Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Kulluğun En Güzel Nişanesi Ahde Vefa

                                 Vaaz Resimleri: w.jpg  İNDİR

Nedir ahde vefa?

Ahd, sözlükte, fiil olarak “bir şeyi korumak, bir şeyin yerine getirilmesini emretmek, her durumda muhafaza etmek, talimat vermek, söz vermek, tavsiye etmek” anlamlarına geldiği gibi, isim olarak da, “yemin, mîsâk, emir, talimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz, vasiyet, eman, zimmet, yemin” anlamlarında kullanılır. Ahid, kayıt altına alınmış sözlü veya yazılı sözleşme demektir. Dikkate alınıp uyulması gereken sözlere ve belgelere ahid denir. Akid kelimesi de aynı mânâyı taşımaktadır. “Vefâ” ve “îfâ” ise ahdin îcâbını bütünüyle yerine getirmektir.

İki taraf arasında yapılan sözleşmelere de ahd ve ahidleşme denir. Ahitleşmenin insanlar arasında inşa edilen biçimine “muâhede” denir. Yemin, ahdin dinî yönünü, söz verme ise, ahlâkî boyutunu ihtiva eder

Sözünde durmak, verdiği sözlere bağlı kalmak, özü ve sözü doğru olmak” gibi anlamları içine alan ahde vefa veya kısaca vefa, İslâm ahlâkının en önemli prensiplerinden biridir.

Allah ile İsrâiloğulları arasında yapılan ahdin hükümlerini muhtevi olduğundan dolayı, Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd denilmiştir.

Kur’ân’da Ahit Kelimesiyle Eş Anlamlı Olarak Kullanılan Terimler

1) Mîsâk:

Bu sözcük, Kur’an’da 25 yerde geçer. Mîsâk, güvenmek ve inanmak anlamındaki “sika” kökünden türemiş bir isimdir. Terim olarak ise, “yeminle pekiştirilerek verilen söz” anlamında olup ahitten daha kuvvetlidir. Kur’an, bu kavramla, Allah’la kulları arasındaki antlaşmayı anlatır.

2) Yemîn:

Kur’an’da çokça geçen bir kavram olup, “sağ el, âzâ, bereket, güzel mevki, güç, kuvvet, kasem, ant, mîsâk, yaralayıcı” gibi oldukça zengin anlama sahiptir. Terim olarak ise, kişinin bir haberi kuvvetlendirmek veya bir işi yapıp yapmamak hususundaki azim ve iddiaya güç vermek için Allah’a ant ya da boşama ve köle azadı gibi bir şeye bağlamak suretiyle akit etmesi anlamındadır.

Ahitle yemin arasında fark vardır. Yemin bozulursa kefaret gerekir. Fakat ahitte bu yoktur. Ahdi bozmanın günahı kefaretle ortadan kalkmaz [1].

3 ) Akt:

Çeşitli türevleriyle Kur’an’da 7 yerde geçen bu kavram, “bağlamak, düğümlemek, bir şeyi diğerine sağlamca tutturmak, sağlamlaştırılmış sözleşme, ipi bağlamak, alış-verişi bitirmek, taahhütte bulunmak” gibi anlamlara gelir. Bu sözlük anlamı aynı zamanda terim anlamını da içerir. Çoğul formu “ukûd”dur.

4 ) İll ve Zimmet:

Bu terimler, iki âyette birlikte kullanılmaktadır. İll ve zimmet sözcükleri “ahd, yakınlık, yemin, antlaşma, ittifak, eman, hak, hürmet” gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise, “bir sözleşmeden ya da kan bağından doğan ve her iki tarafı birbirini koruma yükümlülüğü altına sokan bir bağlanmayı” ifade etmektedirler. Sözcüklerin geçtiği âyetlerde “ant ve antlaşma” anlamına gelmektedir.

