Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı Celal YILDIRIM

ADAK.. 2

Günah İşlemeyi Adarsa : 3

Oğlunu Boğazlamayı Adarsa : 3

BÎR YERE GİRİP GİRMEME HUSUSUNDA YEMİN ETMEK.. 3


ADAK

 

Adak da yeminin bölümlerinden biridir. Ancak aralarında bazı yönlerden fark vardır. Aşağıdaki misallerden bu farklar daha iyi anlaşılacağı için, anlatmaya gerek görmüyoruz. Ancak şu husu­su belirtmemizde yarar vardır :

Adak, Allah'a karşı üstün saygısını belirtmek üzere mubah sa­yılan bir şeyi yapmayı kendine vâcib kılma anlamına gelir. Dünya­lıkla ilgili bir arzunun yerine gelmesi için yapılan adak pek o kadar muhterem ve muteber değildir. Örneğin : «Şu işim yerine gelir, şu ti­caret malımı iyi bir kazançla satarsam, üç gün oruç tutacağını veya şu kadar namaz kılacağım» demek bu cümledendir. Aslında bu tur adakları da yerine getirmek gerekir, ama asıl amacına yönelik de­ğildir. Çünkü amaç, Allah'a ta'zimdir.

Görüldüğü gibi yemin bu tariflerin dışında kain. Adak' ın :

A) Zaman ve mekânla ilgili bulunması,

B) Şahısla bağlantısı,

C) Adanılan şeyle olan münasebeti,

D) Belirli ya da belirsiz olması,

E) Mutlak ve kayıtlı ya da bir şeyle bağlantılı bulunması gibi yönleri vardır.

Bunlarla beraber bir de ada'k'm bir takım şartları vardır. Onları şöyle özetleyebiliriz :

1 — Adanılan şeyin cinsinden bir farz veya vacibin bulunması, (Hac, oruç, namaz gibi).

2  — Adanılan şeyin bizzat maksut olması,

(Namaz, oruç, hac gibi ibâdetler bizzat maksuddur; başka bir ibâdete vesile değildir. Ama ABDEST böyle değildir, o namaz kılmak veya Mushafa el sürmek, ya da Tavaf yapmak için vasıta ve vesile­dir).

O halde abdest almayı adamak hiçbir hüküm ifade etmez. Yani adak sayılmaz.

3 — Adanılan ibâdetin zaten kişiye farz ve vâcib olmaması,

(Cuma farzını kılmayı adayan veya Ramazan orucunu tutmayi adayan kimsenin, bu tarz yaptığı adak sahih değildir. Çünkü bu ibâ­det zaten kişiye farzdır.)

4 — Adanılan şeyin günah kapsamına giren bir suç olmaması,

(Başladığım şu işim iyi sonuçlanırsa, bir şişe şarap içeceğim, ve ya şu işim olursa, canımı feda edeceğim, gibi adaklar -günah kapsa­mına girdiği için sahih değildirler.

5 — Adanılan şeyin mümkün olması,

(Falan adam gelir veya oğlum salimen dönerse, onun geldiği ve­ya döndüğü gün oruç tutacağım, diye adayan kimsenin sözünü etti­ği adam zevalden sonra gelir veya sabah kalkıp kahvaltısını yaptık­tan sonra gelirse, o gün oruç tutması mümkün değildir. Çünkü kah­valtı yapmıştır veya zevaldan sonra geldiği için, artık niyet vakti geçmiştir,)

6 — Adadığı şeyin kendi mülkünde bulunması,

(Mülkünde olmayan bir şeyi adamak sahih değildir. Falan ada­mım gelirse, komşumun koyununu boğazlayıp dağıtacağım, diye adarsa, bu caiz sayılmaz. Çünkü koyun onun mülkiyetinde değildir, başkasına aittir).

Mutlak ve Muallak Adaklar :

Belli bir vakte bağlı olmayan adaklara mutlak, belli bir vak­te bağh kılman adaklara muallak adak denir. Bunları birer mi­sal ile açıklıyalim :

«Hastam şifâ bulursa, Allah (C.C.) için üç gün oruç tutacağım» diye adayan kimsenin bu sözü, mutlak anlamdadır, belli bir vakitle kayıtlı değildir. Hasta şifâ bulduğu takdirde bu adağı yerine getir­mek herhalde vâcib olur. Oruç tutmadığı takdirde günahkâr ve borç­lu sayılır .

Belli bir vakte veya yere bağh kılman adağa gelince, bunu be­lirtildiği gün veya yerde herhalde yerine getirmek şart değildir. Me­selâ : Hastam şifâ bulursa, cuma günü oruç tutacağım, veya Konva1-ya gidip Mevlâna camiinde şu kadar rek'at namaz kılacağım veya şu şahsa şu kadar para vereceğim, diye adarsa, hastası şifâ bulduktn sonra herhalde cuma günü oruç tutması veya Mevlâna Camiine gi­dip namaz kılması gerekmez, bunu herhangi bir günde tutabilir ve namazı da herhangi bir cami'de kılabilir.

Bunun için fukaha şöyle demişlerdir :

Kim mutlak anlamda adarsa, onu fırsat bulduğu takdirde yerine getirmesi vâcibdir.[1] Adağı yerine getirmeyip de onun yerine ye­min keffareti veremez. Neyi adamışsa, onu aynen yerine getirmesi şarttır.[2]

Ama bir ayne taalluk etmiyen adak, yemin mahiyetinde sayılır ve gerçekleştiğinde keffaret vermek caiz olur. Yani dilerse adağını yerine getirir., dilerse keffaret verir.

Bunu bir misal ile açıklayalım : «Oğlum askerden dönerse, şu eve girmiyeceğim, diye adarsa, oğlu gelince adak sahibi muhayyer­dir, dilerse o eve girmez. Dilerse girer ve keffaret öder. [3]Çünkü adağı bir ayne taalluk etmemektedir.

Mutlak şekilde «Namaz kılacağım» diye adarsa, sadece iki rek'at namaz kılması yeter. Çünkü iki rek'at başlıbaşma bir namaz sayılır.

Allah (C.C.) bana ikiyüz dirhem verirse, onun için on dirhem zekât vereceğim, diye adarsa, ikiyüz dirhem eline geçtiği takdirde sadece zekât olarak beş dirhem vermesi gerekir. Çünkü bu paranın zekâtı on dirhem değil, beş dirhem tutmaktadır. Herhalde on dirhem vermesi gerekmez.[4]

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, şu yerde namaz kılacağını veya şu gün oruç tutacağım veya yarın fakirlere şu kadar para dağıtaca­ğım diye adayan kimse, isterse namazını herhangi bir yerde kılabi­lir, orucunu herhangi bir gün tutabilir ve fakirlere vereceğini bir gün önce veya sonraki günler verebilir. İmam Ebû Hanîfe'nin içti­hadı bu anlam ve ölçüdedir, fetva da buna göre verilmiştir. [5]Sa-hiL rivayete göre, İmam Ebû Yusuf'un da görüşü bu doğrultutadir.[6]

 

Günah İşlemeyi Adarsa :

 

Az önce de belirttiğimiz gibi, günah işlemek için adak yapmak sahih değildir. Bununla beraber bunu adar ve sonunda işlerse, ken­disine keffaret gerekir.[7]

 

Oğlunu Boğazlamayı Adarsa :

 

Bu adak sahih değildir. Ama bilgisizce böyle- bir adamada bulu­nursa, istihsanen bir koç boğazlaması tavsiye edilmiştir. Boğazlama­dığı takdirde bir şey gerekmez. [8]

«Çekmekte olduğum sıkıntıdan kurtulursam, yüz liralık Ekmek alıp tasadduk edeceğim» diye adayan kimsenin mutlaka ekmek alıp dağıtması şart değildir. İsterse öyle yapar, isterse yüz lirayı nakden dağıtabilir.

«Oğlum savaştan sağ-salim dönerse, her fakire on lira vermek üzere 1000 lira dağıtacağım» diye adayan kimsenin de her fakire on lira vermesi gerekmez. Dilerse, bu paranın hepsini bir ya da birkaç fakire verebilir.

«İçinde bulunduğum hastalıktan kurtulup şifa bulursam, bir ko­yun boğazlıyacağım» diyen kimse, hastalıktan kurtulursa, bir şey gerekmez. Çünkü «Allah için bir koyun boğaziıyacağım» dememiştir.

Ticaretle uğraşırken, «Şu yatırdığım sermayem iyi bir kâr sağ­lar da beni hacce götürüp getirecek imkânı oluşturursa, Allah için gidip haccedeceğim» diye adayan kimse, kâr elde eder, ama haccede­cek kadar bir masrafı karşılıyacak nisbette olmazsa, o takdirde hacc­etmesi gerekmez.

«Eğer şu işi yaparsam, Allah için yakınlarıma bir ziyafet vere­ceğim» diye adar ve sonra o işi yaparsa, yakınlarına ziyafet verme­si gerekmez. Çünkü ziyafet ne farz, ne de vâcibdir. Halbuki yapılan adamanın farz veya vâcib türünden olması gereklidir.

Ama «Şu işi yaparsam, Allah için fakirlere yedireceğim» derse, o işi yaptığı takdirde, fakirleri yedirmesi gerekir. Çünkü bu türden farz ve vâcib vardır.

«Allah için bir fakiri yedireceğim» diye adayan kimsenin ya 1667 gr. buğday, ya da 3334 gr. arpa ya da bunların bedelini bir fa­kire vermesi gerekir. Bu, İmam A'zam Ebû Hanîfe'y© göredir ve fet­va da ona göre verilmiştir.

«On fakiri Allah için doyurmayı adadım» derse, herhalde on fa­kiri doyurması gerekir. Ama «Şu fakiri Allah için doyuracağımı adı­yorum» derse, herhalde o fakiri doyurması gerekmez, başka bir fa­kiri doyursa, yine de adağı yerine gelmiş olur.[9]

 

BÎR YERE GİRİP GİRMEME HUSUSUNDA YEMİN ETMEK

 

Yemin konusunda kullanılan sözler örfe göre hüküm taşır. [10]O halde «Her hangi bir eve girmiyeceğim» diye yemin eden kimse, yemininden sonra bir cami' veya mescide, havra veya kiliseye, Kabe veya hamama, bir dehlize veya bir evin gölgeliğine girecek olsa, ye­minini bozmuş sayılmaz. Çünkü çoğu yerlerin örfüne göre, bu yerle­re «ev» denilmez. Evden maksat, içinde yatılıp kalkılan, mesken edi­nilen binalardır.[11]

«Şu mescide girmiyeceğim» diye yemin eden kimse, yeminden sonra o mescid yıkılıp yerine bir ev yapılır ve sonra yine o ev mesci­de çevrilir, oda ona girecek olursa, yeminini bozmuş sayılmaz. Çün­kü bu mescid, diye yemin ettiğinde, belli bir yapıyı kasdetmiştir.

Hiçbir eve girmiyeceğini yemin eden kimse, yıkılan bir evin ar­sasına girerse, yeminim bozmuş olmaz. Çünkü orası artık ev olmak­tan çıkmıştır. Bunun gibi o yıkılan evin yerine bir mescid veya kili­se yapılır veya hamam ve benzeri bir bine inşa edilirse, girdiği tak­dirde yine yeminini bozmuş sayılmaz. Çünkü yapılan yerler «ev» değildir.

«Şu eve girmiyeceğim» diye yemin eden kimse, oraya ister yaya ister süvari, ister sırtta taşınarak girsin farketmez, yeminini bozmuş olur. [12]Ama haberi olmaksızın biri onu kucaklayıp o eve soka­cak olursa, bu irâdesi dışında meydana geldiğinden yemini bozulmuş olmaz.

Girmiyeceğine yemin ettiği evin ihata duvarı üzerine çıkar veya avlusuna girecek olursa yemini bozulmuş sayılır. Ancak duvar onun­la komşusu arasında ortaklaşa kullanılıyorsa, o takdirde yemin bo­zulmaz.

Bunun gibi, bulunduğu ev veya camf den dışarı çıkmıyacağma yemin eder, birisi onu sırtına alıp veya bir binite bindirerek çıkar­sa bile, yine de yemini bozulmuş sayılır. Çünkü mesele oradan dışarı çıkmamasıdır, ne ile çıkarsa çıksın, yemini bozulur. Ancak zorla çı­karılırsa, yemini bozulmaz.[13]

Yiyecek ve içecek olarak hiçbir şey yemiyeceğine ve içmiyece-ğine dair yemin eden kimse, bir şey yediği takdirde, bakılır, yenilen şeye örfte yiyecek deniliyorsa, yemini bozulmuş olur, örfte ona yiye­cek denilmiyorsa, bozulmaz. îçecek maddeleri de buna göre kıyas edilebilir.

«Seninle bir daha konuşmıyacağım» diye yemin ettikten sonra, «haydi kalk git,» veya «durma burada» derse, bu söz de yemine biti­şik sayıldığından yemin bozulmuş olmaz. Ama ondan sonra konuşa­cak olursa, o zaman yeminini bozmuş sayılır.

Alım-satımda bulunmayacağına yemin eden kimse, bu hususta işini görmek için kendine bir vekil tutarsa, o takdirde yemini bozul­maz. Ama yemin ederken «hiçbir suretle alım satımda bulunmıya-cağım» der ve bununla başkası vasıtasiyle de... şeklini düşünürse, o takdirde, hiçbir suretle alım-satımda bulunamaz, bulunduğu takdir­de yeminini bozmuş olur.

Haccetmiyeceğine yemin eden kimse, ihrama girip Arafat'a çık­tığı takdirde, yeminini bozmuş olur. Arafat'a çıkmadan yemini bo­zulmuş sayılmaz. Ebû Yusuf a göre, ziyaret tavafının çoğunu yapma­dıkça yemini bozulmaz.

«Şu işi yaparsam, Allah için bana ihram gerekli olsun» derse, işi olunca, o takdirde ya bir hac, ya da umre yapması gerekir.

«Namaz kılmiyacağım» diye yemin eden kimse, başladığı rek'ati secde ile bağladığı an yeminini bozmuş sayılır.[14]

Bir adamı dövmiyeceğine dair yemin eden kimse, başkasıyla ona dayak attırırsa, yine de yeminini bozmuş olur.[15]

 



[1] El-Hidâye – Merğinaaî.

[2] Fetâvâ.-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[3] El-Mebsut - Şemsü'l-Eimme Serahsi.

[4] El-Muhit - Radıyüddin SerahsI.

[5] Siracü'l-Vehhac - Şemsii'1-Ehnme.Halvanî.

[6] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/163-165.

[7] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/166.

[8] Fetâ,vâyi Hindiyye.

[9] Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/166-167.

[10] El-Kâfi - Hâkim-i Şehid – Mervezi.

[11] EI-Bedayi1 - Kâsani - Fetâvâ-yi-Hindiyye.

[12] Fetâvâryi Hindiyye.

[13] Fethü'l-Kadir - Kemal b. Hümam.

[14] El-Hidâye – Merğinanî.

[15] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/167-168.

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.02 saniye 11,184,502 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021