Öyleyse, onlar bu Kuran üzerinde hiç düşünmezler mi? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var? (Muhammed 24)
Günün Ayeti
";
Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk Ve Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
En Çok Okunan Vaazlar
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Hz. Peygamberin Aile Hayatından Aile Hayatımıza

                                                                 Vaaz Resimleri: w.jpg

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِى رَسُولِ اللهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللهَ وَالْيَوْمَ اْلآخِرَ وَذَكَرَ اللهَ كَثِيرًا

 “And olsun, size, Allah’ı ve ahiret gününü umanlara ve Allah’ı çokça zikredenlere, Allah’ın Rasulü’nde güzel bir örnek vardır.”[1]

Âlemlere rahmet olarak gönderilen, her haliyle insanlığa örnek olan Allah Resulü (as), cahiliyenin kokuşmuş havasına  tevhit bilincini taşıyarak; cahiliyenin her şeyinden  teberri ederek anlayışlarından ahlâkına, inancından ticaretine, ailesinden toplumuna kadar ideallerini, algılarını, algılarını yeniden tanımlamış, böylece her şey özüyle barışarak gerçek anlamına kavuşmuş, varlık gayesine hizmet eder hale gelmiştir.

Sömürünün çarkında değerini kaybeden çağdaş insan, cahiliye anlayışının kuşatılmışlığıyla karşı karşıya kalan dünün müşrik aile yapısında hiçe sayılan insanlığını ve değerini, bugünün çağdaş cahiliyetinde, kendini tanıyamayacak kadar dünya sarhoşu, zevk ve doyumsuz haz tutkunu olarak yine aynı döngünün içinde değerini, varlık nedenini düşünemez duruma gelmiştir.

Saadetin asrından bize ulaşanlar, o dönemde yaşananlar ve de “en güzel örnek” olan Allah Resulü’nün (as) vahiy ve tebliğ eksenli davet mücadelesi, erdemli bir hayatın ne olduğunu, nasıl yaşanacağını yaşayarak göstermesi, örnek bir nesli ümmete numune bırakması, cahiliyenin karanlığı için bir aydınlık, İslâm ümmeti için evrensel bir örneklik teşkil etmektedir.

Allah Resulü (as) her yönüyle İslâm ümmetine örneklik teşkil ettiği gibi hanesiyle, ailesiyle, bir eş ve baba olmasıyla da bütün Müslümanlara örnek olmuştur. İyi bir hanenin, ailenin, kocanın, babanın örneği ve ölçüsü Allah Rasulü’nün (as) kendisidir, hanesidir, ailesidir. Evlerimiz ve davranışlarımız ne kadar Allah Rasulü’nün (as) evine ve davranışlarına benziyorsa; eşlerimizle, çocuklarımızla olan ilişkilerimiz ne kadar Allah Rasulü’nün (as) tavır ve davranışlarına benziyorsa O’nun örnekliği hayatımızda anlam buluyor ve çağımızı O’nunla şekillendiriyoruz diyebiliriz.

Allah Rasulü (as) de bütün insanlar gibi bir beşerdi. Herkes gibi beşerî özelliklerle donatılmıştı. Bunun yanında hususî bir takım özelliklere de sahipti. Allah (cc) tarafından vahyedilen, seçilmiş bir beşerdi. Kur’ân-ı Kerim’de:

قُلْ اِنَّمَا اَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى اِلَىَّ اَنَّمَا اِلَهُكُمْ اِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحًا وَلاَ يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ اَحَدًا

“(Ey Peygamber) De ki: Ben ancak sizin gibi bir insanım. Şu var ki bana vahiy geliyor…”[2] buyrularak, Hz. Peygamberin, hayatın içinde bir beşer olarak insanlara örneklik teşkil ettiği ve vahiy eksenli bir hayatın, beşer olarak nasıl yaşanacağını, vahyin hayatın her evresinde nasıl anlaşılıp nasıl pratize edileceğini bütün insanlara yaşayarak gösterdiği işaret edilmiştir.

İslâm toplumunun temelini aile oluşturur. Aile kurumunun özünü, insanın yaratılış gayesi çerçevesinde anlamlandırırsak, aile “Müslümanca bir yaşam idealine sahip, iki yüreğin istikamet ve istikrar adına bir hayatı paylaşmasıdır.” Anlık arzular ya da zevkler, dünyevî çıkarlar adına yapılan evlilikler -sadece nefse, arzulara hitap edip dünyaya dönük bir özellik taşıdığı için- mutsuz huzursuz aileler, toplumlar oluşturmaktadır.

Allah Rasulü’nün evrensel İslâm ailelerine örnek olacak davranışları, sözleri ve nasihatleri incelendiğinde, ailenin inşacısı olarak iki Müslüman şahsiyetin güzel ahlâkları övülmüş, kutsal ahitlerine sadakatleri tavsiye edilmiş, birbirleri üzerlerindeki hak ve sorumlulukları tamamen inançlarıyla bağlantılı olarak tanımlanmış, huzur ve mutluluk yolu olarak gösterilmiştir.

Rasûlullah’ın azadlısı Sevban (ra) şöyle anlatıyor:

قَالَ: لَمَّا نَزَلَ فِي الْفِضَّةِ وَالذَّهَبِ مَا نَزَلَ، قَالُوا: فَأيَّ الْمَالِ نَتَّخِذُ؟ قَالَ عُمَرُ: فَأنَا أعَلَمُ لَكُمْ ذلِكَ. فَأوْضَعَ عَلى بَعِيرِهِ. فَإدْرَكَ النَّبِيَّ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَأنَا فِي أثَرِهِ. فَقَالَ: يا رَسُولَ للّهِ! أيَّ الْمَالِ نَتَّخِذُ؟ فَقَالَ

لِيَتَّخِذْ أَحَدُكُمْ قَلْبًا شَاكِرًا ، وَلِسَانًا ذَاكِرًا ، وَزَوْجَةً مُؤْمِنَةً تُعِينُ أَحَدَكُمْ عَلَى أَمْرِ الْآخِرَةِ

 “Gümüş ve altın biriktirme ile ilgili ([التوبة: 34]وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ) ayet nazil olduğu zaman halk: Öyleyse hangi malı biriktirmeliyiz? diye birbirlerine sordular. Hz. Ömer: Bunu ben sorup size haber vereyim! dedi ve hemen devesine atlayıp gitti. Ben de peşinden gittim. Hz. Ömer: Ey Allah’ın Rasûlü! Dünya hayatından neyi edinelim? diye sordu. Allah Resulü de: Her biriniz, şükreden bir kalp, zikreden bir dil, ahiret işinize yardımcı olacak mümine bir kadın edinsin! buyurdular. Mü’min, Allah’a takvadan sonra en ziyade saliha bir zevceden hayır görür.”[3]

Allah (cc), Kur’ân-ı Kerim’de biz Müslümanlara şu duayı öğretiyor ki, aile anlayışımızın, evliliğimizin, eşimizin ve çocuklarımızın aile kurumu içinde ne anlam ifade ettiklerini bilelim:

رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ اِمَامًا

“Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl!”[4]

Nefisler evde huzuru arayıp, helalinde mutluluğu tadarsa Müslüman ailenin varlık amacı nefisleri kuşatmış, nesillerin sağlıklı devamına hizmet etmiş olur.

وَمِنْ اَيَاتِهِ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

“Kaynaşmanız için size, kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi O’nun varlığının delillerindendir.”[5]

لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ

“Onlar (hanımlarınız) sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.”[6]

Hz. Peygamberin hanesinden günümüze akıp gelen sevgi, saygı, sabır ve sükûn örneklerine bakarak aile anlayışımız ve düzenimizi bir daha gözden geçirmeliyiz.

Hz. Peygamber (as)

خَيرُكُمْ خَيرُكُمْ ‘هلِهِ، وأنَا خيرُكُم ‘لأهلي ، وإذا مَاتَ صاحِبُكُمْ فدَعُوهُ

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olandır. Ben aileme karşı hepinizden daha hayırlıyım. Arkadaşınız öldüğü zaman (kusurlarını zikretmeyi) terkedin."[” diyerek bizleri uyarmaktadır.[7]

Peygamberimiz (as) erkeklerin en iyilerinin güzel ahlâk sahibi olanlar olduğunu, onların da hanımlarına en iyi şekilde davrandıklarını belirterek saygı-sevgi ve sabır bütünlüğü ailenin temeline oturtulmuştur.

Kendisine:

أَيُّ النِّسَاءِ خَيْرٌ ؟

 “Hangi kadın daha hayırlıdır?” diye sorulunca da

" الَّتِي تَسُرُّهُ إِذَا نَظَرَ ، وَتُطِيعُهُ إِذَا أَمَرَ ، وَلَا تُخَالِفُهُ فِي نَفْسِهَا ، وَمَالِهَا ، بِمَا يَكْرَهُ "

“Kocası kendisine bakınca ona neşe ve sevinç verir, emrederse itaat eder, kendi malı ve özel yaşantısı konusunda, kocasının sevmediği şeyleri yapmaz.”[8] buyurarak ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını, çiftlerin üzerine sorumluluk olarak yüklemiştir.

