Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (İsrâ 89)
Günün Ayeti
";
Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk Ve Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
İnsan

Ruh ve bedenden meydana gelen Allah'ın yeryüzündeki halifesi. Âdem, beşer. Canlılar arasında en üstün olanı.

Kur'an-ı Kerîm ve Hadis-i şeriflerde insan kelimesi "ins, nas" ve "İbn Âdem" gibi ifâdelerde kullanılmıştır. 

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلئِكَةِ اِنّى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَليفَةً قَالُوا اَتَجْعَلُ فيهَا مَنْ يُفْسِدُ فيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ اِنّى اَعْلَمُ مَالَا تَعْلَمُونَ

Bakara / 30. Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.

وَهُوَ الَّذى جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فى مَا اتيكُمْ اِنَّ رَبَّكَ سَريعُ الْعِقَابِ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحيمٌ   

"Ve O, (o Hâlik-ı Zîşan)dır ki, sizi yeryüzünde halife kıldı. Ve verdiği şeylerde sizi imtihana tâbi tutmak için bazınızı bazınızın üzerine derecelerce yükseltti. Şüphe yok ki, senin Rabbin cezası çabuk olandır. Ve muhakkak ki, O gafûrdur, rahîmdir." (el-En’am, 6\165

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنى ادَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ  مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلى كَثيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضيلًا

İsra / 70. Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فى اَحْسَنِ تَقْويمٍ () ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِلينَ

Tin / 4-5.Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

Ahzab / 72. Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

لَوْ اَنْزَلْنَا هذَا الْقُرْانَ عَلى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

Haşr / 21. Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَلِيُوَفِّيَهُمْ اَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ

Ahkaf / 19. Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah, onlara yaptıklarının karşılığını verir, asla kendilerine haksızlık yapılmaz.

İnsanlar arasındaki ilişkiler ve toplum hayatının düzene konulmasında tek etken dindir. Değişik inanç, sahibi toplumlar tevhit çizgisini koruma görevi verilen peygamberlerin tebliğ ettiği İslâm'la aralarında geçen mücadeleler olarak tarif edilebilecek insanlık tarihi tevhid ve şirkin tarihi şeklinde de tanımlanabilir. Yani insanlar ya kâfirdir ya da mümin. Ayın zamanda bu, cemiyetler ve milletler için de söz konusu olup; cemiyeti oluşturan insanların meydana getirdiği sistemler ya İslâm akidesi üzeredirler ya da değildir. Kâfirler tek millet olduğu gibi müslümanlar da tek millettir. Ancak İslâm milletini oluşturan insanlar arasında üstünlük ancak takvada söz konusudur. Yoksa insanların makam mevki ve para derecesinden üstünlüğü gerçek üstünlük değildir.

اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّهِ اَتْقيكُمْ اِنَّ اللّهَ عَليمٌ خَبيرٌ

"...Şüphesiz ki Allah'ın katında sizin en şerefliniz en takvalı olanınızdır. Muhakkak ki Allah (soy, nesep ve mevkiinizi) çok iyi bilendir..." (el-Hucurat, 49/13)

Irkçılık Yapmamalıdır

Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "İnsanlar Adem'in oğullarıdır, Adem'i de Allah, topraktan yaratmıştır.Tirmizî, Menakıb, 73; Ebu Davud, Edeb, 111., "Ey insanlar! İyi biliniz ki Rabbiniz birdir; babanız birdir. Arab'ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arab'a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza Allah'a bağlılık dışında hiçbir üstünlüğü yoktur" Ahmed b.Hanbel, Müsned, V, 411.,

Yani Allah katında çalışkan tembelden, iyi kötüden, cömert cimriden, edepli edepsizden, Allan'tan korkan korkmayandan, bilgili bilgisizden üstündü. Peygamberimizin hadisine göre: "Yüce Allah, insanların şekillerine ve mallarına değil, kalplerine ve davranışlarına" bakıyordu Müslim, Birr,'34.,

Öyle ise zengin-yoksul, siyah-beyaz, asil-köylü ayırımı yapılamazdı. Bunlar peşin olarak üstünlük ya da gerilik sebebi sayılamazdı.

Bir defasında her nasılsa Ebu Zerr-i Gıfarî hazretleri, Bilal-i Habeşî hazretlerine: "Kara kadının oğlu!" diye hakaret etmişti. Bu söz peygamberimize ulaşınca, Ebu Zerr'i: "Ey Ebu Zer! Sen onu anasından dolayı ayıplıyorsun öyle mi? Demek ki sen, içinde hala cahiliye ahlakı kalmış bir kişi imişsin!" diye azarladı. Ebu Zer (r.a) söylediği o sözden o kadar pişman oldu ki, yanağını yere koyarak: "Bilal yanağıma ayağıyla basmadıkça, başımı yerden kaldırmayacağım!" diyerek özür diledi. Hz. Bilal bunu yapmadan da özrünü kabul edeceğini söylemişse de Ebu Zerr'in ısrarı karşısında yanağına basmak zorunda kaldı. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarîh Tercemesi, 1, 43.,

Hz.Osman'ın halifeliği sırasında bir sahabî, yine Ebu Zerr hazretlerini Rebeze'de görmüştü. Burası Medine'ye yakın bir köydü. Ebu Zerr'in ve hizmetçisinin üstünde aynı kumaştan birer gömlek vardı. Ona: İkisini birleştirip de kendine elbise yapsaydın ya!" deyince Hz.Ebu Zer, Peygamberimizden işittiği şu hadisi nakletti: "Hizmetçileriniz, Allah'ın, iradenize emanet ettiği kardeşlerinizdir. Kimin yanında hizmetçi bulunursa kardeşine yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara zahmetli bir iş yüklemeyiniz. Şayet yüklerseniz, kendilerine yardım ediniz. Buhari, İman, 22; ltk, 15

Hz.Peygamber, azad ederek hürriyetine kavuşturduğu Zeyd b. Harise'yi ve bu zatın oğlu Üsame'yi ordu kumandanlığına getirmişti. Siyah derili bir zat olan Bilal-i Habeşî'yi de camiinin müezzinliğine getirmiş, aynı zamanda önemli memuriyetlerde vazifelendirmişti.

Bir de Ümmü Eymen vardır. Bu kadın, "cariye-hizmetçi" statüsünde olup hürriyetine kavuşturulmuştur. Peygamberimizin dadısı olarak da bilinen bu kadına Sevgili Peygamberimiz: "Anneciğim, anneciğim!" diye hitab ediyordu. Köle ve hizmetçilerin değersiz sayıldığı bir zamanda, Peygamberimizin Ümmü Eymen'e "Anneciğim" demesi köklü bir düşünce değişikliğini müjdeliyordu. Bu düşüncenin esasını da: "Ne olursa olsun insanı insan olarak sevip saymak" oluşturuyordu.

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍ نَبْتَليهِ فَجَعَلْنَاهُ سَميعًا بَصيرًا

İnsan / 2. Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ

"Andolsun ki, biz insanı (Âdem'i) kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan yarattık" (el-Hicr, 15/26);

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طينٍ () ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فى قَرَارٍ مَكينٍ () ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ اَنْشَاْنَاهُ خَلْقًا اخَرَ فَتَبَارَكَ اللّهُ اَحْسَنُ الْخَالِقينَ ()

''Andolsun ki biz insanı (Âdem 'i) süzülmüş bir çamur (ve hülâsasın) dan yarattık. Sonra onu (yani Âdem'in evlatlarını) bir nutfe kılıp, sağlam bir karargahta (rahimde) yerleştirdik. Sonra o nutfeyi uyuşmuş kan olarak yarattık. Arkasından o kanı bir parça et olarak yarattık ve o eti kemik (üzerin)e et giydirdik. Sonra onu (rahimde) başka bu hilkat olarak inşa ed(ip ruh üfle)dik. (Bütün hüküm ve kudretinde) yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne güzel ve ne yücedir'' (el-Müminîn, 23/12-16).

İnsan, akıl, ilim ve iradeyle beden ve ruhtan ibaret olan bir varlık olduğu için bu yaratılışın bir gayesi olması dâ doğaldır. İnsan bedenî olarak maddî tarafını, rûhî yönüyle de maneviyatını eşit tutacak bir yaşantı içerisinde hayatını sürdürmek zorundadır.

