Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'nun korkusuyla titrerler. (Enbiya28)
Günün Ayeti
";
Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk Ve Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Allah'a İman

 

Allah İnancı             Vaaz Resimleri: w.jpg

Kâinatı yaratan, idare eden, kendisine ibadet edilen tek ve en yüce varlık olan Allah'a iman, iman esaslarının birincisi ve temelidir. Bütün ilâhî dinlerde Allah'ın varlığı ve birliği (tevhid) en önemli inanç esası olmuştur. Çünkü bütün inanç esasları Allah'a imana ve O'nun birliği esasına dayanmaktadır.

"Allah" kelimesinin, kendisine ibadet edilen yüce varlığın özel ismi olduğunu kabul eden bütün İslâm âlimleri konu ile ilgili açıklamaları sırasında O'nu şöyle tanımlamışlardır: "Allah, varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere lâyık bulunan yüce varlığın adıdır". Tanımdaki "varlığı zorunlu olan" kaydı, Allah'ın yokluğunun düşünülemeyeceğini, var olmak için başka bir varlığın O'nu var etmesine ve desteğine muhtaç olmadığını, dolayısıyla O'nun, evrenin yaratıcısı ve yöneticisi olduğunu ifade etmektedir. "Bütün övgülere lâyık bulunan" kaydı ise, yetkinlik ve aşkınlık ifade eden isim ve sıfatlarla nitelendiğini anlatmaktadır. Allah kelimesi, İslâmî metinlerde, gerçek mâbudun (ibadet edilen varlığın) ve tek yaratıcının özel ismi olarak kullanılagelmiştir. Bu sebeple O'ndan başka bir varlığa ad olarak verilmemiş, gerek Arapça'da, gerekse bu lafzı kullanan diğer müslüman milletlerin dillerinde herhangi bir çoğul şekli de oluşmamıştır.

Allah'a iman, Allah'ın var ve bir olduğuna, bütün üstünlük sıfatlarıyla nitelenmiş ve noksan sıfatlardan uzak ve yüce bulunduğuna inanmaktır. Bir başka deyişle Allah hakkında vâcip (zorunlu, gerekli), câiz ve imkânsız sıfatları bilip öylece kabul etmektir.

Her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir Allah'a inanmak, ergenlik çağına gelmiş ve akıllı her insanın ilk ve aslî sorumluluğudur. İlâhî dinlerin kesintiye uğradığı dönemlerde yaşamış olan veya hiçbir dinden haberi olmayan kimseler de bir Allah inancına sahip olmakla yükümlüdürler. Çünkü insan yaratılıştan getirdiği mutlak ve üstün güce inanma duygusu ile evrendeki akıllara durgunluk veren düzeni gördükten sonra bu düzeni sağlayan bir ve eşsiz yaratıcının varlığı inancına kolaylıkla ulaşır.

اَفِى اللهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ

 "...Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi vardır?..." (İbrâhim 14/10) âyeti bu gerçeği dile getirmektedir.

Allah'ın Varlığı ve Birliği

Allah inancı insanda fıtrî (yaratılıştan) olduğu için, normal şartlarda çevreden olumsuz bir şekilde etkilenmemiş bir kişinin Allah'ın varlığını ve birliğini kabullenmesi gerekir. Bu sebeple Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Teâlâ'dan bahseden âyetlerin çoğu, O'nun sıfatlarını konu edinmiştir. Bu âyetlerde özellikle tevhid inancı üzerinde durularak Allah'ın ortağı ve benzeri olmadığı ısrarla vurgulanmıştır. Allah'ın var oluşu konusu, Kur'an'da insan için bilinmesi tabii, zorunlu ve apaçık bir gerçek olarak kabul edilmiştir. Selim yaratılışı bozulmamış insanın normal olarak yaratanını tanıyacağı belirtilmiştir.

Ancak her toplumda çeşitli sebeplerle inanmayanlar veya şüphede olanlar bulunabilecektir. İşte böyleleri için Allah'ın varlığının ispat edilmesi önem arz etmektedir. Bu da öncelikle Allah'ın varlığının ve birliğinin delillerinin öğrenilmesi ile mümkün olur.

İslâm akaidine göre Allah birdir ve tektir. Bu bir oluş, sayı yönüyle bir "bir"lik değildir. Çünkü sayı bölünebilir ve katlanabilir. Allah böyle olmaktan yücedir. O'nun bir oluşu, zâtında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde, rab oluşunda ve hâkimiyetinde eşi ve benzeri olmayışı yönündendir. İhlâs sûresinde

قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ -, اَللهُ الصَّمَدُ -, لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ -, وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ -,

 Allah'ın bir olduğu, hiçbir şeye muhtaç olmadığı, doğurmadığı ve doğurulmadığı, O'nun hiçbir denginin bulunmadığı ifade edilirken, Kâfirûn sûresinde de

وَلآ اَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدتُّمْ

İbadetin ancak Allah'a yapılacağı, Hz. Peygamber'in, kâfirlerin taptıklarına önceden tapmadığı gibi, sonra da tapmayacağı ısrarla vurgulanmaktadır.

 Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok sûresinde Allah'ın birliğini, eşi ve benzerinin bulunmadığını vurgulayan pek çok âyet vardır:

مَا اتَّخَذَ اللهُ مِنْ وَلَدٍ وَماَ كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلَهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلَهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلاَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللهِ عَمَّا يَصِفُونَ

 "Allah evlât edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir Tanrı da yoktur. Aksi takdirde her Tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve onlardan biri mutlaka diğerine üstünlük sağlardı. Allah onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir" (el­Mü'minûn 23/91),

لَوْ كَانَ فِيهِمَا اَلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

"Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka tanrılar bulunsaydı yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti..." (el-Enbiyâ 21/22). Evrendeki düzen Allah'ın birliğinin en açık delilidir.

Mekke'de nâzil olan Kur'an âyetlerinin birçoğu doğrudan tevhidi telkin etmekte, bir kısmı da şirki reddetmektedir. Allah'ı yegâne ilâh, Rab ve otorite olarak tanımak, birliğini ikrar etmek, her çeşit ortaktan uzak olduğuna inanmakla gerçekleşen tevhid, İslâm dininin en önemli özelliğidir. İslâm, bu özelliğiyle hem Câhiliye putperestliğinden, hem Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlerin sonradan bozulmaya uğramış şekillerinden, hem de Mecûsîlik'ten ayrılır.

Allah'ın Varlığının Delilleri

Bir kısım İslâm bilginine göre insandaki Allah inancı, zorunlu ve yaratılıştan olduğu için Allah'ın varlığına dair dışarıdan deliller aramaya, mantıkî ve aklî deliller sunmaya ihtiyaç yoktur. Yaratılışı bozulmamış, aklı karışmamış her insan Allah'ın var ve bir olduğunu bulur ve anlar. Bu yoldaki deliller sadece insanı uyarmak, içindeki zorunlu bilgiyi ve şuuru geliştirmek içindir. Mıknatıs ile demir birbirine yaklaşınca mıknatıs demiri çeker. Çünkü bu onun tabiatında gizlenmiştir. Bu özelliği bozulmadıkça da yaratılışının gereği gerçekleşecektir. İşte insan da böyledir. O, sadece iç ve dış dünyada Allah'ın varlığını ispat eden şeylere bakarak Allah'ın varlığını bunlardan anlayabilecek özellikte yaratılmıştır. Ayrıca insanın kendi yaratılışı da bizzat Allah'ın varlığının açık bir delilidir.

İslâm bilginlerinin çoğuna göre insan, öz benliğinde ve dış dünyada Allah'ın varlığını gösteren birtakım deliller üzerinde durup düşünerek Allah'ın varlığına ulaşmak durumundadır.

لاَ تُدْرِكُهُ اْلاَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ اْلاَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

"O'nu gözler idrak edemez. Fakat O, gözleri idrak eder" (el-En‘âm 6/103) âyeti, Allah'ın duyularla doğrudan doğruya idrak edilemeyeceğini bildirir. Fakat duyular, Allah'ı tanıyacak olan akla, gönüle ve kalbe malzeme temin ederler. Bu malzeme de yaratılmış olan her şeydir, evrenin âhenk ve düzenidir. Bunlar Allah'ın varlığını gösteren belirtiler, izler ve delillerdir. İnsan, aklı ile bu belirti, iz ve delillerden hareketle yaratıcıyı bulmaya çalışır. Bu bir âyette şöyle dile getirilir:

سَنُرِيهِمْ اَياَتِنَا فِى اْلاَفَاقِ وَفِى اَنْفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ

 "İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki, onun gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun..." (Fussılet 41/53)

Allah'ın varlığına delâlet eden ve insanı bu konuda düşünmeye ve iman etmeye çağıran Kur'an âyetlerini ve hadisleri dikkatlice inceleyip hem de dış dünyayı ve insanın yaratılışını gözlemleyen âlimler,

 Allah'ın varlığını ispatlamak için insanın fıtraten Allah inancına sahip oluşu (fıtrat delili),

Âlemin ve âlemdeki varlıkların sonradan yaratılmış olup bir yaratıcıya muhtaç olduğu (hudûs delili),

 Mümkin bir varlık olan âlemin var olması için bir sebebe ihtiyaç olduğu (imkân delili),

Tabiatın büyük bir âhenge ve şaşmaz bir düzene sahip olup bunun bir yaratıcının eseri olmasının gerektiği (nizam delili) gibi bazı deliller ortaya koymuşlardır.

Allah'ın İsimleri

Müminin Allah'ı tanıması amacıyla ilâhî zâtı nitelendiren kavramlara isim veya sıfat denilir.

Hay (diri), alîm (bilen), hâlik (yaratan) gibi dil açısından sıfat kalıbında olan kelimeler isim kabul edilirken, bunların masdarlarını oluşturan ve Allah'ın zâtına nisbet edilen kavramlar sıfat olarak değerlendirilir.

1. "Allah" Özel İsmi

Kendisine ibadet edilen yüce varlığın özel ismidir. Özel isimler diğer dillere tercüme edilemezler. Hatta Arapça olan bir başka kelimenin onun yerini tutması da mümkün değildir. Bu sebeple bilginler ister Arapça olsun, ister diğer herhangi bir dilden olsun, başka bir kelimenin "Allah" isminin yerini tutamayacağı konusunda fikir birliği içindedirler. Ancak Kur'an'da, Allah kelimesinin işaret ettiği zât için ilâh, mevlâ, rab gibi isimler de kullanılmıştır. Bu sebeple Farsça'daki Hüda ve Yezdân, Türkçe'deki Tanrı ve Çalab... gibi isimler her ne kadar Allah özel isminin yerine geçmezse de ilâh, mevlâ, rab gibi âyet ve hadislerde geçen Allah'ın diğer isimlerinin yerine kullanılabilir.

2. İsm-i A‘zam

Bu tamlama, sözlükte “en büyük isim” anlamına gelmektedir. Terim olarak Allah'ın en güzel isimleri içerisinde yer alan bazı isimleri için kullanılmıştır.

Bir grup İslâm âlimi, Allah'ın isimlerinin hepsinin eşit derecede büyük ve üstün olduğunu söylemiş, birini diğerlerinden ayırmamışlardır. Bir grup ise hadisleri göz önünde bulundurarak, bazı isimlerin diğerlerinden daha büyük ve faziletli olduğu görüşünü benimsemişlerdir.

Hz. Peygamber'in bazı hadislerinde ism-i a‘zamdan bahsedilmekte, bu isimle dua edildiği zaman, duanın mutlaka kabul edileceği bildirilmektedir.

إسْمُ اللّهِ ا‘عْظَمُ الَّذِي إِذَا دُعِيَ بِهِ أجَابَ فِي سُوَرٍ ثلاَثٍ: الْبَقَرةِ وَألِ عِمْرَانَ وَطَهَ

"Allah'ın, duada şefaat kılındığı taktirde, o duayı kabul ettiği ism-i âzamı şu üç surededir: Bakara, Âl-i İmran ve Tâ-Hâ.”( İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 17/504.)

Fakat Allah'ın en büyük isminin hangisi olduğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Çünkü bu hadislerin bir kısmında Allah ismi, bir kısmında ise rahmân, rahîm (esirgeyen, bağışlayan), el-hayyü'l-kayyûm (diri ve her şeyi ayakta tutan), zü'l-celâli ve'l-ikrâm (ululuk ve ikram sahibi) isimleri Allah'ın en büyük ismi olarak belirtilmektedir.

3. Esmâ-i Hüsnâ

İsmin çoğulu olan esmâ kelimesi ile, “en güzel” anlamındaki hüsnâ kelimesinin oluşturduğu bir sıfat tamlaması olan esmâ-i hüsnâ (el-esmâü'l­hüsnâ), yüce Allah'ın bütün isimleri için kullanılan bir terimdir.

اَللهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ لَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنَى

"Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur" (Tâhâ 20/8),

هُوَ اللهُ الْخَالِقُ الْبَارِىءُ الْمُصَوِّرُ لَهُ اْلاَسْمَآءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

 "...En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir" (el-Haşr 59/24) meâlindeki âyetlerde de ifade edildiği gibi en güzel isimler Allah'a mahsustur. Çünkü bütün kemal ve yetkinliklerin sahibi O'dur. O'nun isimleri en yüce ve mutlak üstünlük ifade eden kutsal kavramlardır. Allah'ın isimlerine esmâ-i ilâhiyye de denilir.

Allah Teâlâ'nın Kur'an'da ve sahih hadislerde geçen pek çok ismi vardır. Kul bu isimleri öğrenerek Allah'ı tanır, O'nu sever ve gerçek kul olur. Kur'an'da

وَلِلَّهِ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِى اَسْمَائِهِ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

 "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin..." (el-A‘râf 7/180) buyurularak, esmâ-i hüsnâ ile dua ve niyazda bulu­nulması emredilmiştir. Esmâ-i hüsnânın birden fazla olması, işaret ettiği zâtın birden çok olmasını gerektirmez, bütün isimler o tek zâta delâlet ederler:

قُلِ ادْعُوا اللهَ اَوِ ادْعُوا الرَّحْمَنَ اَيًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنَى وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلاَ

 "De ki: İster Allah deyin, ister rahmân deyin, hangisini deseniz olur..." (el-İsrâ 17/110).

قال رسولُ اللّهِ: إنَّ للّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسماً مَنْ حَفِظَهَا دَخَلَ الجَنَّةَ، إنَّ اللّهَ وِتْرٌ يُحِبُّ الوِتْرَ

Hz. Peygamber bir hadislerinde, "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/6).

Hadislerde geçen “saymak” (ihsâ) ve “ezberlemek” (hıfz) ile maksat Allah’ı güzel isimleriyle tanımak ve O’na iman, ibadet ve itat etmektir. Allah’ın isim ve sıfatları 99 isimden ibaret değildir. Allah'ın âyet ve hadislerde geçen başka isimleri de vardır. Hadiste 99 sayısının zikredilmesi, sınırlama anlamına değil, bu isimlerin Allah'ın en meşhur isimleri olması sebebiyledir. Tirmizî ve İbn Mâce'nin rivayet ettikleri bir hadiste bu doksan dokuz isim tek tek sayılmıştır.

1- Allah(C.C.): "Eşi benzeri olmayan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh tek ilah, Her biri sonsuz bir hazine olan bütün isimlerini kuşatan özel ismi. İsimlerin sultanı."

2- Er-Rahmân: "Dünyada bütün mahlükata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden."

3- Er-Rahîm: "Ahirette, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunan."

4- El-Melik: "Mülkün, kainatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan."

5- El-Kuddûs: "Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdıse layık olan."

6- Es-Selâm: "Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran."

7- El-Mü'min: "Güven veren, emin kılan, koruyan."

8- El-Müheymin: "Her şeyi görüp gözeten."

9- El-Azîz: "İzzet sahibi, her şeye galip olan."

10- El-Cebbâr: "Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran."

11- El-Mütekebbir: "Büyüklükte eşi, benzeri olmayan."

12- El-Hâlık: "Yaratan, yoktan var eden."

13- El-Bâri: "Her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan."

14- El-Musavvir: ''Varlıklara şekil veren."

15- El-Gaffâr: "Günahları örten ve çok mağfiret eden."

16- El-Kahhâr: "Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim olan."

17- El-Vehhâb: "Karşılıksız hibeler veren, çok fazla ihsan eden."

18- Er-Rezzâk: "Bütün mahlükatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan."

19- El-Fettâh: "Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran. "

 20- El-Alîm: "Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi en ince detaylarına kadar bilen."

21- El-Kâbıd: "Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan."

22- El-Bâsıt: "Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten."

23- El-Hâfıd: "Dereceleri alçaltan"

24- Er-Râfi: "Şeref verip yükselten."

25- El-Mu'ız: "Dilediğini aziz eden, izzet veren."

26- El-Müzil: "Dilediğini zillete düşüren."

27- Es-Semi: "Her şeyi en iyi işiten."

28- El-Basîr: "Gizli açık, her şeyi en iyi gören."

29- El-Hakem: "Mutlak hakim, hakkı batıldan ayıran. Hikmetle hükmeden."

30- El-Adl: "Mutlak adil, çok adaletli."

31- El-Latîf: "Lütuf ve ihsan sahibi olan. Bütün incelikleri bilen."

32- El-Habîr: "Olmuş olacak her şeyden haberdar."

33- El-Halîm: "Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan."

34- El-Azîm: "Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce."

35- El-Gafûr: "Affı, mağfireti bol."

36- Eş-Şekûr: "Az amele, çok sevap veren."

37- El-Aliyy: "Yüceler yücesi, çok yüce."

38- El-Kebîr: "Büyüklükte benzeri yok, pek büyük."

39- El-Hafîz: "Her şeyi koruyucu olan."

40- El-Mukît: "Her yaratılmışın rızkını, gıdasını veren, tayin eden."

41- El-Hasîb: "Kulların hesabını en iyi gören."

42- El-Celîl: "Celal ve azamet sahibi olan."

43- El-Kerîm: "Keremi, lütuf ve ihsanı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden."

44- Er-Rakîb: "Her varlığı, her işi her an görüp, gözeten, kontrolü altında tutan."

45- El-Mucîb: "Duaları, istekleri kabul eden"

46- El-Vâsi: "Rahmet, kudret ve ilmi ile her şeyi ihata eden'"

47- El-Hakîm: "Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan."

48- El-Vedûd: "Kullarını en fazla seven, sevilmeye en layık olan."

49- El-Mecîd: "Her türlü övgüye layık bulunan."

50- El-Bâis: "Ölüleri dirilten."

51- Eş-Şehîd: "Her zaman her yerde hazır ve nazır olan."

52- El-Hakk: "Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran."

53- El-Vekîl: "Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran."

54- El-Kaviyy: "Kudreti en üstün ve hiç azalmaz."

55- El-Metîn: "Kuvvet ve kudret kaynağı, pek güçlü."

56- El-Veliyy: "İnananların dostu, onları sevip yardım eden."

57- El-Hamîd: "Her türlü hamd ve senaya layık olan."

58- El-Muhsî: "Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen."

59- El-Mübdi: "Maddesiz, örneksiz yaratan."

60- El-Muîd: ''Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan."

61- El-Muhyî: "İhya eden, dirilten, can veren."

62- El-Mümît: "Her canlıya ölümü tattıran."

63- El-Hayy: "Ezeli ve ebedi hayat sahibi."

64- El-Kayyûm: 'Varlıkları diri tutan, zatı ile kaim olan."

65- El-Vâcid: "Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, istediğini, istediği vakit bulan."

66- El-Macîd: "Kadri ve şanı büyük, keremi, ihsanı bol olan."

67- El-Vâhid: "Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan."

68- Es-Samed: "Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu."

69- El-Kâdir: "Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan."

70- El-Muktedir: "Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi."

71- El-Mukaddim: "Dilediğini, öne alan, yükselten."

72- El-Muahhir: "Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan."

73- El-Evvel: "Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan."

74- El-Âhir: "Ebedi olan, varlığının sonu olmayan."

75- El-Zâhir: "Varlığı açık, aşikar olan, kesin delillerle bilinen. "

76- El-Bâtın: "Akılların idrak edemeyeceği, yüceliği gizli olan. "

77- El-Vâlî: "Bütün kainatı idare eden."

78- El-Müteâlî: "Son derece yüce olan."

79- El-Berr: "İyilik ve ihsanı bol, iyilik ve ihsan kaynağı."

80- Et-Tevvâb: "Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan."

81- El-Müntekim: "Zalimlerin cezasını veren, intikam alan."

82- El-Afüvv: "Affı çok olan, günahları affetmeyi seven."

83- Er-Raûf: "Çok merhametli, pek şefkatli."

84- Mâlik-ül Mülk: "Mülkün, her varlığın sahibi."

85- Zül-Celâli vel ikrâm: "Celal, azamet ve pek büyük ikram sahibi."

86- El-Muksit: "Her işi birbirine uygun yapan."

87- El-Câmi: "Mahşerde her mahlükatı bir araya toplayan."

88- El-Ganiyy: "Her türlü zenginlik sahibi, ihtiyacı olmayan."

89- El-Mugnî: "Müstağni kılan. ihtiyaç gideren, zengin eden."

90- El-Mâni: "Dilemediği şeye mani olan, engelleyen."

91- Ed-Dârr: "Elem, zarar verenleri yaratan."

92- En-Nâfi: "Fayda veren şeyleri yaratan."

93- En-Nûr: "Alemleri nurlandıran, dilediğine nur veren."

94- El-Hâdî: "Hidayet veren."

95- El-Bedî: "Eşi ve benzeri olmayan güzellik sahibi, eşsiz yaratan."

96- El-Bâkî: ''Varlığının sonu olmayan, ebedi olan."

97- El-Vâris: "Her şeyin asıl sahibi olan."

98- Er-Reşîd: "İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren. "

99- Es-Sabûr: "Ceza vermede acele etmeyen."


 

 

 

Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler