Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Allah'ın has kullarının özellikleri (Furkan Suresi 63-77. ayetler)

                                                Vaaz Resimleri: w.jpg İNDİR

Yüce Allah, inanan insanları Kur’an-ı Kerim’de çeşitli surelerde çeşitli ayetlerde anlatmakta ve onların özelliklerini açıklamaktadır. Mü’minlerin özelliklerinin anlatıldığı surelerden biri de Furkan suresidir. Nitekim bu surenin 63-74. ayetlerinde Yüce Allah, mü’minlerin özelliklerinden bahsetmekte ve onları Rahman’ın has kulları olarak nitelendirmektedir.

Cennette en yüksek derecelere sahip olacak olan Rahman’ın has kulları, bu ayetlerde dokuz vasıfla anılmaktadırlar. Rahman’ın has kullarının bu özelliklerini kısaca şöyle açıklayabiliriz:

1. Vakar ve tevazu içerisindedirler:

وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا

“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...”[1]

Yani Rahman’ın ihlaslı kulları yeryüzünde gurur ve kibire kapılmadan vakar ve sükunet içerisinde yürürler. Onlar, zorba, mağrur, saygısız, kaba ve haşin değil, sükunet ve vakar ile, alçakgönüllü bir şekilde, terbiyeli ve nazik yürürler. İnsanlara yumuşak ve tatlı dille davranırlar. Etrafa sıkıntı vermezler. Asla yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmak istemezler.

Nitekim Hz. Lokman aleyhisselam da oğluna;

وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenip böbürlenenleri kimseleri sevmez.” [2] diye tavsiyede bulunmuştur.

İnsanın her hareketi gibi yürüyüşü de şahsiyetini gösterir. Onun iç dünyasında yer alan duygularını belirtir. İnanan ve sağlam bir ruh yapısına sahip olan bir insan, mütevazı ve dosdoğru yürür. Yürüyüşünde bir vakar ve sükunet vardır. Mütevazı olarak yürümek, ölmüş gibi omuzları sarkık, yanları eğik bir o yana bir bu yana sallanarak miskin miskin yürümek demek değildir.

Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz hızlı hızlı yürürdü. Ebu Hureyre radıyallahu anh:

“Yürürken Rasulullah’tan daha hızlı yürüyen birisine rastlamadım. Sanki önünde yer dürülür gibiydi. Biz kendimizi zorlardık o hiç zorlamaksızın çabucak yürürdü.” demektedir.

2. Tatlı dil ve güzel sözlüdürler:

وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

“Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)”[3]

Cahil insanlar, kendilerine kötü söz söyleseler, onlara kötü sözle karşılık vermezler. Çünkü onlar yüce değerlerle meşguldürler. Beyinsizlerin beyinsizlikleriyle, ahmakların ahmaklıklarıyla zihinlerini meşgul etmezler ve onlarla tartışma ve çatışmaya sarfedecek vakitleri yoktur. Onlara sadece “selam” der geçerler. Bu şekilde davranmaları onların zayıflıklarından değil yüceliklerinden, acizliklerinden değil üstünlüklerindendir. Şerefli bir kişi, edepsizlerin edepsizlikleriyle meşgul olup vakit harcayacağına daha önemli, daha yüce değerlere vakit ayırır ve cahillerin yaptıklarına ve söylediklerine önem vermeden geçip gider. Bu iki vasıf onların gerek kendi aralarında gerekse diğer insanlarla olan münasebetlerindeki özellikleridir.

3. Geceleri namaz kılarlar:

وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا

“Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.”[4]

Gündüzleri üzerlerine farz kılınan ibadetleri mükemmel bir şekilde yaptıkları gibi gecelerini Rablerine ibadetle geçirirler. Yani onların yatışları, kalkışları hep Allah için olur. Gecenin bir kısmında uyanıp namaz kılmak, Peygambere farz, ümmetine ise sünnettir. Hz. Peygamber, farz namazlardan sonra en makbul namazın, gece namazı olduğunu söylemiştir. İnsanın gündüz işlerinin sıkıntılarından kurtularak gece o sakin saatlerde kalkıp namaz kılarak Allah’a yönelmesi ruhunu olgunlaştırır.

إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْءًا وَأَقْوَمُ قِيلًا

“Gerçekten gece kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir ve geceleyin Kur’an okumak daha etkilidir.”[5] ayetinde de bildirildiği üzere gece ibadeti insan ruhuna bambaşka bir huzur ve lezzet verir, insanı manevî derecelere yükseltir.

4. Allah’ın azabından korkarlar

وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا

“Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.”[6] derler.

Rablerinden korkarlar ve günahlardan sakınarak kalpleri korkudan ürperti içerisinde “Ey Rabbimiz cehennem azabını bizden uzaklaştır” diyerek Rablerine dua ederler. Aslında onlar, cehennemi görmüş değillerdir. Ancak kuvvetli imanları sebebiyle Kur’an’ın haber verdiği gaybî hususları gözleriyle görüyormuşçasına kabul ederler. Zira kuranda cehennem için şöyle buyrulur.

إِنَّهَا سَاءتْ مُسْتَقَرًّا

“Şüphesiz, (O cehennem) ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır .” [7]

Cehennem azabından kurtulmak onların ilk emelleridir. Yaptıkları ibadet ve itaatlerine güvenmeyerek daima kurtuluşları için Rablerine yalvararak huşu içerisinde dua ederler. Şayet onlara Allah’ın fazlı keremi, bağışlaması ve merhameti olmazsa yaptıkları amellerin onları cehennem azabından kurtaramayacağını bilirler.

5. Harcamada itidal içerisindedirler:

وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَامًا

“(O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.”[8]

Allah’ın kendilerine bahşetmiş olduğu mallardan kendileri ve aileleri için harcarken israf etmezler. Cimrilik de yapmazlar. Onlar, harcamalarında orta yolu takip ederler. İhtiyaç nispetinde harcamada bulunurlar. Çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır. Bu, İslam’da iktisadın esası ve infakın temel kaidesidir.   Nitekim Yüce Allah başka bir ayette de:

وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَّحْسُورًا

“Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çekersin.”[9] buyurmuştur.

İsraf, kişinin sahip olduğu maddî ve manevî varlığı, ölçüsüz ve gereksiz bir şekilde harcamasıdır. Bir başka ifadeyle malı ve zamanı boş yere heba etmesidir. Buna karşılık, insanın sahip olduğu maddî ve manevî varlığını yeri ve sırası geldiğinde sarf edip kullanmaması da cimrilik ve pintilik olarak değerlendirilmiştir. Öyle ise her iki halde de insanlar davranışlarında ölçülü olmalıdırlar.

İsraf öyle bir hastalıktır ki, ona alışan kimse parayı ve malı verirken layık olanla olmayanı ayırt edemez hale gelir. O insanın ruhunu kötü bir tabiat kaplar. Görüşlerinde hafiflik, iradesinde kusur ve yanlışlıklar baş gösterir.

İnsan, fikrî, ruhî ve bedenî ihtiyaçlarını meşru yollardan tatmin etmek zorundadır. Aksi halde fikren şüphe ve tereddüde, ruhen bunalıma, bedenen de zaafiyet ve güçsüzlüğe uğrar. Böyle bir durumda hem dinî, hem de bedenî sorumluluklarını yerine getiremez olur. Kur’an’da Allah’ın yarattığı her şeyin meşru yoldan ve ihtiyaç kadar yenmesi emredilmiştir.[10] Ancak bu, aşırı ve taşkınlık derecesine varmamalıdır. Zira israf noktasına varan tüketimin zararları ferdi aşarak aile ve topluma yansır. Bu da haramdır. İsraf, kişinin malının yok olup iflas etmesine sebep olur.

6. Şirk, kasten adam öldürme ve zinadan uzak dururlar:

وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا

“Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı (nın cezasını) bulur.”[11]

Şirk, Allah’a ortak koşmak, kasten cana kıymak ve zina etmek, İslam’da yasaklanmış olan büyük günahlardandır. Bu büyük günahları işleyenler, kıyamet gününde katmerli bir azaba çarptırılacak ve sürekli azap içerisinde kalacaklardır.

Allah’a ortak koşmak, en büyük günahtır. Yüce Allah:

اِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدِ افْتَرَى اِثْمًا عَظِيمًا

“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur.”[12] buyurmaktadır.

İslam dininde kısas ve benzeri bir ceza dışında bir insanı öldürmek de haram kılınmıştır. Kasten adam öldürmek, en büyük günahlardan biridir. Nitekim Yüce Allah, bir kişinin haksız yere öldürülmesinin ne kadar büyük bir cinayet olduğunu şöyle açıklamaktadır:

مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا

“Kim, bir cana karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.”[13]

İslam dininde şiddetle yasaklanan büyük günahlardan biri de zinadır. Zina, kadın ve erkeğin iffet ve namus perdesini yırtan, aileyi temelinden sarsan, ahlâk ve fazileti yıkıp nesli soysuzlaştırarak toplumu dejenere eden,yozlaştıran kötü bir fiildir. Bundan dolayı Yüce Allah,

وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً

“Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlık ve çok çirkin bir yoldur.”[14] buyurarak zinayı yasaklamış ve haram kılmıştır.

Bu ayette “zina etmeyin” denilmeyip de “zinaya yaklaşmayın” buyrulması ilgi çekicidir. Bu şekildeki bir ifadeyle yalnız zina değil, kişiyi zina etmeye sevk eden bütün yollar da yasaklanmaktadır.

Demek ki, Allah’a ortak koşmak, haksız yere adam öldürmek ve zina etmek iman ahlâkı değil, şirk ahlâkıdır. İnanan insanlar bu türlü büyük günahları işlemekten kesinlikle sakınırlar.

7. Yalancı şahitlik yapmaktan ve yalan konuşmaktan sakınırlar:

وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا

“Onlar, yalan yere şahitlik etmezler, boş söz ve işlere rastladıklarında vakarla oradan geçigiderler.”[15]

Onlar, iftiranın yapıldığı ve yalan sözlerin konuşulduğu yerde durmazlar, öyle işlere katılmazlar, boş laf konuşanların yanından ağırbaşlılıkla geçer giderler. Allah’ın ayetlerini duyunca onlara karşı ilgi ve saygı gösterirler. Nitekim, bu ayet, Kasas suresi 55. ayetle şöyle açıklanmaktadır:

وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ

“Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve ‘bizim işlerimiz bize sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz.’ derler.”[16]

8. Yapılan vaaz ve nasihatleri kabul ederler:

وَالَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا

“Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında, onlara karşı sağırlar ve körler gibi davranmazlar.”[17]

Allah’ın ayetleri iki türlüdür. Birincisi, kâinat planında yer alan, Allah’ın varlığını, birliğini ve yüceliğini gösteren belgelerdir. Nitekim kâinatta bulunan her şeyde Allah’ın varlığına ve birliğine delalet eden bir burhan vardır.

İnanan insanlar, o burhanları iyi okuyup gerekli dersi alırlar. İkincisi ise, Kur’an ayetleridir ki, Yüce Allah, o ayetleri de inananların ibret ve öğüt almaları için indirmiştir. İnananlar, Kur’an ayetleri okunduğunda manasını düşünür, ihtiva ettiği manayı anladıktan sonra, ibret ve öğüt alarak gereğini yerine getirirler. Onlar, gerek kevnî ayetler, gerekse Kur’an ayetleri karşısında kör ve sağırlar gibi davranmazlar. Kur’an, sırf okunup anlaşılması ve içerdiği kıssa ve öğütlerden ibret alınıp hükümlerinin hayatta uygulanması için indirilmiştir.

İnsanın Allah’ın kevnî ve Kur’anî ayetlerini okumaması, anlamaması ve o ayetler vasıtasıyla yapılan ikaz ve uyarılara kulak asmaması çok kötüdür. Kur’an’da anlatılanlar insanlara âdeta bir vaaz ve nasihatten ibarettir. İnsan, Kur’an’da verilen vaaz ve nasihatleri dinlemeyince, hatalarını anlayıp kendini düzeltmesi mümkün değildir.

9. Daima Allah’a tazarru içerisinde dua ederler:

وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا

“Ey keremi bol Rabbimiz! Bize gözümüzün, gönlümüzün süruru olan temiz eşler ve nesiller ihsan eyle ve bizi takva sahiplerine önder kıl.”[18]  diyerek Rablerinden, kendilerine temiz, salih eşler ve çocuklar vermesini, kendilerini günahlardan korunanlara önder yapmasını dileyerek daima dua ve niyazda bulunurlar.

Bu ayette inananların yüce Allah’tan kendilerine temiz, salih eş ve çocuklar nasip etmesi için dua ettiklerinden bahsedilmektedir. Çünkü salih eş, insanın hem dünyada mutlu olması hem de ahiretteki ebedi saadeti kazanması için bir vesiledir. Çocuklar ise geleceğimizin teminatıdır.

İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile müessesesinin kurulması evlilikle mümkün olur. İslam dini aile yuvasını sağlam temellere oturtmak, faziletli nesiller yetişmesine zemin hazırlamak için meşru ölçüler içinde evlenmeyi hem emretmiş, hem de bir takım müeyyidelerle onu cazip hale getirmiştir. Allah Teala ayette şöyle buyurmuştur:

وَاللّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُم مِّنْ أَزْوَاجِكُم بَنِينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّهِ هُمْ يَكْفُرُونَ

“Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızık verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar?”[19]

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

“İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden sâlih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler. Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır, bilendir.”[20]

İslam Peygamberi de gençleri evliliğe teşvik ederek şöyle buyurmuştur:

يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنْ اسْتَطَاعَ منكُم الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ

“Ey Gençler! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik gözü harama bakmaktan korur. Tenasül uzvunu zinadan alıkoyar. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun. Çünkü orucun şehveti kıran bir gücü vardır."[21]

 قال رسول الله صلى الله عليه وسلم النكاح من سنتي فمن لم يعمل بسنتي فليس مني وتزوجوا فإني مكاثر بكم الأمم ومن كان ذا طول فلينكح ومن لم يجد فعليه بالصيام فإن الصوم له وجاء

“Nikah benim sünnetimdir. Sünnetimi terk eden benden değildir. Evleniniz, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim. Hali vakti yerinde olan evlensin, eli dar olan da oruç tutsun. Zira oruç, şehveti kırar.”[22]

Sâliha kadını, dünyanın en güzel nimeti sayan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

اَلْدُّنْيَا مَتَاعٌ، وَخَيْرُ مَتَاعِ الدُّنْيَا الْمَرْأةُ الصَّالِحَةُ

"Dünya bir meta'dır. Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır."[23]

 

“Mü’min, Allah korkusundan ve O’na itaatten sonra, sâliha bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü, ona emretse sözünü dinler, yüzüne baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse yeminini doğru çıkarır, başka tarafa gitse kendisinin gıyabında namusunu ve malını korur.”[24]

Evlilik, kişinin kendisini ve eşini harama düşmekten korur, insan neslini son bulmaktan, yok olmaktan kurtarır. Doğurma ve çoğalma yoluyla neslin devamını sağlar. Zira toplum nizamının tamamlayıcı bir unsuru olan ailenin kurulması, nesebin muhafazası, neslin bekası ve bireyler arasında yardımlaşma ruhunun geliştirilmesi evlilikle mümkün olur. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim, insanları evlenmeye teşvik etmiştir.[25]

İşte Furkan suresi 63-74. ayetlerde zikredilen bu vasıfları taşıyan kullara, sabırlarından dolayı içinde melekler tarafından sağlık ve esenlik dilekleriyle karşılanacakları, cennette yüksek saraylar verilecektir. Onlar, cennetteki o saraylarda devamlı kalacaklardır. Orası ne güzel varış yeri, ne güzel bir yerleşim yeridir.

          Allah, bizleri ve bütün inananları has kullarından eylesin.

Cenâb-ı Hak cümle ehl-i İslâm’a şuur ve takvâ ihsan eyleyip, istikamet üzere hayırlı bir ömür nasip eylesin. Âmîn…


[1] Furkan 25/63

[2] Lokman 31/18

[3] Furkan 25/63

[4] Furkan 25/64

[5] Müzzemmil 73/6

[6] Furkan 25/65

[7] Furkan25/66

[8] Furkan 25/67

[9] İsra 17/29

[10] En'am, 6/141; Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir, XIV, 62

[11] Furkan 25/68

[12] Nisa 4/48

[13] Maide 5/32

[14] İsra 17/32

[15] Furkan 25/72

[16] Kasas suresi 55

[17] Furkan 25/73

[18] Furkan 25/74

[19] Nahl 16/72

[20] Nur 24/32

[21] Ebu Davud, Nikâh,1; İbn-i Mace, Nikâh,1

[22] İbn Mâce, Nikah, 1

[23] Müslim, Radâ', 17

[24] İbn Mâce, Nikah, 5

[25] Ateş, S, Kur’an’a Göre Evlenme ve Boşanma, s.4

YAZAR: islamda Hayat - Aralık 22 2016 06:56:31 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.21 saniye 3,773,207 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartıyla önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2017