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Zariyat / 56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

İnsanın Zaafları Vardır

اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا (19) اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا (20) وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا (21) اِلَّا الْمُصَلّينَ (22) اَلَّذينَ هُمْ عَلى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ (23)

Mearic 70/19-23 

فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَليهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّى اَكْرَمَنِ (15) وَاَمَّا اِذَا مَا ابْتَليهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّى اَهَانَنِ (16)

Fecr 89/15-16

وَاِذَا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديهِمْ اِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ

Rum 30/36

يُريدُ اللّهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَعيفًا (28)

Nisa 4/27-28

خُلِقَ اْلاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَاُريكُمْ ايَاتى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ (37)

Enbiya 21/37

وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولًا (11)

İsra 17/11

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فى هذَا الْقُرْانِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَىْءٍ جَدَلًا (54)

Kehf 18/54

قُلْ لَوْ اَنْتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَائِنَ رَحْمَةِ رَبّى اِذًا لَاَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ  الْاِنْفَاقِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ قَتُورًا (100)

İsra 17/100

وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِى الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّا اِيَّاهُ فَلَمَّا نَجّيكُمْ اِلَى الْبَرِّ اَعْرَضْتُمْ وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُورًا (67) اَفَاَمِنْتُمْ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ الْبَرِّ اَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ  حَاصِبًا ثُمَّ لَا تَجِدُوا لَكُمْ وَكيلًا (68)

İsra 17/67-68

İnsanlara Karşı Tavrımız

* Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:     "Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak:     "Ey ademoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin!" Kul diyecek:    "Ey Rabbim, Sen Rabbülâlemin iken ben seni nasıl ziyaret ederim?" Rab Teâla diyecek:     "Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu etseydin, yanında beni bulacaktın!"     Rab Teâla diyecek:     "Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın?" Kul diyecek:     "Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki alemlerin Rabbisin?" Rab Teâla diyecek:     "Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin ben onu yanımda bulacaktım." Rab Teâla diyecek:     "Ey Ademoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!" Kul diyecek:     "Ey Rabbim, ben sana nasıl su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!" Rab Teâla diyecek:     "Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın, bunu benim yanımda bulacaktın!" 

 

İnsan Muhteremdir;

Bir İnsan Öldüren Bütün İnsanlığı Öldürmüş Gibi Olur:

مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَميعًا وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَا اَحْيَا النَّاسَ جَميعًا

“..her kim bir şahsı, bir şahıs mukabilinde veya yerdeki bir fesattan dolayı olmaksızın öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur ve her kim de bir şahsın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanları ihya etmiş gibi olur.” (el-Maide, 5\32)

Merhamete ve Merhamet Etmeye Layıktır;

عن جرير رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: قالَ رسولُ اللّه: لاَ يَرْحَمُ اللّهُ مَنْ لاَ يَرْحَمُ النَّاسَ

    Hz. Cerîr (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki: "Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz." [Buhârî, Tevhîd 2, Edeb 27; Müslim, Fedâil 66, (2319); Tirmizî, Birr 16, (1923).]

لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

"Sizden biriniz nefsi için sevdiğini mü'min kardeşi için de sevmedikçe gerçek mü'min olamaz." (Buhari, İman, 12)

لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَوَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ

"Allah'a yemin ederim ki; sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olamazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey öğreteyim mi? Aranızda selamı yayınız." (Müslim, İman,  81) 

Şüphesiz hoşgörü, müsamaha ve yüksek ahlâk örnekleri İslâm Peygamberi’nin de hayatını süslemektedir. Bu gerçeğin çarpıcı örneklerinden birisi olarak Mescid-i Nebevî’ye gelen bir bedevînin, Mescid’in bir köşesine bevletmesi hâdisesi karşısındaki O’nun üstün ahlâk ve hoşgörülü tavrını göstermek mümkündür. İşaret edilen hâdise karşısında bağrışan ve bedeviye ilişmeye kalkışan sahabe-i kirama karşı: "Onu bırakın, sonra bevlinin üzerine bir kova su dökün. Zira siz güçlük değil, kolaylık göstermekle görevlisiniz." buyurarak, hiçbir tatsızlığa ve kırgınlığa meydan vermeden olayı çözüme kavuşturmuştur.