Kuran’da ahde vefa ile ilgili ayetler

Kuran-ı Kerim’de ahde vefa ile ilgili birçok ayet vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اَمَنَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَالْمَلَئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِى الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِى الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلوَةَ وَآتَى الزَّكَوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِى الْبَاْسَآءِ وَالضَّرَّآءِ وَحِينَ الْبَاْسِ اُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir..”[2]

يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِ

” Ey iman edenler! (Allah’a iman akdinizin gereğini ve insanlarla yaptığınız) sözleşmeleri yerine getirin….”[3]

اَلَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللهِ وَلاَ يَنْقُضُونَ الْمِيثَاقَ

” (İşte) onlar; Allah’ın (Rabliğini kabul ve O’na kulluk)    ahdini yerine getirenler ve antlaşmayı bozmayanlardır.” [4]

وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلاَ تَنْقُضُوا اْلاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلاً اِنَّ اللهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ

“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir..” [5]

وَلاَ تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللهِ ثَمَنًا قَلِيلاً اِنَّمَا عِنْدَ اللهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Allah’a verdiğiniz sözü, az bir değere (yani dünyalığa) satmayın. Eğer bilirseniz, ancak Allah’ın katında olan sizin için daha hayırlıdır.” [6]

وَلاَ تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ اِلاَّ بِالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُلاً

            “Yetim malına da ergenlik çağına erişinceye kadar, ancak (o malı geliştirmek gibi) en güzel bir durum olmadıkça yaklaşmayın. Verilen sözü de yerine getirin, çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.”[7]

اِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللهَ يَدُ اللهِ فَوْقَ اَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ اَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللهَ فَسَيُؤْتِيهِ اَجْرًا عَظِيمًا

“(Resûlüm!) Sana (samimiyetle) biat edenler (ölünceye kadar sana bağlılığa ve İslâm uğrunda savaşmaya söz verenler) ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın (kudret) eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim (bu bağlılığı) bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a söz verdiği şeyi yerine getirirse, O da ona büyük bir mükâfat verecektir. ”[8]

            Bu söz vermeye “Rıdvan biatı” denilir ki, Hicretin altıncı yılında, Hudeybiye’de 1400 sahabî ile yapılmıştır. Resûlullah (s.a.v.) hicrî altıncı yılın Zilhicce ayında Hudeybiye’den dönmüş ve Muharrem’in ilk haftasında Hudeybiye ashâbı ile birlikte Hayber’i fethetmişti.

Muhterem Kardeşlerim Ahid Çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz.

1 ) Allah ile yapılan ahid

2) Rasulullah ile olan ahid

3).Kullar arasındaki ahid

4) Kulun kendisiyle olan ahdi

1-Allah ile yapılan ahid

Allahu Teâlâ ile insan arasında kulluk ve ilâhlık mukavelesi vardır. Bu mukavele­nin şartlarına riayet etmek farzlar üstü farzdır.

Allah (c.c.) Hz.leri ile yapılan ahid elest bezmindeki sözleşmedir. Şu ayet-i kerime ile bildirilmiş Allah (cc) a verilmiş bir söz vardır. Kalu belada verilen sözdür bu.

وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِى اَدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلَى اَنْفُسِهِمْ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَمَةِ  اِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ

”(Resûlüm!) Hani Rabbin, Âdemoğulları’ndan, onların (gelmiş gelecek) zürriyetlerini, sırtlarından (sulplerinden zerreler halinde) al(ıp çıkar)mış ve onları, kendilerine şâhit tutarak: “Ben sizin, Rabbiniz değil miyim?” (demişti.) Onlar da: “Evet (Rabbimizsin), şâhit olduk.” demişlerdi. (Bu da dünyada kâfirliğe sapıp da) kıyâmet gününde: “Biz bundan habersizdik.” dememeniz içindir.” [9]

Biz Allah’la ahdetmişiz, ‘Sana iyi kulluk edeceğiz!’ demişiz. Bu ahdimize riayet etmezsek olmaz. Ahit bozulmuş olur, sözünde durmamak olur. En büyük sözümüz Allah’adır.