Bu meallerdeki birçok hadis-i şeriflerde işaret edilen mesajlar, ailenin devamlılığı, nesillerin sağlıklı yetişmesi, nefsi arzu ve isteklerin helal yoldan tatmini iken; aynı zamanda İslâm toplumunun ahlâklı, inançlı, şahsiyetli ferler kazanması, fuhşiyatın ve sapkınlığın önüne geçilmesi ve Allah’a dönük bir yaşamın ailenin merkezine alınması da temel hedef olmuştur.

Eşler ailede birbirlerinin değerini bilip birbirlerine değer katan saygın kişilikler olmalıdırlar. Çünkü aile temel değerler üzerine inşa edilmiştir. Allah ve Rasulü’ne itaat, sevgi, saygı, sabır, sebat ailenin merkezinde yer alan temel değerlerdendir. Efendimiz (as) hanımları ile yakından ilgilenir ve onlara kıymet verirdi. Hanımlarının faziletlerini söyleyerek onların değerlerini dillendirirdi. Davet edildiği bir yemeğe; “Hanım da olursa” diye şart koşmuştu.[9]

Allah Rasulü (as) aileyi sadece evin içindekilerden ibaret görmeyip ailenin kuşatıcılığını hayata aktararak önemli mesajlar vermiş, uygulamalarda bulunmuştur. Çekirdek ailenin model olarak gösterildiği günümüzde, Müslümanların, Allah Rasulü’nün hane halkının mahiyetini yeniden anlamaya, değerlendirmeye tabi tutması gerekmektedir. Efendimiz ailenin değerini, kıymetini evin içindekilerden ibaret görmez onu evin dışına da taşırdı. Sevdiğinin, kıymet verdiğinin sevdiklerine de kıymet verir, sevdiğinin sevgisiyle onlara yönelirdi. Eşlerinin yakınlarına da itibar eder, zaman zaman onlara hediyeler takdim ederdi. Eve uğrayan yaşlı bir hanıma Efendimizin gösterdiği ilginin sebebini merak eden Hz. Aişe (ra) validemiz, onun Hz. Hatice’nin (ra) arkadaşı olduğunu öğrenmişti. Hatta Rasûl-i Ekrem Efendimiz (as) her koyun kesişinde Hz. Hatice’nin arkadaşlarına da bir pay gönderirdi. Rasûlullah (as), dadısı Ümmü Eymen’i (ra) de yakın aileden saymış ve kendisine annesi gibi ilgi göstererek ona: “Anneciğim!” diye hitap etmiştir. 

Eşler evde birbirine yük değil de hayatı kolaylaştırma yolunda birbirlerine destekçi olmalıdırlar. İşlerin mahiyetinden mekânın konumuna, geçmişin getirdiklerinden zamanın götürdüklerine de bakılarak hayat, İslâmî idealler ve gayeler eşliğinde birlikte paylaşılmalıdır. Efendimiz (as) ev içinde şahsî işlerini yine kendisi yapardı. Ayakkabılarını tamir eder, elbise yamar, elbiselerini temizler, koyun sağar, çocuk bakımına iştirak ederdi.

Bazı konularda hanımlarıyla istişare ederek onların görüşlerini alır, onlara verdiği değeri hissettirirdi. Hudeybiye’de sulh yapılıp o yıl umre yapmama kararı çıkınca ashabın memnuniyetsizliği görülmüştü. Ümmü Seleme Validemizle (ra) istişare eden Peygamber Efendimiz (as),  onun:

أُمُّ سَلَمَةَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَتُحِبُّ ذَلِكَ

Ey Allah'ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, traşını olmasını) istiyor musun?

اخْرُجْ ثُمَّ لَا تُكَلِّمْ أَحَدًا مِنْهُمْ كَلِمَةً حَتَّى تَنْحَرَ بُدْنَكَ وَتَدْعُوَ حَالِقَكَ فَيَحْلِقَكَ

Öyleyse çık, Ashab'tan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni traş etsin!" dedi.

فَخَرَجَ فَلَمْ يُكَلِّمْ أَحَدًا مِنْهُمْ حَتَّى فَعَلَ ذَلِكَ نَحَرَ بُدْنَهُ وَدَعَا حَالِقَهُ فَحَلَقَهُ

Aleyhissalâtu vesselâm kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı: Devesini kesti, berberini çağırdı, traş oldu..

 فَلَمَّا رَأَوْا ذَلِكَ قَامُوا فَنَحَرُوا وَجَعَلَ بَعْضُهُمْ يَحْلِقُ بَعْضًا  

Ashab bunları görünce kalktılar  kurbanlarını kestiler, birbirlerini traş ettiler [10]

Rasûlullah’ın ocağı bir mektepti. Bu mektebin devamlı öğrencileri ise müminlerin anneleriydi. Onlar bir eş olmanın yanında özellikle kadınların İslâm’ı öğrenme ve nasıl yaşayacaklarını öğretme noktasında çok büyük görevler yüklenmişlerdi. Onlar canlı örnekler olarak ümmetin kadınlarına model olmuşlardı.

Çocuklar ailede güven içinde, mutluluğu ve huzuru tadarak büyür, ilk terbiyesini, ilk eğitimini bu güven ortamında ailesinden alırdı. Hz. Peygamber, erkek çocuklarına nasıl değer veriyorsa kız çocuklarına da aynı değeri veriyordu.

“Bir adam Peygamber’in yanında oturuyordu. Bir ara bir erkek çocuğu geldi. Adam çocuğu öpüp dizleri üzerine oturttu. Biraz sonra adamın bir de kız çocuğu geldi. Adam onu da yanına oturttu. Bunun üzerine Efendimiz: Niçin ikisini bir tutmadın? diyerek adamı kınadı.”[11]

Hz. Peygamber (as), evde torunlarını sırtına alıp eğlenir onları hiçbir zaman azarlamazdı. O, camide namaz kıldırırken bile çocukları omzuna ve sırtına alırdı. Ebû Katade’den (ra) naklen:

كَانَ رسولُ اللّهِ . يُصَلِّى بِالنَّاسِ وَهُوَ حَامِلٌ أُمَامَةَ بِنْتَ زَيْنَبَ بِنْتِ رَسُولِ اللّهِ . فإذَا سَجَدَ وَضَعَهَا، فإذَا قَامَ حَمَلَهَا

“"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), kızı Zeyneb'in kerîmesi olan torunu Ümâme'yi omuzunda taşıdığı halde halka namaz kıldırırdı. Secdeye varınca çocuğu (yana) bırakır, kıyâm için doğrulunca tekrar omuzuna alırdı.".[12]

Enes’ten (ra) rivayetle:

“Rasûlullah’a dokuz sene hizmet ettim. Bana hiçbir zaman; Niye şöyle şöyle yaptın! dediğini bilmiyorum. Beni hiçbir zaman azarlamış değildir.[13]

Ebû Hureyre’den (ra) rivayetle:

قَبَّلَ رسُولُ اللّهِ . الْحَسَنَ ابْنَ عَلىٍّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما وَعِنْدَهُ ا‘قْرَعُ بْنُ حَابِسٍ. فَقَالَ ا‘قْرَعُ: إنَّ لِى عَشْرَةً مِنَ الْوَلَدِ مَا قَبَّلْتُ مِنْهُمْ أحَداً! فَنَظَرَ إلَيْهِ رسولُ اللّهِ . ثُمَّ قال مَن لا يَرْحمْ لاَ يُرْحَمْ

“"Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) (bir gün), Hasan İbnu Ali (radıyallâhu anhümâ)'yı öpmüş idi. Bu sırada yanında bulunan Akra' İbnu Hâbis, (sanki bunu tuhaf karşıladı ve:) "Benim on tane çocuğum var. Fakat onlardan hiçbirini öpmedim" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) ona bakıp:

"Merhamet etmeyene merhamet edilmez" buyurdu[14]

Allah Rasûlü’nün Hane-i Saadetlerine baktığımızda; bir canlılık, dirilik görmekteyiz. Evleri bazen mescit, bazen medrese, bazen güzel sohbetlerin olduğu tatlı bir mekândır. Huzurun ve mutluluğun mekânı, genişliğiyle Müslümanlara örneklik teşkil eden bir ümmet evidir. İslâm toplumunun varlığı İslâmî ailelerin varlığına bağlıdır. Şirkin, zulmün, hazzın kol gezdiği zamanlarda tevhidi eğitimin medresesi olan evlerimiz, mücadele sahasında nefeslendiğimiz, huzuru ve mutluluğu tattığımız mekânlarımız olmalıdırlar.

 

 

Not : Bu  vaaz Bekir YOLCU Hocanın Aynı başlıklı Makalesinden uyarlanmıştır.



[1] Ahzab Suresi: 33/21.

[2] Kehf Suresi: 18/110.

[3] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 17/192

[4] Furkan Suresi: 25/74.

[5] Rum Suresi: 30/21.

[6] Bakara Suresi: 2/187.

[7] Tirmizî, Menâkıb: 85, (3892); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/515.

[8] Nesâî, Nikâh: 14, (6,68); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/69.

[9] Müslim, Eşribe, 139.

[10] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/172-181.

[11] Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, III, 46.

[12] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/43

[13] Müslim, Fedail, 13.

[14] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/261.

Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler