Peygamberimiz ve Engelliler
Gönderen Kadir Hatipoglu - Mayıs 07 2023 01:00:00

Vaaz Resimleri: w.jpg

 

İnsanoğlu bütün mukaddes dinlerde “değerli” bir varlıktır. Özellikle İslam dini, insanı

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنٖٓي اٰدَمَ

“Andolsun biz Âdemoğluna şan, şeref ve nimetler verdik;”[1] ayeti ile  “yaratılmışların en şereflisi/değerlisi” olarak görmektedir. Çünkü insan,   

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖٓي اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍؗ

“Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.”[2] Ayetinde belirtildiği gibi  “en güzel yaratılış üzere yaratılmış”,         

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فٖيهِ مِنْ رُوحٖي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدٖينَ

“Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.”[3]  Ayetinde belirtildiği üzere insanın  “bedenine Allah Teala tarafından ruh üflenmiş”, böylece ilahî bir nitelik kazanarak yeryüzünde

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَلٖيفَةًؕ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ فٖيهَا مَنْ يُفْسِدُ فٖيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَؕ قَالَ اِنّٖٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

“Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.”[4]  Böylece insan Allah’ın halifesi olmayı hak etmiştir.

Böylesi bir ayrıcalığa sahip olan insan, gerek yaratılıştan, gerekse sonradan birtakım uzvi/bedeni engeller taşısa bile, yine değerinden bir şey kaybetmiş olmayacaktır. Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında pek çok ayet yanında, bir tek Abdullah b. Ümmi Mektum hadisesini anlatan ayetler bile, İslam dininin engellilere bakış açısını ortaya koymak için yeterli bir örnektir.

Hatırlanacağı üzere, Abese suresinin ilk ayetleri,

عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ

“Yüzünü ekşitip başını çevirdi.”

اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىؕ .

“Görme engelli o kişi geldi diye.”

وَمَا يُدْرٖيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ .

“Ama (ey Peygamber!) Sen nereden bileceksin, belki o kendini arındıracaktı.”[5]

Bir görme engelli olan Abdullah b. Ümmi Mektum’un Sevgili Peygamberimiz’e gelerek İslam hakkında bilgi almak isteyişinden ve sonrasında yaşanan hadiselerden bahsetmekteydi. Rahmet Peygamberi (s.a.s.) Efendimiz, kendisini uyaran ve bu konuda şahsında bütün müminler için davranış şeklimizi belirleyen ayetlerden sonra, Abdullah b. Ümmi Mektum’a her zaman ayrı bir ilgi ve yakınlık göstermiştir.

Sanki Abese suresi, Rasuli Ekrem (s.a.s.) Efendimiz’in toplumun içinde her asırda, her dönemde var olan/var olacak engellilere yönelik çağlar üstü mesajlarını vermesi için bir vesile olmuştur. Bizler Sevgili Peygamberimiz’in hayatına ve uygulamalarına baktığımızda net bir şekilde şunları görebiliriz: O, engelli insanlarla bizzat ilgilenmiş, onları güçlerinin yetmediği hususlarda sorumlu tutmamıştır. Yeteneklerine göre birtakım kamu görevleri de verdiği engelli insanların toplum nezdinde saygın kimseler haline gelmesine vesile olmuştur.

Böylece onları, sürekli diğer insanlara muhtaç bir durumda kalmaya mahkûm hale düşmekten korumuş, değer vererek, ilgi göstererek topluma kazandırmaya çalışmıştır. Sözgelimi, durumlarına göre özürlülerin bir işte çalışmasını sağlamak maksadıyla onların ticaret yapmasını kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Sevgili Peygamberim iz’in, gözleri görmeyen bir sahabi olan Abdullah b. Ümmi Mektum’u, Medine dışına çıktığı zamanlarda vekil olarak bırakmış olması da dikkat çekicidir.

Böylesi bir uygulama yanında, onun engelli insanlara yönelik teselli dolu ifadeleri ve onlara iyi davranılması hususunda uyarıları da vardır. Gelin, müjdeleyen ve uyaran, bir diğer ifadeyle Beşîr ve Nezîr olan Sevgili Peygamberimiz’in çağları aşan sözlerine kulak verelim:

إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ إِذَا أَخَذْتُ كَرِيمَتَىْ عَبْدِي فِي الدُّنْيَا لَمْ يَكُنْ لَهُ جَزَاءٌ عِنْدِي إِلاَّ الْجَنَّةَ

Allah buyurdu ki: “Dünyada kulumun iki kıymetli organı olan gözünü alırsam benim yanımda onun karşılığı ancak Cennettir.”[6]

يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مَنْ أَذْهَبْتُ حَبِيبَتَيْهِ فَصَبَرَ وَاحْتَسَبَ لَمْ أَرْضَ لَهُ ثَوَابًا دُونَ الْجَنَّةِ

“Allah şöyle buyurur: “Her kimin iki sevimli organını giderirsem o da sabredip mükafatını benden beklerse ona Cennet’ten başka bir karşılığa razı olmam.”[7]  

إِذَا أَصَابَتْ أَحَدَكُمْ مُصِيبَةٌ فَلْيَقُلْ ‏{‏ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ ‏}‏ اللَّهُمَّ عِنْدَكَ أَحْتَسِبُ مُصِيبَتِي فَآجِرْنِي فِيهَا وَأَبْدِلْ لِي خَيْرًا مِنْهَا

"Başına herhangi bir musibet gelen Müslüman, "Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz. Allah'ım! Başıma gelen bu musibetin sevabını ver ve bana bunun arkasından hayırlı olan şeyleri ihsan et" derse Allah ona mutlaka daha hayırlı şeyler verir."[8] Bunlar ve benzeri müjdelere karşılık şöyle bir uyarıyı da göz ardı etmemeliyiz:

Bu müjdelere karşılık şöyle bir uyarıyı da göz ardı etmemeliyiz:

"Gözleri görmeyen (âmâ) bir kimseyi yolundan saptırana Allah lânet etmiştir."

Kıymetli Kardeşlerim

İnsanlar, farkında olmadan bazen yanlarında bulunan engelli insanların gönüllerini incitebilmektedirler. Bazıları ise bunu kasıtlı olarak da yapabilmektedirler. Her ne suretle olursa olsun engelli kişilerin gönülleri incitilmemeye son derece özen gösterilmelidir. Bazen zulüm, elleri olmayan ya da tutmayan bir insanın yanında, yaptığı el işiyle övünen kişinin davranışında gizlenmiştir. Yine bazen zulüm, gözlerinden yana sıkıntısı olan birine söylenen, imalı bir sözde saklıdır.

Bu bağlamda, çocuğu olmayan kimselerin yanında çocukla ilgili konuşmaların yapılması da onlar için bir eziyettir ve bir bakıma zulümdür diyebiliriz. Kişilerin, karşısındaki insanların özel durumlarını hesaba katarak konuşmaları, incitecek sözlerden kaçınmaları da Peygamberimizin tavsiyelerindendir.

Sevgili Peygamberimizin uygulamalarından ve tavsiyelerinden sonra netice olarak şunları söyleyebiliriz:

İnsanlara lâkap takmak bizlere

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْراً مِنْهُمْ وَلَا نِسَٓاءٌ مِنْ نِسَٓاءٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُنَّ خَيْراً مِنْهُنَّۚ وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِؕ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْاٖيمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“ Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü ad takmayın. İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır.” Hucurât Sûresi'nin 11. âyetiyle haram kılınmıştır. Bu sebeple, engelli kişilere, "kör, topal, sağır, çolak, aptal, geri zekâlı, deli" gibi ifadelerle hitap etmek ya da onları gıyaplarında bu ifadelerle tanımlamak müminlere yakışmaz! Bu davranış Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizi de incitir. O ki, ümmetine,

وَهِدَايَتُك الطَّرِيقَ صَدَقَةٌ ، وَعَوْنُك الضَّعِيفَ بِفَضْلِ قُوتِك صَدَقَةٌ ، وَبَيَانُك عَنْ الْأَرْتَم صَدَقَةٌ

"Gözleri görmeyen birine yol göstermek sadakadır. Sağır ve dilsiz durumdaki kişilerin dertlerini anlatmalarına yardımcı olman da bir sadakadır."[9] buyurarak, Allah'ın rızasına nâil olmak için engellilere hizmeti bir adres olarak gösteriyordu.

O ki, herhangi bir kusuru ve eksikliğinden dolayı bir mümini küçük görmenin, ayıplamanın ne denli kötü bir iş olduğunu çağlar öncesinden söyleyip, çağlar sonrasında gelen ümmetini şu sözlerle uyarıyordu:

بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ

"Bir kimsenin mümin kardeşini küçümsemesi günah olarak ona yeter."[10]

لاَ تُظْهِرِ الشَّمَاتَةَ لأَخِيكَ فَيَرْحَمُهُ اللَّهُ وَيَبْتَلِيكَ

"Din kardeşinin derdine sevinip gülme. Sonra Allah ona merhamet eder, (onun sıkıntısını kaldırır) sana da onun derdini verir."[11]

Yukarıdaki müjdeler ve uyarıların, engellilerle ilişkilerimiz hususunda insanlar üzerinde daha kalıcı bir rol üstleneceğini söyleyebiliriz. Zira engellileri, yılda sadece bir gün değil, her daim fark edebilmek; onlara bir insan olarak değer verebilmek ve onlara yapılacak iyiliklerin mutlaka bir sevap olarak değerlendirileceğini bilmek adına bu Nebevî tavsiyelerin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bizlere her yönüyle örnek olan Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin hayatından günümüzdeki yaşantımıza da yansıması dileğiyle bir Asr-ı Saadet hatırası aktararak konuyu tamamlamak istiyoruz.

Ashâb-ı Kirâm'dan birinin gözleri neredeyse görmez olmuştu. Namazlarını kılmak için mescide gelmekte sıkıntı çekmekteydi. Kendi evinde kılmak zorunda kaldığı namazlarını gönül rahatlığıyla kılabilmek için Sevgili Peygamberimizi evine davet etmek istedi ve Ondan şu ricada bulundu:

"Ey Allah'ın Resûlü! Evime kadar gelip de secdegâhımda iki rekât namaz kılabilir misiniz?"

Ertesi gün Sevgili Peygamberimiz (sav), yanında sâdık dostu Ebû Bekir (ra) ile birlikte o sahâbînin evine gitti ve istediği yerde namaz kılarak onun bu arzusunu yerine getirdi.

Sözlerimize, "Şefkat ve Merhamet Peygamberi"ni anlatan bir beyitle son verelim.

Ümmetin üstüne titreyen Sensin

Müjdeci, uyaran, gel diyen Sensin

Kulunu Allah'a sevdiren Sensin,

Geceyi, gündüze çeviren Sensin

Ey Hakk'ın şâhidi yüzünü göster

Kul, şehâdetinle tanınmak ister.

 


 

[1] İsrâ Suresi - 70. Ayet

[2] Tîn Suresi - 4. Ayet

[3] Hicr Suresi – 29. Ayet

[4] Bakara Suresi - 30. Ayet

[5] Abese Suresi - 1-3. Ayet

[6] Tirmizi, Zühd, 58

[7] Tirmizi, Zühd, 58

[8] Ebû Dâvûd, Cenâiz, 22

[9] İbn Hanbel, V, 152.

[10]Müslim, Birr 32; Ebû Davud, Edeb 35; Tirmizî, Birr 18

[11] Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, 54



islam ve Hayat,Güncel Vaaz ve Hutbeler