Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı Celal YILDIRIM

ONİKİNCİ BÖLÜM.. 2

NAMAZ. 2

NAMAZ Mİ'RAC GECESİ FARZ KILINMIŞTIR : 2

B) Günde Beş Vakit Namaz Farz Kılınmıştır : 3

NAMAZ VAKİTLERİ : 3

A) Sabah Namazının Vakti : 4

B) Öğle Namazının Vakti : 4

C) İkindi Namazının Vakti : 5

D) Akşam Namazının Vakti : 5

E) Akşam Namazı Vakti Girince Yemek De Hazır Olursa : 5

F) Yatsı Namazının Vakti : 5

G) Gecesi Olmayan Ülkeler : 6

GELELİM GÜNEŞİN BATMASIYLA DOĞMASI BİR OLAN, YANİ AYNI ANDA MEYDANA GELEN ÜLKELERE : 7

IV. VAKİTLERİN FAZÎLETÎ : 9

A) Öğle Namazının Faziletli Vakti : 10

B) İkindi Namazının Müstehab Vakti : 10

C) Akşam Namazının Müsehab Vakti : 10

D) Yatsı Namazının Müstehab Vakti : 10

E) Hava Kapalı (Bulutlu) Olduğu Günlerde : 11

F) İki Vakit Namazını Bir Vakitte Kılmak : 11

V. NAMAZ KILINMASI CAİZ OLMAYAN VE BİR DE MEKRÛH OLAN VAKİTLER : 11

A) Üç Vakitte Hiç Bir Namaz Kılınmaz : 11

B) Kerahet Vaktinde Namaz Kılmayı Adayan Kimse : 12

VI. NAFİLE VE BENZERİ NAMAZLARIN MEKRUH OLDUĞU VAKİTLER : 12


 

ONİKİNCİ BÖLÜM

 

NAMAZ

 

a) Namaz'm dindeki yeri, omurganın bedendeki yerine benzer. Bunun için Âdem (A.S.Vden   Resûlüüah (A.S.)    Efendimize kadar gönderilen bütün peygamberler bu ibâdetle emrolunmuşiardır.  Al­lah (C.C.) tarafından namaz ibâdetini içermiyen bir din gönderilme­miştir diyebiliriz.

Resûlüllah (A.S.) Efendimize henüz peygamberlik görevi veril­meden önce kendisinden önceki şeriat (İbrahim Peygamberin Hanif Şeriâtiyîle amel ederdi. İbn Abidîn bu konuya temasla diyor ki :

«Peygamber (A.S.) Efendimiz, kendisine peygamberlik verilme­den, daha önceki şeriate göre günlük ibâdetini yapıyordu. Çünkü îlâ-hi teklif, Adem Peygamber'in gönderilmesinden bu yana kesilmemiş ve kesintiye uğramamış, insanlar da başıboş bırakılmamıştır. Hem ta-at ibâdet - Allah'a kulluk) şeriatsız olmaz. Çünkü taat emre uymak­tır. Bi'setten sonra da -namaz ve diğer ibâdetler farz kılınmcaya ka­dar- Efendimiz kendinden önceki Hanif şeriâtiyle amel etmiştir.»[1]

b) Kur'ân-ı Kerim'de Nuh, İbrahim, Musa, îsa ve diğer bazı peygamberlerden örnekler verilip bazı önemli kıssalara kapı açılın­ca onlara namaz ve zekât ile emredildiğinden söz edilir.

Birkaç örnek :

Zekeriyya Peygamberin mihrapta durup namaz kıldığı anlatılır­ken şöyle buyuruluyor :

Mâbedde namaz kılarken melekler ona seslendiler...»[2]

«îsâ (A.SÎ'ın beşikte iken kavmine verdiği cevâp   anlatılırken duyuruluyor ki :

Çocuk Cîsâ) Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum Bana Kitap verdi pe beni peygamber yaptı; nerede olursam olayım beni mübarek kil. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti...» [3]

îsmail Peygamberin kendi kavmine ne ile emrettiği hususu açık­lanırken buyuruluyor ki :

«(İsmail) çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekât ver­melerini emrederdi.»[4]

İbrahim Peygamber ve diğer oğullarından söz edilirken buyuru­luyor ki :

«İbrahim'e, buna ilâveten İshâk ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık. Onlar, bizim emrimizle insanları doğru yola gö­türen önderler yaptık; onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Zaten onlar bize kulluk eden kimselerdi.»[5]

Lukmân'm oğluna tavsiyeleri anlatılırken buyuruluyor ki :

«Oğulcağızım Namaz kıl, (dine, akle ve örfe) uygun olanı em­ret, (bunlara uymayan) kötülüğü men'et.»[6]

Kitab ehli (olan Yahudi ve Hıristiyanların) ne ile emrolunduk-lan açıklanırken buyuruluyor ki :

«Halbuki onlar, doğruya yönelerek dini yalnız Allah'a has kıl­mak, O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolun-muşlardi.»[7]

c) Bu konuda bilmediğimiz bir husus var :

Diğer dinlerde namaz nasıl kılınırdı? Hangi vakitlerde ve nasıl edâ edilirdi? Rek'at sayıları, kazandırıldığı resmiyet yani şekil ne idi? Neler okunurdu? Bütün bu sorular cevapsız kalmıştır. Çünkü Kitap ve Sünnette bir açıklama bulamıyoruz. Ama mutlaka namaz emredilmiş ve her peygamberle onlara inananlar namaz kılmışlar­dır. Önemli olan da budur. Kur'ânLı Kerim teferruat üzerinde dur­maz, olayların tarihini vermez, şekil üzerinde durmaz. Ama temayı ve ibret alınacak bölümleri sergilemekle yetinir.

Hadîs yönünden namazın önemi ve lüzumu üzerinde yüzün üs­tünde rivayet vardır. Biz birkaç örnek sunmakla yetineceğiz :

«İşin başı İslâm'dır? onu ayakta tutan namazdır; doruğu Allah yolunda cihad (kutsal savaş) tır.»[8]

Namaz imândan sonra Allah'ın inanmış kullarına emrettiği ilk ibâdet olma bakımından da çok önemlidir. Hem çok mübarek bir vakit sayılan Mi'rac gecesinde farz kılınıp ümmete ilâhi hediye ola­rak sunulması apayrı bir anlam taşımaktadır. Nitekim Enes b. Mâ­lik (R.A.) diyor ki : [9]

 

NAMAZ Mİ'RAC GECESİ FARZ KILINMIŞTIR :

 

«Namaz, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz gece yolculuğuna çıkarı­lıp Mi'rac kerametine eriştirildiği gece elli vakit olarak farz kılın­mıştı. Sonra noksanlaştınlarak beş vakte indirildikten sonra Pey­gamberimize şöyle hitab edilmişti : «Ya Muhammedi Doğrusu şu ki benim katımda söz ve hüküm değişmez; şu beş vakit namazla sana elli vakit (sevabı) vardır.[10]

Bu nedenlerle kıyamet gününde kulun ilk sorulacağı teklif na­maz olacaktır. Çünkü bir bakıma namaz imânla küfür arasında alâmet-i farikadır.

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu hususa değinerek şöyle buyur­muştur :

«Kulun kıyamet günü hesaba çekileceği ilk şey namazdır; eğer namaz [arızasız kılınıp) yerine getirilmişse, diğer ameller de arıza­sız yerine getirilmiş sayılır. Yok namaz fesada uğramış (yerine ge­tirilmemiş) se, diğer ameller de fesada uğramış sayılır.[11]

Ayrıca Resûlüllah (A.S.) Efendimizin ümmetine en son tavsiye ettiği iki şeyden biri namazdır : «Namaza, namaza gerekli olun, bir de elinizin altındaki (köle, câriye, işçi ve hizmetçi) lere...»

Evet Fıkhü's-Sünne ve diğer hadisle ilgili kitaplarda bu sözleri Resûlüllah (A.S.) Efendimiz son nefeslerini verirken söylediği belir­tilmiştir. Bu da namazın ne kadar önemli ve yararlı bir ibâdet oldu­ğunu gösterme bakımından kâfi delildir.

Dinde de ilk yitirilen ibâdet yine namazdır; din bu ibâdetle ölçü ve anlamını ortaya koymuştur ve yine bu ibâdetin terkedilmesiyle din bir bakıma ölçüsünü kaybetmiş olacaktır.

a) Allah Resulü (A.S.) bu hususa işaretle buyuruyor ki : «Andolsun ki îslâm (direği) İn kulpları birbir bozulacaktır : Ne kadar "bir kulpu kazaya uğrayıp bozulursa, insanlar hemen ondan sonraki kulpu iıozmaya teşebbüs edeceklerdir; bu kulpların ilki  h ü-k ü m   sonu ise   namaz' dır.» [12]

Böyle bir kulpu bozmak ve koparmaktan Allah'a sığınırız. Namaz, Hicretten birbuçuk yıl önce Mi'rac gecesi farz kılınmış ve Allah'ın büyük bir hediyesi olarak bu ümmete sunulmuştur. Far-ziyeti Kitab, Sünnet ve îcmâ' sabit olmuştur.

Bu nedenle kirn namazın farziyetini inkâr ederse küfre düşer, İs­lâm miletinin dışına çıkar. Farziyetini kabul edip inandığı halde tembellik gösterip kılmayan kimse büyük günah işlemiş olur. Çünkü Resûlüllah (A.S.) Efendimiz  «Adamla küfür arasında NAMAZ var­dır.» buyurmuştur.[13]

Diğer bir hadîslerinde ise şöyle buyurmuşlardır :

«Kim namazı vaktinde kılıp muhafaza ederse, namaz onun için kıyamet günü bir nûr, delil ve kurtuluşu olur. Kim de namazı kılma-yıp terkeder, onu muhafaza etmezse, namaz da onun için ne bir nûr, ne delil ve burhan, ne de kurtuluş olur. Böylesi kıyamet günü Karun, Fir'avn Haman ve Ubey bin Haleflerle beraber olur.[14]

 

B) Günde Beş Vakit Namaz Farz Kılınmıştır :

 

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu konuda şöyle buyurmuşlardır :

«Beş (vakit) namazı Allah kullarına farz kılmıştır; kim bu beş namazı yerine getirir de, hakkım küçümsemez ve ondan bir şey zay-etmezse, onu Cennete koymak için Allah'ın verdiği bir söz vardır. Kim de bu beş namazı yerine getirmezse, onun için Allah'ın vermiş olduğu bir söz   yoktur; dilerse azâb eder, dilerse onu bağışlar.»[15]

îslâm Fukahası bu ve konuyla ilgili diğer hadislere dayanarak ictihadda bulunmuş, farklı bazı tesbitler yapmışlardır. Hanefî imam­larına göre : Namaz Fariza-i Muhkeme'dir, onu terketmek doğru de­ğildir.. Bilerek inkâr eden kâfir olur. Namazı kasden terkeden öldü­rülmez, tevbe edinceye kadar hapsedilir.[16]

Namazın farziyeti vaktin sonuyla bağlantılıdır; Tahrime miktarı bunun nihaî sınırıdır. O kadar ki bu kadar bir zaman vakit varken kâfir müslüman olur, çocuk ergenlik çağma girer, deli kendine ge­lip normalleşir, aybaşı halindeki kadın temizlenirse o vaktin namazı kendilerine vâcib olur. Tahrime (îftitah Tekbiri getirecek) kadar va­kitten daha az bir süre kalırsa o takdirde o vaktin farzı düşer. Bun­da icrnâ1 vardır.[17]

 

NAMAZ VAKİTLERİ :

 

Namaz için günün belli ve belirli saatlerinde vakitler konulmuş­tur. Her namazın kendine has vakitte edâ edilmesi farzdır. Belirli vakti çıktıktan sonra o namaz kazaya kalır.

Kur'ân-ı Kerîm'de namazın belli vakitler içinde yerine getirilme­si farz kılman bir ibâdet olduğu şu âyetle açıklanmıştır :

«Şüphesiz ki namaz mü'minlere belirli vakitlerde farz inimtmg-tır.»[18]

Kur'ân'da üç ayrı yerde namazla ilgili beş vakte değinilerek dik­katler bu konuya çekilmiştir :

«Gündüzün iki ucunda (sabah ve ikindi vakitleri) ve gecenin gündüze yakın zamanlarında (akşam ve yatsı vakitleri) namaz kıl, Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri alıp götürür..[19]

«Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar na­maz kıl; sabah vakti de namaz kıl, zira sabah namazına melekler şâ-hid olur.»[20]

«O halde onlar ne derlerse sabret. Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de (sabah, öğle, ikindi vakitleri) Habbini hamd ile teşbih et (namaz kıl). Gecenin bir kısım saatlerinde (akşam ve yatsı) ve gündüzün etrafında da teşbih et ki hoşnudluğa eresin.»[21]

 

A) Sabah Namazının Vakti :

 

Sabah namazının ilk vakti «Fecr-i sadık»m doğması, yani doğu ufkunda meydana gelen beyazlık (aydınhğ)m yatay olarak belirme-sidir. Bundan evvel yine aynı ufukta dikey olarak beliren beyazlık (aydınlık), İslâm Fıkhına göre Fecr-i Kâzib»dir, hakiki fecir değil­dir. Bu bakımdan o beyazlık itibar edilmez. Şöyleki oruç tutmak is^ teyen bu dikey ojarak beliren beyazlık vaktinde bir şeyler yiyebilir. Sabah namazını kılmak isteyen ise kılamaz, çünkü henüz sabah na­mazının vakti girmemiştir.[22]

Fıtkıhta söz sahipleri sabah namazının vaktinin girmesinde «Fecr-i Sadıksın hemen doğma anı mı, yoksa doğup etrafa yayılma zamanına mı itibar edilir. Hususunda farklı görüşler ortaya koymuş­lardır, îkinci anlamdaki görüşte bir genişlik ve rahatlık vardır, insa­nı tamamen şüpheden kurtarmaktadır. Fıkıh bilginlerinin çoğu da bunu uygun bulmuşlardır. Ancak ne var ki, oruç ve yatsı vakti konularında ihtiyata daha uygun olanı birinci anlamdaki görüştür. Fecir konusunda ise ikinci anlamdaki görüş ihtiyata daha uygundur.[23]

Açkılama :

Oruç tutan kimse, «Fecr-i Sadık»m dogmasiyle imsak etmesi, ya­ni yemek, içmek, cinsel yaklaşma gibi orucu bo2an şeylerden kendi­ni alıkoyması gerekir. Aksi halde orucu bozulmuş sayılır. Yatsı na­mazını o ana kadar kılmayan kimse ise, Fecir doğduğunu itibar ede­rek namazı kazaya bırakmış olur.

O halde sabah namazının vakti, *Fecr Sadk doğduktan itiba­ren başlar, güneş doğuncayakadar devam eder. Bu süre içinde «Sa­bah Namazı» niyetiyle kılman namaz edâ edilmiş anlammadır. Ancak belirtilen sürenin hangi bölümünde kılmak daha faziletli ve daha se-vâphdır? Hanefi İmamları bu konuda şu hadise dayanarak sözü edi­len başlangıç ve bitim arasındaki zamanı göstermişlerdir :

«Cibrü-i Emîn birinci Fecir doğunca Resûlüllah (A.S.) Efen­dimize imamlık ederek sabah namazını kıldırmış, ikinci gün ise, or­talık sararıp güneşin doğmasına pek az bir zaman kala kıldırmış ve sonra şöyle demiştir «Bu iki vakit arası, seninle ümmetine has bir vakittir.»[24]

 

B) Öğle Namazının Vakti :                          

 

Öğle namazının vakti zevalden başlayıp, -fey-i zeval- Jıariç her şeyin gölgesi iki mislini buluncaya kadar devam eder.

-Fey-i zeval ; Güneş gökkubbenin tam ortasına gelip dikey ci­simlerin gölgesi kısılmakta son bularak titreşip yerinde kaldığı an­daki gölge demektir.

Açıklama :

Güneş gökkubbenin ortasından batıya doğru meyledip dikey ci­simlerin mevcut gölgesi doğu cihetinde belirlenince öğlenin başlan­gıcı gerçekleşmiş, yani ilk vakti girmiştir. «Fey'-i zeval» gölgesi ha­riç batı cihetinde meydana gelen göige iki mislini buluncaya kadar vakit devam eder. Yani bu süre içinde öğle namazı kıhnabüir.[25]

Bu, İmam Ebû Hanife'nin içtihadına göre bir belirlemedir. îcti-hadda tutulan bu yolun sahih olduğu belirtilmiştir.[26]  İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhanvmed'e göre, öğle vaktinin sonu, «fey-i zeval" hariç, her şeyin gölgesi bir mislini buluncaya kadar devam eder.

O halde bu iki farklı ictihad karşısında ihtiyatlı bulunmak gere­kir. Bunun için fıkıh bilginleri diyorlar ki : «Bu konuda ihtiyat şu­dur : Cisimlerin gölgesi bir mislini bulmadan önce öğle namazını kıl­mak; iki mislini buluncaya kadar bekleyip ikindi namazını kılmak.. Tâki her iki namaz da şüpheden uzak bir anlamla kendi vaktinde kılınmış olsun. [27]

 

C) İkindi Namazının Vakti :

 

Cisimlerin gölgesi «Fey-i zeval» hariç iki mislini bulunca başlar güneş batmcaya kadar devam eder.

Burada da Hanefi imamları arasındaki farklı ictihad aynen câ­ridir. Yani İmameyne göre, ikindinin evveli, her şeyin gölgesi bir mislini bulunca başlar, güneş batmcaya kadar devam eder. Ama biz fıkıh bilginlerinin bu konudaki ihtiyat ölçülerini az yukarıda naklet­miştik, onu tekrar hatırlatırız,

Sahih rivayette Resûlüllah (A.S.)'m şöyle buyurdu tesbit edil­miştir :

«Güneş henüz batmadan önce kim ikindinin bir rek'atine ula­şırsa, o ikindiye ulaşmış sayılır.[28]

«Kim henüz güneş batmadan ikindinin bir rek'atini kılar, sonra da geri kalan rek'atleri güneş battıktan sonra kılarsa ikindiyi kaçır-mamış olur.»

İleride bu konuya geniş yer verip müctehid imamların ictihad ve görüşlerini açıklayacağız. Hadîsi sadece konumuzla ilgili bulunduğu için buraya aktarmış bulunuyoruz. [29]

 

D) Akşam Namazının Vakti :

 

Güneş battıktan sonra başlar, İmameyn (Ebû Yusuf ile Muham-med)'e göre, şafak-ı ahmer (Batı ufkunda güneş battıktan son­ra beliren kızıllık) kayboluncaya kadar; İmam Ebû Hanîfe'ye göre, şafak-ı ahmer'den sonra beliren beyazlık kayboluncaya kadar devam eder. Burada daha çok îmamey'nin görüş ve içtihadıyla fetva veril­miştir. [30]

îmameyn'in bu içtihadında mü'minlere bir rahatlık ve genişlik vardır. Ama İmam Ebû Hanife'nin görüş ve içtihadı ihtiyata daha uygundur. Çünkü namaz babında aslolan şudur ki, her rükün ve şar­tın onda yakın (şüpheden uzak kesin bilgi ve inanç) ölçüsünde sabit olmasıdır.

îmameyn bu konuda şu hadise dayanmışlardır :

«Akşam namazının vakti, güneş batıp şafak (kızıllık) kaybol-maymcaya kadardır.»[31]

Ebû Musa (R.A.J'm yaptığı rivayete göre : Bir adam, Resûlül­lah (A.S.) Efendimizden namaz vakitlerinden sordu. O da vakitleri birbir anlattı ve akşam namazı vakti girince ona namaz kılması için emretti ki güneş henüz yeni batmıştı. İkinci gün olunca Şafak-ı Art-mer (kızıllık) kaybolacak kadar geciktirdikten sonra akşam nama­zını kılmasını emretti. Sonra da şöyle buyurdu : *Akşam vakti işte bu iki vaktin arasındadır.[32]

Bu konuda Cibril'in iki akşam üstüste akşam namazını Resûlül­lah (A.S.) Efendimize imam olarak ayni vakitte (güneş hemen bat­tıktan sonra) kıldırdığı hakkındaki hadise gelince, İmam Nevevî (R. A.) bunu açıklayarak diyor ki : Bu hadis, akşam namazını vakit olunca hemen kılmanın müstehab kabul edildiğine delâlet etmektedır. Nitekim belirtilen hususu hakkında birkaç hadîs daha vârid ol­muştur; onlardan ikisini nakletmekle yetiniyoruz :

«Ümmetim akşam namazını yıldızlar doğmadan önce kıldığı müddetçe fıtrat üzere bulunacaktır.»[33]

«Akşam namazını, oruçlunun iftar vaktinde kılın, yıldızlar doğ­madan davranın..»[34]

 

E) Akşam Namazı Vakti Girince Yemek De Hazır Olursa :

 

Akşam namazı girdiğinde sofra konulup yemek hazır olunca, önce yemeği yemek, sonra akşam namazını kılmak müstehabdır. Çün­kü namaz kalb huzuru istemektedir. Sofradaki yemek nefsi harekete geçirip kalbin huzurunu kaçırabilir. Nitekim Resûlüllah (A.S.) Efen­dimiz bu hususa temasla şöyle buyurmuştur :

«Akşam yemeği konulup hazır oîunca,    önce yemeğe başlayın,

akşam namazını kılmadan bu ihtiyacı yerine getirin.»

Diğer bir rivayette buna yakın bir anlatımla buyuruluyor ki : «Akşam yemeği takdim edilince (sofra hazır olunca), akşam nama­zını kılmadan önce yemeğe başlayın..»[35]

Namaz vakitleri hakkında geniş bilgi edinmek isteyenler Zeyleî'-nin Nasbu'r-Eaye adlı kıymetli eserinin birinci cildine Namaz Vakit­leri bölümüne baksınlar. [36]

 

F) Yatsı Namazının Vakti :

 

Müctehid İmamların farklı ictihad ve görüşlerine göre : «Şafak-ı Ahmer'in veya Şefak-ı Ahmer'den sonra beliren beyazlığın kaybol-masiyle başlar, fecr-i sadık doğuncaya kadar devam eder, Bu vakit hem yatsı, hem vitir namazının belirlenmiş süresidir. Ne var ki Vîtir namazı yatsı namazından sonra kılınır. Bu ikisi arasındaki ter­tibe riâyet vâcibdir.

Ancak İmam A'zam Ebû Hanîfeye göre, unutarak vitri yatsı na­mazından önce kılar veya Önce vitri sonra yatsıyı kıldıktan sonra yatsı namazının iadesi gerekirse, bu takdirde birinci surette ikisi de sahih olduğu gibi, ikinci surette ise yalnız yatsı namazını iade etmesi gerekir. Çünkü vitir sahih sayılır bu durumda. Vâcib olan tertip bu gibi özürlerle düşer. [37]                                                  .

 

G) Gecesi Olmayan Ülkeler :

 

Günümüzde her geçen gün biraz daha önem kazanan bu konu­ya geçmeden önce namaz vakitleri hakkında genel bir bilgi vermeyi uygun bulduk :

Namaz vakitleri daha çok beş şeyle bilinir :

1. Rasathane saatiyle.. Yani mahalli saat ayarıyla bilinir.

Eskiden vaktin belirlenme işi, «muvakkıthane»lerde yapılırdı. Büyük imaretlerin birer muvakkıti olur, bunlar çeşitli âletlerden ya­rarlanarak vakti ta'yin ederlerdi. Bugün ise saat ayarını daha çok radyo ve benzeri yayın araçlarından alıyoruz. Daha önceleri bu işi muvakkıthaneler yapar, bulundukları şehrin saat ayarını tesbit ve ilân ederlerdi. Birçok şehir ve kasabalardaki saat kuleleri muvakkıt-hanenin verdiği araya göre ayarlanırdı.

Ancak, özellikle Amerika'da trenler işlemeye başlayınca mahal­li saatlerin kullanılması hemen hemen imkânsız hale geldi. Çünkü bu durura bütün tarifleri aksattı. Tabii dünyanın diğer ülkeleri için de ayni şey söz konusuydu.

Bugün dünyanın her yerinde Greemcich «ortalama saat»ı kulla­nılır. Bu saat başka ayarlarla karıştırılmaması için milletlerarası «G.M.T.* işaretiyle gösterilir. Ne var ki, her değişik saat meridyeni içinde kalan memleketler Gremcich'e göre kendi saatlerini ayarlar­lar. Meselâ Türkiye saati Greenıcich'e göre ayarlanırsa, ondan 2 sa­at (yaz saatiyle3 saat) ileridir. Buna karşılık, yurdumuzda saat bir­liği olması için bütün Türkiye'de ayni saat ayarı kullanılır İşte» na­maz vakitleri de bu saat ayarına göre mahalli olarak düzenlenir. Nitekim Evkat-i Şer'iyye Cetvelleri her bölge ve vilâyetin mahalli saatma göre hazırlanır,                                     

2. Güneşin Batı'ya meyletmesiyle bilinir.  

Güneşin batı'ya meyletmeye başlamasıyla dikey bulunan cisim­lerde gölge meydana gelir; gölgenin uzaması Ölçülmek suretiyle va­kitler belirlenir. Buna güneş saati de denir ki birçok.çeşitleri vardır. Meselâ :

Yerin çevresinde aralarında 15 derecelik uzaklık olan ve biri göz­lem yerinden geçen 24 yan meridyen çizilsin. Güneş soldan sağa doğru yaptığı günlük hareketinde, bu meridyen düzlemlerini biıbiri ardınca geçer. Güneş gözlem yerinin yarı meridyenindeyken bura­da gerçek öğle zamanıdır; gözlem yerinden geçen meridyenin sağın­daki ilk yarı meridyene geçtiği zaman, gözlem yerinde saat 13'tür. Ve böylece güneşin her meridyen atlayışında bir saatlik bir süre ge­çer.

Dünyanın ekseni doğrultusunda mil denilen düz bir çubuk geçi­rilir ve bu mile dik bir düzlem üzerinde 24 meridyen çizilirse, bu çiz­giler, üzerine değişik saatlerde milin gölgesi düşen saat çizgleri olur. Çok çeşitli örnekleri yapılabilen güneş saatinin temel ilkesi budur.

Bir de Ekvator güneş saati vardır. Güneşin yıl boyunca yaptığı yükselimdeki görünür hareketine bağlı olarak, milin gölgesi sıra ile altı ay düzlemin bir yüzüne, altı ay da öbür yüzüne düşer.

Yatay güneş saati... Saat bölmeleri gözlem yerinin ufkuna para­lel bir düzlem üzerine çizilmiş ve iyice hesaplanmış bir prespektife göre düzenlenmiştir MU daima yer eksenin doğrultusuna göre eğik yapılır.

Bundan başka meridyene dik düşey güneş saati ile eğik kadranlı güneş saatleri de vardır.

Böylece düzlem üzerine tesbit edilen milin gölgesi kısalmada son bulup titreştiği zaman kerahat vakti başlar, milin gölgesi doğu­ya doğru kendini göstermeye başlayınca da öğle vakti (yani öğle na­mazının vakti) girmiş olur.

3. Güneşin batı ufkunda batmasıyla bilinir.

Güneşin batı ufkunda tamamen batmasıyla akşam namazının vakti girmiş olur.

4. Güneş battıktan sonra batı ufkunda    görünen «şafak-ı ah-mer = kızıllık» yada bundan sonra meydana gelen beyazuk kay­bolunca yatsı vakti girmiş olur. sabahleyin «fecr-i sadıksın doğma­sına kadar devam eder. nitekim buhususa ve müctehid imamların bu konudaki ictihad ve görüşlerine az yukarıda dokunmuştuk.

5. Doğu ufkunda görünen beyazlık ile bilinir.

Sabaha doğru doğu ufkunda önce dikey olarak bir beyazlık (ay­dınlık) görünür ki buna -Fecr-i Kâzib = Yalancı fecir» denilir. Bu durumda henüz sabah namazının vakti girmiş sayılmaz. Bunu mü­teakip yatay olarak ufukta bir beyazlık (aydınlık) belirir ki buna «Fecr-i Sadık = doğru fecir» denilir. Bu durumda artık sabah nama­zının vakti girmiş sayılır. Namaz vakitlerini belirtirken bu hususlara yer verilmiştir.

Namaz vakitleriyle ilgili hadîslerden bir kısmım vakitler bölü­münde nakletmiştik. Burada Cibril'in işaretiyle ilgili hadîsin tama­mını nakletmekte yarar görüyoruz :

Câbir bin Abdullah (R.A.) rivayet ediyor, Resûlüllah (.A.S.) Efendimiz buyurdu ki :

«Cibril (A.S.) güneş batıya doğru meylettiğinde bana gelerek : «Kalk, Ya Muhammedi Öğle namazını kıl» dedi. Bir müddet bekle­dikten sonra herşeyin gölgesi bir mislini bulunca ikindi namazı için geldi ve : «Kalk, Ya Muhammedi İkindi namazını kü» dedi. Bir süre bekledikten sonra güneş batı ufkunda kaybolunca yine geldi ve t «Kalk ak.şam namazını kıl* dedi. Kalkıp akşam namazım kıldım. Bir müddet daha bekledim, tâ ki batı ufkundaki şafak (kızıllık ya da be­yazlık) kayboldu. Cibril (A.S.) yine geldi ve : «Kalk, yatsı namazını kıl» dedi. Ben de kalkıp yatsı namazını kıldım. Sonra sabahleyin fecir yükselince geldi ve «Kalk Ya Muhammedi Sabah namazını kıl» de­di...»

Hadîs-i şerifin buraya kadar olan kısmıyla, her namazın ilk vakti açıklanıyor. Geriye kalan kısmı ise her vaktin sonunu belirti­yor. Kısaca çevrisi şöyledir ;

«İkinci gün Cibril (A.S.) yine Resûlüllah (A.S.) Efendimize geli­yor, her şeyin gölgesi bir mislini bulunca öğle namazım kılmasını söylüyor. Her şeyin gölgesi iki mislini bulunca da ikindi na­mazıyla emrediyor. Akşam namazını ise yine ilk vaktinde kılınma­sını bildiriyor. Yatsı namazını da gecenin ilk üçte biri geçince kıl­masını söylüyor. Sabah namazını ise, ortalık iyice ağarıp aydınlanın­ca kılmasını tavsiye ediyor ve fecrin doğmasiyie güneşin doğmasına az kalan süreyi kasdederek : «Bu iki vaktin ortası (senin ve ümme­tin için namaz) vaktidir* diyor..»

Böylece hadîs-i şerifin tamamı, takvim esasını bildiren tabii be­lirtileri esas tutarak namaz vakitlerini açıklamış oluyor. [38]

 

GELELİM GÜNEŞİN BATMASIYLA DOĞMASI BİR OLAN, YANİ AYNI ANDA MEYDANA GELEN ÜLKELERE :

 

Kutuplara doğru gidildikçe gece ve gündüzde anormal değişik­likler olur. Özellikle 66° 33" kuzey ve güney kutup dairelerinin öte­sinde yazın gündüzleri, kışın geceler aylarca devam eder. Belirtilen kutup dairelerine yakın ülkelerde ise yılda iki kez muayyen günler­de güneşin batmasıyla doğması bir olur; arada abdest alıp namaz kılacak kadar ya bir vakit kalır, ya da kalmaz. Güneş battıktan ab­dest alıp akşam ve yatsı namazlarının farzım kılacak kadar bir za­man kalırsa, o takdirde bu iki vaktin farzını kılmak gerekir. Sadece akşam vaktinin farzını kılacak kadar bir zaman kalıyorsa, o takdir­de onu eda etmek gerekir.

Edasına zaman bakımından imkân kalmayan yatsı namazı veya hem akşam hem yatsı namazı mükellefin üzerinden tamamen düşer mi, yoksa kazası mı gerekir?

a) Fetâvâ-yî Htndiyye'de bu hususa dokunularak deniliyor ki :

«Yatsı ve vitir namazım kılacak kadar vakit bulamıyan, şöyleki güneşin battığı gibi doğması kısa bir zamanda meydana gelen bir Ülkede bulunuyor, Şafak-ı Ahmer'in kaybolmasıyla güneş doğmuş oluyorsa, bu durumda yatsı ve vitir namazı ona vâcib değildir.»[39]

İbn-i Abidin'de bu konuya biraz daha geniş yer verilecek denili­yor ki :

«Yatsı ve vitir vaktini bulamıyan, örneğin Bulgar [40]ülkele­rinde bulunanları gösterebiliriz; buralarda henüz Şafak (batı ufkun­da güneş battıktan sonra meydana gelen kızıllık ya da beyazlık) kay­bolmadan -kışın ve daha doğrusu yazın arbaîninde- güneş doğmakta­dır. [41]Bu konuda El-Bahr kitabındaki ibarede ise «Yılın en kısa geceleri» tabiri kullanılmıştır. En-Nehr kitabında «Yılın en kısa gün­leri» denilmiştir.

Bu durumda yatsı ile vitir namazı mükellefin üzerinden   düşer mi, yoksa saatlere göre takdir yapılıp kılınması mı gerekir?

Dürrü'l-Muhtar metninde : «Bu iki namaz için saatlere göre zaman takdir edilip kılınır.» deniliyor. İbn-i Abidin, bu cümle üzerin­de durarak şu açıklamayı yapıyor :

Bu ibare sadece şerh ve haşiyelerden mücerred olan metinde mevcuttur; El-Mineh'te bu ibare yoktur. El-Feyz sahibinden başkası­nın buna sabkat ettiğini görmedim. Adı geçen zat diyor ki : «Mü'-minler, şafak henüz kaytbolmadan güneşin doğduğu bir ülkede bu­lunuyorlarsa, yatsı namazı onlara vâcib değildir-, çünkü sebep mef-kuddür (ortadan kalkmıştır).»

Bazısına göre ise, yatsı namazı onlara vâcibdir, bu nedenle   saat hesabıyla vakit takdir edilerek yerine getirilir.»

îbn-i Abidin «takdir edilir» ile çevrisini yaptığımız «Yukadderu» veya «Yukderu» fiili üzerinde durarak devamla diyor ki :

«Burada söz, takdir manası üzerinde (düğümlenip) kaldı. El-Feyz kitabının ibaresinden açıkça anlaşılan şudur : Bundan maksad, yat­sı namazını kaza etmek vâcibdir, demektir. Şöyleki : Vakit takdir edilir, yani vücubun sebebi mevcut sayılır, Deccal günlerinde takdir yapıldığı gibi. Çünkü namaz sebepsiz vâcib olmaz. Ama bize göre, sebebin vücudu hakikaten gerekli değildir, bunu takdir etmek yeter­lidir. Nitekim Deccal günlerinde böyle bir takdirin yapılması belirtilmiştir.»

«Diğer bir ihtimalle, buradaki- takdirden maksad -şafîüerin de­diği gibi- o yerin halkı hakkında yatsı vakti, onlara en yakın ülke­de Şafak'm koybolma süresidir.»

Birinci görüş daha belirgin ve açıktır,[42]

b) Konuyu biraz daha genişletelim :

Kutup dairelerinin ötesinde kutup bölgeleri başlar. Buralarda yazın gündüzler, kışın geceler aylarca devam eder. Hattâ kutup noktasında yılın atlı ayı devamlı gecQ, altı ayı devamlı gündüzdür. Bir ân kabul edelim ki buralarda da insanlar yaşıyor ve bu insanlar da Hazreti Muhammed'e (A.S.) inanmış, O'nun davetini duyup ka­bul etmiştir. Altı ay gündüz, ya da altı ay gecQ devam ettiğine göre, ibâdetlerini nasıl yerine getirirler?

Şunu hemen söyliyelim ki, îslâm Fıkhında sadece meydana gel­miş olaylar ve meseleler çözülmemiş, meydana gelmesi muhtemel plan olay ve meselelere de yer verilerek «Fıkh-î Farazi» geliştirilmiş­tir. Resûlüllah (A.S.) Efendimizin hadîsleri ve müctehid imamların ictihad ve görüşleri iyice araştırıldığında, kutuplarda yaşayanların ne yolda ibâdet etmesi rahatlıkla anlaşılır. Çünkü İslâm, bütün bir insanlığın dini, Hazreti Muhammed (S.A.V.) de cihan peygamberi-Idir.

İşte Sevgili Peygamberimiz CA.S.)'in hadislerini araştırmıyanlar ve ibâdetten gaye ve amacın ne olduğunu idrâk etnıiyenler derler ki : «îslâm Dini en son ve en mükemmel bir din olsaydı, aynı zaman­da iddia edildiği gibi Allah (C.C.) tarafından gönderilmiş bulunsay­dı elbette dünyanın dört bucağından, kutuplardan, kuzey ve güney yarım kürede yaşayan insanların sosyal, ekonomik, psikolojik, kül­türel yapılarından, gece ve gündüz bakımından farklı durumlar için­de bulunduklarından haber verirdi. 66° 33' güney ve kuzey paralel­lerinde ve bu paralelden itibaren başlayan kutup bölgelerinde yaşa­yan insanların nasıl hareket etmeleri, yani ibâdet konusunda zaman bakımından nasıl bir ölçü kullanmaları gerekir? İslâm bu soruya cevap getirmiş midir?»

Cihan Peygamberine yıllarca hizmet eden ve O'nun mübarek hadislerini nakleden Enes bin Mâlik (R.A.) 'den, Ahmed bin Hanbel, Tirmizi ve Ebû Nuaym'ın rivayet yoluyla yapmış oldukları tesbite göre bu konu şöyle açıklanmıştır :

«Zaman birbirine yaklaşmadıkça, öyle ki, sene bir ay, ay hafta, hafta bir gün, bir gün de bir saat ve bir saat te kuru bir ot ya da ağaç parçasının ucunun yanması kadar bir zaman olmadıkça kıyamet kopmaz.[43]

c) Deccal fitnesinin ortalığı kasıp-kavuracağı, herc-ü-merc edeceği, itikadları bozuk insanlan, yuzlaştıracağı, kendini üâhlaştı-np Allah'ı inkâr edenlere dünya cenneti ve cehennemi sunacağı ve böylece Mekke ve Medine hariç dünyanın dört bucağına kol atacağı meş'um devirde bir günü bir sene gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü de bir hafta gibi, sair   günleri de normal   günlerimiz   gibi olacak; Kırk   günlük bir süresi olacaktır.[44]

Eshab-ı Kiram, Deccal'nı kırk günlük (yada senelik) devresinde bir günün bir sene kadar uzun süreceğini duyunca soruyorlar :[45]

—  Ey Allah'ın Peygamberi! Bir yıl kadar uzun sürecek bir gün­de, normal bir günde kılman beş vakit namaz kâfi gelecek mi bize?

Hazreti Peygamber (A.S.) Efendimiz :

—  «Hayır, siz normal bir günün (saatini) takdir edip beş vakit namazınızı o Ölçüye göre kılarsınız.»

Diye cevap verdiler.

Ashab bu kez çok kısa günlerden sorarak dediler ki :

—  Ya Resûlellah! O çok kısa günlerde nasıl namaz kılacağız?

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz onlara :

__ «Çok uzun günlerde nasıl takdir edip namaz kılarsanız, çok

kısa günlerde de ona göre takdir edip (beş vakit) namazınızı kılar­sınız.»                                                     

Diye cevap verdiler.[46]               

Görülüyor ki, Cihan Peygamberi Hazreti Muhammed (A.S.) bir sene kadar uzun sürecek bir günde namaz ve diğer ibâdetler için nor­mal bir günün saatinin takdir edilmesini emretmiştir. Çünkü namaz­dan maksad, vakit değildir. Vakit ibâdete resmiyet vermek onu bir düzen içinde yürütmek içindir. Hem bir şey hakkındaki şartlardan birinin kalkması ya da yok olmasıyla diğer şartlar kalkmaz. Mese­lâ : Abdestin farzı dörttür. Ayakları kesik bir adam hakkında bu şartlar üçe düşmüştür. Bir şartın ortadan kalkması, diğer şartların terkedümesini gerektirmiyor. Geriye kalan üç şart yerine getirilmek suretiyle abdest alınır ve bu abdestle namaz kılınır.

îbn-i Abidîn'de tekrar bu konuya dönülerek deniliyor ki :

«Bu mesele hakkında Hanefî meşayihinden El-Bakalî, El-Helvanî ve El-Burhan-i Kebîr arasındaki farklı görüşleri nakletmişlerdir : El-Bakalî, yatsı namazı kılacak kadar vakit kalmayan ülkelerde bu namazın vâcib olmadığına; El-Helvanî ise kazasının vücubuna fetva vermiştir.

Ancak El-Helvanî, EI-Bakaliy'e bu konuda bir mektup yazarak : *Beş vakit namazdan birini düşüren kimse küfre girer mi?» mesele­sini soruyor. El-Bakalî ona şu   cevabı veriyor :

dJ «Soruluyor : İki eli, ya da iki ayağı kesilen kimse hakkın­da abdestin farzı kaçtır? Sorulan diyor ki : Bir farzın tatbik yeri kal­madığı için üçtür.» îşte namaz da böyledir. (Yani bir farzın tatbik vakti yok olunca vucub kalkar).

El-Helvanî bu cevabı uygun bularak El-Bakalfnin görüşüne dö­nüyor. Yani bu durumda olan kimseye yatsı namazı vâcib değildir, sonucuna varıyor,

İbn-i Abidîn bu mesele üzerinde fukahanm farklı görüşlerine ne­denleriyle birlikte yer verip bir takım nakiller yapıyor. Kitabında buna bir sahife tahsis etmiştir. Biz bunların hepsini kitabımıza ak-' tarmaya gerek görmedik. Çünkü hemen hepsi sözü edilen farklı iki görüş etrafında dönüp dolaşmaktadır. Ekserin görüşü ise, hadîs-i şerifin ışığı altında namaz vakitlerini en yakın ülkenin normal va­kit ve saatlerine göre takdir etmek hususunda birleşmektedir. Özel­likle son devrin ilim adamları... Ezcümle :

ElBurhan-i Kebîr bu durumda da namazın vâcib olduğu görü­şündedir. Züheyriye ise, «Sahih kavle göre, kazaya niyet etmez. (Ya­ni kılınması vâcibdir, kazaya da niyet edilmez). Çünkü eda vakti ortada yoktur.» diyor.

Zeylâî ise, «Sebepsiz vücub düşünülemez. Hem kazaya niyet et­mezse, İster istemez edâ olur, eda ise vaktin farzıdır. Vakit olmayın­ca nasıl edâ olur? Hiç kimse buna böyle hükmetmemiştir.» diyor.[47]

e) Bu konuda Prof. M. Hamitiullah «-İslâm'a Giriş» adlı eserin^ de diyor ki :

«Bir de saat meselesi vardır. Biliyoruz ki normal mıntıkalar (ek­vator ve sıcak memleketler) le kutuplara yakın mıntıkalar arasında güneşin doğuş ve batışı saatlerinde farklar vardır. El-Bîrûnî kutup­larda güneşin devamlı olarak altı ay müddetle batmış ve sonra (ge­ce ile gündüzün eşit olduğu iki gün hariç) devamlı olarak altı ay doğ­muş vaziyette kaldığım hesap etmiştir. İslâm din-hukuk âlimleri umumiyetle 45 arz dairesindeki saatlerin (vakitlerin) 90 derecede yani kutuplarda muteber olduğunu açıklarlar. 45 derece ile 90 de­rece arasındaki bölgelerde güneşe göre değil, saate göre hareket edi­lir. Namaz için böyle olduğu gibi, oruç vs. için de böyledir.»[48]

f ) Konuyu özetliyecek olursak :

a) Güneşin batıp batı ufkundaki   şafak   henüz kaybolmadan fecrin doğduğu ülkelerde, o ülkeye en yakın olup yatsı vakti bulu­nan ülkenin saati tatbik edilir ve böylece yatsı namazı terkedilme-yip kılınır.

b) Böyle bir takdire gidilmeyip sonra kaza edilir. Bu görüş pek sıhhatli kabul edilmemiştir.

c) Gündüzleri 24 saate yakın bir müddet devam   edeceğinden ' ağır bir teklif, taşınması zor bir meşakkat arzedeceğinden yine ora­ya en yakın fakat normal gündüz ve gecesi olan ülkenin saatlerine göre oruç tutulur.

d) Bazısına göre ise, oruç konusunda takdir yapılmayıp 24 saat oruç tutulur. Bu görüş te pek sıhhatli değildir. Birinci görüş ibâdetin maksad ve amacına, ruh ve mânasına daha uygun düşmektedir.

e) Altı ay gece, altı ay gündüzün devam ettiği ülkelerde oraya normal vakitleri, ya,ni gece ve gündüzü bulunan en yakın -45. enlem­deki- ülkelerin saatleri uygulanarak namaz ve oruç ibâdeti yerine getirilir,

Hadîs-i şeriften da açık bir biçimde anlaşılan hüküm budur. îs-lâm kolaylık getiren bir dindir. Meşakkate kapı açmaz. Kur'ân~ı Ke-rim'de bilhassa dinin bu özelliğine dokunularak buyuruluyor ki :

«Allah her kişiyi ancak gücünün yeteceğiyle yükümlü tutan her­kesin kazandığı (iyilik ve hayır) kendi yararınadır; yüklendiği (kö­tülük vebal) ise kendi zararınadır.[49]

Hadîs-i şeriflerde de bu hususa geniş yer verilmiş ve Kur'ân'm bu âyeti açıklanmıştır :

«Allah katında dinin en sevimlisi .Hakka yönelmiş koskolay ola­nıdır.»[50]

Diğer iki âyette de şöyle buyuruluyor :

«Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.»[51]

«Allah dinde sizin için bir zorluk kılmamıştir.»[52]

 

IV. VAKİTLERİN FAZÎLETÎ :

 

Sabah namazını ortalık ağarmcaya kadar geciktirmek müste-habdır. Bunun ölçüsü : Kılman namazın iadesi gerektiğinde bunu edâ edecek kadar bir zamanın kalmasıdır [53]Bu ölçü, Hac mena-sikini yapanların Müzdelife'de Bayramın birinci günü sabah nama­zı müstesna yılın her mevsiminde muteberdir. Ancak Müzdelife'de bulunan mü'minler sabah namazım fecir doğunca kılar ve öylece Mina'ya hareket ederler.[54]

Resûlüllah (A.S.) Efendimizden bu konuda şu hadis rivayet edil­miş ve sahih kabul edilmiştir :

«Sabah namazını ortalık ağarıncaya kadar geciktirin! çünkü bu­nun sevabı daha büyüktür.[55]

Ayrıca Davud bin Yezîd El-Evdî'nin babasından yaptığı rivayete göre, El-Evdî'nin babası diyor ki : Hazretİ Ali (R.A.) bize sabah na­mazım kıldırıyordu, namaz bitmeden güneşin doğacağını endişe edi­yorduk.»

Abdurrahman bin Yezîd ise şöyle nakletmiştir :

«Biz, ortalık ağarınca sabah namazını İbn Mes'ud ile birlikte kılardık.»[56]

 

A) Öğle Namazının Faziletli Vakti :

 

Öğle namazı vakit girince, diğer namazlar gibi kıhnabilir. An­cak yazın sıcak aylarında onu biraz geciktirmek, kışın kısa ve soğuk günlerinde vakit olunca kılmak nıüstehabdır.[57]

Öğle namazının yazın çok sıcak aylarında geciktirilmesinin müs-tehab oluşu, sıkıntıya düşmeden havanın serinlemesini bekleyerek öylece rahat kılınmasına matuftur. Bu ve benzeri nedenleri dışın­da namazı vaktinde kılmak ve fazla geciktirmemek daha iyidir. Ni­tekim Resûlüllah (A.S.) Efendimize soruldu :

—  Ya Resûlellah! Amellerin hangisi daha iyidir?

—  «Namazı ilk vaktinde kılmak» diye cevap vermişlerdir.[58]

Yazın sıcak günlerinde ise ortalığın biraz serinlemeye başlama­sına kadar geciktirilmesi hususu şu hadise dayatılmaktadır :

«Ebû Zerr-i Gıffarî (R.A.) diyor ki : Resûlüllah (A.S.) Efendimiz­le birlikte biı seferde bulunuyorduk. Müezzin vakit girince ezan oku­mak istediğinde, Resûlüllah (A.S.) ona : «Havanın biraz serinlemesi­ne kadar bekle!» buyurdu. Bir süre sonra o yine ezan okumak iste­diyse de Resûlüllah (A.S.Î yine aynı şekilde onu uyardı. Bu ya iki-ya da üç defa tekrarlandı; o kadar ki çevremizdeki tepeciklerin göl­gesini görmeye başladık. Sonra Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu : «Doğrusu sıcaklığın şiddetli, cehennemin kaynayıp hara­retinin yükselmesindendir. Sıcaklık, şiddetlenince, öğle namazını ha­vanın serinlemesine kadar geciktirin.»[59]

Öğle namazını sözü edilen mevsimde yalnız başına kılan da, ce­maatle edâ eden de aynı müstehab vakte geciktirebilirler.[60]

 

B) İkindi Namazının Müstehab Vakti :

 

İkindi namazını, güneşin parlaklığının değişmediği vakte kadar ge­ciktirmek müstehabdır. Bu da daha çok, her şeyin gölgesi -fey'i zeval-hariç iki mislini bulup aştığı vakte rastlar. Buradaki   değişiklikten maksad, çoğu fakihlere göre, ışınların parlaklığı değil, güneş cirmi-[nin gözle rahalıkla bakümıyacak kadar parlak bulunmasıdır.[61]

Bu konuda Rafi1 bin Hadîc veya Hudaye (R.A.Î'den şu rivayet 'yapılmıştır :

— Biz, Resûlüllah (A.S.) Efendimizle birlikte ikindi namazını kıldıktan sonra deve boğazlayıp onu kısımlara ayırır ve henüz güneş batmadan pişirilen etinden yenilirdi.[62]

Bu konuda Rafi' bin Hadîs veya Hudaye (R.A.)'den şu rivayet Nitekim müctehid imamların yukarıda naklettiğimiz görüş ve tes-bitleri de bu ölçüdedir.

Güneşin cirmi henüz parlaklığım sürdürürken namaza başlanır da namazın bitmesine doğru bu parlaklığım kaybederse, namaz ke­rahetle kılınmış sayılmaz.[63]

 

C) Akşam Namazının Müsehab Vakti :

 

Genellikle akşam namazını vaktin evvelinde kılmak müstehab sayılmıştır. Çünkü bu konudaki tavsiye anlamındaki hadisler çeşitli rivayet yollarıyla nakledilmiş ve çoğu sahih kabul edilmiştir.

«Ümmetim, akşam namazını (vakit girdiğinde) acele ettiği, yat­sı namazını da geciktirdiği sürece hayr üzere olacaktır.»[64]

«Ümmetim, akşam namazını, yıldızlar belirgin duruma gelince­ye kadar geciktirmediği sürece fıtrat üzere olacaktır.»[65]

 

D) Yatsı Namazının Müstehab Vakti :

 

Yatsı namazım -yorgun ve uykusuz olmayanların- gecenin üçte birine geciktirmeleri müstehabdır.

Bu konuda yapılan sahih rivayette şöyle buyuruhnuştur.

«Ümmetime meşakkat vermemiş olsaydım, her namazda misvak kullanmalarım emreder ve yatsı namazını da gecenin üçte birine geciktirirdim.»[66]

Vitir namazım da -uyanacağına güveni olan kimse için- gecenin sonuna geciktirmek müstehabdır. Kendine güveni olmayanın uyu­madan önce kılması müstehabdır.[67]

 

E) Hava Kapalı (Bulutlu) Olduğu Günlerde :

 

Sabah namazını fecrin iyice aydmlanmasıyla kılma öğle na­mazını biraz geciktirerek eda etmek, ikindi namazım va\it girinca hemen kılmak ve akşam namazını da biraz geciktirerek Kijnak; da­ha uygun olur. Ne var ki, bu yanlarında dakik saatleri ohn\yanlar için böyledir. Vakitleri güneşe göre ayarlayanlar için yukarıca be­lirttiğimiz husus müstehab sayılmıştır. Çünkü öğleyi zevalden önce, ikindiyi kerahet vaktinde, akşamı güneş batmadan kılma ihtim olabilir. Günümüzde ise hergün verilen saat ayarı ile vakitleri takv vimlere göre belirlemek mümkündür.

Yağmurlu ve karlı havalarda ise yatsı namazını vakit girince hemen kılmak müstehabdır. Çünkü bu durumda cemaate gitmek -geciktiği takdirde- biraz zorlaşır.[68]

 

F) İki Vakit Namazını Bir Vakitte Kılmak :

 

Hanefî imamlarına göre, ne evde, ne yolculuk halinde, ne de korku anlarında iki vaktin namazını bir vakit içinde kılmak caiz de­ğildir. Ancak hacc mevsiminde öğle ile ikindi namazını öğle vaktin­de Arafat'ta cemaatle; akşam ile yatsı namazını yatsı vaktinde Müz delife'de münferiden ya da cemaatle kılmak müstesna.. Şafiî imam larına göre, yolculuk halinde vaktin elverişli olmasına veya ikind namazını öğle vaktine takdim edip ikisini öğle vaktinde kılmak câ izdir. Buna fıkıhta «Cem'u Takdim ve Cem'u Te'hîr» denilir.[69]

 

V. NAMAZ KILINMASI CAİZ OLMAYAN VE BİR DE MEKRÛH OLAN VAKİTLER :

 

Namaz ibâdetinin belli ve belirli vakitlerde kılınması ve bazı vi kitlerde ise kılmmamasu İslam'ın kendine has bir yolu olmakla b raber, diğer bütün -hak olsun bâtıl olsun- dinlerden farklı bir anla ölçü ortaya Hoyrnak hikmetini de taşımaktadır. Ayrıca her vaktin ndine göre bii)sır ve hikmeti, her duada geçen kelimelerin kendi-i göre bir anj/m ve esrarı vardır ki insanların çoğu bunu bilmezler.

nlük hayatımızda geçen olaylardan biriyle misallendirmek doktorun verdiği   reçeteyi örnek gösterebiliriz. Gü-[in belir/ saatlerinde verilen ilaçlardan    belirlenmiş miktarda al-vardır. Niçin sabahleyin şu kadar hap, öğle şu kadar kullanılır? diye bir soru hatırımıza pek gelmez. Çünkü hastalığı teşhis edip ona göre reçetesini hazırlamıştır. îşte de böyledir; Allah (C.C.)  insanların, özellikle mü'minlerin una şifâ olacak ölçüde, ona gıda olacak anlamda bir takım ibâ-fctleri farz kılmış ve bunları belli vakitlere bağlayarak şifâ ve gıda-n en yetkili yönünü seçmiştir. [70]

 

A) Üç Vakitte Hiç Bir Namaz Kılınmaz :

 

Günün üç vakti var ki, bunlarda ne farz, ne cenaze namazı, ne ? ve ne de nafile namaz kılınır.

1. Güneş doğup bir mızrak boyu yükselince   (ortalama 30 dak .geçince) ye kadar,

2. Güneş gökkubbanin ortasına gelip her şeyin gölgesi titreşip

grinde kaldığı zaman,

3. Akşama doğru güneşin sararıp gözlerin ferini almıyacak du-m;î. geldiğinde,  (Ancak o günün kılmmıyan ikindi namazı bu vakitte keharetle  kılınır.

Ne var ki kerahet vaktinde vâcib olan Tilâvet secdesî geciktir mek, yani vaktin çıkmasını bekledikten sonra yerine getmek daha faziletlidir. Cenaze   namazını ise -kerahet vaktinde geciktirmek mekruhtur.[71]

Sözü edilen kerahat vakitlerinde farz ve vâcib namazlar etmek de caiz değildir. Nafile namazları da bu vakitlerde kılmak rahetle caizdir. Kılınmaması daha uygun olur. [72]

Bu nedenle fukahamn verdiği güzel bir misali aynen naklediyorum : Güneş doğduğunda ya da batarken nafile namaza başladıktan sonra kahkaha ile gülen kimseye yeniden abdest almak gerekir. Çünkü bu vakitte farz namaz kılmak caiz değildir.[73]

Bu durumda başladığ nafile namaztı kesip mekruh olmayan bir vakite kılması vâcibdir. Ama kesmeyip tamamhyacak olursa ken­disine gerekeni yerine getirmiş sayılır.[74]

Üzerinde kazaya kalmış nafile namazı, yani başladıktan sonra bir sebepten bozulan ve bu nedenle vâcib olan nafile namazı kera­het vaktinde kjhmrsa, isaet (uygunsuz bir anlam) la caiz sayılır.

O halde belirtilen kerahet vakitlerinden birinde farz, vâcib, na­file namazlar kılınmaz. Ancak o günün kılınmayan ikindi farzı gü­neş batı ufkunda parlaklığını kaybedip kerahat vakti girdiği halde kılınır. Bir de nafile namazlar   isaetle caiz olur. Bu nedenle kerahet vakitlerinde nafile namaz kılmamak maksad ve gayeye daha uygun düşer.[75]   Kerahet vaktinde meydana gelen cenaze namazını kıl­maya da cevaz verilmiştir. Yukarıda bu husus açıklandı.[76]

 

B) Kerahet Vaktinde Namaz Kılmayı Adayan Kimse :

 

Kerahet vaktinde namaz kılacağını adayan kimse adağını yeri­ne getirir, yani belirtilen vakitte namaz kılarsa, günahkâr olmakla beraber namazı sahihtir. Bu nedenle adanılan namazı mekruh va­kitlerin dışında kılması vâcibdir.[77]

Her hangi bir vakitte kılmak üzere namaz adayacak olursa, bu­ riıekrûh olmayan vakitlerde yerine getirilmesi caizdir.

Bu konuda sahih hadîsler :

ResûIüllah  A.S. Efendimiz bizi üç vakitte namaz kılmaktan, îülerimizi kabre gömmekten men'etti : Güneş doğup   (bir mızrak )oyu) yükselinceye kadar; güneş gökkubbenin ortasına gelip batıya meyledinceye kadar ve güneş batı ufkuna meylettiğinde.»[78]

Ebû Davud, hadîs'de geçen «ölülerimizi gömmeği» hakiki mânası­na hamletmiş, Tirmizî bunu cenaze namazı anlamına almıştır. [79]

 

VI. NAFİLE VE BENZERİ NAMAZLARIN MEKRUH OLDUĞU VAKİTLER :

 

Nafile ve benzeri namazların mekruh olduğu vakitler dokuzdur. Kelimenin delâletinden de anlaşıldığı gibi, bu vakitlerde kazaya kal­mış namazları, cenaze namazını ve Tilâvet Secdesini yerine getirmek caizdir.[80]

1 — Fecr-i Sadık doğduktan sonra ve sabah namazı kılın­madan önce.

Çünkü Fecr-i Sadık doğduktan sonra ancak sabahın farzından önce iki rek'at Müekked Sünnet kılınması meşru'dür. Bunun dışında Resûlüllah (A.S.)'m bu vakitte nafile kıldığım tesbit eden sahih bir rivayet yoktur. Kaldıki kılmnıaması hakkında sahih rivayet nakle­dilmiştir :

İbn Abbas ve Ebû Hüreyre (R.A.)'dan yapılan rivayette denili­yor ki : «Resûlüllah (A.S.)  Efendimiz Fecir doğduktan sonra nafile Namaz kılmayı men'etmiştir.» Başka bir rivayette ise, «Fecir'den son­ra güneş doğuncaya kadar, ikindiden sonra güneş batmcaya kadar nafile namaz kılmayı men'etmiştir.»[81]

Buharî'nin naklettiği hadiste ise şöyle deniliyor -. «Sabah namazından  sonra güneş doğuncaya kadar hiçbir na­maz yoktur ve ikindi namazından sonra da güneş batmcaya kadar hiçbir namaz yoktur.[82]

O halde Fecr-i Sadık doğduktan sonra güneş doğuncaya kadar sabahın iki rek'at sünnetinden başka bir sünnet ve nafile namaz kıl­mak mekruhtur. Ancak henüz Fecir doğmadan nafile namaza baş­layıp bir rek'atini kıldıktan sonra Fecir doğarsa, onu tamamlaması, daha uygun olur. Çünkü burada kerahet vaktinde kılma kasdı yok-\ tur ve bu iki rek'at Sabahın iki rek'at sünneti yerine de geçmez. En sahih görüş te budur.[83]

Fecir doğmadan dört rekatli bir nafileye başlar da iki rek'atini kıldıktan sonra fecir doğarsa, geriye kalan iki rek'ati de kılıp ta­mamlar; ne var ki bu son iki rek'at sabahın iki rek'at sünneti yerine geçer. Muhtar olan kavi de budur.[84]

2 — Sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar nafile namaz kılmak mekruhtur. Bu durumda sabah sünnetini bo-rar, sonra da farzı kıldıktan sonra onu kaza ederse kâfi gelmez. Yani sabahın sünnetini kaçırmış sayılır. [85]Bazılarına göre bunu vakit içinde kaza etmesi caiz değildir.

Nitekim Resûlüllah (A.S.) Efendimiz,   Âshab-ı Kiramdan   Amr bin Anbese'ye i «Sabah namazını kıldıktan sonra, güneş doğuncaya kadar bekle  (namaz kılma). Güneş doğunca da (bir mızrak) boyu yükselinceye kadar yine namaz kûma. Çünkü güneş şeytanın iki boy­nuzu arasında doğar ve tam bu anda inkarcı sapıklar güneşe secde eder. Sonra ikindi namazını küıncaya kadar    (arada geçen zaman içinde) namaz kıl. İkindiyi kıldıktan sonra  namaz  kılma güneş batmcaya kadar bekle. Çünkü güneş şeytanın İki boynuzu arasında batar ve işte o vakitte inkarcı sapıklar ona secde eder.»[86] O Tavaâftan Sonra Kılman İki Rek'at Namaza Gelince i Hanefi imamları, yukarıda belirtilen   beş   vakitte   kılınmasını mekruh saymışlardır. Şâfüler ise tavaf namazı için kerahet vakti olmadiğini hükmetmişlerdir.   Onlar bu hususta Hz. Cübeyr'den yapı­lan sahih rivayeti sened olarak almışlardır.

3 — İkindi namazından sonra nafile kılmak mekruhtur.

O halde müstehab bir vakitte nafile namaza başladıktan sonra onu bozar da güneş henüz batmadan ikindi namazından sonra kaza ederse kâfi gelmez. Sonra müstehab bir vakitte kaza etmesi gerekir.[87]

4 — Güneş battıktan sonra, akşam namazı kılınmadan ön­ce de nafile namazı kılmak mekruhtur. Çünkü bu vakitte meşru' bir sünnet yoktur.

5 — Cuma günü namaza ikaamet edilirken nafile kılmak keza mekruhtur.

6 — Cuma, iki   bayram, güneş tutulma ve yağmur talep etme hutbeleri    okunurken de nafile namaz kılmak mekruh sayılmıştır.[88]

7 — Hacc ile ilgili hutbe okunurken ve nikâh duası yapılırken nafile namaz kılmak mekruhtur.[89]

8 — Cuma günü hatip hutbe okumaya çıkarken de nafile namaz kılmak mekruhtur.[90]

Cuma hutbesine çıkmadan dört rek'at namaza başlar, henüz tamamlamadan hatip hutbeye çıkarsa, sahih kavle göre, bunu ta­mamlar.

9 — Farz namaza kaamet getirilirken nafile namaz kılmak mek­ruhtur. Ancak, cemaati kaçırmıyacağım kestiren kimse sabah na­mazına başlandığı halde sabahın iki rek'atini kılar da öylece imama uyar. Cemaati kaçıracağını anlarsa, o takdirde sabahın sünnetini terkeder.

îki bayram namazından önce mutlaka, bayram namazından sonra da mescidde nafile kılmak mekruhtur. Ama bayram namazın­dan sonra evinde isterse nafile kılabilir.

Ayrıca Arafat'ta öğle ikindi namazı cem'edilip öğle namazı vak­tinde kılınırken bu iki namaz arasında ve Müzdelifede de kşaaı ile yatsı namazı bir arada yatsı vaktinde kılınırken hu-ıkı namaz ara­sında nafile kılmak mekruhtur.[91]

Bunun gibi fark namazı kılmak için vakit iyiee daraldığında da artık nftfile namaz kılmak mekruh olur. Ayrıca idrar ya da dışkıyı defetme sıkıntısı bulunduğunda, yemek hazır olduğunda ve katoı çok meşgul olan önemli olaylar karşısında bulunulduğunda -vakit mu-»aitse bekleyip- namaz kılmamak daha iyi olur. [92]

 



[1] îbn Abidin : C. 1, S. 93.

[2] Âl-i imran Sûresi, âyet : 39.

[3] Meryem Sûresi, âyet : 30.

[4] Meryem Sûresi, âyet : 55.

[5] Enbiyâ Sûresi, âyet : 72 – 73.

[6] Lukmân Sûresi, âyet: 17.

[7] Beyyine Sûresi, âyet : 5.

[8] Tinnizi : îmân bölümünde.

[9] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/171-173.

[10] Ahmed bin Hanbel - Nesâi - Tirmizi : Enes (R.A.Vden rivayet etmişlerdir. Tirmizi bunu sahih kabul etmiştir.

[11] Taberâni : Sahih isnadla rivayet etmiştir.

[12] İbn Hibban : Ebû Umame CB.A.)'den – Nasburraye.

[13] Müslim - Ebû Dâvud - Tirmizi - fon Mace - Ahmed bin   Hanbel - Câbir (R.A.)'den.

[14] Ahmed bin Hanbel - Taberâni - îbn Hibban : İsnad-i Ceyyid üe rivayet et­mişlerdir.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/173-175.

[15] Ahmed bin Hanbel - Ebû   Dâvud - Nesâi - İbn   Mâce : Ubade  (R.A)den.

[16] Fetâvâ-yi Hindiyye - Şerhu Mecmau'l-Bahreyn / İbn Melek.

[17] Mecmaul-Enhür - Muhtarü'l-Fetavâ.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/175.

[18] Nisa Sûresi, âyet : 103.

[19] Hud Sûresi, ayet : 114.

[20] Isra Sûresi, âyet : 78.

[21] Ta-Ha Sûresi, âyet : 130.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/176.

[22] Fefcavâ-yi Hindiyye - El-Kâfî.

[23] Şerh-i Nükaye / EbûlmeKârim.

[24] Nasbu'r-Raye / Zeylâî : Sahabeden bir cemaat rivayet etmiştir.   Cîmamet-i Cibrü[Hadisi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/176-177.

[25] Muhit / Radıyüddin Sarahat - El-Kâfi / Hâkim-i Şehd.

[26] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[27] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/177-178.

[28] Muhaddi si erden bir cemaat rivayet etmiştir.

[29] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/178-179.

[30] Şerh-i Vikaye - Fetâvâ-yi Hindiyye.. – Kudurt.

[31] Sahih-i Müslim : Abdullah bin Amr (R.A)'dan.

[32] Fikhü's-Sünne / Seyyid Sabık : 101.

[33] Ahmed bin Hanbel - Taberâni Sâib bin Yezid (R.A.)'den.

[34] Müsned-i Ahmed : Ebû Eyub El-Ansari  (R-A.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/179-180.

[35] Buharı - Müslim : Enes bin Mâlik (R.A.)'den.

[36] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/180.

[37] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/180-181.

[38] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/181-183.

[39] Fetâvâ-yi Hindlyye : C. 1, S. 51 / Babü'l-Mevâkit.

[40] Müellifin Bulgar ülkelerinden kasdı, 66° 33' kuzey ve güney kutup dairele rinin yakınında, ya da ötesinde bulunan kesimlerdir.

[41] Yaz ve kışın arbain günlerinden kasdı ise, yazın en uzun günlerini, kışın da en kısa gecelerini belirtmektir.

[42] İbn-i Abidin : Ç. l, S. 374 - 375 / Yatsı Vakti konusu.

[43] El-îşâa li-Eşrati's-Saa : S. 130 / Mısır baskı : Tirmizi Ahmed bin   Hanbel ve Ebü Nuaym'den naklen rivayet etmiştir.

Zamanın birbirine yaklaşması, kuvvetli bir ihtimalle, seri vasıtaların çık­ması, bir senelik yolu bir ayda, bir aylık mesafeyi bir haftada kat'etmesi olabilir. Günümüzde bundan çok daha sür'at yapan vasıtalar çıkmıştır.

[44] İlim adamlarımızdan bir kısmı bu hadiste geçen kırk günü, kırk yıl ola­rak yorumlamışlardır. Geniş bilgi için bak ayni esere...

[45] Bu, kutupların keşfedileceğine işarettir.

[46] Ayni eser Tirmizî, Ahmed bin Hanbel ve Ebû Nuaym'den naklen rivayet etmiştir : S. 131 / Mısır baskı.

[47] îbn-i Abidîn : C. I, S. : 375.

[48] İslâm'a Giriş : S. 65 - Prof. M. Hamidulilah / Ahmed Said Matbaası İstanbul.

[49] Bakare Sûresi : 285.

[50] Buharı – Müslim.

[51] Bakare Sûresi, âyet 185.

[52] Hacc Sûresi, âyet : 78.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/184-190.

[53] Et-Tebyyin - Nasburraye / Zeylai : 1/225.

[54] El-Muhit / Radiyüddin Sarahsî.

[55] Ebû Dâvud - Tirmizî - îbn Mace, Nesâi : Rafi' b, Hudayc'den.

[56] Tahavi: Mevakit-i Salât - Nasburraye / Zeylai.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/190.

[57] Mecmau'l-Enhür - Bedayi' - El-Kâfi.

[58] Tinnizi - Dare .- Kutnî : Abdullah bin Ömer (R.A.)'dan.

[59] Buharî - Müslim : Ebû Zer (R.A.)'den. Burada, şiddetli sıcak, cehennemin kaynayıp yükselen hararetine benze­tilerek, oradaki ateşin şiddeti hatırlatılmak istenilmiştir. Allah (C.C.) daha iyisini bilir.

[60] Şer-i Mecma' / îbn Melek.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/191.

[61] ElHidâye - Fetavâ-yi Hindiyye.

[62] Buharî - Müslim : Rafi' bin Hadic'den.

[63] Bahrirâik.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/191-192.

[64] Ebû Dâvud - Nasburraye / Zeylaî : Hadisün garibün.

[65] İbn Mâce : Abbas bin Abdilmüttalib'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/192.

[66] Tinnizi / Taharet bahsinde, Nesâi / Oruç teatisinde.

[67] Et-Tebyin - Fetavâ-yi Hindiyye - İbn Abidin.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/192-193.

[68] El-Muhit / Radiyüddin Sarahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/193.

[69] Fazla bilgi için bak : Hanefi ve Şafiî Mezheplerine Göre Büyük İlmiha Celâl YILDIRIM.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/193.

[70] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/193-194.

[71] El-Kâfi - Et-Tebyîn - Fetâvâryi Hindiyye.

[72] Şerh-i Tahavi.

[73] Fetâvây-i Kaadıhaiî.

[74] Fethütkadir - Tahavİ Şerhi.

[75] El-Muhit - Radiyüddin Sarahsî.

[76] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/194-195.

[77] Bahrirâik / lbn Nüceyro.

[78] Kütub-i Siıte - Buhari hariç rivayet etmişlerdir.

[79] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/195-196.

[80] Fetâvâ-yi Kaadıhai.

[81] Nasbu'r-Râye / Zeylai : 1/252.

[82] Buharî - Müslim , Ebû Said El-Hudri.

[83] Et-Tebyin - Siracülvehhac - Bedayı'.

[84] Hızanetü'l-Fetavâ - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[85] El-Muhit / Radiyüddin Sarahsı.

[86] Müslim : Amr bin Anbese (R.A.) den.

[87] En-Nihaye - El-Kifâyo - El-Muhit / Radiyüddin Saralısı.

[88] En-Nihaye - El-Kifâye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[89] Şerh-i Münyeti'l-Musallî / İbn Emir Hac.

[90] Şerh-i Münyeti'l-Musalli / İbn Emir Hac.

[91] Bahriraik / Nüceym.

[92] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/196-199.

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.03 saniye 11,182,649 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021