“Müslüman Allah’a teslim olacaktır. Zaten teslim olmak demektir Müslümanlık. Ne yapacak? ‘Ben kendimi Allah’ın emrine teslim ettim; ne derse onu yapacağım, ne buyurdu ise hoşuma gitse de gitmese de, rahatım kaçsa da kaçmasa da, memnun olsam da olmasam da… Allah’ın emirlerine boyun eğmektir. Ahdine vefa göstermektir.” [10]

Allah’a verilen sözün gereği nedir? Allah cc. Hz.lerine hangi konuda ahit, söz verilmiştir. Kur’an-ı Kerim ‘deki ayetler ışığında bunu şöyle sıralayabiliriz:

1) Allah’ı Rabb olarak kabul etmek

2) Allah’ın emir ve yasaklarına uymak

3) İbadetleri yerine getirmek

4) Şeytana uymamak

2-Rasulullah ile olan ahdimiz

Elest Bezmi'nde Allahu Tealâ ile ruhlar arasında bir sözleşme (misak) yapılmıştır. Böylece insan ruhu, Rabbiyle yaptığı bu misaktan sonra fıtrî ve tabii bir sözleşme altına girmiş, O'nun terbiye ve emanetini kabul edip emirlerini yerine getirmeyi taahhüt etmiştir. Ayrıca dünyaya gelip vücut bulduktan sonra mümin, Rabbi'ne ve O'nun Peygamberi'ne iman etmekle yeni bir sözleşme daha yapmıştır.

Bu sözleşmeye Hz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz'in bütün emirleri ve O'nun sahabe-i kiram hazretlerinden aldığı bütün ahitler de dâhildir:

Peygamber Efendimiz Allah’ın hatemül enbiya, ahsen-i huluk, seyyid-i kâinat olarak göndermiş olduğu biricik rasulü ve kuludur. O’nun ümmetine bırakmış olduğu iki büyük emanet vardır. Biri Hz. Kur’an diğeri sünnet-i seniyye. Ümmetine tevdi ettiği bu iki emanete her bir Mü’min sımsıkı sarılmalı ve ayrılmamalıdır. Rasulüllaha ittiba ve itaat Allah’ın emridir.

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

(Ey Rasûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” [11]

اِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللهَ يَدُ اللهِ فَوْقَ اَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ اَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللهَ فَسَيُؤْتِيهِ اَجْرًا عَظِيمًا

“(Rasulüm!) Sana (samimiyetle) biat edenler (ölünceye kadar sana bağlılığa ve İslâm uğrunda savaşmaya söz verenler) ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın (kudret) eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim (bu bağlılığı) bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a söz verdiği şeyi yerine getirirse, O da ona büyük bir mükâfat verecektir.” [12]

             Âyet-i kerîmede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resûlü’ne/onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vaat etmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’in emrine aykırı davrananlar içindir.

Peki, Kardeşlerim Rasulullah Efendimize olan ahdin gereği nedir?

Ümmet olarak Rasulullahın sünnetine uymak

O’nun ahlakını benimsemek

O’nun ümmetine hizmet etmek

3-Kullar ile yapılan ahidler

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ “Müminler ancak kardeştir.”[13] düsturu ile temelde kardeş ilan edilmiş olan müminlerin birlerine karşı kardeşlik vazifelerini yerine getirmeleri.

Hastalandığında ziyaret.

Zor zamanında ve İhtiyaçlı anında ilgilenmek.

Doğru istikamette yürümesine yardımcı olmak.

Cevr-ü cefasına katlanmak.

Vefatından sonra geride kalan aile efradıyla ilgilenmek.

Haset ve gıybet etmemek. Asla aleyhinde olacak iş yapmamak vs.

 

Ebû Mûsâ -radıyallâhu anh- şöyle der:

أَيُّ الْمُسْلِمِينَ خَيْرٌ

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Müslümanların en fazîletlisi kimdir?” diye sordum.

مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

“–Dilinden ve elinden müslümanların emniyette olduğu kimse.”[14] cevabını verdi.

Güvenilir olmak ve ahde vefâ, yâni verilen sözlere, yapılan anlaşmalara sadâkat, toplumsal hayatın en önemli huzur ve asayiş ilkesidir. Toplumun ve fertlerin sekinet ve huzuru, insanların emîn olmalarına ve ahitlerine riâyet etmelerine bağlıdır. Bu vasıf olmadan ne dinin ne de dünyanın ıslahı asla düşünülemez.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

لاَ إيمَانَ لِمَنْ لاَ أمَانَةَ لَهُ، وَلاَ دِينَ لِمَنْ لاَ عَهْدَ لَهُ

“Emanete riâyeti olmayanın imanı yoktur, sözünde durmayanın da dini yoktur ”[15]

Başka bir hadislerinde ise şöyle buyurmaktadır:

أرْبَعٌ  مَنْ كُنَّ فيهِ كَانَ مُنَافِقاً خَالِصاً. وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتّى يَدَعَهَا: إذَا أُؤْتِمِنَ خَانَ، وَإذَا حَدّثَ كَذَبَ، وإذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإذَا خَاصَمَ فَجَرَ

 "Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar." [16]

Vefa, dostunu Allah için sevmek, arkadaşı öldükten sonra onun aile efradına iyilik ve yardım etmek, kapıdaki köpeğine varıncaya kadar her şeyine değer vermektir. Allah için birbirini seven, bu sevgiyle bir araya gelip ayrılan kişiler, kıyamet gününde Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgeleneceklerdir.

4-Kulun kendisine olan Ahdi

Kendisine emanet edilen değerlerine sahip çıkmak ve korumak. Ona emanet edilenler nelerdir?

1.Ruh emaneti

2.Beden emaneti

3.Neslini Koruma emaneti

4.Mal emaneti

5.Akıl emaneti

Ruh temelde ve fıtratta tertemiz yaratılmış olan bir varlıktır. Ruhun bu berraklığını, saf ve duru halini korumakla, iman nuru ile onu zinetlendirip amel ederek ihlasını arttırmakla takviye etmelidir. Çünkü ruhun anavatanı ahiret âlemi olduğu için o her daim orayı özlemekte ve ahirete dair her fiil ve söz onu mesut etmektedir. Rabbinden uzaklaştıran her şey de onu huzursuz ve mutsuz eder.

Beden insana verilen en değerli varlık olup korunmaya muhtaçtır. Sağlıklı olmasına, her bir uzvun fıtratına göre kullanılmasına dikkat etmelidir. Can insana emanet olduğu için dinimizde kişi canına kast edemez. Nasıl bir başkasının canına kast edemezse kendi canına da kıyamaz, eziyet ve zulüm yapamaz.

Mal emanettir. “Benim malım istediğim gibi telef eder, harcarım.” diyemez. Malının zekâtını vermeli, israftan kaçınmalı, helal yoldan kazanılmasına son derece dikkat etmelidir.

Neslin korunması da kişiye bir emanettir. Zinadan ve her türlü gayr-i meşru yollardan sakınmalıdır. Neslini helal olan evlilik yolu ile devam ettirmelidir.

Akıl da emanettir. Onun için içki, uyuşturucu gibi aklı gideren her türlü şey İslam’da yasaktır. Aklını hayır işlerde kullanmalı, muhakeme ve düşünce sistemini şer yollara yönlendirmemelidir.

