Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı Celal YILDIRIM

İCARE VE İLGİLİ HÜKÜMLER.. 2

Ücretle Tutulan İnsanlar İki Kısma Ayrılır : 2

İcarlanan Bir Ev Veya Dükkân Başka Bir Konuda Kullanılabilir Mi?. 2

İcarlanan Yerin Yanması : 3

İcare Verilen Bir Malın Kullanılması Bazı Kayıtlarla Kayıtlanabilir : 3

Hisse-İ Şayîalı Bir Yeri Başkasına İcare Vermek Caiz Midir?. 3

İcare Akdi Bittikten Sonra İcar Bedelinde Bir Artış Yapmak Caiz Olur Mu?. 3

İcarenin Sıhhatinin Şartları : 3

Günah Sayılan Menfaatlerde İcare Sahih Değildir : 4

Kur'ân-I Ücretle Okumak Caiz İnidir?. 4

Farz-İ Ayn Olan İbâdetlerin Yerine Getirilmesi İçin Ücretle Adam Tutmak Caiz Midir?  4

Farz-İ Kifâye Sayılan İbâdetlerde Îsti'car Sahih Midir?. 4

İmamlık, Müezzinlik Gibi Hizmetler İçin  Ücretle Adam Tutmak : 4

Îcareyi Süresi Dolmadan Feshetmek Caiz Değildir : 4

İcare Süresi Dolmadan Kiralanan Şeyi İade Etmek Gerektiğinde Ne Yapılır?. 4

Icarladığı Bir Malı Başkasına İcare Vermek : 5

İcarede Ücretin Hemen Ödenmesi Gerekir Mi?. 5

Ev, Dükkân Ve Benzeri Malların Kirası : 5

Bir Malın Kirası Ne zaman başlar?. 5

İcarede Genel Kaide Şudur : 5

Elbise, Silâh Ve Benzeri Şeylerde İcare Sahih Midir?. 6

İcare Akdinde Hiyar-İ Ayb : 6

İcare Akdinin Bir Şart İle Bağlantılı Tutulması Da Caizdir : 6

İcare Süresinin Sona Ermesi : 7

Muhayyerlik Kaydiyle İcare Verilen  Ev Ve Dükkânlar: 7

İcare Verilmiş Bir Malı Satmak : 7

Kiracının Da Îzni Alınarak Satılan Mal : 7

Kira Süresinin Sona Ermesi : 7

Kira Süresinin Sona Ermesi Halinde Kiracı O Maldan Yararlanabilir Mi?. 8

İŞVEREN VE İŞÇİ 8

Ücreti Belirlenmeden İşçi Çalıştırmak : 8

İşverenle İşçi Arasında Ücret Yerine Bir Mal Verme Sözkonusu Olursa : 8

Baba Ve Anasını Ücretle Tutması Doğru Olur Mu?. 9

Koca Kendi Karısını Ücretle Çalıştırır Mı?. 9

Süt Emzirmesi İçin Ücretle Tutulan Kadın : 9

İcarede Akid Esnasında Bazı Lüzumlu Hususlar Anümadığı Takdirde : 9

Hammal Ve Nakliyecinin Taşıdığı Mal Nereye Konulmalıdır?. 10

Çalıştırılan İşçiye Yemek Vermek Gerekir Mi?. 10

Yaptırılan Şeyden İşçiye Bir Miktar Vermek Şartiyle Yapılan İcare Akdi : 10

Müslüman Çocuk İçin Gayr-İ Müslim Süt Ana Tutmak : 10

Ücretle Tutulan İşçilere Hariçten Verilen Bahşiş Ve Benzeri Şeyler  : 10

Otlatılan Koyunlardan Çobanın Ücretini Vermek : 10

Özel Anlamda Tutulan İşçi = Ecîr : 11

Ücretle Tutulan İşçinin Kendisine Teslim Edileni Koruması : 11

İcare Hususunda İhtilâf : 11

Onarma Hususunda İhtilâf : 12

Kiralık Eşyanın Süresi Sonunda Teslim Edilip Edilmediği İhtilâf Konusu Olursa : 12

KEFALET VE İLGİLİ HÜKÜMLER.. 12

Kefile Kefil Olmak Sahih Midir?. 13

Sahih Olmayan Kefaletler : 13


İCARE VE İLGİLİ HÜKÜMLER

 

Icâre : Sözlükte ücret anlamına gelir. Ayrıca kira ver-mek mânasında da kullanıldığı olur. Terim' olarak : Cinsleri ve mik­tarları belli ve belirli olan bir menfaati belli bir bedel karşılığında satmak ve süresi sona erince ya o menfaati geri almak veya icarei yenilemek anlamına gelir. Bunu biraz daha açıklıyalım : Kiralık evi­ni ya da dükkânını belli bir süre için başkasına belli "bir ücret = ki­ra karşılığında mubah kılmaktır.

İcarede kiraya konu olan şey, menfaattir. O halde bir şeyin men­faatini değil de aynını tüketmek üzere kiraya vermek ve kiralamak caiz değildir.

Buna bir örnek verelim :

Bir at'ı, bir merkebi icare vermek, yani onun menfaatini bir sü­re mubah kılmak için kiraya vermek caizdir. Çünkü burada sözko-nusu olan menfaatin ücret karşılığında ikinci şahsa mubah kılınma­sıdır. Ama bir koyunu, bir sığın sütünden veya yününden yararlan­mak kiralamak, yani ücretle tutmak caiz değildir. Çünkü burada ki­ralanan şeyin aynı tüketiliyor.

Îcâre  = Kira, kiraya konu olan şey itibariyle iki kısma ayrılır:

1 — Belli maddeler ve eşya üzerine akdedilen icareler.

2 — İnsanları belli bir iş için belli süre karşılığında ücretle tut­makla ilgili icareler.

O halde her türlü gayr-i menkul ile menkul olan ve yararlanma­sı mümkün bulunan eşya ile hayvanları ve bir de insanları ücretle tutmak, bir bakıma kiralamak sahih ve caizdir.

0  nedenle icarenin birinci kısmını fukaha üçe ayırmıştır ;

a) Otel, han, ev, dükkân, bağ, bahçe ve arasa, gibi akarı belli bir süre için belli bir ücret karşılığında kiralamak bu cümledendir.

b) Menkul anlamında olan alet, mücevherat, kap, nakil vasıta­ları ve benzeri şeyleri belli bir süre. için belli bir ücretle kiralamak bu cümledendir.

c) Hayvanları belli bir süre için belli bir ücretle kiralamak da bu cümledendir. [1]

 

Ücretle Tutulan İnsanlar İki Kısma Ayrılır :

 

1 — Ecîr-i Hass = Özel işçi ve ücretli.          

2 — Ecîr-i Müşterek = îki ya da daha fazla özeKyfcudiâ tüzel ki­şiler arasında ortaklaşa işçi ve ücretli.        

Birinci kısmı bir misal ile açıklıyahm : "                

Bir şahıs ya da köy halkı bir kişiyi sadece kendisinin veya sade­ce o köyün koyunlarını ya da davarlarını gütmek üzere belli bir üc-retî-e belli bir süre için tutarlarsa, bu özel ecir olur, köylünün muva­fakatim olmadan veya o şahsın muvafakatini almadan bankasının hayvanını gütmek üzere ikinci bir işi ücretle tutamaz.

Ayrıca sözü edilen özel işçi, icare süresi içinde hizmet edeceği, yani çalışacağı yerde hazır bulunduğu takdirde iş sahibi ona iş gör­dürsün gördürmesin veya o gün için iş olsun olmasın, ücretini öde­mek zorundadır. Çünkü onun özel anlamda işçisi olarak bulunuyor, başka bir yerde çalışmasına ona bağlı bulunduğu süre içinde cevaz yoktur. Bu bakımdan onu ücretle tutan şahıs aralarında belirlenen süre içinde onun ücretini noksansız öder. Ancak belirtilen süre için­de bazen iş başı yapmaz, veya verilen işten kaçarsa, o takdirde iş sahibi ona gelmediği veya gelipde iş yapmaktan kaçındığı saatlerin ücretini vermez. Yani işçi bu ücrete hak kazanmış olmaz.

Ortaklaşa işçi = Ecîr-i müşterek ise çalıştığı takdirde ücrete hak kazanır. Sadece hazır bulunması kâfi değildir. Çünkü özel biçimde işçi olarak tutulmamıştır. Nerede iş bulursa orada çalışma serbestisi bulunduğundan, ücrete ancak çalıştığı takdirde hak kazanabilir.

Özel anlamda olmayan, yani ortaklaşa sayılan ecir = ücretle ça­lışan işçi, verilen işi yapmadan ücretini istiyemez. Buna bir kaç mi­sal verelim : Ayakkabı tamircisi bir ecîr-i müşterektir. Kendisine ta­mir için verilen ayakkabıyı    tamir etmedikçe ücrete hak kazanmış olmaz. Bunun gibi, dikmek üzere terziye verilen kumaş dikilmedik-çe terzi ücrete hak kazanmış sayılmaz ve dikip teslim etmedikçe üc­ret istiyemez. [2]

 

İcarlanan Bir Ev Veya Dükkân Başka Bir Konuda Kullanılabilir Mi?

 

îcare verilen han, otel, ev, dükkân ve benzeri iş yerleri ne mak­satla kiraya verilmişse o maksat için kullanılır. Belirtilen maksada eşdeğerde veya ondan daha hafif bir konuda kullanılmasında bir sa­kınca yoktur ve mal sahibinin buna itiraz hakkı da sözkonusu değil­dir. Ancak kiralandığı amacın dışına çıkarılır veya daha ağır ve yıp­ratıcı konularda kullanmaya kalkışırsa, mal sahibi buna engel ola­bilir.

Bunu birkaç misal ile açıklıyalım :

İçinde kuru meyva satmak üzere kiraladığı bir dükkânda ma­navlık veya attarlık ya da manifaturacılık yapabilir. Bunda bir -sa­kınca yoktur, çünkü bu işlerin hepsi birbirine eşit sayılır.

Oturmak için kiraladığı eve sadece eşyasını koymakla yetinebi-lir. Çünkü bunda ne bir aşırılık, ne de fazla bir yıpratma sözkonu-sudur.

Eczane olarak iş yapacağını söyliyerek kiraladığı dükkânda de­mircilik veya marangozluk yapmaya kalkışırsa, buna engel olunur. Yani mülk sahibinin aralarındaki mukavele gereğince müdahale hakkı vardır. [3]

 

İcarlanan Yerin Yanması :

 

İcarlanan ev veya dükkân yanacak olursa, ne lâzım gelir? Kira­cı icarla tuttuğu ev veya dükkânı mukavele hilâfına daha ağır ve yıpratıcı bir konuda kullanılır da bu sırada ev veya dükkân yanacak olursa, buna zamın olur. Ama mukavele uyarınca kiralandığı konu­da kullanılır ve bir kasdı ya da aşırı ihmali olmadığı halde yanarsa, zamın olmaz. [4]

 

İcare Verilen Bir Malın Kullanılması Bazı Kayıtlarla Kayıtlanabilir :

 

Bir kimse atını veya katırını belli bir şahsa icare verdiğinde, «Bu­nu senin binmen veya yük taşıman için icare veriyorum, başkasına vermene cevaz vermiyorum» derse, o takdirde, o atı veya katın ki-ralıyan kimse, ona sadece kendisi binebilir ve kendisi yük vurabilir.

Aksi halde hayvan telef olursa, müste'dr = onu kirahyan zanım olur.

Ama kullanan şahısların değişmesiyle icare verilen malda biı-değişiklik sözkonusu değilse, o takdirde akid anında böyle bir kay-de gerek yoktur. Bunu bir misal ile açıklıyalım : Kiraladığı bir oteli kendisi kullanmayıp başka bir şahsa kiraya verebilir. Yeter ki ikisi de aynı konuda kullanmış olsunlar.[5]

 

Hisse-İ Şayîalı Bir Yeri Başkasına İcare Vermek Caiz Midir?                                 

 

Başkasiyle aralarında ortaklaşa bulunan bir malı, ortaklardan biri kendisine ait hisseyi belirterek başkasına icare verebilir mi? Bu hususta müctehid imamların ve ünlü fakihlerin görüş ve tesbit-leri farklıdır :

a) İmam Ebû Hanlfe'ye göre,  hisse-i şayia kabil-i talksim ol­sun olmasın ortaklardan birinin onu başkasına icare vermesi sahih değildir.

b) îmameyn'e yani İmam Ebû Yusuf ile îmam Muhammed'e gö­re, ortaklardan biri kendi hissesinin miktarını belli etmek suretiyle hem diğer ortağına, hem başka birine icare verebilir. Bu mal ister kabü-i taksim olsun, ister olmasın fark etmez.

c) İmam .Şafiî ile İmam Malik'in de bu konudaki ictihadları îmameynin görüşleri doğrultusundadır.

Birkaç ortağın müşterek malı sayılan bir akarın onlardan biri­nin kendi hissesini ortağına icare vermesi caiz olur mu? İmam Ebû Hanîfo'ye göre, ortaklar ikiden fazla olursa, o takdirde ortaklardan biri kendi hissesini diğer ortaklarından birine icare veremez. Ama ortakların hepsi kendi-hisselerini ortaklardan birine verebilir. înıa-nıeyne göre, ortakların kendi hisselerini birbirlerine icare vermele­rinde bir sakınca yoktur. [6]

 

İcare Akdi Bittikten Sonra İcar Bedelinde Bir Artış Yapmak Caiz Olur Mu?

 

Bilindiği gibi, İslâm Hukukunda icare belli bir süre için belli bir ücretle akdedilir. O halde süre dolmadan mal sahibi kira bedelini yükseltemez. Buna hakkı yoktur. Kiracı da akdedilen kira nisbetini düşüremez. Onun da buna hakkı yoktur. Ancak iki tarafın rızasiyle kira bedelini süresi dolmamış olsa bile artırıp eksiltmekte bir sakın­ca yoktur.

İcare süresi sona erdikten sonra artırıp eksiltmek zaten sözkonu­su olamaz, çünkü süre sona ermiştir. İcare için yeni bir akde ihtiyaç vardır. O takdirde yeni aMd yapılırken yeni bir pazarlık yapmak-caizdir.[7]

 

İcarenin Sıhhatinin Şartları :

 

Diğer akidlerde olduğu gibi, icare akdinde de bir takım, şartlar vardır, yani yapılan akdin sahih olabilmesi için o şartların gerçek­leşmesi gerektir. Bunu şöyle özetliyebiliriz :

1 — Âkidler (mucirle müste'cir) in âkil ve baliğ olması,

2 — Buluğ çağma girmeseler bile temyiz çağına girmiş bulun­ması,

3 — İcab ve kabulün ya hakikaten ya da hükmen gerçekleşmesi,

4 — İcar bedelinin mülk olması, icare edilen malın bilinen cins­te olması,

5 — İcare edilen maldan bir yarar sağlama imkânının mevcud olması, bu cümledendir.

O halde belirtilen şartlardan biri bulunmadığı takdirde yapılan icare hükümsüz sayılır. [8]

 

Günah Sayılan Menfaatlerde İcare Sahih Değildir :

 

Dinen günah sayılan menfaatlerde icare sahih değildir. Bir ka­dının oynayıp dans etmesi veya bir çalgıcı çalgı çalıp kadınların kar­şısında oynaması veya kadınların o çalgıya tempo tutturup oynama­sı için icare tutulması caiz ve sahih değildir.

Bunun gibi dişi hayvanı aşıma'k için erkek hayvanı ücretle ki­ralamak da sahih görülmemiştir. Çünkü bunu men'eder mahiyette Peygamberden vârid olan hadîs nakledilmiştir. [9]

 

Kur'ân-I Ücretle Okumak Caiz İnidir?

 

Aslında bunlar birer dinî hizmetlerdir ki fahriyen yerine getiri-îir ve müstehabdır. Ancak fahriyen Kur'âîı okuyanlar pek az bulunduğu için fukaha buna cevaz vermiştir. Ne var ki, hafızlar ve Kur'-în'a aşina olanlar bunu bir geçim vasıtası haline getirmemelidirler, kksi halde sünnete muhalefet etmiş olurlar.

O takdirde gerek diriler, gerekse ölüler için ücretle Kur'ân okut­maya belirtilen ölçüler içinde cevaz verildiğine göre, hem okutanla­rın, hem okuyanların dikkatli davranmaları gerekir. Çünkü bu hu­susta icmâ' vaki olduğunu tesbit edenler olmuştur.[10]    

 

Farz-İ Ayn Olan İbâdetlerin Yerine Getirilmesi İçin Ücretle Adam Tutmak Caiz Midir?                                    

 

Namaz ve oruç gibi her şahsa farz olan yani farz-i ayn kabul edilen ibadet için ücretle adam tutmak sahih değildir. Çünkü mükel-ı lef olup akli yerinde olan her müslümanın bilfiil bu ibâdetleri yeri­ne getirmeleri gerekir. Hac gibi vekâletle yürütülmesi caiz olan ibâ­detlere gelince, fukahanın bu husustaki tesbit ve görüşleri farklı ol­makla beraber çoğu buna cevaz vermiştir. [11]

 

Farz-İ Kifâye Sayılan İbâdetlerde Îsti'car Sahih Midir?

 

ölüyü yıkamak, kefenlemek ve defnetmek gibi farzi kifaye olan ibadetlerde bunu yapanlar azalmışsa, o takdirde ücretle adam tut­maya cevaz verilmiştir. Günümüzde yapılageldiği gibi. [12]

 

İmamlık, Müezzinlik Gibi Hizmetler İçin  Ücretle Adam Tutmak :                               

 

Asr-i Saadette bizzat Resûlüllah (A.S.) Efendimiz mihraba ge­çip namaz küdınrdı. Müezzinler de ezan ve ikaameti fahriyen ya­parlardı. Dört halîfe devrinde de çoğu yerlerde bu uygulandı. Sonra cami'ler çoğalıp İslâm Devletinin sınırları genişleyince bu işleri fah­ri yapanlar azaldı ve fuikaha ücretle imam ve müezzin tutulmasına böylece cevaz yerdi

O halde Kur'ân okutmak, ilim tahsil edenlere tahsil imkânı sağ­lamak için hoca tutmak ücretsiz mümkün olmadığı dikkâte alınarak bu gibi hizmetlerin de ücretle yürütülmesi sahih kabul edilmiştir.

Annesinin sütü yetmediği veya annesi hasta olan ya da ölen bir çocuğu emzirmek üzere süt anası tutmak, ona belli bir ücret vermek de sahih icrarelerdendir. Çünkü buna ihtiyaç vardır.[13]

 

Îcareyi Süresi Dolmadan Feshetmek Caiz Değildir :

 

Bu bakımdan herhangi bir malını ve eşyasını kiraya verdikten ve icare akdi tamamlandıktan sonra, süresi bitmeden o ioareyi fes­hetmeye cevaz yoktur.

Bir işçi, bir şahsa belli bir işi belli bir süre içinde belli bir üc­retle yapmayı kabul etmiş ve bu hususta bir akid yapılmışsa, o tak­dirde başka bir iş tutmak veya başka bir şahısla başka bir akid yap­mak için icareyi feshedemez. Ancak hastalık ve benzeri haller müs­tesna... [14]

 

İcare Süresi Dolmadan Kiralanan Şeyi İade Etmek Gerektiğinde Ne Yapılır?

 

İcare ile tutulan hayvan veya başka bir eşyayı belirlenen süre­ye kadar kullanma imkânsızlığı doğarsa, meselâ : Kiraladığı hay­vanla yola çıkıp az bir mesafe kat'ettikten yani anlaşma gereği gi­deceği yere varmadan soyulur ve geri dönmek zorunda kalırsa, ica­re ile tuttuğu hayvanı sahibine teslim eder, kullandığı ölçü ve nis-bete göre bir ücret öder. Mal sahibi buna artık itiraz edemez. Böy­lece icare kendiliğinden feshedilmiş olur.

Icarladığı tarlayı ekmeden hastalanır ve önu ekecek bir kimsesi de bulunmazsa, o takdirde icardan vazgeçebilir. Mal sahibi buna iti­raz edemez, aldığı ücreti geri verir. Ancak kendisi hastalanmışsa da tarlayı ekip biçecek adamları varsa, o takdirde yapılan akdi fesh­edemez.                              

Bunu özetliyelim :       

İcareyi feshetmek için açık bir özür, bir sebep mevcutsa, hakime başvurmaya gerek yoktur. İki tarafın rızası kâfidir. Mal sahibi boz­mak istemezse, o takdirde hâkime müracaat edilir. Sebep açık de­ğilse, o takdirde de hakime başvurulur. Çünkü nedeni açık olmayan bir feshetme arzusu hemen kabul edilmez. [15]

 

Icarladığı Bir Malı Başkasına İcare Vermek :

 

îcarladığı bir malı başkasına icare verdikten sonra şahıs ölür­se, yapılan ilci icare akdi de kendiliğinden fesîıolur. Ortaklaşa bir mal ise sadece ölenin hissesi nisbetinde fesholur. [16]

 

İcarede Ücretin Hemen Ödenmesi Gerekir Mi?

 

Yapılan icare akdinde ücretin peşin ya da veresiye olması kay­dı konuşulmadığı takdirde, ücretin peşin ödenmesi gerekir.

Yapılan icar akdi ister mal ve eşyanın menfaatleri, ister işçilik üzerine olsun fark etmez. Her iki durumda da müste'cirin = kiracı­nın ücreti vermesi gerekir. O bakımdan a'yanla ilgili menfaatler üzerine akdedilen icarede, mal sahibi ücreti tamamen almadıkça ki­ralık: olan malı, eşyayı elinde tutabilir.

Bunun aksine işçilik üzerine yapılan icarede işçi, ücretini alın­caya kadar işe başlamayabilir. Her iki durumda da ücret diğer bir tabirle kira verilmediği takdirde yapılan icare akdi feshedilir.

Ancak mal sahibiyle kiracı kiralanan mal ve eşya konusunda pe­şin, veresi, taksit gibi kayıtları zikreder ve her iki taraf da b_u_ kayıt­larla akdi kabul ederse, o takdirde şartlara uymaları herhalde ge­rekir. [17]

 

Ev, Dükkân Ve Benzeri Malların Kirası :

 

Mal sahibiyle kiracı, aydan aya veya her ayın başında ya da her yılın başında kiranın ödenmesini veya her ay kiranın peşin öden­mesini şart koşup kabul ederlerse, buna aynen riayet etmeleri ge­rekir.

«Aylık şu kadar Ura kiraya» denilir, ay başında veya sonunda bir kayıt zikredihnezse, o takdirde evi kiralayan kimse, bir ay otur­duktan sonra kirayı öder, peşin ödemekle zorlanamaz. Çünkü akid yapılırken böyle bir kayıt şart koşulmamı ştı.

Bu durumda ev veya dükkânı kiralayan kimse, on gün oturduk­tan sonra icare akdini feshedip dükkân veya evi sahibine teslim eder­se,-on günün kira bedelini hemen ödemesi gerekir, ay sonuna bıra-kamez. Ancak mal sahibi-ona müsamaha edip ay sonunda vermesi­ne razı olursa, o takdirde mesele yok. [18]

 

Bir Malın Kirası Ne zaman başlar?

 

Mal sahibiyle kiracı anlaştıktan sonra mal sahibi kiralık malı kiracıya teslim ettiği andan itibaren kirası baslar. Teslimi geciktir­diği takdirde, anlaşma tarihinden itibaren kira talebinde bulunmaz.[19]

 

İcarede Genel Kaide Şudur :

 

İcare verilen bir malı müste'cir teslim alıp belirlenen sürenin sonuna kadar yararlanır ve süre tamamlanınca, belirlenen ücreti he­men ödemesi gerekir. Geciktirmesi doğru değildir.

Bir yerden başka bir yere binip gitmek için kiraladığı hayvanı bahçesine ve ahırına bağlayıp belirlenen süre içinde gitmezse ne lâ­zım gelir? Fukahanm çoğuna göre, ücret gerekmez. Hayvana veya taşıta bir zarar gelirse zamın olur. Aynı zamanda bu durumda olan müste'cir gaasib sayılır.

Bir yerden başka bir yere yük taşıtmak üzere bir taşıtı veya hammalı kiralayan kimsenin belirttiği yere gidildiğinde yük hazır olmaz veya oradaki adam yükleri teslim etmez de hammal veya nak­liyeci boş dönüp gelirse, hammalm ücreti boş gidip gelmesine göre ayarlanıp verilir. Nakliyecinin ücreti ise, vasıtanın yük taşıdığı tak­dirde yıpranma payı ile benzin sarfiyatı, boş gidip geldiğindeki du­rumla mukayese edilerek ücreti belirlenip verilir.

Tarla ve bahçeleri, içinden çıkacak üründen bir kısmını ücret olarak almak şartiyle icareye vermek sahih midir? Sahih değildir. Çünkü o tarla veya bahçenin ürün verip vermiyeceği belli değildir. O takdirde icare verdiği tarlada buğday ekibceği belirtilir ve tarla sahibi de çıkacak buğdaydan şu kadar ölçek veya kilo buğdayı ücret olarak alırım, der, müste'cir de bunu kabul ederse, yine de. caiz ve sahih olmaz. Ama o tarladan çıkacak buğdaydan değil de sadece «şu tarlamı safta beş ölçek buğday karşılığında bir yıllık veya iki yıllık icare verdim, der, müste'cir de kabul ederse, o takdirde sahih olur. Çünkü istenilen buğday mutlak anlamdadır. Tarladan çıkacak ola­nından değildir.

İcare Süresi :

İcare için İslâm Hukuku bir sınır koymamıştır. Mal sahibi malın­da, dilediği gibi tasarruf edebilir. O takdirde kiracıyla anlaştıkları takdirde bir senelik olabileceği gibi, on senelik ve hattâ doksan se­nelik bile olabilir. Ancak bu konuda bulundukları ülkenin veya o yörenin örf ve âdetine uymaları müstehabdır. Yani o ülkede icare verilen gayr-i menkuller için en çok lon yıl veya yirmi yıl bir süre tanınabiliyorsa, o takdirde bu süreyi aşmamak daha uygun olur.

Yetimlerin çiftlik, bağ-bahçe gibi gelir getiren gayr-i menkulle­rini, onların velileri veya vasileri en çok üç yıl süreyle icare verebi­lir. Bunun dışındaki malllarını ise ancak bir yıl süreyle icare verme­ye yetkilidirler.

Vakıf malları da bu hükme girer. Ancak vâkıfın şartında icare süresi belirlenmişse o takdirde şarta riayet gerekir.[20]

 

Elbise, Silâh Ve Benzeri Şeylerde İcare Sahih Midir?

 

Bilindiği gibi icarede sözkonusu menfaattir. O takdirde iki ta-ıfın da yararlanma imkânı olan şeylerde icare sahihtir. Ancak bu .bi menkul eşyalar icare verildiğinde kimin nasıl kullanacağı be­klenmelidir.

Çünkü bahçesinde kullanmak üzere icarladığı bir ziraat aletini asaba hudutları dahilinde de olsa götürüp arazisinde kullanması t-hih değildir. Böyle yaptığı ve kiraladığı aleti kırdığı veya zayettiği ıkdirde zamın olması gerekir. Ama bahçesinde kullanırken kırılır 3ya bütün dikkatine rağmen bir arıza meydana gelirse, buna za-ın olmaz.

Bunun gibi, kiralanan gelinlik elbiseyi sırf nikâh salonunda giy-ıek üzere şarta bağlıyan müste'cir, bunu nikâh salonunun dışında ırada burada giyinir de elbisede bir arıza meydana gelirse, o tak-irde zamın olur. Ama mutlak anlamda bir günlük veya iki günlük aydiyle kiralarsa, şehir içinde istediği şekilde giyip dolaşabilir.

Ancak kendisi için kiraladığı gelinliği, mücevheratı başkası kul-Lnaanaz. Yani onları sadece kirahyan kız kullanabilir. Aksi halde ıpranmasından dolayı tazminat gerekir.

Binilmek üzere kiralanan bir hayvana yük vurmak caiz değildir. .ksi halde tazminat gerekir. Bunun aksine yük taşımak üzere kira-ıdığı bir hayvana yük taşımayıp binecek olursa, bir şey gerekmez, ünkü binmek yük taşımaktan daha hafif ve tehlikesizdir.

Kiralanan bir hayvanı kiracı dövemez. Çünkü onu dövmek için eğil yararlanmak için kiralamıştır. Dövdüğünden dolayı hayvana bir sakatlık meydana gelirse ona zamın olur. Ancak hayvan yürümedigi takdirde halk arasında uygulanan şekliyle hafif dövmesin-e bir satanca yoktur. Çünkü bu örfe uygun bir harekettir. [21]

 

İcare Akdinde Hiyar-İ Ayb :

 

İcare akdi yapılırken, müstecir yani kiracı, kiraladığım bu mal-a veya gayr-i menkulde belirtilen vasıf hilafı ortaya çıkar veya bir usur bir ayıp bulunursa, üç gün içinde onu geri verip icareyi fesh-ierim, der ve taraflar bunu kabul ederse, o takdirde üç gün içinde, nameyne göre, üç günden fazla da olabilir, anlaşmalarına bağlı bir üre içinde kiralanan malda bir kusur görülür veya belirtilen vas-n gayrisi zuhur ederse, kiracı icare akdini feshedebilir. [22]

 

İcare Akdinin Bir Şart İle Bağlantılı Tutulması Da Caizdir :

 

Ücret karşılığında yapılacak bir işi, şu kadar günde bitirmek veya şu şekilde yapmak şartiyle bir kayıtla takyid edip anlaşırlarsa, bu şart muteberdir. îşçi bu şartı zamanında veya belirlenen vasıfta yerine getirirse, belirlenen ücreti almaya hak kazanır. Biraz gecik­tirir veya istenilen vasıfta yerine getiremezse, o takdirde ecr-i misil almaya hak kazanır. Yani yapılan işin vasfı ve işçiliği dikkâte alına­rak emsaline göre bir ücret belirlenerek kendisine verilir. [23]

 

İcare Süresinin Sona Ermesi :

 

İcare süresinin sona ermesiyle müste'cir kiraladığı mal ve eşya­yı asıl sahibine teslim etmek zorundadır. Çünkü her icarenin akid anında belirlenmiş bir süresi vardır.

Ne var ki günümüzde İslâm kültüründen mahrum birçok kimse­ler câri bir âdete uyarak hem kiraladığı yerden çıkmamakta, hem de istediği takdirde Hava Parası alıp onu başkasına devredebil­mektedir. Gerek icare — kira süresinin sona ermesinde, gerekse süre sonunda malı Hava Parası olarak başkalarına devretmekte, yeni bir kira akdi yapılması gerekir. İslâm Fıkhına göre, yeni bir akid ya­pılmadan yapılan bu tür tasarruflar geçersizdir ve mal sahibi hâkim vasıtasiyle duruma derhal müdahale ettirme hakkına sahiptir.

Ancak kiraladığı ev veya dükkânın henüz belirlenen kira süresi dolmadan kiracı onr aynı amaçla bir başkasına sürenin sonuna ka­dar kiraya verebilir. [24]

 

Muhayyerlik Kaydiyle İcare Verilen  Ev Ve Dükkânlar:                                               

 

Böyle bir kayıtla kiraya verilen ev, otel, han ve dükkân gibi bir taşınmaz mal -üç gün muhayyerlik süresiyle bunu teslim alan kira­cı- belirlenen üç gün içinde ondan yararlanmıyorsa, o takdirde o üç günün kirasını vermesi gerekmez. Ama teslim alır-almaz yararlan­maya başlaması, muhayyerlik yetkisini kullanmıyacağına delâlet edeceğinden, artık fiilen yararlandığı andan itibaren kirasının he­saplanması gerekir. [25]

 

İcare Verilmiş Bir Malı Satmak :

 

İcare, bilindiği gibi belli bir süre yararlanmak için ücret karşı­lığı kiralanan bir eşya ya da canlı bir malla ilgili bir akiddir. Bu, hiç­bir zaman o malın satılmasını engelliyecek hükümde değildir.

Bu bakımdan mal sahibi icare vermiş olduğu malı, henüz icare üresi dolmadan bir başkasına satabilir. Müste'cir, yani kiracı buna ngel olamaz. O takdirde icaredeki mal satılınca icare akdi bozul-auş olur ve yapılan alım-satım tamamen geçerli sayılır.

Ancak kira müddetinin sonunda teslim, edilmek üzere bir kayıt [onulmasında büyük yarar vardır. Bununla beraber, o malı satın lan kimse Timim hemen teslimini ister, kiracı da çıkmak istemezse, ıâkime başvurulur. Yani mesele dava konusu olur. Kiracıyı çıkar-nak bazı nedenlerle mümkün olmadığı takdirde yapılan alım-satım ıükümsüz kalır.

İmam Ebû Yusuf'a göre, o malı satın alan kimse, malın kirada )lduğunu bildiği halde satın almışsa, o takdirde kira süresi sona er-neden tahliye talebinde bulunamaz. Ne var ki fetva buna göre değil, mam A'zam'm içtihadına göredir; yani tahliye talebinde bulunabilir. [26]

 

Kiracının Da Îzni Alınarak Satılan Mal :

 

Mal sahibi kiraya verdiği malının kira süresi sona ermeden onu dit başkasına -kiracının da iznini alarak- satarsa, o takdirde kiracı-aın o malı tahliye etmesi ve icare bedelini peşin vermişse oturduğu 3üre hesaplanarak arta kalan parasının iade edilmesi gerekir. Aksi halde tahliye talebinde bulunulamaz. Meğerki kendi aralarında an­laşmış olsunlar.[27]

 

Kira Süresinin Sona Ermesi :

 

Kira süresinin sona ermesiyle, kiracının o malda tasarruf hakkı kalmaz. Aksi halde tazminat gerekir. Yani mal sahibi tahliye ve tes­limini istediği halde kiracı onu geciktirip teslim etmez ve bu arada mal telef olursa, kiracıya tazmin ettirilir.

Mal sahibi teslimini istemez de arada geçen birkaç gün içinde mala bir zarar gelirse, kiracı zamın olmaz. Ancak kasıtlı bir zarar sözkonusu olduğu takdirde tazmin gerekir.

Çünkü ioare konusunda genel kaidelerden biri de şudur :

İcare süresi sona erince mal sahibinin kiracıdan malını teslim-almak için müracaat etmesi gerekir. Aksi halde kiracı belirtilen şart­lar dahilinde zamın sayılmaz.

Ancak belirtilen bu genel kaide daha çok gayr-i menkullerle il­gilidir. Menkul mallarda durum değişiktir. Örneğin hayvanım belli bir süre veya belli bir mesafede yük taşımak üzere kiraya veren kim­se, o hayvanı nerede kiralayana kimseye teslim etmişse, kira süresi dolunca kiracı onu teslim aldığı yere getirmek zorundadır. Aksi hal­de hayvana bir zarar gelecek olursa, ona zamın olur. [28]

 

Kira Süresinin Sona Ermesi Halinde Kiracı O Maldan Yararlanabilir Mi?

 

Kiraya verilen bir malın kira süresi sona erince, kiracının artık o maldan yararlanması haram olur. Sahibi gelip teslim alıncaya ka­dar korur veya kendisi götürüp teslim eder. Sahibinin müsaadesini almadan kullanacak olursa gâsıb durumuna düşer.

Menkul bir kiralık malın kira süresi sona erince, kiracı onu sa­hibine teslim etmek için bir vasıta tutmalı zorundaysa, nakil masra­fı mal sahibinden abnır. İcare konusunda bu da genel kaidelerden bilidir.

Kira süresi sona erdiği halde kiracı malı teslim etmeyip bir sü­re daha kullanırsa, fazla günlerin kirasını da ödemesi gerekir. Bu sırada mala bir noksanlık arız olursa, bu da kiracıya tazmin ettirilir. [29]

 

İŞVEREN VE İŞÇİ

 

İslâm, işverenle işçi arasında adilane bir denge kurmuş, işçiyi işverenin dinde kardeşi sayarak aradaki sınıf farlara kaldırmıştır. «İşçileriniz sizin kardeşlerinizdir; Allah onları sizin elinizin altına vermiştir. Yediğinizden onlara yedirin, giydiklerinizden onlara giy­dirin, taşıyamıyacağı ağır hizmetleri onlara yüklemeyin; yüklediği­niz takdirde ise, herhalde kendilerine yardımcı olun..» buyuran Pey­gamber, bir sınıf mücadelesinin körüklenmesine bütün kapıları ka­pamış ve bu iki sınıfı bir sınıf kabul ederek onları kaynaştırma pren­siplerini koymuştur.

«İşçinin ücretini alnının teri kurumadan Ödeyiniz» emri ise, ya­pılan hizmetin zamanında karşılık görmesine, işçinin zor durumda bırakılmamasma yöneliktir.

Aynca islâm, işverenle işçi arasındaki ücret konusunu karşılıklı anlaşmaya bırakırken ülkenin örf ve âdetini de dikkatten uzak bu-lundurmamıştır. Şöyleki : İşçiyi sömüren bir işveren zümresi doğ­muşsa ve ülkede işsizlik had safhada ise, bu yüzden işçinin emeği yeterince değerlendirilnüyorsa, devlet ülkenin örfünü dikkate alarak gereken müdahaleyi yapar ve adil ölçülerin kurulmasını sağlıyarak bir zümrenin diğer bir zümreyi sömürmesine cevaz vermez.

İslâm Fıkhına göre : İnsan unsuru kıymetlidir. Onun onurunu zedelemeden, onu hakir görmeden bir kardeş sayıp ona göre diyalog kurulmasını emreder. Köleliği bu yüzden kaldırmayı plânlamış ve tedrioen bu konuda başarılı olmuştur. Hz. Ömer'in. (R.A.), «İnsanlar . analarından hür doğdukları halde onları siz ne zaman köle yaptı­nız?» diye çıkışması da bundandır.

O halde bir kiisiyi bir iş için ücretle tutmak câizcfir. Bu iş bir bek­çilik olabileceği gibi, tarla-bahçede koruyuculuk veya ekip dikme işi de olabilir. Tezgahtarlık olabileceği gibi, evin iç ve dış hizmetleri de olabilir. Ancak icare ile tutulan kişinin yapacağı işin önceden belir­lenmesi gerekir. Sürenin belirlenmesi şart değildir. îş belirlendikten ve ücret konusu görüşüldükten sonra çalıştığı süreye göre, ücreti he­saplanıp verilir.

Bahçe duvarlarını yapmak için ücret karşılığı tutulan kimseye «bunu şu kadar günde bitirmelisin» denilmez. Günlük ücreti belirle­nir. Kaç gün çalışırsa, o kadar yevmiye alır. [30]

 

Ücreti Belirlenmeden İşçi Çalıştırmak :

 

AShnda ücretini belirlemeden işçi çalıştırmak pek doğru- bir ha­reket değildir. Çünkü ileride bazı ihtilaflara yol açabilir. Ancak işve­renle işçi birbirlerine güvendikleri için böyle bir anlaşma yapmadan, yani ücreti belirlemeden çalışma ortamına girerlerse, o takdirde iş­verenin verdiği ücrete işçi razı olmadığı takdirde eer-i misil verilir. yani emsaline uygun bir ücret belirlenip razı edilir.

Şu işimi gör» veya şu hizmetimi yerine getir, seni memnun ede­rim» der ve işçi de o hizmeti istenilen şekilde yerine getirirse, emsa­line uygun bir ücret takdir edilip verilir.

Yukarıda belir'tîilen icâre şekli fâsiddir, yani fıfchî ölçülere, hu­kukta yer alan «Had esaslarına uygun değildir, bu bakımdan sıhhatli değildir. Bununla beraber böyle bir yola girildiğinde gözönünde tu-, tulacak husus, emsaline ve yapılan iş hacmine göre bir ücret tayi­nidir.

Çeşitli cihaz ve aletleri tamir eden ustalarla önceden yapacağı iş için bir ücret tayin edilmelidir. İcarenin şartlarına uygun olan da bu şekildir. Bununla beraber bazı beldelerde bir pazarlık yapmaya lüzum görülmez. O taikdirde tamir işi bitince, ya örfe göre, ya da o ustanın günlüğü hesaplanarak ona göre bir ücret belirlenip verilir[31].

 

İşverenle İşçi Arasında Ücret Yerine Bir Mal Verme Sözkonusu Olursa :

 

İşçiye hizmetinin karşılığı nakit olarak değil, "bir mal ve eşya ola­rak belirlenirse, bu da caizdir. Ancak «Şu işimi gör veya şu hizme­timi yerine getir, sana bir merkep veririm» derse, o takdirde mer­kebi vermek zorunda değildir. Çünkü belirli bir merkep sözkonusu değildir. İhtilaf halinde işçiye ecr-i misli takdir edilip verilir. Bunun­la beraber bu tür anlaşmalar doğru değildir, ihtilâfa yol açacağın­dan fukahanın bir kısmı sahih görmemiştir. [32]

 

Baba Ve Anasını Ücretle Tutması Doğru Olur Mu?

 

Bir kimsenin kendi baba ve dedesini, ana ve ninesini ücrette tu­tup çalıştırması caiz değildir. Bu aralarındaki -babalık, analık ve ev-ladlık hukukunu, sevgi ve saygısını zedeler, bazen kökünden yıkar. Halbuki bir evlad malî imkânları müsait olduğu takdirde ana-baba-sına bakmakla, onların, nafakasını karşılamamda yükümlüdür. O ne-' denle böyle bir icareye cevaz verilmemiştir. Bununla beraber haddini bümeyip onları ücretle tutup çalıştınrsa, herhalde ücretlerini nok­sansız vermesi gerekir.[33]

 

Koca Kendi Karısını Ücretle Çalıştırır Mı?

 

Kadının yemeık pişirmesi, çamaşır yıkaması, kocasından olma ço­cuğu emzirip beslemesi için kocasından bir ücret talep etmesi, İmam A'zam'a göre, caiz değildir. Çünkü kadın esasen bu işleri görmekle yükümlüdür.

Ama evin dışındaki hizmetlerini yapmak, tarla ve bahçesinde çalışmak, davarlarını gütmek için ücret talep edebilir. Çünkü kadın evin. iç hizmetleriyle yükümlü, dış hizmetleriyle yükümlü değildir.[34]

Kardeşler, dayı ve yeğenler, amcalar ve amca çocukları arasın­da ücretle çalışmak caizdir. Yani bunlardan biri diğerini ücretle tu­tabilir. Dinen bunda bir sakınca yoktur. Hattâ muhtaç durumda ise bu konuda ona öncelik tanımasında sevap vardır.

Ailenin şeref ve haysiyetini zedeler mahiyette olan bir işçiliği ka dinin yüklenmesi caiz değildir. Yani kadın evinin dışında başka bir şahsın veya müessesenin bir ücret karşılığı işini yaparken bu kadı­nın annelik vasfını düşürüyor, ailenin haysiyetini kırıyorsa, o tak--türde kocası, yoksa yakın hısımları gereken müdahalede bulunur­lar.[35]

 

Süt Emzirmesi İçin Ücretle Tutulan Kadın :

 

Dinimizde bunda bir sakınca yoktur. Hattâ erkeğin mahremle­rinden birini ücretle tutup çocuğunu emzirmesi daha uygundur. An­cak sözü edilen kadınlar bir ücret istemeden bu hizmeti sürdürmek, isterlerse, bunda da bir sakınca yoktur.

Bir işi bizzat kendi üzerine alıp yapacağını söyleyerek onu baş­kasına yaptıran kimse, iş sahibinden ücret isteme hakkına sahip de­ğildir. Verilen iş telef olursa zamın olur. Çünkü icare akdinde biz­zat kendisinin yapacağı kaydı konulmuştur. İşlerin iyi veya kötü ya­pılması işi yapan şahıslara göre değişir. Bu bakımdan İslâm Fıkhın­da bu tür bir iş yaptırma yolu sakıncalı sayılmıştır.

Bunu bir misal ile açıldıyalım :

Tamire muhtaç arabasını tamirciye götürüp belli bir ücret kar­şılığında gereken tamirin bizzat usta tarafından yapılması kararlaş­tırılır,, yani icare akdi bu şekil yapılır, sonra usta o arabayı kendi çı­raklarına veya başka bir ustaya tamir ettirirse, ücrete hak kazanmış olmaz. Araba üçüncü şahsın elinde zayolur veya yanarsa, ikinci şa­hıs ona zamın olur.

Ama anlaşma anında mutlak bir ifade kullanılır, şöyleki : Şu-arabamı sana bırakıyorum, gereken tamirini yapar veya yaptırırsın, der, ustada o şekil kabul ederse, o takdirde usta dilerse kendisi onu tamir eder, dilerse kalfa veya çıraklarından birine ya da başka bir ustaya yaptırabilir. Bunda bir sakınca yoktur, yeter ki tamiri yapan kimse ona ehil olsun ve verilecek ücreti haketsin. [36]

 

İcarede Akid Esnasında Bazı Lüzumlu Hususlar Anümadığı Takdirde :

 

Bir iş yaptırırken, bir işin yapılması bir ustaya sipariş edilirken o iş için gereken malzemenin kim tarafından alınacağı belirlenir. Be­lirlenmediği takdirde o beldenin örf ve âdetine göre amel edilir : Me­selâ, ayakkabıcıya verilen siparişte onun astarı ve ipliğinden sözedil-

mez. Çünkü genellikle bunlar imalâtçıya aittir. Gereken malzeme anılmaz da öylece ustaya veya imalâtçıya bırakılırsa, ihtilâf anında beldenin örfüne göre, ihtilâf giderilir. Hangi malzemeyi imalâtçı, hangisini işveren te'min eder, bu belirlenir. [37]

 

Hammal Ve Nakliyecinin Taşıdığı Mal Nereye Konulmalıdır?

 

Evine bir eşya alıp onu hammala veya bir nakliyeciye vererek taşımasını söyler, o da belli bir ücret karşısında bunu kabul ederse, taşıdıkları eşyayı evin içine kadar götürüp koymaları gerekir. Evin üst katma veya tarasasına konulması için zorlanamaz. Meğerki ica­re akdi yapılırken, bu açıklanmış ve hammal ya da nakliyeci tarafın­dan kabul edilmiş olsun. O takdirde itiraza mahal yoktur. [38]

 

Çalıştırılan İşçiye Yemek Vermek Gerekir Mi?

 

Bir iş için belli bir ücretle tutulmuş işçiye iş sahibinin yemek de vermesi gerekir mi? O beldenin böyle câri bir örfü vai-sa, uyulur, Böyle bir örf yoksa, akid anında da buna yer veriîmemişse, o takdir­de iş sahibi yemek yedirmekle yükümlü değildir, yani bu hususta zorlanamaz. [39]

 

Yaptırılan Şeyden İşçiye Bir Miktar Vermek Şartiyle Yapılan İcare Akdi :

 

Yaptırılan şeyden bir miktarının işçiye verilmesi şartiyîe yapılan anlaşmalar, yani icare akidleri fâsiddir. Bunu birkaç örnekle açıklı-yalım : Bir ağacın meyvesini toplatmak üzere tutulan işçiye ücret olarak o meyvenin belli bir kısmı verilmek kaydiyle akid yapılırsa, bu fâsid bir akiddir. Ancak buna rağmen bu biçimde yapılan bir akidle işçi çahştırılırsa, o takdirde o meyveden değil, onun ecr-i mis­li takdir edilerek verilir. Yani o güçte bir işçinin belli süre içinde ağaçtan meyve taplaması ne kadar ücretle yaptınhyorsa, bu tesbit edilip işçiye o nisbette ücret verilir.

Değirmene götürdüğü buğdayı, unundan belli bir miktar taşıyı­cıya vermek üzere yapılan anlaşma da böyledir, yani fâsiddir.[40]

O halde değirmenciye öğütülmek üzere teslim edilen buğdayın öğütme ücreti olarak o buğdayın unundan belirlenmesi de bu hük­mün kapsamına girer. FıkM kaide ve usûle göre doğru değildir. An­cak öğütülen buğdayın unundan değil de mutlak anlamda «şu ka­dar un ücret olarak sana vereceğim» derse, o takdirde ister öğüttüğü buğdayın unundan, isterse başka bir undan onun ücretini çıkarıp verebilir.   

Çünkü öğütülecek olan buğdayın un haline gelip gelmiyeceği, nasıl bir sonuç vereceği kesinlikle belli olmadığından bir tarafın za-ranyla neticelenebilir, endişesiyle ve ücretin zimmette henüz sabit olmadığı dikkate alınarak bu tür icareler fâsid sayılmıştır.

Bu misalleri çoğaltmak mümkün : Toplanan zeytin tanelerini yağ fabrikasına götürüp, sıkma ücreti olarak çıkacak yağdan belli bir miktar üzerinde anlaşma yapılırsa, bu da fâsiddir. Aynı hükmün kapsamına girer. [41]

 

Müslüman Çocuk İçin Gayr-İ Müslim Süt Ana Tutmak :

 

Bir Müslüman çocuğunu emzirmek üzere bir gayr-i müslim ka­dım süt ana olarak tutmak caiz midir? Fukaha genellikle bunda bir salonca olmadığını açıklamıştır. Yani dinen bir sakınca yoktur. Bu­nun aksi de sahih ve caizdir : Yani bir müslüman süt annenin bir gayr-i müslimin çocuğunu emzirmesinde bir sakınca yoktur.[42]

 

Ücretle Tutulan İşçilere Hariçten Verilen Bahşiş Ve Benzeri Şeyler  :

 

Bir apartman kapıcısına, bir evin hizmetçisine, bir dükkânın tez­gahtarına dışardan yapılan bir yardım veya verilen bir hediye ya da bahşiş, onun ücretine mahsub edilemez. Genel kaide budur. Buna muhalefet eden de olmamıştır. [43]

 

Otlatılan Koyunlardan Çobanın Ücretini Vermek :

 

Koyunları otlatmak üzere tutulan çobana ücret olarak o koyun­lardan bir miktar verilmek üzere bir anlaşma yapılırsa, bu sahihtir.. Çünkü verilecek koyunların miktarı belli ve ortadadır. Ama doğacak kuzuların üçte birini veya dörtte birini ücret vermek kaydiyle yapı­lan bir akd-i icare fâsiddir. Çünkü ne kadar kuzu doğacağı bilinme­mekte ve böylece ücret bir bakıma meçhul kalmaktadır.

O halde bu genel kaidenin ışığı altında bir takım icare mesele­lerini inceleyip sonuca bağlamak mümkündür. Birkaç misal verme­miz bunun için yeterli malzeme sayılabilir. İcarede Muhayyerlik Caiz midir? Bilindiği gibi alıan-s atımlarda genellikle muhayyerliğe cevâz verilmiştir. îcare de beyi' yani alım-satim kapsamına girdiği için onda da akid anında muhayyerlik şartına yer verilmesinde bir sakınca yoktur. Şöyleki : İşverenle işçi bir iş üzerinde anlaşırken onlardan biri veya her ikisi, «şu kadar gün muhayyer olmak üzere» der ve ta­raflar bunu kabul ederse, o takdirde belirtilen güne kadar ya işten vazgeçmek veya verilen işi yapmamak caizdir.

Muhayyerlik süresi, alım-satrm konularında olduğu gibi, bunda da İmam Ebû Hanîfe'ye göre en çok üç gündür. İmam Ebû Yusuf ile îmam Muhammed'e göre, üç günden fazla da olabilir.

Muhayyerlik yetkisini kullanmadan karşı tarafın da hazır olma­sı gerekir mi? İmamların bunda da görüş ve tesbitleri farklıdır : İmam Ebû Hanîfe'ye göre, birinin muhayyerlik, yetkisini kullanıp icareyi feshetmesinde diğerinin hazır bulunması, ye.ni onun huzu­runda belirtilmesi şart değildir. îmam Ebû Yusuf ile İmam Mulıam-med'e göre, diğerinin hem hazır bulunması ve bilgisinin olması şart­tır. Bu hususta îmameynin kayvliyle amel, ihtilâfı önleme bakımın­dan daha uygundur. Fetva da buna göredir.

Muhayyerlik yetkisini kullanıp icareyi feshetmek sözlü ya da yazılı ve fiili olabilir. O halde taraflardan biri bu hakkını kullandı­ğını göstermek için işi ondan alıp başka birine vermekle fiili fesh­etmeyi belirtmiş olur. Yazılı veya sözlü ise, huzurda ben icareyi fesh­ettim, demesi veya bunu yazıp karşı tarafa bildirmesi kâfidir. [44]

 

Özel Anlamda Tutulan İşçi = Ecîr :

 

Özel anlamda tutulan işçiye teslim edilen malın nasıl kullanıla­cağı, ne yerlere götürüleceği tenbih edildiği takdirde, işçi bu tenbihe uymak zorundadır. Buna birkaç örnek verelim :

Koyun sahipleri ücretle tuttuğu çobana, «Benim koyunları şu ve şu kesimlerde otlat, başka bir tarafa götürme..» derse, bununla be­raber çoban koyunları başka bir tarafa götürüp otlatır da bir zarar meydana gelirse, buna çoban zamm olur. Ama tenbih edildiği yerde otlatırken bir zarar ortaya çıkarsa, "buna zamm olmaz.

Satın aldığı kumaşı terziye götürüp «Bunu bana bir ceket yap» derse, terzi de onu ceket değil pantolon yaparsa, buna zamm olur.» [45]

 

Ücretle Tutulan İşçinin Kendisine Teslim Edileni Koruması :

 

İcare konusu, fıkıhta geniş ve teferruatlı bir konudur. Daha çok kul haklariyle ilgili bulunduğu için üzerinde fazlasiyle durulmuş ve hakların zayolmaması için çok yönlü araştırılarak bol malzeme su­nulmuştur.

Ücreti tutulan bahçıvan, kapıcı, çoban, tezgâhtar ve benzeri işçiler, kendilerine teslim edilen mal ve eşyayı örf ve âdete uygun biçimde korumakla yükümlüdürler. Gösterecekleri ihmâl ve ilgisiz­likten dolayı meydana gelecek bir zarar ve ziyana zamin olurlar.

O nedenle bir tezgâhtar tezgah başında dikkatli bulunmak ve sergilediği malların çalmmamasını, bir zarara uğramamasını kolla­mak mes'uliyetini taşır. İlgisizliği, dikkatsizliği ve gevşekliği yüzün­den meydana gelecek bir zarardan dolayı zaimn olur.

Çoban kendisine teslim edilen davarları korumakla mükelleftir. Sürüden ayrılan hayvanı kendi haline bırakır ve bu yüzdem hayvan telef olur veya sakatlanırsa, zamın olur.

Meseleyi şöyle özetliyebiliriz :

Özel anlamda tutulan işçi, kendisine teslim edilen eşyayı kendi taksiratı olmaksızın zayeder veya bir kazaya uğrarsa, zamın olmaz. Kendi taksiratı sonucu zayolur veya bir kazaya uğrarsa, zamın olur.[46]

Genel anlamda, yani müştereken tutulan işçi de güvenilir sayı­lır. O nedenle kendi taksiratı olmaksızın teslim edilen malda bir za­rar meydana gelirse, zamın olmaz. îmameyn'e göre, zamın olur. Çün­kü ona verilen ücret, ham o işi yapmak, hem korumak amacına yö­neliktir. İmam A'zam'a göre, bu durumda da zamın olmaz, çünkü o yalnız o işi yapmakla görevlidir. Burada fetva daha çok imameynin görüş ve içtihadına göredir.

O halde bir hamnıal sırtında taşıdığı yükü kalabalığa karıştığı veya önüne iyice bakmadığından ayağı kaydığı için düşürür de bazı zararlar meydana gelirse, İmam A'zam'a göre, buna zemin olmasa da İmameyne göre zamın olur. [47]

 

İcare Hususunda İhtilâf :

 

Mal sahibi ile kiracı, mal sahibi ile müste'cir arasında icare ve­ya kira akdi yapıldı, yapılmadı diye ihtilaf çıkarsa, aralarında ya­zılı bir belge yoksa, şâhid de movcut değilse, o takdirde söz, yemin ederek icareyi inkâr edenindir. Yani yemin ona düşer.

Bunun gibi, kiraladığı bir ev ya da dükkânda bir süre oturduk­tan sonra, bunu ücretle "tutmadığını iddia eder, mal sahibi de ücret karşılığında bunu kiraya verdiğini ileri sürerse, önce mal sahibinin ya yazılı bir senet, ya da şahit getirmesi gerekir. Mal sahibi bu iki­sine de sahip değilse, o takdirde kiracıya yemin teklif edilir, yeminle birlikte reddederse, onun sözüne göre hükmolunur. Yeminden ka­çarsa, mal sahibi lehine karar verilir.

Yaptırılan bir iş üzerinde ihtilâfa düştükleri takdirde yine söz yeminle birlikte müste'cirmdir. Ancak mal sahibi yazılı belge veya şahit getirirse, o takdirde onun lehine hüküm verilir.

Bunu bir misal ile açıklıyalım :

Bir tüccar, atelye sahibine kumaş verip bunların pijama yapıl­masını istese, atelye sahibi ise verilen kumaşı gömlek yaparsa, mal sahibinin yazılı belgesi veya şahidi varsa, mesele yok. Yoksa, o. tak­dirde atelye sahibi yemin ettirilir, pijama yapmam için bunları ver­di diye yemin ederse, zamın olmaz. Yeminden kaçınırsa, zamın olur. [48]

 

Onarma Hususunda İhtilâf :

 

Mal sahibiyle kuyumcu veya mal sahibi ile radyo tamircisi ara­sında teslim edilen eşyanın tamir edilip edilmediği hususunda ihtilâf ortaya çıkarsa, yani mal sahibi tamirin yapılmadığını, usta ise ya­pıldığını iddia ederse, bu defa hüküm aksine cereyan eder : Mal sa­hibi tamiri nefyettiği için ona yemin düşer. Tamiri yapan ustaya da belge veya şahit düşer. O şahit gösteremediği takdirde mal sahi­bine yemin verilir, yemin ederse, verilen eşyanın tamir edilmediğine hükmedilir.

Bunun gibi, işverenle işçi arasında yapılan işin gerçekleşip ger­çekleşmediği hakkında ihtilâf ortaya çıkarsa, mal sahibinin beyyi-nesi yoksa, işçiye yemin düşer, yemin ederse, ona göre hükmedilir. Yeminden kaçınırsa, işveren lehine hükmedilir.

Bunu bir misal ile açıklıyalım :

Sürü sahibi teslim ettiği koyunlarının otlatümadığını, çoban ise otlattığını iddia ederse, mal sahibinin beyyine getirmesi gerekir. Ge­tiremediği takdirde, çobana yemin ettirilir. [49]

 

Kiralık Eşyanın Süresi Sonunda Teslim Edilip Edilmediği İhtilâf Konusu Olursa :

 

Bu durumda, mal sahibinin beyyinesi tercih olunur. Beyyine yok­sa, kiracıya yemin teklif edilir. [50]

 

KEFALET VE İLGİLİ HÜKÜMLER

 

Kefalet, füchi terim olarak, bir şeyin istenmesi hususunda zim­meti zimmete eklemektir. Şöyleki : Bir kişinin veya bir malm isten­mesi hususunda bir başkası kendini ortaya atıp, istenilen kişi hak­kında kendini taahhüt etmesidir.

Kefalet-i bil-mal : Bir mal için kefil olma; Kefalet-i bin-nefs : Bi­rinin şahsına kefil olma; kefalet-i müteselsile : Bir çok kişilerin bir­birlerine karşılıklı kefil olmaları, bu cümledendir.

Kefaletin rüknü : Diğer akidlerde olduğu gibi, icab ve kabuldür. Üçüncü bir şahsın «buna kefil oldum» «Şunu yerine getirmeye ben kefil oldum» demesi, bir icabdır. Kefil istiyenin de «kabul ettim» de­mesi bir kabuldür.

Bu daha çok İmam Ebû Hanîfe'nin içtihadıdır. İmam Ebû Yusuf'a göre, Üçüncü şahsın «buna ben kefil oldum» demesiyle kefalet sağ­lanmış olur, karşısındakinin «ben kabul ettim» demesi şart değildir.

Üçüncü şahsın «Ben buna kefil oldum» demesiyle bu iş netice lenmdş sayılmaz, kefil istiyen şahsın bunu reddetmemesi halinde gerçekleşmiş olur. Reddettiği takdirde kefalet hükümsüz kalır.

İcap ve kabul rükün olduğuna göre, Arapların örfüne göre, geç­mişi andıran fiillerle mi gerçekleşir, yoksa her ülkenin kendi örf ve âdetine göre mi gerçekleşir. Şüphesiz ki bu konularda daha çok örf ve âdete itibar olunur. Araplardaki örf, nikâh ve diğer akidlerde ol­duğu gibi, icab ve kabulün geçmişle ilgili fiillerle olması şarttır. Ak­si halde akid yapılmış olmaz. Biz Türklerde ise, daha çok şimdiki zamanla ilgili fiiller kullanılır ve bazen de geniş zamanla ilgili fiil­lere yer verilir. Çünkü bizim konuşup anlaşma âdet ve örfümüz böy­ledir. O takdirde akid konusundaki icab ve kabul her ülkenin kendi örfüne göre yapıldığı takdirde sahihtir ve geçerlidir.

Kefalette de bu, bir şeyin yerine getirilmesini veya bir yere tes­limini taahhüt etmekten ibarettir. O takdirde üçüncü şahıs, «Ben ke­fil oluyorum, onun borcunu ben ödiyeceğim.,» derse, bu bir icap ka­bul edilir.

Ancak örf ve âdette taahhüde delâlet etmiyen sözlerle yapılan kefalet geçerli sayılmaz. Meselâ : «Sen onu tamam bil» veya «Sen onu bende bil» gibi sözler, örfe de uygun olmadığı için geçerli sayıl­maz. «Ama falan kişi sana olan borcunu vermezse, herhalde ben ve­ririm» sözü örfe uygundur, bu bakımdan geçerlidir.  

Kefalet mutlak anlamda gerçekleşeceği gibi, bir kayıtla bağlı bulunmakla da gerçekleşir. «Onun borcuna ben kefil oldum veya oluyorum» demek mutlaktır, belli bir süre, peşin ya da sonra kaydı mevcut değildir, «Onun borcunu şu kadar süre sonra ben ödiyece­ğim» veya «Onun borcuna kefil oldum, onu hemen ödiyeceğim» de­mek, mukayyeddir. Akid gerçekleştikten sonra mutlak veya mukay-yed duruma göre, amel edilir.

Kefalet akdinde vukuu belirsiz bir şey ile takyidde bulunmak hükümsüz sayılır, yani akdin sıhhatim bozar. Meselâ : «Ben onun borcuna kefilim, dolu yağdığı gün ödiyeceğim» veya «Ben onun bor­cuna kefil oldum, şiddetli rüzgârlar esmeye başlayınca ödiyeceğim» gibi kayıtlar, aşırı denecek ölçüde meçhul olduğundan, kefalet mut­lak anlamda bağlantı yapmış olur. Yani onun mukayyedliğinin sıh­hati bozulur, mutlaka döner.

Arra az-çok meydana gelme mevsimi belli olan şeylerle takyid­de bir sakınca yoktur. Örneğin : «Buğday hasad zamanı» veya «Üzüm toplama mevsimi» bu cümledendir.

«Falan adama veya falan adamın şu kadar borcuna şu saatten şu günün şu saatine kadar» kefilim, demek, muvakkat anlamda bir kefalettir ve belirtilen süre sonunda kefil kefaletin gereğini yap­makla mükelleftir. [51]

 

Kefile Kefil Olmak Sahih Midir?

 

İslâm Fıkhına göre, kefile kefil olmak sahih olduğu gibi, kefilin kefilinin kefiline de kefil olmak sahihtir. Bunun gibi girkaç kişinin birbirlerine kefil olması da böyledir. Buna Kefalet-i müteselsile deni­lir. Çünkü kefaletten amaç, bir hakkın kaybolmaması için onu belge­lemek,  garantiye bağlamaktır.

Bir kişiye birden fazla kişinin kefil olması sahih, görüldüğü gi­bi, bir kişinin birden fağla kişiye kefil olmasıda sahihtir. Dinen bun­da bir sakınca yoktur. Yeterki kefiller kefaletin taşıdığı hakkı öde­meye ehil bulunsunlar. Çünkü kefilin çokluğu güven ve belgelenme­yi daha da kuvvetlendirir.[52]

 

Sahih Olmayan Kefaletler :

 

Emanet bırakılan, bir mala kefalet gerekmez. Çünkü bırakılan emanet eşya, kendisine emanet   edilen kişinin taksiratı olmaksızın zayolur veya çalınırsa, kendisi buna zamm olmaz. Bu durumda kefil tutulmuşsa, hiçbir anlam ve hüküm ifade etmez. O takdirde bu ko­nuda kefalet sahih sayılmamıştır.

Kendisine rehin bırakılan kişiye de kefil olmaya gerek yok. Çün­kü bir kazaya uğradığı takdirde tazminatı gerektirmez.

Müste'cire bırakılan bir eşya ve benzeri şey hakkında da kefalet sahih görülmemiştir. Çünkü bir ücret karşılığında müstecire bırakı­lan bir eşya emanet kapsamına girer, emanet konusunda kefalete ge­rek olmadığı gibi burada da kefalete gerek yoktur.

Bunu bir iki misal ile açıklıyalım :

Tamirciye teslim edilen bîr âlet için kefil gerekmez. Terziye bı­rakılan bir kumaş da böyledir. Çünkü her iki'durumda da bir ücret karşılığı bir iş yapılması istenmekte ve teslim edilen eşya bir emanet anlamını taşımaktadır.

Kişi kendi zimmetindeki borcuna karşı kendisi kefil olamaz. Bu­nun gibi, sattığı malın bedelinden dolayı müvekkiline karşı alıcıya kefil olması sahih değildir. Çünkü bu bedeli almak hakkı asaleten vekile aittir.

Ortaklaşa bir alacağa veya ortaklaşa bir mirasa ortaklardan ve­ya vârislerden biri diğerine kefil olamaz, olsa bile muteber değildir.

Ortaklaşa bir alacakta ise, ortaklardan birinin payına ortaklar­dan başka biri kefil olabilir. Buna cevaz verilmiştir. O halde sözü edi­len kefil ortaklardan birine ne öderse diğer ortaklar da ortak olur.[53]

Hemen ödenmesi gereken bir borca, bilahare ödenmek üzere ge­ciktirilmesi kaydiyle kefalet sahihtir. O halde alacaklı ancak borçlu­ya -borcunu ödemesi için- hemen müracaat edebilirse de kefiline be­lirtilen süre dolmadan müracaat edemez. [54]

 



[1] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/387-388.

[2] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/388-389.

[3] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/389.

[4] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/389.

[5] Fazla bilgi için bak : Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Mebsut ve El-Bedayi' - Bahii-râik.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/389-390.

[6] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/390.

[7] Fazla bilgi için bak : Ei-Mebsut - Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Bedayi. –Kasani.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/390-391.

[8] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/391.

[9] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/391.

[10] İbn Abidin.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/391-392.

[11] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/392.

[12] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/392.

[13] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/392.

[14] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/393.

[15] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/393.

[16] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/393.

[17] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/393-394.

[18] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/394.

[19] Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Mebsut - El-Bedayi'.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/394.

[20] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/394-395.

[21] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/396.

[22] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/396.

[23] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/397.

[24] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/397.

[25] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/397.

[26] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/397-398.

 

[27] Dürerü'l-Hükkâm - Fetâvâ-yi Hindiyye - Bahriraik - Ibn Nüceym - El-Be-dayi – Kâsâni.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/398.

[28] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/398-399.

[29] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/399.

[30] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/399-400.

[31] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/400-401.

[32] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/401.

[33] Fazla bilgi için bak . El- Muhit - Şemsü'l-Eirame Serahsi - El-Bedayi' - Kâ-sani : îcâre bahsine.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/401.

[34] Fazla bilgi için. bak : El-Mubit - Şemsü'l-Eimme Serahsî - El-Bedayi' - Kâsanî: îcâre bahsine...

[35] Fetâvâ-yi Hindiyye . İcâre-i zevce bahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/401-402.

[36] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/402.

[37] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/402-403.

[38] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/403.

[39] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/403.

[40] Fazla bilgi için bak : Feîâvâ-yi Hindiyye : İcâre bahsine.

[41] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/403-404.

[42] El-Muhit - Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/404.

[43] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/404.

[44] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/404-405.

[45] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/405.

[46] Fazla bilgi için bak : Mecelle - Fet&vâ-yi Hindiyye.

[47] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/405-406.

[48] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/406-407.

[49] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/407.

[50] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/407.

[51] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/408-409.

[52] Mecraau'l-Enlıür - Kefalet bahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/409.

[53] Reddü'l-Muhtar - El-Bedayi' – Kâsani.

[54] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/409-410.

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.04 saniye 11,184,377 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021