Allah size yardım ederse, hiç kimse sizinle baş edemez; ama ya O sizi terk ederse, kim size yardım edebilir? O halde müminler Allah'a güvensinler! (Al-i İmran 160)
Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Miracın kazandırdıkları

İsrâ ve Mi'rac

MİRAÇ

سُبْحَانَ الَّذِى اَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ اْلاَقْصَى الَّذِى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اَيَاتِنَا اِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

“Kulunu bir gece Mescidi Haramdan çevresini bereketli kıldığımız Mescidi Aksa'ya ayetlerimizden bazılarını göstermek için götüren (Allah, her türlü eksikliklerden) münezzehtir. Şüphesiz o işitendir, görendir..” [1]

  Mirac; Cenab-ı Hakk’ın, Hz. Peygamberi, bütün in­sani mertebelerin en yüksek ve en mükemmel makamlarında gezdirme­sinden ibarettir. Allah, Onu (a.s.m.) yatağından alıp Mescid-i Harama, oradan da kilometrelerce uzakta bulunan Mescid-i Aksaya götürmüş, daha sonrada onu bütün gök tabakalarında seyahat ettirerek, her bir tabakadaki mucezevi ayetlerini göstermiş ve onu daha da yükselterek Kab-ı Kavseyn makamına çıkarıp, Ona cemalini göstermiş ve Onunla konuşmuştur.

İsrâ ve mirac olayı Yüce Allah'ın sevgili peygamberine bir mükâfatı ve ilâhi bir mucizesidir. Resulullah (s.a.s.) Mekke'de insanlara hakkı tebliğ etmesinden dolayı müşrikler tarafından çeşitli eziyetlere maruz bırakılmış, Ebu Tâlib Vadisi'nde ablukaya alınmış. Üç yıl süren bu abluka dolayısıyla açlık ve mahrumiyet içinde kalmış, ardından amcası Ebu Tâlib'i, kısa süre sonra da değerli hanımı, mü'minlerin annesi Hz. Hatice (r.a.)'yı kaybetmiş ve birbiri ardından gelen bu olaylar dolayısıyla çok üzülmüştü. İşte bütün bu sıkıntılardan sonra dost dostunu mükâfatlandırdı ve onu kendi katına yükseltti. Onu kendisine yaklaştırdı. Üzerine, çektiği bütün sıkıntıları, içine düştüğü üzüntüleri, zorlukları ve yorgunlukları, hatta kendisine vahyedilenleri tebliğ ederken ve davetini yayarken karşılaşabileceği zorlukları unutturacak hoşnutluk hulleleri giydirdi.işte bundan dolayıdır ki

Sorumluluğunun bilincinde olan `insan`ın, yüreğinin çeperlerine tutunarak, ruhunun imkanlarıyla manevi yücelişini sembolize eder "Mirac".

Mirac, "yükselmek, yukarı çıkmak, yücelmek" anlamına gelen uruc kökünden gelir. Tarihsel olarak ne zaman gerçekleştiği, kaç kez vuku bulduğu ve mahiyeti bizce meçhul olsa da, amacı net ve açıktır: "لِنُرِيَهُ مِنْ اَيَاتِنَا: Hakikate atıf olan sembollerimizden bazılarını göstermek için.."

Hz. Peygamber`in miracı, onun şahsında, insanın `imkanlarının` insana gösterilmesinden başka bir şey değildi. Ruhani yetenekler yardımıyla bu imkanların kullanılması halinde, eşyanın, zamanın ve mekanın kısıtlayıcı ve baskıcı ortamından ruhun özgür iklimine kanat çırpışın yolları gösteriliyordu. İşte bunun için Hz. Peygamber, bir "esas duruş dinamiği" olan namazı "mü`minin miracı" olarak niteliyordu.

