Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
KUDURİ Tercümesi Muhammed oğlu Ahmet Ebul Hasan El-Kuduri

Haccı Kıran Bahsi: 1

Haccı Temettü Bahsi: 2

Cinayetler Babı: 3

İhsar Babı 5

Haccın Fevti Bahsi: 6

Hedy (Kurban) Bahsi: 6

(Muamelât) 7

Aliş Verişler Bahsi: 7

Muhayyerliği (Caymayı)  Şart Kılma Bahsi: 9

Görmek Suretiyle Cayma Bahsi: 9

Kusurdan Dolayı Cayma Babı: 10

Fâsîd  (Bozuk)  Alış Veriş Bahsi: 11

İkâle (Satışı Kaldırmak) Babı: 12

Mürabehe  (Kâr İle Devir Etmek) Ve Tevliye (Kârsız, Ve Aldığı Gibi Devretme) Bahsi: 12

Riba (Faiz) Bahsi: 13

Selem  Bâhsi: 14

Sarf  (Sarraflık)  Bahsi: 15

Rehin Bahsi: 17

Hâçr Bahsi: 19

İkrar Bahsi: 21

İcar Bahsi: 24

Şüf'a  Bahsi: 28

Şirket  (Ortaklık)  Bahsi: 30

.Müdarebe Bahsi: 32

Vekâlet Bahsi: 33

Kefalet Bahsi , 36

Havale Bahsi: 38

Sulh Bahsi: 38

Hibe Bahsi: 40

Vakıf Bahsi: 41

Gasp Bahsi: 42

 

Haccı Kıran Bahsi:

 

Biz Hanefilerin nezdinde, Kıran, Temettü ve îf râttan daha efdaldir. Haccı kıranın şekli': Hac ve Ömre için mikâttan (ihram bağlar ve) yük^ sek sesle tekbir getirir. Namazından sonra «Ey ulu A İlahım ben hac ve ömreyi birden İrade ediyorum, onları bana kolayladır, onları benden ka­bul eyle» diyecektir. Mekke'ye girdiğinde ömre ibadetine başlar, Kâbeyi yedi tur ziyaret eder, ilk üç turda remel yapar, ziyaretten sonra Safa ile Merve arasında (yedi defa) sa'yi yapar. Bunlar ömre İçin yapılan iba­detlerdir. Ömre sa'yini yaptıktan sonra kucjûm ziyareti için ayriyeten tayâf ve Safa - Merve arasında sa?yi yapar, Haccı ifrâd (yalnız hacca ih­ram bağlamaJO da beyan ettiğimiz gibi, bunlar yapılır. Haccı kıran için ihramını bağlayan klsİ, kurban bayramı (büyük şeytana) cemretülaka-beye taş attıktan sonra bir koyun veya sığır veya deve, devenin veya sı­ğırın yedide birini kurban olarak îşeser bu kan, kıran kanıdır.

Eğer kurban kesmeye gücü yetmiyorsa, hacda sonuncu günü Ara­fat günü olmak şartiyle üç gün oruç tutar. Kurban günü gelinceye dek, oruç tutmamış İse artık kan akıtmaktan başka çaresi yoktur. Hacda üç gün oruç tuttuktan sonra memleketine geldiği zaman yedi gün orucu­nu da orada tutar (bununla.on gün tamam olunur.) [1].

Hacdan sonra Mekke'de yedi gün orucunu tutarsa caizdir.   Kârın (hac ve ömreye birden ihram bağlayan) Mekke'ye girmeden Arafat'a giderse Arafat'ta vakfe etmesiyle ömreyi terketmiş sayılır ve kendisinden

kıran için akıtılması gereken kan düşer, ancak ömreyi terkettiği için kan akıtması gerekir. Ömrenin kaza edilmesi de lâzımdır.

 

Haccı Temettü Bahsi:

 

Haccı temettü, bize göre haccı ifrattan daha efdaldir. Temettua ih­ram bağlamak iki kısımdır: 1 — Mutemetti (haccı temettua ihram bağ­layan) . Kurbanını beraberinde getirir, 2 — Mutemetti kurbanını bera­berinde getirmez. .Haccı temettuun keyfiyeti: Mikâttan ömreye ihramı­nı bağlar, Mekke'ye girer ömre için ziyaret, Safa - Merve arasında sa'yi yapar, tıraş olur veya makasla bazı tüylerini kırpar, böylece ömresinden çıkar.

Tavafa başlarken telbiyeyi keser, Mekke'de ihrâmsız olarak durur, terviye (düşünce güftti ki, Arafat'tan bir gün Öncedir) günü gelince Mescitte hac ihramını bağlar, hacet ifrada ihramını bağlayan hacının yaptığını yapar, Temettü için kendisine bir kan düşer, yoksa üç gün hac­da (yâni bayramdan evvel) yedi gün. de memleketine döndüğü zaman oruç tutar.

Mutemetti, beraberinde bir kurban getirmek istiyorsa, ihram bağ­lar ve -bizzat kurbanını sürerek götürür. Kurbanı deve ise, boynuna, da­ğarcık veya bir pabuç takar, Ebû - Yusuf ve Muhammed'e göre devenin iş'arı (ilânı) edilmesi lâzımdır. îş'ar: hörgücün sağ tarafının yarılma-siyle olur. Ebû - Hanife'ye göre iş'ar yoktur. Kurbanını beraber getiren Mekke'ye girdiği zaman tavaf eder, sa'yi yapar terviye gününde hacca ihram bağlaymcaya kadar ömre ihramından çıkartma. Hac için ihramı­nı terviye gününden evvel bağlarsa caizdir, fakat bu takdirde kendisine bir kan lâzım gelir. Kurban gününde tıraş, olduğu zaman her iki ihram­dan da (hac ve ömre) tehallül eder [2]. Mekkeliler için temettü ve kıran haccı yoktur, ancak onlar için haccı ifrâd vardır. Hedyi (kurban) getir­meyen bir kişi, (daha Arafat'a çıkmazdan evvel) Ömreden fariğ olunca ehline (memleketine) dönerse, temettü haccı bozulur.

Hac aylarından evvel ömre için ihram bağlayan ve o zaman dört veya daha fazla tavaf yaparsa, sonra ayni senede hacca giderse mute­metti sayılmaz.

Haç ayları: Şevval,.Zilka'de ve Zilhiccenin on günüdür.

Eğer bu aylardan evvel hacca ihram bağlarsa, caizdir ve hac olarak ihram bağlanmış olur.

Kadın ihram zamanında hayız (âdet) kanını görürse gusül edip, ihramım bağlar, erkek hacının yaptıklarını yapar, -ancak temiz olunca­ya kadar Kâbeyi ziyaret edemez [3] Eğer Arafat'ta durduktan ve farz ziyareti yaptıktan sonra hayız kanını görürse, Mekke'den veda tavafını yapmadan ayrılır ve seder (veda) tavafını terkettiği için herhangi bir şey de lâzım gelmez.

 

Cinayetler Babı: 

                           ,

İhrâmlıya, koku sürdüğünde keffâret lazım gelir. Tam bir azasına veya daha fazlasına koku sürerse bir kan akıtması gerekli olur. Bir âzâan az bir yerine koku sürerse sadaka vermelidir. Bütün bir gün dikili elbise giyer veya başını örterse kendisine bir kanın akıtılrnası düşer. Eğer bundan az ise sadaka vermekle yetinir.

Başının dörtte birini veya daha fazlasını tıraş ederse, kendisine bir kan düşer. Eğer dörtte birden daha az ise sadaka vermesi lâzım gelir. Et Hanife'ye göre^ kan aldırma yerlerinin tıraş edilmesiyle kan Ha­zımdır. Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre ise, sâdece sadaka düşer. (Bir meclisde) el ve ayaklarının tırnaklarını keserse, kendisine kan lâzım ge­lir. Yalnız bir el veya bir ayağının tırnağım keserse yine bir kan vacip olur. Beş tırnağından daha .az keserse, kendisine sadaka düşer. Ebü -Hanife ye Ebu - Yusuf'un (I?.A.) nezdinde, ayrı ayrı el ve ayaklardan ke­silen beş tırnak için ancak sadaka vardır. İmam-ı Muhammed (R.A.) dedi ki. kan vardır.

Bir özürden dolayı koku sürer, tıraş olur veya elbise giyerse muhay* yerdir. Dilerse koyun keser, dilerse üç sâ yiyeceği altı miskine sadaka verir, dilerse üç gün oruç tutar.

Hanımını şehvetle öper veya ellerse, bir kan akıtmak mecburiye­tindedir. Daha Arafat'ta vakfe etmezden evvel ön veya arkadan cimâî yapanın haccı bozulur, fasit olur...

Bu halde bir koyun keser, haccı fasit olmıyanlar gibi haccına devam eder, ve bilâhare bu haccını kaza etmek de kendisine düşer. Biz Hanefi-lere göre, hanırmyla birlikte haccını kaza etmeye geldiği zaman hanı­mından ayrılması lâzım değildir. (Zira cima'ın başlarına getirdiğini görmüşlerdir. Bir daha buna teşebbüs etmemeleri aşikardır.)

Arafat'tan sonra cima edenin haccı bozulmaz, ancak kendisine bir de«2iün kesilmesi lâzım olur. Eğer Mina'da tıraş olduktan sonra (ve zi­yaretten evvel) cima yaparsa bir koyun kesmelidir.

Ömrede dört tur ziyaret yapmazdan evvel cima. eden bir kimse öm-resini bozar, sonuna kadar bu bozuk Ömreye devam eder ve bilâhare ka­za yapıp, bir kurban kesmesi lâzımdır. Dört tur yaptıktan sonra ailesiy­le cima ederse, bir kurban kesmesi lâzımdır ve ömresi bozulmaz.

Unutarak cima eden kasden cima yapan gibidir. Abdestsiz olaTak kudüm (varış) tavafını yapana sadaka düşer, cünüp olarak yaparsa, kendisine bir koyunu kurban etmek düşer. Farz ziyaretini abdestsiz olarak yapana bir koyun, cünüp olarak yapana bir deve lâzım gelir. Bu durumda Mekke'de iken tavafını tekrar yapması daha efdaldir ve o za­man kan lâzım gelmez. Seder (veda) ziyaretini abdestsiz olarak yapana sadaka, cünüp olarak yapana bir koyun lâzımdır.

Farz tavafın üç veya daha az turunu terkedene bir koyunu kesmek* lâzım gelir.

Eğer dört turunu terkederse, o ihramla dört tur yapıncaya  kadar . ihramda kalır. Seder tavafından üç turu terkedene, sadaka düşer/. Bğer' seder tavafının tamamını veya dört turunu terkederse, kendisine bir ko­yun kesmek düşer. Safa ile Merve arasındaki sa'yi terkedenin haccı ta­mamdır, fakat bir koyunu kesmelidir.

Devlet reisinden evvel, Arafat'tan Müzdelife'ye inen bir kimseye kan düşer [4] Müzdelife'deki vakfeyi terkedene kan düşer. Bütün gün-'lerde cemrelere taş atmayı terkedene kan lâzım olduğu gibi sadece bir günün taşını terkedene de kan lâzım gelir.

Eğer (bir günde) yalnız bir cemrenin taşlanmasını terkederse, ken­disine, sadaka lâzım olur. (Her taş için yanm

Eğer kurban bayramı gününde cemretülakabe (büyük şeytân) nin taşlanmasını terkederse, bir kurban lâzım olun

îmam Ebû - Hanife (R.A.) nezdinde, kurban günleri çıkıncaya ka­dar tıraşını tehir edene kurban düştüğü gibi, ziyaret (farz) tavafını te­hir edene de kurban düşer.

İhramda olan, av öldürür veya öldürene gösterirse, caza lâzımdır. Ceza bakımından kasden av hayvanını, gösterenle unutarak gösteren, ilk vuranla ikinci vuran hepsi birdir. (Yâni hepsine ceza düşer) îmam-ı Ebû - Hanife ve imam-ı Ebû - Yusuf (R.A.) nezdinde ceza: av hayvanı­nı öldürdüğü yerde veya en yakını olan yerde —eğer çölde ise— takdir edilir, takdir edenlerin, iki âdil insan olması lâzımdır. Takdirden sonra cinayet işleyen kıymet hakkında muhayyerdir, — bir hedyin alınacağı kadarsa, isterse bir hedyi alır ve keser, isterse onunla yiyecek alır, her yoksula yarım sâ buğday, bir sâ hurma veya arpa verir. Yada yarım sâ buğdayın ve bir sâ. arpa yerine birer gün oruç tutar. Eğer taamdan ya­rım sâ'dan daha az bir miktar kalırsa yine kişi muhayyerdir; İsterse sa­dakaya verir, isterse yer ve yerine tam bir gün oruç tutar.

İmam-ı Mühammed (R.A.) «avlanan hayvanların benzeri varsa benzerini kurban etmesi lâzımdır» dedi. O halde, Geyik ve Sırtlanda Koyun, Tavşanda Oğlak, Deve kuşunda Deve ve Yerbû (yaban faresi) da dört aylık bir oğlak lâzımdır.

Av hayvanını yaralayan veya tüylerini yolan veya bir azasını kesen kimse, o hayvanın tamamını değil ancak hayvanda noksan olan kıymeti tazmin eder. Eğer bir kuşun tüylerini yolmak veya ayaklarını kesmekle, cnu başkalarından koruma imkânından mahrum ederse, o zaman kişiye, o hayvanın tam kıymetini tazmin etmek düşer. Av hayvanının yumurta­sını kıran kimseye, ancak yumurtanın kıymeti düşer. Eğer kırdığı yu­murtadan ölü bir yavru çıkarsa, onun diri iken kıymeti ne ise, tazmin etmek lâzım gelir.                                       ,

İhramda olan bir kimse için leş kargası, dulengeç kuşu, kurt, yılan, akrep ve farenin öldürülmesinde ceza yoktur. (Zira Buharî ve Müslim-de ihramımın dişleyici köpeği, fareyi, akrebi, yılanı ve leş kargasını öl­dürdüğü Resulullahın hanımlarından biri rivayet etmiştir.) Sivrisinek, pire ve kenelerin öldürülmesiyle, hiç bir şey lâzım gelmez. Bir biti öldü­ren ise dilediği sadakayı verebilir.

Bir çekirgeyi öldüren dilediğini sadaka verir. Bir hurma bir çekir­geden daha hayırlıdır.                                                                    

Eti yenilmeyen avlan -yırtıcı hayvan gibi- öldürene ceza düşer. Fakat o, cezanın kıymeti bir koyunu geçmemelidir. Eğer yırtıcı hayvan ihramda olan zata hücum ettiği için onu vurup öldürürse, kendisine hiç bir ceza lâzım gelmez. îhrâmlı, av etini yemeye mecbur olduğu için av­lansa, bile yine kendisine ceza lâzım gelir. (Ancak işlediği zaruretten oturü haramlıktan çıkar.)                                ,                          .

İhramımın, koyun, sığır, deve, tavuk ve keskere (Bagdada yakın bir yerdir) kazını kesmesinde hiç bir beis yoktur. Ayaklarında tüy olan bir güvercini veya evcil bir geyiği öldürürse, kendisine ceza düşer. Ih-ramda bulunan zat, bir av hayvanını keserse, (haramı işlediğinden) kes­tiği murdardır, yenilmesi helâl değildir. îhrâmlı zat, ihramda olmıyan avcıya avı göstermemiş ve avlamasını emretmemişse, onun avlayıp kes­tiği etten yiyebilir-

Helâl (ihrâmsız) bir insan, haremin hudutları içinde avlanır, In-râmda olan zat da ondan yerse, kendisine ceza düşer. Haremin bitkile­rini veya bir kimsenin malı ve insanların bitirdiklerinden olmıyan bir ağacını keserse, sadece kıymetini vermek kendisine düşer. Haccı ifrade ihram bağlayan için bir kanı icap eden suçları işlemekte, kırana ihram bağlayan için iki kan vacip ol«r, biri haca, diğeri ömresi içindir. Ancak nılkâtı ihrâmsız olarak geçerse sonra hac ve ömreye birden ihram bağ­lar (bu ihrâmsız geçişi için) kendisine tek bir kan düşer. İki ihramlı be­raberce bir av hayvanını öldürürlerse her ikisine de tam ceza düşer.

İki ihramsız birlikte harem hayvanlarından birisini avlarsalar, iki­sine bir ceza düşer. İhrâmlı kişi, bir avı satar veya satın alırsa, o alış ve­riş bâtıldır.

                                               .       ,     .

İhsar Babı [5]

 

îhrâma girmiş kişi, düşman veya kendisini ibâdete devam etmekten alıkoyan bir hastalıkla hac vazifelerinden geri kalırsa, ihramdan çık­mak-kendisine caiz olur. O zata; «haremde kesilsin diye bir koyun gön­der o koyunu götürene, muayyen bir gün söyle ki, o gönde kessin sonra sende o gün ihramdan çık» denir. Eğer haccı kırana ihram bağlamış ise, iki kam (kurbanlık) gönderir. İhsar için kesilen kan, anca]? haremde ke­silmesi caizdir.        

İmam-ı Ebû - Hanife'ye (R.A.) göre, ihsar için gönderdiği kurba­nın kurban gününden evvel kesilmesi caizdir.                      

Ebû - Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki, hacdan men edilene, kurban kesmek, ancak kurban gününde caizdir.   emreden men edilen,istediği zaman kesebilir.                                                              

Hacdan men edilen, tehallül ederse, (ihramım çıkarırsa) kendisine bir hacla bir ömre lazım gelir, ömreden men edilene ise, ancak o ömresini kaza etmek düşer. Haccı kırana ihram bağlayan, hacdan men edilir. se kendisine bir hacla iki ömre düşer.

Hacdan men edilen kişi, hedyi (kurban) göndererek ve götürenlerle muayyen bir günde kesilmesini konuştuktan sonra manı ortadan' kal­kar, yol açılırsa, duruma bakılır. Eğer hedyi ve hacca yetişmeye imkan varsa tehallülü (ihramdan çıkmak) caiz değildir. Devam etme»ılw m-dır e&er hedyi'ye yetişir, fakat hacca yetişemezse bu durumda tehallül eder, eğer hacca yetişmeye imkânı olup hedyi'ye yetişmeye imkân yoksa, kendisine istihsanen tehallül caiz olur.                               

Mekke-i Mükerreme'de muhasaraya alınan kışı, Arafat'ta vakfe w Kabe'yi ziyaretten men edilirse muhser sayılır (hedyim keser tehad) eder) eğer vakfe veya ziyaretten birisine gücü yetiyorsa, muhser sayıl­maz (hedyin kesilmesiyle tehallül 4« edemez.)

 

Haccın Fevti Bahsi:

 

Hacca, ihram bağlayan kişi, kurban günü fecire kadar Arafat'a ge­lip vakfe etmezse haccı fevt olur. Ancak ziyaret etmek, sa yi yapmak, ih­ramdan çıkmak ve gelecek sene de haccmı kaza etmek kendisine düşer,

fevt olmaz. Zira -*eş gün hariç     bütün sene­de ömre caizdir. Ancak o beş günde yapılması mekruhtur. O günler, are-

Kâbeyi ziyaret   etmek ve Safa-Merve arasında sa'yi yapmaktan ibarettir.

 

Hedy (Kurban) Bahsi:

 

Kâbe-i Muazsamaya gönderilen hedynin en azı tor »d". Hedy üç neviden olur: Deve, sığır ve koyun. Bunların Semyelen [6]ve daha İMarı kâfi gelir. Kulağının tamamı veya çoğu kesüen, kuyruğu kesı-feneü ayağı kesilen, bir gözü kör olan, zayıf olan ve mezbahaya glde-cek kudrette olffiayan topal hayvanın hedy olunması câız degildir.

Koyun her cinayette caiz olur...

beş, ve' camusun seniyesi iki, koyun ve Keçinin seniyesi bir yaşım idrâk edendir.

__Ancak iki yerde olamaz,

 1 -Ziyaret (Farz) tavaf mı. cünüp yapana

 2 -Araf atta vakfe yaptıktan sonra (Minada tıraştan evvel)   Cima, yapana koyunun kesilmesi caiz olmaz. Çünkü buralarda ancak devenin kesilme* si caizdir.

Bir deve ve sığır yedi kişiye kâfi gelir. Eğer yedisi de kurban için ke­siyorsa.. Eğer o yedi kişiden birisi kurban değil de evine et almak için ke­siyorsa, bu kurban diğer şeriklere de kâfi gelmez.

Sünnet temettü, muta ve kıran haccın hedyilerden (kurbanlıkların­dan) yemek caizdir. Diğer hedylerden caiz değildir.

Sünnet, temettü ve kıran- hedylerinin kesilmesi ancak kurban  gü­nünde caizdir. Diğer hedylerin kesilmesi ise her zaman caiz olur. Hedy-, lerin kesilmesi ancak haremi Mekke'de caiz olur.

Hedy etinin, harem fakirlerine ve diğer fakirlere verilmesi caizdir. ' Hedyleri Arafata çıkarmak caiz değildir. Kurban develerinde nahir [7] sığırlar ve koyunlarda zebh daha fedaidir. Eğer kesmeyi iyice biliyorsa, kurbanını kesmesi evlâdır. Kurban olan hayvanın çullan ve yuları sada­kaya verilecektir. Kasabın ücretini kurbandan vermemelidir. Deveyi kurban kesmek için getiren, eğer binmeye mecbur kalırsa, binecektir. Eğer binmeye ihtiyacı yoksa binmemelidir. Eğer kurban hayvanının sü­tü varsa sağılmaz, aksine çekilmesi için memelerine soğuk su serpilir.

Mütetavviin getirdiği hedy yolda Ölürse ikinci bir hedy almaya lü­zum yoktur. Vacip için getirilen hedy ise onun yerine başkasını alması lâzımdır.

Eğer hedye, kurban olmasını men edecek büyük bir kusur isabet ederse, yine yerine başkasını koymalı ve kusurlu olanında da istediği gi­bi tasarruf etmelidir..

Eğer sünneti hedyi devesi helak olmaya yüz tutarsa keser, boynu­na taktığı pabucu kanıyla boyar ve o kanlı pabucu onun   hörgücünün bir tarafına vurur, ne kurban sahibi ve ne de zenginlerden başka birisi .' onun etini yemezler. Eğer bu deve vacip hedyilerden ise yerine   başka­sını koyar ve onda da istediği şekilde tasarruf eder.

Tetavvu, temettü ve kıran hedylerinin boyunlarına bir şeyler takı­lır, taklid (boyunlarına gerdanlık takma) edilir. Fakat ihsar ve cinayet kanlarında taklid" yapmak yoktur. (Zira onların gizlenmesi daha uyr gundur. Çünkü cinayetten dolayıdırlar)

'   ,

     (Muamelât)

 

Aliş Verişler Bahsi:

 

Bey, {alış veriş) mâzî (geçmiş) lâfzı olan icap (sattım) ve kabul (satın aldım) ile münâkit (kesinleşir) olur. Alış veriş yapanlardan bi­risi bey'i vacip kılarsa (yâni tarafından caymayı kaldırırsa) diğeri muhayyer (serbest) dir; isterse o mecliste kabul, isterse aynı mecliste reddeder.                  

Kabul (satın aldım) den evvel hangisi meclisten kalkarsa icap (sattım) bozulur. İcap ve1 kabul tamamlandıktan sonra alış veriş ke­sinleşir, satıcı ve alıcıdan hiç birisi kusur veya görmemezlik olmazsa cayamaz.

'Alışverişi caiz olmak bakımından işaretle    gösterilen    nesnelerin miktarının bilinmesine ihtiyaç yoktur. Mutlak semen   (paha)   ancak miktar ve sıfatları (yâni nasıllıklan)  belli ise bey'i caiz olur.

Peşin ve veresiye alış veriş caizdir. Veresiye   ile   caiz   olunması, ' müddetin malûm olunmasına bağlıdır, eğer müddet muayyen olursa caizdir. Bey'ide semen mutlak olarak zikredihrse,beldenin  (memleke­tin) galip olan semeni kabul olunur. Eğer paralar muhtelif iseler ve birisini tâyin etmezse Bey' fasit olur.

Yemek ve tanelerin (hububatın) ölçekle ve tahminen genişliği bi-inmeyen bir kap ve ağırlığı belli olmayan bir taşla satılmaları caizdir

Bir yığın taamın, her bir ölçeğini bir dirheme satan kişinin bey'i imam-ı Ebû Hanefi (R.A.) ye göre, ancak tek bir ölçekte caiz olur, diğerlerinde fasittir, meğer ki ölçeklerinin adedini söylerse... Bir sûru koyunu, her birisini bir dirhemden satarsa, hepsinde bey'i fasittir. Böylece, bir elbiseyi beher metresi bir dirheme satarsa (fakat) ne ka dar metre olduğunu söylemezse bey'i caiz değildir. Bir yığını, yüz öl­çektir diye beher ölçeği bir dirheme mukabil yü2 dirhemle satın alır­sa yığını az gördüğünde alıcı muhayyerdir, isterse mevcut olan kısmın her ölçeğini bir dirheme kabullenir, isterse bey'i, kökünden iptal eder. Eğer yığını daha fazla bulursa, fazlası satanın malı olarak kalır

Bir elbiseyi on metredir diye, on dirhemle veya bir araziyi yüz metredir diye yüz dirheme satın alan kişi bunların daha az olduğunu görünce,.,..muhayyerdir, isterse bütününü kabullenir, dilerse terkeder. Eğer söy­lenen metrelerden daha fazla çıkarsa müşterinin malıdır, satana cay­mak hakkı yoktur.

Eğer «yüz metre olarak, beher metresi bir dirhemden yüz dirhem­le sana sattım» dese ve müşteri de bilâhare onu eksik bulursa o zaman muheyyerdir, isterse semenden mevcut olanın payına düşen miktarla kabul eder, dilerse terkeder. Fazla görürse müşteri serbesttir; dilerse hepsini beher metresi bir dirhemden alır, dilerse alış verişi fesheder. Bir evi satın alırken o evin temeli de satışa dahil olur, her ne kadar satışta temelden bahsedilmezse bile...

Bir araziyi satarken o arazide bulunan hurma ve diğer ağaçlar dahil olur, her ne kadar onlardan bahsedilmemiş ise dahi... Satılan araziye, o arazide bulunan ziraat mahsulü ancak isimlendirilirse da­hil olabilir.

Hurma veya başka bir meyveli ağacı salarsa, meyve satışa dahil değil satanın malıdır. Ancak alıcı meyvelerin de kendisinin olacağını şart ederse olur. Meyveler satıcının ise, satıcıyı "meyvelerini kes ağaç­ları aiana teslim et» denir.

Daha olmamış veya olmuş bir meyveyi    satarsa,    alıcıya derhal kesmesi (toplaması) düşer. Eğer alıcı, oluncaya kadar ağaçta durma­sını şart kılmışsa satış bozulur  (ağaçta olan)   meyveleri satıp, ancak birkaç batmanını ayırırsa caiz değildir. Buğday    sünbülünde     (başa-~^m~da)~"bakla kabuğunda olduğu halde satılmaları caizdir.

. Evin satıldığında, kilitlerin anahtarları satın alana ait olur. Sa­tılan malın ölçmek ve sarraflık ücreti satana aittir. (Hazır bir) şeyi satarsa, evvelâ alana «sen paia\ı ver» denilecektir. Müşteri parayı ver­diği zaman, satana «Teslim et» denilecek-. Eşyayı, eşya veya parayı para ile satanlara «Birbirinize beraberce teslim ediniz» denilecektir.

 

Muhayyerliği (Caymayı)  Şart Kılma Bahsi:

 

 "Satışda muhayyerliğin şart kılınması satıcı ve, alıcı için. caizdir. Her ikisi için üç-gün ve daha az zaman muhayyerlik şart edilmesi câ-' izdir. (Yâni ben üç güne kadar cayarsam malımı geri alırım veya geri veririm gibi) Ebû Hanife (R.A.) ye göre üç günden fazla muhayyer­lik caiz değildir.

Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) elediler ki; belli bir müddet söylen­diği zaman caizdir. (Meselâ on gün gibi).

; Satıcının muhayyerliği, satılan malın onun mülkünden çıkması­na mâni olur, o halde eğer o malı müşteri götürürse ve müşterinin elinde helak olursa müşteri ancak onun kıymetiyle mes'ul olur. *(Onun kararlaşmış fiyatiyle değildir). Müşterinin muhayyerlik şartım

ileri sürmesi, satılan malın satanın mülkünden çıkmasına mâni ola­maz. İmam-ı Ebû Hanife'ye göre, o mal, müşterinin mülkü de değil­dir. İki imama göre, müşteri, o malı mülk edinir, eğer müşterinin elinde helak olursa, aralarında kararlaştırılmış semeni (fiyatı) vere­cektir.

Eğer o mal kusurlu olursa hüküm yine böyledir.

Taraflardan kim, caymayı şart kılarsa müddetinde cayabildiği gibi satışı da kesinleştirebilir. Arkadaşı olmadığı bir yerde satışı ke­sinlikle kabullendiğini, söylerse, caizdir. Bozmaksa ancak diğerinin bulunduğu bir yerde bozabilir.

Kendisine caymak hakkı olan zatın, ölümiyle hakkı iptal olunur, varislerine intikal etmez.

Fırıncıdır veya yazardır diye, satın aldığı köle, aksine çıkarsa, müşteri muhayyerdir, dilerse, onu bütün fiyatla kabul eder, dilerse terkeder (yûm fiyat eksiltip almak yoktur.)

 

Görmek Suretiyle Cayma Bahsi:

 

Görmediği bir şeyi satın almak câizdii*, fakat gördüğü zaman ca­yabilir; isterse kabullenir, dilerse reddeder. Kişi, görmediği malını sa­tarsa, bilâhare gördüğü zaman cayamâz. yığının yüzüne, durulmuş el­bisenin görünür tarafına, cariyenin yüzüne veya hayvanın yüz ve sağrılarına (kalçalarına) bakarak satın alırsa, bîr daha kendisine piş­manlık (caymak) yoktur.                                                  '

Satın aldığı evin odalarını görmeyip ancak sofa (salon) sini gö­rüp alırsa caymak yoktur. Körün, alış verişi caizdir. Satın aldığı za-, man (aldannuş ise)  cayabilir. Eğer ellenmekle bilinir cinstense satı­lan mal, kör de onu elleyerek alırsa veya koklanmakla bilinen bir ma lı, koklamakla alırsa vey.a tatmakla bilinen malı tadarak alırsa caya maz. Arazide, kendisine vasıfları söylenmedikçe caymak hakkı    düş­mez.

Başkasının mülkünü satarsa, mülk sahibi muhayyerdir, dilerse satışı caiz kılar, dilerse fesheder. Bu şekil satışın caiz kılınması ancak..satılan malın varlığına ve satış yapan iki tarafın caymamalarına bağ­lıdır.

Satın aldığı iki elbiseden birisini görüp diğerini görmediği halde almışsa, sonra diğerini gördüğünde her ikisini de çevirebilir. Görüşten dolayı caymak hakkı olan kimse, görmezden evvel ölürse cayma hakkı düşer.

Bir şeyi görüp, aradan bir müddet geçtikten sonra onu satın alır­sa, eğer gördüğü keyfiyet üzere ise caymak hakkı yoktur, şayet bo­zulmuş olduğunu görürse cayabilir.

 

Kusurdan Dolayı Cayma Babı:

 

-Alıcı, satın aldığı malda, bir kusur görürse muhayyerdir, dilerse konuşulmuş olan bütün fiyatla kabul eder, dilerse geri verir. O malı kabul etmek ve kusur için de, paranın bir kısmını geri almak yoktur!.

Tüccarların nazarında fiyatın düşüklüğünü icap ettiren her şey, kusur sayılır.

Baliğ olmazdan evvel, hırsızlık yapmak, yatağa işemek ve efen­dinden kaçmak, küçük köle için kusur sayılır. (Müşterinin yanında) baliğ olunca bu kusurları birkaç defa, yapmadıkça kusur sayılmaz.

Câriye hakkında, ağız ve koltuk kokusu kusur sayılır, köle hak­kında ise, kusur sayılmaz. Ancak hastalıktan mütevellit ise, sayılır.

Zinacı olmak, zinacının velâdı olmak, câriye hakkında kusur sa­yılır, köle hakkında ise kusur değildir.

Müşterinin yanında, satın aldığı malda bir kusurun peydah ol­ması sayesinde Bayiin (satıcının), yanındaki eski bir kusura muttali oldu ise, yeni kusurun eksikliğini ödemekle o, malı, eski sahibine, —yeni kusuru ile beraber kabul eder ve razı olursa —verir. (Eğer sa­tıcı geri almazsa, eski kusurun eksikliğini alıcıya geri verecektir.)

Müşteri, aldığı kumaşı elbise olarak kesmiş ve dikmiş veya boyaya atmış veya satın aldığı kavutu (kavuzu) yağla karıştırmış, bunları yaptıktan sonra eski bir kusurun varlığına vâkıf olmuş ise, ancak o kusur sebebiyle vücuda gelen eksikliğin karşılığını geri alır, o, malın geri alınması ise, satıcıya düşmez.

Bir köleyi satın aldıktan sonra, âzât ettiği veya öldüğü zaman kusurlu olduğuna vâkıf oldu ise, ancak kusurdan dolayı noksanlığı geri alır. Müşteri, satın aldığı köleyi Öldürürse veya satın aldığı malı yerse, sonra kusurlu olduğuna vâkıf olursa, Ebû Hanife (R.A.) ye göre, hiç bir şey geri alamaz. Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) e göre alır.

Köleyi satarsa, alıcı da başka birisine satarsa ve ikinci satıcıya kusurundan dolayı geri verilirse, eğer ikinci satıcı, o, köKyi hâkimin hükmüyle kabullenmiş ise, birinci satıcıya geri yerebilir.

Eğer ikincfsatıcı hâkimin hükmü olmaksızın geri almışsa birinci sa­tıcıya geri veremez.

' Bir köleyi bütün kusurlarım (yâni o kölede ne kusur olursa olsun geri çevirmemek) kabul etmek şart.iyle satın alırsa, hiç bir kusurdan dolayı geri veremez. Velev ki kusurları teker teker isimlendirip söylemezse...

 

Fâsîd  (Bozuk)  Alış Veriş Bahsi:

 

Satılan veya fiyat olarak verilen eşyanın birisi veya her ikisi ha­ram olursa alışveriş bozuktur. Murdar olmuş et, kan, şarap veya do- -muzla yapılan alış veriş gibi...

Yine alışveriş bozuktur, eğer satılan köle değil de hür bir insan­sa Ümmül veled, (efendisinden bir çocuk doğurmuş cariye) müdeb-ber (efendisi kendisine «ölümümden sonra hürsün» diyen köle) ve mükâtep (efcndisiyle bir miktar mal üzerinde hür ve âzât olması ba­kımında anlaşan köle) nin satışları bâtıldır.    .

Sudaki balığın, havadaki kuşun satılması caiz değildir.

Cariyenin ve hayvanın karnındaki yavruyu, memeden sağılma­mış sütü, koyunun kırkılmamış yününü, elbiseden bir metreyi, tavan­dan bir ağacı torun denize bir defa yayılmasîyle çıkan balıklan ve «Bey'il Muzabene» denilen hurma ağacının daha kesilmemiş meyve­lerini tahmin ederek kuru hurma ile satması caiz değildir. Taş at­mak [8] veya ellemek suretiyle satış caiz değildir. İki elbiseden biri­sini lâaleUayin satmak caiz değildir.

Kölesini, "müşteri âzât etsin veya müâebber veya mükâtep kılsın

veya cariyesini müşteri Ümmü! veled yapsın» diye satarsa satış fasit­tir. Eğer kölesini bir ay çalıştırmak, evinde bir miktar oturtmak müşteri kendisine başka borç para.veya bir hediye vermek şarkiyle satar-. sa bütün hu suretlerde satış yine fasittir.

Kim ki. bir şeyini, ay başına kadar teslim etmemek şartiyle sa­tarsa bu satış fasittir. Hâmile cariyeyi, hamli dâhil olmamak suretiy­le satarsa satış fasittir.

Elbiseyi kesmek, iç gömlek veya aba olaıaK dikmek şartiyle satın alırsa veya kendisine ayakkabı yapmak veya bağ takmak şartiyle de­riyi alırsa satış (bu iki surette de) fasittir.

Nevruz, (baharın ilk günü) Mehrican, (güzün ilk günü) hırıs-tiyan orucu, ve Yahudi bayramı müddet göstererek borçla yapılan alış veriş satıcı ile alıcı bu zamanlan bilmezlerse fasittir. Hacıların geleceğine, bağ bozumuna, harman ve ekin biçimine kadar borçla sa­tış caiz değildir.  (Çünkü meçhuldür).

Eğer iki taraf, daha halk biçmeye ve harmana başlamazdan ve hacılar gelmezden evvel müddetinin kaldırılmasına razı olurlarsa, alış veriş caiz olur. Fasit alış verişte, müşteri satıcının emri ile malı teslim alır­sa ve muameledeki verilen ve alınan ivez mal ise, teslim aldığı mal, kıymetiyle onun malı olur. Fakat her iki taraf ta bu şekil alış verişi bozabilirler. O, halde eğer müşteri bu malı satarsa satışı caiz olur.

Hür insanı, köle ile birlikte veya kesümî.ş koyun (etiy) le murdar olunmuş koyunu bir arada satarsa her ikisinin hakkında da satış bâ­tıl olur. Eğer (tanı) köle ile müdenber köleyi veya kölesiyle diğer bir kimsenin kölesini birlikte satarsa, ancak semenden kölesinin hisse-siyleâkid caiz olur.

Resûl-i Ekrem (A.S.) «Neeeş (başkasını teşvik etmek için fiyatı arttırmak) den, anlaşmışların anlaşmasını bozmaktan, cele.blerin önü­ne giderek daha şehre varmazdan evvel satın almaktan, (eğer şehir­liler bununla mütezamr olurlarsa, aksi takdirde zarar yoktur) şehirli olan bir kimsenin göçebenin malını satmasından, (veya ibarenin mâ­nası: Şehirlilerin ihtiyacı olduğu halde onlara satmaz da, daha pahalı satmak için göçebelere satmaktan) ve Cuma ezanı okunduğu zaman alış veriş yapmaktan sakındırmıştir> Ancak bütün bunlar mekruhtur, bunlarla alışveriş bozulmaz.

Yekdiğerinin yakını olan iki küçük köleyi elde eden, onları ayırt edemez. Birisi büyükse de yine ayırdetmek yoktur. Eğer ayırtederse tahrimen mekruh olur. Fakat alışveriş caizdir. Eğer ikisi de büyük ise ayırdetmelerinde her hangi bir beis yoktur.

 

İkâle (Satışı Kaldırmak) Babı:

'

 îlk' fiyatın misliyle, alışverişte ikâle caiz olur. Eğer ilk fiyattan daha az veya daha fazlasının şartiyle ikâle yaparsa şart bâtıldır, an­cak ilk fiyatın misli verilir. Eoü Hanife (R.A.j ye göre, alıcı ile satıcı hakkında ikâle fesh (bozuk) sayılır. Diğerleri hakkında yepyeni bir satış sayılır. Semenin yok olması ikâlenin sahih olmasına mâni teşkil etmez. Satılan malın helaki ise ikâleyi 'men eder. Satılan malın bir kısmı helak olursa geri kalan diğer kısmında yine ikâle caizdir.

 

Mürabehe  (Kâr İle Devir Etmek) Ve Tevliye (Kârsız, Ve Aldığı Gibi Devretme) Bahsi:

 

Mürabehe: İlk âkidle elde ettiği malı, ana paraya kâr ekleyerek başkasına devretmektir.

Tevliye: Elde ettiğini, kârsız olarak birinci âkid ve sermaye ile başkasına devretmektir..

Mürabehe ve tevliye ancak misli (benzeri) olan sermaye ile alın­mışsa doğru olabilir.

Öz sermayeye, bez ağırdıcmın, [9]boyacının, nakış yapıcının, el­bisenin etrafını ipek veya pamukla örenin ücretini, masraflarını ve hamal ücretini eküyerek, onlân da sermayeden saymak caiz olur. An­cak devrettiği zaman bana şu kadara mal olmuştur diyecek, ben şu kadarla satın aldım demiyecektir. Eser ikinci müşteri, mürabehe me­selesinde hiyanet yapıldığına muttali olursa, Ebû Hanife (R.A.) ye gö­re, muhayyerdir, dilerse, denilen sermaye ile kabul eder, dilerse sreri çevirir.

Eğer tevliye meselesinde  hıyaneti  görürse  sermayeden  fazlasını düşürür. Ebû Yusuf (R.A.) dedi ki; her iki şekilde de düşürür. İmamı-Muhammed (R.A.) «ikisinde de düşüremeze dedi.

Menkul bir şeyi, satın alan, nakletmedikçe başkasına satamaz, Ebû Hanife ve Ebû Yusuf (R.A.) a göre. daha teslim almazdan evvel gayri menkul akarı (araziyi) satabilir. İmamı Muhammed «Arazinin de teslim alınmazdan evvel satılması caiz değildir» dedi.

Bir kimse ölçekle satılanı, ölçekle, tartıyla satılanı, tartıyle satın alıp teslimlenirse, sonra ölçekle veya tartıyîe başkasına satarsa, ikinci müşteriye bu malı tekrar ölçmeden ve tartmadan, ne yemesi ne de başkasına satması caiz olamaz.

Sermayede, daha vermezden evvel (sermayedarın) tasarruf et­mesi caizdir.

Alıcının, sövlenen fiyattan daha fazlasını satıcıya vermesi caiz­dir. Satıcının, alıcıya satılan maldan daha fazlasını vermesi caiz ol­duğu [10] gibi. Sermayeden eksiltmek caiz olur. İstihkak (başkasının malı olmak) hepsine (yâni asi iie eksilenin tamamına) teallûk eder [11]

Bir kimse hazır para ile satış yaparsa bilâhare malını bir müdde­te kadar borca verirse, alış veriş borca tahvil edilir. Zamanı gelmiş. alacağın sahibi, bir. müddet mühlet verdiği zaman o müddete tehir edilir. Ancak elden verdiği net paranın tehiri caiz değildir. Zamanı geldiğinde derhal verilmesi lâzımdır.

 

Riba (Faiz) Bahsi:

 

Her ölçülen ve tartüanda (velev kî yenHmese dahi) cinsiyle fazla olarak satılırsa, riba (fazlalık) haramdır.

Ribanın illeti: [12] cinsiyle beraber (satıldığı zaman) ölçek ve tar­tıdır.

 (Cevhere)

Eğer ölçek veya tartıyle satılan mallar, cinsleriyle eşit olarak satılırsa caiz olur. Eğer fazlasiyle satılırsa caiz değildir. Ribâlı nesnelerden iyi­yi kötü ile satmak ancak eşit olduğu halde caizdir (yâni birisi iyidir diye kötünün fazlasiyle satılması caiz olamaz). Eğer iki vq.sıf yok olur­sa yâni; ayni cinsten olmak, ölçek veya tartıyle satmak vasıfları yok olunca birbiriyle fazla ve te'hirü satılması helâl olur. îki vasıf bulun­duğu zaman fazlasiyle ve te'hirü (yâni biri hazır diğeri değil) satış haram olur. Eğer vasıflardan birisi bulunur diğeri bulunmazsa fazla­siyle satış helâl, te'hirli satış ise haram olur.

O, şey ki, Resûl-i Zişan (S.A.V.) onun, ölçek yönünden cinsiyle fazla satılmasını haram kılmıştır, halk, şu zaman ölçekle satılmasını terkederlerse dahi, o ebediyete kadar ölçülen şey kabul edilir. Tuz, hurma, arpa ve buğday gibi... O, şey ki Resulullah (S.A.V.) tartı yö­nünden cinsiyle fazla olarak satılmasını kesinlikle haram kılmıştır o şey daima tartılrmşlardan itibar olunur. Altın ve gümüş gibi... Re-sulullah (S.A.V.) in kesinlikle belirtmediği şey ise, halkın âdetine hamlolunur. (Eğer halk onu ölçekle satarsa ölçülenlerden, eğer tar­tıyle satarsa tartılandan sayılır.)

Semenlerin cinsi üzerine vâki olan sarf akdinde, (yâni sarraflık­ta) iki ivezin (paranın) da ayni mecliste alınmasına itibar olunur, (yâni lâzımdır).

Semenler üzerine vâki olmıyan faizli şeylerdeki sarraflık akdinde ancak tayin edilen itibar olunur, ayni mecliste teslim almak itibar olunmaz. Yâni şart değildir.

Buğdayın, unla veya kavutla (kavuzla) satılması caiz değildir.

Ebû Hanife ve Ebû Yusuf (R.A.) nezdinde kesilmiş etle canlı hay­vanı satın almak caizdir.

İmamı Muhammed «ancak kesilmiş et, canlı hayvanın etinden daha fazla ise caizdir» dedi.

Olmuş yaş hurmayı, kuru hurma, yaş üzümü, kuru üzümle eşit olarak satmak (değiştirmek) caiz olur. Zeytinleri, zeytinyağıyle, su­samları susam yağıyle değiştirmek, ancak net yağın, zeytin ve susam­da bulunan yağdan daha fazla olunması bilinirse'caiz olur. Ta ki, yağ misliyle değiştirilmiş ve fazlası da net yağın çıkartılmasının karşılığı olsun.

Ayrı hayvanların etlerini fazla olarak yekdiğeriyle değiştirilmesi caiz olur. Böylece sığır ve koyunun sütlerini, hurmadan yapılmış sir­keyi, üzümden yapılmış sirke ile değiştirmek caiz olur. Pişirilmiş ek­meğin buğday ve unla fazla olarak değiştirilmesi caiz olur...

Köle ile efendisi arasında, müslüman ile darı- harbde olan harp edici kâfir [13] arasında ribâ yoktur, (yânı bîr ölçek buğday verip on ol?ck buğday alabilir.)

 

Selem [14] Bâhsi:

 

Ölçülen tartılan, büyüklük bakımından aralarında pek fark ol­mayan ve tane ile satılan —ceviz ve yumurta gibi- ve metre ile satı­lan nesnelerde de selem (selef), caizdir. Sayı ile hayvanlarda, azala­rında ve derilerde, yük ile odunlarda ve bag ile yoncada selem caiz değildir.

Kendisi için selem parası verilen nesne, selem edilen çağdan tes-Um zamanına kadar dayananlardan olmadıkça selem caiz olamaz. Se­lem ancak gelecek zamanı bağlanırsa sahih olabilir. Ancak muayyen bir- zamana kadar olursa caiz olur.

Belli bir kişinin ölçeği ve metresiyle, belli bir köyün taamından ve belli bir ağacın hurmasından selem cMz olamaz. İmamı Ebu Hanıfe (R \) nezdinde selem âkid yapılırken ancak söylenen yedi şartla sa­hih olabilir:

 1 -Malûm cinS;

 2 -Belli nev'i,

 3 - Belli sıfat (iyisi, or­tası siM)

 4 - Malûm miktar,

 5 -Malûm bir müddet

 6 -Sermaye miktarının bilinmesinle âkîd ilgili ise,  (ölçülen, tartüan ve sayılanlar gibi)   bilinmesi

 7-Eğer malın teslimi için ücret lazımsa malın tes­lim edileceği yerin isîmiendirilmesidir. Ebû Yusuf ve Muhammed (R. A ) dediler ki; sermaye muayyense teslim edilecek yerin isimiendırıl-mesine ihtiyaç yoktur. Ancak akdin olduğu yerde teslim eder. Selem parasını alan şahıs, parayı almazdan evvel aynhrsa selem sahih olmaz. Ne sermayede ve ne de selem edilmiş malda alınmazdan evvel tasar­ruf etmek caiz olamaz. Selef edilmiş malda, başkasını ortak yapmak veva devretmek caiz değildir. Elbiselerde uzunluğu, genişliği ince ve­ya kalınlığı söylendiği zaman selem (selef)  caiz olur. Mücevher    ve boncuklarda selem caiz değildir. Muayyen bîr kalıp şart ettıgı zaman kerpiç ve kiremitlerde yapılan selemde beis yoktur.

Sıfatı mazbut ve miktarı bilinen her şeyde selem caiz olur.

Sıfatı mazbut olmayan ve miktarı bilinmeyen nesnelerde selef caiz de­ğildir. Köpek, pars ve diğer yırtıcı hayvanların satışı caizdir. İçki ve domuzun satışı caiz değildir. İpek böceğinin ancak ipeğiyle beraber, arının ancak kovaniyle beraber satışları caiz olur.

Zımmiler, alış verişlerinde müsîümanlar gibidirler. Ancak içki ve domuzda ayrılırlar. Zira onların içki satışı Müslümanların şıra satışı,, domuzu satmaları ise, nıüslüma.nm koyun satması gibidir.

 

Sarf  (Sarraflık)  Bahsi:

 

Sarf: İki tarafın para olduğu bir alış veriştir. O halde eğer gümü­şü gümüşle veya altını aîtmîa satarsa ancak tartı bakımından eşit olurlarsa caiz olur. Velev ki ayarı ve el emeği bakımından farklı ise­ler de.

Daha ayrılmazdan evvel iki paranın ayni mecliste verip alınması lâzımdır. Eğer altını gümüşle satarsa, fazla vermek caiz olur, fakat derhal ve aynı mecliste iki paranın verip alınması lâzım gelir. Eğer sarf muamelesinde daha iki para veya birisi alınmazdan evvel aynlır-salar âkid bozulur.

Sarraflık parasını almazdan evvel sarfetmesi caiz olamaz. Tahmi­ni olarak altını gümüşle satmak caiz olur. Donatılmış Ve süsü elli dir­heme müsavLolan bir kılıcı yüz dirhemle alan kişi, fiyatın elli dirhe­mini peşin verirse alışveriş caiz olur. Her ne kadar beyan etmezse bile o verilen para, kılıçta bulunan gümüşün karşılığıdır. Eğer «al bu elli dirhemi ikisinin parası yerinde» desa yine o para gümüşün karşılığı olur.

O, meclisten ayrılınca, bir şeyler verip almazsalar, hem hülye (süs) ve hem de kılıç hakkında muamele, hülyenin kılıçtan ayrılması kılıca zarar getirirse bozulur. Şayet zarar getirmeksizin ayrılırsa kılıç hakkında âkit caiz, ancak hülye hakkında ise batı] olur.

Gümüşten yapılmış bir kabı, (gümüş veya allınla) satın alıp pa­ranın bir kısmını aldığı bir kısmını p ladığı halde ayrılırsa alınma­mış miktar hakkında âkid bozulur, an-e&'k alınmışın hakkı sahih olur ve kab aralarında müşterek (ortak) olur. Eğer satıştan sonra kabın bir kısmının başkasının malı olduğu tebeyyün ederse, alıcı serbesttir; dilerse geri kalan kısmı pahasiyle kabullenil, dilerse geri çevirir.

Eğer külçeden bir parça satın aldıktan sonra, bir kısmının başka­sının malı olduğu anlaşılırsa geri kalanı, hissesiyle alır ve cayamaz.

İki dirhem ile bir altını, iki altın ile bir dirheme değiştirirse, alış verişi caiz olur. Cinslerin her birisi diğer cinsin karşılığı olur. Kim ki on bir dirhemi, on dirhem ile bir altına satarsa alışveriş caiz olur; on dirhem benzerlerinin karşılığıdır, bir altın ise bir dirhemin karşılığı olur.

İki saf, bir karışık dirhemin, iki karışık bir saf dirhemle değişti­rilmesi ,.câiz olur. Dirhemlerde çoğu gümüş ise gümüş sayılırlar, dinar­larda çoğu altın ise altın sayılırlar, saf gümüş ve altınlarda itibar olu­nan fazlasiyle satılmanın haramlığı, bu çoğu gümüş ve altın olanlar­da da itibar olunur.  

Eğer fazlaları katışık madde ise, dirhem ve dinarlar (altınlar) hükmünde değildir, O halde katıştıkları, çinsl.atiyle fazla olarak satı--lırlarsa caiz olur. Katışık para ile, bir malı satın alırsa sonra o para geçmez olursa ve halk onunla muameleyi terkederse imam-ı Azama göre bu alışveriş bozulur. Ebû Yusuf (R.A.) «alışveriş için günü kıy­meti ne ise onu vermelidir» dedi. îmam-ı Muhammed (R.A.): «En son olarak halk onu kaça bozarsa onu vermelidir» buyurdu. Belirtmese dahi, geçer pullarla (paralarla) alışveriş caiz olur. Eğer geçer değilse belirUneksizin onunla muamele caiz olamaz. îmam-ı Ebû Hanife (R. A.) nezdinde, birisi geçer para ile satarsa bilâhare o para tedavülden düşerse alışveriş bâtıl olur. Kim ki, bir şeyi fulüsün yarım dîrhemiyle satın alırsa alışveriş caiz olur, bir fulustan yarım dirhemle satılan bir şeyin öbür tarafa vermesi lâzım gelir.

Kim ki sarrafa tam bir dirhem verip ccbu dirhemin yarısiyle bana fulus (ufak para) ver, diğer yarısiyle bir tanecik eksik olmak suretiy­le yarım dirhem ver» dese imam-ı Ebû Hanîfe'ye göre hepsinde de alışveriş fasit olur.

Ebû Yusuf ve Muhammed dediler ki, fuiuslar hakkında alışveriş caiz, diğer kısım da bâtıldır. Eğer «yarını dirhemlik fulus, (bozuk para) ve ikinci yarımı da bir tane (para) eksik olarak bana ver» dese alışveriş caiz olur. O fuiuslar ve bir tanesi eksik olan yarımı, bir dir­hemle satın almış oluyor.

 

Rehin Bahsi:

 

Rehin, vermek ve kabullenmekle münakid, ve teslim almakla ta­mam olur. Mürtehin, (alacaklı) rehni, derli toplu, (borçlunun mül­künden çıkmış) ve ayırdedilmiş bir şekilde elde ederse, rehin akdi ta­mam olur. Alacaklı, rehini almadıkça, borçlu muhayyerdir; dilerse teslim eder, dilerse rehin vermekten cayar. Borçlu, rehini alacaklıya teslim edip oda kabullenirse, o mal alacaklının zimmetindedir.

Rehin ancak mazmun olan borç (yâni verilmesi kesin olan borç) için, verilir. Rehinin ve borcun kıymetinden hangisi daha azsa, rehin onunla alıcının elinde durur. (Eğer rehin telef olursa, o kıymetle alı­cıdan gider). Alıcının elinde iken rehin helak olursa, kıymeti de borç­la eşit ise alıcı hakkını hükmen almış sayılır. Eğer rehnin kıymeti ala­caktan daha fazla ise, fazla olan kısım alıcının elinde emanettir [15]. Eğer alacaktan daha azsa onun miktarı alacaktan düşer, geri kala­nını alıcı, borçludan alır. Taksim olunmamış malı, ağacın başındaki meyveyi,, ağaçsız, tarladaki ziraati tarlasız rehin vermek caiz olamaz. Nasıl ki, yeri ve ağacı,. ziraatsiz ve meyvesiz rehin vermek caiz de­ğilse...

Emanetler, mudarebe (kânna ortak olmak şartiyle verilen ser­maye) paralan ve şirket malı (gibileri) rehin vermek doğru olamaz.

Selem sermayesi, sarf fiyatı ve selem edilmiş mal rehin olarak verilebilir. Eğer âkid meclisinde rehin verilen selem ve sarf sermaye­leri helak olursa, sarf ve selef muamelesi tamam olur ve alıcı 4a hük­men hakkım almış sayılır. Eğer iki taraf rehni, âdil bir kişinin yanma bırakmaya razı olursalar caiz olur. Ne alıcı, ne de borçlu rehni tek başına âdil kişinin elinden alamaz. Eğer âdil kişinin elinde rehin he­lak olursa alıcının zimmetinden gider. Dirhem ve dinarların rehin olunması caizdir.

Dirhem, Dînar, ölçülen ve tartılan nesnelerin rehni caizdir. Cins­leri karşılığı rehnedilip helak olursalar borçtan benzerleri düşer, velev ki iyilik ve elemeği bakımından bir değilseler .

Başkasında alacağı olan, borçludan alacağının benzerini alıp sarf edip bilâhare katışık olduğunu anlarsa, İmama Ebû Hamfeye göre,. başka bir hak iddi& edemez. Ebû Yusuf ve Muhammed «katışığın ben-S geri verir, iyilerini alır» dediler, iki kölesini bin dirhem ıçm, rehin eden kişi, bir köleye düsen payı verirse borcun diğerini verme­dikçe o köleyi geri alamaz.

Borçlu alacaklıyı veya âdil bir kimseyi veya bunlardan başkası­nı borç zamanı geldiği için rehninin satılmasına vekil kılarsa bu çeşit vekâlet caizdir. Eğer rehnin ta akdinde vekâlet işi şart koşulmuşa, borçlu vekili düşüremez, azlederse dahi düşmüş sayılmaz.

Eğer borçlu (ve alacaklı) ölürse dahi vekil azlolunmaz. Alacaklı, borçludan hakkını ister ve alacağından ötürü borçluyu hapsettırebılır. E&er rehin alacaklının elinde ise, alacağını onun fiatından almadıkça borçluyu onda tasaruf etmekten men edebilir. Ne zaman ki, borçlu, ala­caklının alacağını verirse, o vakit alacaklıya «Rehni sahibine teslim et» denilecektir. Alacaklının izni olmaksızın borçlu rehni satarsa sa­tış muamelesi durdurulmuştur; alacaklı caiz kılarsa veya borçlu ala­caklının hakkını verirse satış caiz olur.

E£er verecekli, rehin olan köleyi azat ederse, azat olunur. Rehin olan köle azat olduktan sonra, borcun1 zamanı gelmişse, borçludan -zenginse^ borcunun edası istenecektir, daha vakti gelmeyen, borç­lardan ise azat olunan kölenin parası verecekllden alınır borcun za­manı gelinceye kadar kölenin yerinde rehin olunur.

Verecekli fakirse, köle, kıymetini kazannıcaya kadar çalıştırılır ve onunla borç ödenir. Verecekli rehni helak ederse yine hukum böy­ledir.

Bir ecnebi rehni helak ederse,.onun davacısı ve ödeticisi alacak­lıdır. Alacaklı o ecnebiden rehinin kıymetini alır, rehin olarak elinde tutar.

Verecekli, rehne karşı yaptığı cinayetini, ödemelidir. Alacaklının rehne karşı olan tecavüzün miktarı alacağından düşurulur.

Rehnin, verecekliye, alacaklıya  ve mallarına yaptığı zarar kendi­lerinden gider.

Rehnin muhafaza olunduğu evin kirası, alacaklıya aittir. Çobanın ücreti ve rehnin nafakası verecekliye (borçluya) aittir. Rehnin ziya­deleşmesi vereceklinin olmakla beraber asliyle birlikte rehin olarak kalır. Eğer ziyade olan miktar helak olursa karşılıksız olarak helak olur.

Eğer rehnin aslı helak olup ziyadesi kalırsa verecekli, o ziyadeyi hissesiyle rehinlikten çıkarır, borcu, rehin alman nesnenin alındığı gündeki kıymetiyle ziyadenin rehinlikten çıkarıldığı gündeki kıyme­tine taksim ederek rehnin aslına isabet eden miktar borçtan düşer, ziyadeye isabet eden miktarı derhal verip ziyadeyi kurtarır.

Relini arttırmak caizdir. İmam Ebû Hanife ve Muhammed (R.A.) nezdinde (rehne tam karşılık olsun diye) borcu arttırmak caiz değil­dir. Eğer borçta ziyadelik yaparsalar rehin o ziyadeliğin rehni olamaz.

Eğer tek bir şeyi iki kişiye ayrı ayrı olan borçlarından dolayı re­hin olarak verirse caizdir. O şeyin tümü her birisinin yanında rehin­dir. (Eğer helak olursa) her 'birisine, alacağı miktarı tazmin ettirilir. Verecekli iki kişiden birisinin alacağını verirse:, o şeyin hepsi diğerin elinde rehin olarak kalır, tâ hakkını alıncaya kadar.

Kölesini, müşteri kendisine belli bir şeyi rehin verecek şartiyle satarsa bilâhare müşteri de ayni şeyi rehin vermesinden imtina eder­se, verilsin diye zorlanamaz, öyle ise satıcı muhayyerdir, isterse o, rehinin terkine razı olur, dilerse alışverişi bozar, ancak müşteri pa­rayı hazır verip veya rehnin kıymetini rehin verirse alışveriş bozulmaz.

Alacaklı, rehni bizzat kendisi, ailesi, çocuğu ve evinde bulunan hizmetçisi koruyabilir. Eğer evinde olmayan birisiyle korursa veya emânet olarak birisinin yanma bırakırsa helak olunduğu zaman me­sul olur. Alacaklı, rehine saldırdığında gasip gibi, bütün kıymetini ta-zammün ecjer.

Alacaklı, rehini -vereçekliye âriye (teberru) yoluyle verdiği zaman alınmasiyle alacaklının zimmetinden çıkar. Burada vereceklinin elin­de helak olursa karşılıksız olarak helak olur.

Alacaklı, relini tekrar alabilir. O halde aldığı zaman mesuliyeti geri alır. Verecekli, öldüğü zaman vâsisi rehnı satar vereceğini ondan, öder. Öyle ise eğer vâsisi olmasa, kadı kendisine bir vâsi tâyin eder ve tâyin olunan vâsiye «malını sat, borcunu Öde» der.

 

Hâçr Bahsi:

 

Hacri icabettiren sebepler, üçtür:

 1-Küçüklük,

 2 -Kölelik,

 3 -Deliliktir.

Küçüğün tasarrufu ancak velisinin izniyle caiz olur. Köle ancak efendisinin izniyle taşaruf eder. Daima deli olanın tasarrufu hiç bir halde caiz değildir. Bu kişilerden berisi, alışverişi bildiği ve kasdettiği halde satar veya satın alırsa relisinin isteğine bağlıdır. Alışverişte maslahat varsa, caiz kılabildiği gibi fesih de edebilir.

Bu üç sebep, sözlerde hacri icap ettirir, fullerde ise icap ettirmez. Çocuk ve delinin ne alışverişleri, ne ikrâr.ları doğru ve ne de boşanma ve azat etmeleri sahih olur. Ama bir şeyi telef ederlerse mesuliyeti on­lara aittir.

Kölenin, kendisi hakkında söylediği nafizdir. Efendisinin hakkın­da ise, nafiz değildir. Eğer bir malı ikrar ederse, (yâni başkasının ma­lı bende var dese) hür olduktan sonra kendisine o malın ödenmesi lâ­zım gelir, kölelik halinde ise ödenmesi lâzım gelmez. Eğer had (ceza) ve kısası icap ettiren bir suçu ikrar ederse, derhal tatbik edilir. Köle­nin boşanması muteberdir.

İmam-ı Ebû Hanife (R.A.) dedi ki, sefih (aklı hafif olan) bir kim­se, baliğ, âkil ve-hür olduğu zaman üzerine hacr konulmaz, malında tasarrufu caizdir; ne kadar mübezzir, lehinde olmayan ve maslâhatsız yerlerde malını harcarsa bile.,.

Ancak Ebû Hanife (R.A.)- «Erkek çocuk gayrî reşit (sefili) olarak baliğ, olduğunda yirmi beş seneye varıncaya kadar Öz inalı kendisine teslim olunmaz» dedi.

 Fakat yirmi beşten evvel tasarruf ederse, tasarrufu nafizdir. (Çünkü hacr yoktur). Yirmi beş seneye varınca kendisinde reşitlik görülmese, bile malı kendisine teslim olunur.

Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Sefih bir kimseye hacr konur, malında tasarruf etmekten men olunur.

halde eğer mahcur (hâcîrli) olan sefih, malını satarsa satışı nafiz olamaz. Eğer satışında bir maslahat varsa ancak hâkim onu ca­iz kılabilir.

Bir köleyi azat ederse nafizdir, fakat köleye, kıymetini ödemek için çalışmak düşer- Bir kadınla evlenirse nikâhı olur. Evlendiği ha­nıma vereceği mihrin miktarını belirtirse bile, belirttiği miktardan ancak mihri misli, (yâni o hanımın yakınlarının mihri) kadar mihir vermesi caiz olur, fazla kalan kısımsa bâtıl sayılır,

Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Gayri reşit olarak baliğ olan bir kimsede reşitlik görülmezse malı ebediyyen kendisine teslim edilmez ve o malda tasarruf etmesi caiz olmaz.

Sefih kişinin malından zekâtı çıkarılır, ayni maldan çocukları­na, ailesine ve nafakası kendisine düşen yakınlarına nafaka verilir. Eğer haccetül İslâm (Farz hac) 'ı yapmak isterse men edilemez. Hac yoluna çıkınca, kadı, yol nafakasını kendisine değil, belki hacılardan emin ve güvenilir birisine verir o adam da yolda ona harcar.

Eğer hastalanır da hayır kapılarına vasiyetler yaparsa (Ölümün­den) sonra malının üçte birisinden vasiyetleri çıkarılır.

Erkek çocuğun baliğ olması, ihtilâm olmak, cinsi münasebette bulunduğu zaman gebe yapmak ve menisinin gelmesiyledir. Eğer bun­lar bulunmazsa Ebû Hanife (R.A.) ye göre, on sekiz senesini doldu­runca baliğ olur.            

Kız çocuğunun baliğ olması, hayız (âdet) kanını görmek, ihtilâm olmak ve gebe kalmakladır. Eğer bunlar yok ise on jıedi yaşını tamam edince baliğ olur.

Ebû Yusuf ve İmam-ı Muhammed (R.A.): «Erkek ve biz çocuk­ları on beş senelerini doldurdukta baliğ olurlar» dediler. Erkek ve kız çocukları bulûğa yaklaşıp baliğ olup olmamalarında şüphe peydah olunca, kendileri «Biz baliğ olduk» dedikleri vakit söz onlarındır. On­lar baliğin hükmündedir [16].

İmam-ı.Ebû Hanife (R.A.) diyor kî: Borçtan dolayı, (kişiyi) hâcr (hapis) altına almam. O halde bir kişiye bir sürü borç yüklenirse,, alacaklılar da hapsetmesini ve hâcr altına alınmasını isterlerse ben onu hacr altına almam, eğer malı varsa hâkim malında tasarruf ede­mez, ancak malım satıp borcunu ödeyinceye kadar hapsedilir. Borcu dirhem olduğu halde dirhemleri de varsa —rızası olmasa bile— kadı, borcunu malından verebilir.

" Börcü dirhem olduğu halde dinarı .varsa, kadı, dinarlarını —bor­cunu ödemek için— satar;  

Ebû Yusuf ve Muhammed (R,A.) «alacaklı!ar( iflâs etmiş borçlu­nun hacrini isterlerse kadı, üzerine hacr koyar ve onu alışverişten, ta­sarruftan ve başkasına mal ikrar etmekten men eder, tâ ki, alacaklı­lara zarar vermesin. İflâs etmiş zat malını salıp borçlarını ödemekten imtina ederse, kadı, malını satar, alacaklılara hisselerine göre taksim eder,» der.

Eğer iflâs eden zat, hacr halinde iken başkasına hak ikrar eder­se, hazır malından eski borçları ödedikten sonra kendisine o hakkın' verilmesi lâzım gelir. Hacr zamanında iflâslı zata, eşine ve küçük ço-; cuklarına malından nafaka verilecektir.

İflâslınm malı olduğu bilinmez, alacaklılar da hapis edilmesini ister ve o da «benim malım yoktur» dese, hâkim satılan malın fiyatı, elden aldığı paranın bedeli ve âkitle kendisine lâzım gelen mihir, ke­falet gibi borçlar için derhal hapseder. Bu gibi borçlar hariç gasbettiği malın kıymeti, yaptığı cinayetlerin karşılığı ve kalan borçlar için hapis olunmaz. Ancak malının olduğu delille ispat edilir ve bu , gibi borçları vermezse hapsedilir.

- Kadı, böyle bir kimseyi iki veya üç ay hapsettiği zaman halini tetkik edecektir; eğer seryeti bulunmadı işe serbest bırakacaktır. Eğer delille malının olmadığı ispat edilirse yine bırakması lâzımdır. îflâslı kişi, hapisten çıktıktan sonra kadı, alacaklıları ondan uzaklaştıramaz belki onun arkasını takip ederler, fakat tasarruf etmekten, sefere çık­maktan men edemezler. Çalışmasından elde ettiği kazancının fazlası­nı alırlar, aralarında alacaklarına göre taksim ederler. Ebû Yusuf ve Muhammed «Hâkim onu müflis ilân ettiği zaman, alacaklıları on­dan uzaklaştırır, ancak malının olduğunu ispat ederlerse, uzaklaştır­ma yoktur» dediler. ...

Serveti için, ıslâh edici ise, fâsık bir kimseye hacr konulmaz. Eski fâsıklıkla yeni fâsıkhk arasında fark yoktur.

Kişi, belli bir kişiden (borçla) satın aldığı mal elinde olduğu hal­de iflâs ederse, o malın sahibi de diğer alacaklılara tâbidir. (Yâni bu benim mailindir, bari hepsini alayım diyemez.)

 

İkrar Bahsi:

 

Baliğ ve âkil olan hür insan (bir hakkın kendisinde olduğunu) ik­rar ettiği zaman, ikrar edilenin verilmesi kendisine lâzım gelir, ikrar ettiği hakkın miktarı meçhul (belirsiz) veya malûm olması eşittir. Meçhulü ikrar ettiği zaman kendisine «meçhulü beyan et» denir. Me­selâ: «Falan adamın bir şeyi bende vardır» dese o meçhul şeyi, kıy­meti olan bir nesne ile açıklamalıdır. (On kurnş gibi). Ancak bu açık­lamasında yeminle beraber sözü kabul olunur. Velev ki kendisi için hak ikrar edilmiş zat, ikrar edenin açıkladığı miktardan daha fazla bir hak iddia ederse dahi... «Falanın bir malı bende var» dediği za­man, o malın açıklanması için ikrar edene müracaat edilir, az ve çok ta onun sözü kabul olunur. Eğer «onun büyük bir malı bende vardır» deyip iki yüz dirhemden daha az tefsir ederse, sözü kabul edilmez. Eğer «çok dirhemleri vardır bende» deyip te on dirhemden az tefsir ederse yine kabul edilmez. Eğer «dirhemler» dese üç dirheme hamlolunur. Ancak üçten daha fazla bir rakamla tefsir ederse olur.

Eğer «onun bende bu kadar, bu kadar [17] dirhemi vardır» dese ön bir dirhemden az bir miktarla tefsir ederse (doğru) kabul edilmez. Eğer «bu kadar ve bu kadar dirhemi vardır bende» dese yirmi bir dir­hemden az bir miktarla açıklarsa doğru kabul edilmez. Eğer «onun için üzerimde ve tarafımda (vardır)» dese^bir borcun olduğunu ikrar eder. Eğer «yanımda veya beraberimde vardır» dese, elinde bir ema­netin bulunmasmMkrâr .eder. Eğer birisi muhatabına «benim sende: hin (dirhemim) vardır» dese, muhatabının; «Ölç veya bozuklarını ayırt veya bunun için bana müddet ver veya ben sana daha evvelden ver-, dini» demesi, o parayı ikrardır.

Gelecek bir borcu ikrar edeni, alacaklı borcun hususunda tasdik eder, fakat tehir hususunda yalanlarsa borcun derhal verilmesi lâzım gelir.

Kendisi için ikrar yapılan zat (alacaklı), borcun derhal verilip Verilmemesi hakkında yemine davet edilecektir. İkrar yapıp hemen ardında bir kısmını istisna (ayırtmak) yaparsa istisnası caiz ve geri kalan miktarın verilmesi kendisine lâzım gelir, tkrâr edilen miktarın, çoğunu veya azını istisna etmek eşittir.

İkrar ettiği miktarın tümünü istisna ederse, o miktarın hepsini vermesi lâzım gelir ve istisna bozulur. Eğer «onun üzerimde yüz dir­hemi vardır, ancak bir dinar veya bir ölçek buğday ondan eksiktir»

dediği zaman bir dinarın veya bir ölçek buğdayın kıymeti hariç olrnate üzere, yüz dirhemin verilmesi kendisine lâzım gelir. Eğer «onun ben­de yüz ve bir [18] dirhemi vardır» dese o yüzün tümü dirhem kabul olunur. Eğer «Onun bende yüzü ile bir elbisesi vardır» dese tek bir elbise kendisine lâzım gelir. «Yüzün» tefsirinde kendisine müracaat edilir.

Kim ki «eğer Allah dilerse falanın şu kadar hakkı bende vardır»

dese, ikrar ettiği miktar kendisine lâzım gelmez. Kim ki bir hakkı ca­yabilmek şartiyle ikrar ederse ikrar ettiği miktar kendisine lâzım gel­mekle beraber caymak şartı da bâtıl olur.

Bir evin (arsasının) başkasına ait olduğunu ikrar ederek üzerin­deki, bunları nefsi için istisna ederse, hem ev arsası hem de bina, ken­disi için ikrar yapılana ait olur.

Eğer «Bu evin binası benimdir, arsası falan adamındır» dese bu şekilde onun dediği gibi kabul edilir [19]. Bir kimse, sepette olan hur­mayı başkasınındır diye ikrar ederse, hem hurma ve hem de sepeti vermesi lâzımdır.

Ahırda olan hayvanın başkasının malı olduğunu ikrar ederse, yal­nız hayvanın verilmesi lâzımdır. Eğer dese ki: «Ben, mendilin içinde olan bir elbiseyi gasbettim» bu takdirde hem mendilin ve hem de el­bisenin verilmesi kendisine düşer.

Eğer: «Elbisenin içinde elbisesi bende vardır» dese iki elbisenin verilmesi kendisine lâzım olur.

Eğer «Onun on elbisesinin içinde bir elbisesi bende vardır» dese Ebü Hanife ve Ebü Yusuf (R.A.) nezdinde, ancak bir elbisenin veril­mesi kendisine lâzım gelir. İmam-ı Muhammed dedi: On bir elbise lâzım gelir. Bir kimse bir elbiseyi gasbettiğini itiraf eder ve kusurlu bir elbise getirip budur dese, yemin etmesiyle beraber sözü muteber­dir. Yine hüküm böyledir, başkası için kaç divhemi ikrar ettiği zaman « dirhemlerden gayem katışık dirhemlerdi» dese... Eğer «onun bende beşte beşi.vardır» der, çarpma ve hesabı irâde ederse, kendisine beş dirhem lâzım gelir. Eğer dese ki; «ben iki beşi irâde ettim» bu takdir­de kendisine onun verilmesi lâzım gelir. Eğer «onun bende birden ona kadar dirhemi vardır»» dese, kendisine, Ebû Hanefiye göre, dokuz dir­hem lâzım gelir. O halde birden dokuza kadar makbul sonuncusu olan onuncu ise sakıt olur.

Ebû Yusuf ve Muhammed: «Onun bütünü kendisine lâzım gelir» dediler.

«Ondan satın aldığım ve teslim almadığım kölenin parasından bende bin dirhemi vardır» c}eyip bir köleyi gösterirse kendisi için para ikrar edilen zata; «Eğer dilersen o köleyi ver, bin dirhemi al, aksi tak­dirde sana bir şey yoktur» denilecektir. Eğer bu para bir kölenin parasındandır deyip te köleyi tâyin etmezse Ebu Hanefi'ye göre ona bin dirhemin verilmesi lâzmı olur.

Eğer «Onun bende şarap veya domuz pahasından bin dîrnerm var­dır» dese bin dirhemin verilmesi lâzım olur ve açıklaması kabul edil­mez.

Eğer «Bir metâın (eşya) parası olarak onun bende bin katışık pa­rası vardır» dediğinde kendisi için itirafta bulunulan zat da, «Hayıı katışık değildir, belki saf paradır» derse imam-ı Ebû Hanife (R.A.) ye göre katışık olmayan bin (Ura) lâzım gelir [20].

Başkasına, bir yüzüğü ikrar edene, halka ile taşını birden vermesi lâzım gelir. Eğer kılıcı ikrar ederse, demiri, kılıfı ve takma kayışını vermelidir. Bir gerdek odasını (mahfeyi) ikrar ederse, odanın ağaç ve perdeleri dahil olur.

. Eğer falan kadının hamli için bende bin (dirhem) vardır, bu hami için filân adam bu miktarı vasiyet etti veya babası ölmüş ken­disine babadan kalma mirastır, derse, ikrarı doğru olur, eğer ikrarı müphem bırakırsa Ebû Yusuf (R.A.) a göre, ikrar sahih olmaz. Cari­yesinin veya bir koyunun hamlini başkasına ikrar ederse, ikrarı doğru olur ve ikrar olunmuş malın verilmesi lâzım gelir.

Daha evvelce borçlu olan bir kimse, ölüm döşeğinde iken bir ta­kım borçlarını ikrar ederse, hasta iken de belli sebeplerden bir takım borçlar altına girerse, bütün bu durumlarda sağlık zamanında ve belli sebeplerle hastalık zamanında kendisine lâzım gelen borçlar di­ğer borçlardan daha evvel verilir, bunlar verildikten sonra fazla mal kalırsa ölüm hastalığı halinde ikrar ettiği borcuna verilir. Sağ iken, hiç bir borcu yok ise, hastalık halinde yaptığı ikrarı caiz olur ve ken­disi için ikrar yapılan şâhıs, vârislerden daha evlâdır. (Yâni evvelâ ona, sonra vârislere verilir), pastanın vârisi için yaptığı ikrarı bâtıl­dır, ancak diğer vârisler hastayı doğrularsâlar" (ikrarı sahih ulur.)

Bir kimse, bir ecnebiye hastalığında mal ikrar eder, bilâhare o benim oğlumdur dese, ve oğlu olduğu da sabit,olursa (oğlu) için yaptı­ğı ikrar bozulur.

Ecnebi bir hanıma mal ikrar ettikten sonra onunla evlenirse, ona yaptığı ikrar bozulmaz. Hastalığında ailesini üç talâkla boşadıktan sonra, kendisinde alacağının olduğunu ikrar eder ve ölürse, hanım, ikrar edilen mal ve kocasından alacağı mirastan hangisi daha azsa onu alır.

Nesebi belli olmayan ve kendisinin evlâdı olabilecek bir erkek ço­cuğu evlâdımdır diye ikrar ederse ve o çocuk da (evet benim babam­dır, diye) onu doğrularsa hastalığı şiddetli dahi olsa çocuk onun olur vs mirasta vârislerle ortak olur. Kişinin, anne, baba, eş, ve âza*; eden efendiyi ikrar etmesi caiz olur.

n anne, baba, koca....ve kendisini azat eden efendiyi ikrar etmesi kabul olunur.

Ancak ikrar ettiği evlâdın kabul edilmesi, kocasının tasdikine ve­ya doğurduğuna dair ebe şahitliğine bağlıdır.

Ana, baba ve evlâttan başka, kardeş ve amca gibi bir nesebeyi ik­rar edenin ikrarı kabul değildir. Yakın veya uzak olan belli bir vârisi varsa, onlar mirası elde etmek bakımından «kardeşim ve amcamdı.?» diye ikrar ettiği şahıstan daha evlâdır.

Vârisi yoksa kendisi için «kardeşim veya amcamdır» diye ikrar yapılan şahsa miras düşer.

Babasının ölümünden sonra «kardeşimdir» diye birisini ikrar eden zatın, ikrarı ile kardeşliğini ispat etmeye çalıştığı zatın kardeşliği sa­bit olamaz, ancak mirasta ona ortak olur.

 

İcar Bahsi:

 

İcar, ivez (para) ile menfaatlerin üzerine yapılan bir âkittir. Men­faatler belli ve ücret malûm olmazsa, icar akdi caiz olamaz. Alışve­rişte semen olan nesnelerin icarda ücret olunması caizdir. Menfaatler, bazen müddetle belli olur, oturmak için evlerin, ziraat için arazilerin kiralanması gibi; bu. kiralanmada belli bir müddet ne kadar uzun olursa olsun— için anlaşmak doğrudur. Bazen de menfaatler çalışmak ve belirtmekle malûm olur. Elbiseyi boyamak veya dikmek için, bir hayvanı belli bir yük yüklemek veya belirttiği bir mesafede binmek için kiralamak gibi.

Bazen de menfaatler işaret etmekle malûm olur; bir kişiyi ken­disi için bir yiyeceği belli bir yere götürmek için kiralamak gibi. İçin­de neler yapacağını belirtmese dahi evler ve dükkânların icar edilme­si caizdir ve orada her şeyi yapabilir, ancak demircilik, bez ağırtıcılık ve değirmencilik yapamaz. (Ancak bunları yapmak için, kiralarsa ya­pabilir.)

Arazileri ziraat için icar etmek caizdir, o arazilere neyi ekeceğini belirtmedikçe, veya sana istediğin şeyi ekebilirsin diye veriyorum de­medikçe âlsid doğru olamaz.

Arsayı bina yapmak veya hurma ağaçlarını veya diğer ağaçtan dikmek için kiralarsa caiz olur. İcar müddeti......

tamam olunca binasını ve ağaçlarını kaldırmalı, arsayı boş olarak sahi­bine teslim etmelidir.

Ancak arsa sahibi evin ve ağaçların enkaz ve kesilmiş oldukları haldeki kıymetleriyle satiri almak ister, ev ve ağaç sahipleri de razı olur­sa, parasını verir kendisine baktırabüir. Veya bir müddet arsasında kal­maya razı olursa, o zaman ev icar edenin, arsa da sahibinindir. Hay­vanların, binmek ve yüklemek için icar edilmeleri caizdir. O halde eğer-binecek kimseyi belirtmeden binmek için kiralanmışsa, istediğini bindi-rebilir. yine istediğini giycürebilir, eğer elbiseyi giyecek olanı belirtme­den giymek için kiralarsa..

Eğer filân adam binsin veya elbiseyi giysin diye kiralarsa, bilâhare başkasını bindirir veya.başkasına gîydirirse ve bu suretle bir noksanlık olursa zâmin olur.

Böylece kullananın değişmesiyle hüküm de değişir.

Eğer bir kişinin oturması için evi kiralarsa, başkasını da oturtabi­lir. Eğer hayvana yükleyecek yükün nev'i ve' miktarı belli ederse, mese­lâ; beş ölçek buğday yüklerim dese, zarar vermek bakımında buğday benzeri veya daha hafifini —arpa ve susam daneleri. gibi— yükleyebilir. Buğdaydan daha zararlısını (ağırını) —tuz ve demir gibi— yükleye­mez. Eğer belli bir miktar pamuk yükletmek için kiralarsa, o pamuğun ağırlığı kadar demir yükleyemez. Eğer bir miktar buğday yüklemek için kiralarsa bilâhare ondan fazlasını yüklettiğinden dolayı hayvan helak olursa, ağırlığı ziyadeleştiren miktar kadar zâmin (mesulü) olur.

Eğer binmek içiri icar eder, sonra terkisine bir kişi daha alır ve bun­dan dolayı da hayvan helak olursa, yarı kıymetini vermek mecburiye­tinde bırakılır, bu mesuliyet ağırlıkla itibar olunmaz..

Eğer bindiği hayvanın-dizginini kendisine doğru çeker veya vurur­sa, hayvan da bu sebeple helak olursa İmam-ı Ebû Hanife (R.A.) ye gö­re, mesul olur.   .        '

Irgatlar (işçiler) iki kısımdır: Müşterek ve hususUşçi. Müşterek iş­çi o işçidir ki, çalışmayınca, ücreti hak etmez; boyacı "ve bez ağartıcısı gibi... Meta, işçinin elinde emanettir, eğer kaza ile helak olursa Ebû Hanife (R.A.) ye göre, hiç bir şeyin mesulü olmaz. Ebû -Yusuf ve Mu-hammed (R.A.) dediler ki, mesul olur. İşçinin çalışmasından ötürü te­lef olan şeyler, abartıcının vurmasından dolayı delinen elbise, hamraa-Im ayağının teaymasiyîe....kiracının yüke bağladığı ipin kopmasiyle ve (hızlı yürüttüğünden dolayı) geminin batmasiyle, telef olan malın kıymeti tazmin ettirilir. Ancak gemide boğulanla hayvandan düşüp ölenden mesul değildir.

Kan alıcı, kan aldığı, iğneci iğne vurduğu zaman, mûtadı (nor­mali) geçmezse o kan almak ve iğne vurmakla telef olanın mesulü olamaz

Hususi işçi: çalışmazsa bile belirtilen müddette kendisine çalış­madığı ve ücret sahibine teslim olduğu için ücrete müstehak olan iş­çidir. Bir ay müddetle hizmetçiliğe veya koyun çobanlığına kiralanmış bir kimse gibi... Hususî işçi elinde veya çalışmasında telef olan mal­dan mesul tutulamaz.

Şartlar, alışverişi "bozduğu gibi icarı da bozar. Hizmet için bir kö­leyi icar eden, o köleyi beraberinde sefere götüremez, ancak götürmeyi şart koşarsa. (O zaman götürebilir). Mekke'ye kadar bir hevdec [21] (mahmii) ile iki biniciyi bindirmek için bir deveyi kiralamak caiz olur ve halk arasında mutad olan bir mahmili yükletmelidir. Deveci daha evvelce mahmili görürse daha iyi olur. Bir deveyi zahiresini yüklet­mek için icar ederse, yolda o zahireden yerse, yediğinin miktarını yol­da tekrar yükletebilir.

Ücret yalnız âkitle vacip olamaz. Ancak üç sebepten birisiyle lâ­zım olur:

 1) Ya acele vermek şart koşulmakla,

 2) Veya şartsız olarak acelece vermekle,

 3)  Veya icar müddetinin tamamlanmasiyle    lâzım olur.

Bir evi kira edenden ev sahibi her günün ücretini isteyebilir. An­cak âkid yapılırken para vermek vakti beyan edilirse (o vakit gelmez­den evvel istenilmez).

Bir deveyi Mekke'ye kadar kiralayandan, deveci her konak başın­da o konağın ücretini isteyebilir. Bez ağartıcı ve terzi ücretini peşin almayı şart koşmadığı takdirde işi tamam etmezden evvel ücreti iste­meye yetkili değildir.

Bir fırıncıyı, evinde, bir ölçek unu bir dirhemle pişirsin diye kira­larsa, ekmeği tandır (yer fırını) dan çıkarmadıkça ücret alamaz

Düğün yemeğini pişirsin diye, bir aşçıyı kiralarsa,.yemeği kaplara boşaltılması da aşçıya düşer.

Kendisine kerpiç kessin diye bir kişiyi kiralarsa ancak kurumuş kerpiçleri yerinden kaldırdığı zaman —İmam-ı Azama (R.A.) göre— ücreti hak eder. Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) e göre, istif yapma­dıkça ücreti hak edemez. Eğer terziye: «Bu elbiseyi farisi biçiminde dikersen sana bir dirhem, Rumî biçimi dikersen sana iki dirhem var­dır» dese caizdir. Hangi biçimle dikerse o ücrete müstehak olur.

Eğer «Bugün dikersen bir dirhem, yaım dikersen yarım dir­hem var» dese, terzi birinci gün dikerse bir dirhemi alır, ikinci gün dikerse İmam-ı Ebû Hanife (R.A.) ye göre, ücretümisil (yâni benze­rinden ne alırsa ondan da onu alır)» fakat bu ücretilmisil de yarım dirhemi geçmemelidir. Eğer dese ki: «Bu dükkânda âttar (koku satan) olarak durursan kirası bir dirhem, haddad (demirci) olarak oturursan aylık iki dirhem olsun.» Bu iki şart da caizdir. Hangi işi yaparsa Ebû. Hanife (R.A.) ye göre, onun kirasını vermesi lâzımdır.

Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Bu biçim icar bâ­tıldır.

Bir evi her ay bir dirhemle icar ederse tek bir ay için âkid doğru­dur. Diğer aylar için sahih değildir. Ancak bütün ayların adedini söy­lerse o zaman sahih olur, (meselâ on ay beheri için bir dirhem.)

Kiracı ikinci aydan tek bir saat kadar evde durursa ikinci ay hak­kındaki akitte caiz olur, ev sahibi, o ay tamam almadıkça onu çıkara­maz. Her ayki, başlangıcında bir saat filân durursa hükmü budur.

Bir senelik bir evi on dirhemle icar ettiği zaman «her ayın (umu­mî) ücretten karşılığı şu kadardır» diye belirtmezse bile caizdir. Ha­mamcı ve kan alıcının ücret almaları caiz olur. (Yâni hamam işlet­mek ve kan tahlili ve aldırması sanatinde çalışmakta hiç bir beis yok­tur.)

Tekenin keçileri aşması için, ücret almak caiz değildir. [22] Ezan okumak, ikamet etmek, [23] hac yapmak, türkü söylemek ve-ağlamak için başkasını kiralamak caiz olamaz.

Ebû Hanife (R.A.) ye göre, taksim olunmamış müşterek mal an­cak ortağa icarla verilir.

Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Taksim olunmayan. mal, ortaklardan olmayanlara ola icar ile verilmesi caizdir. .

Malûm bir ücretle çocuğa dadı (sütannesi) icar etmek caiz olur. Dadıyı, yiyeceği, içeceği ve giyeceği ile kiralamak caizdir. Dadıyı ki­ralayan, kocasını cinsî münasebetten men edemez. Eğer gebe kalıp sütünün çocuk için muzır olacağından korkarlarsa icarı bozabilirler.

Dadıya, çocuğun yiyeceğini yararlı bir hale getirmek lâzımdır. Eğer dadı süt müddetinde çocuğa koyun sütü emzirirse kendisine ücret yoktur.

Çalıştığı işte etkisi olan her usta, —bez agartıcı ve boyatıcı gibi— işi yaptıktan sonra ücretini alıncaya kadar malı yanında bıraktırabilir. Çalışmasının her hangi bir tesiri olmayan —hamal ve kaptan gibi— ücretini alsın diye malı hapsedemez.

Ustanın çalışılması şart kılındığı zaman, usta, başkasını o işte çalıştıramaz. Eğer "Bana su işi yap» dese, usta birisini icar edip çalış­tırabilir.

Elbise sahibi; «kattan olarak dikmeni emrettim?» iddiasında, terzi de: «İç gömlek olarak dikmemi söyledin» derse veya elbise sahibi bo­yacıya: «Kırmızıya boyamanızı emrettiğim haide sarıya boyamışsın» dese yeminiyle beraber elbise sahibinin sözü kabul olunur. Elbise sahi­bi yemin ettiği takdirde terzi mesul olur (boyacının hükmü de bu­dur.)

Elbise sahibi :«Bana ücretsiz olarak dikti > diye iddia eder, usta da ücretle diktiğini söylerse, Ebû Hanife (R.A.) ye göre, elbise sahibinin yemin etmesiyle sözü kabul olunur.

Ebû Yusuf (E.A.) dedi ki, eğer bu usta daha evvelce de bu adama çalışıyorsa bu sefer de ücretini alacaktır, eğer daha evvel ona çalışma-mışsa bu defası ücretsiz olur. îmam-ı Muhamnıed (R.A.) dedi ki: Eğer ustanın böyle işleri ücretle yaptığı meşhursa «Ben ücretle yaptım» demesi kabul olunur.

Bozuk olan bir icarda ücreti misil (benzerinin ücreti kadar ücret) lâzımdır. Fakat söylenen -ücretten fazla almamak şartiyle oturmazsa hile kiraladığı, evi teslim aldığı zaman ücretin verilmesi kendisine lâ­zım olur.

Eğer birisi onun elinden kiraladığı evi gasbederse evin ücreti dil

Eğer kiracı evde durmaya zarar veren biv sey görürse, icar mua­melesini bozabilir. Kiralanan ev harap olursa veya arazinin veya de­ğirmenin suyu kesilirse icar muamelesi kendiliğinden bozulur.

Kendi nefsine icar akdettiği halde, iki t aı aftan birisi ölürse icar muamelesi bozulur. Eğer başkası için akdetmişse bozulmaz. Hayan şart (yâni cayma şartı) icar muamelesinde sahihtir, (doğrudur). İcar muamelesi özürlerle (eksiklikler) bozulur. Çarşıda ticaret yapmak için bir dükkânı icar edip iflâs etmek, evini dükkânını kiraya verdikten sonra iflâs etmiş, ancak ev ve dükkânın satılmasiyle ödeyebilecek borçlar kendisine terettüp eden kimse gibi. Bu surette-kadı, icar ak­dini bozar, onun evini ve dükkânını, borcunu ödemek için satar.

Sefer etmek için bir hayvanı icar edip sonra sefere gitmemesini icap eden bir hal beliren kimse gibi.. Bu zatın bu durumu özürdür. Eğer mikâreciyi (hayvanını kiraya vereni) seferden men edici bir sebep peyda olursa özür sayılmaz. (Zira bir insanı kiralayıp hayvanın başında gönderebilir.)

 

Şüf'a [24] Bahsi:

 

Evvelâ satılan malda ortak olana, ondan sonra satılan malın hak­kında —su ve yolu gibi— ortak plana daha sonra komşuya, şüf'a hak­kının tanınması vaciptir. Satılan malda ortak olan olduğu halde yol­da ve suda ortak ve komşuya şüf'a hakkı yoktur (ve iddia edemezler.)

Eğer satılan malda ortak olan zat Şüfadan vazgeçerse, yolda or­tak olana şüf'a hakkı intikal eder. Eğer o da vazgeçerse şüf'ayı komşu alır.

Şüf'a, satışın akdiyle vacip olur, (şufa hrtkkımı kullanırım diye) şâhid edinmekle istikrar bulur. Müşteri şuf'ayı teslim veya hâkim şufa ile hükmettiği zaman şuf'adar teslim alırsa mülk edinir. -

Şuf'adar, ortak malın satıldığını bildiği zaman hemen o mecliste suf'a hakkını talep edeceğine dair şâhid edinmeli ve ondan sonra ora­dan kalkmalıdır. Mal daha satıcının elinde ise, satıcının yanında şufa hakkını talep edeceğine dair şâhid edinir veya satın alana giderek ve­ya gayrimenkulun yanında şâhid edinir. Bunu yaptığı zaman şufa hakkı sabit olur. îmam-ı Ebû Hanife (R.A.) ye göre, şufadarm şufa hakkını biraz geçirmesi bilâhare isteme hakkını düşürmez.

 İmam-ı Muhammed  (R.A.)  dedi ki; Eğer şâhid edindikten sonra (özürsüz olarak)  bir ay şufa hakkını terkederse şuf'ası bozulur.

Taksimi mümkün olmadığı halde yine de gayri menkulde şuf'a vaciptir. Ticaret mallarında ve gemilerde şuf'a yoktur. Müsülman ile zımmîler şuı'ada eşittirler.

Mal olan bir paha ile mülk edindiğinde gayri menkulde şuf'a va­cip olur. Mihir olarak verilen, kadından hûi'u [25]bedeli olarak alı­nan, başka evin kirası olarak verilen, kasden öldürülmenin sulh yo­luyla bedeli olarak verilen ve karşılığında küle azat edilmiş evde şuf'a yoktur. Davalının hakkı inkâr etmesinden veya hakkı ikrar etmek­ten sükût etmesinden dolayı (davacıya malının geri verilmesi için) sulh yoluyla verilen evde de şuf'a hakkı yoktur. Eğer dâvâlı, sulh yo-lııyle hakkı ikrar edip ev alırsa şuf'a sabit olur.

Şufadar, kadıya gelip ortak malın satıldığını iddia edip şuf'a hakkım talep ettiği zaman, kadı dâvâlıdan sorar; Eğer dâvah davacı­yı şufadar yapan mülkünün olduğunu ikrar ederse (ne güzel) eğer itiraf etmezse kadı, davacıdan delilini getirmesini isteyecektir. (Yâni ispata çağıracaktır). O halde eğer, davacı ispattan âciz kalırsa, kadı, müşteriyi davacıyı şufadar kılan mülke sahip olduğunu bilmediğine dair Allaha yemin eder misin?» diye yemine davet eder.

Eğer dâvâlı, yemin etmekten imtina . eöer veya davacının şufadar olduğunu ispat eden bir delil bulunursa, kadı davalı­dan; »sen bu malı satın mı aldın yoksa?» diye soracaktır. Eğer dâvâlı satın aldığını inkâr ederse, şuf'adara; «dâvâlının bn malı satın aldı­ğını ispat et» denilecektir, eğer şufadar ispattan âciz kalırsa, kadı, müşteriyi (dâvâlıyı) «Allah'a yemin ederim, bu malı satın almadım veya onun (davacının) zikrettiği yönden bu evde bana herhangi bir şuf'a terettüp edemez» diye yemin ettirir.

Şufadar, semeni (parayı) kadı'mn meclisine getirmemişse bile şuf'a hakkında münazaa (münakaşa) caizdir. Kadı, şuf'adara hük­mettiği zaman kendisine derhal semenin getirilmesi düşer.

Şuf'a yoluyla elde ettiği evi, kusurunu görmek veya kendisini gö­rüp beğenmemek suretiyle çevirebilir.

Eğer şuf'a sahibi, satanı elinde satılmış mal olduğu halde kadı huzuruna getirirse şufa hakkında onunla münakaşa edebilir. Kadı şufaöann delilini, müşteriyi getirmeyince dinlemez. Ancak müşteri­nin huzurunda alışverişi bozar, şuf'ayı    satana    yükletir, onu mesul

kılar.

Şufa sahibi, ortak malın satıldığım haber aldığında ve şufa hak­kına kudreti   olduğunda   kullanacağına    dair şâhîd    edinmezse......

hakkı iptal olunur.   mecliste şâhid edinir.

Yine 5ufa hakkı iptal olunur yanında şâhid uf'â hakkı iptal olunur.

sTifadarın (caymak müddetinde)vacip olur sı yoktur. Eğer caymak şartını ka

 birisi şarap veya domuzla bir evi »tın alırsa, ve ole edi,         

mukabilinde hibe ederse o zam* sözü verilen kıymet hakkında^ihtilafa kabul olunur. Eğer MÜŞteri daha Uta. med (R.A.) e göre, 5"' '" ™ müşteriden para daha alınma­sın daha aZ parayayni zamanda sata-şuf'adardan da düşer.

Eğer satıcı, alıcıdan bütün parayı almazsa, şufadardan o para sakıt glamaz. Müşteri satıcıya fazla para verirse o fazla parayı ala­maz.

Birkaç şufadar, bir araya gelirse, paylarına düşen mülklerinin , azlık ve çokluğuna bakılmaksızın şuf 'a, aralarında eşit bir şekilde tak­sim olunur. Bir evi, ticaret mallariyle satın alırsa şufadar o evi malın kıymetiyle alır. Eğer bir evi ölçülen veya tartılan nesnelerle alırsa şufadar onların misliyle geri alır. Eğer bir gayri, menkulü, diğer bir gayri menkulle satarsa şufadar her birisini diğerin kıymetiyle alır. Şufadara malın bin lira ile satıldığı ulaştığı için şurasından vazge­çerse, sonra, daha az bir fiyat buğday veya arpa ve —ki, onların fiyat: bin lira veya daha fazladır— satıldığını haber alırsa, evvelki vazgeç­mesi iptal olunur, şuf a hakkı bakîdir. Eğer bu malın altınlarla satıl­mış olduki, o altınların kıymeti bindir— belli olursa, iptal ettiği şuf a hakkı yeniden geri gelemez.

Şufadara, alıcı falan adamdır dendiği için şuf'a hakkından vaz­geçtiyse sonra alıcının başkası olduğunu öğrenirse şuf'a hakkı ba­kîdir.    .              .                  

Başkası için bir evi satın alan bir kimse, şufa dâvasında dâvâlı­dır. Ancak evi müvekkiline'teslim ederse o zaman dâvahlıktan çıkar.

Şuf adarın tarafından bir zira'lık (Eski /amanın ölçü âletidir) mesafeyi bütün hudut boyunca bırakmak suretiyle evini satarsa, şuf­adara artık şufa hakkı yoktur. Eğer evinden bir parçayı bir fiyatla satar, sonra diğer kısmı da başka bir fiyatla satarsa komşusunun an­cak şuf a hakkı birinci kısımda vardır, ikinci kısımda ise şuf a-yoktur.

Evi para ile satın alıp ta sonra para yerine elbise verirse bile şuf­adar ancak söylenen para ile alır.

Ebû Yusuf (E.A.) a göre, hile yapıp sofayı düşürmek mekruh değildir. Muhammed (R.A.) e göre, mekruhtur.

Müşteri aldığı yerde ev yapar veya ağaç diktikten sonra şufadara şufa hakkı verilirse, şufadar muhayyerdir; dilerse verilen paraya ev ve ağaçların sökük fiyatlarını 4a katarak alır, isterse müşteriyi, evini ve ağaçlarım sökmeye zorlar. Şufadar araziyi alıp ev yapar veya ağaç dikerse, sonra başkasının malı olduğu meydana çıkarsa ancak arsa için verdiği parasını geri alabilir.

Eve ve ağaçların dikilmesine verdiği parayı "geri alamaz. Eğer satılan ev kendiliğinden yıkılırsa veya binası yânarsa veya bostanın ağaçları (kökleri) kurursa şuf'a sahibi muhayyerdir, dilerse verilen paranın bütününü verir alır,, dilerse terkeder, hakkından vazgeçer.

Eğer müşteri, binayı yıkarsa, .şuf'adar dilerse, arsasını fiyatiyle alır, isterse terkeder. Şuf'adar hiç bir zaman enkaz kısmını almaz. Ağaçlarında meyve olan bir yeri satın alırsa şuf'adar onu meyveleriyle beraber alır. Eğer müşteri o meyveleri toplarsa onların parası şuf'a-dardan sâkit olur. Şufadara, ev, kadı'nm hükmüyle verildiğinde daha evvelce görmemiş ise, gördüğü zaman beğenmese cayabilir, kusurlu görürse, kusurundan dolayı geri verebilir, her ne kadar müşteri ku­surunu kabullenmeyi şart koşmuşsa dahi..

Müşteri, borçla satın aldığında şuf'adar muhayyerdir; isterse ha­zır para verir alır, isterse borç zamanına kadar bekler, o zaman pa­rayı verir ve alır.

Ortaklar gayri menkulü aralarında taksim ettikleri zaman tak­simden ötürü komşularına şuf'a hakkı yoktur.

Satın aldığı evin üzerindeki şuf'a hakkından şuf'acı vazgeçerse, bilâhare müşteri de görmek,Şartlı caymak veya kadı'nın hükmüyle bir kusur gördüğünden geri verirse artık o malda şuf'adarm şuf'a hakkı kalmaz. Eğer kadının hükmü olmaksızın veya aralarındaki alış­veriş hükmünü kaldırmak suretiyle geri verirse şuf'adarın şuf'a hakkı vardır.

 

Şirket  (Ortaklık)  Bahsi:

 

Şirket, (ortaklık) iki kısımdır:

1 - Mülklerde ortaklık,

2 -Âkidler (alışverişler) de ortaklıktır.

Mülklerin ortaklığı: Bir ayni, iki kişi irs (varislik) yoluyla elde eder veya beraberse satın alırlarsa, birisi diğerinin izni olmaksızın ar­kadaşının payında tasarruf etmez. Yekdiğerinin payına da tasarruf etmek bakımında ecnebi gibidirler.

Âkidler ortaklığı olan ikinci kısmı dört nev'e ayrılır:

 1 -Mufaveze,

 2 - İnan,

 3; - Sanat ortaklığı,

 4 -Kredi ortaklığıdır.    olar. iki kişinin ortak

ile köle, çocuk kâlet ve kefalet üzere bu ortaklık

Bu iki arkadaştan birisinin satın aldı* mal ikisinin arasında or­tak olur Incak al efradının yemeği ve giyeceği hariçtir.

Ortak olmaya elveriri olan nesnenin karşılığında hangisine borç yüklenmişse, diğeri de o borçtan mesuldür.

gümüş külçeleri şirket kuracaklardır.

 yetine gelfe, ve.bir kısmiyle iştlı (kapitali) veya öbürünün kefili olacaK ta ta, müsavat tahakkuk etsin.

ilâ ortağın maldan (sermayeden) birisi, daha bir şey almazdan evvel helak olursa şirket bozulur. Eğer birisi maliyle (sermayesiyle, kapıtaliyle) (bir şeyler) satın alırsa ve diğerinin daha bir şey satın almaz­dan evvel malı (sermayesi) helak olursa şartlarına binaen satın alın­mış nesne aralarında ortaktır.

O nesneyi maliyle alan zat, ortağının hissesine düşen parayı orta­ğından bilâhare tahsil eder. Mallarını birbirine karıştırmasalar bile, ortaklık caiz olur. İki ortaktan .birisine kârdan belli bir miktar dır-hem şart edilirse ortaklık sahih olur. Mufaveze ve fnan ortaklıkları­nın iki ortakçısı için, «malı ticaret eşyasına çevirmek, sermaye, ye­rinde kalmak şartiyle kârda ortak olmak şekliyle başkasına vermek ve şirket mabnaa tasarruf etmeye şirket haricinden birisini vekil tâyin etmek»» salâhiyetini vermek vardır. O, vekilin elinde şirket malı ema­nettir.

Sanatta ortaklığa gelince: İki terzi, iki boyacı beraberce bir işi kabul edip hasılatını aralarında yarı yapmak üzere anlaşabilirler. Bu ortaklık caizdir. Her birinin kabullendiği işin yapılması, hem kendi­sine, hem de ortağına lâzım gelir. O halde eğer birisi çalışır, diğeri ça­lışmazsa dahi hasılat aralarında yanyarıyadır.

Kredi şirketine gelince, iki kişi, mallan olmadığı halde halkın ya­nındaki, itibar ve kredileriyle müşterek alışveriş yapacak şartiyle or­tak olmalarıdır. Bu şekilde ve bu minval üzere yapılan ortaklık sa­hihtir. Her birisi aldığı malda ortağının vekilidir.              .....     ;

Bu gibi ortaklıkta satın alınan malın parası aralarında yarıya olsun şartını koşarsalar, kâr da aralarında yanyarıyadır. Kârdan biri diğerinden fazla alırsa caiz değildir. Eğer satın alınan mal için «biri­sine üçte bir miktarı parası vermek şartım koşarlarsa kâr da böyledir.»» Odun toplamak, ot edinmek ve avlanmakta ortaklık yoktur. On­lardan her birisinin avladığı ve topladığı kendisinindir. Birisinin ka­tırı diğerinin tuluhu (tulumu) olduğu halde, katır ile suyu çekip sa­talım hasılat aramızda deseler, bu ortaklık sahih değildir. Su çekip satan, bütün hasılatı elde eder; eğer katırın sahibi ise, tuluhun (tulu­mun) ücretilmislini verecektir, eğer tuluhun sahibi ise katır sahibine katırın ücretilmislini verecektir......

 Her fâsid (bozuk) şirkette, elde edilen kâr sermayeye taksim   edi birisi için şart koşulan fazla kâr almak şartı bozulur.

Ortaklardan birisi Ölür veya irtidat edip darülharbe (kâfir mem­leketine) iltihak ederse, ortaklık bozulur.

1 Ortaklardan hiç birisi arkadaşının izni olmaksızın onun malının zekâtını veremez. Eğer yekdiğerine malının zekâtını vermek iznini ve­rirse ve her birisi de zekâtı eda ederse, ikinci defa zekât veren* ilkön­ce verenin zekât vermesinden haberi olursa veya olmazsa verdiği ze­kât kadar mesul olur.;

 

.Müdarebe Bahsi:

 

Müdarebe bir şirkettir ki, ortaklardan birisinin malı diğerinin çalışmasiyle kurulur. Müdarebe —daha önce beyan ettiğimiz ve or­taklığın sahih olmasında rolü olan— malla ancak sahih olabilir. Kâ­rın aralarında müşterek olması ve hiç birisine muayyen bir miktar belirtilmemesi nıüdarebenin şartmdandır.

Malın (kapitalin) çalışana teslim edilmesi lâzımdır. Mal sahibi­nin malda müdahalesi, kalmamalıdır. (Yâni çalışanı serbest bırakma:' malıdır). Kayıtsız ve şartsız bir şekilde müdarebe şirketi kurulduğu zaman, çalışana, satın almak,, satmak, sefere; gitmek, parayı, ticarî eş­yaya çevirmek ve kendisine vekil edinmek caiz olur. Malı ikinci bi­risine müdarebe şirketi kurmak için vermesi caiz olamaz. Meğer ki mal sahibi kendisine izin verirse ve başkasına müdarebe yoluyla mal verebilirsin dese.

Eğer mal sahibi, belli bir memlekette veya belli bir mal üzerinde çalışmayı tahsis kılrmşsa, onları geçmesi caiz olamaz. Yine geçmek; •caiz olamaz eğer müdarebe için muayyen bir müddet tâyin ederse. Bu. tâyin caiz olduğuna göre, o zamanı geçerse âldd bozulur.

Sermaye sahibinin, (köle) olan babasını, oğlunu ve onun malı ol­makla azat olunan başka bir kimseyi satın aimak müdarib (çalışan) için caiz değildir. O halde, eğer bunları .satın alırsa kendi nefsine al­mış olur. Müdarebe şirketine olamaz. Şirket malında kâr varsa müdarjp, kendisinin malı olduğu zaman azat olunan kimseyi satın  almaya yetkili değildir.

Eğer alırsa şirketin malından mesul olur, (çünkü öz nefsine satın alınış olur).

Eğer şirket,malında kâr yok ise, mezkûr şahısları satın alabilir.. Bilâhare kıymetleri artarsa, müdaribin payı azat olunur. ve mal sahibine karşı mesul olamaz. Âncaat olan Kimse, tamamen azat olması için payını ödemeye çalışmak ve demek düşer.

Malsahibi, iş ortağına izin vermediği halde diğer birisiyle müda-~ re.be şirketi kurarsa verdiği maldan ve ikinci iş ortağının o maldaki tasarrufundan kâr edinceye kadar mesul olamaz, ancak kâr ettiği za­man birinci iş ortağı mal sahibine karşı maldan mesul olur [26] Mal sahibi, malını kârı yarıyarıya olmak üzere mudarebeye verip, iş sahi­bine, bu malın ikinci bir müdarebe yoluyla verilmesi için de izin ver­diyse, ilk iş ortağı da başkasına kârın üçte birini vermek suretiyle parayı verirse; ve mal sahibi «Allah'ın rızık olarak verdiği kâr aramız­da yanyanya olsun» dediyse, mal sahibine kâim yarı, ikinci müdaribe (işçiye) üçte birisi ve birincisine altıda birisi düşer. Eğer mal sahibi «Allah'ın sana verdiği kâr aramızda yarıyarıya olsun» dedi ise, ikinci müdaribe üçte bir düşer, geri kalan ise mal sahibiyle birinci müdari-bin arasında yanyanya taksim olunur.

Eğer mal sahibi «AUaU'm verdiğinin yarısı benim olsun diye, ve­riyorum»» dese, o da malı ikinci birisine yanyanya verse ikinci müda­ribe kârın yarısı düşer, mal sahibine de yansı, birinci müdaribe ise hiç bir şey düşmez. Eğer, ikinciye kârın üçte ikisini şart ederse mal sahibine kârın yarısı ikirici müdaribe yarısı düştükten sonra, ayriye-ten ikinci müdarip, birinciden kârın altıda birisi (kadar para) alır.

 Mal sahibi veya bedenen çalışan zat, öldüğü zaman müdarebe şirketi bozulur. Eğer mal sahibi irtidat (dinden caymak) edip darülhar— be kaçarsa müdarebe şirketi bozulur.

Mal sahifbinin kendisini azlettiğinden haberi olmayan müdaribin, alışverişteki tasarrufu caizdir. Eğer azlolundıığunu haber alır, elinde­ki mal (para olmayıp) ticarî eşyası olursa, onları satabilir. Azloluşu onu bu satıştan men edemez. Sattıktan sonra onun parasiyle başka bir şey alması caiz değildir.

çalışanı azlettiğinde kapital tamamen dirhem 'nara (yâni paraya) çevrilmiş ise, müdarip için, bundan böyle herhan­gi bir tasarruf caiz olamaz.             ,

Ayrıldıkları zaman, halkta alacakları olup kâr da etmiş İse, hâ­kim o alacakların toplanmasiyle müdaribi yükümlü kılar. Eğer malda kâr yoksa yükümlü kılmaz, ancak kendisine «mal sahibini, alacakları tahsil etmekte vekil kıl» diyecektir.

Müdarebe malından heîâk olan kısım, kârdan- gitmiş sayılır, ka­pitalden değil. Eğer helak olan miktar, kârdan fazla ise müdarip me­sul kılınmaz, (Çünkü o mal onun elinde emanettir.)

Kârı aralarında taksim edip mudarebe şirketi de haliyle kalırsa, bilâhare malın tümü veya bir kısmı helak olursa, her ikisi de aldık­ları kârı geri getirirler; mal sahibi kapitalini kârdan alır, eğer bir şey fazla kalırsa yine aralarında taksim ederler. Eğer kâr, helak olan ser­mayeyi karşılamazsa, müdaribe, geri kalan kısmı tazmin ettirilemez. Eğer iki taraf kârı taksim etmek suretiyle mudarebe şirketini feshet­tikten sonra yeniden kurdukları ikinci şirketin malı helak olursa bi­rinciden elde ettikleri kân geri veremezler.

Müdarip için, peşin ve borçla muamele etmek caizdir. Müdarip, şirketin malından olan köleyi ve cariyeyi evlendiremez.

 

Vekâlet Bahsi:

 

însanın bizzat yapabileceği her işte, başkasını tevkil etmesi câ-izdir. Bütün haklar ve ispatlarında vekil edinmek caiz olur. Hakkı -Jalmak için, vekil edinmek caizdir. Ancak hadlar (cezalar) ve kısaslar^ da kendisi olmadığı halde vekil edinemez.

Ebû Hanife (R.A.) dedi ki: Husumetlerde, hasmın rızası olmaz­sa, vekil tutmak caiz olamaz, ancak müvekkil hasta veya üç gün ve daha fazla bir mesafede,ise, hasmın rızası olmasa dahi vekil tutabilir.

Ebû Yusuf ve ,îmam-ı Muhammed (E.A.) dediler ki: Hasmın rı­zası olmazsa bile, vekil tutmak caizdir.            .

Vekil edinmenin şartlarındandır ki; müvekkil (yckil edinen) ta-"sar/uf edenlerden ve kendisine ahkâm lâzım   gelenlerden   olmalıdır. Vekil ise akdin ne olduğunu bilip kastedenlerden olmalıdır. (Yâni i&i-si de âkil, baliğ ve müslüman gibi vasıflara hâiz olmalıdır.) (ergenleşen) nur veya rae'zun olan ûir kimse, oenzennı ve­kil edinirse caiz olur.

Eğer ticaret yapmaktan memnu, yalnız alışverişin ne olduğunu  bilen bir gocuğu veya hacr (tasarruftan men) altında bulunan bir kö­leyi vekil edinirlerse, caiz olur. Vekil edilen çocuk ve köleye değil, an­cak müvekillerîne hak taallûk eder.

Vekillerin yaptığı muameleler, iki kısma ayrılır.                    .

1-Vekilin nefsine izafe ettiği (yâni kendim için yapıyorum de­diği) satış, alış ve icar gibi muameledir, bu akitlerin haklan vekile aittir, müvekkille hiç bir ilgisi yoktur. Vekil satılan malı müşteriye teslim eder, parasını alır, satın aldığı zaman para kendisinden istenir, satın aldığı malı kabullenir kusuru varsa geri vermek için mücadele eder, (v.s.)

2- Müvekkiline izafe ettiği  (onun için yapıyorum dediği)  mü­vekkili için nikâh kabullenmek, hul' (para ile boşanmak) yapmak ve kasden akıtılan kandan ötür sulh yapmak gibi muamelelerde haklar müvekkile taallûk eder, vekil ile hiç bir ilgisi yoktur. O halde hanım kocasının vekilinden mihrini istemez. Hanımın vekili, onu kocasına teslim etmekle mükellef değildir.

Müvekkil parayı istediği zaman, müşteri ona vermezlik yapabilir, verdiği takdirde de caiz olur. Vekil ikinci bir defa o parayı isteyemez. Bir kişiyi bir şeyi almaya vekil yaparsa, o şeyin, cinsinji, sıfatını ne kadar para edeceğini belirtmelidir. Ancak umumî bir vekâlet ver­diği takdirde, gördüğünü bana al», diyecektir.

Vekil, satın aldığı malı teslim aldıktan sonra kusurlu olduğunun farkına varırsa, ve mal da daha elinde ise kusurundan Ötürü geri çe­virebilir.

Eğer satın alman hayvanı müvekkile teslim etmişse ancak onun izniyle geri verebilir.

Sarrafta para bozdurmak ve parayı seleme vermek akitlerde de vekil edinmek caiz olur. (Bu iki surette) vekil, karşı taraftan daha ma­lı almazdan evvel aynlırsa âkid bâtıl olur. Müvekkilin ayrılmasına ise itibar olunmaz.

Satın almak hususunda vekil edilmiş zat, parayı cebinden verip satın alınan malı alırsa o malı müvekkile vererek parasıru ondan ala­bilir. Eğer satın alman mal yanında hapsetmeden helak olursa mü­vekkilden gider. Vekilin parası düşmez. Vekil, parasını müvekkilden alıncaya kadar, satın aldırı malı hapsetmeye yetkisi vardır.

r Eğer malı parasını almak için, hapsedip, mal helak olursa Ebû Yusuf (R.A.) a göre, rehindeki mesuliyet, [27] İmam-ı Muhammed (R. A.) e göre, satılmış hayvanın mesuliyeti gibi mesul olur.

tki vekil tuttuğu zaman, ikisinden birisi diğerinin bulunmadığı bir sırada beraberce vekil olundukları dâvada tasarrufu caiz olamaz. Ancak husumet, parasız olarak ailesini boşamak, kölesini parasız azat etmek, yanındaki emaneti sahibine iade etmek veya borcunu vermek için vekil edinmişseler birisi bulunmadığı yerde diğeri tek başına bu gibi tasarrufları yapabilir. Vekil, vekil olunduğu işte başkasını vekil edinemez, ancak müvekkil vekil edinmesine ifci.ı vermişse veya ken­disine; «bildiğin gibi yap» demiş ise (ikinci vekili tutabilir). Eğer bi­rinci, vekil müvekkilinin izni olmaksızın ikinci bir vekil tutar. İkinci vekil, müvekkili (birinci vekilin) huzurunda muamele yaparsa caiz olur. Eğer esas vekil olmadığı bir zamanda âkid.yapar, birinci vekil de onun yaptığı akdi caiz kılarsa, akdi caiz olur.

Müvekkil, vekili vekâletten azledebilir. Eğer vekile, azil haberi ulaşmamışsa, haberi alıncaya kadar vekilliğine devam eder ve tasarru­fu caizdir.

Müvekkilin ölümü, devamlı deliliği ve darülharbe mürted ola­rak iltihakiyle vekâlet akdi bozulur. KendisiyJe kitabet muamelesi [28] yapılan köle birisini vekil tutar da sonra söz olunan parayı vermek­ten âciz olursa veya ticaret etmeye mezun kılman köle vekil tutar da sonra hacr [29] altına .alınırsa veya iki ortak vekil edinip bilâhare-ay-rıhrlarsa, bütün bu şekillerde vekâlet akdini bozarlar, ister vekilin haberi olsun, ister olmasın. Vekil öldüğü veya daimî bir deliliğe tutul­duğu zaman vekâleti bozulur. Eğer darülharbe: mürted olarak iltihak ederse, müslüman olup geri gelinceye kadar tasarrufları caiz ola­maz.

Herhangi bir şeyde çalıştırmak için vekil tuttuktan sonra, bizzat kendisi o şeyde tasarruf ederse vekâlet akdi bozulur.

Ebû Hanife (R.A.) ye göre, alışverişte vekil olan zat, babası, de­desi; evlâdı, torunu, ailesi, kölesi ve kitâbetlislyle müvekkili namına alış veriş yapamaz.

Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) "kölesi ve kitabetlisi hariç di­ğerlerinden günlük fiyatiyle satın alabilir» dediler. Ebû Hanife (R.A.) ye göre, alışverişe vekil edilen bir kişinin az ve çokla satışı caiz olur, Ebü Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki;......

Halkın benzerine kanmadığı bir azlıkla satarsa satışı caiz olamaz. J

Satın alınmaya vekil edilen bir kimse, normal kıymetin benzeri ve halkın kanabileceği bir fazlalıkla satın alması caiz olur. Halkın kanmıyacağı bir fazlalıkla satın alırsa caiz olamaz. Halkın kanmıya-cağı miktar: Eksperlerin (fiyat verenlerin) tahminlerine sığmayan miktardır.                       ,                     " .

Malın satışına vekil edilmiş şahıs, satın alana kefil olduğu zaman kefaleti bozuktur.

Efendi, kölesinin satışına birisini vekil yapar o da, kölenin yarı­sını satarsa, Ebû Hanifeye göre, bu satış caiz olmuştur. Bir kölenin satın alınmasına vekil eder o da, kölenin yarısını alırsa, o satın alın­ma muamelesi müvekkilin caiz kılmasına bağlıdır; diğer yarısını da alırsa müvekkile hepsinin kabul edilmesi lâzım olur. On batman eti Ur dirhemle almaya vekil edildiği zaman, o da, yirmi batman eti bir dirhemle satın alırsa —ki o gibi etin on batmanı bir dirhemle satılır— Ebü Hanifeye göre; müvekkil bu etten on batmanı yarım dirhemle kabul eder.

Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) «Yirmi batmanın hepsini ala­caktır» dediler. Belli bir şeyi almak için, vekil tutarsa artık vekil o malı öz nefsine alamaz. Belli etmediği bir köleyi satın almak için ve-kiİ edildiği zaman, bir köleyi satın alırsa, o köle vekilindir. Meğer ki, müvekkili için almasını niyyet eder veya müvekkilinin parasiyle sa­tın alırsa (o zaman köle müvekkilin olur.)

Husumette vekil olan bir zat, Ebû Hanife, Ebû Yusuf ve Mu­hammed (R.A.) e göre, sadece teslim almak vekilidir. Ebû Hanife (R. A.) ye göre; borcu almak için vekil tutulan bir zat, husumet için de vekildir. Vekil, Kadı'nm huzurunda dâvayı müvekkilinin aleyhinde ikrar ettiği zaman, ikrarı caiz olur. Ebû Hanife ve Muhammed'e göre, Kadı'nın yanında olmadığı takdirde vekilin müvekkili aleyhindeki ik­rarı caiz olamaz ve vekil bu ikrariyle dâva vekilliğinden çıkmış olur. Ebû Yusuf (R.A.) dedi ki; Kadı'dan başka olan zatların yanındaki ik­rarı 3a caizdir.

Kayıp şahsın alacağını tahsilde vekili olduğunu iddia eden    bir kimseyi, borçlu da doğrularsa, parayı ona teslim etmekle emrohmur...doğrularsa hakkım almış sayılır.-Doğrulamazsa, yeniden borçlu alacağını vermeye zorlanır.' Evvelce vekile verdiği mal daha mevcut ise, malını vekilden geri alır. Kişi, «sendeki emane­tim almak için falanın vekiliyim» dese, emanetçi de onu tasdik eder­se, emaneti ona teslim et diye emanetçi zorlanamaz.

 

Kefalet Bahsi ,

 

Kefalet iki türlüdür.

1 - Nefsiyle kefil olmak.

2 - Malıyla kefil olmak'.

1 -Nefsiyle kefalet caizdir. Bu kefaletle mesuliyet derecesi, ke­fili olduğu zatı, bulundurmaktır. Bu biçim kefalet, «Falanın nefsine, veya boynuna veya ruhuna veya cesedine veya başına veya yarısına veya üçte birine kefil oldum»'dediği zaman akdolunur. Ben ona zâmin (mesul) oldum, o benim üzerime olsun, ben onun önderiyim veya kefi­liyim, dediği zaman, kefalet akdolunur.

Kefil, kefili bulduğu zatı, muayyen bir vakitte teslim edeceğini şart koşarsa ve alacaklı da, o zamanda kefilden teslim edilmesini is­terse, hazır edilmesi kefile vacip olur; Eğer kefil onu hazır ederse ne âlâ, eğer hazır etmezse hazır edilinceye kadar, Kadı kefili hapseder. Ne zamanki kefil, kefili olduğu zatı hazır edip alacaklıya —mahkeme etmesine gücü yettiği bir yerde teslim ederse o zaman kefillikten kurtulur.

Kadı'nın meclisinde teslim etmek şartiyle kefil olursa ve getirip çarşıda teslim ederse, kefaletten kurtulur, çölde teslim ederse kurtu­lamaz. Kefili olan zat, öldüğü zaman, nefsiyla kefil olan şahıs kefalet­ten kurtulur.

Nefsiyle kefil olup borçlu falan vakitte borcunu edâ etmezse, bin lira borcunun zâmini olurum dese, o zaman da borçlu borcunu getir­mese, kefile malî mesuliyet lâzım olur, nefsiyle kefil olması onu kur­taramaz. Ebû Hanife (R.A.) nin nezdinde hadlar (cezalar) ve kısas­larda nefisle kefil olmak caiz değildir.

2 -Alınacak mal, sahih bir borç olduğu zaman —ister miktarı belli ister meçhul olsun malla kefil olmak caizdir. Meselâ: «Filânın üzerinde olan bin (liraya) veya....onda olan alacağına veya bu satışta sana düşeri payına kefil oldum demesi gibi.

Alacaklı muhayyerdir; Dilerse alacağını borçludan, dilerse kefil­den ister.

Kefaleti şarta bağlamak caiz olur, meselâ: «Eğer falan adama sa­tarsan benim üzerime olsun, veya onun üzerinde sabit olan hakkın benim üzerime olsun veya senden gasbettîği benim üzeripıe olsun» de­mesi gibi...

Kefilin «senin onda olan halikına kefil oldum» demesinden sonra delille sabit oldu ki, muhatabın onda bin (lirası) vardır, o zaman kefil o paradan mesul tutulur. Eğer delille alacağın miktarı belli olmasa yeminiyle beraber kefilin belirttiği miktar kabul olunur. Borçlu kefi­lin dediğinden daha fazlasını itiraf ederse bile, fazlasından kefil me­sul değildir (ancak borçlu itirafından mesuldür.)

Borçlunun isteğiyle kendisine kefil olunduğu gibi, isteği olmak­sızın da kendisine kefil olunmak caiz olur. Eğer kişinin isteğiyle kefil olmuşsa onun yerine verdiği parayı bilâhare ondan alır. Eğer teklifi olmaksızın kefili olmuşsa verdiği parayı bilâhare ondan alamaz (çün­kü teberrudur.)

Kefil, daha borcunu vermezden evvel borçludan para istemeye yetkili değildir, eğer borcun alınması için, kefil alacaklının takibine maruz kalırsa, kefili olduğu zatı, kendisini takip edilmekten kurtarıncaya kadar sıkıştırabilir. Alacaklı, borçluyu borçtan affettiği veya ora­dan borcunu tamamen aldığı zaman kefil de kurtulur. Alacaklı kefilin, zimmetini beri ederse (yâni kefili mesuliyetinden azat ederse) borçlu­nun zimmeti beri olamaz.

Kefil olmaktan çıkmayı, herhangi bir şarta bağlamak caiz ola­maz.

Alınması kefilden mümkün olmayan (had -ceza- lar ve kısaslar gibi) bir hakta kefil olması caiz değildir.

Müşterinin vereceği paradan dolayı, müşteriye kefil olursa caiz. olur. Satılmış maldan ötürü satıcıya kefil olursa, doğru değildir. Belli bir hayvanı yükletmek için icar ederse, kefil olmak doğru değil, belli, değilse doğrudur.

Kefalet ancak âkid yapılan mecliste alacaklının, kabullenmesiyle-doğru olabilir. Fakat bu hükümden bir mesele hariçtir. (Yâni o me­selede alacaklı kabul etmese bile kefillik caiz olur). O mesele şöyledir:: Hasta, vârisine der ki; «Halkın bendeki, alacaklarına kefil ol.»

Eacaklılar hazır olmadıkları halde de vârisin kefil olması câizdirr

Borç, iki kişide olup birisi diğerinin kefili ise, verdiği miktar, bor­cun yansından (yâni kendisine düşen kısımdan) fazla olmadıkça ar­kadaşından bir şey alamaz. Eğer yarısından tazla (yâni payından £az-(a) vermiş ise, o verilmiş miktarı arkadaşından tahsil eder.

İki kişi (arka arkaya) bin (lira) borcu olan bir zata, yekdiğerinin kefili olmak şartıyle kefil olursa, birisinin verdiği paranın yarısını —ister az olsun isterse çok olsun— ortağından alır.

Hürründe, kölenin de, bir kölenin kitabet borcuna kefil olun­ması caiz değildir.

Ebu Hanife (R.A.) ye göre, fakir olarak ölen bir kinişe için ala­caklılara nezdinde kefil olmak caiz olmaz. Ebû Yusuf ve Muhammed •«doğru olur» dediler.

  .

Havale Bahsi:

 

Borçlan havale etmek caizdir. Havale ancak verecekli, alacaklı ve kendisine borcun verilmesi, havale edilen zatların rızasiyle doğru olur.

Havale muamelesi tamam olduğu zaman, havaleyi yapan borçlu borçtan kurtulur, alacaklı havale yapan borçludan bir şey istemez. Meğer ki hakkı zayi olursa (o zaman esas borçlusundan hakkını talep -edebilir.)        -                 

Hakkın helak olmak mânasında olan (tevaa) Ebû Hanife (R.A.) ye göre, iki emirden birisiyle olur,, ya üzerine havale yapılan şahıs —havaleyi ispat eden delilin olmadığı için yemin ederek havaleyi in­kâr etmesi veya iflâslı olarak ölmesiyledir. (O zaman alacaklı, eski borçludan hakkını alır.)

. ,. Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre, bu iki şekille -beraber üçüncü bir-.şekli daha vardır. Şöyle ki: «Havaleyi kabul eden şahıs daha hayatta İken hâldin taralından müflis ilân edilmesidir.» (Yani bu şekilde dû .alacaklı eski borçludan hakkını tahsil eder.)

Borcun kendisine havale edilmesini kabullenen zat, borcu havale ettirenden o kadar mal istediğinde, havale yaptıran -sende alacağım vardır, ona karşılık sana bu borcu havale ettim» dese, sözü kabul olun­maz. Belki o borç kadar para vermesi lâzım gelir.

Muhil, (havale eden). Muhtal'a (havale edilene) «Benim için alır­sın diye sana havale ettim» dese havale edilen de «Hayır sende alaca­ğım vardı, onun karşılığı olarak bana havale ettin» dese havale yapa­nın sözü kabul olunur. Safatıç mekruhtur. Safatıç-. Alacaklıya yol em­niyetini temin eden borca vermedir [30]

 

Sulh Bahsi:

 

Sulh üç kısımdır:

 1- İkrarla sulh,

 2 -Sükûtla sulh —Davalı, dâvayı ne ikrar ve ne de reddeder—

 3 -İnkârla sulh. Bütün bunlar caizdir. İkrarla sulh, malla maldan vâki olursa, satılanlarda ne hüküm varsa onda da o hüküm itibar olunur. Eğer menfaatle maldan vâki olursa, icarda muteber olan hüküm burada muteber olur. Sükût ve inkârla yapılan sulh, dâvâlının hakkında yeminden halâs ve mücadele kapısının kapanması içindir. Dâva olunanın hakkında ise, muvazaa (karşılık) içindir. O halde müsalâha ev için yapıldığı zaman şuf'a yoktur. Ev ile yapıldığı zaman şuf'a vacip olur.

İkrarla sulh olunduğunda, dâva olunanın bir kısmı başkasının hakkı olarak ortaya çıktı ise dâvâlı o nisbette verdiği paradan geri alır. Eğer sükût veya inkârla sulh yapılırsa, bilâhare dâva olunan ma­lın (bütünü) başkasının hakkı olarak ortaya çıkarsa davacı münaka­şayı bu sefer malın yeni sahibiyle yapar, eski dâvâlıdan aldığını ona geri verir. Eğer dâva olunan malın bir kısmı başkasının hakkı olarak tebeyyün ederse, onun karşılığında aldığını geri verir. Onun için de yeni hak sahibiyle mücadele eder. Eğer bir evde beyan etmediği bir hakkı iddia ederek onun karşılığı olarak bir miktar parayla sulh ya­pılırsa, bilâhare o evin bir kısmı başkasının malı olarak ortaya çık­tığında, ev sahibi davacıya verdiğinden bir şey geri alamaz. Çünkü davacının hakkının geri kalan kısımda olması mümkündür. Mal, men-"îaat, kasden veya yanlışlıkla cinayet dâvalarında sulh caizdir. (AUa-hın hakkı olan) Hadd vurma dâvasında sulh eâi? değildir. Bir erkek, bir kadına karşı «nikâhlımda'» diye, iddia eder kadm da inkâr eder. ve dâvayı terketmesi için, erkeğe, bir miktar mal verip sulh ederse ca­izdir. Bu sulh aslında hul' (Talâkını satın almak) tır. Eğer bir kadm bir erkeğin nikâhlısı olduğunu iddia ederse, o erkek te kendisine, dâ­vasından vaz geçmek için biraz mal verip sulh ederse caiz değildir.

Eğer bir kişiyi, «kölcmdir» diye idda ederse, o kölenin kendisine verdiği bir miktar mal ile sulh yaparsa caiz olur. Bu gibi sulh, dâvâ­lının hakkında malla azat etmek mânasını taşır.

Borçlanma yoluyla başkasının hakkı olan şey üzerinde vâki olan sulh, bedel verme ve almaya hamlolunmaz. Belki hakkının bir kısmı­nı aldı, diğerini affetti mânasına gelir. Bir kişide, halis bin dirhemi olup karışık beş yüz dirhemle sulh edenin sulha caiz olur. Sanki hak-'' kının bir kısmından verecekliyi beri etmiş, diğer kısmını da almıştır. Eğer bilâhare alınacak bin dirhem üzerinde sulh ederse, caiz olur ve sanki alacağının ta kendisini tehir etmiştir. Eğer (Hazırda verilmesi gereken para yerinde) bir aya kadar tehirli verilecek altınlar üzerinde müsalâha yaparsa caiz olmaz. Eğer müeccel bin (lirasının) yerine beş yüz hazırla sulh yaparsa caiz olmaz. Eğer vereceklideki ibin siyah (li­ra) ya karşı beş yüz beyazla sulh ederse, caiz olamaz. Bir kimse, bir kişiyi .yerinde sulh etmeye vekil eder o vekil de hasımla splh etse, ken­disine sulh olunan miktarın verilmesi lâzım değildir. Ancak zâmin olursa, üzerinde sulh yapılan mal müvekkile lâzım olur. Eğer «Zeyd» (Ainrin) emri olmadığı halde onun yerinde bir şey üzerinde sulh ya­parsa, bu sulh dört kısma ayrılır:

1-Eğer mal üzerine müsaleha yaparsa veya mala zâmin olursa sulh doğru olur.

2 -«Seninle bin üzerinde snltı ettim» deyip, o bini teslim ederse sulh tamamdır.

3 -Eğer «Seninle bin üzerinde sulh ettim» deyip, teslim etmezse, o zaman sulh akdi muallaktır, eğer dâvâlı, caiz kılarsa caiz olur ve bini vermesi icap eder, eğer caiz kılmasa bâtıl olur. Borç iki ortak arasında müşterek olduğu zaman, birisi payı için bir elbise ile sulh ederse, diğer ortak muhayyerdir, dilerse borçludan yarı borcunu talep eder alır, dilerse alman elbisenin yarısını ortağından alır. Meğer ki ortağı kendisine borcun dörtte biriyle zâmin olursa  (yukarıdaki iki işlemden de feragat edebilir). Eğer ortak payının yarısını alırsa, diğer ortak o, aldığı malda ona ortak olup bilâhare her ikisi birden borçlu­dan diğer alacaklarını alırlar.

Eğer ortaklardan birisi alacaktaki payı ile bir eşya alırsa......

ortağı onu borcun dörtte birisiyle zâmin kılar. (Başkasiyle bir ta'mda) selem yapan iki kişiden birisi, ana parasını geri almak suretiyle sulh yaparsa, Ebû Hanife ve Muhammed'e göre, caiz olamaz. Ebû Yusuf «Sulh caiz olur» dedi. Metruke mal, birkaç varâsin ise o maldan biri­sine bir şey vererek sulh ederlerse, eğer o mal gayri menkul veya ti­caret -eşyası ise, bu sulh caizdir. İster verdikleri mal az, ister çok ol­sun... Tereke gümüşse, altın, altmsa gümüş verirlerse yine sulh caiz olur. Eğer tereke altın, gümüş ve bunların gayrisinden ibaretse ye vârislerin içinden biriyle, gümüş veya altınla sulh olsalar, verilen şey, o cinsten olan hissesinden çok olması gerektir. Tâ ki o, cinsteki payı misliyle Ödenmiş ve fazlası da mirastan diğer haklarının karşılığı ol­sun. Terekenin bir kısmı başkalarda borç olduğu halde, vârisler arala­rından birisiyle (bir varisle) borçtan istifade etmemek ve o borcun tümü onlara kalmak için, müsaleha ederlerse, bu sulh bâtıldır. Eğer o vârisle, borçluları, hakkından beri etmek ve bir daha da borçlular­dan bir şey istememek suretiyle sulh yapılırsa, caizdir.

 

Hibe Bahsi:

 

Hibe, icap (hibe ettim) ve kabulle (kabul ettim) caiz ve hibe edi­len nesneyi almakla tamam olur. Kendisine hibe yapılan zat, aynı mecliste hibe yapanın emri olmaksızın hibe olunan malı alırsa .caiz olur. Eğer ayrıldıktan sonra ise, ancak hibe edenin emriyle olması caiz olur. Hibe, «Sana hibe ettim, hakkımdau verdim, verdim ye bu yemeği sana yedirdim, bu elbiseyi sapa verdim, bu şeyi sağlığın müd-detince sana verdim. Seni bu hayvana bindirdim —Eğer bu sözden hi­be etmeyi niyet ederse,—» gibi sözleriyle münakit (olmuş) olur. Tak­sim olunan şeyde ancak sahibinin elinden çıkmış ve taksim olunmuş ise, hibesi caiz olur. Taksim olunmayan şeyde belli olmayan payın hi­besi caizdir.

Bir yerin belli olmayan bir parçasını hibe etmek fasittir. Meğer ki taksim edip teslim ederse, (hibesi caiz olur). Eğer buğdayda olan unu ve susamda olan yağı hibe ederse, fasittir, öğütüp teslim ederse bile, caiz olamaz. Hibe edilen âyin, kendisine hibe edilenin elinde ise verip, yeniden, almazsa dahi, hibe ile mülk edinir.

 Baba, küçük oğluna hibe ettiği zaman ,oğlan, hibe akdiyle o malı mülk edinmiş olur. Küçük çocuğa, ecnebi bir kimse bir şey hibe ederse babasının o malı kabullenmesiyle hibe muamelesi tamam olur. Ye­time hibe yapıldığında, velisi kabul ederse caiz olur. Eğer o yetim annesinin koynunda ise, annesi kabullenirse caizdir.

3ir ecnebinin yanında büyümekte ise, o ecnebi onun için kabul ederse caizdir. Çocuk bizzat hibeyi kabul ederse (yine) caiz olur. İki kişi birden birisine bir evi hibe ederlerse, caiz olur. Bir kişinin iki kim­seye bir ev hibe etmesi, Ebû Hanife (R.A.) ye göre, caiz olmaz. Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A-) «sahihtir» dediler. Bir kimse, bir yaban­cıya bir şey hibe ederse, cayabilir. Meğer ki yabancı, hibeciye karşı­lık bir şey vermiş, hibeye ayrılmaz bir şey ek'emişse ya da âkideyin (veren, alan) den birisi Ölür veya hibe edilen mal hibe olanın mül­künden çıkarsa. Eğer bir yakınına hibe yaparsa, caymak yoktur. Eş­lerden biri diğerine hibe ettiği zaman da caymak yoktur. Hibe alan, hibe verene «hibenin ivezi veya bedeli olarak ve karşılığında bu şeyi al» dese hibecî de alırsa caymak ortadan kalkar. Ecnebi bir kimse! hibe alanın yerinde —teberru yoluyla— bir şeyi ivez olarak hibeciye verirse, o da o, ivezi kabullenirse caymak hakkı ortadan kalkar. Hibe edilen malın yarısı başkasının hakkı olarak çıkarsa, hibe alan verdiği ivezin yarısını geri alır. Eğer ivezin Uyarısı başkasının hakkı olarak or­taya çıkarsa, hibe eden, bütün ivezi geri vermedikçe hibe edilen malı geri alamaz.

-r Hibeden caymak, ancak iki tarafın rızası veya hâkimin hükmüyle olur. Hibe edilen şey yok olduktan sonra, başkasının hakkı olduğu bi­linir, hak sahibi, hibeyi alanı zâmin kılarsa, hibeciden hiç bir şey geri almaz. İvez verecek şartiyle hibe yapılmışsa ,iki ivezde de almak lâ­zımdır, iki taraf yekdiğerine verdiklerini aldıkları zaman, âkid sahih olur ve alışveriş hükmüne girer. Ayıp ve beğenmemezlikten ötürü hi­be edilen mal geri çevrilir ve kendisinde şuf'a vacip olur. Ümra, (Ömür müddctînce birisine bir şey hibe etmek) caizdir. Hayatta oldukça, kendisine hibe yapılanındır, öldükten sonra vârislerine intikal eder. Rükbâ (Eğer senden evvel ölürsem bu ev senin olsun. Eğer sen ben­den evvel Ölürsen tekrar benim olsun). Ebû Haıiifc'ye ve Muhammed'e göre, bâtıldır. Ebû Yusuf «Caizdir» dedi.

Cariyeyi hamisizin hibe ederse hibesi sahih, istisnası bâtıldır. Sa­daka, hibe gibidir. Ancak kabizle (almakla) sahih olur. Taksimi ka­bullenen ortak maldan sadaka caiz olmaz. İki fakire bir şeyi sadaka ve­rirse caiz olur. Alındıktan sonra sadakadan caymak yoktur. Kim ki malını sadaka vermek için adarsa elinde bulunup kendisinde zekât va­cip olan malın cinsinden verir. Mülkünü sadaka vermeye adayan bir kimseye, bütün mülkünü vermek düşer.

Kendisine «Kendini geçindirecek bir malı edinceye kadar sana ve aile efradına yetecek miktarı elinde bulundur, malı edindiği a zaman elinde bulundurduğun mal kadarını» ver denilecektir.

 

Vakıf Bahsi:

 

Ebû Hanife'ye göre, vakfedenin mülkü, vakıf malından ancak hâ­kimin hükmü veya vâkifin ölümüne ta'lik edilmesiyle zail olur. Ölüme talik misali: «Öldüğüm zaman evimi falan adama vakfettim» deme-sidir.

Ebû Yusuf, «vakıf ettim demesiyle mülkiyeti zail olur» dedi. Muhammed «Mülkiyet, vakfedilen mal için bir mütevelli bulup teslim et­medikçe, zail olmaz» dedi. Bu imamların dediklerine göre vakıf sahih olduğu takdirde vâkifin (vakfedenin) mülkünden çıkar, mevkufun aleyh (kendisine vakıf yapılan) nin mülküne dahil olamaz. [31].

Taksim olunmamış bir malın vakfedilmesi Ebû Yusuf'a göre, ca­izdir, İmam-ı Muhammed «Caiz değildir» dedi. İmam-ı Azam ve Muhammed'e göre, sonunu, hiç bir zaman ortadan kaldırılmayan bir ci­hete bağlamadıkça vakıf tamam olamaz. Ebû Yusuf: «Ardı gelen bir cihete bağlarsa dahi caiz olur» dedi. O cihet yok olduktan sonra vakıf malı fakirlere —her ne kadar dememiş ise de intikal eder. Gayri menkulün vakfı, sahihtir. Naklolunan ve değiştirilen malın vakfı caiz değildir.'

Ebû Yusuf diyor ki, bir çiftliği, sığırları ve kölesi bulunan; hiz-metçileriyle beraber vakfederse caizdir. İmam-ı Muhammed «At ve silâhın vakfı caizdir» dedi.

Vakıf sahih olunduğu zaman, satışı ve başkasına mülk edilmesi caiz olamaz, ancak Ebû Yusuf'a göre, taksim edilmemiş mal ise, ortak da taksimi isterse taksim edilmesi sahih olur. İster vâkifi (vakfeden) şart etsin, ister etmesin, vakfedilen maldan gelen kârla o malın tami­ri vaciptir. Eğer bir evi, çocuğunun içinde oturması şartiyle vakfetse ta'miri oturana aittir. Eğer oturan yapmasa veya fakirse, hâkim evi icara verir. Ücretiyle ta'mir ettirir. Ta'mirdan sonra oturma hakkına sahip olan kimseye, geri verir. Eğer ihtiyaç varsa, hâkim tarafından vakfın yıkılmış bina ve âletleri diğer kısmın ta'mirine sarfedilir. Eğer ihtiyaç yoksa, oluncaya kadar saklanır, bilâhare sarfedilir. Hâkimin, yıkılmış kısmı müstahaklar arasında taksim etmesi caiz olamaz. Ebû Yusuf'a göre, vakfeden zat, vakfın menfaatini veya mütevelliğini, ken­disine kılarsa caizdir. Cami yaptığında, yol açmasıyla ve halka orada namaz kılma* için izin vermesiyle mülkünden ayırtmadıkça mülkiye­tinden çıkmaz. Ebû Hanife'ye göre, tek bir kişi orada namaz kıldığı zaman mülkiyetinden çıkar.'

=-dedi-kîy=-«Ben bunu cami yaptım» demesiyle, mülkünden -çıkaıv—Ebu-Hanife nezdinde, bir kimse arazisinde müslümanlara çeşme veya yol­culara han, kervansaray veya mazarlık yaparsa, hâkim hüküm verme­dikçe mülkiyetinden çıkmaz.» îmam-ı Ebü Yusuf'a göre, sözüyle, İma­mı Muhammed'e göre, çeşmeden su içtikleri, han ve kervansarayda oturdukları mezarlıkta defin yaptıkları takdirde mülkünden çıkar.

 

Gasp Bahsi:

 

Bir kimse, benzeri bulunan bir şeyi gasbedip, elinde helak olursa benzeri ile tazmin ettirilir. Eğer benzeri olmayan bir şey ise, kıymetini vermekle mükellef kılınır. Gasbedene, gasp ettiği şeyin aynisinin geri verilmesi lâzım gelir. Eğer helak olduğunu iddia ederse, hâkim onu, hakikati bilinceye kadar hapseder. Bilâhare bedelini vermekle hük­meder. Gasp ancak menkul şeylerde olabilir. O halde Ebû Hanife ve Ebû Yusuf'a göre,, gayri menkulü gasbettiği zaman elinde helak olursa zâmin olmaz. İmam-ı Muhammed «Zâmin olur» buyurdu. Gâ-sibin (gaspedenin) fiiliyle ve oturmasiyle eksilen miktarı, bütün imam­lara göre, tazmin edilmesi lâzımdır.

Gâsibin elinde —gerek kendisinin fiiliyle, gerekse başkasının fi­iliyle helak olan malın cezasını vermek kendisine düşer. Gasbolunan nesne, elinde noksanlaşırsa, yine o noksanlık kadar ceza vermelidir.

Başkasının koyununu kesenin hakkında, koyun sahibi muhayyer­dir; dilerse onu kıymetiyle cezalandırır ve koyunun gövdesini kendi­sine teslim eder, isterse hâsıl olan eksikliğin bedelini alır.

Başkasının elbisesini az yırtarsa, noksanlığına zâmin olur. Eğer bütün değerini iptal edecek büyük bir şekilde yırtarsa, elbise sahibi, ona elbisenin bütün kıymetini ödetebilir.

Gasibin fiiliyle, ismi ve büyük değerleri silinecek derecede gasbo-, lunan malını aynisi bozulduğunda, eski sahibinin mülkiyetinden çı­kar, gasibin mülkü olur ve gasip ona zâmin olur.

Ve bedelini vermedikçe, ondan menfaatlenmesi de helâl olamaz. Su­nun misali: Bir koyunu gasbedip keserek kebap yapması ve pişirmesi, buğdayı gasb edip öğütmesi, yahut da demiri gasbedip kılıç yapması veya bakırı gasbedip kap yapması gibi.

Eğer gümüş veya altını gasbeder eritir ve para yaparsa Ebû Ha-nife'ye göre, sahibinin mülkünden çıkma:?. Saç ağacını gasbedip, üze-' rinde bir ev inşa ederse sahibinin mülkünden çıkar, gasibe, kıymeti­ni sahibine vermek lâzım gelir. Bir araziyi gasbedip bağ diktiği veya üzerinde ev yaptığı zaman «ağacı ve binayı kaldır, araziyi boş olarak sahibine teslim et» denilecektir. Eğer ağaç ve binanın sökülnlesiyle kıymeti azalırsa, arazi sahibi, onların sökük olduğu haldeki, kıymet­lerini gasibe verir onlar arazi sahibine kalır.

Bir elbiseyi gasbedip boyatırsa veya kavutu (kavuzu) gasbedip yağ ile kanştırırsa malın sahibi muhayyerdir: dilerse boyasız elbise­nin kıymetini ve yağsız kavutun benzerini gasipten alıp, onları da ga­sibe teslim eder, dilerse, onları öylece kabul ederek boyanın ve yağın parasını gasibe verir. Bir ayni^gasbedip gizlerse, malın sahibi, onu kıy­met, vermekle cezalandırırsa, o âyin gasibin mülkü olur. Malın kıyme­ti hakkında yemin ile beraber gasibin s,özü makbul olur. Meğer ki, malın sahibi, şahit ile onun dediğinden daha fazlasını ispat etse.

Eğer gasbolunmuş âyin bilâhare görünürse, kıymeti de mal sahi­binin sözü veya getirdiği delille veya gasibin yeminden çekinmesiyle sabit olan miktardan daha fazla ise, mal sahibi için pişmanlık yoktur. Eğer daha evvelce gasibin yeminli sözü ile kıymetlendirilmiş ise, sa­hibi muhayyerdir; dilerse, tazminata razı olur, dilerse tazminatı geri verir, malın kendisini alır. Gasbolunan malın yavrusu ve ziyadesi bos­tanın meyveleri gasibin (gasbedenin) elinde emanettir.

Eğer kusuru olmaksızın veya sahibinin isteğine rağmen verme­meye kalkışmaksızm gasibin elinde heîâk otursa, zâmin olmaz. (Ak­siyle helak olursa zâmin olur.)

Doğum ile, cariyede meydana gelen eksiklik gasibe yüklenir. Eğer doğan çocuğun kıymeti o eksikliği karşılarsa, o eksiklik çocukla' ta­mamlanır. Gasip eksikliğin cezasından kurtulur.

Gasip, gasbolunan malı kullanarak eksiltmezse, kıymetinden so­rumlu değildir. .

Müslüman, zımminin şarabını veya domuzunu helak ederse, kıy­metlerini vermelidir. Eğer müslüman, müslümamn şarap ve domuzu­nu yok ederse zâmin olamaz.

 

 



[1] Allah (C.C.) «Kurbana g:ücü yetmiyene üw Bün haedavyedl günde döndü­ğünde oruçlardır. O tam on gündür» buyuruyor. Bu âyeti celile temettü hakkm-da vwtt,oHnuş İse ö# JStıc'anda temettü gibidir. Çünkü. İki ibadeti M* yürütüt»                                               (Ceyheml

[2] Hacda olan tıraş, namazdaki selâm gibidir, öyle ise, Hacdan tıraşla çı­kılır.

[3] Üç mezhebe göre, hayiz gören hanım, kam kesllinceye kadar bekler on­dan sonra Farz ziyaretini yapar ve ayrılır. Te'hirden dolayı Kurban lâzım gelmem, şayet kafilesi durmasa beraber gider, gelecek senede gelip haccını yapar. Fakat bu durumun zorluğu göz önündedir, bunun için çare aranmış ve tmam-ı Azam hazretlerinin bu konudaki fetvası görülmüştür. Şöyle kt, kafilesi hayızlı hanımı beklemezse, temizlik için yıkanır, kanlar yerlere akmasın diye göbekten aşa&ı muhkemce bir çaput bağlanır ye Kâbenin ziyareti yapılır. Ziyaretten sonra zenr ginse bir deve yoksa bir sığırı ceza kanı olarak keser ve bövlece haccı tamam olur. Bu kurban da diğer kurbanlar gibi ancak orada kesilir. Sakın kurbanlarımı mem­leketimde kesevim devip yanlış iş yapma. Çünkü Kurban kesme yeri ancak ha­remdir, yâni Mekke ve havalisidir ki bunun hudutları bellidir. Medine'de dahi t kurban kesmek caiz değildir.                        (Mütercim)

[4] Bugün yani (1400) Hicrî ve (1979) Miladi tarihli zamanımızda bu durum bilinmemektedir. Ancak hükümetin emri olduktan sonra Arafattan hareket edi­lir. Binaenaleyh bir mesuliyet varsa Suudi Arabistan hükümetine aittir.

(Mütercim)

 

[5] ,ihsar lûgatta Bir kimseyi matlubuna kavuşmaktan men ve hapsetmek mânasındadır: Şer'an «Hac için ihrama girmiş bir »tın Arafatta tavaftan umre için ihrama girmiş bir zatın da tavaftan men edilmesi» demektir. (Büyük İslâm İlmihali S. 526).

 

[6] Boynun en aşağısında ve göğsün yanındaki damarları kesmek demektir; Çünkü orada et yoktur, yani o damarlar etle örtülü değillerdir,    boğazın diğer kısmı etle örtülüdür. Nahir daha efdaldlr.                .         (Damad)              

[7] Mekke'nin haremi, Medine taralından üç, Irak, Taii ve Yemen tarafın­dan yedi, Cüu'rrane tarafından dokuz ve Cidde'de tarafından on mil mesafedir. Harem denildiği zaman Camii şerifin içi veya Mekke'nin içi sanılmasın.   Mana ve Müzdelifenin de bir kısmı haremdir. Dikkat buyurulsun.          (Mütercim)

[8] Bu biçim alış veriş cahiliyet devrinde var idi. Şöyle ki: İki kişi müzaye­deye girişirdi. Satılan malın üzerine taş kondurulduğu zaman satış tamam olur­du Velev ki diğeri razı olmazsa dahi. Kllemek şu şekilde ojuKhn Fiyat bakımın­da'münakaşa yapılırken müşteri .satılan malı ellerdi artık onun olurdu. Maıln sahibi ister razı olsun isterse olmasın.                          K.evher.-t

[9] Eski zamanlarda bezler dokunduktan sonra kalınlaşması için, bazı sıvı maddelere atılırdı, bilâhare dövüle dövüle beyazlaştırılırdı. işte bu işi yapana bez ağırtıcı denir.                                             

[10] Imam-ı Züfer (R.A.) diyor ki: Fazla olarak verilen miktar, akde dahil olamaz, ancak hibedir. Eğer alırsa olur, eğer almazsa yalnız o iptal edilir.

[11] Ziyade ve eksiltme akdin esasına taallûk ederler. Zira akdi (alışverişi) bir vasıftan diğer bir vasfa çevirirler.                                      (H.Y.)

[12] îmam-ı Safi (R.A.) ye göre ribanın illeti, yiyeceklerde cinsleriyle, sa­tıldıkları zaman yemekliktir, paralarda İse semenliktir. îmam-ı Malik'e   göre

azık edinen ve saklanabilen, cinsiyle satıldığı zaman fazla olursa riba olur. O halde bir ölçek; kireç verip iki ölçek alırsa bize göre, caiz değildir. Zira cinsle beraber Ölçek vardır. Şafi'ye ve Malik'e göre, caizdir. Çünkü, yiyecek değildir. Bir karpuzu, iki karpuzla satmak bize göre, caizdir, çünkü ölçek ve tartıyle de­ğil, tane ile satılmıştır, Şafi'ye göre. caiz değildir, çünkü yiyecektir.

Bir yumurtayı ikiyle değiştirmek bize göre caizdir. Çünkü,, ölçek ve tartı yoktur. Safiye göre değildir: Çünkü yiyecektir.         (Cevhere)

[13] Çünkü köle bütün maliyle beraber efendisinin malıdır. Harpçı kafirle­ mallan hangi yoldan olursa olsun alınması muslumana mubahtır   Ancak yoIuyla alınmamalıEmin kuman kâfir, böyle, değildir onun malı haramdır.

[14] Hazır parayı gelecek bir nesne için yatırmak demektir.     ,          M.

[15] Kasden öldürmedikçe zâmm olamaz.

 

[16] Baliğlara namaz, oruç zekât, hac cihad v.s. tarz olduğu gibi"bunlara da farzdır.                                                                  (Meydanı)

 

[17] Dikkat edilsin "bu kadar kelimesi iki defa denilmiştir ama iki kelime arasında atıf harfi yoktur, îkinci misalde ise atif vardır.                     (M.)

[18] Dikkat  buyurulsun  «Bir»   kelimesi   «yüz»   kelimesi  üzerine  atif  edilir.

(Mütercim)

[19] Birinci meselede İlk evvelâ «Bu ev falamnjjır» şeklinde her şeyin o fa­lana ait olduğunu ifade eden bir ibare kullanıyor, ikinci misalde ise h?ususiyet ifadesi kullanılır, aradaki fark bundan gelir.

(Mütercim)

 

[20] Katışık veya saf para, merhum müellifin zamanında varmış, kimi para tamamen gümüşten, kimisi tunç ve saire ile katışık imiş, bu durumu daima göz önünde 'bulundurmanız lâzımdır. Dirhem. Dinar, Danik. Pulus vesaire tâ­birler o zaman islâm diyarında kullanılan paraların adlandır. Malûm ola. Hat­tâ bu tâbirlerin bir kısmı bugüne kadar Arabistanda kullanılır.

(Mütercim)

 

[21] Ağaçtan yapılmış iki taraflıdır. Devenin sırtına vurulur, beher taralın­da birer insan oturur ve yolculuk yapar. Ecdadımız bu şekilde Ar abis tanların kumsal çöllerini katederek hacca gitmişlerdir. Elbette zahmetlerine göre se­vapları da fazladır. Uçakla, gemiyle ve kara vasıtaiariyle .gidenlerin kulağı çın­lasın.

(Mütercim)

 

[22] Çünkü imam-ı Buharı (R.D.) Ibni Ömer'den rivayet ediyor: Peygam­ber efendimiz (S.A.) Dölün ücretini yasakladı. Ancak döl neslin bekası için üc­retsiz olmalıdır.                             ,           — D —

[23] Zamanımızda müezzinlere verilen ücret veya maaş bu kabilden değil­dir. Belki caminin bakımı ve benzeri işler için bu kardeşlerimize "bu cüz* maaş; verilir. Sadece ezan için değildir.                                    (Mütercim)

[24] Lûgatta bitiştirmek manasınadır. Şer'an komşuluk ve ortaklıktan ötürü satın alınmak suretiyle ortağının veya komşusunun payını payına katmak de­mektir.                                                               <Damad)

 

[25] Hul'ü: Lügatça sökmek demektir. Şeriatça:  Kocanın geçüıemedigi ha­ramından boşanma karşılığında aldığı maldır.            (Meydanı)

 

[26] Bu rivayet îmam-ı Hasan'ın Ebû Hanefîden yaptığı rivâyett&r. tma-meyne göre, ikincisinin işlediğinde birincisi mesai olur, ister kâr ister zarar olsun mezhebin meşhur kavline söre, : Sermaye sahibi muhayyerdir. Hangisini mesul tutarsa tutabilir.                              (Tashih)

 

[27]   Omalın kıymet ve pahasından hangisi azsa o itibar olunur. Mesela: pahası on beş kıymeti on ise. vekil müvekkilden beg alır, yâni onda k«ıdilığm-den alır, üstüne koyar böylece mal sahibine on beş   verir.    (Biraz   değişiklikle

(Cevhere)

 

[28] Kitabet: Elden para alıp köleyi azat etmek veya borçla azat etmek de­mektir.                                     

(Meydanı)

[29] Her türlü muamele yapmaktan menetmek demektir.

 

[30] Şekil şöyledir: Eir tacire bin lira borç verir o borcumu falan yerdeki dostuma teslim et, der ve böylece malını yol tehlikesinden korurTSefatic, Suf-tec'in cemidir. Acemceûsn Arap lisanına geçmiş ve havale senedi demektir.

(Meydani)

 

[31] Çünkü eğer mülkü olsaydı satabilirdi. Halbuki kendisine vâkıf yapılan zat. o malı satamaz.         '              (Cevhere)

 

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.03 saniye 11,204,868 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021