafından duyulur. Acılar, zevkler ortak duygular haline gelir.

Müslüman bu anlamda kardeşlerinin acısını da, tasasını da, neşesini de ta kalpten duyan insandır. Kendinde bu şuuru meydana getiremeyen bir Müslüman, kâmil bir mümin olamamıştır. Kâmil bir mümin ancak bu duyguları kendine mal eden kişidir. Peygamberimiz (SAV) toplum içindeki Müslüman’ın durumunu şu Hadisi Şerifleriyle en beliğ bir şekilde ifade buyuruyorlar:

وعن النعمان بن بَشير)رع( قال: قال رسولُ اللّه)صلعم(: مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ

الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى.

“Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte müminlerin misali, bir bedene benzer. Onlardan bir uzuv rahatsız olsa, diğer organlar uykusuzluk ve hararetle ona iştirak ederler.” (Müslim, Birr, 17.)

Değerli Kardeşlerim

Yüce Rabbimiz, müminlerin ülfet temelinde birbirleriyle uzlaşmasının teminatının kendisi olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:

وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنفَقْتَ مَا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً مَّا أَلَّفَتْ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلَـكِنَّ اللّهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْ

 “Ve onların kalplerinin arasını (sevgi ile) uzlaştırdı. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin yine de onların kalplerinin arasında ülfet oluşturamazdın. Fakat Allah onların kalplerinin arasını uzlaştırdı. (Enfal, 63)

Sevgisizliğin ilahi kelamdaki tasviri “ateş çukurunun kenarında olmak.”tır. Öyle ki yarım adım daha atınca kendinizi yalnızlık ve sevgisizlik çukurunda bulabilirsiniz. Allah sayesinde yalnızlıktan kurtulup sevgiyi tattınız

اِذْكُنْتُمْ اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ

فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ ايَاتِه لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ 

“Hani siz birbirinize düşman idiniz. Allah kalpleriniz birleştirdi. Onun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz (ülfet yokken) ateşten bir çukurun kenarındaydınız, Allah sizi (illeti sevgi olan bir topluluk içine katarak) ondan kurtardı.” (Al-i İmran 103)

Sevginin vazgeçilmez unsuru ülfettir, kalplerin ısınması ve kaynaşmasıdır. Allah’ın nimeti sayesinde siz kardeş oldunuz ve kalpleriniz birbirine ısındı. Ülfetin ön şartı ise birlikte olmaktır, topluca sarılmaktır, yani cemaat olmaktır, Ayetin ilk kısmı ise şöyle başlamaktaydı

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّهِ جَميعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ

“Allah’ın ipine hep birlikte sarılın, bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın” (Al-i İmran 103)

Cemaat, ülfetin aralarında kök saldığı inanmış insanlar topluluğudur. Ortak inancı kendileri için zemin kabul edinen, ortak ideallerine de kararlı adımlarla ilerleyen topluluğa ümmet denir. Zira insanlık için çıkarılmış olan en hayırlı ümmetin vasfını rabbimiz “Sizler insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliğe çağırır kötülükten insanları men edersiniz.” şeklinde tarif etmektedir. (Al-i İmran 104)

Sevgi toplumunda insan insanın cennetidir. Öyle bir yürek ki çarşılarında sevgi satılır, terazilerinde sevgi tartılır, ancak karşılığında para değil yine sevgi alınır. Sevgi toplumunda insanlar yeni tanıdıkları her insana yeni nazil olan ayet gibi bakarlar. Bu toplumda insanlar; renkleri, dilleri, cinsiyetlerindeki farklılıkları sıradan görürler. İnsanların farklılıkları sadece tanışmak için zenginlikleridir. Yoksa ayrışmak, bölünmek ve kibirlenip üstünlük taslamak için bir sebep değildir.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ

أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât 13)

Sevgi toplumunda, ümmet olmanın ön şartı imana, iman ehli olmanın ön şartı ise ülfet ehli olmaya bağlanmıştır.

لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

;Allah;a yemin ederim ki; sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olamazsınız. “(Müslim, İman, 81)

Değerli Kardeşlerim

Sevmek kaynaşmaktır. Mevlana’nın dediği gibi Bir mum bir başka muma ışığını verse, kendi ışığından ne kaybeder ki. Bir umman bulut olsa başka bir ummana, toprağa, taşa yağsa kendi ummanlığından ne kaybeder ki. Sonunda yağan her yağmur, ırmak olup denize akmak için koşmaz mı?

Ummana ulaşmak niyetiyle yola çıkan her suyun kuruduğu gibi vahdetten ayrılan, enerjisini kaybeden, sevdası tükenen yürekler de ümidini kaybetmez mi?

وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sona parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran, 105.)

وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلاَتَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ

“Allah ve Rasülün’ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)

İslam Birlik ve Dayanışma Dinidir.

S-l- m kökünden gelen , “İslâm”, barış demektir. İslâm, insanlara Allah’ın sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı sunmaktadır. İslam, insanların, yeryüzünde öfke, kin, nefret ve şiddetin karşısında merhamet, şefkat, hoşgörü ve barış içerisinde yaşayabilecekleri güzel ahlak ve fazilet kurallarını içerir.

Yüce Allâh, Kur’an-ı Kerîm’de bütün inananların barışa girmelerini istemiş ve:.

يَا أَيها الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

“Ey inananlar! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2/208) buyurmuştur.

Unutmayalım ki, tarih boyunca bizi ayakta tutan, milli ve manevî değerlerimizdir. Dün olduğu gibi bugün de, birlik ve beraberliğimizi bozmaya, kutsal değerlerimizi sarsmaya çalışanlar olacaktır. Bu çabalar, sağduyu sahibi milletimizin sağlam ve sarsılmaz imanı karşısında elbette başarıya ulaşamayacaktır. Çünkü Müslüman milletimiz, kesin olarak bilmektedir ki, Kur’ân-ı Kerim’de Cenab-ı Hak:

وَاَنَّ هذَا صِرَاطى مُسْتَقيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبيلِه ذلِكُمْ وَصّيكُمْ بِه لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar, sizi parça parça edip, doğru yoldan ayırır. İşte bunları, sakınasınız diye Allah size emreder” (En’âm, 6/153) buyurarak, Kur’ân’ın çizdiği dosdoğru yolu göstermiş ve bu yoldan sapmanın, parçalanarak haktan sapmak olduğunu bildirmiştir.

Bugün Çanakkale Ruhu’nun Kurtuluş Savaşı Ruhu’nun canlandığı günlerdir. Bugün her düşünceden insan, vatansever insan omuz omuza oldu, hep beraber oldu.

Bugün yen,  ayrılıklara fırsat vermemek gerekir. Bugün kinle intikam duygusu ile hareket etmemiz gerekir.

Mü’minlerin kardeşliğine dair Allah Rasülü (sav)’nün şu beyanatıyla vaazıma son vermek istiyorum. Allah Rasülü (sav) şöyle buyurmaktadır:

المُسْلِمُ أخُو المُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ في حَاجَةِ أخِيهِ كَان اللّهُ في حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.

İbnu Ömer (r. anhümâ) anlatıyor: Rasulullah (a.s) buyurdular ki: Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter” [Ebû Dâvud, Edeb 46, (4893); Tirmizî, Hudud 3, (1426); Buhârî, Mezâlim 3, İkrâh 7; Müslim, Birr 58, (2580).]

Âmin!

Ya ilahi,

Aziz şehidlerimizin ve gazilerimizin ruhlarını şad eyle, mekânlarını cennet eyle.

Bizleri onlara vefakâr eyle. Vatanımızı, milletimizi ve bütün İslam âlemini harici ve dahili fitnelerden, belalardan, terörden ve düşmanlardan sen koru ya Rabbi!

Kıyamete dek nesillerimizden Yüce dinine hizmetle şeref bulacak neferler ihsan eyle

Allah’ım!

Fethini, nusretini, zaferlerini üstümüzden eksik eyleme Ya Rabbi! Bizleri her an, her alanda kâfirlere karşı güçlü eyle Allah’ım!

Filistin’de, Suriye’de, Mısır’da, Irak’ta ve diğer İslam beldelerinde zulme uğrayan, öz vatanlarında parya olan mü’minlere yardım eyle!

İslam diyarlarını, islamın rahatça yaşandığı, can, mal, nesil ve akıl güvenliğinin

olduğu esenlik diyarları eyle ya Rabbi!

Bizi her an bir ve beraber, küfürle savaşta düşmana karşı gönüllerimizi topyekûn siper eyle Ya Rabbi!

Hiç kimseyi vatansız,

Milletini devletsiz,

Gönülleri sevdasız,

Ocakları dumansız,

Kalplerimizi imansız,

Bırakma Yüce Rabbim,

Asi kul değiliz biz.

Kalplerimizi imansız bırakma Allah’ım.

Biz, kısık sesleriz, minareleri,

Sen, ezansız bırakma, Allah’ım!

Ya çağır şurada bal yapanlarını;

Ya kovansız bırakma, Allah’ım!

Mahyasızdır minareler, göğü de

Kehkeşansız bırakma, Allah’ım!

Bize güç ver. cihad meydanını

Pehlivansız bırakma, Allah’ım!

Kahraman bekleyen yığınlarını

Kahramansız bırakma Allah’ım!

Bilelim hasma karşı koymasını:

Bizi cansız bırakma, Allah’ım.

Yarının yollarında yılları da

Ramazansız bırakma, Allah’ım!

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü

Ya çobansız bırakma, Allah’ım!

Bizi Sen sevgisiz, susuz, havasız

Ve vatansız bırakma, Allah’ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu

Müslümansız bırakma Allah’ım.

 Arif Nihat ASYA

 



islam ve Hayat,Güncel Vaaz ve Hutbeler