Kendisine ve yakınlarına karşı işlenmek istenen alçakça cinayetlerin faillerini affettiğine dair sahih haberler vardır. Meselâ, Bedir Savaşı’ndan sonra kendisini öldürmeye gelen Kureyş elçisini; Hayber’de kendisini zehirlemek isteyen bir Yahudi kadını ve Hicret esnasında, hamile olan büyük kızı Zeyneb’i; şiddetli bir şekilde iterek çocuğunu düşürmesine sebep olan bir başkasını affetmiştir. Masumiyeti Kur’ân’la tescillenen zevcesi Hz. Aişe hakkında iftirada bulunanları da bağışladığı bilinmektedir.

Yine O: "hoşgörü ile davrananın hoşgörü ile mukabele göreceğini" (İbn Hanbel, I, 248); "Dünyada Allah'ın kullarına hoşgörülü davrananlara Allah'ın kıyamette görevli meleklerine hoşgörülü davranmalarını emredeceğini" (İbn Hanbel, I, 5) haber vermektedir.

Yaradılanı Hoşgör Yaradandan Ötürü (her şeye):

            Hoşgörü, bir insanın güzel/müsbet yanlarını öne çıkarmak ve ondan hareketle o insanda güzelliğin ve iyiliğin hakim olmasını sağlama yöntemidir

“Elif okuduk ötürü / Pazar eyledik götürü

             Yaratılanı hoş gördük / Yaratan’dan ötürü”  (Yunus Emre).

Anne-babaya iyilik

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فى عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ لى وَلِوَالِدَيْكَ اِلَىَّ الْمَصيرُ

“Ve biz insana, anne babasına karşı iyi davranmasını emrettik.”

رَغِمَ أنفُهُ رغمَ أنفُهُ رغمَ أنفُهُ، قيلَ مَنْ يَا رَسُولُ اللّهِ ؟ قال: مَنْ أدركَ والدِيهِ عندَ الكِبرِ أو أحَدَهُمَا ثمّ لم يدخلْ الجنّةَ

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: "Hz. Peygamber (sav) bir gün: "Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün,

burnu sürtülsün" dedi. "Kimin burnu sürtülsün ey Allah'ın Resulü?" diye sorulunca şu açıklamada bulundu: "Ebeveyninden her ikisinin veya sadece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin." [Müslim, Birr: 9, (251)]

Anne ve babanın ölümünden sonra bile Kişinin Yapacağı En Üstün İyiliklerden Biri ni Resûlullah (sav)şöyle dile getiriyor.

إنَّ من أبرِّ البرِّ أنْ يَصلَ الرجلُ أهلَ ودِّ أبيهِ بعدَ أن يولَى

 "Kişinin yapacağı en üstüniyiliklerden biri, ölümünden sonra babasının dostlarına ziyarette bulunmasıdır." [Müslim, Birr: 11-13]

Ailede iyi geçim ve  ve hoş muamele konularında ise

خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ ‘هْلَهِ. وَأنَا خَيْرُكُمْ ‘هْلِي

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olandır. Ben aileme karşı hepinizden daha hayırlıyım. 

Yetim Çocuklara İyilik Yapmak konusuna

أنَا وكافلُ اليَتيمِ في الجنّةِ هكَذَا، وأشارَ بالسَّبَابَةِ والوُسطَى، وفرَّجَ بينَهُمَا

Sehl İbn Sa'd (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sav) buyurdu ki: "Ben ve yetime bakan kimse cennette

şöyleyiz" Orta parmağı ile başparmağını yan yana getirip aralarını açıp kapayarak işaret etti."[Tirmizî, Birr: 14]

 

إنِّى أُحَرِّجُ حَقَّ الضَّعِيفَيْنِ: اَلْيَتِيمِ وَالْمَرْأةِ

"Allahım! Ben şu iki zayıfın hakkının çiğnenmesinden cidden sakındırırım: Yetim ve kadın."

Müslümanı Kötülükleriyle Anmak

Gıybet, su-i zan yasaklanmıştır.

Allah resulü kişinin  öldüğü zaman arkasından konuşmayı da men etmiştir.

وإذا مَاتَ صاحِبُكُمْ فدَعُوهُ

Arkadaşınız öldüğü zaman (kusurlarını zikretmeyi) terkedin [Tirmizî, Menâkıb: 85]

                                                                          Bilal GÜNDÜZ

                                                                              Vaiz

Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler