Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı Celal YILDIRIM

BORÇLANMA.. 2

«KÂTÎB-İ ADL = NOTER VE NOTERLİK». 2

ÂYETİN TAŞIDIĞI FIKHI HÜKÜMLER.. 2

İNSAN HAKLARINI KORUMAK.. 3

ALIM - SATIMIN BAZI ÇEŞİTLERİ 4


BORÇLANMA

 

«KÂTÎB-İ ADL = NOTER VE NOTERLİK»

 

İslâm Hukuku, aşağıdaki âyetlerle helâl sayılan alım-satım işle­minin en doğru ve sağlıklı biçimde yürütülmesinin bazı ölçülerini ve­riyor. Kâtib-i Adi = Noter'in önemine ve yerine temas ediliyor. Böy­lece insan haklarının korunması, sürtüşme, tartışma, yalan ve inkâ­ra neden olacak kapıların ticarî alanda da kapanmasını emrediyor.

«Ey imân edenler! Birbirinize belirli bir süreye kadar borçlandı­ğınızda, onu yazın? aranızdan doğrulukla tanınmış bir kâtip yazsın. Kâtip de kendisine Allah'ın öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin yazsın.

Bir de üzerinde hak bulunan (borçlu da yazdırsın da Rabbisi olan Allah'tan korksun, 'borcundan ve va'desinden) bir şey eksiltmesin.

Eğer borçlu (malını düşünmeden ya da bilmeden harcayan) bir bön veya zayıf ya da yazdıramıyacak kadar âcizse, velisi doğruluk ölçüleri içinde yazdırsın ve erkeklerinizden iki de şâhid tutun; eğer ikisi de erkek olarak bulunamıyorsa, o takdirde şâhidlerden razı ola­cağınız bir erkek, biri unutunca diğerinin ona, hatırlatması için iki kadın tutun,.

Şâhidler çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Borç az olsun, çok ol­sun onu va'desine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu Allah katında adalet ölçü ve anlamına daha uygun, şâhidlik için en sağlam ve şüp­heye düşmemeniz için de en yakın olanıdır.

Ancak aranızda hemen devredeceğiniz peşin bir ticaret (alım-satım) ise, o takdirde bunu yazmamanızda size bir vebal yoktur. (Yazılmasında ise bir sakınca yoktur).

Alun-satamda bulunduğunuzda da şâhid tutun; yazana da şâhid-lik edene de zarar verilmesin (gerekirse ikisinin mesaisi değerlendi­rilsin) . Eğer zarar verirseniz, herhalde bu sizin doğru yoldan çıkma­nız olur. Allah'tan korkun; Allah size ten doğrusunu öğretiyor. Al­lah her şeyi bilendir.»[1]

İton Abbas (R.A.)'dian yapılan rivayete göre : Faizcilik yasaklan­dıktan sonra Selem — Para peşin, mal veresiye yapılan saitışa ce­vaz vermek üzere bu âyet inmiştir. Çünkü Medine halkmın se1em ile ahm-satımda bulundukları yaygın idi.

Bununla beraber âyet alım-satımla ilgili bütün borç ve vâdeleri kapsamaktadır.[2]

Diğer bir rivayette ise deniliyor ki :

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz Medine'ye hicret ettiklerinde, ora halkı hurma alım-satımında bir iki yıl i slâf yapar, yani alaca­ğı malın karşılığını nakit olarak peşin verirlerdi. Bu bir bakıma selem işlemiydi. Bunun üzerine Resûlüllah CA.S.) Efendimiz on­lara şöyle buyurdu :

«Sizden kim hurma alır da is1âf eder, yani bedelini peşin verirse onu belli ve belirli ölçek ve tartıyla ve süreyi belirlemek su­retiyle uygulasın.»[3]

Bu hüküm yukarıdaki âyete dayandırılıyordu.

Ayrıca bu hususta Peygamberimizin şu hadîslerini de- her zaman dikkâte almamız gerekmektedir :

«Sise büyük günahların en büyüğünden haber vereyim mi?»

Efendimiz bu cümleyi üç defa tekrarladıktan sonra buyurdu ki : «Allah'a ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmek ve yalan yere şa­hitlikte bulunmaktır.» [4]

«Kim ehil olmadığı halde bir Müslüman aleyhine şahitlikte bu­lunursa, ateşteki yerine hazırlansın.»[5]

Üç kimse var ki Allah'a duâ ederler de duaları kabul olunmaz :

1. Fena huylu olan karısını boşamayan erkek,

2. Yetime,   malını henüz   ergenlik   çağma   girmeden   veren adam,                                                                                          

3. Bir adama faizsiz ödünç verip buna şâhid tutmayan ıkim-se.»[6]                                                                                     

 

ÂYETİN TAŞIDIĞI FIKHI HÜKÜMLER

 

1 — Borç verip almak ticarî konularda caizdir. Çünkü bunda kolaylık vardır. Kur'ân bunu genel anlamda belirtmiştir : «Birbiri­nize belirli bir süreye kadar borçlandığınızda onu yazın..»

2 — Borç süresinin belirlenmesi gerekir.    Bu, daha çok anlaş­mazlığı, haksızlığı ve doğrudan sapmayı önlemek içindir. Aynı za­manda unutkanlık insanın tabiatında vardır.    Yapılan anlaşma ve sözleşmeyi,    borçlanma ve diğer ilgili hususları    yazmakla bu gibi yanlışlıklar   giderilmiş   olur.

3 — Borcun miktarım, süresini,    kimin kime -boçlu    olduğunu belirtmek de vâcibdir.   Bu, hafızalarda meydana gelecek değişiklik ve unutkanlığı,   borçlunun inkâra sapmasını,   alacaklının fazla bir nisbet istemesini önlemek içindir.

4 — Borcu, Devletin ta'yîn ettiği veya toplumun güvenip belir­lediği, doğruluğu kabul edilen bir kâtibin yazması gerekir. Bu, hem taraflara, hem topluma güven vermek içindir. Ortaya çıkacak ge­reksiz iddialara ve ihtilaflara engel olur.

Böylece rasgele kişilerin kâtip olarak görevlendirilinemesi, ada­let ölüçlerini ve bu konudaki mevzuatı bilen aynı zamanda Allah'a inanan, çevresine güven telkin eden adamlardan seçilmesi emredi­liyor.

5 — Doğruluğu kabul edilen kâtibin, Dinin ve Örfün öngördü­ğü bilgi ve ihtisasa sahip bulunması lâzımdır. Sadece okur-yazar ol­ması yeterli değildir. «Kâtibün bi'l-adl»  terkibi bütün bu incelik ve özellikleri içerip  yansıtmaktadır.

Bu daha çok her işin ehline verilmesini hatırlatan bir ilâhî buy­ruktur. Çünkü İslâm'da «adâlet»in bir takıma tarifi şöyledir : «Her şeyi uygun bulunduğu yere koymak, her işi ancak ehil olana vermek­tir.» Bunun aksi zulüm ve haksızlık sayılmıştır.

6 — Borçlu,   borcunun miktarını,   ödeme süresini ve şartlarını açık bir anlatımla kâtib-i adl'e yazdırmalıdır.   Bu, daha, çok yazıla­cak senetle borçlunun bizzat ifadesinin yer alması, herhangi bir yan­lışlığa meydan vermemek içindir.

Borçlu senedi yazdırırken, önce Allah'tan korkmalı, sonra da üzerindeki haktan bir şey eksütmeksizin olduğu gibi dikte etmeli­dir. Bazı esnek cümleler kullanarak ileride bir haksızlığa neden ol­mamaya özen göstermelidir. Kâtibin de bu hususlara yeterince dik­kat etmesi gerekir.

7 — Borçlu bön ya da yaşlılıktan veya   bir hastalıktan dolayı âciz ise veya yazdırmasını beceremiyorsa, kâtip onun ifadesini yaz-mamah, doğruluğu bilinen velisini istemeli, onun ifadesine başvur­malıdır.

Bu, geri zekâlıları, söz söyleme yeteneğini kaybetmişleri, hasta ve âcizleri, daha çok açıkgözlerin hileli yollarından korumaya, tu­zaklarına düşmekten uzak tutmaya matuf bir önlemdir ve emir ni­teliğindedir.

8 — Müslüman erkeklerden iki kişi, bu mümkün olmadığında bir erkekle iki kadın şâhid tutmak, senedin sıhhatli biçimde hazır­lanması ve her türlü ihtilâfı önleme için şarttır.

Bu, hem ileride ortaya çıkacak muhtemel iddiaları, hem bir ta­rafın haksızlığa sapmasını önlemek içindir. Ancak şahitlerin, iki ta­rafın razı olacağı kişilerden seçilmesi şarttır.

9 — Şâhidlerin, zorunlu bir sebep olmadıkça şâhidlikten kaçın­maları doğru değildir. Çünkü toplum yapısında fertler her zaman birbirlerine muhtaç durumdadırlar. Sosyal hayat ve düzenin selâ­meti ve devamı için her fert kendine düşeni yapmakla yükümlüdür. Bu farz-i kifâyedir.

O nedenle Kur'ân'm açık anlatımından anlaşılan şudur : Hiç kimse şâhidliğe yanaşmazsa, o beldenin halkının hepsi günahkâr olur.

10 — Kur'ân'da  «Kâtib-i Adl»in gereği belirtildikten sonra bu­nun gerekçesi şu üç cümleyle özetleniyor :

a) Böyle yazıp belgelendirmeniz Allah katında -bu konuda- en âdil yol ve yöntemdir.

b) Şâhid tutmanızda en kuvvetli dayanaktır. Çünkü hazırlanan senette alacaklının, borçlunun ve şâhidlerin imzası vardır.

c) Şüphe ve kuşkuya düşmemeniz için en yakın bir sebeptir.

11 — Ancak aranızda hemen devredeceğiniz elden ele vereceği­niz peşin bir alım-satım ise, Kâtib-i adl'e yazdırmanıza gerek yok­tur. Ne var ki, bu tür alış-verişinizi de gizli yapmayın; gözönünde açık biçimde yapmanızda yarar vardır.

12 — Kâtib-i adi ile ilgili emirler vücubu mu, nedbi mi gerek­tirir?

a) Atâ', İbn Cüreyc ve Nahaî'ye göre, vücubu gerektirir,  ibn Cerîr Taberî de bu görüşü benimsemiştir.

b) Cumhur-i fukahaya göre, emir  n e d b  içindir.[7]

 

İNSAN HAKLARINI KORUMAK

 

İslâm, yukarıda hükümlerini açıkladığımız âyetle de insan hak­larını 1400 yıl önce en âdil ölçüde korumuş, toplum yapısında güven ve doğruluğun temelini atmıştır. «Kâtib-i adi» bugünün deyimiyle Noter Ve Noterlik nedir henüz bilinmezken, hakları korumak, haksızlığı önlemek babında açtığı birçok kapılar, koyduğu bir nice esaslardan biri de bu olmuştur.

Kur'ân'da toplumla ilgili emirler, yasaklar ve cezaların uygula­ma yetkisi -konuyla ilgili hususları içeriyorsa- daha çok devletin yet­kili merci'lerine verilmiştir. Örneğin kısas ve hadler-bu cümledendir. Abm-satım işlemlerinde, borçlanma ve benzeri konularda senetle il­gili emir ise hem resmî, hem özel anlamda bir-hüküm taşımaktadır. Ayetin cümleleri arasındaki bağlantı bu iki hususu yansıtmakta ve böylece devletin küçük köy ya da kasabada ta'yin edemediği bir Kâ­tib-i adl'i, o yerin söz sahibi ve aklı eren kişilerinin bununla yüküm­lü bulunduğu söz konusudur. Ancak her iki durumda da güvenilir ol­duğu kabul edilen bir kâtibin atanması şarttır. Aynı zamanda kâti­bin bilgili, tahsil ve tecrübesinin de bu konuya uygun olması gerekir.

Kur'ân'da bu önemli konuda kullanılan «Kâtibün bi'l-adl» terki­bi sonraları «Kâtib-i adi» olarak senet ve bir takım günlük mukave­lelere ve işlemlere resmiyet ve güvenirlik kazandıran özel ya da res­mî kâtipler için kullanılmıştır. 1908'den önce Osmanlı împaratorlu-muharrirleri, kaza ve nahiye gibi küçük merkezlerde ise mah­keme başkâtipleri yürütürdü. Sonra özel bir kanunla «Kâtib-i adl»e daha başka bir resmiyet ve yetki tanınmıştır.

Daha gerilere gidilecek olursa, bu işin kaadı ve nâibleri tarafın­dan yürütüldüğünü görmekteyiz. 1877'de Mecelle'nin «Beyyinat — Şahldlendirmeler ve belgelendirmelerle» le ilgili bölümü kabul edile­rek yürürlüğe konunca, belge, senet ve benzeri şeyleri düzenleme ve tasdik işlerinin yetkili bir organ tarafından yürütülmesi lüzumu hissedildi. Bu nedenle Fransız Noter Kanunundan çevrilen «Mukavelatt Muhabiûrleri Nizamnamemsi» kabul edildi.

Aslında böyle bir aktarmaya ya da çeviriye gerek yoktur. Çünkü Kur'ân ve Sünnet bunun esaslarım koymuş, ana tema olarak lüzum­lu dokümanı vermiştir. Hukukçulara düşen bu ana temanın ışığı al­tında konuyu değerlendirmek ve o günkü dinî ve millî yapımıza, sos­yal ve âüe düzenimize, ayrıca örf ve âdetlerimize göre bir düzenleme ve açıklamaya gitmekti. Daha çok hazıra konmaya alışkın bir mil­let olduğumuzdan yorulmaya, araştırmaya gerek duymuyoruz ve yabancı milletlerin kendi yapılarına göre hazırladıkları kanunları, yönetmelikleri" dilimize çevirmekle yetindik.

Roma hukukunda da bugünkü şekil ve anlamda bir noter ve no­terlik kurumu yoktu. Fakat buna zamanla ihtiyaç duyulmuş ve özel anlamda yetkili kâtipler tutularak bu iş yürütülmüştür.

Diyebiliriz ki, Hukuk Tarihinde bunun ilk .esasını, ana fikrini ve temasını biçimlendiren, hem resmiyet, hem özellik kazandıran İslâm olmuştur. Konumuzun özünü oluşturan âyet tamamen bu konuyla, ilgilidir.

İnsan haklarını, toplum yapısındaki fertlerin karşılıklı güven içinde iş görebilmelerini koruyup sağlamakla içice bulunan «Kâtib-i adi» kurumu tarih boyunca bir nice haksızlıkları, sürtüşme ve tar­tışmaları, hileli ahm-satımîarı önlemiş, zayıflardan yana ağırlık ge­tirmiş olması bakımından da büyük bir önem arzetm ektedir. [8]

 

ALIM - SATIMIN BAZI ÇEŞİTLERİ

 

İslâm'da almvsatuna hem cevaz verilmiş, hem çok geniş yer ay-rümışitır. İnsan haklarıyla bir bakıma ilgili bulunduğu için önemsen­miş ve üzerinde geniş çapta ictihadlar yapılmıştır. Ancak her türlü alım-satım caizdir denemez. Bunun bir takım şartlan vardır. Hattâ Hz. Ömer (R.A.) İslâm Ticaret Hukukunu bilmiyenlerin ticâretle meşgul olmasına müsaade etmemiştir.

Biz burada sadece müctehid imamlar tarafından caiz görülen dört türlü akm-satımdan bahsedeceğiz :

1 — Müsaveme

2 — Murabaha

3 — Tevliye

4 — Vedi'a

Bu dört kısım ahm-saitım kârına satış, kârsız satış, zararına sa­tış, belli bir kâr üzerine konularak yapılan satışları kapsamaktadır. Günümüzde de en çok işlem gören alrm-satım bunlardır.

1. Müsaveme :    Alıcı ile satıcının pazarlık suretiyle anlaşa­rak bir malın alım-satımmı sağlamalarıdır.[9]

Müsaveme yoluyla yapılan satışa mal sahibi satacağı malın kendisine kaça mal olduğunu belirtmez, ancak karşılıklı pazarlık yapmak, suretiyle anlaşırlar ve böylece satış sağlanmış olur. O hal­de mal sahibi bu durumda malını az veya çok bir değere satma yet­kisine sahiptir. Örfü aşmadığı, alıcıyı fahiş bir kâr sağlamak sure­tiyle aldatmadığı takdirde bunda bîr sakınca yoktur.

Bu konuda örf nedir? Alım-satımm cereyan ettiği beldede halkın insaf ölçüleri içinde belirlediği bir kâr nisbetidir. Yani o beldede ge­nellikle tüccar yüzde yirmi, en çok yüzde otuz kârla mal satmakta­dır. O takdirde Müsaveme yolu yapılan alım-satımda her ne kadar serbest pazarlık cârise de örfe uyulması doğru olur. Aksi halde yapı­lan alım-satım caiz olsa bile fahiş fiatla satıldığı için satıcı günah­kâr sayılır.

2. Murabaha : Satılacak malın maliyeti tesbit edilip üzerine bir miktar kâr koyularak yapılan satış muamelesidir. îslâm Fıkhın­da bilindiği gibi serbest rekabete yer verildiğinden bir kâr haddinin tesbitine gidilmemiştir. Ancak «gabn-i fâhiş»e yani fahiş biçimde al­datmaya cevaz vermemiş, bunun için br takım istisnai tedbirler koy­muş ve öfrü esas olarak kabul etmiştir.

O halde satıcı malın maliyetini iyice tesbit edip belirledikten sonra alıcıya «Bu malın maliyeti 500 liradır, üzerine 100 lira kâr ko­yarak sana sattım» der, alıcı da kabul ettim derset yapılan akid sa­hih ve caizdir. Satıcı malın maliyetini ya iyi tesbit etmez ya da yalan söylerse, günah işlemiş olur. Dolaylı yoklan kul hakkına tecavüzde bulunmuş sayılır.[10]

3. Tevliye : Satıcı elindeki malı paraya çevirmek istediğin­den veya borcunun va'desi geldiği için onu vaktinde ödemek niye­tiyle maliyeti üzerinden satabilir. Buna İslâm Fıkhında Tevlîye de­nilir. Satıcının kendi rızasiyle cereyan ettiğinden buna da cevaz ve­rilmiştir. Ancak bu yola başvururken alıcıyı aldatmak maksadiyle tevliyede bulunuyorsa, o takdirde büyük günah işlemiş olur. Tesbiti halinde yetkili makamlarca ticaretten men'ine karar verilebilir.

4. Vedîa : Satıcının elindeki malı maliyetinden aşağı bir fiat-la satması anlamına gelir. Genellikle hiçbir tacir malını zararına, ya­ni maliyetinden aşağı bir fiata satmak istemez. Ancak bu yola baş­vurmasında bir takım ihtiyaçlar sözkonusu olabilir. O takdirde alı­cı olan kimse onun sıkışık durumunu dikkate alarak daha fazla bir zarara sokmaya çalışm amalidir, Aksi halde günahkâr olur. O tak­dirde bir kimse malını zararına satabilir, din buna cevaz vermiştir. Yeterki alıcı daha kurnaz davranıp onu daha falza zarara sokmasın. Ayrıca malını maliyetinden aşağıya satan kimse., bu hususta çok dürüst olmak zorundadır. Müşteri çekmek, bazı saf kimseleri aldat­mak için bu yola başvuruyor ve malın hakiki maliyetini gizliyorsa, o takdirde hem büyük günah işlemiş olur, hem yetkili makamlar onun bu hilesini tesbit ettiği takdirde ticaretten men'ine karar vere­bilir.

Bir.de takva yönünden sakıncalı olan ve imamlarca üzerinde it­tifak edilmiyen Bey'u'n Bi'l-Vefâ var. Satıcı sattığı malı ileride geri alabilir şartiyle satar, alıcı da bunu kabul eder ve alıcı bu alım -satım feshedilinceye kadar ondan yararlanırsa, buna Bey'un bi'l-ve-fâ denilir. Bu durumda alıcı satın aldığı bu malın tam sahibi ve mâ­liki sayılmaz, çünkü ileride feshedilme şartı vardır. Tabii bu fesih yalnız tek tarafa değil tarafeyne verilmiş bir yetkidir. Ahcı ile satıcı­dan herbirleri istedikleri zaman bunu feshedebilirler.

Bu durumda ilgili ahm-satım fâsid bey'i hükmüne girmektedir. Alıcı satın aldığı bu malı başka birine satma yetkisinden olmadığı için satın alınan mal aslında bir rehin anlamındadır. Yani o hükmü taşımaktadır. Alıcı ile satıcı verdikleri söze sadık kaldıkları veya ka­lacakları için de bu tür alım satım «vefa» tabiriyle, bağlantılı kulla­nılmıştır.

İslâm hukukçuları bu tür alım-satıma pek itibar göstermemişler­dir. Çünkü iki tarafın d., feshetme yetkisi mevcuttur. Bu bakımdan fâsid beyi'ler arasına girmektedir. Hem bu tür alım-satımda faiz ko­kusu da vardır. Her ne kadar bazı ihtiyaçlardan dolayı buna cevaz verilmişse de sakınılması takva yönünden çok daha hayırlıdır.[11]

 

 



[1] Bakara Süresi, Âyet: 282.

[2] Kurtubî - Ibn Cerir Taberi Tefsirleri.

[3] Buhari - Müslim - Lübabu't-Te'vîl.

[4] Buharı - Müslim - Tirmizi: Ebubekre (R.A.)'den.

[5] Ahmed bin Hanbel : Ebu Hüreyre (R-A.)'den.

[6] El-Hâkim  :  İsnad-i  sahihle rivayet etmiştir.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/351-353.

[7] Geniş bügi için hak : Mefâtihü'1-Gayb - Kurtubî ve İbn Cerir Taberî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/353-355.

[8] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/355-356.

[9] Mecmau'l-Enhür - El-Bedayi' - El-Mebsût.

[10] Fazla bilgi için bak:  El-Mebsût  - El-Bedayi' ve Mecmau'l-Enlıür.

[11] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/356-358.

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.04 saniye 11,184,627 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021