Peygamber Efendimizin güzide ashabı ahde vefa konusunda çok titiz davranırlardı. Ashaptan bir zat bir gün Hz. Ali’yi, iki koç kurban ederken gördüm ve ona sordum diyor:

“–Niçin böyle yapıyorsun?” Hz. Ali şöyle dedi:

“–Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana, vefatından sonra kendisi için de kurban kesmemi vasiyet buyurmuştu. İşte ben O’nun vasiyetini yerine getirmek üzere kesiyorum! Bundan sonra da kesmeye devâm edeceğim!” dedi.[17]

Berâ bin Ma’rûr (RA) Akabe Bey’ati’ne on iki temsilciden biri olarak katılmıştı. Hazret-i Berâ, hac mevsiminde Mekke’ye geleceğini Peygamber Efendimiz’e vadetmişti. Ancak hac mevsimi gelmeden ölüm döşeğine düştü. Bu durumda âilesine: “ Allâh’ın Rasûlü’ne olan vaadim sebebiyle beni Kâbe’ye doğru çeviriniz. Çünkü ben O’na geleceğimi söylemiştim.” dedi ve böylece hem hayattayken hem de öldükten sonra Kâbe’ye yönelenlerin ilki oldu.

Fahr-i Kâinât (sav) Medîne’ye geldiğinde ashâbıyla birlikte Berâ bin Ma’rûr -radıyallâhu anh-’ın kabri başına gitti. Saf bağlatıp cenâze namazı kıldırdı:

“Allâh’ım onu affet! Ona rahmet et ve ondan râzı ol!” diye duâ etti.[18]

Kardeşlerim Peygamberimiz randevularını da hiç aksatmadı

Abdullah İbnu Ebi'l-Hamsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a daha bi'set (peygamberlik) gelmezden  önce bir  şey satın almıştım. O alışverişten  ona hâlâ bir miktar (borç) bakiyesi kalmıştı. Ben o kalanı, kendisine yerinde vermeyi vaat ettim. Ama bunu unuttum. Üç gün geçtikten sonra hatırladım, geldiğimde o hâlâ (sözleştiğimiz) yerindeydi.

Peygamberimiz sadece şöyle dedi:

يَا فَتَى لَقَدْ شَقَقْتَ عَلَيَّ أنَا ههُنَا مُنْذُ ثَثٍ أنْتَظِرُكَ

 “Ey genç bana meşakkat verdin, ben üç gündür burada seni bekliyorum!”[19]

Kardeşlerim

Allahu Tealâ ile yapılan mukavelenin şartları kullar arasındaki muameleyi de ihtiva etmektedir. وَبِعَهْدِ اللهِ اَوْفُوا ذَلِكُمْ “Allah'ın ahdini yerine getirin.”[20] emrini alimler; “gerek Allah'ın sizi sorumlu tuttuğu ahitleri, emirleri, yasakları ve gerek sizin Allah'a veya Allah namına diğerlerine verdiğiniz ahitleri, adakları, yeminleri, akitleri; doğru olan her tür taahhüdü yerine getirin” şeklinde izah etmişlerdir. Ahde vefanın imandan olduğunu belirten Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz de, ahde aykırı davranmayı nifak alametlerinden saymıştır.

Ahde vefasızlar dünyada rezil olacakları gibi, ahiret gününde de teşhir edilerek rezil edilecektir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur:

إذا جمع الله الأولين والآخرين يوم الْقِيَامَةِ يُرْفَعُ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ ، فقيل : هذه غُدْرَةُ فُلاَنٍ

 “"Kıyamet günü, Allah öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: "Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır" denilir.” [21]

Ahde vefa bir güzel haslet ve vazifedir ki Allah cc.  kulunun samimiyetle gayretini, azim ve istikrarını, dosdoğru istikamet üzere olmasını sever ve ister. Efendimiz nazarında ümmetinin ahdine vefası kadar kıymeti vardır. Melekler dosdoğru, emin, zikir ehli, müttaki kullarla beraberdir. Kâinattaki tüm mahlûkat ve mevcudat ahdine vefalı kulun duacısı ve hayranıdır. Çünkü ondan hiç bir zarar gelmeyeceğini bilirler. Ve bilirler ki Allah’a vefası olanın mahlûkata vefası olur.

Kardeşlerim

İslâmiyet'in gönüllerde hükmünü icra ettiği devirlerde millet bir vücudun uzuvları gibiydi. Kalplerde vefa, davranışlarda incelik ve zarafet vardı. Allah haşyetiyle nurlanan sinelerde şefkat, merhamet ve emanet şuuru hakimdi. Farklı düşünceler birer zenginlik kabul ediliyor, hemen her din salikinin var olduğu cemiyetin içinde inançlara saygı gösteriliyordu. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” denilerek küçük bazı anlaşmazlıklar vefa duygusundan hareketle olgunlukla karşılanıyordu. Çarşılar, sokaklar hayâ, edep ve iffeti temsil ediyordu. Yalancılık, sahtekârlık ve haramilik gibi gayri ahlâkî davranışlar en büyük arsızlık sayılıyor, bu gibi işleri yapanlar, ailesi, köyü ve oymağıyla birlikte bir ömür boyu unutulmuyordu. Zulme zulümle mukabele edilmez, defalarca aldanılsa bile bir kere aldatmaya tenezzül edilmezdi.

Sonra o devirler yavaş yavaş geride kaldı. Sinelerde Allah sevgisi inkıraza uğradı. Nihayet çoğunluk itibariyle vefa ortadan kalktı.

Bugün vefanın olmadığı yerde sevgi ve samimiyetten bahsetmek mümkün değildir. Böyle bir toplumda birlik, beraberlik ve gerçek bir dayanışmadan söz etmek de imkansızdır. Zaman zaman vefasızlardan zuhur eden bu gibi haller, menfaat, mürailik ve iki yüzlülükten başka bir şey değildir. Zira Allah için sevmeyen, kalbî hayatında istikrar olmayanlarda, böyle ulvi şeyler zuhura gelmez. Her gün birkaç defa yeminini bozan, her defasında sözünden dönen, vefa, mertlik ve yiğitlik duygusundan mahrum, dönek, ödlek tiplerden vefa beklemek, gaflet ve aldanmışlığın ta kendisidir. Onlarla yola çıkan yolda kalır. Onlara bel bağlayan sırtından hançerlenip iki büklüm olur.

Ne yazık ki, son birkaç asrın manzarası genel itibarıyla işte budur. Yalan, hıyanet, kabalık ve döneklik sermaye haline gelmiş; sokaklar arsızlık, zulüm ve hakka tecavüzle dolmuş, haramilik iş bilirlik şekline dönmüştür. Merhum Akif'in dediği gibi:

 

Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde

Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî-medlûl

Yalan râiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul.

Beyinler ürperir, Ya Rab ne korkunç inkılâb olmuş:

Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş.

 

Birbirlerine devamlı şüphe ve güvensizlikle bakan, birbirine yabancı, vefasız bir toplumun iflahı zordur. Ne yazık ki, milli birliğimiz için ciddi tehlike sinyalleri çalmaktadır. O bakımdan bir kere daha Allah'a dönüşten başka bir çare görünmüyor.



[1] İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'an

[2] Bakara: 177

[3] Maide: 1

[4]Rad: 20

[5] Nahl: 91

[6] Nahl: 95

[7] İsra: 34

[8] Fetih: 10

[9] Araf: 172

[10] Prof. Dr. M. Es’ad Coşan

[11] Al-İ İmran: 31

[12] Fetih: 10

[13] Hucurât 10

[14] Buhârî, Îmân 4, 5, Rikâk 26; Müslim, Îmân 64, 65

[15] Ahmed b  Hanbel, Müsned, III, 135, 154, 210, 251

[16] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/177.

[17] Ebû Dâvûd, Edâhî, 1-2/2790; Ahmed, I, 107

[18] İbn-i Abdilber, I, 153; İbn-i Sâ’d, III, 619-620

[19] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/270.

[20] En'am, 152

[21] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/333.

YAZAR: islamda Hayat - Kasım 24 2016 18:49:00 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.31 saniye 3,773,175 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartıyla önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2017