Öyle ya, tüm namazlar, bir namazı bulmak için değil miydi; miraç olan namazı? Bunun anlamı, miracın sembolize ettiği hakikatle namazın sembolize ettiği hakikatin aynı olmasıydı: İnsanın, kendisini çepeçevre kuşatan zindanlardan kendi kendisini azad etmesi.

Her mirac bir sınavdır. Tıpkı Hz. Peygamber`in Mirac`ının hem kendisi hem de etrafındakiler için bir sınav olduğu gibi. Mirac, sınav özelliği sayesinde kazandırır "sıddîkları". Her mirac bir `insan eleği`dir; sadıkı kâzipten, dostu düşmandan ayırır.

Mirac, bir görev tekmilidir. Sorumluluğunun bilincinde olanlar ve onu yerine getirenler sorumlu oldukları makama `tekmil/hesap vermek` için can atarlar. Sorumsuzların hesap vermeye can attığı nerede görülmüş? Onların adetidir hesaptan kaçmak. Çünkü, sorumluluklarını yerine getirmemiş, hak ve yükümlülüklerine sahip çıkmamıştır.

Bütün bu özellikleriyle, her miraç bir "ödül töreni" bir "teselli mükafatı"dır. "Sevgi" eksenine oturtulmuş bir insan-Allah ilişkisi, aşk ehlinin

          “Gülden terazi yaparlar

Gül ile gülü tartarlar    

Gül alırlar gül satarlar

Çarşı pazarı güldür gül" dediği gibi; zahmeti aşk, sorumluluğu aşk, hakkı aşk, görevi aşk, ödülü aşk, teşekkürü aşk olan bir `muhabbet kaynağı` olur.[2]

Mirac`a ilişkin bedeni veya ruhla oluşu hakkında bir çok tartışmalar olmuştur..

Aslolan, Mirac`ın tarihsel olarak zaman, mekan ve mahiyetinin sırrına ermek değil, Mirac`ın bu ümmete verdiği engin mesajı her bir mü`minin ruhunda hissetmesi ve kendi miracının zeminini hazırlayarak onu gerçekleştirmesidir.

Muhterem müminler

İnsanın miracı anlayabilmesi için önce kendi nefsinde imâni bir yükselişi gerçekleştirmesi gerekir. Bunu gerçekleştirdiği zaman elde edeceği feraset ve basiret onun kâinata bakarak ilâhi gücü anlamasına ve bu güce sahip olan yüce yaratıcının vahiyle desteklediği bir insanın asla yalan söyleyemeyeceğini kavramasına yardımcı olur. Bakın Hz. Ebu Bekir (r.a.) kendisine Resulullah (s.a.s.)'ın bir önceki gece göklere yükseltildiğini söylediği haber verilince ne diyor: "Bunu eğer o haber veriyorsa elbette doğrudur. Sizin hayret ettiğiniz de bir şey mi? Gündüzün veya gecenin bir anı içinde tâ göklerden kendisine vahiy geldiğini bana haber veriyor da ben yine inanıyorum. Tereddüt etmiyorum."

Evet. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Resulullah (s.a.s.)'in vahiy ve miraç konusunda bildirdiklerinin doğruluğundan şüphe etmiyordu. Çünkü o kendi nefsinde imân miracını gerçekleştirmişti. Kendi nefsinde iman miracı gerçekleştirenin önünden artık şüphe ve tereddüt engeli kalkıyor. Ama nefsinde bu miracı gerçekleştiremeyen kimsenin zihni madde dünyasına takılı kalacağından aynı teslimiyeti, aynı feraseti gösteremeyecektir.

Müslümanın isra ve mirac olayından çıkaracağı pek çok ibret vardır. Her şeyden önce Allah Resulü (s.a.s.) kendisine gösterilen gerçekleri: "Acaba insanlar akla yatkın bulurlar mı? Kabul ederler mi?" gibi tereddütlere kapılarak insanlara açıklamazlık etmemiştir. Miraca yükseltildiği gecenin sabahında başından geçenleri insanlara anlatmıştır. İnsanlar akla yatkın bulsalar da bulmasalar da gerçek her zaman gerçektir. Eğer bilinmesi gerekiyorsa, bir sır değilse ve açıklanması maslahata aykırı değilse mutlaka açıklanmalıdır.

Mirac kelime olarak "yükselme, yücelme" anlamına gelir. Mü'minin de imanıyla yücelmesi, yüksek mertebelere ulaşması onun için bir miracdır. İslâm'ın insana kazandırdığı ahlâki ve imâni değerlerle donanmak, İslâm'ın güzelliklerini kendinde toplayabilmek mü'min için bir miraçtır.

Miracla ilgili hadisi şerifte Cebrail (a.s.)'ın Resulullah (s.a.s.)'a gelerek yolculuk öncesinde onun göğsünü yarıp kalbini çıkardığı ve onu iman ve hikmetle yıkadığı bildirilmektedir. Demek ki miraca önce kalple hazırlanmak gerekiyor. Yüce makamlara ulaşmak isteyen bir mü'minin de kalbini iman ve hikmet sırlarına aykırı kirlerden arındırması, temizlemesi gerekir. Özellikle değişik sapık ideolojilerin her tarafı kuşattığı günümüzde kalbimizi bu sapık ideolojilerin ve fikri saplantıların kirlerinden temizlemeden gerçek anlamda bir yükseliş gerçekleştirmemiz mümkün değildir.

O halde hayatımızda bir miraç yolculuğuna başlamak istiyorsak önce göğsümüzü yarıp kalbimizi çıkarmalı ve onu iman ve hikmet nurlarıyla yıkamalıyız. Ama iş bununla bitmiyor. Çünkü yolculuk bundan sonra başlıyor. Mü'min İslâm'ın güzelliklerinden birini hayatına geçirdiğinde bu kutlu mirac yolculuğunda bir adım atmış, bir derece yükselmiş olur. Bu yolculukta "iki günü birbirine eşit olan zarardadır" ilkesine göre hareket ederek sürekli yücelmek, sürekli ilerlemek gerekiyor.

Allah Resulü (s.a.s.) bir hadisi şerifinde: "Namaz mü'minin miracıdır" diye buyuruyor. Ancak namazın gerçekten bir mirac olabilmesi için mü'minin adeta Allah'ı görüyormuşçasına O'na ibadet etmesi gerekir. Nitekim Resulullah (s.a.s.) bu hususa da bir başka hadisi şerifinde şöyle işaret ediyor:

أنْ تَعْبُدَ اللّهَ كَأنّكَ تَراَهُ، فإن لمْ تَكُنْ تَراهُ فإنّهُ يَراكَ

"İhsân, Allah'a adeta O'nu görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen her ne kadar O'nu görmüyorsan da O seni görüyor." İşte bu ruh ve hisle kılınan namaz gerçekten mü'min için bir mirac olur. O zaman mü'min günde beş kere miraca yani Allah'ın katına yükselme mutluluğuna erişir. Günde beş kere miraca yükselebilen mü'minden de iyilikten başka bir şey beklenmez.

Kendi hayatlarında mirac gerçekleştirebilenler, isra ve mirac ruhunu bir hayat şuuru edinebilenler "iman kardeşliği"nin getirdiği sorumluluğun da farkındadırlar. Çünkü onlar hayatlarındaki mirac yolculuğu esnasında Allah Resulü (s.a.s.)'in:

مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى

 "Mü'minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine acımadaki örnekleri adeta bir beden örneğidir. Onun bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona katılır" meâlindeki hadisi şerifinde ortaya konan prensibi de gönüllerine nakşetmişlerdir.

İsra ve mirac ruhuyla yücelebilenlerin isra ve mirac topraklarına karşı sorumluluklarını da unutmamaları gerekir. Bugün isra ve mirac toprakları, Allah Resulü (s.a.s.)'in miracına şahitlik eden kutsal Mescidi Aksa siyonist zalimlerin işgali altındayken gönlüne mirac şuurunu yerleştirebilenlerin kendilerini rahat hissetmeleri mümkün değildir.

Değerli Kardeşlerim

Miraç sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığa. Çünkü Peygamberimiz insanlık adına Âlemlerin Rabbi ile buluştu. O Allah'ın huzurunda iken bizim elçimizdi, miraçtan döndüğünde de içimizde Allah'ın elçisiydi. Bizi Allah'ın huzurunda temsil etti, bizim yanımızda ise Allah'ın elçiliği görevini yaptı.

Bediüzzaman, miracı dört önemli kategoriye ayırır. Bunlar sırasıyla Miracın Hakikati, miracın Gerekliliği, miracın Hikmeti ve Miracın Fayda ve Getirileridir.

Miracın semere ve faydaları sayılamayacak kadar çoktur. Öncelikle,

Rasulüllah miraçta bütün iman hakikatlerini yani; melekleri, cenneti, cehennemi, ahireti, Allah’ı baş gözüyle görmüştür. İşte bununla insanlığa öyle bir hazine ve öyle değerli bir hediye getirmiştir ki, bu adeta kainatı bir anda canlandırmış ve ayağa kaldırmıştır. Kainatı bulunduğu perişan ve karmakarışık durumdan Allah’ın, milyonlarca mucize sanatlarla dokuduğu bir nakış haline getirmiş, böylece insanların dikkatini kainata çekerek, Kendi gördüğü gibi, varlıklarda tecelli eden isim ve sıfatlarıyla Allah’ı tüm insanlara da göstermiştir. Bu da insanlara büyük bir değer kazandırmıştır. Onlara, ne kainatın, ne de kendilerinin boşu boşuna olmadığını bilakis kainatın Allah’ın, insanların okuması için yazdığı bir mektup olduğunu göstererek insanları Allah’ın değerli dost ve muhatapları haline getirmiştir. Bu ise insanları ahsen-i takvim suretine çıkaran çok önemli bir durumdur. Allah, katına insanlardan bir elçi çıkarıp, ona ayetlerini göstererek gerçekten insanın bütün varlıklar içerisinde en üstün ve en değerli varlık olduğunu ispat edip, her insanın kendisiyle konuşabileceğini ve katına yükselebileceğini bütün insanlara göstermiş ve yollarını da öğretmiştir. Mesela, Hz. Peygamber buyurur ki;

  “Allah ile konuşmak isteyen Kuran okusun.”

İkinci olarak,şuursal yükselişimizi gerçekleştirdiğimiz namaz ibâdetini (Salâtı İkâmeyi) bizlere kazandırmıştır.

Peygamberimiz miraçtan Kâinatın Sahibi'nin, Alemlerin Rabbi'nin razı olacağı ve seveceği şeylerin neler olduğu müjdesini getirdi. İnsan saygı duyduğu, iyiliğini gördüğü bir büyüğüyle görüşmek ister, onu sevgisini kazanma yollarını arar, der ki: "Keşke yolunu bulsam, doğrudan o zatla görüşsem de, benden ne istiyor anlasam, onun hoşuna giden şeyleri bilsem." Bunun gibi bir insan da, "Ne yaparsam Allah beni sever, nasıl hareket edersen Allah'ın hoşnutluğunu kazanırım?" diye Rabbi'nin razı olacağı şeyleri merak eder. İşte Peygamberimiz, miraç dönüşü Allah'ın nelerden razı olacağı haberi getirdi. Allah ile nasıl buluşacağımızı, nasıl görüşeceğimizin yollarını anlattı. Yüce Yaratıcı ile beraber olmanın en güzel yolu, O'nun razı olacağı en tatlı vesile Resûlullah’ın gözümün nuru ve müminlerin miracı olarak tanıttığı beş vakit namazda huzura çıkmaktır.

Üçüncü olarak sonsuz mutluluğun hazinesini görüp,anahtarını alıp getirmiş,cin ve insanlara hediye etmiştir. Yani

“ümmet-i Muhammedin, şirk haricindeki bütün günahlarının bağışlanıp cennetle müjdelenmesidir. Hz. Peygamber, Allah-u Teala’dan sonsuz saadetin anahtarını alıp, insanlara ve cinlere hediye etmiştir. İşte insanların ve cinlerin, geçici olan dünyada, her an ölen ve yok olan varlıkların ürpertici yok oluşlarıyla sızlanan ruhlarına cennet müjdesi gerçekten ne kadar huzur ve mutluluk vericidir. Hakkında ölüm kararı verilmiş olan bir adam tam idam edileceği anda affedilip, ona gözünün önünde çok lüks bir köşk verilse, o insanın ne derece mutlu olacağını düşünün.

İşte cennet müjdesi de insanlar ve cinler için dünyadan ve ahiretten tam ümitlerini kestikleri anda Rasulüllah tarafından; ümmete Allah’ın bir va’di olarak getirilmiştir.

Dördüncüsü,

Peygamberimiz bize Allah'ın nur cemalini görme hediyesini getirdi. Kendisi Rabbinin cemalini gördüğü gibi, Cennette de mü'minlerin göreceği müjdesini verdi. Bir insan çok sevdiği birisini görmek için, onun yolunda her şeyini feda eder, gerektiğinde canını bile göze alır. İşte, gördüğümüz ve göremediğimiz bütün güzeller ve güzellikler O'nun eseri, bütün nimetler O'ndan geliyor, hayat ve hayatla gelen ne kadar güzel şey varsa hepsi O'nun güzelliğinden kaynaklanıyor. Bütün aşklar, sevgiler, muhabbetler ve saadetler O'nun katından bize ulaşıyor. Bunun içindir ki, Allah'ın cemalini görmek Cennetin bütün nimetlerini gölgede bırakıyor.

Beşincisi,insanın(İnsanı Kamil olarak da düşünebiliriz) kâinatın kıymetli bir meyvesi ve Kâinatın sanatkârının seçkin ve gözde bir sevgilisi olduğu anlaşılmıştır.Mîracın meyvelerinden olan iman hakikatleriyle tüm birimlerin kardeş ve dost olduğu ve her an her şeyin, kendisini meydana getiren isimlerin mânâlarını ortaya koyarak kulluğunu yerine getirmekte olduğu gerçeği tebârüz etmiştir.

İnsan aciz, zayıf ve muhtaç bir varlık iken, Allah ile yakınlık kurunca öyle bir makama ulaştı ki, bütün kainat üstünde bir mertebe kazandı. Nasıl ki rütbesiz düz bir ere, "Sen paşa oldun" dense dünya çapında bir sevince ulaşır. Bunun gibi, sürekli ayrılık acısı çeken, yok olma korkusuyla endişeler içinde kıvranan bir insana da, "Sen öldükten sonra yok olmayacaksın, ebedi bir Cennete gideceksin. Hayalinin hızında, ruhunun genişliğinde, kalbinden geçen her şey önüne gelecek, o âlemde Rabbinin cemalini göreceksin" müjdesinin verilmesi her şeyin üstünde bir rütbe kazandırır.      

Ayrıca Mirac ile ümmete Bakara suresinin son iki ayeti hediye edilerek, imanın hükümleri belirlenmiş ve kimseye gücünün üstünde bir mükellefiyet verilmeyeceği müjdelenmiştir.

 Evet Mirac ile ümmet-i Muhammed’e bu ve bunlar gibi daha binlerce ve milyonlarca hediyeler verilmiştir. Her mümin bunları bilip, bunlar için Allah’a şükretmelidir.

 

 

 

 

 

 


 

[1] İsra 1

[2] Mustafa İslamoğlu

Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Günün Hadisi
Dil Seçeneği
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız Hatim
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları Hatim
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü Hatim
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler