Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Mülteka El Ebhur Tercemesi

Hâkimin Huzurunda Şahitlikle İlgili Fasıl3

Hâkimlikle İlgili Fasıl4

Mahkeme Hükümleri İle İlgili Fasıl5

Müteferrik Mes'eleler5

Ölümden Sonra Mirasların Hükmü İle İlgili Fasıl6

Şehâdetler Bahsi 8

Şâhidlikle İlgili Fasıl9

Şehâdeti Kabul Edilen Ve Edilmeyenler Babı10

Şehâdette İhtilâf Babı12

Şahitlik Üzerine Şahitlik  Babı13

Şâhidlikten Rücû Babı14

Vekillik Bahsi 16

Alış Verişde Vekâlet Babı17

Alış - Verişde Vekâletle İlgili Fasıl19

Teslim Alma Ve Husûmetle Vekâlet Babı20

Vekilin Azli Babı21

Dâva Bahsi 22

Yeminleşme Babı24

Davacı İle Davalının Arasındaki Husumetin Defi Île İlgili Fasıl26

İki Kişinin Dâvası Babı26

El İle Münazaa Hakkında Fasıl28

Nesebin Dâvası Babı29

İkrar Bahsi 30

İstisna Ve İstisna Mânasına Olan Şeyler Babı33

Hastanın İkrarı Bâb'ı34

Sulh Bahsi 35

Sulh İle İlgili Fasıl36

Borç Ve Alacakta Sulh Babı37

Alacakda Sulh Île İlgili Fasıl38

Müdârebe (Ortaklığı) Bahsî 39

Müdârebe Yapan Müdâribin Babı42

Şirket-İ Müdârebe İle İlgili Fasıl43

Vedia (Emânet) Bahsi 45

Ariyet (Emanet Verilen Şeyler) Bahsi 47

Hibe (Bağışlama) Bahsi 49

Hibeden Rücü Babı51

Hîbe İle  İlgili Fasıl53

İcarlar Bahsi 55

Îcar Caiz Olan Ve Olmayan Babı57

Fâsid Îcar Babı58

Fasit Îcarla İlgili Fasıl61

Îcar'ı Feshetme Babı63

Îcarla İlgili Müteferrik Meseleler64

Mükateb Bahsi65

Mükâtebin Tasarrufu Babı66

Mükateble İlgili Fasıl :67

Müşterek Kölenin Kitabeti Babı68

Mükâteb'in Acizliği Ve Ölüm Babı69

Kölelikde Velâ  (Evlilik Ve İrs) Bahsi69

Velânın   (Veliliğin Ve İrsin)   Kesinleşmesi İle İlgili Fasıl70

 


Hâkimin Huzurunda Şahitlikle İlgili Fasıl

 

Şahitler, Hâkimin huzurunda hâzır bulunan bir hasmın üzerine şa­hitlik etseler, Hâkim o şahitlerin şahadetleriyle (ifadeleriyle,) hükmeder (karar verir).

Ve o Hâkim'in verdiği kararı sicil defterine yazılır (zamanla vakı'a uııutulmayıp - hatırlanması için).

Şahitler, Hâkimin huzurundan gâib olan şahsın üzerine şahitlik et­seler, onlar ifâdeleri ile gâib olan şahsın üzerine karar vermez, belki o ifâdeleri, Hâkim kendi vilâyetinde bulunan diğer Hâkim'e .halıa yazar, tâ ki. o mektup kendisine gelen ikinci Hâkim onunla kararını versin.

Bu mektup, Hâkim'in diğer bir Hâkim'e yazmış olduğu bir yazı (Tu­tanak) tır.

Hakikatta Kitab'ı (Hükmî olan yazı - Tutanak); O şahadeti kendisi tarafından mektup (tutanak) gönderen Hâkim, ona karar vermeyip, o kendisine yazı gönderilen Hâkim'e 'tleviz (havale) etmiştir ki, o madde de kendi re'yi ile kararını versin.

Hâkim'in yazısı, diğer bir Hâkim'e şüblıe ile sakıt olmayan şeylerde kabul olunur, (Meselâ,) deyn gibi (Borç - alacak gibi, zira deyn miktar vasfı ile bilinir), akar gibi (dükkân, gibi, zira akar tahrirle - yazmakla -bilinmeğe muhtaç değildir), nikâh gibi (Meselâ: bir erkek bir kadının üzerine nikâh dâva etmek veya kadın erkek üzerine nikâh dâva etmek gibi), ölü ve dirilik cihetinden nesep gibi. (Zira nesep Baba ve Dede'nin zikri i!e ve kabilenin zikri iîe bilinir), Gasp (zorla almak) gibi. (Zira gasb da Deyn gibi arif olunur, ona işaret etmeğe muhtaç değildir), inkâr olu­nan emânet ve inkâr olunan mudârebe (ortaklık,) gibi. (Zira bunlarda deyn menzilindedir. inkâr olunmuş olmasalar, menkul olan eşyalar kabi­linden olurlar ve menkul olan şeyler olduğu takdirde de onda Hâkimin yazısı kabul olunmaz.)

İmam-i Muhammed (R.A.)"a göre ise, Hâkimin yazısı her nakiî olu­nan şeyde (Menkullarda) kabul olunur ve müteahhirîn uleması da bunun üzerinedir ve bunun iîe fetva verilir. (Zira halkın buna ihtiyaçları oldu­ğu için cevaz verilmiştir).

Gönderilen Mektup (yazı) malûm bir Hâkim'e olmalıdır. (Meselâ) falan oğlu falandan - falanoğlu falanca denilmesi lâzımdır ve ikisinin (ya­zıyı yazan ve yazıyı alanın,) neseplerini zikretmelidir.

Yazıyı gönderecek olan Hâkim isterse, falanoğlu falandan - falanoğ­lu falana diye yazdıktan sonra, «bu kitap (Mektup - Yazı) Güzâfı Müsİlminden (Müslüman olan Hâkim'lerden) her kime vâsıl olursa fye diye yazar.                                                                                               

Yazıyı gönderecek olan hâkim yazdığı mektubu, mektuba şahitlik edecek olan kimselerin huzurunda okur, eğer şahitlerin huzurunda okun; mazsa o mektupta ne yazılı ise onu huzurndakilere bildirir.      

Ve şahit yapacağı kimselerin isimleri o mektupta yazılı olup, mekj-tubu huzurlarında mühürler, onlar da mektuptaki olan şey'i ezberlerleir ve Hâkim o mektubu şahitlere teslim eder. (Bu zikrolunan hükmün hepsi İmam-ı Âzam ve İmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre'dh).                         

İ. Ebû Yûsuf yukarıda bahsi geçen hiç bir şey'i şart koşmannştır, şahitlerin şahitlik etmelerinden maada ki, bu yazı kendi yazısıdır, o Hâ-kimJe bu eşyayı şart kılmadı, kendisi kazaya müptelâ olduğu için (hüküm vermeye başladığı için).                                                                          

İmam-ı Serahsi, Ebû Yûsuf (R.A./ın kavlini ihtiyaretti ve haber paçık olduğu gibi değildir. (Yâni İmam-ı Ebû Yûsuf «R.A.) Kâzi - Hâ­kim olup - hüküm vermezden evvel ve hüküm vermenin durumunu mü-şâhade etmeden Önce Ebû Yûsuf'un kavli Ebû Hânife ve İmam-ı Mu­hammed (R.A.)'m kavilleri oibidir, fakat her ne zaman Hâkim oldu ve ahvâline vâkıf oldu ve müşahede etti, bundan sonra da halka suhulet - ko­laylık olmak için, yukarıdaki zikrolunan şeyleri şart değildir dedi).

Mektup, kendisi için mektup yazılan Hâkim'e vardığı zaman evvelâ mührüne bakar ve mektubu kabul etmez, ancak o hasım olan kimsenin huzurunda ve iki erkeğin şâhitlikleriyle veya bir erkekle iki kadının şâ-lıitlikleriyle kabul eder.

Kendisi için mektup gönderilen Hâkim, kendisine gelen mektubu ka­bul etmez, ancak iki erkeğin şöyle şahitlik etmeleriyle kabul eder; «Bu yazı falan Hâkim'in yazısıdır ve huzurumuzda okuyup, ve mühürleyin meclis hükmünde bize teslim etmiştim diye takrir ederler.

İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, «bu yazı falan kimsenin yazısıdı ve mührüdür  (ve bir nüshada sona ermiştir)» demek kifayet eder.

İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.) den bir rivayette, mektubu mühürleme]) şart değildir.

Mektubun  şahitleri,  mektubun muhteviyatına  şahitlik  ettikleri  za man Hâkim o mektubu açar ve hasmın huzurunda okur ve içinde olaıl şeyle ilzam eder.                                                                             

Yazıyı gönderen Hâkimin ölümüyle veya yazı varmadan evvel dilmesi sebebiyle veyahutta kendisine yazı gönderilen Hâkim'in ölü sebebiyle yazılmış olan yazı bâtıl (hükümsüz; olur.

Ancak kendisine mektup gönderilen Hâkimin isminden sonra, «bu yazı müslümanlarin hâkiminden her kime yetişirsen diye tâyin ederse, bu takdirde kendisine mektup gönderilen hâkimin ölmesiyle bâtıl olmaz.

Hâkİm'in gönderdiği yazı, hasmın ölümüyle bâtıl olmaz, belki vârisi olan kimsenin üzerine nafiz (geçerli) olur. (Zira onun makamına kaim­dir).

Hâkim olan kimse, kendisine hâkimlik zamanında ve hüküm ettiği yerde, insanların haklarından bir şey, başka birinin zimmetine geçtiği­nin haberini alırsa ve ona ilmi ihata etse, o hakkı şahitsiz hükmedip ve karar verip, hakkı sahibine vermeğe sebeb olması o Hâkim'e caizdir. [1]

 

Hâkimlikle İlgili Fasıl

 

Kadının, Hâkimliği fHâkim'e, olup verdiği hükmü) hadlerin ve kav vedin (kaatil'i maktul yerine kısas yapmak - öldürmekten) başkalarında caizdir [2].

Kâzi olan kimse, Halife istihîâf etmek (yerine vekil koymak) caiz değildir. Meğer ki o, Hâkim'e, yerine halef tâyin etmek, Sultan tarafın­dan tefviz olunmuş (Havale edilmiş - izin verilmiş,) olsun. (Meselâ; «Ye­rine dilediğin kimseyi vekil tâyin et» denilmiş olsa, bu takdirde ona ve­kil tâyin etmek caizdir). Fakat Cum'a namazına nıe'mur olan hatip, bu zİkrolunan mes'elenin hilafıdır, (Zira hatip olan kimseye, namazda yerine vekil koymak sahihtir, Cûm'a namazının fevt olması korkusundan dola­yı), yerine başkasını vekil bırakmasına izin verilen kâzi, yerine birini ve­kil tâyin ettiği zaman, o kâzi azledilmekle, ve o kâzinin ölümü ile o nâib ("vekil olan kimse) azlolıııımaz. Belki o nâib asim yâni Sultanın naibidir.

Kendisine vekil tâyin etmesi hususunda müsaade verilmeyen, kfizi'-nin naibi (Vekili), onun hazır bulunduğu zamanda veya gâib olduğu za­manda bir maddede hükmetse (karar verse), Kâzi de o naibin hüküm ver­mesine müsaade verse, caiz olur. vekâlette caiz olduğu gibi.

Bir kâzi'ye (Hâkim'e), bir madde hususunda diğer bir kâzi'nin (hâ­kimin) hükmü ref olunsa ("kaldırılsa, havale edilse) ki, o hüküm de sadr'ı evvelde (yâni Sahabe «R.A.» zamanında) ihtilâf etmişlerdir ki; hükmü imza eder, eğer kitaba, Sünneti meşhûreye ve icmâ'a muhalif değilse (Hulâsa'i kelâm, herhangi bir Hâkim'e; diğer bir Hâkim'in bir maddede hüküm ettiği maddenin sûret'i murafaa olunsa, o hükmü imza etmek vâcib olur, meğer ki, Kitab, Sünnet ve İcmâ'ı Ümmete muhalif olsunj bu takdirde imza etmez).                                                                        

Bir hükme, Cumhur'u Ulemâ o mes'elede içtima ederse, bâzısının o mes'elede ihtilâf etmesine itibar olunmaz. (Zira Usul'ü Fıkıh'da beyan olunmuştur ki; ekseri Ulemanın ittifaktı bir hükmün subûtunda kâfidir, küllün ittifakına ihtiyaç yoktur/

Bir şey'in helâl olmasına veya haram olmasına hükmetmek zahirde (aramızda) ve bâtında (Allah «C.C.» in indinde) nafiz ve sahih olur.

İmanı-ı Âzam (B.A.)'a göre, yalancı şahitlerde olsa dâvası muayyen bir sebebi ile olursa (Meselâ, iki rivayet vardır).                              

İmânıeyn (R.A.)'a göre ise, (Zahirde nafiz ve sahih olur ama) ya­lancı şahit ile olursa bâtında (indallâh,) kaza nafiz ve sahih olmaz.  

Eğer bir kadın, bir erkek üzerine beyyine'i, zûr (yalancı şâbit) ikâme etse (dikse) ki bu erkek kendisini tezevvüç etmiştir ve kâzi olan kimse o şahidin şahadeti mucibince hükmederse, İmam-i Âzam (R.A.)'a göre o kadın Ceğer cımâ olundu ise) kendi nefsini o erkeğe temkin ettirmesi he­lâl ve caizdir. İmâmeyn (R.A.) için hilaf vardır.

Emlâki Mürsel'ede (kendisinde muayyen bir sebebi zikredilmemiş olan mutlakta) yalan çâhitlik ile (Zahirde nafiz olursa da) bâtında (in-dellâh) îttifakJı Ulemâ ile nafiz olmaz. (Zira mülkü mutlâk'ı sebebsiz îs-bat etmek tâkât'ı beşer değildir).

Kâzi olan kimse, kendisinde içtihat edilmiş bir ınes'ele'de bir müç-tehit olan kimsenin re'yinin aksine (kendi mezhebini) unutarak ve kas­ten hüküm verse, İmâmeyn CR.A.)'a göre hükmü nafiz olmaz.

Ve (Kitab ve Sünnet ve İcma'ı Ümmet'e muhalif: olmamak şartıyla İmâmeyn kavliyle) fetva verilir. İmam-ı Âzam (R.A./a göre ise, eğer unutarak hüküm verirse, hükmü nafiz olur. Eğer kasten muhalif hüküm verirse, iki rivayet vardır.

Kâzi olan kimse, hakikaten gâib olan kimsenin üzerine (gıyaben) hükmetmez. Ancak o gâib olan kimsenin hakikaten naibi (vekili) olan kimsenin huzurunda meselâ: O gaibin vekili gibi (Veya' vâsisi olan kimse­nin huzurunda) hükmünü verir. (Zira bunlar onun makamına kâim olur.).

Veya gâib olan kimsenin şer'an naibi olan kimsenin huzurunda, (hükmünü verir) Kâzinin nasbettiği (Tâyin ettiği) vâsi gibi (Meselâ: Dâ-vah olan kimse ölse ve onun gâib küçük bir oğlu olsa, Hâkim ona bir vâsi tâyin etse, o vâsinin üzerine hüküm verilir).

Veya gâib olan kimsenin, hükmen naibi olan kimsenin (Hâkim tara­fından yerine dikilen kimsenin) huzurunda hükmünü verir ki, o gaibin üzerine dâva olunan şey'i hâzırın üzerine dâva olmağa sebeb olmak gibi, o zaman da gaibin üzerine hüküm vermek caizdir. {"Meselâ: bîr kimse, başka bir kimsenin elinde olan evi dâva etse, ev elinde bulunan kimse de inkâr edip «Bu ev benim mülkümdür» diye gâib olan falandan satın al­dığına şahit dikse, şahidi kabul edilir ve hüküm o gâib ile hâzır'ın üzerine sabit olur, sonra o gâib olan kimse gelse, tekrar o şahidin dinlenmesine

ihtiyaç yoktur).

O gâib üzerine dâva olunan şey şart ise, (ne hâzır ve ne de gaibin Üzerine) hüküm vermek sahih olmaz. (Meselâ: bir kadın, kendi efendisine «Sen benim talâkımı gâib olan falan kimsenin ta'lîk ettiği talâk'ı selâse ile • üç talâk ile ta'lîk ettin» dese, ve o gâib olan da kendi ailesini üç ta­lâk ile boşadığma kadın şahit gösterse, şahidi kabul olunmaz. Zira o gâib olan kimse bundan mütezarnr olur, eğer ki mütezarnr ve müteezzİ ol­mazsa caiz olur).

Kâzi olan kimse, yetimin malını karz (ödünç} olarak verir ve falan miktarı falan kimseye Ödünç verdiğine hüccet (delil) yazar.

Yetimin malım vâsi ile baba için başkasına ödünç vermek caiz de­ğildir. (Zira onu halas edip kurtarmakda âcizlerdir). [3]

 

Mahkeme Hükümleri İle İlgili Fasıl

 

İki hasım, kazaya (Hüküm vermeye) selâhiyeti olan kimseye aral rım açmak için (işlerini halletmek için,) tahkim etseler (Hakem dikseler), bu (Hakem dikmeleri) sahih olur. Ve verdiği karar (hasımlar) üzerine nafiz ('geçerli) ve câri olur ki, davacının şahidi İle veya dâvâlının ikra­rıyla veyahutta yemininden dönmek ve çekinmekle, hakem dikilen kim­senin, iki hasımdan birinin ikrar ettiğine ihbarı (haber vermesi) ve şa­hit olan kimsenin adaletine ihbarı hâli, Vilâyetinde sahih ve makbuldür.

O iki hasmın her birisi için dikilen hakemin hükmünden (kararın­dan) evvel rücû etmeleri (dönmeleri) caizdir. Fakat hükmünden sonra rücû caiz değildir.

O iki hasım tarafından Hakem dikilen kimsenin hükmü (karar'O bir kaziye murafaa olunsa (kaldırılsa) da, eğer kendi mezhebine muvafık ise, o kararı tenfiz edip imza eder.

Eğer kî Mezhebine muvafık değilse, onu bozar ("Zira bunun verdiği hüküm kaziye lâzım olan işlerden değildir).

Kâzidcn başkasını, (Hııkukullâh olduğu içhı) Hadde ve (Kâtil'i mak­tul yerinde öldürmek) kısasında tahkim etmek (Hakem tâyin etmeli) sa­hih değildir.

İçtihâd olunan (had ve kısastan) başkalarında hakem tayin etmek sahih olur.

Fukahâ (Meşfiyih,) dedilerki, o tâyin edilen hakemin hükmünün caiz olduğuna fetva verilmemelidir, avam'ı itasın tecâsürleri {'cahilane cesa­retleri ve kuvvetleri) def olunmak için (ve mevlâ olan kâzi'lere ihtiyaç -itibar kalmaz ve şer'i şerifin revnak ve güzelliği yıkılmış olur).

Eğer hasım olan iki kimse, o hâkim olan kimseyi hatâ ile vâki olan demde (kan dâvasında) hakem tâyin etseler, ve o tâyin ettikleri hâkim de şahitlerin ifadesiyle o demin diyetini âkılenin (katilin kabilesinin) üze-rine'dir diye karar verse, bu hususta hükmü nafiz (geçerli) olmaz. (Zira hükmü hasımlar hakkında nafiz olur. Fakat âkile hakkında nafiz olmaz).

Hakem tâyin edilen kimsenin ve Sultan tarafından tâyin edilen kâzi-nin hükmü, ebeveynlerinin, çocuklarının ve ailelerinin lehlerine sahih de­ğildir. Yalnız bunların aleyhlerine hüküm vermeleri sahihtir, fNitekim aleyhlerine şehâdetleri sahih olduğu gibi).

Sultan tarafından tâyin edilen kâzının, kendisini tâyin eden Sultan İçin, leyhte ve aleyhte verdiği hüküm (karar) sahih ve nafizdir. [4]

 

Müteferrik Mes'eleler

 

Bir kimsenin evi, başkasının evinin altında olsa, (O yukardaki ev sa­hibini rahatsız edeceğinden ve başka kötülüklere de sebeb olabileceğin­den) Yukarıdaki ev sahibinin rızası olmadan altta evi olan kimse için, evin tavanına (veya duvarının üstüne) Mıh (Çivi) çakmak veya pencere açmak yoktur. Ve yukarıda evi olan kimse içinde, alttaki evin üstüne bi­na yapması da caiz değildir [5].

İnıâmeyn'e göre, diğerinin rızası olmadan her biri için kendi mekâ­nında zarar vermeyen işi işlemesi caizdir.                          

Ve denildi ki, İmâmeynin kavilleri İmamın ("İmam-ı Âzamin) kavli­ni tefsirdir.. Uzun ve birbirine aralı ve birbirine bağlanmamış mahalle halkı için orada kapıyı açmaları yoktur. Fakat mahalle birbirine bitişik olursa, bu iki mahallenin o aynhklı durumu bir kapı açarak bitiştirme­leri caizdir.

Bir kimse, (bir ev ve sâireuin.) hibe olduğunu iddia etse, Hâkim de hibe olduğuna delil talep etse, hibe yapılan kimse, Hâkim'e «O hibe ya­pan kimse, bana hibe ettiğini inkâr etti ve ben onu ondan satın aldım» veya böyle demeyip hibe vaktinden sonra delil getirse, bu delil'i kabul olunur. Ve eğer hibe vaktinden evvel satın aldığına delil getirse, kabul olunmaz.

Bir kimse, Zeyd'in kendisinden cariyesini satın aldığını iddia etse, Zeyd'de ondan câriye aldığını inkâr etse ve o iddia eden kimse de husû­meti terketse, iddia eden kimse için o cariyeyi   cima etmek helâl olur.

Bir kimse, (diğer bîr kimseden) on dirhem aldığım ikrar etse, sonra geçersiz veya tüccarların reddettiği dirhemdi diye iddia ederse, (yemini iîe beraber) tasdik olunur. Fakat karışanı galip olan dirhem (gümüş) ol­duğunu iddia ederse, tasdik olunmaz. Ve eğer dirhemin yeni olanından aldığım yahut hakkını veya pahasından veya tamamen aldığını İkrardan sonra geçersiz dirhem veya tüccarların kabul etmediği dirhemden aldığı­nı iddia ederse, tasdik olunmaz.:

Zeyf: Geçersiz dirhem (şudur): Beytülmalm reddettiği şeydir. (Dir­hemler " paralardır).

Nebehrece: Yukarıda geçtiği gibi, Tüccarların reddettiği şeydir (Dir­hemlerdir « paralardır).

Seiukâ: Karışan şeyin dirhemden (GümüşdenJ fazla olan şeydir.

Bir kimse, kendisi için, bin lira (borcu) olduğunu ikrar eden kimse­ye «Benim sende hiç bir şeyim yoktur» dese, sonra yine o meclisde «Evet, benim sende hin dirhemim vardır» dese, (Sonraki vâki olan sözü) delilsiz kabul olunmaz. Fakat «Sen benden bu şey'i satın aldın» diyen satıcının sözünü (alıcı) tekzip edip, sonra tasdik ettiği mes'ele yukarıdaki mes'elenin hilâfmadır. ('Yâni sonraki tasdik sahih olur ve delilsfz kabul olunur)..

Bir kimse, üzerine mal iddia eden kimseye «benim üzerimde bir şe­yin yoktur.» dese, iddiacı (Yâni davacı) da o iddia ettiği şey'i delil ge­tirse, o dâva olunanda üzerinde olanı ödediğine veya ibra olduğuna delil getirse, o dâva olunanın delili kabul olunur. Ve eğer inkâr eden kimse, inkârı üzerine «ben seni bilmem» dese, delili kabul olunmaz.

Eğer bir kimse, diğer bir kimseye («bu adam bana cariyesini sattı; diye) cariyesinin satışını iddia eden ve onu bir ayibla reddetmek isterse, dâva olunan kimse onu inkâr etse, sonra davacı olan kimse de inkâr ede­nin sattığına delil getirse, sonra inkâr eden kimse de her çeşit ayıbdan beri olduğuna delil getirse, o inkâr eden kimsenin delili kabul olunmaz. (Zira her türlü alış veriş muamelesi bütün ayıblardan beri olmasını ik­tizâ eder,).

Her çeşit yazı ve kitaplarda, her delil (veya hüküm)  yazıldığında yazının sonunda «inşaallah - Allah, (C.C.) dilerse,» cümlesinin zikrolun-ması, o yazının bütün hükmünü ibtâl eder. tmâmeyn'e göre o (İnşaattan,), cümlesinin zikri, o cümlenin ancak âhirim ibtâl eder. îstihsan - güzel olan da budur. [6]

 

Ölümden Sonra Mirasların Hükmü İle İlgili Fasıl

 

Hıristiyan bir kimse Ölse, onun ölümünden sonra karısı, «ben ölü­münden soııta müslüman oldum» dese ve Ölen Hıristiyanın vârisi olan kimse de, «Kadın onun ölümünden evvel müslüman olmuştur» dese, söz, vârisindir.

Keza bir müslüman ölse, soma müslümanm (Gayri Müslim) karısı «ben onun ölümünden evvel müslüman oldum» dese, ve Ölen müslümanm vârisi de «belki onun ölümünden sonra müslüman oldu» desej hüküm yi­ne aynıdır (Yâni, söz vârisindir).

Eğer yanma emânet konan kimse, «işte bu (adam) bana emânet ko­yanın oğludur ve bundan başka vârisi yoktur» dese emânet ona def edilir.

Ve eğer yanına emânet konan kimse, yukarıdaki sözden sonra diğer bir kimseye «bu da falan kimsenin oğludur» dese ve o evvelki oğlu onu tekzib etse, ('ölenin malı) evvelki oğlan için hükmolunur.

Eğer Hâkim olan kimse, ölen kimsenin mirasını vereseler arasında veya alacaklılar arasında iki şahidin şahadeti ile taksim etse, ve şahitler şahadetlerinde «biz bu ölünün bu vârislerden başka vâris alacaklı bilme­yiz» demeseler, o  vereseden kefil alınmaz. İşte bu hususta vârislerden veya alacaklılardan kefil istemek zulmün olmaması için ihtiyaçtır. İmâ-meyn'ti göre (vâris ve alacaklılardan kefil) alınır.

Bir kimse, bir akar'i kendine ve gâib olan kardeşine irs tariki ile in­tikâl ettiğini iddia etse, ve kendisine irs yoluyla geldiğine delil getirse, ona, o akarın (bağ ve bahçe gibilerin) yarısı verilir ve teslim olunur. Ve diğer yarısı elinde bulunan kimsenin elinde kefilsiz terk edilir. Velevki mal elinde olan kimse, inkâr edici olsun.

İmâmeyn dediler ki, eğer mal elinde bulunan kimse inkâr ederse, o kalan yarısı ondan alınır ve bir emin kimsenin yanına konur.    Menkul olan mallarda ise, bütün imamların ittifakı ile elinde bulu­nan kimseden tamamen alınır. Bunun hilafı üzere olduğu da denildi.

(O Davacının) gâib olan kardeşi hazır olduğu vakit, onun nasibi baki kalan yarısı delil iade ettirmeden (göstermeden) def olunur.

Bir kimse, malının üçte birini vasiyet etse, bu vasiyet malının tama­mı, üzerinedir. (Yâni; Malının üçte birini vasiyet eden kimsenin bu vasi­yeti malının bir kısmının üçte birine değil, mevcut malının hepsinin üçte birine şânıiFdir).

Eğer bir kimse, «Bütün malım veya mâlik olduğumun hepsi sadaka­dır» dese, işte bu söz (vasiyet), zekât mâline hamlolunur.

İmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre hu, sözde (yâni, bütün mâlim veya mâlik olduğumun hepsi-sadakadır, sözünde) Üşür arazisi de dâhildir. İmam-ı Muhammed, için muhalefet vardır.

Binâenaleyh (Malımın hepsi veya mâlik olduğum şey sadaka olsun, diyen) bir kimse İçin tasadduk ettiğinden başka malı olmasa, ondan nafa­ka ve yiyecek ihtiyacı ayırır ve alakor (bu kimse, san'at ehlinden olursa bir günlük rızkını ve eğer köy halkından ise bir senelik rızkını alıkoya­bilir, denmiştir). Şayet bu halden sonra o kimseye mal isabet etse (Yâni onda mal meydana gelse), o ayırıp tuttuğu kadar mal tasadduk eder.

Bir kimse, diğer bir kimseye gıyabında vâsî yapsa, halbuki o vâsî yapılan kimse de onu bilmese, İşte o kimse vâsidir. Vekil tâyin etmek (ve vekil olmak) bunun hilâfınadır.

Bir kimse, diğer bîr kimseyi vekil etmede bir ferdin haber vermesi, velevki o kimse fâsid de olsa kabul olunur. Vekili, vekillikden azletmede, bir ferdin haberi kabul olunmaz. Ancak âdil bir kimsenin veya âdilliği ile fâsıklığı bilinmeyip halleri kapalı iki kimsenin haber vermesi ile ka­bul olunur, tmâmeyn'e göre, vekil yapmada bir ferdin haberinin kabul olunduğu gibi, âzlde de kabul olunur.

Keza, kölesinin cinayetinden haber veren efendinin haberinde de ihtilâf böyledir ve şefi olan kimsenin satış muamelesindeki haberi ve bâ-kirenia kendisinin nikâhlandığına dâir haberi ve dâri harhde Müslüman olup dâri İslâmda şeriatı öğrenmeye hicret etmediğine dâir haberin hük­mündeki ihtilâf da yukardaki ihtilâflar gibidir.

Eğer Hâkim olan kimse, veya onun emîni olan kimse, borçlu plan kimsenin kölesini alacaklılar için satsa, kendisi veya emîni olan kimse de o malın bedeli olan pahasını alsa, sonra da o mal hâkimde veya emminde zayi olsa, ve köleye müstehak çıkılsa, o kölenin pahasını hâkim veya emin olan kimse, tazmin etmez. Ve o müstehak çıkılan köleyi satın alan kimse, o alacaklıların üzerine rücû eder.

Eğer bu köleyi vasi olan kimse, Hâkimin emri ile alacaklılar için sat­sa ve sattıktan sonra müstehak çıkılsa veya vâsiden teslim almazdan ev­vel ölse ve mal da zayi olsa, müşteri olan kimse, kölenin pahası ile vâsi olan kimseye rücû eder.

Eğer sana, âdil ve şeriat bilgilerine âlim bir hâkim «ben bu kimse­nin üzerine recim haddi (cezası) ile veya elini kesmekle veya dövmekle (dövülmekle) hükmettim ve sende bu zikrolunan şeylerin herhangisi ise, işle» dese, sen onun emrettiği şey ne ise kudretin nisbetinde işlemelisin.' /Zira meşru ve doğru olan her Ülülemrin emirlerine itaat etmek vâcib-dir).

Keza âdil olup, ilmi olmayan bir Hâkim'e (Yukardaki hükümlerin kararlarını verse ve verdiği hükümlerin) tefsirinden sorulsa ve ona güzel bir tefsirle cevap verse, o anda onu tasdik etmek yine vâcib olur. Ve eğer o hâkim, âdil ve âlim olmayıp güzel tefsir etmezse, onun sözü kabul olun­maz.

Âdil olmayan Hâkim, ister âlim olsun, ister olmasın hükmün sebebi açıklığa kavuşmadıkça hiç bîr surette onun sözü ile amel edilmez (Zira olabilir ki, hatâ ve galat yapmıştır).

Eğer azl olunmuş bir Hâkim, bir şahsa: «Ben senin üzerine bin dir­hem borç ile hükmetmiştim ve senden o bin dirhemi alıp falan kimseye vermiştim» dese, yahut «ben senin elinin kesilmesine bir hak sebebi ile hükmetmiştim» dese ve o kimse de, o Hâkim'e: «Belki sen o bîn dirhemi benden zulmen almış îdin yahut elimi zulmen kesmiş idin dese ve o şahıs bu eşyanın Hâkimin hükmettiği zaman da olduğunu itiraf etse, Hâkim tasdik olunur ve onun üzerine yemin de yoktur.

Ve eğer o şahıs o Hâkim'e, «Sen o zikrolunan şeyleri Hâkimlik za­manından evvel veya azlolunduktan sonra yapmış idin (hüküm vermiş idin,)» dese ve Hâkim olan kimse de Hâkimliği zamanında olduğunu id­dia etse, söz Hâkimindir ve sahih olan da budur.

Hâkimin (Hâkimlik zamanında veya azlden sonraki hükmü ile el kesen ve mal alan kimsenin hükmü, eğer her birinin dâvası Hâkimin dâ­vası gibi ise, burada tazmin eder. Fakat evvelkinde (Yâni, Hâkimliği za­manındaki verdiği kararları icra etmede) ise, tazmin etmez. [7]

 

 

Şehâdetler Bahsi [8]

 

O CŞehâdet) : Başkası için, bir başkasının üzerinde olan hakkı haberi vermektir ki; Şehâdetin saİıih olmasının şartı şehâdet edeceği şey'î mü-şâhade etmiş olup (bizzat kendisi görmüş olup) zan ve tahmin ile olmamaktır.

Bir kimse, (kendisinden başka şahitlik yapmağa ehil olan kimse bulamadığı zaman'da,) şahitlik yapmağa tâyin edilse (şahit yazılsa) şâhit-likden imtina etmesi (çekinmesi) caiz olmaz [9]

Şahitliği kabul ettikten sonra, kendisinden şahitlik yapması istenil­diği zaman, o (şahitliği) yerine getirmek farzdır. Ancak davacının hakkı şahitliği yüklenenden başkası ile kaim olmakla fsabit olmakla) şahitlik yapmak câkîtfolmaz.

Haddi şerhler de, şahitliği örtmek (gizlemekJ efdaldir.

Hırsızlıkta olan şahitlikte, (şahitlik eden kimse, falan aldı») der. «Hırsızlık yaptı» demez. (Çünkü, aldı demede gizlemek var, fakat çaldı demede ise eli kesilmek lâzımdır).

Zinanın subutü için, (erkek) şahidin şahadeti şart kılındı (Yâni, mu­teberdir, kadınların şahitliği, burada makbul değildir. Zira hatlerde ve kısasta kadınların şahitliği caiz değildir) [10].

Kısasta ve zina hâriç diğer had ('ceza) larda iki kişinin şahitliği şart kılındı (kadınların şahitliği kabul olunmaz).

Doğum da, (kızdaki) bakirelikte ve erkeklerin muttali olması müm­kün olmayan yerlerde bulunan ayıpların hakkında, tek bir kadının şahit­lik etmesi kâfidir.

Doğan çocuğun doğduktan sonra seslenmesi, üzerine cenaze namazı kılınması için bir kadının şahitliği kâfidir, fakat; (İmam-ı Âzam (R.A.,)'a göre) irste (miras almada da) bir kadının şahitliği kâfi değildir,

îmâmeyn (R.A.)'e göre ise, irs hakkında da bir kadının şahitlik et­mesi kâfidir. Eğer ki hasım olan kimse, şahit olan kimseye «Bu şahit, adaletli ve sözünde sâdıktır» dese (lâkin hatâ etti veya unuttu sözünü söylemese )hak sabit olur.

Bunlardan başka da; iki erkeğin veya bir erkekle iki kadının şahit­likleri kâfidir, gerek şahitlik ettikleri şey mal (Para - Eşya v.s. gibi,) ol­sun, gerekse nikâh Rada' (emişmek), talâk, vekâlet ve vasiyet gibi mâlî dâva olmayan dâva olsun.

Bütün bu kısımlarda şahidin hepsinde, hürriyet, İslâm, Adalet ve (Hâkim huzurunda) şehâdet lafzı da (Eşhedü - Ben şahadet ederim ki demekte) şart kılındı. (Zimmînin müslüman üzerine, kölenin, hür üzerine şahitlikleri ve fâsıkın şahitliği muteber sayılmaz. Adalet demek: bir kimsenin hasenatı - güzel amelleri - seyyiâtına - çirkin emellerine - galip olmasıdır) [11]

Öyle ise şahit, bilirim veya yâkininı budur (gibi kelimelerle) söy­ler de, (şahitlik ederim demezse, şahitliği) sahih olmaz.

(înıam-ı Âzam uR.A.»'a göre) Hâkim, hadler ve kaved (katili maktul yerine kısas etmek,) deki şahitlik hâriç, diğer şahitlikler de, hasım ola* kimse şâhid hakkında alıp tutmadığı müdüet şahidin hamulen (sicilin­den) Sormaz (tetkik edip incelemez). Imâmeya (R.A.)'e göre ise, şâir hu-kukda (hadler ve kısaslardan başkasında) Hâkun, gizli ve açıkça şahit­lerin hallerini sorar - tetkik eder.

Zamanımızda (fesad haddini tecâvüz ettiği için,) fetvada buradadır.

Zamanımızda (fitnenin meydana gelmesi korkusundan dolayı) şa­hidin hâlinden gizlice soruşturmak kâfidir. Şâhi4i tezkiye etmede (temi­ze çıkarmada) temiz çıkaranın «o şâhid d«rüstd«r» sözü, esah olan ka­vilde kifayet eder.

Denildi ki, şahidi tezkiyede, tezkiye edenin, «o şâhid, şehâdeti dâiî olan dürüst kimsedir» demesi elbette lâzımdır.

Hasmın, şahit olan kimseye «Şahit dürüst kimsedir velâkin hatâ mişdir, veya unutmuştur» sözü ile tezkiye (Öğmek) sahih değildir.

Âdil bir şahsın gizli olarak tezkiye etmesi (öğmesi), şahit için terce-mesi (Şahidin lisânına aşina olmayan Hâkim'e şahidin sözünü tercüme ve tefsiri,) ve Hâkim tarafından medheden kimseye gidip gelen kimse ol­ması kifayet eder. İki tane medhedici ihtiyattır. İmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre iki olmak elbette lâzımdır.

Açıktan yapılan medihde hürriyet şarttır. Gizli olarak yapılan me-dihde ise, hürriyet şart değildir. [12]

 

Şâhidlikle İlgili Fasıl                             

 

Şâhid olan kimse, şâlıidlik etmek iktizâ ettiğinde, her işittiği şey ile ve her gördüğü şey ile şâhidlik eder, bey, (Satanın «Sattım ve alanın da aldım» demesi) ve ikrar (ufalan kimseye şu kadar borcum var» demesi,) hâkimin hükmü, kasb (Zulümle almak) ve kafi gibi şeylerden, o kimse üzerine, şahit tutamasalar da yine şahitlik eder.

Şahit, şahitlik ettiği zamanda «falan kimse, falan kimseye falan şey'i sattığına şahadet ederim, demeli, falan kimse beni şahadet ettirdi» de­memelidir,                                                                                             

Şâhid olan kimse, kendisinden başka olan şahidin şehâdeti üzerine şâhidlik etmemelidir ki, diğer şâhid şâhidliği yerine getirdiğini işittiği zamanda, veya asıl şâiiid diğer birini o şahadet üzerine ş&kid tuttuğa za­man da, başka bir kimse varıp şâhidlik etse, kendisi şâhidliğe tâyin edil­mediği müddetçe caiz değildir. (Meselâ: Bir kimse, asıl şâhid iken «ben şâhidlik yapmak için gidemeyeceğim, size bu hususta şâhid tutarım» dese de başka bir kimse kendisine şâhidlik teklif otamnadan varıp şaUicUik de yapsa, caiz değildir. Ama şâhid tutulduğu zaman caizdir,).

Şâhid, Hâkim ve râvi olan (Hadis rivayet eden) kimse, sâdece hat­tına ('yazışma) bakmakla amel edemez, bunların her birisi kendi yazısı olduğunu hatırlamadığı müddet (Zira yazılar birbirine benaerler, bu ci­hetten İmam-ı Âzam (R.A./a göre ilim meydana gelmez).

İmâmeyn (R.A.)'a göre ise, sâdece yazısına bakmakta şâhidlik .caiz olur, eğer o yazı her birinin yanında saklanmış olursa, (şâhidlik yapmak isteyen kimse, falan kadınla evlendi demek gibi), ve bir kimse, bizzat gördüğüne şehâdet edebilir. Fakat nesebde (falan kimse, falanın oğlu gibij, ölümde (falan ölü gibi), nikâhda (falan kimse, falan kadını nikah­ladı gibi). Duhuida (falan kimse, faiaua yaklaştı demek gibi), Vt&yeti Kâzide (Hâkimin hükmünde, falan kimse sultan tarafından kazıya hük­metmeğe mütevelli oldu demek gibi) ve vakfın aslında (falan kimse bu evi falan camiye vakfetti demek gibi ki, bu zikredilen eşyanın sabit ol­mağında işitmekle şahitlik etmek kifayet eder. Muayeneye bizzat görüp tâyin etmeğe lüzum yoktur).

Bu zikroâımott eşya sâdece işitmekte sabit olur, bu eşyamn Jb&r biri­sini sözüne itimâd edilir iki adalet sahibi erkek veya adaletli bir erkekle adâieiii iki kachn haber verdikleri zamanda.

Bir kimsenin ölümünün sabit olmasından velevki şahit hünsa (erkek ve dişiliği belli olmayan şahıs) da olsa, adaletli bir şahsın şahitliği kifa­yet eder, muhtar olan kavilde budur.

Bir kimse, başka bir kimseyi bâkunâı hüküm verdiği dâirede, hâki­min oturuşu gibi otururken görse, ve bîr takım hasımların ve dâva sahip-terİma o şahsın yanma girdiklerini d« görse, seren kimse eratla «turan şahıs bakimdir, diye ş&hîtHk eder.

Bîr kimse, bir erkekle bir kadını beraber bir meskende sfikln olduk­larım (otarodukUrau,) görür. Ve o, erkekle kadın arasında, k««-k»ea ara­sında meydana gelen yaklaşmak, karışmak ve oynaşmak oluyorsa, gören çains o <kadım) âSeei diye hükmetsin.

Bîr kûııse, başka bir kimsenin «finde ââ«n$den (adamlardan) beşini bir şey görse, ve o gördüğü şahısta, elindeki şey'i mülk sahiplerinin kul­landıkları gibi kullanıyorsa, gören kimse o, kullandığı şey kullanan, kimsenin diye şahitlik eder, eğer o, şahidin kalbine bu kullanılan şey onun­dur, diye düşerse (zİrâ görünüş itibariyle o şey elde bulunmak mülkiyet olduğuna delildir,).

Eğer o başkasının erindeki ofan insan olsa, göreu kimse d* köle ol­duğunu bilse veya kendi nefsinden tâbir etmeye muktedir olmayan kü-çüfc olsa, yme e elinde olan şahsın müHtü diye şâhidlik eder.

Bir kimse,. Zeyd'in defnedildiğinde hâzır buhmchiğıma ve üzerine cenaze namazı kıldığma şahitlik etse, şahitliği kabui olunur ve Böyle ol­duğa aşikârdır. [13]

 

Şehâdeti Kabul Edilen Ve Edilmeyenler Babı

 

Âmâ (kör) olan kimsenin şahitliği (tmam-ı Âzam «R.A.»'a göre), ka­bul olunmaz. (İmam-ı Muhammed «R.A.»'e göre işittirmek ile caiz, olan eşyada caizdir,)[14]

İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.) muhaliftir. Âmâ o şehâdeti gözü açıkken tahmil etse (üzerine alsa), âmâ iken onu eda etmek caizdir.

Köle ile sabinin (çocuğun,) şahitlikleri kabul olunmaz, meğer ki, kö­le o şahitliği kölelik zamanında, sabi, sabîlik zamanında tahmil edip (üze­rine alıp) köle azad olduktan ve sabi de baliğ olduktan sonra edfi etmiş olsalar, o zaman şahitlikleri caiz olur [15]

İftirada» dolayı had olunmuş kimsenin şahitliği, tevbe etse de olunmaz, aacak kâfir olduğu holde had olunsa, sonra da raüslüman oka, bu takdirde jşâhidliği kabul olunur [16]

Kendi aslına (yâni babasına; her ne kadar yukarıya çıksa da (baba­sının, babası onun babası...) ve fer'ine (oğluna) h«r ne kadar aşağıya inse de (oğlunun oğlu- gibij şahitliği kabul olunmaz [17]

Kendi kölesine (ve köle kendi efendisine), mükâtebine ve kan ile kocanın, bîrinin' diğerine şahitlikleri kabul olunmaz.

Ortağın kendi ortağına, şirketleri ile ilgili olan şeylerde şahitlikleri kaimi olunmaz. (Çünkü menfaat diğer ortağa aittir, ama kendi şirketleri ile ilgili olmayan şeylerde, biribirine şahitlikleri makbuldür).

Kendisini kadına benzetip, kendrsine Fahişe (Livâta) ettiren Puşt -İbnenin şahitliği (fâsik kısmından oîduğu için) kabul olunmaz.

Başkalarının ölümünde yüksek sesle Ölünün iyiliklerine dâir şeyler söyleyip ağlayan kadın İle, oyun (çalgı) âleti ile ve aletsiz teğanni yapan kardaım şahitliği kahul cjlunmaz.  [18]

Dünya işlerine taaHûk eden, düşmanlıktan dolayı düşman olan (Ha­mın elan) kimsenin diğer hasmına şahitlik etmesi kabul olunmaz.

Çalgı âleti ile şarap içmeye müptelâ olan kimsenin şahitliği kabul olunmaz. (Zira dininde haram olan şey'i irtikâp etmiştir, çalgısız - oyun-suz içki içenin dahi şahitliği kabul olunmaz. Zira haranı irtikâp etmiş­tir,) [19]. Kuşlarla veya tanbur (saz) la oynayıp - çalan kimsenin şahitliği katwl olunmaz (zira vakitlerini oyun ile zayi ettiği cihetten fâsik adde­dilir, yalnız evinde oyun ve şâire için değil de besleyip terbiye yapmak İçin güvercin taşımak, haram olmayıp mubahtır)  [20]

Veya onun ve çalgı ile insanları başına toplayıp onlara teğânnisini işittiren kimsenin veya tavla oynayanın veya satranç denilen oyun âleti ile kumar oynayanın veya satranç sebebiyle namazı geçirenin, veya Haddi îcap eden şey'i irtikâp edenin, veya Ribâ (Tâiz) yiyen kimsenin, veya ha-mam'a peştemalsiz girenin (zira avret yerini açmak haramdır,), veya kendisini küçük düşürecek harekette bulunan kimsenin, yola abdest boz­mak veya yolda yemek yemek gibi (Zira yola abdest bozmak ve yolda yemek - yemek şehâdeti düşürür), veyahutta selefe (Eshâb'ı Güzîn ve SâdatJı Tâbi'in «R.A.»'e) açıktan sebbeden. (Sövüp sayan) m şahitliği ka­bul olunmaz [21].

Ehli hevâ olan kimselerin şahitlikleri mû'teber olur. (Zira bunlar cihetinden fâşıktırlar, fâsik olmaları cihetleri yalan söylemeye mâni'dir, bu cihetten şahitlikleri muteber sayılır. Ehli hevâdan murad, bid'ât sa­hipleridir) .

Ancak hattâbiye olan taifenin (Râfİzilerin) şahitlikleri muteber sa­yılmaz.

Zimmîlerin (vatandaş gayrimüslimlerin) kendileri gibi zimmîîere şahitlikleri muteberdir, her ne kadar mîllet cihetinden muhtelif olurlarsa da ( Meselâ: Nasrâninin Yehûdi üzerine ve Yehûdinin de Nasrânî üzeri­ne şahitliği muteberdir.

Zimmî'nin müste'nıin (Mülteci) üzerine şahitliği muteberdir, aksi (yâni mültecinin zimmî üzerine şahitliği muteber)  değildir.

Mültecinin, kendisi gibi mülteciye şahitliği muteberdir, eğer bir mem­leketten iseler ('eğer ki memleketleri ayrı ise şahitlikleri muteber değil­dir).

Din sebebiyle olan düşmanının (hasmının,) şahitliği muteberdir.

Günahı sağîrayı (küçük günahı) işlerde - Günahı Kebâir (Büyük Günah) tan tamamen kaçınır ve sevabı hatasına galip olursa (iyilikleri, kötülüklerinden daha fazla olursa) şahitliği muteberdir.

Sünnetsız olanın, iki husyesi (yumurtaları) çıkmış kimsenin, Veled'i Zinanın (Zinadan doğan çocuğun), Hunsamn ferkek ve dişiliği belli ol­mayanın), ummâlin (Haraç yiyen - İmanım, devlet reisinin) ve âzad olun­muş kimsenin, kendi azatlısına şahitliği muteberdir.

Hâli şehâdette muteber olan şahitliği yerine getirme vaktidir, şa­hitliği tahammül ettiği (şahit olduğu,) vakit değirdir.

Bir ölünün iki oğlu babaları Zeyd'i, vâsi ettiğine şahitlik etseler, ve Zeyd'de (Ali, Veli ve emsali isimli kimse de) vâsi olduğunu iddia etse, o iki oğlunun şahitlikleri muteber sayılır. (Halbuki kıyasen, fer'in asla şahitliği caiz değil'dir). Eğer Zeyd, vâsi olduğunu inkâr ederse, oğlanla­rının şahitlikleri muteber sayılmaz.

Bir şahsın, iki oğlu kâip olan babalarının, Zeyd'i, falan kimsede olan alacağın m alınmasına vekil tâyin ettiğine şahitlik etselre, Zeyd vekil ol-duğıuıu İddiada bulunsa da oğlanların şahitlikleri muteber sayılmaz.

Eğer ki, bir ölünün iki alacaklısı «bizim alacaklı olduğumuz falan ölü, Zeyd'i vâsi tâyin ettin diye şahitlik etseler, halbuki Zeyd'de vâsi ol­duğunu İddiada bulunsa, o iki alacaklının şahitlikleri muteber sayılır.      

Bir ölünün iki alacaklısı veya kendi vasiyet ettiği iki kimse veyahutta kendisinin iki vâsisi olan kimseler Zeyd'i vâsi tâyin ettiğine şahitlik et-! seîer, yine şahitlikleri muteber sayılır.                                                       

Cerh'i miicerred üzerine (iâsık veya paralı olduklarına) şahitlik et-1 mek muteber sayılmaz; O cerh'i mücerred ki, hakkı şer'î İçin (Haddia vâ-j cip olması gihi) ve köle ifin (malın vacip »İması gibi) hak îcâb etmeksi­zin onun sebebiyle fâsüt olıır. Meselâ: Dâvâlı olan kimse o davacının şâ-| lıidi hakkında  «bunlar fâsıklardır  veya Ribâ yiyicilerdir veyanutta bu, şahitleri îcâr ile (para verip) tuttun» demek gibi.                                     

Davacı olan kimse, «o şahinlerin fasile oMuManna ikrar ettiğin* şâ-ihidHfc etse, kahrıl olunur, ve köle olduklarına veya iftiradan dolayı had-; dö4tmdttkfarm» veya îçkki olduklarnıa veya iftiracı olduklarına veya dâ>-vacintn arkadaşları olduklarına veya davacı onları falan: miktara sâhrHHc irin îcâra tuttu demesi veya o îcâr parasını benim kendi yanımda olan paraaJan1 verdi veya ben onları falan miktara sulh ettim Teya a mikdart onlara benim üzerime, (aJevhime^ şahitlik etmemeleri için verdim, din­lemeyip şâhidlik ettiler» diye sâhidlik etse kabul olunur.

Bir kimse, bir Meclisde Hâkim huzurunda şâhitKk yapılan meclisden ayriîmasa, bir husus için şâftidîik edro ve «ben şAhHlrjHmin bir kısmında vehm ve hatâ ettim-» dese (yâni, şahitliğimde ilâve ettim veya noKsan söyledim dese) o şâhid Adâîetii ('Dürifet) ise, şahadeti kabul olunur. [22]

 

Şehâdette İhtilâf Babı

 

Şahitliğin dâvaya uygun olması şart kılındı.

Bir kimse, bir kimsenin Üzerine bir evi satın almak veya irs yoluyla sahip olmak iddiasında bulunsa, (Bu husus için şahitler toplatılır, şahit­leri talep olunduğu zamanda) mutlak mülke şahitlik etseler, şahitlikleri reddolunur. (Zira davacı yeniliğe iddia ettiği halde şâhidler mülkü eski olduğuna şahitlik ettiler, bu ise muhaliftir).

Bunun aksini iddiada, kabul olunur ("Meselâ: Davacı mutlak mülkü iddia etse, ve şahitler de bir muayyen mülke şahitlik etseler, şahitlikleri kabul olunur).

Şahitlerin lafızda ve mânada ittifak etmesi (İmam-i Âzam «R.A.»'a göre) şart kılındı (İmâmeyn «R.A.»'a göre ise, yalnız mânada muvafakat olunması kifayet eder).

İki şahidin birisi, «bu adamın, bu adamda bin dirhem alacağı vardır» diye şahitlik etse, veya «yüz dirhemi vardır» dese ve «hanımını bir talâkla boşadı» diye şahitlik etse, diğeri de, «iki bin dirhemi vardır» dese veya «ikiyüz dirhemi vardır» dese veyahutta hanımını iki talâk veya üç talâkla boşadığına şahitlik etse, (Şahitliklerinde ihtilâf bulunduğu için) şahit­likleri kabul olunmaz.

İmâmeyn (R.A.)'e göre ise, ekalde (Yâni az olanda) kabul olunur (Zira aza ittifak ettiler).

İki şahidin birisi, bin dirheme şahitlik etse, diğeri de bin yüz dirhe­me şahitlik etse, davacı olan kimsede ekser olan mikdarı fBin yüz dirhe­mi) dâva etse, Ulemânın ittifakiyle ancak binde kabul olunur. (Zira şa­hidin ikisi de lâf zan ve manen bine ittifak etmişlerdir).

İki şahidin birisi, yüz dirheme, diğeri yüz on dirheme şahitlik etse­ler, yine şahitlikleri yüzde kabul olunur.

Biri bir talakla boşadığına, diğeri de bir ve yarım (birbuçuk) talakla boşadığına şahitlik etseler, yine şahitlikleri bir talakta kabul olunur.

Eğer iki şâhıt, bir adama bin dirhem borç ile veya ödünç verilmiş bin dirheme şahitlik etseler, ve bu iki şahidin biri şahitliğinden sonra zikro-lunan binden bir miktarını Ödedi dese, o şehâdet bin dirheme kabul olunur. (Zira ikisinin ittifakı üzerine'dir). Onbin dirhemden borçlu beşyüzü ödediğine şahitliği kabul olunmaz, başka bir şahit o beşyüzü ödediğine şahitlik etmediği müddet (İmam-ı Ebû Yûsuf «B.A.» dan bir rivayette, beşyüz dirheme hüküm verilir).

Ödenen borcun mikdarını bilen kimse, davacı olan kimse o ödenen kısmın (beşyüz dirhemin) alındığına ikrar edene kadar (Zulme yardım­cı olmaması için.) şahitlik etmemelidir.

Eğer iki şahit, Mekke-i Mükerreme'de Kurban Bayramı gününde Amr'ın Zeyd'i öldürdüğüne sahicilik etseler, diğer iki şâhid de Amr'in Zeyd'i Kurban Bayramı gününde Küfede öldürdüğüne şahitlik etseler, bu iki fırkanın da (Yâni dört şahidin de) şahitlikleri reddolunur.

Eğer Hâkim, ikinci şahitler gelmeden önce, birinci şahitlerin şehâ-deti üzerine hükmetse (kararını verse), sonra gelen delil bâiıl olur, (Zira evvelki şahitler ile hükmetmek lâhik oldu, evvelki karar zımnen ikinciyi iptal etti, bozdu).

İki kimse, bir kimsenin sığır çaldığına şahitlik etseler, ve o sığırın renginde ihtilâf etseler (Meselâ; Biri siyah - diğeri sarıdır dese îmam-i Âzam «R.A.» göre) çalan adamın eli kesilir.

Eğer, şahitler çalınan sığırın erkek ve dişi olmasında ihtilâf etseler (Yâni, şahidin biri erkek diğeri de dişidir, deseler) O çalanın eli kesil­mez, imâmeyn (R.A.) e göre ise, iki surette de kesilmez. (Zira §âhit olu­nan hayvanda ihtilâf meydana gelmiştir).

Gasp (Zorla alma) suretinde şehâdet kabul olunmaz (Meselâ: Şahi­din biri Gasbettiği sığır beyaz idi ve diğeri de siyah idi dese) ulemânın (imamların)  ittifakiyle şahitlikleri kabul olunmaz.

İki şahidin, biri «Zeyd bu köleyi falan kimseden bir dirheme satın aldı veya bu köleyi bin dirhem üzerine mükâtep kıldı» diye şahitlik etse, ve diğeri de «bin yüz dirheme satın aldı» diye şahitlik etse, her ikisinin de şahitlikleri reddolunur.

Mal üzerine âzad olunan kölede de şahitlik reddolunur. Kavedden sulh olmakta (katili maktul yerine kısas yapmaktaki sulhta) şâhidlik reddolunur. (Meselâ : maktulün velisi ile katil kısasa müstehak olmuş­ken, katil kısastan kurtulmak için bir mikdar üezrine sulh olsalar, mak­tulün velisi olan kimse bin yüz üzerine sulh olduk dediğine beyyine-delil getirse, ikisinin de beyyinesi reddolunur).

Rehinde de reddolunur. (Meselâ: rehin veren kimse, bin dirheme re-lündir, diye delil gösterse, rehin alanda bin yüz dirheme delil gösterse, şahitlikleri reddolunur).

Bedeli Hulü'da da reddolunur (Meselâ: Karı ile koca bedeli Hul'un miktarında ihtilâf etseler, ve her birisi dâvasına mutabık delil gösterse reddolunur).  Birinci surette, köle,  ikinci surette katil,  üçüncüde rehin yenen ve dördüncüde kadın iddia etse (Zira cümlesinden murad akdi is­tettir, bu ise ihtilaflıdır. Bu cihetten şehâdet kabul olunmaz).

Eğer dâva diğer başkasından olsa (yâni, zikrolunan dördün muka­belesinde olan dördden olsa,) deyn dâvası gibi kabul olunur. (Meselâ: efendi kölesinin bin dirheme azat olunmasını iddia etse, ve kölede beş-yüz dirheme azat edildiğine dâva etse ve maktulün velisi kısas olan kîm-öc Jün dirheme sulh olduğunu iddia etse, ve katil de beşyüz dirheme sulh «Jdnğtınu iddia etse, bu iki surette de deyn dâvası gibi ekalli - azı «zerine sabit olur).

İcarda, bey' (alış veriş) gibidir, müddetin ifk zamanında (Yâni, kâr dâvası, îcâr müddetinden evvel üzerine pazarlık yapılan şeyin istifasın­dan evvel olsa ve şahitler şehâdette ihtilâf etseler, şahitlikleri kaimi olun­maz. Nitekim alış - verişde ihtilâf olduğu zamanda sahih ormaz).

Eğer dâva müddeti geçtikten sonra olursa, deyn (alacak) gibi oîur. (Yâni azı üzerine sabit olur).

Nikâhta şehâdet, istihsâııen bin ile kabul olunur.

(Meselâ : Efendisi, ailesinin mehrî bin dirhem diye iddia etse, ve delil - şahit dikse, ailesi de mihrin iki bin dirhem oMuğnnu iddia edip delil ve şahit dikse, bin dirheme kabul olunur. Zîrâ ikisinin şehâdeti de binde müttefiktir).

İddiada bulunan kimse, ister azı dâva etsm, isterse çoğu dâva etsin fark yoktur. İmâmeyn : Nikâhta şehâdet reddolunur, alış - verigde red-dolunduğu gibi, dediler.

İrse tealluk eden şehâdette, şehâdeünde ufalan kimse vefat etti.ve iddia eden kimse için mîras terk etti» diye veya «falan kimse, vefat etti ve bu şey onun mülküdür veya bu şey öleceği zaman onun elinde idi» diy« cer (çekmek) elbette lâzımdır. İmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.) muhaliftir (yâni o çekmeyi şart kılmaz).

Şahit olan kimse, «bu şey, iddia edenin babasımn'dır ve elinde bulu-naa zâte ariyet olarak koymuştur veya elinde bulunan kimse o şey'i bu iddia edenin babasında vedia femânet) olarak koymuştur» diye dâva ve şehâdet etse,  (sağa-sola)   çekmeksizin kabul olunur,

Eğer şahit olan kimseler, «Muhakkak bu şey falan tarihte iddia ede­nin elinde idi» diye şahitlik etseler, şahitlikleri reddolunur.

Eğer iki şahit, bu ş.ey iddia edenin mülkü idi, dîye şahitlik etseler, şahitlikleri kabul olunur.

Eğer iddia olunan kimse, bu şey'i iddia edenin elinde idi diye ikrar etseler, iddia olunan kimse o şeyi iddiada bulunana vermeye emrofaınur.

Şahitler, iddia olunanın üzerine bu şey iddiada bulananın elinde idi, diye ikrarda bulunsalar, yine o gey'i iddiada bulunana vermeye emro-Jumir[23]

 

Şahitlik Üzerine Şahitlik  Babı

 

Şehâdet üzerine şehâdet, had ve kısastan başkasında (istihsânen,) kabul olunur, her ne kadar mükerrer de olsa.

Şehâdet üzerine şehâdette, o asıl şahidin ölüm, veya hastalık veya­hut da sefer sebebiyle, muhakemeye gelmesi müteazzir olmak (Mümkün olmamak) şart kılındı [24].

Asıl şahidin her birinin yerine, İki şahidin şahitlik etmesi şart ki-İmdi, asıl şahidin fer'ileri biri asıl diğerinin ferlerine mütegayyir ol­ması   (yâni, başka olması)   şart değildir  [25].

Şehâdet üzerine şehâdet olunmasının sıfatı: Asıl olan şâhid, fer'i olan şahide «falan şey'e falan minval üzere şehâdet ettiğine şahitlik et» der, fer'î olan kimsede edâ zamanı «ben şahitlik ederim ki; Muhakkak falan kimse falan şey'e şehâdetine beni şahitlik kıldı ve bana dedi ki, falan mânaya   (bir şeye)  şehâdetim üzerine şahitlik et.»

Fer'i olan şâhit'in, asıl olan şahidi tâ'dil etmesi  (Tasdik ve laması.) ve iki şahidin birisi diğerini tâ'dil etmesi sahihtr.                     

Eğer ter'î olan kimse, asıl olanın tâdili hakkında sükût edip tâ'dil etmese, fer'in asıl üzerine şehâdeti caizdir.                                              

İmam'i Ebû Yûsuf (U.A.)'a göre, Hâkim, asıl olan şahidin hâline nazar eder (bakar), eğer huzurunda aslın adaleti sabit olursa, fer'in dahi kabul olunur. İmam-ı Muhammed CR.A.): aslın şehâdeti reddolunur, dedi (zira şehâdeti bâtıl olur muteber olmaz).                                                

Fer'i olan iki şahit, asıl olan iki şahidin şahitlikleri üzere bir ka­dına, «Bu kadın falan kızı falandır» diye şahitlik etseler, ve fer'i olan şa­hitler de «o asıl şahitler bize haber verdiler ki, kendileri bu kadını falan kızı falan idiğini bilirler» deseler, iddia eden de hâkimin huzuruna bir kadın getirse, o iki şâhid bu kadın o (falan kızı) hanım mıdır, değil mij. dir? Bilemeseler, Hâkim iddiada bulunana bu o kadın olduğuna iki şâhid getirdiler, gelen şâhidler de bu, o üzerine şehâdet olunmuş olan kadındır, demeleri lâzımdır.                                                                                       

Şehâdetin naklinde (bir hâkimin diğer hâkime mahkemesini naklinp Ûe) de diğer iki şahide ihtiyaç vardır.                                                      

Eğer iki şahit zikri geçen iki surette (Şehâdet ve hâkimin yazması) ö kadın üzerine şehâdet ettiklerinde «falan kızı falan temimiye kabile^ sinden» deseler caiz olmaz, tâki o kadını mahza (mahsus olduğu kabilesi­ne) mensup kılmalıdırlar, ('Zira bu tarif nisbeti makamına kâimdir).

Bir kimseden bahsolunduğunda, o kimseyi dedesi İle veya mensup olduğu kabile ile veyahutta nisbeti hâssa ile tarif etmekle tarif tam hâ­sıl olur.

Bir kimseyi Mısır'a (Vilâyete) veya büyük mahalleye nisbet etmety nisbeti âmmedir.

Küçük sokağa nisbet etmek ise, nisbeti hâssadır. [26]

 

Şâhidlikten Rücû Babı

 

Şahitlik ettikten sonra şâhitlikden rücû, etmek ('caymak) sahih (ca­iz) olmaz, ancak hâkimin huzurunda sahih olur [27]

Aleyhinde şahitlik edilen kimse, şahitlerin şahitlikten yaz geçtikle­rini, Hâkimin hüküm verdiği meclisden haşka yerde dâva etse, o şahit­lerin şahitlikten vaz geçmediklerine yemin ettirilmezler.

Aleyhine şahitlik edilen kimsenin, şahidin şahitlikten vaz geçmedi­ğine delil kabul olunmaz.

Aleyhine iddia edilen kimse, o şehâdetten dönmenin Hâkimin hüküm verdiği meclîste vâki olup, mali o iki şahide tazmin ettiğini iddiada bu­lunsa yukarıdaki mes'elenin hilafı (aksi,) dir (yâni Hâkimin huzurunda rÜ€Û olduğundan, dâvası kabul olur).

Eğer şahitler, şahitliği yaptıktan sonra ve hâkimin kararından evvel yaptıkları şahitlikten vaz geçseler, bunların yaptıkları şahitlikleri ile hâ­kim kararını vermez, ve eğer Hâkimin kararından sonra şahitlikten vaz geçseler, Hâkim bunların şahitlikleri ile verdiği kararı bozmaz [28]

Şahitler, şahitlikleri sehebiyle bir şey'in telef olmasına sebep olsa­lar, o şeyi tazmin ederler, davacı, dâva ettiği şey'i kabzettiği (teslim al­dığı) zaman o şey gerek (para gibi) deyn olsun ve gerekse ("Sığır ve ko­yun gibi) ayn olsun (fakat; o iddia olunan şey teslim alınmazsa, tazmin etmek vacip olmaz).

İki şahidin biri yaptığı şehâdetten vaz geçse, şahitlik ettiği şey'in yarısını tazmin eder [29]

Şehâdetten vaz geçmeden itibar, vaz geçenlerin hâricinde baki ka­lanlar içindir, vaz geçenler için değildir.

Üç kişi şahitlik yaptığı halde, birisi bilâhare şahitlikten cayarsa, ken­disine hiçbir şey lâzım gelmez.  (Çünkü şahitlik nisabı baki kalır), eğer bundan sonra diğer birisi de dönerse, dönen iki şahit malın yarisımj taz-min ederler.                                                                   

Eğer bir erkekle iki kadın şahit oldukları halde, kadının birisi şa­hitlikten cayarsa cayan kimse, malın dörtte birini (1/4 ünü) tazmin eder, eğer şâhid olan kadının ikisi cayarsa, cayan kadınlar, malin yarısın! (1/2 sini) tazmin ederler.

Bir erkekle «On kadın şâhid olur da, bilâhare kadının sekizi şâhit-likden dönerse, o dönenlere hiçbir şey lâzım gelmez. Eğer dokuzuncu ka­dın da cayarsa, cayanlann hepsi (dokuzu) birden malın dörtte birini (1/4 ünü) tazmin ederler.

Eğer kadının onu da şahitlikten dönerlerse, malın yarısını tazmin ederler.

Erkekle kadınlar birden cayarlarsa, İmam-ı Âzam R.A.'a göre, malın altıda birisini (1/6 sini) erkek ve geri kalan diğer aliıda beşi (5/6 sını^ kadınlar tazmin ederler.                            

İmâmeyn (R.A.)'e göre ise, malın yarısını erkek, diğer yarısını ka-j dinlar tazmin ederler.                                                                              

Eğer iki erkek ile bir kadın şahitlik etseler, sonra da şahitlikten (üçü de) caysaiar, ödemek ('tazminat) sâdece iki erkek üzerinedir (zira bir kadının şehâdeti, şehâdet sayılmaz).                                                 

Bir kimse, hir kadına veya bir erkek aralarında mihr'i müsemma (konuşulan mihir) i'e meydana gelen nikâha şahitlik ettikten sonra, şa­hitlikten caysa, o şahitlikten caymakla .telef olan (noksanlaşan,) mihri tazmin etmez. (Meselâ: Kadın erkekde bin dirhem mihır olduğuna dâva etse, erkekte inkâr edip beşyüz dirhem iddiada bulunsa ve şahitler bin dirhem olduğuna şahitlik ettikten sonra caysaiar, hiçbir şeyi tazmin et­mezler).

Ancak mihri misilden ziyâde bir miktar ile şahitlik ettikten sonra caysaiar, o ziyâdeyi tazmin ederler.

Bir kimsenin temastan sonra hanımını boşadığına dâir şahitlik yapıp bilâhare dönerlerse, hiçbir şey tazmin etmezler Fakat; temastan evvel boşadığına şahitlik edip bilâhare dönseler, mihrin yarısını tazmin ederleri

Bey'de falip satmada), o satılanın kıymetinden az olan miktarı ile şahitlik etseler, o noksanı tazmin ederler.                                               

Köle azadında, o azâd edilenin kıymetini tazmin eder. .

Kısasda ise, ancak diyet'i tazmin eder, (Meselâ: iki şahit kısas hak­kında şahitlik yapıp aleyhinde şahitlik yapılan zât Öldürüldükten sonra şahitlikten dönerlerse, ancak diyete çarptırılırlar, kısas lâzım olmaz. Yâni, öldürülmezler).

Fer'î olan şahit, şâhitlikden dönerse, şehâdet ettiği şey'i tazmin eder. (Zira meydana gelen telef kendi şahitliği sebebiyle meydana gelmiştir). Asıl olan şahit, şehâdetinden dönüp «Ben fer'i şâhtdi şahitliğime, şahit yapmadım» dese, telef olan şey'i tazmin etmez.

Eğer asıl olan şahit, şehâdetini inkâr etmeyip, «ben o ferJi olan şa­hidi, şahit yaptım, fakat yanlışlıkla yaptım» dese, İmam-ı Muhammed (R.AJ'e göre tazmin eder, İmam-i Âzam ile İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, tazmin etmez.

Asıl şahitle fer'i olan şahit, şahitlikten dönseler, yalnız fer'i olan şahit o telef olan şey'i tazmin eder.

İmam-ı Muhammed (R.A.)'e göre ise, aleyhine şahitlik edilen kimse, iki fırkanın (asıl ve fer'i şahidin) hangisine isterse tazmin ettirir.

Fer'i olan şahidin, asıl olana «Ben şahadetine şahitlik ettiğim asıl, yalan söyledi veya yanlış söyledi» demesi hir şey ifâde etmez. fYâni : DU sözü, hükmü bozucu olmaz).

Eğer müzekkî olan (öğen - temize çıkaran) kimse, tezkiyesinden dö'nse, İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre o şehâdet olunan şey'i tazmin eder. (Zira tezkiye, şehâdetîn kabul olunmasına sebep vâki olmuştur).

îmâmeyn  (R.A.J muhaliftirler (Yâni: onlara göre tazmin etmez).

Bir kimse, bir adamın evli olmasına şahitlik ettikten sonra şehâde­tinden dönse, hiçbh' şeyi tazmin etmez.

Eğer yenlin ettiğine şahitlik edenle, şart ettiğine şahitlik eden kim­seler, Hâkimin kararından sonra şahadetlerinden dönseler, ancak yemin ettiğine şahitlik yapan kimse tazmin eder.

Eğer yalnız şart ettiğine şahitlik eden kimse şahitliğinden vazgeçse, Meşâyih ihtilâf etmiştir. (Kimi tazmin eder demiş, kimi de tazmin etmez demiştir. Sahih olan da tazmin etmektir).

Bir kimsenin yalancı şahitlik ettiği bilinse, derhal halk arasında hâ-kîm tarafından yalancı şahit olduğu teşhir olunur ("herkese kaçınmaları için ilân edilir), ve İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, tâzir olunmaz.

İmâmeyne göre, yalancı şahitlik yapan kimse, şiddetli bir şekilde dövülür ve hapsolumır. [30]

 

Vekillik Bahsi [31]

 

O (Vekâlet): Bir kimsenin kendinden başka bir kimseyi tasarrufta ('İnsanın yapabileceği her işte) kendi nefsi makamına dikmesidir, (Zira bâzan olur ki, adam kendisinin menfaatma olan şeylere kadir olmaktan âciz olur, bu takdirde, menfaatîannı tamamlamak için vekil tâyin etmek caizdir).

Vekâletin şartı : Müvekkilin (Vekil tâyin edenin) tasarrufa mâlik (sahip) olmakliğidır. (Yâni tasarrufa mâlik olmaktan murad, vekil tâyin eden âkil, baliğ ve hür olmaktır, bu vasıflar bulunmazsa, vekil tâyin et­mesi caiz değildir).

Vekâletin bir şartı da : Vekil olan kimsenin akdin ne olduğunu bilip ve kasdedenlerden olmalıdır (ve'Gabn'i yesirden Gabn'i fahişi fark et­melidir,).

Hür-bâliğ (ergenleşen) kimsenin ve ticâretle me'zuıı olan (Köle ve­ya sabî) kimsenin, bir hür, baliğ veya me'zun veya mahcur (Ticarete izin verilmeyen) fakat alış verişin, ne olduğunu bilen çocuğu veya tica­rete izin verilmeyen köleyi kendinin bizatihi kesinlikle söz İcra edeceği her şeyde müvekkilin vekil tâyin etmesi sahih (caiz) olur [32].

Her hakkı vermek ve almak hususunda vekil edinmek caiz olur. An­cak had'de  (cezada)  ve kısasda, kendisi olmadığı halde vekil edinmez.

Husûmetlerde, hasmın rızası olmak şartıyla bütün haklarda vekil tâyin etmek câiz'dir (Hasmın rızası olmazsa, vekil tutmak caiz olmaz).

Ancak müvekkil (vekil tutan) kimse, Hâkimin hüküm vereceği meclise gelemeyecek şekilde hasta olursa veya sefer mesafesi kadar (3 gün ve daha fazla) mesafedeki bir yerde bulunuyorsa veya sefere Çıkmak isti­yorsa, veyahutta ('İster bakire olsun ister dul olsun) vekil tutan kimse kadın olur da, Hâkimin huzuruna çıkmaya gayri mûtad (ahşkan olmaz -Beceriksiz) ise, hu takdirde zikrolunan suretlerde (tmam-i Âzam «R.A.» a göre) Hasmın rızası şart kılınmaz (Yâni, rızası olmazsa dahi vekil tuta-bilir)  [33].                                                                                       

îraâmeyn (R.A.)'a göre ise, mutlaka hasmın rızası şart değildir, (Yâ­ni, Hasmın rızası olmasa bile, her hususta vekil tutmak caizdir).

Ve ('Vekillerin yaptığı muameleler iki kısma ayrılır Bir :) vekilin nefsine îzâfe ettiği (Yâni, kendim için yapıyorum dediği) satış - alış, îcar ve ikrardan dolayı sulh gibi şeylerin hakları vokil'e aittir. Vekil edenle hiçbir ilgisi yoktur. Eğer vekil olan kimse ticâretten v.s. den men edilmiş (köle veya sahî) değilse.

Vekil, satılan malı müşteriye teslim eder, (satmaya vekil isc^, alı­nan malı da teslim alır, (Satın almaya vekil ise) parasını alır, satın aldığı zaman para kendisinden istenir (eğer satmaya vekil ise), mebî, (Satılan mal) müstelıak olduğu zaman fyâni, mal aldığı zaman) parası istenir. Para İle rücû olunur, vekilin satın aldığı şey'in aybi (Kusuru) varsa geri vermek için mücâdele eder, kusurlu olan şey'i, eğer vekil tutana teslim etmediyse, kusuruyla geri verir, eğer teslim etti ise, onu testim etmez, ancak vekil tutan kimsenin izni ile teslim eder, vekil olan kimse, ken­di sattığının kusurunda (geri alması için) mücâdele olunur (yâni, ayıplı sattığı geri verilir).

O. sattığının şûfVsinda (Satılan bir akarı, ona komşu olan kimsenin öncelikle alabilme hakkında) mücâdele olunur, eğer o satılan vekilin elinde ise, satın aldığının şüf asında da mücâdele olunur.

Vekil olan kimse bir şey'i dâva edip, isbat etse veya bir şey'i satın alsa, o şey'de mülkiyet iptida vekil tutan için sabit olur.

Böyle olunca vekil olan kimse, kendi yakınını vekâlet tarikiyle js alsa, üzerine âzad olunmaz CÇünkü mülk, vekil tutanındır).

(Vekillerin yaptığı muamelenin ikinci kısmı:),

Müvekkilin (kendisini vekil kılana) izafe ettiği (onun için yapıyo­rum dediği,) müvekkili için nikâh kabullenmek, hul'û (para ile boşan­mak), yapmak, ikrardan ve kasten akıtılan kandan Ötürü sulh yapmak, bedeli kitabet ve mal ile âzad olmak, hibe, sadaka, ariyet vermek ve emâ­net koymak, rehin, Ödünç vermek, şirket ve nıûdarebe gibi muameleler­de haklar vekil tutana teallûk eder.

O halde hanım, kocasının vekilinden mİhrini istemez. Ve hanımın vekili onu kocasına teslim etmekle mükellef değildir. Vekil olan kimse­den bedeli Hulû (para ile boşanmak) da istenmez. Vekil olan kimse, bir şey'i satsa, vekil eden kimse de gelip parayı istese, müşteri (alan kimse) ona vermemezlİk yapabilir, parayı verdiği takdirde de caiz olur. Vekil olan kimse, o parayı ikinci bir defa müşteriden isteyemez. fZirâ para aslında vekil eden kimsenin hakkıdır ve onun eline geçmiştir).

Eğer müşteri olan kimsenin, vekil tutan kimsede alacağı olsa, müş­teri ile vekil tutan Ödeşirler. (Yâni, alacağını borcuna mahsup ederler). _

Müşterinin vekilde alacağı olsa, İmara-ı Azanı (R.A./a göre yine öde­şirler. İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.) muhaliftir (yâni, vekille ödeşemezler).

Müşterinin alacağı vekiide olduğu zaman vekille ödeşirlerse, vekil olan kimse vekil tutanın hakkını tazmin eder[34]

Eğer müşterinin alacağı, vekil ile vekil tutan kimsenin ikisinde olur­sa, Ödeşmek ancak vekil tutanın borcu ile olur, vekilin borcu ile olmaz (Yâni, müşteri ancak vekil tutan kimsede alacağına mahsup edebilir). [35]

 

Alış Verişde Vekâlet Babı

 

Muhtelif cinslere şâmil olan şey'in satm alınmasına vekil tutmak I caiz değildir, rakîk (köle), elbise ve hayvan gibi (Olan şeylerde vekil tutmak caiz değildir). Veya1 muhtelif cinsler gibi olan eşyaya şâmil olan şey'in satm alınmasına vekil tutmak sahih değildir, dâr (ev) gibi (zira bu dâr, mahalle, komşuluk, menfatlar ve muiâfik gibi muhtelif cinslere şâmildir,), eğer zikrolunan eşyada pahası (fiatı) beyan olunsa da (Ve­kil tutmak caiz değildir).

Vekil tutan kimse, satm alınacak elbisenin nev'ini söylese, (Meselâ : Herevî)  gibi bu takdirde, vekil tutmak caiz olur.

Vekil tutan kimse, hayvanın nev'ini söylese; (Meselâ:) At, Katır gibi ve evin fiatını ve mahallesini beyan etse, veya rakik ('köle) cinsim beyan etse Meselâ : Abd (Köle) gibi veya kölenin nev'ini beyan etse, (Türki-ye'li ve Habeşli gibi) veya bir fiat söylese ki o fiat o şey'in nev'ini (Köle­nin az veya çokluğunu.) beyan eder, veyahutta vekil tutan kimse vekili ta'yinînde «Bana her gördüğün şey'i satın al» diye umum söylese, yine vekil tutmak sahih olur.

Vekil tutan kimse vekilini, taam almak için tutsa (Meselâ : «Bana taam satm aî» dese)  O vekâlet buğday ve un'a şâmil olur.

Denildi ki, para çok olduğunda (Sekiz ve daha fazla dirhemde) Buğ­daya, para az olduğunda (bir dirhemden üçe kadar olduğunda) Ekmeğe ve para vasat (Orta,) olduğunda (Dört dirhemden yediye kadar oldu­ğunda) ise, Un'a şâmil olur. (Yâni para çok ise, buğday satın al, az ise ekmek satm aî, orta ise un satm al demekle olur,).

Düğün sahibi olan kimse vekil tâyin edip bir mikdar para verse, (bu paraya) bana taam satm al dese (para gerek çok olsun, gerek az ol­sun ve gerekse orta olsun) ekmek satm almasına şâmildir.

Vekil tutan kimsenin vekilin zimmetinde olan aynı (Muayyen bir şey'i) satm almağa vekil yapması caizdir (Meselâ: vekil tâyin «den kimse «benim sende olan alacağımla bana bu köleyi satın almak için seni Vekil ettim» dese, bu tâyini caiz olur).

Muayyen olmayan şey'de, Vekil olan kimsenin satm aldığı şey elin­de helak olsa, o helak olan şey kendi malindendir, eğer vekil tâyin eden kimse, onu teslim alır da elinde helak olmsa, (İmam-ı Âzam «R.A.»'a göre) vekil tâyin eden kimsenin malilidendir.

İmâmeyn (R.A.) : O muayyen olmayan şey, muayyende olduğu gibi vekil tutana lâzımdır, ve vekil onu teslim aldığı zamanda helaki kendi üzerinedir, dediler.

Bu'mes'elede olan hilaf, yukarda geçen mes'eledeki hilaf gibidir, ve­kil tâyin eden kimse vekile üzerinde olan şeyJe (Para, mal v.s.) gibi tes­lim etmeğe emrettiği zaman veya sarfet (sat) diye emrettiği zaman.

Bir adam, bir köleyi kendi nefsini efendisinden satın almağa vekil tâyin etse, eğer köle olan kimse, kendi efendisine «Bana nefsimi falan kimse için sat» dese, efendide «sana kendi nefsini sattım» dese, o köle kendisini vekil tâyin eden adamın olur. Eğer köle falanın nâmına deme-se âzad olunur.

Eğer köle olan kimse, başka bir adamı, kendisini efendisinden satın almak için vekil tâyin etse, eğer vekil olan kimse kölenin efendisine «Ben bu köleyi kendi nefsi için satm aldım» dese, efendi de satsa, köle efendi­den âzad edilmiş ohır, kölenin vekilliği efendisi içindir (Mal, köle üzeri­nedir, vekile değildir).                                                                        

Eğer vekil olan kimse, kendi nefsine demezse, o köle vekilin olur, vekilin üzerine kölenin kıymeti lâzım olur. Kölenin bedelinden dolayı vekile verdiği şey nıevlâsııımdır.

Kölenin satın alınmasına vekil olan kimse, kendisini vekil tâyin eden kimseye «sana bir köle satın aldı ve satın aldıktan sonra öldü dese» vekil tâyin eden kimsede «Sen onu kendin için satm aldın, benim için alma­dın» dese, bu mes'elede söz, vekil tâyin eden kimsenindir; eğer vefat eden kölenin kıymetini vekile teslim etmedi ise.

Eğer vekil tâyin eden parayı vekile teslim etti ise, bu surette soz, vekilindir.

Vekil olan kimse için, vekil tâyin eden kimse nâmına satın aldığı şey'in parasını vekil tâyin edenden istemek yetkisi vardır. (Zira vekil satıcı gibi olmuştur) - Her ne kadar vekil parayı satana teslim etmese de, vekil parasını vekil tutan kimseden almak için aldığı malı hapsetmeye de yetkilidir. Eğer satılan şey müşterinin (vekilin) hapsinden evvel telef olsa, o telef olan şey âmirinin Üzerinedir (yâni, vekil tâyin edenden gider). Ve satın alınan şey'e verilen para vekilden sakıt olmaz (belki vekil olan kimse o parayı almak için kendisim .vekil tâyin eden kimseye müracaat eder).

Eğer satılan şey vekilin hapsinden sonra telef olsa, (İmam-ı Azam ile İmam-ı Mulıammed «R.A.»'a göre) o para vekil tâyin edenden düşer, tmam-i Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, o satılan §ey rehin gibidir.

Bir aynın (Muayyen bir şey'in) satın alınmasına me'mur olan kimse için o, aynı kendisi için satın alması lâyık ve caiz değildir.

Eğer vekil olan kimse, oşey'İ pahasından tesmiye olunan şey'in aksi cinsi ile veya nakit (para1;) dan başkası ile (ölçülen ve tartılan şeyler gi­bi) satm alırsa, o satın aldığı şey vekil için vâki olur. (Zira vekil tuta­nın emrine muhalefet ektiği için ona vâki olmuştur).

Vekil olan kimse, o vekil olduğu fmuayyen) şey'in satın alınmasına, başka bir kimseyi vekil etse, ikinci vekilde birinci vekil yok iken o şey'i satın alsa, yine satın alman şey vekilindir. Eğer ikinci vekil o şey'i, birin­ci vekilin huzurunda satın aldı ise, alman şey vekil tâyin eden içindir.

Muayyen olmayan şey'in şırası (Satın alınması ve alman şey) vekil içindir. Meğer ki vekil akdi (Pazarlığı) vekil tâyin edenin maline izafe etsin (Meselâ: «Ben falan şey'i bin dirheme satm aldım ve bu bin dirhem vekil tâyin edenin mülküdür» dese) veya mutlak söylese (Meselâ: «Fa­lan şeyi bin dirheme sfctm aldım» dese), bu takdirde satın alınan şey vekil tâyin edenin olur.

Parayı seleme vermek (Sulh yapmak için vermek) ve sarrafta para bozdurmak akitîerinde Vekil olan kimsenin müf araka ti itibar olunur. (Zira akdeden kendisidir. Onu teslim alması ile akit tamam olur, eğer teslim almadan önce ayrılsa akid bâtıl olur) ve vekil tâyin eden kimsenin (teslimden evvel)  ayrılmadı itibar olunmaz.  (Zira akdedici değildir).

Eğer vekil olan kimse, bir kimseye «Bana bu köleyi Zeyd için sat» dese, o kimse de satsa, bundan sonra satın alan (Vekil) kimse (Zeyd için sözünü söyledikten sonra), Zeyd'in kendisine o köleyi satın almasına ver­diği emri inkârda bulunsa, bu takdirde Zeyd için o köleyi cebren almak hakkıdır, eğer ki vekilin inkârını kabul etmezse, eğer inkârını kabul eder­se, o satılan köleyi.cebren almaz (Zira inkârım kabul etmiştir,). Eğer satın alan vekil o köleyi Zeyd'e teslim ederse caiz olur.

Bir. kimse bir adamı bîr batman eti bir dirheme satın alması için vekil tâyin etmiş olsa, vekil de batmam bir dirheme satılan etten iki bat­manım bir dirheme satm alsa, İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre: Vekil tâyin eden kimse bir iki batman etten bir batmanı yarım dirhemle kabul eder.

Iınâmeyn (R.A.)'a göre ise, iki batmanın hepsini bir dirheme alması lâzımdır (zira vekil tâyin eden kimse, o bin dirhemi ete vermeye emret­mişti, talihine o kadar geldi).

Bir kimse, bir adamı muayyen iki kölenin satın alınmasına vekil tâ­yin etse, vekil de o iki kölenin birini satm alıp diğerim almasa, bu alış câİz olur.

Bir kimse, bir adamı kıymetleri müsavi olan iki köleyi bin dirheme satın almaya vekil tâyin etse, halbuki iki kölenin birini bin dirhemin ya­rısına fBeşyüz dirhem) veya yarısından azma satın alsa, îmam-i Azam (R.A.)'a göre caiz olur. Fakat yarısından ziyâde olursa caiz değildir.

İmâmeyn (R.A.): O bir köleyi bin dirhemin yarısı ve yarısından azı­na aldığında caiz olduğu gibi, yarısından fazlasına alsa yine caiz olur, dediler. Eğer o kölede teğabiin - Gab-nü Yesir olan eşyadan var ise. Eğer vekil, diğer köleyi husûmetten evvel bin dirhemden kalanına satın alsa, üç imamın ittifakiyle câiz'dir.

Gayri muayyen olan bir kölenin satın alınmasına vekil olan kimse, «Ben bu köleyi bin dirheme satm aldım» dese, vekil tutan kimse de «Sen bu köleyi beşyüz dirheme satm aldın» dese, bu takdirde eğer vekil tutan kimse o bin dirhemi vekile teslim etti ise, köle de bin dirhem kıymetine değerse, vekil doğrulanıp, sözü kabul olunur.

Eğer bin dirhemi teslim etmez de, köle bin dirheme değerse, vekil tutan kimse yemin teklif edilmeden tasdik olunur, eğer köle bin dirheme değmezse, vekil ile vekil tutan yemin ederler (Zira bu ikisi satanla alan hükmündedirlerj. Yeminden sonra köle me'murun (vekilin) olur.

Bir kimse, pahası söylenmeyen muayyen bir kölenin satm alınmasına vekil olsa, vekil o köleyi satm aldıktan sonra, vekil ile vekil tutan kimse kölenin pahasında ihtilâf etseler, yine yukarıdaki mes'ele gibidir.

Azhar olan kavilde satan kimsenin teslime (doğrulmasına) itibar yoktur. [36]

 

Alış - Verişde Vekâletle İlgili Fasıl

 

Alış - Verişe, vekil olan kimsenin akdi (muamelesi), kendi şahadeti onlar hakkında reddolunan kimselerle sahih olmaz ('Meselâ: Usul ve Furtı'u; şehâdeti haklarında sahih olmayıp, merdut olduğu gibi vekâlet yoluyla onlar ile ahş. verişte caiz değildir). İmâmeyn dediler ki, vekil olan o usul ve furu'a kıymeti misli ile (günlük fiatı ie) alış veriş ve satış yapar. Ancak, köle ve mükâtepte caiz değildir.

Bey'a (Satışa) vekil olan kimseye, o satılan şey'e, kıymetin azı ve çoğu ile ve meta' iîe satması caizdir (Zira vekil mutlaktır).

İmâmeyn: Satmak caiz olmaz ancak kıymeti misli ile (günlük kıy-metiylcj ve para ile satmak caizdir dediler.

Vekil olan kimsenin veresiye satması İnıam-ı Âzam (R.A.)'a göre caizdir ve satmasına vekil olduğu şey'in yarısını satması caizdir( eğer bölmesinde zarar yoksa), ve satmaya vekil olan kimsenin, sattığı şey'in bedeli karşılığında kefil veya rehin alması da caizdir. Bu takdirde kefi­lin üzerinde olan şey helak olsa veya elinde olan rehin zayi olsa,    vekil bunları tazmin etmez fZİrâ satışa vekil olan kimse, bedelin aslını teslim alır, öyleyse rehin, vekil olmakta caizdir, vekilin elindeki helak, vekil tu­tanın elindeki helak gibidir).

Vekil, sattığı şey'in bedelini satın alan kimseye (teslim aldıktan son­ra) hibe etse veya onu o kıymetten ibra etse ve o bedelden bir miktarını müşterinin üzerinden had etse (eksiltse, İmam-ı Âzam ile İmam-ı Mu-hammed* (R.A.)'a göre) caiz olur ve vekil (vekil tutana o halde bedelin tamamım tazmin eder,), İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, zikrolunaıı suretlerin hepsinde caiz değildir (zira vekil tutanın maline tasarruftur). - Vekil olan kimse, alan kimseye; sattığı şey'in bedelini te'cil etse veya bedeli havale ile kabul etse, yine bu mes'eledeki hilaf, yukarıdaki mes'e-ledeki, hilaf gibidir.

Eğer satışa vekil olan kimse, müşteri (alıcı) olan kimseyi ikâle etse (satışı kaldırşa) sahihtir, zikrolunan bedel müşteriden sakıt olur ve (tmam-ı Azam ile tmarn-i Muhammed «R.A.»'e göre) vekil olan kimseye bedeli lâzım olur.           ;

tmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, bu mes'elede zikrolunan bedel, müşteriden sakıt olmaz.

Satın almaya vekil edilen bir kimse, bir şey'i normal kıymetin ben­zeri ile ve teğabün hâsıl olacak şekilde îiyâdelikle (halkın kanabileceği bir fazlalıkla aldanarak) satın alsa, o teğabün olan ziyâde takvim'i mu-kavveme ile takvim olan (Ekisperlerin - fîat verenlerin tahminleri üzerine olan,) şeydir. Bu ise «meta'îarda, onu, on buçuk, hayvanatta onu, onbir ve akarlarda onu, on iki» olarak takdir olunmuştur.

Teğabün vâki olmayan (Halkın kanmayacağı bir fazlalıkla) satın alırsa caiz olmaz.

Bîr kölenin satılmasına vekil olan kimse, o kölenin yarısını satarsa tmam-ı Âzam (R.A.)'a göre caizdir.

Imâmeyn : Kölenin yarısını satmak caiz değildir dediler. Meğer ki kalan yarısını husûmetten önce satarsa caizdir. (Bu husûmetten önce sat­masının caiz olması İmâmeyn'e göre) istihsandir.

Bir kimse, bir kölenin satın alınmasına vekil olup yarısını-satın alsa, bu alışı vekilin kabul etmesi lâzım gelmez. Meğer ki diğer yarısını da ve­kil tutanla husûmet meydana gelmezden önce satın alabilsin, bu takdirde Hüfakan kabul etmesi lâzımdır.

Eğer vekilin sattığı şey'i alan kimse bir ayıp sebebiyle hâkimin ka^ ranyla vekile geri verse, vekil de geri gelen şey'i mutlaka (gerek red, delil İle olsun gerek nukül İle olsun ve gerekse ikrar ile olsun) kendisini vekil tâyin eden kimseye geri verir (Zira Hâkim aybın hudûsüne muttali olmuştur). Mutlaka ayıp ile geri verilen şey'in geri verilmesi, o müddete onun misli hadis ve mevcut olmayan şeydedir (Meselâ: Zâid - fazla olan diş ve parmak gibi).

O müddete onun misli eğer şahit veya şahitlikten rücû sebebiyle meydana gelirse, yine vekil ayıbı ile vekil tutana teslim eder.

Eğer ayıb, vekilin ikrarı ile sabit olursa, o ayıplı şey'i vekil tutana reddedemez. Vekil o ayıplı şey'i alması lâzım olur.

Vekil olan kimse, bir şey'i eceli muayyen (belirli bir vâde) ile satsa, vekil tâyin edenle münakaşa edip, vekil tâyin eden vekile «Ben sana pe­şin sat diye emir verdim» dese vekil de «sen mutlak söyledin» dese, vekil tutan tasdik olunur.

Şirketi müdfirebede de müdârib olan Csermayesiz çalışan) kimse tas­dik olunur.

İki vekilin beraber vekil oldukları şeyde, birisi yokken diğerinin ta­sarrufu caiz değildir. Ancak, husûmette, emâneti sahibine iade etmekte, borcunu vermek için vekil edinmişseler birisi yokken diğeri borcunu ver­mekte, parasız olarak ailesini boşamakta ve kölesini parasız âzad etmek gibi yerlerde tasarrufları yapabilir.

Vekil, vekil bulunduğu işte başkasını vekil edinemez. Ancak vekil tâyin eden kimse, vekil edinmesine izin vermişse veya kendisine «bildi­ğin gibi yap» demiş ise, (ikinci vekili tutabilir).

Vekil tâyin eden kimse, kendi vekiline vekil tutmaya izin verirse o da vekil tutarsa, bu ikinci vekil, tâyin edenin vekili olur, ikinci vekil tâyin edenin (yâni kendisini vekil tutan birinci vekilin) olmaz. Böyle olunca da, bu ikinci vekil birinci vekilin azli ile ve ölümü ile azledilmez. Birinci vekili, tâyin edenin ölümü ile evvelki ve ikinci vekil azledilirler.

Vekil olan kimse, kendisini vekil tâyin eden kimsenin izni olmadan başka bir kimseyi vekil tutsa, ve bu ikinci vekil de birinci vekilin huzu­runda akid yaparsa bu akdi caizdir.

İkinci vekil birinci vekil olmadığı zaman da akid yapar, birinci ve­kil de onun yaptığı akdi muvafık görürse, veya birinci vekil ikinci vekile pahayı beyan etse, bu takdirde akid sahih olur.

Köle İle mükâteb oîan kimseye kendi küçük çocuğunun malinde alış verişle Usarruf etmesi ve evlendirme caiz değildir.

Kâfir olan kimseye de kendi müslüman çocuğunu evlendirmesi caiz değîidir. (Zira kö'clikle küfür, veliliği ıskâd eder ve kâfirin müslüman üzerine vekilliği caiz değildir). [37]

 

Teslim Alma Ve Husûmetle Vekâlet Babı

 

Husûmette vekil olan bir zat için, (tmam-ı Azam, tmam-ı Ebû Yûsuf ve Imam-i Muhammed «R.A.n'e göre) teslim almak caizdir. (O teslim al­dığı ister deyn, isterse ayn olsun zira husûmetin tamamı teslim almak­ladır).

Jmam-ı Zûter muhaliftir (Yâni, teslim almak caiz değildir,) ve fetva­da bu gün tmam-ı Zûfer (R.A.)'m kavli üzerinedir.

Talep (istemek) te vekil olan kimse, husûmette vekil olan kimse gi­bidir. (Talepteki vekillikte olan hilaf, husûmetteki vekillikte de caizdir ve fetva yine îmam-ı Zûfer'in kavli üzerinedir).

Alacağı almağa vekil olan kimse için, teslim almazdan önce husûmet etmek (İmam-ı Âzam «R.A.»'a göre) caizdir.

tmâmeyn (R.A.) Bu mes'elede muhaliftirler (Yâni, bunlara göre: Dejıı'n teslim alınmasına vekil olan kimseye husumet etmek câzi değil­dir ve bu kavi İraant-ı Âzam «R.A.»'dan bir rivayettir, zira kabz husû­metin gayridir).

Şüfanın (satılan bir akar], ona komşu olan kimsenin öncelikle ala­bilme hakkının) alınmasına vekil olan kimseye, almadan önce ittifakan husûmet caizdir.

Hibe'de caymaya vekil olan kimseye, veya ("iki ortak arasındaki) taksimata vekil olan kimseye veyahutta satılan şeyde meydana gelen aybı ile satana geri vermeğe vekil oîan kimseye almadan önce yine husûmet caizdir.

Satın almaya vekil olan kimseye, satın almayı mübaşeret ettikten (başladıktan ve arzudan) sonra yine husûmet caizdir. (Mübaşeretten evvel husûmet olmaz).

Fakat, belli bir şey'in teslim alınmasına vekil olan kimseye (Ulema­nın ittifakı ile) husûmet caiz değildir.

Zülyed olan (elinde imkân olan) kimse, bir kölenin teslim alınması­na vekil olan kimsenin üzerine «Muhakkak bu vekilin müvekkili olan kimse kendisine bu köleyi sattı» diye delil - şâhid dikse, vekilin eli men olunur.

Zülyed (Yetki sahibi) delil diktiği takdirde kölede iddia ettiği bey, sabit olmaz. Bu takdirde de, vekil tâyin eden kimse hazır bulunduğu va­kitte delilin iade olunması lâzım olur. O vekilin elinin men'olunması; bir zevcenin (hanımın,) bir yerden diğer bir yere nakil olunmasına veya-hutta bir köleyi nakletmeye tâyin edilen vekilin elinin men olunduğu gibidir.

Zevci ile köle, talakla azada delil dikseler, vekil tutan kimse hazır bulunmaksızın o talak ile âzad sabit olmaz.

Husûmete vekil olan kimsenin, vekil tutanın üzerine Hâkimin ya­nında ikrar etmesi (İtiraf etmesi) sahihtir. Hâkimden başkasının yanın­daki ikrarı sahih (mu'teber) değildir, tmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.) için bu mes'elede hilaf vardır.

Fakat; Davalı olan kimse vekilin üzerine «Bu hâkimin huzurundan başka yerde ikrar etti» diye delil getirse, bu takdirde (İmam-i Âzam «R.A.»'a göre) vekâletten çıkar. Hâkimin huzurundan başka yerde ikrar etti, diye delil getirildi mi artık o mal o vekile verilmez (Yâni, dâvâlıya malın vekile verilmesi emredilmez) ki, Hâkimin karar verdiği meclisde ikrarda bulundukları zaman ikrarları mu'teber olmayan eb (baba) veya vâsi gibi olur. Ve malı ona vermek caiz olmaz.

Mal sahibi olan kimse, mekfülû anlım (borçlunun,) üzerindeki mâlin alınmasına kendi kefilini vekil tâyin etmesi sahih değildir.

Bir kimse, ('Borçlu diğer kimsenin) bir alacağın teslimine vekil ol­duğunu tasdik etse, o tasdik eden kimse o alacağı vekile vermesine craro-Iunur.

Eğer alacaklı olan kimse, borçlu olan kimseyi kendi dâvasında tas­dik etse, o borçlunun zimmeti beri olur.

Eğer alacaklı, borçluyu dâvasında tasdik etmezse, borçlunun, üzerin­deki olan borcunu alacaklıya vermesi emredilir. Nitekim vekile verilmesi emredildiği gibi. Borçlu olan kimse, verdiği şeyTi almak için vekil olan kimseye müracaat eder, eğer verdiği şey vekilin elinde telef olmadı, ise, eğer vekilin elinde telef oldu ise, müracaat etmez. Vekillik İddiasında bu­lunan kimse, deyn'den aldığı miktarı teslim ettiği zamanda tazmin eder­se veya borçlu vekilin vekâletini tasdik etmeyip vekilin iddiası üzerine vekile teslim etse, bu iki surette müracaatta bulunur.

Bir kimse, diğer bir kimsenin bir emânetin alınmasına vekil oldu­ğunu tasdik etse, o tasdik eden kimse, yanında bulunan emâneti vekile vermesine emrolunmaz. (Zira tasdiki başkasının mali olduğunu itiraftır).

Eğer" yanında emânet elan kimse, o vekilin emâneti mal sahibinden satın aldığım tasdik etse, yine o emâneti vermeye emrolunmaz.

Eğer yanında emânet olan kimse, o vekil oîan kimse, emânet sahibi olan mal sahibi vefat etti ve yanında olan emâneti miras olarak terketti, dediğini tasdik etse, (ve ondan başka vâris olmasa) bu takdirde o emâne­ti vermeye emrolunur. (Ölünün aşırı borcu bulunmadığı müddet).

Eğer borçlu olan kimse, bir deynin (alacağın) alınmasına vekil olan kimsenin üzerine, kendi üzerinde olan deyni (alacağı) dâin (alacaklı,) istifa etti ^teslim aldı) dîye dâvada bulunsa, halbuki o borçlunun delili de olmasa, bu takdirde borçlu olan Mmseye üzerinde, olan deyn'i (alacağı) vekile vermesine emrolunur.

Borçlu olan kimse vekil tâyin eden kimseyi, alacağı aldığına vekili­nin malûmatı olmadığına yemin teklif etmez. (Zira nâibtir, Naibe ise ye­min yoktur).

Belki o borçlu olan kimse, alacaklıya müracaatta bulunur, vekil tâ­yin eden kimsenin alacağı almadığına vekil de yemin eder.

Eğer satan kimse, ayıbı olan şeyJi geri vermeye vekil tâyin edilen kimsenin üzerine «muhakkak kendisini vekil tutan kimse bu alman şey­deki ayb'a razı oldu» diye dâva etse, bu takdirde satan kimse alıcı olan kimsenin yemininden önce, o sattığı şey'in bedelinin geri verilmesine em­rolunmaz.

Bir kimse, başka bir kimseye on dirhem verse, ve «bu on dirhemi ehil ve iyâlim üzerine nafaka yap» dese, parayı alan kimse de kendi ya­nındaki parasından 10 dirhem ehil ve iyâline verse, o kendi dirhemlerin­den verdiği on dirhem, kendisine verilen on dirhem mukabilinde addo­lunur (sayılır ve bu istihsandır, kıyasda caiz değildir. Zira kendi parası ile teberru etmiştir). [38]

 

Vekilin Azli Babı

 

Vekil tâyin eden kimse, her ne zaman isterse kendi vekilini azî ede­bilir. (Zira vekâlet vekil tâyin edenin hakkıdır ve iptaline yetkilidir).

Ancak, o vekil'e başkasının hakkı teallûk ederse, az?edemez. Hasmın isteği ile olan husûmet veîâîi gibi.

Vekil tâyin eden kimse, kendi vekilini azletse. o azledilen vekilin ilmine (haberi olmasına,) mütevakkıf olur, böyle olunca vekilin azledil­mesini bilmeden önce, olan tasarrufu sahihtir.

Vekil tâyin eden kimsenin ölmesi ile veya daimî bir deliliğe tutul­duğu zaman vekâlet bâtıl olur (bozulur).

Dâimi deliliğin hükmü, tmam-i Ebû Yûsufa göre (ve İmam-ı Âzam (R.A.) dan bir kavide) bir aydır (zira Ramazanın orucu o bir ay ile sakıt olur). Imam-ı Muhammed (R.A.)'e göre, bîr senedir ve Imam-ı Muham-med  (R.A.)'in kavli muhtardır. Zira onunla bütün ibâdetler sakıt, fakat

kâzihanda İmanı-ı Âzam «R.A.» kavlinde devamlı deliliğin hükmü bir ay­dır ve fetvada bunun üzerindedir,).

Vekil tâyin eden kimsenin, Küffar memleketine mürted olduğu halde (EliyâzübiUâhiteâla) sığınmasıyla (tmam-ı Âzam «R.A.»*a göre) vekâlet bâtıl olur. İmânıeyn fR.A.) için bu mes'elede lıilâf vardır (Zira bunlara göre, kiiffâr memleketine sığınmasİyle vekâlet bâtıl olmaz).

Vekil tutan kimsenin mükâteb olup, kitabet bedeli malı ödemekten âciz kalması sebebiyle vekil tutan kimsenin me'zun (ticârete izinli) olup, efendisi onu tasarrufdan ve izinden men etmesi sebebiyle veya vekil tu­tan ile vekil ortak olup ayrılmaları sebebiyle vekâlet bâtıl olur (vekil bu surette ister haberi olsun, isterse olmasın, zİrâ azil hükmîdir, time müte­vakkıf değildir). Ve vekil tutan kimsenin tevkil ettiği (yerine'başkasını tâyin ettiği) şeyde tasarrufu vekâleti iptal eder (bozar).

ölüm suretinde ve ölümden sonrasındaki olan sûretlerdeki, devam­lılık ve başkasında, vekil olan kimsenin İlmi (haberi olması) şart kılın­maz. [39]                                                                                                     

 

Dâva Bahsi [40]

 

O fpâva); Bir kimsenin, başkasından olan hakkını haber vermesidir.

(Dâva üç şey üzerine şâmildir. Birisi: Müddeî, birisi: Müddeî ileyh ve biri de Müddeâdır ki, dâva olunan maddedir).

Müddeî (Davacı) Husûmet üzerine cebir olunmayan kimsedir.

Müddeâ aleyh  (Dâvâlı,), üzerine (aleyhine)  dâva olunan kimsedir.

Dâva sahih olmaz, ancak cinsi bilinen bir şey'in cinsim söylemekle (Meselâ: Buğday, Dinar ve Dirhem gibi) ve kadrini (miktarını) söyle­mekle fAltın ve Gümüş gibi) sahih olur.

Eğer dâva edilen şey aleyh (Alacak) ise, davacı o, alacağı davalıdan almak istediğini söyler (Yânı, «benim bu adam'da alacağım vardır ve onu ondan isterim» der) [41]

Eğer o alacak menkul ise, davacı o. aynı davalının elinde haksız yere olduğunu söyler, ve o menkulü borçludan istediğini söyler (Yâni, «bu adamda falan şeyim vardır ve onu ondan talep ederim» der).

Eğer o dâva edilen şey, ayn olsa, eğer getirilmesi mümkün olan eşyadan ise, ki Şer'î Mecliste dâva edildiğinde ve şehâdet mahallinde ve ye­min lâzım olduğunda işaret olunmak için onu Şer'î Meclise (Hâkimin hu­zuruna) getirmek lâzımdır.

Eğer o aynın huzura getirilmesi güç ise, (o odâva edilen malûm ol­mak için) kıymetini zikreder.

Eğer dâva edilen şey Akar ise, dâva esnasında «onun elinde haksız olarak bulunuyor» demeye hacet yoktur.

Dâvâlı olan kimsenin yedi, o iddia ettiği Akar'da davacı ile dâvâlının Tesâdukları ('birbirlerine inanıb anlaşmaları) ile sabit olmaz (Zira töh­met mevzi'lerİ vardır,). Belki Beyyine (şahİt - delil) ile veya Hâkimin bilmesiyle sabit olur, sahih olan da budur, (Bâzı Meşâyih'a göre, tesâdük kifayet eder).

Akar dâvasında dâva ve şehâdct.İe Beldeyi, Mahalleyi ve Hududu er-beayı (Dört tarafının hudutlarını) zikretmek lâzımdır, (Zira bu eşyanın zikri ile bilinir).

Akar dâvasında, hudut zikrinde ve o hudut sahiplerinin isimlerinin zikredilmesinde, neseplerini Cedde (Dedeye) varıncaya kadar zikretmek lâzımdır.                                                                                                 .

Meşhur olan Racül'de (erkek şahısta) yalnız zikri ile iktifa oîuAur, fZirâ şöhreti, Nesep makamına kâimdir^.

Eğer akar dâvasını yapan kimse, o dört hudut'dan üçünü zikredip, dördüncüsünü terketse, sahih olur (îmam-ı Zûfer «R.A.»'a göre, sahihi ol­maz. Zîrâ tarif tamam değildir).                                                           

Eğer dördüncü hududu zikredip, onda galat (Hatâ) etse sahih olrtıaz.

Dâva sahih olduğunda (Mahkemeye intikal ettiğinde) Hâkim, dâialı olan Hasma o dâvanın hakikatından ve sıhhatmdan sorar.                   

Eğer davalı itiraf (kabul) edip, ikrar ederse, ikrarı mucibince (hâ­kim) onun üzerine hükmeder (kararını verir,).

Eğer davalı o iddia edilen şey'i inkârda.bulunursa, Hâkim davacıdan Beyyine fşâhit - delil) ister.

Eğer davacı şâhid dikerse, Hâkim şahidin verdiği ifadeye göre, ka­rarını verir. Eğer şâhid dikemezse, Hâkim davalı olan hasmı yemin etti­rir, eğer davacı dâvâlının yemin etmesini isterse.

Eğer dâvâlıya yemin teklif edildiği zaman, yemin ederse, yeminden sonra şahit - delil dikilinceye kadar husûmet kesilir, (Yâni, dâvâlı yemin ettikten sonra davacı şahit dikse kabul olunur).

Eğer dâvâlı kimseye, yemin teklif edilip bir kere nükül etse (çekin­se) veya âfetsiz ve korkusuz sukut etse, Hâkim bir defada onun üzerine nükül (Çekinme) ile hüküm verse, sahihtir (Zira yemin etmek üzerine vaciptir,).

Yeminden çekinen kimseye üç defa teklif edip sonra karar vermek daha ihtiyatlıdır. (İhtimaldir ki, ikinci kerreden sonra^yemin eder).

Dâvâlıya lâzım olan yemin, davacının üzerine reddolunmaz (Meselâ: Dâvâlıya yemin teklif olunduvu zamanda davacıya gel sen de yemin et, dâva edilen şey'i vereyim, demek caiz değildir).

Hâkim, bir şahit ile ve bir yemin ile kimsenin üzerine karar vermez (Meselâ: Bir kimse, diğer birinden bir şey istese, ondan da muvafık bey-yİne - şahit) istense, o da bir şahit dikip - diğer bir şahidin yerine yemin edeyim dese, caiz değildir (Fakat, İmam-ı Şâfi «R.A.n'a göre caizdir).

Davacı olan kimse, nikâhta yemin ettirilmez (Meselâ: Bir erkek, bir kadının üzerine veya bir kadın bir erkek üzerine bu benim efendimdir, diye dâva etse, davalı da inkâr etse, davacıya yemin ettirilmez>.

Davalı olan kimse ric'atda   (Talak'ı Ric'ide)  ve îlâda   (yaklaşmay yemin ekmede,), istilâdda (çocuk talep etmede), kölelikte, nesepte âzad veya Mevlâlıkta dâvâlıya yemin ettirmek yoktur.

İmâmeyn (R.A.)'a göre, dâvâlıya yemin ettirmek lâzımdır ve îmâ-meyn kavliyle fetva verilir.

Yeminden çekinen dâvâlı hadde, yemin ettirilmez ("Meselâ: Bir rkek diğer birine sen bana zina ile iftira ettin, üzerine had lâzımdır, diye dâ­va etse, dâvah da inkârda bulunsa, icma'ı ümmet ile yemin ettirilmez. Zira imtina ile had sâkıd olur. Hâsıl olan şüphe için çekinmektir. Ve çe­kinmek • susmak ise ikrardır).

Lianda (Lânetlemede) yemin yoktur (Meselâ: Bir kadın efendisi üzerine sen bana zina ile iftira ettin, üzerine mülâane lâzım oldu, diye dâva edip, efendisi de inkârda bulunsa ittifakla efendisine yemin yoktur,).

Hırsız olan kimse, eğer çaldığına dair davacı tarafından şâhid dikİl-mezse, o çalındığı iddia edilen şey'i çalmadığına yemin ettirilir. Eğer ye­minden çekinirse, iddia edilen şey'i tazmin eder. Vâki olan şüpheden do­layı eli kesilmez.

Zevç olan kimse (kadının efendisi), eğer ailesi kendi üzerine ken­disini yaklaşmadan önce boyadığına dâva edip, efendisi de İnkârda bulun­sa, efendisine yemin ettirilir. Eğer yeminden çekinirse, mehrin yansını tazmin eder.

Zevç olan kimse, yine yemin ettirilir; eğer, kadın kocasından mihrini dâva edip efendisi de inkârda bulunsa, (yeminden çekinirse mal lâzım olur),

inkârda bulunan kimse, nesepte de yemin ettirilir, eğerki irs gibi bir hak dâvasını yapsa, ve nafakada inkâr eden kimse, yemin ettirilir, eğer nafaka gibi bir hak dâvasını yaparsa, ve bu zikrolunan iki suretten başkasında da yemin lâzımdır.

Kısasta, inkârda bulunan kimse yemin ettirilir, eğer çekinmek ne­fiste olan kısas dâvasında olursa, (kısas olunmayip da), öldürüldüğünü ikrar edinceye kadar veya yemin edene kadar hapsedilir (Aksi halde ebe­dî hapsedilir).                                        '

Eğer yeminden çekinmek nefisten (Tandan) başka yerde vâki olursa (Diş - ve göz gibi,) tmam-i Âzam (R.A.)'a göre, ondan (diş - ve gözden) kısas olunur (Yânİ, dişi kırılır veya gözü çıkarılır).

İmâmeyn (R.A.)'a göre ise, nefis ve başkasında erş (diyet) tazmin ettirilir (ve kısas ile hükmetmek lâzım gelmez).

Eğer davacı «Benim şehirde hazır şahidim vardır» dese ve hasmının yemin etmesini talep etse, îmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, hasma yemin et­tirilmez. (Sahih olan da budur. îmâmeyn «R.A.n'a göre ise, hasma yemin ettirilir^.

Dâvâlıya «üç güne kadar nefsine kefil ver» denilir. Eğer kefil ver­meden çekinirse, davacı o dâvâlıya mülâzemet edip kefalet müddeti de­veran eder (Yâni, dâvah her nereye giderse davacı da onunla beraber gider).

Eğer dâvah kimse, Garip (Müsâfir) ise, kefile verilir veya hâkimin Meclisi mikta'rinca mülâzemet olunur.

Bir kimseye yemin etmek lâzım geldiğinde o, yemin lafzatullah iK olur, talâkla ve itakla yemin olmaz.

Denildi ki, eğer davacı olan kimse ilhak ederse, hasım olan kimse zamanımızda (Talâk ve itak ile) yemin ettirilir (Zira halk bü zamanda lafzatullah İle yemin etmeği ehven addetmişlerdir).                         

Allah ("C.C.) ile yemin etmek Hakteâlânm bâzı sıfatım zikretmek ile te'kidlenmiş olur, eğer hâkim te'kidlenmeyi isterse.                          

Yemin etmekdeıı de çekinir (Zira müstehak ve lâzım olan yemin bir tanesidir,). Yemin etmek.zamanda (Cum'a günü gibi) veya mekânda (şe­hirde muazzam olan cami gibi yerlerde) ta'lİz olunmamalıdir.

Yehûdîyye yemin verdirmek lâzım olduğunda «o, Tevratlı Hz. Musa Peygamber «A.S.» üzerine inzal eden (indiren) Allah «C.C.» ile yemin ettirilir.

Nasraniyye ise, «o, İncili Hz, İsa Peygamber (A.S.) mın üzerine in­zal eden Allah «C.C.» ile yemin ettirilir.                                            

Mecûsiye ise «o, Nâr'i (Ateşi) hak ve îcad eden Allah «C.C.» ile! ye­min ettirilir. (Zira Mecûsi ateşe ibâdet ve ta'zim eder).                    

Veseni olan (Puta tapan; kimseye, Allah «C.C.» ile yemin ettirilir (Zira cümle mahlûkat Allah-ü Teâlâ Hazretlerine ta'zim ederler).

Dâvah olan kimse elde mevcut olan. şey'İn üzerine yemin ettirilir.

Meselâ: Dâva Bey'de (alışverişte) ise, ikisinin arasında bu malda alış ve­riş mevcut olduğuna yemin ettirilir, veya dâva nikâhda ise aralarında bu halde nikâh mevcut olmadığına yemin ettirilir (Nikâh yapmadık diye yenlin ettirilmez. İhtimaldir ki, aralarında bedeli Hul, vâki olmuş olur).

Eğer dâva talâkta ise, «Bu kadın senden bâyin değildir» diye yemin ettirilmez. (İhtimaldir ki talâk'ı bâyinden sonra tecdid olunmuş - yeni­lenmiş olur).

Eğer dâva gaspda (zorla almada) ise, («üzerine bu şey'in reddi - geri verilmesi vacip değildir» diye yemin ettirilmelidir^. Bu şey'i gasbetme-din mi? diye yemin ettirilmez (Zira gasb'i hibe veya alış - verişle feshet­miş olabilir).

Eğer dâva vedia (emânet) olursa, «bu senin elinde emânettir» dîye «dava ettiği şey onun değildir ve o şeyden bâzısı da onun değildir ve hiç senin cihetinde hakkı yoktur» diye yemin ettirilir.

Sefeeb üzerine yemin ettirilmez (Meselâ: «Vallahi ben bu şeyi buna sattım» diye yemin ettirilmez).

îmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.) için, bu zikrolunan mes'elelerde hilaf var­dır, (Zira buna göre, bu mes'eîelerde sebeb üzerine yemin ettirilir ki, ye­min, dâvaya mutabık olsun).

Eğer Hâsıl (Mevcut,) üzerine yemin etmekte davacı için terki nazar olursa (Merhameti terkederse) Ulemanın icma'i ile o zaman da davacı olan kimse, sebeb üzerine yemin ettirilir.

Bu zikrolunan mes'eîenin sureti hak ve civarı ŞuPa ile ("Komşuluk­tan dolayı komşusunun payını kendi payına katmakla) dâva etmek gibi ve mebtüte olan (Talâk'ı bâyinle boşanma) kadının nafakası gibi. Hal­buki hasım olan kimse, bu iki mes'eleyi (Şâfi Mezhebinden olduğu için) kendi mezhebinde caiz görmezler.

İnkârda bulunan kimse, kalkmayan sebebde icmâen yemin ettirilir. (Yâni dâva vukuundan sonra dâvayı kaldırıcı bir kimse ile dâva kaldırıl­mış olmaz. Sefcebte vâki olsa, o zamanda yemin sebebi üzerine olur). Müslüman olan kölenin efendisi üzerine âzad etme dâvası açması gibi.

Fakat kâfir ile câriye tekaddüm eden köle dâvasının aksinedir.

Eğer bir kimse, bir şey'e vâris olup, sonra başka bir kimsede o şey'i kendisinin olduğunu iddia edip dâva etse, (ve dâvacmm şahidi olmasa da vârisin yemin etmesini isterse,) vâris olan kimse, dâva edilen şey hak­kında bilgisine yemin ettirilir.

Eğer o kimse, o şey'i satın alsa veya ona hibe edilmiş olsa sonra di­ğer bir kimse, o satın alman veya hibe edilen şeyJi kendisinin olduğuna iddiada bulunsa berâd üzere yemin ettirilir. (Yâni «Vallahi bu şey dava­cının mülküdür» diye yemin eder. Zira o şey'e şer'î sebeple mâlik olmuş­tur).

Yeminden çekinen ve inkârda bulunan kimse, yemin etmek için bir şeyle yemini feda etse (Yemininin fidyesini) bedelini (Verse) veya bir şeyle nıüsalaha (anlaşma) yapsa, meydana gelen fidye vermekle sulh ye­mini sahihtir.[42]

İnkârda bulunan kimse, yemini fida' eyledikten (fidyesini verdik­ten^ sonra yemin ettirilmesi caiz değildir. [43]

 

Yeminleşme Babı

 

Satıcı ile alıcı, satılan şey'in miktarında ihtilâf etseler, (Meselâ: alan on dirheme aldım dese, ve satan da onbeş dirheme satın aldın dese), veya satılan şey'in nefsinde miktarında ihtilâf etseler ('Meselâ: Satan «On bat­man sattım, müşteri de onbeş batman satın aldım, dese,) veya ikisinde beraber Semen ile (fiati iîe) satılan şeyde ihtilâf etseler, dâvasına muva­fık delil getiren kimse lehine hiikmolunur.

Eğer alıcı ile satıcıdan her birisi dâvalarına muvafık şâhid dikseler, yine zîyâdelik isbat eden kimse lehine hiikmolunur.

Eğer alıcı ve satıcıdan her birerleri şâhid dikemezseler, ikisine de-ııilir ki, «Ya biriniz diğerinin dâvasına râzi olsun veyalmtta beyJi (Alış verişi) feshederiz» (Zira gaye nizâi yok etmektir. Bu ise ııizâ'm yok ol­masına bir vecihtir).

Eğer ikisinden birisi, diğerinin dâvasına râzi olmazsa, yemin ederler (Yâni Hâkim, her birine inkâr ettiği şey'e yemin teklif eder).

Hâkim olan kimse, önee alıcının yemini ile başlar (Zira müşterinin inkârı satıcının inkârından eşeddir).

Mültekâ Tercümesi

Hâkim olan kimse, aynı ayn ile veya deyni deyn ile bey etmede (de­ğiş yapmada) satan ile alanın herhangisinin yeminile isterse başlar ('Zira ikisinde de müsavidir, faide çekinmektedir^.

Bir kimse, yemin etmeden çekinirse, ona o hasmının dâva ettiği şey lâzım o'ur (Yâni, aleyhine hüküm verilir).

Eğer iki hasını birbiriyle ittifak etmeyip yemin ederlerse, Hâkim, o yemin eden iki hasmından birisinin isteğiyle aralarında meydana gelen alış verişi fesheder.

Eğer alıp salan arasındaki ihtilâf ecelde (Tecil ve tehir etmekte) olursa, veya muhayyerlik şartında olursa veyahutta paranın bir kısmının alınmasında olsa, yemin teklif edilmez, ve bunları inkârda bulunan kimse yemin eder (Ve yeminiyle beraber söz onun olur),

İmanı-ı Azam ile İmam-i Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, satılan şey'in müş­terinin elinde telefinden sonra yemin teklif etmek yoktur. Müşteri ye­min eder.

îmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre ise, o paranın miktarında yemin ederler. Ve o alış veriş feshedilir ve kıymeti lâzım olur (Zira eşyanın he-lâki, yemine mâni değildir.).

Bu mes'eîede olan hilaf yine yukarıdaki mes'elenin hilafı gibidir, bir ayıbın meydana gelmesi sebebiyle satılan şey'in geri verilmesi müteaz-zir (güç) olduğu zamanda, halbuki o satın alınan şeyde kâim ve mevcut­tur (îmam-ı Azam ile İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ayıp, alanın elin­de iken meydana gelirse, yemin lâzım gelmez. îmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre lâzım gelir).

Satılan şey'in bir kısmının telefinden sonra yemin lâzım gelmez, İmam-ı Azam (R.A.)'a göre, ancak satan kimse telef olan hissanın terkine râzi olursa (Yânİ, o telef olan kısmın parasından ve kıymetinden bir şey almağa râzi olmazsa yemin lâzım gelir).

İmâmeyn (R.A.)'a göre ise, yemin ederler ve o helâktan (teleften,) sonra hâki kalan reddolunur (geri verilir).

Ve o, telef olan hissada söz, İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, müş­terinindir ve İmam-ı Muhammed (R.A.)'e göre, satın alan kimseye, o te­lef olan şey'in kıymetini tazmin etmek lâzım geîir.

Zikrolunan kıymet inkısam (taksim) olmakla teslim günü itibar ol tın ur.

Eğer alanla satan teslim gününde o telef olan hissanin parasında ih­tilâf etseler, bu mes'eîede söz satan kimsenindir.

Eğer alanla satandan her birisi kendi dâvasına delil getirip şahit dik­seler, satan kimsenin delili evlâdır (Zira isbâtı ekserdir).

Eğer alanla satan, satılan şey'in ikâlesinden sonra (satışı k aldır masmdan sonra; paranın miktarında ihtilâf etseler, delilleri olmadığı tak­dirde yemin ettirilmezler, eğer satan kimse o satılan şey'i teslim almadı ise, aralarında meydana gelen alış - veriş avdet eder.

Eğer teslim aldı ise, tmam-ı Âzam ile İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre aralarında yemin yapmaları lâzım gelir. İmam-ı Muhammed (R.A.) için, bu mes'eîede hilaf vardır, (Buna göre aralarında yemin lâzım gelir).

Eğer selem verenle selem alan kimseler re'si selemin miktarında, se­lem akdinin ikâlesinden sonra ihtilâf etseler bu mes'eîede söz, zikrettiği miktarda müslemün ileyhindir ve (alış veriş avdet ettiği gibi) selem av­det etmez, (Zira yeminden maksat alış verişi - fesihtir).

Eğer îcâra verenle îcâra tutan kimseler, o îcâra verilen şey'in aynının parasını (îcârmı) almazdan evvel ücretin miktarında veya o îcâra verilen aynın menfaatında veyabutta ikisinde beraber ihtilâf etseler, ikisi de ye­min edip îcâr akdini birbirine reddetmelidirler (Zira îcâr, alış verişe mü­şabihtir).

îcâra verenle îcâra tutan arasında yemin icap ettiğinde, eğer ihtilâf ücrette ise, îcâra verenin yeminiyle başlanır. Eğer ihtilâf menfaatta ise, îcâra tutan kimsenin yeminiyle başlanır.

îefira verenle (Mal sahibi ile) îcâra tutandan herhangi birisi, yemin­den çekinirse, diğerinin dâvası o çekinene lâzım olur (Yâni, diğerinin le­hine karar verilir) ve hangisi iddia ettiği şey'e delil - şahit getirirse, de-lil'i kabul olunur.

Eğer îcâra veren ve îcâra tutandan her birisi, dâvasına delil getirse­ler, îcâra veren kimsenin delili menfaatta evlâdır, (Zira ziyâdeliği müs-bittir). Ve îcâra tutan kimsenin delili ücrette evlâdır (Zira isbâtı ekser­dir), ,         "

îcâra veren kimse (Mal sahibi), îcâra verdiği şey'in mcnfaatlarını (îcâr paralarını) aldıktan sonra ikisinin arasında yemin efmek yoktur (Zira yemin fesih için olur. îcâr alındıktan sonra fesih mümtenPdir). Ve söz yeminiyle beraber îcâra verenindir.

Eğer îcâra verdiği şey'in kirasının bir kısmını aldıktan sonra yemin ederler ve o bakî kalan îcâr ücretinde îcâr muamelesi fesli edilir ve söz müste'cirin (îecâra verenin) dir.

Eğer Mevla (efendi) ile bedeli kitabete ayrılan köle kitabet bedeli-nm miktarında ihtilâf etseler, yemin etmezler ve söz Imam-ı Azam (R.A.)'a göre, kölenindir: İmâmeyn (R.A.) yemin ederler ve -aralarında olan kitabet fesih olunur dediler.

Karı ile koca arasında kendi evlerinin metâıııda (eşyasında) ihtilâf etseler, söz kadınındır. Ona lâyık ve sâlilı olan eşyada, ve bu karı ile ko­ca arasında gerek nikâh kâim  (mevcut)  olsun gerekse olmasın, ve ona lâyık ve salih olan eşyada söz kocasmmdir. Veyahutta, karı ile kocanın müşterektir /Meselâ: Yatak ve yorgan gibi eşya ikisine de lâyık ve sâlih-tir, fakat akar ve para gibilerde söz kocasmındır).

Kan ile kocanın birisinin ölümünden sonra söz muhtemel olanda, diri olanındır (Yâni, ikisine de lâzım olan yatak gibi şey diri olanındır ve ölünün vârislerinin'dir, birine âİt olan eşya yine onundur).

îmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, geçen mes'ele gibi söz kadınındır. Yeminiyle o kadının kendi mislinin cihazından ziyâde olanda o zevcenin (ailesinin) kendi mislinin cihazında söz zevcenindir veya zevcenin vâ-rislerinindir. (Zira onlar, zevcenin makamına kâimdirler).

İnıam-ı Muhammed (R.A.)'a göre, o erkeğin olan eşya, erkeğindir. Veya veresenindir.

Eğer evin eşyasında ihtilâf edenlerin birisi köle olursa, evin içinde olan eşyanın tamamı sağ iken hür olanındır (Zira hür'ün yedi daha ka­vidir).

Ve evin bütün eşyası Öldüğü zaman sağ kalan kimsenindir.

İmâmeyn (R.A.) Me'zun (yâni ticâretle nıe'zun olan köle) ile mü-kâtep (bedeli kitabete kesilmiş köle) hür gibidir, dediler. (Yâni, evde olan eşyama tamamı onlarındır). [44]

 

Davacı İle Davalının Arasındaki Husumetin Defi Îleİlgili Fasıl

 

Bir kimse, diğer bir kimsenin elinde olan şey'i dâva edip «bu şey be­nimdir» diye niza etse, elinde olan kimsede «bu şey'i bana gâib falan kim- v se emânet koydu, yahut ariyet yoluyla verdi, yahut ondan îcâra tuttum, yahut bana rehin koydu, yahut ondan gasb yoluyla aldım» dese, ve o de­diği söze delil dikse, davacı olan kimsenin husûmeti def olunmuş olur.

İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.) dedi ki, bir kimsedeki şey, halk arasında hile ile mâruf olursa, onda bu husûmet def olunmaz. Ve bu kavi alınıp amel olunmuştur.

Eğer, şâhidler «bu şey'i bunun yanında bizim bilmediğimiz kimse, emânet koydu» dese, husûmet def olunmuş olmaz.

Fakat şahitlerin, «biz bu adamı yüzü ile biliriz, ismi ve nesebi ile bil­meyiz» sözleri İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, husûmet defoolduğu cihetten yukardaki mes'elenin IıUâfmathr. İmam-i Muhammed (R.A.) için muha­lefet vardır.

Eğer dâva olunan kimse, «ben bu şey'î gâib olan falan kimseden sa­tın aldım» dese, husûmet def olunmuş olmaz.

Keza davacı olan kimse, dâva olunana «sen bu şey'i benden çaldın, yahut benden gasbetlin» dese, husûmet yine defolunmuş olmaz, velevki o şey elinde olan kimse, elinde olan şey'i gâib olan kimsenin emânet ola­rak koyduğuna delil diksin (Yine husûmet def olunmuş olmaz).

Keza davacı olan kim.se, «bu şey'i benden çaldı» dese yine husûmet mündefi olmaz. İmam-ı Muhammed için bu mes'elede muhalefet vardır.

Eğer davacı olan kimse, dâvasında «ben bu şey'i Zeyd'den satın al­dım dese elinde olan kimse de, bu Zeyd bana bunu emânet koymuştur» dese, o husûmet delilsiz def olunmuş olur.

Ancak bu Zeyd, kendini o şey'in kabzına (alıp - tutmasına) vekil et­tiğine delil getirirse, bu takdirde husûmet def olunmuş olmaz (Zira o şey'in eline alıp tutmasına kendisi daha lâyık olduğunu delil ile isbat etmiştir). [45]

 

İki Kişinin Dâvası Babı

 

Mutlak olan mülkde yetki sahibinin delili (şahidi) ne itibar olunmaz. (Mutlak olan mülkün mânası, bir adamın dâvasında «bu şey benimdir: Mülkümdür» deyip sebebini beyân etmemesidir).

Mutlak olan mülkde, hâriçden kimsenin delili, daha ehak (ve evlâ) dır.

Eğer o iki kimse, diğer bir kimsenin elinde olan şey'i dâva edip delil getirseler, hâkim olan kimse, o iki kimseye delilleri mucibince o şey'e hü­küm verir.

Ve eğer o iki kimse, (iki zevç) bir kadının nikâhına delil getirip şâ-hid dikseler, ikisinin de delili sakıt olur (Zira iki delil ile amel etmek müteazzirdir). Ve o kadın, («bu benim koçanıdır» diye) tasdik ettiği kim­senindir.

Eğer o iki zevcin her birisi dâvasında («ben bu kadını faîan tarihde nikahladım» diyerek) Târih zikrederlerse, târihi evvel olan kimse o ka­dına daha ehak (ve evlâ) dır.

Eğer o kadın, iki zevcin birine delil dikmezden evvel ikrar edip («bu benim koçanıdır») dese, o kadın, onun olur.

Eğer o kadın, öbür kocaya ikrar ettikten sonra diğer birisi de kendi karışıdır, diye delil dikse, o kadın delil diken kimseye hükmolunur.

Eğer o iki kocanın birisi, o kadının kendi karısı olduğuna delil dikse ve ona lıükmolunduktan sonra öbürü (diğeri) karısı olduğuna delil dikse, kabul olunmaz (Zira hüküm mahalline icra olunduğundan ve tenakuz olacağından onun misli ile hüküm verilmez). Ancak o diğeri kendi nikâ­hının sebkât etliğini isbat etsin.

Keza hâriç olan kimsenin delili, o nikâhı zahir olan yetki sahibinin üzerine kabul olunmaz. Ancak kendi nikâhının sebkât ettiğini isbât eder­se (Kabul olunur). Ve eğer iki hâriç olan kimse, diğer bir kimseden bir şey'i satın aldığına delil dikseler, o iki kimse muhayyer olur. İsterse, her bîri o şey'in yansım yarı para ile alır, isterse terk eder ve o iki delil diken kimse, "ikisinden birinin terki ile hükmolunduktan sonra o şey'in hepsini diğer kimse almasın (Zira onun yarısına hükmolunmuş idi). Binâenaleyh eğer iki davacının birinin o dâva olunan şeyde yedi olsa, yahut târihi ol­sa, yedi olan kimse veya tarihi kendisinde olan (tarihini beyan eden) kimse o şey'i almağa evlâdır.

Eğer o iki davacının her birisi dâvasında târih zikredip îsbât etse, tarihi evvel olan kimsenin o şey'i alması daha evlâdır.

Ve eğer o iki davacının birisinin yedi olsa ve diğerinin tarihi olsa, yedi (Selâhiyct ve elinin yetkisi) o!aıı kimse, o şey'i almaya daha evlâdır.

Satın almanın delili, kabzetmekle beraber hibenin ve sadakanın de­lilinde daha ehak (ve evlâ) dır. (Meselâ: bîr kimsenin selâhiyet ve yetki­sinde: Himayesinde ve elinde bîr şey olup satın aldığına delil olsa, diğer bir kimse de bu şey'i dâva edip delilini ortaya koysa ve «bu şey'i falan kimse bana sadaka, yahut hibe verdi» diyerek o elinde ve idaresinde olup satın aldığını iddia eden kimsenin delili ehak ve evlâdır).

Kısmete (Bölüşmeye) ihtimali olmayan şeylerde, hibe ile sadaka ol­duğuna dâir delil müsavidir.

îmanı-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre; satın alma ile mehir (iddiası) da, hibe ile sadaka gibidir. (Zira ikisi de isbât ve kuvvette müsavidirler. Yâni yarı yarıya hak verilir).

İmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre, satın almanın delili (mehrin de-liiinden) evlâdır, ve zevce Üzerine o şey'in kıymetini vermek lâzımdır. (Fakat, Ulemâ ve*fukâhanın ekserisi, İmam-ı Ebû Yûsuf'un kavline tâbi olmuşlardır. Ve bu sebehden de bu metinde takdim olunmuştur).

Kabz ile (teslim alma ile) olan rehin delili, kabz ile olan hibenin delilinden evlâdır.

Fakat, eğer o hibe ivaz (bir şey'in karşılığı) şartı ile oldu ise, bu tak­dirde rehinden (rehin delilinden hibenin delili) evlâ olur.

Eğer iki hâriç kimsenin her biri o dâva ettikleri şey'i o yedinde olan kimsenin başkasından mülkün târihini veya satın aldıklarının târihini delil ile isbatlasalar, hu iki surette de- tarihi sebkât edenin delili daha evlâ'dır.

Eğer iki davacının birisi bu şey'i Zeyd'den satın aldığına delil ge­tirse ve diğeri Bekir'den satın aldığına delil getirse, ve ikisinin târihi tîe ittifak etse, bu takdirde o iki davacı dâvada beraberdir (Yâni, o iddia olunan şey ikisinin arasında yarı yarıya taksim olunur).

Keza o iki davacı kimseler, dâvada ikisinin birisi vakit tâyin ettiği takdirde yine beraberdirler (Zira birinin vakit tâyin etmesi mülkün mu­kaddem olmasına delâlet etmez).

Ve eğer hâriçden olan kimse, bir şey'i bir şahisdan satın aldığına delil getirse, ve diğer birisi de o şey'i başka birkimseden hibe ile alıp kabzettiğii-ne delil getirse, ve diğer birisi de «bahasından irsle ntikâl etmİşdir» diye|-rek dâva etse ve diğer bir kimse de o şey'i bir kimseden sadaka yoluyla alıp teslim aldığına delil getirse, hâkim olan kimse o dâva olunan şeyH dört bölüğe ayırıp her birine dörtte bir verir.                                       

Eğer hâriç olan kimse, bir mülkün tarihini isbâtlasa, ve yedinde olan kimsede ondan mukaddem bir mülke delil getirse, bu takdirde yetki elin­de olan kimse hâriçden olan kimseden (yâni, yedinde olan kimsenin delili hâriçde olan kimsenin delilinden) evlâdır. İmam-ı Muhammed (R.A.) için, bir rivayette muhalefet vardır.

Keza kişinin yedinin (yetkisinin) olması suretinde de muhalefet, ta­kaddüm eden mes'elenin hilafıdır (Yâni, iki davacının biri, mülkün tari­hine delil getirse, diğer biri de ondan mukaddem bir tarihe delil gelirse, o tarihi mukaddem lanın delili evlâdır. İmam-ı Muhammed (R.A.) için bir, rivayette muhalefet vardır)

Eğer bir hâriç olan kimse ile yedinde olan kimse, mutlak bir mülke delil getirseler ve bu ikisinin bîri kat'iyyetie kendi mülkü olduğuna mu­ayyen bir vakit zîkretse, bu takdirde o hâriçten olan kimse o yedinde olan kimseden (Yâni, hâriçde olan kimsenin delili yedinde olan kimsenin deli­linden İmam-ı Âzam ve îmanı-ı Muhammed «R.A.» e göre) evlâdır. İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.) a göre, muayyen vakit beyân eden kimse evlâdır.

Eğer dâva olunan şey, iki davacının yedinde (salâhiyetinde.) olsa ya­hut üçüncü bir kimsenin yedinde olsaj halbuki o mes'ele hali ile olsa (Yâni, ikisinin birisi mutlak mülk olduğuna delil getirse, diğer birisi de muayyen vakit zikretse) ikisi de beraberdir. İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, vakit zikreden kimse evlâdır ve îmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre, vakit zikret-meyip mutlak zikreden evlâdır.

Eğer bir hâriç ile bir yedinde olan kimse, bir hayvanın yavrusuna de­lil getirseler, yedinde olup yetki sahibi olan kimsenin delili evlâdır.

Keza o hâriçden olan kimse iîe yedinde olan kimseden her biri, o dâva ettiği şey'in mülkiyetine başka bir kimsede telâkki ettiğine o hayvanın yavrusunun yanında hâsıl olduğuna delil getirse, o yedinde olan kimse ev­lâdır.

Eğer iki davacının biri mutlak mülke ve diğeri hayvanın yavrusuna delil getirse, o hayvanın yavrusuna delil getireninki evlâdır.

Keza eğer davacının ikisi hâriçden olsalar ve hiç biri yetki sahibi ol­masa yine böylece hayvanın yavrusuna âid olan delil evlâdır.

Eğer Hâkim olan kimse, yedinde (mal elinde) olan kimseye hayvanın yavrusu ile hükmetse, sonra o davacıdan başka bir üçüncü şahıs hayvanın yavrusuna delil getirse (yâni, hayvanın yavrusunun kendinin olduğuna delil getirse) o üçüncü şahsa hükmolunur. Ancak yedinde olan kimse, de­lilini değiştirir ve iade ederse (Yâni o getirdiği delilden başka bir delil da­ha getirirse, o zamanda yine ona hükmolunur).

Bu, şunun gibidir ki, o üzerine mutlak mal ile hükmohmmuş kimse, hayvan yavrusuna delil getirip dikse, kabul olunur ve verilmiş olan hü­küm bozulur (Zira bu delil, nakzeden menzilindedirj.

Herhangi bir sebeb ki Mükerrer olmazsa, hayvan yavrusunun hük­mü gibidir. Bu, şu elbisenin kumaşının hükmü gibi ki, bir sefer dokunur. Ve süt sağmak, peynir yapmak, keçe yapmak, kıl kırkmak ve yün kırkmak (veya yolmak) gibi.

Ve herhangi bir sebep ki, mükerrer olursa, o mutlak mülk menzilin-dedir, Kumaş dokumak, bina yapmak, ağaç dikmek buğday ve diğer hubu­batı ekmek gibi (Meselâ: bir kimse, bir kimsenin yedinde olan elbiseyi ken­di kumaşından dokunmuş, olduğunu iddia edip delil getirse, ve alinde olan kimse de yine böyle kendisinin kumaşından olduğuna dâva edip elil getir­se,, o hâriç olan kimsenin delili ile amel olunur ve ona hükmolunur).

Herhangi bir şey ki, halli müşllül olursa ve mükerrer midir, değil mi­dir? durumu kat'İyyefte bilinmezse, ondan insanların âdil ve tecrübeli kimselere rucû olunur. Eğer durum o âdil kimselerin üzerine de müşkil ol­sa, mullâk olan mülk gibi kılınır, (Ve hâriç olan kimseye hükmolunur ve onun delili île amel olunur).

Eğer hâriç olan kimse, mülkün mutlak oduğuna delil getirip yedinde olan kimse de satın aldığına delil getirse, o hâriç'den olan kimse evlâdır.

Eğer hâriçden olan kimse ile yedinde olan kimsenin her birisi kendi arkadaşından satın aldığına delil getirse, halbuki tarihleri de olmazsa, o iki delil sakıt olur. Ve pahası olan mal (tmam-ı Âzam'la tmam-ı Ebû Yû­suf «R.A.na) göre, o yedinde olan kimsenin yedine terk olunur. îmam-ı Muhammed (R.A.)'e göre, o mal hâriçden olan kimse için hükmolunur.

Eğer hâriçden olanla yedinde olan kimse, akar olan şeyde teslim al­mayı zikretmeden tarih zikretseler, halbuki o hâriç olan kimsenin tarihi sebkat etmiş olsa, o yedinde olan kimseye hükmolunur. İmanı-ı Muham­med (R.A.)'a göre, hâriç olan kimseye hükmolunur.

Ve eğer teslim almayı isbat ederlerse, ittifakla o yedinde olan kimse­ye hükmolunur.

Eğer o yedinde olan (mal yanında bulunan) kimsenin vakti zikretme­si sebkât etmiş ise (tarihi evvel ise), zikrolunan her iki cihette de o hâriç­den olan kimseye hükmolunur. Ve şâhidlerin çokluğu ile tercih etmek yok­tur (Zira tercih, delilin kuvveti iledir. Şâhidlerin çokluğu ile değildir).

Eğer hâriçden olan iki kimsenin birisi, bir evin yarısını dâva edip, di­ğer birisi de hepsini dâva etse, (İmam-ı Âzam «R.A.»)'a göre, o evin dörtte bir (4/1 i) evvelkisi (yâni, yarısını dâva eden kimse) içindir. İmam'ı Ebû Yûsuf'la îmam-ı Muhammed (R.A.)'e göre, o evvelki kimse için, üçte biri­dir. Ve Baki kalanı da diğer kimse içindir.

Eğer zikrolunan evin hepsi ve yansı dâva eden kimselerin ellerinde ise, o evin hepsi o hepsini dâva eden kimsenin'dir. Yarısı hükmün suretiy­le ve diğer yarısı hükümsüz olarak onun'dur.

Eğer hâriçden olan iki kimse, bir hayvanın yarısına delil getirip ta­rih zikretseler, tarihi, hayvanın yaşma muvafık olan kimseye hükmolunur.

Ve eğer hayvanın yaşı, iki tarihin birine muvafakatmda müşkül ol­sa, hayvan ikisinin olur (ve o tarih sakıt olurj. ve eğer iki tarih muhtelif olup hayvanın yaşma muvafık olmasa, delilin ikisi de bâtıl olur. (Zira o iki kişinin de yalancılığı meydana çıkmıştır).

Eğer hâriçden olan iki kimsenin birisi, bir şey'in kendisinden gasbo-lunduğuna delil getirse, ve diğer birisi de emânet koyduğuna delil getirse, ikisi müsavi olurlar (Yâni, ikisine yan yarıya olmak üzere hükmolunur). [46]

 

El İle Münazaa Hakkında Fasıl

 

Bir elbiseyi giyen kimse, o elbiseyi yeninden tutan kimseden evlâdır jfcirâ giyenin tasarrufu, yeninden tutanın tasarrufundan daha açık ve gâ-

Hayvana binenin tasarrufu, hayvanın yularını tutanın tasarrufundan .aha ehak (ve evlâ) dır. Ve hayvanın eğeri üzerinde olan kimse, o kimse-jin arkasına yedek olarak binenden ehak (ve evlâ) dır.

Bir şey üzerinde yüklenen yük sahibi, o yük üzerine bardak (ve ma­tara gibi şeyleri) bağlayan kimseden evlâdır.

Ve bir hayvanın üzerine eğersiz olarak binen iki kişi, beraberdirler (yâni, dâva ettikleri hayvanda beraber olurlar ve o hayvan ikisinin arasın­da müsavi olarak taksim olunur,).

Keza halı üzeıne oturan kimse ile ona yapışan kimse de beraberdir

(yâni, bir kilimin veya halının üzerine bir kimse oturmuş olsa, diğer birisi de bir tarafından yapışmış olsa, bu surette her ikisi de beraberlerdir. Zira oturmak yap:şmakdan farklı değildir.) Bu şu mes'ele gibiki, bir kimse ile bir elbise oîsa ve o elbisenin bir tarafı diğer bir kimse ile olsa, ikisinin ara­sında beraber olur, (zira her birinin o elbisede eli vardır).

Ve nizâh olan duvar şu kimsenindir ki, kendi direkleri o duvarın üze­rinde olsa, yahut onun binasına kerpiçlerinin yarısı o niza yapılmayan du­varın kerpiçlerinin yarısına dâhil olup birbirlerine giriftli olursa (duvar direk sahibinindirJ. Nizâh olan duvar, üzüm çubuğunun altına konup üze­rine asma uzanan kimsenin değildir. Belki iki komşu o duvarın menfa­atine! a beraber olurlar.

Eğer iki kişinin herbirinin o duvar üzerinde üçer direği olsa, o üç di­rek aralarında müsavidir ve üçden fazla olanda da tercih etmek yoktur. (Meselâ: birinin üç direği ve diğerinin on direği olsa bu direğin hepsi, iki­sinin arasında yarı yarıya taksim olunur).

Ve eğer iki kimsenin, birinin üç direği olsa, diğer birinin de üçden az olsa, o duvar, üç direk sahibinindir ve diğerine bir direk yeri verilir.

Eğer iki kimseden birinin o duvar üzerinde direkleri olsa, ve birinin de muttasilhğı olsa, o duvar nıuttasıllık olan kimsenindir (zira o iki duvar muttasıl olmakla, bir şey hükmündedir). Ve diğer kimse de direkleri koy­ma hakkı vardır. Bir rivayette o duvar direklerin sahibi olan kimse için­dir, denildi.

Bir evde bir odası olan kimse, yine o evde bir kaç odası olan kimsenin o evin havâlisinde (etraf ve içerisinde) ki hakkındaki hükmünde olanın hükmü gibidir (yâni, o evin kullanışında ve girib çıkılmasında müsâvidir-

Eğer iki kişi, bir araziyi dâva edip her birisi kendi yedinde (yetkisin­de) olduğuna delil getirse, delilleri mucibince yedlerinde olan şeylen hük-m olunur.

Ve eğer o araziyi daya eden kimsenin birisi, o araziyi kendi yedinde olduğuna delil getirse, yahut o arazide kerpiç kesilmiş olsa, yahut orada bir mesken bina edilmiş olsa, yahut o arazide bir kuyu kazmış olsa, onun yedinde olmakla hükmolunur.

Bir çocuk, kendi nefsinden tâbir edip konuşmaya muktedir olup «ben hürüm1' dese, bu takdirde söz onundur. Ve eğer çocuk olan kimse, "ben falan kimsenin kölesiyim" dese, bu takdirde o yedinde olan kimsenin kö­lesi olur.                                                   

Keza kendi nefsinde tâbir edip konuşmaya kadir olmayan çocuk, yine yedinde (yanında) olan kimsenindir.

Binâenaleyh eğer bu zikrolunan çocuk, büyüdüğü vakitte hür oldu­ğunu iddia etse, iddiası (dâvası) delilsiz kabul olunmaz, (zira köleliği kü­çüklük hâlinde iken sabit olmuştur). [47]

 

Nesebin Dâvası Babı

 

Satılmış bir câriye, satıldığı günden itibaren yarım seneden (altı ay­dan) az vakitte çocuk doğursa, ve doğumdan sonra satan kimse, o doğan çocuğun kendi çocuğu olduğunu dâva etse, o çocuk kendi oğlu olur ve o doğuran câriye de o satan kimsenin ümmü veledi olur. Ve o cariyenin sa­tışı fesholunur ve pahası sahibine red olunur. Ve o cariyeden doğan ço­cuk satanındır velev ki, onu müşteri (satın alan,) satanın daveti ile yahut davetinden sonra dâva etti isede (yine, satanındır. Zira satanın dâvası daha evveldir).

Keza satan kimse, o çocuğu doğuran cariyenin ölümünden sonra dâ­va etse, yahut o câriye âzâd olunsa, yine o çocuğun nesebi cariyeyi sa­tandan sabit olur. Ve (tmam-ı Âzam "R.A." a göre) satan kimse, o cari­yeyi âzad ettiği takdirde o çocuğun pahasından hissasmı red eder ve ölü­münde bütün pahasını red eder. îmâmeyn (tmam-ı Ebû Yûsuf ve tmam-ı Muhammed "U.A."); iki surette de o çocuğun hissesini red eder, dediler.

Ve eğer o satan kimse, o çocuğu ölümünden sonra dâva etse yahut onu (çocuğu) âzad etse, dâvası red olunur.

Ve eğer o satılan câriye satıldığı günden itibaren yarım seneden (altı aydan) çok vakitte ve iki seneden az vakitte çocuğu doğursa, eğer satın alan kimse, satıcıyı bu hususda tasdik ederse, hüküm evvelki gibidir, (yâ­ni, çocuğun nesebi satıcıdan sabit olur). Ancak satın alan kimse, satanı tasdik etmezse, bu takdirde o çocuğun nesebi satıcıdan sabit olmaz. Ve eğer câriye satıldığı günden itibaren iki seneden çok zamanda çocuğu do­ğurursa, satan kimsenin daveti sahih olmaz.

Binâenaleyh eğer o satın alan kimse, satıcı iki seneden çok zamanda çocuğu doğurduğunu tasdik etse, o çocuğun nesebi satan kimseden sabit olur. Ve nikâh sahih nikâha hamlolunur. Ve o aralarında vâki olan satış red olunmaz. Çocuk da âzad olunmaz.

Ve eğer bir kimse, kendi yanında doğan köleyi satıp sonra o kölenin müşterisi olan kimse onu sattıkdan sonra satan kimse dâva etse, daveti (dâvası) sahih olur. Ve o köleyi satın alan kimsenin satışı red olunur.

Keza,eğer satın alan kimse, o satan kimsenin yanında doğan çocuğu satın aldıktan sonra bedeli kitabete kesse, yahut anasını bedeli kitabete bağlasa, yahut o çocuğu rehin koysa, yahut îcâra verse, yahut cariyeyi nikâhlasa, sonra bu muamelelerin birinin vâkî olmasından sonra satan kimse, o çocuğu iddia etseler, davet sahih olur. Ve o zikrolunan tasarruf­lar, nakzolunnr.

Ve eğer bir kimse, yanında doğan ekizlerin bîrini satsa o iki ikizin ne-sebleri sabit olur ve o müşterinin satın aldığı ekizde âzad bâtıl olur Zira İkizlerin birinin nesebinin sabit olması, diğerinin nesebinin sabit olmasını müstelzimdir).

Bir kimse, yanında bir çocuk olur, ona "bu Zeyd'in oğludur" dedik­ten sonra ''kendi oğlumdur" dese, ZeytVin oğludur, dedikten sonra kendi oğlu olmaz. Eğer ki Zeyd, oğlanın oğulluğunu inkâr ederse de (kendi oğlu olmaz). İmâmeyne göre, onun oğulluğunu inkâr ederse de, onun oğludur.

Eğer çocuk, bir müslünıan ile bir zımnimin yedlerindc (himayelerin­de) olsa, müsİüman olan kimse, o çocuğun köle olduğunu dâva etse, kâfir oîan kimse de oğlu olduğunu iddİâ etse, bu takdirde o çocuk hürdür. Ve o kâfirin oğludur.

Eğer o çocuk, bir zevç ile bir zevcenin yedlerinde olsa, zevç olan kim­se, iddia etseki, "bu çocuk başka hanımdan oğludur" ve zevce de iddia etse "bu çocuk başka kocadan kendi oğludur" diye, o çocuk, onların oğlu­dur  (Zira neseblerini ikrar etmişlerdir,).

Eğer bir kimse, kendi satın aldığı cariyeden çocuk talep ettikten son­ra, o cariyeye müstehak olunsa (yâni, birisinin bak sahibi olduğu zuhur edip onu alsa), o halde .olan çocuk hürdür ve o çocuğun babası üzerine husûmet günündeki çocuğun kıyameti lâzım olur.

Binâenaleyh eğer o çocuk ölse, babasına bir şey lâzım olmaz ve çocu­ğun, husûmetten evvel terketliği şeyler babasmındır.[48]

Eğer babası, onu öldürürse, kıymetine gârim olur. Keza babadan baş­kası öldürse, yîne kıymetine babası gârim olur, ve diyetini alır. Ve müş­teri olan kimse, çocuğun kıymeti ile ve cariyenin pahası ile kendi satıcı­sının üzerine rücû eder. Fakat ukr (mehrimisil) ile rücû etmez . [49]

 

İkrar Bahsi [50]

 

O. (İkrar) : Bİr kimsenin, kendi nefsi üzerinde başka bir kimsenin hakkı olduğunu haber vermesidir. (Yâni, kendi üzerinde başka kimsenin hakkı olduğunu söz ile bildirmesidir). İkrar ancak malûm bîr şahıs için sahih olur, (Meçhul şahıs için ikrar etmek sahih olmaz).

İkrarın hükmü : Kendisi ile. ikrar olunan şeyin (malın) zuhur et­mesidir.

İkrarı inşa eylemek (icat etmek - isbât etmek,) sahih değildir.

Müslüman olan kimsenin, bir miktar şarap ile ikrar etmesi sahih olur, (Çünkü bir zimmî, bir kimseye bir miktar şarap ikrar etse, onu ken­disi için yapılana teslim etmekle emrolunur). Talak ve itak' ile mükreh (Zorlatılmış) olduğu halde ikrar etmek sahih değildir. (Yalan delil olan ikrah, mevcut olduğu sebebten'dir, ve eğer inşa - icat olaydı sahih olurdu.

Zİra nıükreh'in talâkı ile itakı bizim mezhebe göre vâki'dir) [51]

Mükellef ve hür olan kimse, bir kimseye malûm bir hal ile (Şu ev veya köle falan kimsenindir, gibi) veya meçhul (belirsiz,) bir hal ile «üze­rinde falanın şey'i var" gibi. "Üzerinde falanın hakkı var" gibi bir şeyi ikrar etse, ikrarı sahih olur. Ve meçhul olan şeyle ikrar etmek, ikrarın sıhhatine mani değildir.

Mükellef olan kimse, meçhulü (bilinmeyen şeyi) ikrar ettiği zaman ikrar eden kimseye o meçhul şeyi, kıymeti olan bir nesne İle açıklaması lâzım olur, (Yüz kuruş gibi). Çünkü zimmetinde edası vacip olan nesne­den hafcer vermiştir. Veîevki kendisi için hak ikrar edilmiş zat, ikrar edenin açıkladığı miktardan daha fazla bir hak iddia ederse dahi, bu açıklamasında söz, yeminiyle beraber, ikrar edenindir, (Yâni onun sözü kabul edilir).

İkrar eden kimse, malda (meselâ: "Falan kimsenin bende malı var­dır" dese) dilemden aşağısında sözü kabul edilmez. (Zira dirhemden aşa­ğı olan nesneye, mal denmez,).

İkrar eden kimsenin "Onun bende büyük bir malı vardır." Demesin-e bir nisaptan eksik ise sözü kabul edilmez. Nisaptan beyan ettiği gerek gümüş olsun ve gerekse gümüşten başkası olsun. (Zira şer'i şerifte nisap büyüktür ve on dirhemden eksikse sözü kabul edilmez). İmam-ı Âzam (R.A.) a göre.

Eğer o büyük mal deveden ise, yirmi beş deveden aşağı kabul edilmez. (Zira devenin nisabı yirmi beştir). Eğer o büyük mal buğdaydan ise, beş vesaktan aşağı da sözü kabul edilmez. (Vesak altmış sâJa denir. Her sâ dört batmandır, her dört batmanda iki yüz altmış dirhemdir).

Eğer i(onun bende büyük bir malı vardır" diyen kimsenin sözü zekât malının başkasından ise, nisap; zekâtın kıymetinden eksik ise ikrar sözü kabul edilmez.

Eğer "falan kimsenin bende büyük malı vardır" dese üç nisaptan ek­sik sözü'kabul edilmez. (Kendi beyan ettiği malların, zekât mallarından oîduğunu beyan etmezse üç nisap kıymetine müsavi olması muteberdir.

Mültekâ Tercümesi

Zira cenı'in en azı üçtür, üçten eksikse sözü tasdik olunmaz). Eğer dir­hemle ikrar etse, üç dirhem lâzım gelir.

Eğer «falan kimsenin bende çok dirhemleri vardım dese, İmaııı-i Âzam (R.A./a göre, on dirhemden eksik ise sözü kabul edilmez. İmâmeyn (R.A.)'a göre ise, bir nisaptan eksikte sözü kabul edilmez.

Eğer "onun bende keza dirhemen "bu kadar dirhemi vardı" dese bir dirhem lâzım oliır. (Zira müphem tefsir vâki olmuştur. Fetvayı Hâni'ye ve Zehî'ıe de iki dirhem lâzım gelir diye beyan etmişlerdir. Zira keza lâfzı miktar içindir).

Eğer "onun bende bu kadar, bu kadar dirhemi vardır" dese, on bir dirhemden az bir miktarda tefsir ederse doğru kabul edilmez.

Eğer keza lâfzını vavsız üçleyip "Onun bende bu kadar, bu kadar dirhemi vardır" dese, yine onbir dirhemden eksikte sözü kabul edilmez.

Eğer "Onun bende, bu kadar, bu kadar dirhemi vardır" dese yirmi bir dirhemden az bir miktarla açıklarsa doğru kabul edilmez.

Eğer keza lâfzını vav ile üçleyip "Onun bende bu kadar ve bu kadar dirhemi vardır" dese, yirmi birin üzerine yüz dirhem daha ilâve edilir ki; ikrar edene yüz yirmi bir dirhem lâzım olur, bundan az bir miktarla açık­larsa sözü doğru kabul edilmez.

Eğer keza lâfzını vav ile dörtleyip "Onun bende bu kadar ve bu ka­dar dirhemi vardır" dese, yüz yirmi bir üzerine bin daha ilâve edilir ki; ikrar edene bin yüz yirmi bir dirhem lâzım olur. Bu miktardan eksikte sözü kabul edilmez.

Sair mekîlât (kiîe ile olanlar) ve mevzûnâtın (vezin - tartı ile olan­ların) hükmü, bu tekaüdüm eden eşyanın hükmü gibidir.

Bir kimse, bir kölede, diğer bir kimse ile ortak olduğunu ikrar etse, İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, ortaklık yarıyadır. Asıl terkip "ben bu adamla bu kölede ortağım" dese, bu ikrar nısıftır, yâni o kölenin yarısını ikrar etmektir. Zira şirket - ortaklık, çok kere müsavi anlamına kullanılır. İmam-ı Muhammet (R.A.)'a göre, ikrar edene diğer ortağın ne kadar mik­tarla ortak olduğunu açıklaması emrolunur. Çünkü ortaklık bâzan yarı yarıya, bazan yarıdan aza ve bazan da yarıdan fazlaya olur,).

İkrar eden kimse, "falan kimsenin benim üzerimde veya yanımda vardır" dese, bu sözü borçlu olduğunu ikrardır. Eğer ikrar eden kimse, yukarıdaki sözüne o üzerimdeki veya yanımdaki olan şey bir emanettir sözünü hemen ilâye ederse, sözü kabul edilir ve o mal emanet olur. Eğer hemen ilâve etmeyip, araya fasıla verse, sözü kabul edilmez ve ö malı borçlu olduğunu ikrar olur.                                                             '

İkrar eden kimse, "falanın, yanımda veya beraberimde veya evimde veya sandığımda - kasamda veyahutta kesemde - cüzdanımda bir malı vardır." dese, yanında ve kontrolü altında bir emanet olduğunu ikrar et-' mektir.

Eğer birisi (alacaklı) muhatabına (borçluya) "benim sende bin dir­hemin vardır" dese, muhatabının: "dâva ettiğin bin dirhemi ölç veya sar­rafa göster bozuklarını ayırt veya bunun için bana müddet ver veya ben sana daha evvelden verdim veya bende olan bin dirhemden beni ibra etmiştin (bağışlamıştın, atfetmiştin, ödememden vaz geçmiştin) veya o bin dirhemi bana hibe etmiştin veya o bin dirhemi bana tasadduk etmiş­tin veya ben seni bende olan bin dirhemle falan kimseye havale etmiş­tim sözü, bin lirayı ikrardır. Fakat yukarıdaki lafızları zamirsiz söylese iddia edilen bin dirheme râcî olacak zamir olmadığı için ikrar olmaz [52]

Bir kimse, gelecekte (te'cilli) bir borcu ikrar etse, alacaklıda tecilli de'ğil derhal şimdi verilecektir (peşindir) dese, ikrar ettiği şeyi derhal vermesi lâzım olur ve alacaklı borcun tecilli olmayıp derhal verilmesi hakkında yemine davet edilir.

Eğer ikrar eden kimse "onun bende yüz ve bir dirhemi vardık" dese o yüz ile bir dirhemi tümü dirhem olur.                                       

ölçü ve tartı ile olan her şeyde hüküm böylecedir. Eğer "falan kimsenin bende yüzü ile bir elbisesi vardır dese, veya yüzü ile iki elbisesi vardır." dese, ona yüzün tefsiri (yâni o yüz hangi cins­lerden olduğunu açıklaması) lâzım olur (çünkü yüz lafzı müphemdir ve elbise lafzı üzerine atfolunmuştur).

Eğer "falan kimsenin bende yüzü ve üç elbisesi vardır" dese, yüz ve üç'ün tümü elbisedir.

Eğer bir kimse sepette olan hurmayı "başkasınmdır* diye ikrar eder­se, hem hurma ve hemde sepetr vermesi lâzımdır. Veya bir kimse, başka­sına yüzüğü ikrar etse, halka taşını (kaşmı) birlikte vermesi lâzım gelir (zira yüzük ikisinden mürekkeptir).

Veya kılıcı ikrar ederse, kılıfı ve takma kayışını ve demirini vermesi lâzımdır (zira kılmç üçünün bir araya gelmesinden mürekkeptir). Veya bir kimse, başkasına bir hacele (çeşitli elbise, koltulf ve türlü perdelerle" zlnetlenmiş bir ev) ile ikrar etse, ancak o evde bulunan kisve (giyecek vo ağaçları vermek lâzım olur.

Eğer ahırda bir hayvanın başkasına âit olduğunu ikrar ederse, yalnız ikrar ettiği hayvanın verilmesi lâzım gelir.

Eğer bir kimse başka birine mendilin içinde olan bir elbiseyi ikrar etse hem mendil hemde elbiseyi vermesi lâzım olur, eğer "elbisenin için­de elbisesi bende vardır" dese, iki elbisenin verilmesi kendisine lâzım gelir.

Eğer on elbise içinde sarılmış bir elbiseyi ikrar etse, îmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, bir elbise vermesi lâzım gelir. İmam-ı Muhammed (R.A./a göre ise, onbir elbise vermesi lâzım gelir (zira eskiden insan­ların âdetinde bir elbise içine on elbise sararlarmış).

Eğer "falan kimsenin bende beş dirhem içinde beş dirhemi vardır" dese, ancak beş dirhem vermesi lâzım gelir. Velev ki beşlerin çarpımım niyet etsin (yâni, yirmibeş olmasına niyyet etsin. Zira darp - parça olan­larda çokluk "manasınadır, malda değildir).

Eğer fi lafzını me'a - beraber mânasına kullanıldığına niyet etse, on dirhem vermesi lâzım gelir. (Zira fi lâfzının me'a - beraber mânasına kullanılması Kur'anda  "fedhulî  fi  ibadi"   âyetinde  varit  olmuştur).

İkrar eden kimsenin, "falan kimsenin bende birden ona kadar dirhe­mi vardır." veya "bir ile on arasında olan miktar kadar dirhemi vardır" demesiyle kendisine İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, dokuz dirhem vermesi lâzım gelir İmâmeyn (R.A.)'a göre ise, on dirhem vermesi lâzım gefcr.

Efer ikrar eden kimse, "falan kimsenin bu evimde bu duvarda bu duvara varıncaya kadar bende hakkı vardır" Heae, ancak o iki, duvarın arasında olan miktarın verilmesi lâzım gelir,  (duvarların kendisi lâzım gelmez).

Kadının karnında olan hamli (çocuğu) ile ikrar etmek sahihtir. Ha­milelikte vâki olan ikrar, başkası tarafından vasiyyete hami olunur. (Me­selâ: bir kimse, bir kimseye bir kadının karnındaki çocuğu vasiyet etse, vasiyetten sonrada vefat etse, sonra vefat eden kimsenin vârisi "benim vâris olduğum falan kimseye bir hâmilelikde vasiyet etti'" dese sahih olur).

Bir hamil (karnındaki çocuk) için, ikrar etmekte sahih olur. (Mese­lâ:! Bir kimse, "bu köle falan kadının hamlindendir" dîye ikrar etse sahih olur). İkrar eden kimse o hamlin mülkü sabit olmasına sâlih bir sebeb beyan ederse, irs ve vasiyyet gibi hamli (karnındaki çocuğu) ikrar et­mek o zaman sahih olur.

Eğer o hamlin anası ona (çocuğa) ikrar olunduğu günden itibaren altı aya varmadan o hamli diri olarak doğursa, o ikrar olan şey (mal) onun  (çocuğun)  dur.

Eğer diri olarak ikiz doğursa, o ikrar olunan mal vasiyet olunanla, vereselerinin üzerlerine red olunur. (Zira ikrar, hakikatte bu ikisinden'-dirj.

Eğer o ikrar'ı bey' ile tefsir etse (meselâ: karmndakini bana sattı de­se) veya karz ile tefsir etse (meselâ: karmndakini bana ödünç verdi dese) veyahutta ikrarı müphem kılıp beyan etse, ikrarı lağv (bâtıl) olur.

Kendisi muhayyer olmak şartiyle ikrar etse, o ikrar ettiği malı ver­mesi lâzım gelir ve muhayyerlik şartı bâtıl olur. [53]

 

İstisna Ve İstisna Mânasına Olan Şeyler Babı

 

Bir kimse, kendi ikrar ettiği şeyden bir kısmını istisna etmek (ayırt­mak ikrar edilen miktarın çoğunu veya azını istisna etmek eşittir ki,) sahih olur. Eğer ki, istisna muttasıl (hemen arkasından) olursa (çünkü istisna muttasıl olmasa sahih olmaz). Müstesnadan geri kalan miktarın verilmesi ikrar eden kimseye lâzım gelir. (Meselâ: onun bende on dirhemi müstesna yüz dirhemi vardır" dese, doksan dirhem vermesi lâzım gelir»)

İkrar ettiği miktarın tümünü istisna etmek muttasıl da zikrolunsa, bâtıldır, (ve o miktarın hepsini vermesi lâzım gelir. Meselâ: "onun bende on dirhemi vardır, ancak on dirhem müstesna" demesi gibi ki, hepsini vrmek lâzım gelir. Çünkü bu istisna ikrardan rücû-dönmek olur).

Eğer bir kimse, iki şeyi İkrar edip*ve ikisinin birini istisna etse, ve­ya ikisinin biri İle diğer birinin bir kısmını istisna etse, tmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, istisna bâtıl olur. îmâmeyn (R.A.), muhaliftirler. (Yânı bunlara göre sahihdir).

Eğer ikrar, iki şeyin birinin bir kısmını veya o iki şeyin her birinin bir kısmını istisna etse, Ulemânın ittifakiyle sahih olur.

Eğer ikrar eden kimse, ikrar ettiği dirhemden bir kile ile  (ölçekle olan) şeyi veya vezni olan (tartı ile olan,) şeyi veyahatta ceviz gibi sayı      J ile olan şeye yakm elam istisna etse, İmam-ı Âzam ile İmam-ı Ebû Yûsuf        (R.A.)'a göre, o istisna kıymeti ile sahih olur. İmam-ı Muhammet (R.A.) buna muhaliftir.

Bir kimse, bir koyunu veya bir elbiseyi veyahutta bir evi ikrar ettiği dirhemden istisna etse Ulemânın ittifakı ile o istisna bâtıl olur (çünkü aksi cinsten istisnadır).

Herhangi bir kimse, ikrarına "İnşallah" lâfzını bitiştirse (ulaştırsa -hemen akabinde söylese) o kimsenin ikrarı bâtıl olur. (ve ikrar ettiği şey lâzım olmaz. Zira Allah-ü-züllcelâlin meşiyetiyle - dilemesiyle istisna etmek ya iptaldir veya lâyıktır, iki suretle olsa bile istisna bâtıl olur.)

Eğer ikrarını meşiyyeti bilinmez kimsenin meşiyyeti ile ta'Iik etse (bağlasa,), melekler zümresi ve cin taifesinin meşiyyetleri gibi, yine o kimsenin ikrarı bâtıl olur.  (Zira bunların meşiyyetleri mâruf değildir).

Bir kimse, başka bir kimseye bir ev ikrar edip, evin içinde oîan bina­sını (temel ve duvarını) istisna etse, o ev ile bina kendisi için ikrar yapı­lan zâtın olur (zira bina evde dâhildir.)

Eğer "bu evin binası benimdir, arsası falan adamındır" dese, bu şe­kilde onun dediği gibi kabul edilir.

Yüzüğün kaşı, bahçenin meyvesi ve evin binası gibidir, (yâni ikrar da dahil olur. Meselâ: bir kimse, "falanın yüzüğü bendedir, ancak kaşı müstesnadır" dese veya "şu bahçe falanındır ancak meyvesi, sebzesi müs­tesnadır" dese istisna sahih olmaz. Fakat "şu yüzüğün halkası falanın ka­şı benimdir" veya "şu arazi falanın ve içindeki sebzesi, meyvesi benim­dir" dese sahih olur).

Eğer bir kimse, diğer bir kimse için, "falan kimsenin satın aldığım ve teslim almadığım bir kölenin parasından bende bir dirhemi vardır.» dese, eğer ikrar eden söylediği köleyi tâyin ederse, kendisi için para ik: rar edilen zata hâkim tarafından "eğer dilersen o köleyi ikrar edene ver ve ikrar ettiği bin dirhemi ondan teslim al" denilir. (Tâyin edilen köleyi ikrar edene teslim ederse, ikrar eden kimseye o bin dirhemi vermesi lâ­zım gelir.) Eğer ikrar eden kimse, o köleyi tâyin etmezse İmam-ı Âzam (R.A.)Ja göre, ikrar ettiği bin dirh'emi vermesi lâzım gelir ve köle için "teslim almadım" dediği sözünü ister vasi etsin, isterse fasl etsin lağv olur. (Bâtıl olur.;

Eğer ikrar eden kimse, "onun bende şarap veya domuz parasından bin dirhemi vardır" dese, tmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, sözü kabul edilmez. Imâmeyn (R.A.)'a göre ise, eğer sözünü vasi ederse sözü kabul edilir ve bin dirhemi vermesi lâzım gelir.

Eğer ki, ikrar eden kimse "onun bende meta' (eşya) parasından bin dirhemi vardır" dese veya "bana bin züyüf (düşük kalite - kalp para) dir­hem" veyahutta "nebehrace (geçmez bakirli akça) dirhem ödünç verdi" dese İmam-ı Âzam (R.A.)Ja göre, ona bin tane geçerli (iyi - geçeri dirhem vermesi lâzım gelir (sözünü ister vasletsİn, isterse fasletsin, zira akt, o dirhemin ayıptan salim olmasını iktiza eder.) îmâmeyn (R.A.)'a göre, eğer sözünü vasi ederse dediği lâzım gelir, dediler.

Eğer ikrar eden kimse, "falan kimsenin bende kasbten (zorla) alın­mış" veya "emaneten bin dirhemi vardır, ama bu dirhemler düşük kalite­li kalp para veya geçmez bakirli akça'dir" dese, istisnasını ister akabinde söylesin ister söylemesin sözü kabul edilir.

Eğer ikrar eden kimse, "bende olan bir dirhem süttûka (iki tarafı gümüş ve içi bakır olan üç katlı akça) veya kalaydır." der de hemen aka­binde istisna ederse, sözü kabul edilir. Fakat hemen akabinde istisna et­meyip sonradan istisna yaparsa, sözü kabul edilmez.                         

İkrar eden kimse, "ben falan bir kimseden bir elbise gashettim'j de­yip, ayıplanmış bir elibse getirse, eğer hasımlıkları yoksa ikrar edenin yeminiyle beraber sözü kabul edilir. (Zira gasbediîenin ayıptan salim ol­ması şart değildir, fakt emânetin ayıptan salim olmsı -lâzımdır.)     

Bir kimse, "bende falan kimsenin bin dirhemi vardır, ancak oj bin dirhemin yüz dirhem noksanı vardır." dese, eğer akabinde istisna ederse sözü kabul edilir, fakat aradan zaman geçtikten sonra istisna ederse p bin dirhemi tamamen vermesi lâzım gelir.                                             

Bir kimse, başka birine "ben senden emânet olarak bin dirhem aldım ve bende zayi oldu" dese, ve kendisi için ikrar edilen kimsede "sen ben­den o bin dirhemi gasbederek aldın" dese, ikrar eden o bin dirhemi taz­min eder.                       

Eğer İkrar eden kimse, "o bin dirhemi aldım yerine, sen bana verdin" demiş olsa tazmin etmez.

İkrar eden kimse, «ben bu şeyi Zeyd'den gasbettim" dese sonra da "yok Amr'den gasbettim." dese,  bu taktirde o dediği şey Zeyd'indii" ve ikrar eden kimseye Amr içinde ikrar ettiği şeyin bedelini ödemesi lâzım gelir.                                                                                                  

Bir kimse, başkasının elinde olan şeye "bu benimdir" diye dâvada bulunsa, diğeri de "bu şey benimdir sende emânet idi, sonra senden al­dım" dese, iddia eden de, "hayır bu benimdir" dese, o iddia olunan kim­seye verilir. (Zira ikrar eden kimse, iki şeyle ikrar etmiştir; biri kendisi için ikrar edilenin sahib olduğu, diğeri de ikrar edilenden aldığıdır).

Bir kimse, "ben bu atımı veya bu elbisemi falan kimseye icara ver­dim, o ata binip, elbiseyi giydikten sonra bana geri verdi" dese, veya "bu evi ona ariyet verdim, veya kendisini evde iskân ettim, sonra bana geri verdi." dese, İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, sözü kabul edilir. îmâmeyn (R.A.)'a göre ise, bu mes'elede söz yeminiyle beraber kendisinden alınan kimsenin (yâni, kendisi için ikrar olunan kimsenindir.)

Bir kimse, başka bir kimseden dolayı "falan kimse benim elbisemi, bir dirheme dikti, diktikten sonra elbiseyi terziden aldım" dese, ve diğeri de "bu elbise benimdir" diye iddiada bulunsa, bu takdirde bu mes'elede sahih olmakta hilaf, bundan önce geçen nıes'elenin hilafı gibidir, (yâni, imam-ı Âzam (R.A.)'a göre, teslim aldım diyen kimsenin sözü kabul edi­lir. İmâmeyn (R.A.)'a göre ise, diğerinin sözü kabul edilir).

Bir kimse, "benim falan kimsede olan bin dirhemi aldım, haklaştım" dese veya "ona ödünç verdiğim bin dirhemi, tekrar ondan aldım" dese, ve diğer kimse de inkârda bulunsa, söz kendisi için ikrar edilen falan kimse­nindir.                                            

Bir kimse, "bu ekini falan kimse benim için ekti ve ben ondan yar­dım talep ettim, bana ekmekte yardım etti veya bu evi falan kimse, be­nim için yaptı ve ben ondan yardım yapmayı talep ettim, müsaade iste­dim, o da bana müsaade etmiştir veya bu bağı falan benim için dikti, on­dan yardım rica ettim ve bana yardım etti" dese, ve o falan kimse de o şey (sayılanlar.) kendimindir, diye dâvada bulunsa bu mes'elede söz, kendisi için ikrar edilen (mülk sahibi olan) kimsenindir. [54]

 

Hastanın İkrarı Bâb'ı

 

Hasta olan kimsenin sıhhatta iken edinliği borç, hastalandığı zaman­da mâruf bir sebeple ona lâzım olan borç ile beraberdir.

Sıhhatta iken edindiği borç ile, hasta iken lâzım olan borç, hastalığı hâlinde ikrar ettiği borcun üzerine takdim olunur.    Ve zikrolunanlarm

Mültekâ Tercümesi

hepsi irs üzerine takdim olunurlar. (Yâni, sıhhatta iken meydana gelen borç, ödenir, sonra mâruf sebeple hastalığında olan borç ödenir, bundan sonra bir şey kalırsa, hastalığında, ikrar ettiği şey Ödenir, bunlardan sonra da bir şeyi kalırsa, vârislere şerJî ferâiz ile taksim olunur) [55]

Hasta olan kimse erbabı dünyadan bir ğarimi (yâni, hastanın borçlu olduğu kimselerden birini) borcu ödemeğe tahsis  (tâyin)   etmesi sahih değildir.  (Çünkü bu birini tahsis etmekte, diğerlerin haklarım iptal et­mek vardır).

Hasta olan kimse, kendi vârislerinden birine "bende bir şey'in var­dır" diye ikrarda bulunması, yine sahih değildir. Ancak diğer vereseler o hastayı ikrar ettiğine tasdik ederlerse sahihtir.

Eğer hasta olan kimse, yabancı bir kimse için bir şey ikrar etse, bü­tün malını ihata etsede ikrarı sahih olur. (Kıyasta ise, üçte birinden ziya de de sahih olmamaktır. Lâkin İbni Ömer'in bu hususta sözü olduğu için kıyas terk olundu,).

Eğerki hasta olan kimse, bir yabancıya "bende onun bir dirhemi var" gibi, bir şey ikrar edip, sonra kendi oğludur diye ikrar etse, o kendisi için söylenen yabancının nesebi, sabit olur ve o (Hastadan) vâki olan ikrar bâ­tıl olur.

Eğerki hasta olan kimse, bir yabancı kadın için ikrar edip sonra onu tezevvüç etse (Nikâhlasa), bundan sonrada hasta vefat etse, ikrar bâtıl olmaz,

Eğer hasta olan kimse, yabancı kadına vasiyet edip sonra onu tezev­vüç etse, vasiyet bâtıl olur. (Çünkü vasiyetin sahih olması ölümden son­radır).

Eğer o yabancı kadına, bir şey hibe edip sonra onu tezevvüç etse o hibe ettiği şey'e rücû yoktur, (yani hibesini geri almaz).

Eğerki hasta olan kimse, nesebi meçhul olan bir ğuîâma (oğlan çocu­ğuna) o ğulâmın misli (benzeri) o kimsenin misline doğması mümkün olsa da, kendi oğlumdur dİy ikrar etse, oğlan çocuğu da onu tastik etse, o oğlanın nesebi, velevki ikrar eden kimse hasta da olsa o kimseden sabit olur.                                                                                                    

Nesebi sabit olan oğlan, ikrar eden kimsenin veresesine mirasta or­tak olur. (Çünkü nesebi sabit olmakla onlardan oldu).                    

Vâlideyne (Anne ve babaya), çocuğa, zevceye (Nikâhlı aileye) ve mevlâya (Efendiye) ikrar etmek sahihtir.                                       

Fakat bunların kendileri hakkında olan ikrarı tasdik etmeleri şart kılındı (Meselâ: Bu benim babamdır veya annemdir veya oğlumdur ve­ya ailemdir veya mevlâdır, dese sahih olur. Ailenin, nikâh ve iddetten hâ­li olması şarttır).                                                                             

Erkeğin ikrarı sahih olduğu gibi, kabının da ikrarı sahihtir. Fakat kadının bir çocuğa ikrar etmesinde, kendi efendisinin tasdiki şart kılın­dı. (Zira hak onundur) veya kabilenin (ebe kadının) şehâdeti şart kılındı (Zira ebe kadının söz bu mahalde makbuldür).

Bu zikrolunanların tasdikleri, ikrar eden kimsenin vefatından sonra sahih olur. (Zira nesep ölümden sonra baki kalır).

Ancak zevç (kadının efendisi) olan kimsenin, ailenin Ölümünden son­ra tasdik etmesi sahih değildir. (Zira tmam-ı Âzam "R.A." a göre ailenin ölümünden sonra nikâh kesilmiş olur).

İmâmeyne göre ise, ikrar edenin ölümünden sonra tasdikleri sahih olduğu gibi efendisinin tasdiki de câîz olur.

Eğerki hasta veya sıhhatli bir kimse, evlattan başka, kardeş ve amca gibi bir kimsenin nesebine ikrar etse, nesebi, sabit olmaz.

Bu nesebine ikrar olunan kardeş ve amca gibi kimse, ikrar edenin mâruf vârisi bulunmadığı takdirde, kendisi vâris olur. Velevki uzaktan vâriste olsa yine vâris olur.

Babası olan kimse, diğer bir kimsenin uhuvvetine (Yâni kendisinin kardeş olduğuna) ikrar etse, o ikrar ettiği kimse kendisine irste (varislik­te) ortak olur, fakat nesebi sabit olmaz. (Çünkü kendisi hakkında ikrarı sabit ve makbuldür).

Babaları Ölmüş iki kardeşin bir şahısta alacağı olsa, bu İki kardeş­ten birisi "babam hayatta - sağ iken bu şahısta olan alacağın yansını aldı" diye ikrarda bulunsa, alacaktan geri kalan yarısı ikrar etmeyen diğer kardeşin olur ve ikrar eden birinci kardeşe o alacaktan hiçbir şey yoktur. [56]

 

 

Sulh Bahsi [57]

 

(Sulh) : Davacı ve davalının aralarında meydana gelen anlaşma-mazlığı ve meydana gelen husûmeti yok eden bir akiddir.

Sulh: İkrarla (dâvâlının ikrar etmesiyle), sükûtla (dâvâlının dâvayı ne ikrar ve nede reddetmeyip sükût etmesiyle) ve inkârla (Dâvâlının in­kâr etmesiyle) meydana gelmesi caiz olur.

Mültekâ Tercümesi

Birincisi (Dâvâlının ikrar etmesi ile olan), eğer zimmetinde olan maldan, yine mal ile sulh olunsa, bütün hallerde satılanların hükmü gi­bidir. (Çünkü bey, mânası onda mevcut mali mal ile mübadele etmek-değiştirmektir). Bu takdirde eğer akar ise, şüfa (bir şey'i diğerine ilâve etmek - birleştirmek), ayıplı olanı geri verilmek, görme muhayyerliği ve şart muhayyerliği sabit ve mevcut olur.                             

Sulh bedeli meçhul olsa o vâki olan sulhu ifsat eder. Fakat kendisin­den müsâlaha edilen şey'in meçhul olması ise, vâki olan sulhu ifsâd etmez[58]

Vâki olan sulh'un bedelini teslim etmeğe muktedir olmak şart kılınır. (Bu cihetten kaçan kölenin üzerine sulh olunmak caiz olmadı. Zira tes­limine kudreti yoktur).

Eğer dâva olunan malin bir kısmı veya tamamı başkasının hakkı ol­duğu tebeyyün ederse, davacı kimse dâvâlıya bedelinin tamamı île mü­racaatta bulunur, O dâva olunan malın, bir kısmı tebeyyün ederse bîr kısmını almak için müracaatta bulunur.

Eğer sulh bedelinin bir(kısım veya tamamı tebeyyün etse, müsâleha edilen şey'in bir kısmı veya tamamı ile müracaat eder.

Eğer sulh bir maldan bir menfaat ile vâki olsa, îcâr itibar olunur, maldan menfaat ile vâki olan sulh icar mânasına olduğu cihetten o in­kârla olan sulhta vakit ile kayıtlanmak şart kılınır.

Sulh, sulh yapanlardan birinin vefatiyle bâtıl olur.

Diğer ikisi (Yâni sulh'un nevilerinden diğerleri ki, inkârla ve sü­kûtla olan sulh), davacı hakkında muvazaa (bir şey karşılığında verilen bedel) ve dâvâlı hakkında yenlinin fidyesi ve nizâm ortadan kalkmasıdır.

Sükûtla veya inkârla sulh olunan evde şüf a yoktur. Üzerine laha olunmuş bir evde şüf'a vacip ve sabittir.                                          

Dâva olunan maldan tebeyyün eden şey' tamam olsun, bir kısmı olji sun, davacı olan kimse, bedelden tebeyyün eden hissesini verir. Ve dâva1; cı olan kimse bu sefer dâvâlı olan kimse ile münakaşa yapar.               

Bedelden tebeyyün eden şey'in bir kısmı olsun, veya tamamı olsun dâvâlı olan kimse o bedelin miktarında dâvasına rücû eder. (Meselâ: Bir kimse, başka birinden bir şey dâva edip dâvâlı inkâr ettikten sonra, dâ-ı vacı bir elbise ile sulh etse sulh olunduktan sonra dâva olunan elbise ka-; zanılsa davacı dâva ettiği şey ile rücû eder, elbisenin dâvasına rücû, et­mez.)                             .       .                                                                    

Bedeli davacıya tesliminden evvel helak olması tekaddüm eden iki; fasılda sulh bedelinin müstehak olması (tebeyyün etmesi) gibidir. (O iki fasıldan birisi ikrar, diğeri inkâr faslıdır. Yâni sulh bâtıl olur,).              

Davacı olan kimse, dâva ettiği evin bir kısmına musâlaha yapsa, oj sulh sahih olmaz.                                                                                     

Evin bir kısmına musâlaha yapmanın caiz olmasının çâresi (Şöyle­dir ki), dav ah olan kimse, vâki olan bedelde bir şey ziyâde eder (Me­selâ, bir elbise veya dirhemler gibi ki, bu ziyâde o bakiden ivaz vâki ok malı) veya davacı dâvâlıya o bakiden ibra etmelidir. [59]

 

Sulh İle İlgili Fasıl

 

 (Sulh 4 kısma ayrılır):                              

1 - Malûm ile malûm üzerine sulh olmak,

2 - Meçhul ile malûm üzerine sulh olmaktır ve bu iki kısım caizdir.

3  - Meçhul ile meçhul üzerine sulh olmak,

4  - Malûm ile meçhul üzerine sulh olmaktır (ve bu iki kısım fasittir).

Mal dâva olunmaktan sulh caizdir (Çünkü bey manasınadır) ve men­faat dava olunmaktan sulh caiz olur ve bu sulh îcar mânasına vâki olur, nefiste ve nefisten aşağıda katilden (Baş yarılması, el kesilmesi gibi) vâki olan cinayette, cinayet gerek kasden olsun ve gerekse hataen olsun, sulh olmak caizdir.

Köle dâvasından sulh olunmak da caizdir. Ve bu vâki olan sulh dâvâlı tarafından davacıya sulh için verilen mal ile davacı tarafından âzad vâki olur. Ve davacı olan kimsenin âzad olunan kölenin üzerine veliliği yok­tur  (Dâvâlı köleliği inkâr ettiği.cihettendir).

Bir erkeğin, bir kadının nikâhını dâva etmekten dolayı mal ile sulh vâki olması sahihtir, ve o mal ile vâki olan sulh o kadına hulû (Talak'j satın almak) vâki dur. (Meselâ: bir erkek bir kadına karşı "benim nikâh-hmdıt" diye iddia eder, kadın da inkâr eder ve dâvayı terk etmek için o erkeğe bir miktar mal vermek suretiyle sulh ederse, caizdir ve hulû vâki olur.,)

Eğer "âilemdir" diye dâva eden kimse, dâvasında haksız ise, o bedel ona fetva cihetinden haram olur.

Eğer zevcin nikâhını ikrar etmek için, zevç ile zevce mal ile musâle-ha yapsalar (Yâni erkek kadına nikâhlım diye iddia edip kadında inkâr­da bulunup, erkek için nikâhı ikrarda bulunmasa mal ile müsâleha yap­salar) caizdir.

Eğer kadın bir erkeğin nikâhlısı olduğunu iddia ederse, o erkekte kendisine, dâvasından vaz geçmek için biraz mal verip sulh ederse caiz olmaz. Bazı rivayette caizdir, denildi.

Allah (C.C.)''n hakkı olan had vurma dâvasında mal ile sulh çâiz değildir. Ve aldığı inalı gerisin geri vermesi lâzım (Meselâ: Bir kimse, zina eden birini veya şarap içen birini hâkime götürmek isterse, ve ya­kalanan kimse Hâkime götürmemek için ona bir miktar para verip sulh olsa, o sulh bâtıl olur. Ve mal alındığı takdirde sahibine geri verilir. Çün­kü o hadde Allah (C.C.)'ın hakkı vardır. Onu mal ile sulh etmek caiz de­ğildir).

Eğer bir abdi me'zun (Ticaret yapmasına izin verilmiş köle) bir ada­mı kasten öldürüp, kendi nefsini ticaret mâlinden bir miktarı ile sulb yapsa, caiz değildir.

Fakat ticarete izinli olan kölenin kölesi, bir adamı kasten öldürüp efendi, o öldüren kölenin nefsim mali ile sulh olsa, yukarıda geçen mes'-elenin aksidir (Yâni caizdir).

, Eğer ki gasbeden.bir kimse, gasbedilip, telef olan şey'i, kıymetinden yüksek bir fiatla sulh olsa îmam'ı Âzam (R.A.)'a göre, rıza ile olduğu takdirde ivaz olup ribâ - faiz olmadığından caizdir.

İmâmeyn (R.A.) o, kıymetinden meydana gelen (yâni ziyade olan şey) bâtıl olur. Eğer o fazla teğabün (aldatmak) olmazsa, dediler (Zira o ziyâdelik ribâdır^.         

Eğer ki araz (Meta) ile sulh olsa, mutlaka (gerek kıymeti gasbedile-nin kıymetinden yüksek olsun ve gerekse yüksek olmasın) ulemanın ittî-fakiyle sahih ve caiz olur.

Eğer ki zengin olan bir kimse, müşterek olan köleyi âzad etse, ve geri kalanını kendi ortağı ile yarısının kıymetinden yüksek fiatla sulh olsa, yarısının kıymetinden fazla olan para, irtifakla bâtıl olur. (Fakat imâmeynin görüşleri açıktır).

Eğer meta ile sulh oldu ise, yukarıda beyan edildiği gibi sahih olur.

Davacı olan kimsenin, inkâr ediciye (Dâvâlıya) ikrar (itiraf) etmesi için mal (para,) verip sulh olması caizdir (o verilen mal sulh bedeli olmuş olur ve bu sulh inkârda bulunan kimse hakkında bey- satılanlar gibi olur ve davacı hakkında semende - pahada meydana gelen ziyâdelik gibi olur).

Demi amidden olan (kasten işlenen cinayetin kan dâvasından olan) sulh bedeli veya davacının iddia ettiği deynin (alacağın) bir kısmı üzeri­ne vâki olan sulh bedeli kendisine vekil olunmuş kimseye lâzım gelir, vekile lâzım gelmez (Zira vekil olan kimse, vâsıta olduğu cihetten sulh bedeli ona lâzım gelmez). Ancak vekil olan kimse, o bedeli tazmin ederse o zaman da lâzım gelir.     

Bey' gibi olan şey'in bedeli (Meselâ: bir miktar maldan yine mal ile sulh olsa) vekile lâzım gelir.  (Zira bey'de vâki olan haklar vekile râci'-

Eğer ki fuzûli olan (Vekili olmadan işini bitiren) kimse, davalı ta­rafından, davacı ile musaleha yapsa ve yaptığı sulhun bedelini ödese veya kendi mâline izafe etse (Meselâ : Benim üzerimde inaldan bin dirhem lâzım, dese) veya bir araziye veya bir nakde izâfesiz işaret etse (Mese­lâ : Üzerime şu bin) dese veya mutlak söylese (üzerime bin gibi) ve tes­lim etse, o fuzûünin sulhu sahih olur.

Fuzûli olan kimse, davalı için teberru, (bağışlayıcı) olur. Eğer fuzûli mutlak söyleyip teslim etmese, sulh durdurulur. Eğer o davalı kimse, o sulha taraftar olursa, suîh caiz olur ve dâvâlıya bedel lâzım gelir. Eğer taraftar olmasa sulh bâtıl olur. (Zira suçlu fuzûlidir. Mutlak söylenen şey'e veliliği yoktur. Bu cihetten tasarrufu caiz olmaz,). [60]

 

Borç Ve Alacakta Sulh Babı

 

faat) olmaz. (Zira muvazaa olsa rıbâ olur).

Eğer borçlu olan kimse, bazıda verilmesi gereken (peşi.dan (Zira evvelki suretle hakkının bir kısmını alıp, bir kısmını bağışlamış olur ve ikinci surette ise muvazaa kılınması mümkün değil, bu takdirde tehir olunmaya muhtaçtır).                                              

Bin saf dirhem yerine bin karışık dirheme sulh olsa, yine sahih olur.

Peşin verilecek dirhemler yerine tehirli olan dinarlarla sulh olmak veya tehirli olan bin lirasının yerine peşin heşyüz lira ile sulh olmak ve­yahut ta bin siyah liraya karşı beşyüz beyazla (hâlis gümüşle) sulh olmak sahih değildir.

Eğer bin dirhem ve yüz dînar yerine, peşin yüz dirhem veya tecilli yüz dirheme sulh yapsa, sahih olur.

Eğer bir kimsenin diğer bîrinde bin dirhem alacağı olup, «Bana yarın yarısını Öde, diğer yarısından vaz geçmek üzere» dese, borçlu olan binin yarısını, diğer yarısından vaz geçmek üzere ödese Imanı-i Azam (K.A.)'a göre, berî olur, yâni kalan beyüzden kurtulur. Eğer yarın ödemezse berî olmaz.

îmam-i Ebû Yûsuf (K.A.J bu mes'elede muhaliftir, ona göre berî olur. Zira ibra mutlaktır.

Eğer bin dirhemin sahibi, borçluya «seni sende olan bin dirhemin yarısına, yarın ödemek şartıyla sulh oldum. Eğer yarın Ödemezsen yine bin dirhem vereceksin» dese, İmamların icmâ'ı île yarısını ödemeyince bağışladığı yarısından berî olmaz.

Eğer, bin dirhem sahibi, borçluya «seni sende olan bin dirhemin ya­rısından ibra ettim (Sana bağışladım), yarın bana diğer bir yarısını öde­mek üzere» dese, borçlu olan kimse, bu söz üzerine, ister yarısını yarınki gün ödesin, isterse ödemesin, borç'dan kurtulmuş olur. (Çünkü mutfak vâki, olmuştur).

Alacaklı kimse, borçluya «Bana sende alacağım bin dirhemden ya­rısını Öde, binin diğer yarısından kurtulmak üzere» dese, ve ödeme vakti­ni tâyin etmese, yansını ödesin - ödemesin o halde (yarısından) kurtulur.

Alacaklı borçluya «Eğer sendeki alacağım bin dirhemin yarısını ba­na ödersen, binin diğer bîr yansından berisin» dese veya «sendeki alaca­ğım bin dirhemin yarısını ödediğin vakit veya ne zaman Ödersen, diğer yarısından berisin» dese, binin yarısını ödese dahi ibra (bağışlamak) sahih olmaz. (Zira şart sariha İâlik etmiştir ve seni berî kıldım, şartla­rıyla tâ'lik olunması bâtıldır,).

Borçlu olan kimse alacaklısına, sirran - gizli ve şahitlerden hâli olarak «senin bende olan hakkına ikrar etmem, tâki bir sene veya bir kaç ay te'hir etmeyince veya o borcun bir kısmını benden düşürmeyince ikrar etmem» dese,alacaklı da imtisal edip bir kaç gün te'hir etse veya borcun birazım düşürse, caiz olur. (Zira mâlinden ikrahsiz sâdır olmuştur).

Eğer gizli söylemeyip aşikâr söylese, tehirsiz ve düşürnıeksizin borç­luya bütün borcunu halen (peşinen vermesi) lâzım gelir. [61]

 

Alacakda Sulh Île İlgili Fasıl

 

Eğer ortak olan iki tane alacaklıdan birisi, borçlu üzerinde kendi hisi-sesi olan yarısına karşîlık bir elbise üzerine musâlâha yapsa (anlaşsa), diğer ortağı muhayyerdir. İsterse, borçludan kendi hissesi olan yarısını talep eder alır, isterse ortağından (Borçludan) almış olduğu elbisenin ya­rısını alır. Meğerki ortağı kendisine alacağı olan dörtte birini tazmin et­sin (kendi yarı hissesini borçlu talep etmeyip, elbisenin yarısını alsın, zira hak alacaktadır, elbisede değildir,).

Eğer iki ortağın biri, borçludan zimmetinde olan alacaktan bir şey alsa, diğer ortak o aldığı şeyde ona ortak olur ve baki kalan alacağı borç­ludan alıp aralarında taksimat yaparlar.

Eğer iki ortaktan birisi musâlaha yapmayıp belki, hissesinden bir şey satın alırsa, diğer ortak muhayyerdir, isterse ortağına alacağının dört­te birini tazmin eder, veya ğarime (Borçluya) hissesini almak için müra­caatta bulunur.

Eğer ortaktan birisi, borçlu olan kimseyi kendi hissesinden ibra etse (kendi hissesini bağişlasa) veya eski alacağına kendi borcunu takas etmiş olsa (yâni kendisinin o, adama, eskiden kalma borcu ile, alacağı sayışıp haklaşsalar, zikrolunan suretlerde) ortağın hissesini tazmin etmez.

Eğer iki ortağın biri, kendi hissesinden alacaklıda olan alacağın bir kısmını bağışlasa, geri kalan alacak sehimleri miktarı taksim olunur. (Me­selâ: İki ortağın bir kimsede yirmi dirhem alacakları olsa, ortağın birisi borçluya kendi hissesinden beş dirhem bağışlasa geriye kalan onbeş dir­hem sehimleri kadar taksim olunur. Bağışlayan ortak beş dirhem, diğer ortak ise on dirhem alır).                                                         

Eğer iki ortaktan birisi kendi hissesini te'cil etse, İmam-ı Azam ile İmam-i Muhammed -(R.A./e göre, sahih olmaz, İmam-ı Ebû Yûsuf (RjA<) bu mes'eîede muhaliftir (Yâni, ona-göre kendi hissesini te'cil etmesi sa­hihtir. İbrada sahih olduğu gibi).                                                           

Selem (peşin para ile malın teslimini sonra) yapan iki kimseden bi­risi kendi hissesinden defettiği şey'in üzerine sulh yapması bâtıl oldu. İmam-ı Ebû Yûsuf bu mes'eleds de, muhaliftir.                                 

Eğer vâsi olan kimseler, kendilerinden birini terkedilmiş olan mfet&ı-dan (Terekeden) veya akardan bir miktar mal ile musâlâha edip, arala­rından çıkartsalar veya mevcut olan iki nakdin birinden (Altın ve'gü-müş'den) diğerine sulh edip çıkartsalar (Meselâ: Tereke altın olup, bunun yerine gümüş verseler,) veyahutta tereke olan altın ve gümüş yerine yine altın ve gümüş ile sulh edip çıkartsalar verdikleri bedel gerek az olsun,gerekse çok olsun sahih olur, (Çünkü Hz. Osman (R.A.) Abdurrahman bin Avf «R.A.» in hanımına bu şekilde sulh ettirmiştir).

Eğer iki nakid'den (Altın ve Gümüş'ten) ve iki nakidden başkaların­dan (Akar ve Me'ta gibi) iki nakdin biriyle (yâni vârisler içlerinden biri­sine ya "allın veya gümüş vermekle,) sulh olup aralarından çıkartsalar, o çıkartmak, sahih olmaz. Meğerki vârise verdikleri bedel kendi terekesi cinsinden olan hissesinden çok olsun (Bu takdirde câİz olur. Zira o ziyâ-delik terekenin bakiyesinin mukabilinde vâki olur).

Eğer vârisler, kendilerinden birini tereke olan altın ve gümüş yerine meta i!e sulh olup aralarından çıkartsalar ribâ olmadığı için mutlaka caiz olur.

Eğer bir Ölünün terekelerinde (arkaya bıraktığı şeylerde) insanlarda bir miktar alacağı olsa, vârislerde kendilerinden birini, o insanlarda olan alacak, kendilerinin olması için sulh olup aralarından çıkartsalar, sahih olur. (Zira iskât kabilindendir).

Vârisler, o çıkarttıkları vârisin hissesini o borçtan teberru ettikleri halde ödeseler, veya ona hissesi miktarı birşey Ödünç verseler veya o vâ­ris olan kimse, diğer vârisleri o alacaklı ile borçlulara havale etse, vârisler de o tek vârisi alacaktan başkası ile musâlaha etseler (anlaşsalar, sulhlaş-salar) sahih olur.

Eşyaların aslı malûm olmayan terekede, Kile - ÖlçÜ veya Vezin - Tar­tı ile olanlar üzerine sulh olunmasının sıhhatmda (sahih olmasında^ ih-tiîâf vardır, (bir kısım Ulema caiz olmadığına kail olmuşlar, diğer bir kıs­mı da caiz tarafını tutmuşlardır).

Esah olan; caiz olmasıdır, eğer sulh olan kimse, o terekeyi ölçülen ve tartılan şeylerden başka şey olduğunu bilse, o terekenin tamamı diğer vârislerin elinde olduğu zamanda.

Eğer ölen kimsenin, borcu müsteğrâk olursa (Haddini tecâvüz ede­rek terekesinden çok olursa) sulh ve taksimat bâtıl olur.

Eğer müsteğrâk olmazsa, evlâ olan o borç ödenmezden evvel musâ­laha yapmamaktır. Eğer ki; o borç ödenmezden evvel musâlaha yapsa, Hanefî Ulemâsı caiz olur dediler.

Taksimat, kıyasta caiz olur, fakat istihsanda caiz olmaz.

Kıyas : O mâlin tamamı mevkuf olup (durdurulup) taksim olunmak­tır, istihsan ise, borç miktarı ayrılıp geri kalanı taksim olunmaktır. [62]

 

 

Müdârebe (Ortaklığı) Bahsî [63]

 

O (Müdârebe) : Bir şirkettir ki, iki kimsenin, birinden mal (se ye, kapital) diğerinden bedenen çalışmak (emek) la bir malın kazan' ortak olmaktır.

Müdârip olan (sermayesi olmayıp emeği olan) kimse, emindir, nıü-dârebe, malı elinde telef olduğu takdirde tazmin etmez.

Sermayesi olmayan kimse, o malda tasarruf etse (alış veriş yapsa), vekil olur. (Çünkü sermaye sahibinin emriyle onun mülkünde tasarruf eder).

Maldan kazanç yapsa, mal sahibi ile ortak olur, (Çünkü o kazanç mal - sermaye sebebiyle tahsil olunmuştur) [64].

Sermayesi olmayan kimse, sermâye sahibinin emrine muhalefet etse, kasbedici olur, (Veîevki ortaklık kurulduktan sonra izin versin. Başkası­nın malına tecâvüz mevcut olduğu cihetten gasbedici olur ve bu cihetten de tazmin eder).

Eğer sermayesi olmayan kimse, kazancın hepsini kendi nefsi için şart koşsa, garz talep etmiş (Yâni diğerinin hissesini ödünç almış) olur, (Zira malin tamamı onun olmayınca, kazancın tamamına müstehak ol­maz) [65].

Eğer (sermayesi olmayan kimse, o ortak maldan meydana gelen ka­zancı) sermaye sahibine şart kılsa, pazarlık edici (Meyancı^) olur.

Eğer o mudârebe (Ortaklık) fasit bir ortaklık o!sa, sermayesi olma­yan kimse, ecirle (Ücretle çalıştırılan, Irgat - amele) olur. Bu takdirde de ona, ister kazanç yapsın, isterse yapmasın ecri misil (çalıştığının karşı­lığı) lâzım olur, (zira mudârebeyi fâsidde ecri misil lâzım olurj.

İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, ecriınisil lâzım olduğu takdirde, şart koşulan miktarın üzerine ziyâde (zam) yapılmaz. İmam-ı Muhammed (R.A.) muhaliftir, (îmam-ı Mulıamed «R.A.» e göre, şart kılınan miktar üzerine ziyâde olursa da, ona ecri misil vardır,).

Sermayesi olmayan kimse, fasit olan mudârebede helak (telef) ol­makla, sahih olan mudârebede tazmin etmediği gibi, malı tazmin etmez.

Mudârebe akdi (Ortaklık muamelesi) sahih olmaz. Ancak dirhem ve dinar gibi ortaklık muamelesi kendisiyle sahih olan mal ile sahih olur.

Eğer sermaye sahibi olan kimse, diğerine, ticaret malinden bir malı çıkarıp «bunu sat ve parasiyîe mudârebe eyle (ortak ol)» dese, o da kabul etse veya «falan kimsede alacağımdan olan malımı al ve onu mudârebe eyle» dese ve kabul etse, bununla şirkette caiz olduğu gibi, yine caizdir.

Mudârebe malının, sermayesiz ortağa sermaye sahibinin o malda eli (müdahalesi - tasarruf ve çalışması) olmaksızın teslim olunması, (müdâ-rebenin sahih olması için,) şart kılındı, (Zira mal elinde emânettir). O emek sahibine teslim olunması elbette lâzımdır. Sermaye sahibinin de beraber çalışması şart koşulsa mudârebe fasid olur. Gerek sermaye sahibi olan kimse, o mudârebe mukavelesine kendisi bizzat bağlayıcı olsun, ge­rekse olmasın, velîsi kendisine o akdi mudârebeyi akd etmiş olan çocuk gibi, veyahutta diğeri kendisine akdi mudârebeyi akdetmiş oîan iki ortak-dan birisi gibi (Zira sermaye sahibinin* eli - tasarrufu sabittir ve elinin bekası mudârebe - emek sahibine'teslim olunmaktan mânidir). Emek sa­hibi ile sermaye sahibinin arasında kazanç .müşterek olması şart kılındı.

Mselâ r İki ortağm birine (fazla olarak) on dirhem şart kıhnsa, o mu­dârebe bâtıl olur.

Kazancın cehaletini icâbeden her şart (sermaye sahibinin emek sahi­bine ekin ekmek için arazisini bir sene kendisine vermesini veya oturmak için evini bir sene kendisine vermesini şart koşmak gibi şeyler) mudâre­beyi ifsad eder.                                                ,

Kazancın cehaletini icab-etmeyen her şartta, *müdârebeyi ifsad et­mez ve mudârebe sahih. olur. Velâkin sadece mudârebe değilse, şart bâtıl olur. Emek sahibinin üzerine meydana gelen ziyan ve zararı şart kılmak gibi. (Zira şart zâiddir. Şirketin ayrılmasını icab etmez. Ve ö esnada akit­te zİkrolunan zarar sermaye sahibinin üzerine hesap olunur).

Zaman, mekân ve nevJi ile mükayyed olmayan mudârebede müdârip olan (Emek sahibi ortak,) kimse için, o ortak mal ile satın almak, satmak, alıp, satmaya vekil koymak ve sefere çıkmak, başkasına vererek aldır­mak' (yâni ortak malin bir miktarını bir çeşit mal satın almak-içîn bir kimseye vermek), Emânete vermek, rehin vermek, rehin almak, îcara ver­mek, icar ile almak, zengin ve fakir üzerlerinde olan paraya havale olmak (havale kabul etmek) caizdir. (Zira akdi mutlaktır ve bu akıilardan mu­rat kazançtır. Kazanç ise bu eşya ile hâsıl olur),                                    

Eğer sermâyesi olmayan kimse, sermâye sahibine bir mal almak için verse (Mali müdârebenin bir mikdanm bir çeşit eşya satın almak için kendisine verse), sahih olur ve böyle vermekle müdârebe (ortaklık) fâsid olmaz.

Sermâyesi olmayan kimse için, müdârebe mâlini ikinci birisine mü­dârebe şirketi kurmak için vermesi caiz değildr. Ancak sermâye sahibi olan kimsenin açık izniyle, veya sermâyesi olmayan kimse için, «kendi reyin ile amel et» demesiyle caiz olur.

Sermayesi olmayan ortak kimsenin, ödünç vermesi, veya istidâne etmesi (Müdârebe malinden fazla olarak mal satın almak için borçlan­ması,) veya hibe vermesi veyahutta tasadduk etmesi (sadaka vermesi) caiz değildir. Ancak, sermâye sahibi olan kimseden bu zikrolunan şeyle­rin tahsis ve tâyin etmesiyle (yâni bunlara izin vermesiyle) caiz olur.

Sermayesi olmayan kimse, müdârebe şirketinin mali ile bir bez (sof veya Küfe ulemasına göre, keten) elbise satın alıp ve mâlinden ücret ve­rerek yıkatsa (boyatsa) veyahutta onu bir yerden diğer bîr yere naklet­mek için hamaliyesini verse, her ne kadar da sermaye sahibi kendisine «bildiğin gibi yap» dese de, o emek sahibi olan kimse teberru etmiş olur.

Sermâyesi olmayan emek sahibi için, müdârebe mâlini kendi mâliyle karıştırmak ve iki mâli birleştirip ticaret yapmak caizdir.

Sermayesi olmayan kimse için, boyaya ihtiyacı olan şey'i boyattır­mak caizdir, eğer kendisine «bildiğin gibi amel et» denildi ise, bu takdir­de sermayesi olmayan kimse o karıştırması ve ziyâde ettiği boya sebe­biyle tazminat vermez ve o boyamanın ziyâde ettiği şeyde (Masrafda) ortak olur.

O ziyade olan boyanın hissesi, eğer o boyanmış olan elbise satılsa müdâribin (emek sahibinin) olur ve miidârip için o müdârebede olan be­yaz elbisenin hissesi vardır. (Meselâ: Bir elbisenin pahası beyaz iken bin lira olsa, boyandıktan sonra bin ikiyüz lira olsa, bin lirası müdârebenin --şirketin olur ve ikiyüz lirası sermayesi olmayan emekçi kimsenin olur,).

Eğer o iki kimsenin arasında vâki olan müdârebe anlaşması bir bel­de ile kayıtlanmış olsa (Meselâ: Mısırda ticaret yap, dese), veya muayyen eşya ile kayıtlanmış olsa (Meselâ: Kumaş, ham keten bezinden başkasında ticaret yapma, dese) veya muayyen bir vakit ile kayıtlanmış olsa (Mje-selâ: Cum'a gününden başka günde alış veriş yapma, dese) veyahutta 'muayyen bir tacirle iş yapması kayıtlansa (Meselâ: Falan tacirden başla kimse ile muamele yapma, dese) sermâyesi, olmayan kimse için, şirket Ee tecâvüz caiz olmadığı gibi, zikrolunan kayıtları tecâvüz etmesi de etiz değildir.

Eğer zikrolunan kayıtları tecavüz edip bir şey telef ederse, tazın in eder ve o hâsıl olan kazanç onun (emek sahibinin) dir (Zira o kazanca tazminat vermekle mâlik olmuşturJ.

Sermâye sahibi, emek sahibine «Küfe ehli ile muamele vt veya sar­raflar ile muamele et» dese, emek sahibi olan kimse de muhalefet edip Küfede ehil olmayanla muamele etse, veya sarraflardan başkaları ile ta­sarrufta bulunsa, bu iki surette muhalif olmaz. (Zira maksat Küfede veya sarraflarla muamele etmektir, o da hâsıl olmuştur).

Sermâye sahibi, emek sahihine, «Küfe pazarında alış veriş yap» dese, o da muhalefet edip Küfe pazarından başkasında alış veriş yapsa yine muhalefet sayılmaz. Fakat sermâye sahibinin «pazardan başka yerde alış veriş yapma» demesi yukarıdaki mes'elenin hilâfınadır. (Zira bu surette muhalefet etmiştir).

Eğer sermaye sahibi «Al bu malı, o mal ile Küfe içinde ticâret ya­parsın veya o mal ile Küfede ticâret yap» dese veyahutta «bu mâli al nı­sıf (yarı ticaret) ile Küfede ticaret et» dese) sermâye sahibi olan kimse­nin tarafından takyid olunur ve onunla amel etmek vâcib olur. Fakat; sermâye sahibinin «bu mâli al ve onunla Küfede ticaret et» demesi yuka­rıdaki mes'elenin hilafıdır.

Sermâyesi olmayan emek sahibi için, ecel ile (Yâni, tüccarlar ara­sında mâruf olan bir sene veya mâruf olan bir sene veya daha aşağı müd­detle veresiye) satmak caizdir. Ancak tüccar arasında mâruf olmayan bir veresiyecilikle satmadığı müddetçe caizdir. (Meselâ: Üç seneye veya daha fazla müddetle veresiye verse, caiz değildir. Çünkü tüccar taifesi üç sene veya daha fazla müddetle veresiye satmazlar,).

Eğer sermâyesi olmayan kimse, peşin para ile satıp, sonra imamların icma'ı İle sahih olur.

Sermâyesi olmayan kimse için, müdârebe mâlinden olan köleye^ ti­caret etmeye izin vermesi caizdir. Fakat, sermâyesi olmayan kimseye bir köleyi veya bir cariyeyi mâli müdârebeden (müdârebe cihetinden ortak maldan) evlendirmek caiz değildir. (Zira sermâye sahibi bundan eza, ce­fa duyar ve zarar görmüş olur).

Sermayesiz kimse için, müdârebe cihetinden ortak mal ile sermaye sahibi üzerine âzad olur. (Babası ve oğlu gibi) kimseyi satın alması caiz değildir. Eğer satın alırsa, sermaye sahibi için olur. Müdârebe mâli için olmaz.

Sermayesiz kimse için, ticaret mâlinden kendi üzerine satm almak suretiyle âzad olunan kimseyi, eğer malda ticaret var ise de satın almak caiz değildir. Eğer emek sahibi satm alırsa, tazmin eder. Eğer müdârebe malinde kazanç olmazsa, satm alması sahih olur.

Eğer o kazanç âzad olunan kimsenin satın alınmasından sonra hâsıl olsa (meydana gelse),*ncak emek sahibinin hissesi âzad olunur ve ser­maye sahibinin hissesini tazmin etmez, (Zira ortaklık kazancın meydana gelmesinden sonra olur). Belki o âzad edilen kimse, sermâye sahibinin hissesi kıymetinde çalışıp edâ eder.

Sermâyesi olmayan kimse, kendisi için kazancın yarısı ile bin dirhe­me bir câriye satın alsa, ve o cariyenin kıymeti de bin dirhem olsa, satın aldıktan sonra o cariyeye mukârehette bulunup, gebelik müddeti tamam olduktan sonra bir dirhem değerinde bir çocuk doğurduğu zaman, sermâ­yesi olmayan kimse, zengin olduğu halde o çocuğu o halde iken dâva etti­ği zamanda, o çocuğun kıymeti bin beşyüz dirhem olur.

Sermâye sahibi isterse o çocuğu bin ikiyüzelli dirhem'de çalıştırır veya isterse âzad eder. .

Sermaye sahibi o Bin dirhemi çocuktan aldığı zaman, emek sahibi o cariyenin kıymetinden yansını tazmin eder. [66]

 

Müdârebe Yapan Müdâribin Babı

 

Sermayesi olmayan emek sahibi kimse, sermaye sahibinin izni olma­dan başka biriyle müdârebe etse (Yâni, ikinci birisine müdârebe şirketi kurmak için verse,) ikinci sermayesiz kimse, çalışmaya başlamadığı müd­det zahirî rivayette, birinci sermayesiz kimseye tazminat yoktur. O zahirî rivayet dediği îmâmeynin kavlidir.

İmam-ı Hasan İbni Ziyaddin îmam-i Âzam (B.A.) dan. rivayetinde ise, ikinci sermayesiz kimse, malda çalışmasıyla dahi, kazanç yapmadığı müddet, birinci sermayesiz kimse tazmin etmez, (Çünkü kazancı olduğu zaman tazmin edici olur. İmam-ı Zûfer'e göre, gerek tasarruf etsin gerek­se etmesin, sâdece mali teslim etmekle tazmin eder).

Eğer ikinci müdârebe (ortaklık) fâsid olursa, ikinci emek sahibi ka­zanç yapsa da birinci emek sahibinin üzerine tazminat yoktur.

Sermaye sahibi ikincinin alış verişe başlaması sebebiyle tazmin et­tirdiği takdirde muhayyerdir. Meşhur olan kavilde isterse evvelki serma­yesiz emek sahibine tazmin ettirir, isterse ikinci emek sahibine tazmin ettirir, (Evvelkine tazmin ettirmesinin sebebi, ikinci emek sahibine birin­cinin izinsiz teslim etmesiyle gasbedici olmuştur. İkinciye tazmin ettir­mesinin sebebi ise, başkasının malını izinsiz zapteddiğindendir).

Bu mes'elede hilaf,, emânet veren kimse yanında />lan emâneti baş­kasına emânet koymasında olan ihtilâf gibidir, denildi. (Yâni îmâmeyne göre emanetçi emâneti tazmin ettiği gibi tazmin eder. İmam-ı Âzam «R,A.» a göre ise, tazmin etmez,).

Eğer sermaye sahibi, sermayesi olmayan (birinci emek sahibi) kim­seye müdârebe etmeğe (Ortak koymaya) izin verip o da başka bir kimse ile üçte biri ile sermayesiz ortak koysa, sermaye sahibi tarafından birinci emek sahibine denilse ki «Hakteâlâ Hazretlerinin bu ortaklıktan verdiği rızk (Kâr) aramızda iki nısıf olsun, veya nısfı (yansı) benim olsun veya hâsıl olan miktar aramızda iki parça olsun» denilse ki bu şart üzere ka­zancın yarısı sermâye sahibinin, üçte birisi ikinci emek sahibinin ve al­tıda birisi ise, birinci emek salibinin olur. (Meselâ:1 kazancı otuz dirhem ise, onbeş dirhemi yarıdır ve sermaye sahibinin olur. On dirhemi üçte birdir ve ikinci emek sahibinindir. Altıda biri beş dirhemde birinci emek sahibinin'dir,).

Eğer btinci emek sahibi kendisinde bulunan ortak malı, ikinci emek sahibine yarı ile elevretse, bu takdirde o kazancın yarısı sermaye sahibi­nin ve geri kalan yarısı da ikinci emek sahibinindir. Birinci emek sahi­bine bir şey yoktur. (Zira kendisine olan kazancı, diğerine oldu).

Eğer birinci emek sahibi ikinci emek sahibi için kazancın iki sülü­sünün (Yâni üçte ikisini) şart koşarsa, şart koştuğu gibidir. (Yâni serma­ye sahihi için yarısı, diğer ikisi için de üçte ikisidir). Böyle olunca birin­ci emek sahibi için kazancın altıda birini kendi malinden üçte ikisi ta­mamlanmak için tazmin eder.

Eğer sermaye sahibi olan kimse, tarafından birinci sermayesi olma­yan emek sahibine; «Hakteâlâ sana rızık olarak verdiği şey'i veya kazan­dığın şey'i aramızda iki kısım olsun denilse» o birinci emek sahibi de ikinci emek sahibine sülüs (üçte bir) ile devredip verse, bu takdirde her birinin bir sülüsü vardır. (Yâni sermâye sahibi için üçte bir, birinci emek sahibi için üçte bir ve ikinci emek sahibi için de üçte bir var,). Eğer bi­rinci emek sahibi, ikinci emek sahibine mâlin nısfı (yarısı) ile devretse, ikinci emek sahibi için şart koşulan üçte birisi vardır. Birinci emek sa­hibi ile, sermaye sahibinin her birlerine aralarında konuşulduğu üzere bir dörtte bir vardır.

Sermayesi olmayan kimse, sermaye sahibinin kölesine kendisi ile be­raber çalışmak için üçte bir, sermaye sahibine üçte bir ve kendisi için üçte bir şart kilsa, bu akd sahih olur.

Müdârebe şirketi sermaye sahibi veya emek sahibinden birisinin öl­mesiyle bâtıl olur (bozulur) [67] ve sermaye sahibinin irtidat ederek (din­den çıkarak) kâfirlerin memleketine kaçması ile de müdârebe şirketi bo­zulur. Fakat, sermayesi olmayan ortağın kâfirlerin memleketine sığınma­sıyla müdârebe şirketi bozulmaz.

Sermayesi olmayan emek sahibi kimse, sermaye sahibi olan kimsenin kendisini azletmesİyle, azledildiğini bilmediği müddet azledilmiş olmaz. Eğer azledildiğinden haberi olup, elindeki bulunan mal, para olmayıp ticaret mâli olsa, o mâli satmak onun için caizdir. (Zira hakkı o mâlin için­de sabit olmuştur^. Sermâyesi olmayan kimse azledildiğini anladıktan sonra o satılan malın parası ile tasarruf etmez. (Yâni o para ile bir şey satın alması caiz değildir).                                                                     

Eğer müdârib (emekçi) azledildiğirii bildiği zaman, ona ermaye (Kapital) cinsinden nakid (para) olsa (Meselâ: nakid dirhem olursa, ser­mayede dirhem olduğu gibi,), bu takdirde emek sahibi kimse kendisi az­ledilmiş olduğu halde ona hacet olmadığı için, o nakitte tasarruf yapmaz, (Yâni o nakitle bîr şey satın almaz).

Eğer müdârebe malinde elan nakid reis mâlin (sermayenin) cinsin­den başkasından olsa, bu takdirde emek sahibi kimse için istihsânen o nakdi reis mâl cinsine değiştirmesi caizdir.

Eğer sermaye sahibi ile, emek sahibi olan kimse, müdârebe yoluyla ortaklıktan feshederek aynlsalar, ye o ortak malda da insanlar üzerinde alacak zimem varsa, böyle olunca emek sahibine o alacağı şer'an topla­ması lâzım olar, eğer malda kazanç var ise, eğer malda kazanç yoksa, toplaması lâzım gelmez.

Emek sahibi olan kimse, sermaye sahibini o alacak zimmeti topla­maya vetiİ eder.

Dlgsr seldiler de alacak zimmet toplamada ücretle vekil ederler (Yâni vekille)1 «zlolunduktnn sonra İnsanlarda alınacak olan paranın top­lanmasına cebir olunmazlar,).

Tellâl ile simsar (alanla, satan arasında aracılık yapan - ozlaştıran) kimse, zimmeti toplamaya ccbrolunur, (Zira ikisi de ücretle âmillerdir).

Müdârebe mâlinden tel&t ola« miktar evvelemirde kazanca sarf olu­nur, (Yâni ana sermayeden helak olan miktarı mevcut olan kazançtan tamamlanır ve ikmal olunur. Zira kazanç, sermayeye tâbidir. Çünkü ser­maye bulunmadığı müddetçe ka#a»ç bakıma

Eğer ana sermayeden helak olan miktar hâsıl olan kârdan ziyâde ol­sa, emek sahibi kimse tazmin etmez (çna&i» emhıdir).   

Eğer sermaye sahibi île emek sahibi ortaklıktan peydana gefen ka­zancı taksim etseler, sonra da müdârebe cihetinden olan ortaklık fesho-lun sa, fesih olunduktan sonra tekrar' şirket kurulsa, bundan sonra mâlin hepsi veya bir kısmı sermaye sahibinin elinde telef olsa, fesh olunmadan önceki paylaştıkları kârı birikirlerine reddetmezler (Zira birinci ortak­lık fesih ile nihayet bulmuştur ).

Eğer o meydana gelen kâr'ı ortaklık fesih olmadan paylaşsalar, bun­dan sonra malın hepsi veya bir kısmı helak olsa, her ikisi de o paylaştık­ları kâr'ı geri getirirler, tâki reis mâl (kapital) tamam olana kadar, eğer reis mâli (ana sermaye ve kapitali) ikmal edip tamam olduktan sonra. kavdan bir şey fazla kalırsa, o kalanı sermaye sahibi ile emek sahibi pay­laşırlar. Eğer mevcut olan kâr reis mâlden (kaptialdan) helak olan şey'i karşılamazsa, emek sahibine geri kalan kısmı tazmia etmek yoktur. (Çünkü emindir). [68]

 

Şirket-İ Müdârebe İle İlgili Fasıl

 

Sermayesi olmayan emek sahibi kimse, elinde olan mücîârebe mâlin­den kendi durduğu (doğduğu) şehirde nefsi üzerine infak edemez, (Zira kendi vatanında olmakla müdârebeden kalır ve malin telef olmaması korkulur). Veya evlenmekle vatan ittihaz ettiği şehirde de infak edemez (fakat bir kaç gün ikâmet niyetiyle infak etse caizdir).

Müdârebc-i faside de, nefsi için infak edemez (velevlti sefere çıksın zira ücretlidir. Ücretli, kimse ise velevki bir günde oîsa nafakaya müste-hak değildir,).

Eğer o sermayesiz olan emek sahibi kimse, müdârebe mâlinde tica­ret yapmak için bir beldeden bir beldeye müsâferet etse, yemesi ve iç­mesi, israfsiz o müdârebe mâlinin içindendir, (Yâni yemesinin ve içmesi­nin tuttuğu para mâruf vecih üzere - israfsiz o müdârebe mâlinden öde­nir).

Sermayesiz kimsenin, elbise parası, ve binit - (vesâid) parası, gerek satın almakla olsun, gerekse icara tutmakla olsun, yine müdârebe mâlin-dendir (Hamam, tıraş ve yakacağı lâmbanın yağı - Gaz yağı ücreti ve yaktığı odumücreti müdârebe malına aittir).

Şirket-i Müdârebe île îlgili Fasıl

Sermayesiz kimseye hizmet eden hizmetçinin ücreti, yattığı yatağın ücreti, çamaşırının yıkanması ücreti ( ve yemeğini pişirenin ücreti) ve sermayesiz ortağın binitinin yağlanması gereken yerde de müdârebe ma­lilidendir.

Sermayesiz ortağın kendi ehlinde ve şehrinde iken (nasılki) nafaka­sı, harcadığı (para) kendi mâlinden olduğu gibi, (ortak iken de yine) ken­di mâlinden'diıy (Zira kadının nafakası efendisi üzerine ve devası ise ka­dının kendi mâlindendir).        

Sermayesiz ortak, seferden kendi şehrine döndüğü vakitte giyecek­ten ve nafakadan baki kalan şey'i reis mâla (sermaye sahibine) reddeder.

Eğer sefer mesafesinden az olan (Meselâ, şehrin dışında olan sokak gibi yere gidip, gelip, kendi evinde gecelemek mümkün olursa), şehir hük­münde olur (ve nafakası kendi mâlinden olur. Ve eğer gidip, tekrar gelip evinde gecelemek mümkün olmazsa) sefer hükmünde olur (ve nafakası müdârebe mâlinden olur).

Alıcı ve meyancı olan kimseye, müdârebe malından infak etmek caiz değildir.

Sermayesiz ortağın infâk ettiği miktar, evvelâ o meydana gelen kâr­dan ahiur, geri kalan ne kadarsa, sermaye sahibi ile emek sahibi arasın­da paylaşılır.

Eğer sermayesiz ortak, kendi malı İle ve müdârebe mâliyle, veya-hutta iki erkek için olan iki; mal ile sefer yapsa, hıssa ile infak eder (yâni müdârebe mâlinin meûnetiıu - zahmet ve sıkletini müdârebe mâlinden infak eder ve her mâle kendi içinden harcar).

Eğer sermayesiz ortak olan kimse, o müdârebe mâlinin metâmı mü-râbaha ile (yâni sermayesinden fazla kârla) satsa, o eşyanın satılmasın­da vesâit ve sâife için harcadığı miktarı, müdârebe mâlinden hesap eder. Kendi nafakasını hesap etmez, (Zira kendi nafakası kendisinin üzerine­dir).

Nısıf iîe (yarı yarıya) ortak olan sermayesiz emek sahibi, müdârebe mâli olan bin dirheme bir miktar bez (ibrişim) satın alıp, iki bin dirheme satsa ve ikîbin dirheme bir köle satın alsa, ve o ikibin dirhemi nakit edip satıcıya (köleyi satana) teslim olunmazdan Önce, sermayesiz ortağm elin­de zayi (telef) olsa, bu surette sermayesiz olan kimse, o ikibin dirhemin rub'una (dörtte biri ki, beşyüz dirhemdir), Garim olur - borçlanır ve ser­maye sahibi ise o ikibin dirhemin bakisine, (bin beşyüz dirhemdir, garim olur) lâzım gelir. Ve o iki bin dirheme satın alınan kölenin rub'u (Dörtte biri) sermayesiz ortağın, üç rub;u (üç tane dörtte biri) ise müdârebe ci­hetinden ortak malın olur.

Sermaye  sahibinin, sermayesiz  ortağa  verdiği re'sühnalin   (Kapîtalin) yekûnu ikibin beşyüz olur,  (Zira evvelki defada bin dirhem verdi, likinci defada bin beşyüz dirhem .verdi).

Sermayesiz ortak, o köleyi satmak istediğinde kârla satamaz, ancak ! iki bin dirhem üzerinden satar. (Zira aslında iki akçaya satın alınmıştır).

Eğer o zikrolunan köle dörtbin dirheme satılsa, müdârebenin (şirke­tin hıssası ondan üçbin dirhem olur. İki bin beşyüz dirhemi re'sülmal olur ; ve beşyüz .dirhemi kâr olur, her birinin hıssası ikiyüz elli dirhem olur.

Eğer sermaye sahibi, beşyüz dirheme bir köle satın alıp, sermayesiz olan ortağa bin dirheme satsa, sermayesiz kims'e, o kb'leyi murabaha yo-i luyla (Sermayeden fazla kârla) satamaz. Ancak beşyüz dirhem üzerinden satar,  (Zira sermayesiz ortağa satması, kendi nefsine satması gibidir^.

Eğer sermayesiz ortak, nısıf ile (yarı yarıya) müdârebenin sermayesi olan bin dirhemi ile iki bin dirheme değer bir köleyi satm alsa, satın al­dıktan sonra o köle hataen bir adam ı öldürse kölenin efendisi o köleye ait kan bedelini ihtiyar edip onu vermeden çekinse, o kan bedelinin dörtte birisi sermayesiz kimsenin üzerine ve bakisi de sermaye sahibinin üze­rinedir.

Zikrolunan kölenin kan bedeli ödendiği zaman köle ikisinin olur. Lâ­kin müdârebeden çıkar. Ve bu takdirde takaddüm eden kan bedeli hük­münce sermayesiz kimseye bir gün hizmet edip sermaye sahibine üç gün hizmet eder.

Sermayesiz ortak, müdârebe cihetinden ortak mâlin bin dirhemi ile bir köle satın alıp, o bin dirhemi, köleyi satana teslim etmezden evvel zayi olsa teslim etmeden Önce zayi olan her bin dirhemin yerine bin dir­hem daha verir. (Tâki satan kimseye hakkı vâsıl olsun).

Sermaye sahibinin Ödediği iki bin, üç bin veya daha fazla paranın yekûnu re'sülmal (kapital) dir. (fakat vekil olan kimse paranın satın al­dıktan sonra zayi olduğu zamanda rücû, edemez. Ancak bir kerre rücû eder).

Sermayesiz ortakta iki bin dirhem olup, (sermaye sahibi ile arala­rında anlaşmamazlık meydana gelip, sermayesiz ortak, sermaye sahibine) «sen bana bin dirhem verdin ve diğer bin dirhemi kâr ettim» dese, ser­maye sahibi de «hayır ben sana iki bin dirhem verdim» dese bn mes'ele-de söz, sermayesiz ortağındır. (Fakat îmam-ı Zûfer'e göre söz, sermaye sahibinin sözüdür ve bu söz tmam-i Âzam «R.A.» m sözüdür).

Sermaye sahibi İîe sermayesiz ortak, sermayede ihtilâf ettikleri ile beraber, meydana gelen kâr miktarında da ihtilâf etseler, bu surette söz, sermaye sahibinindir.

Yanında bin dirhemi olup, o bin dirhem para da kazanç yapmış olan kimse «Bu bin dirhem Zeyd'in müdârebesidir (Yâni Zeyd'in müdârebe mali'dir) ben ise sermayesiz ortağım, bundan meydana gelen kâr ise ara­mızda ortaktır» dese ve Zeyd de «bu bin dirhem sende emânettir, (Yâni ticaret tarikiyle verdim) dese, bu surette de söz yeminiyle sermaye sa­hibi olan Zeyd'indir.

Zülyed (Yâni sermayesiz emek sahibi) olan ki^se, bu bin dirhem karz (Ödünç) dır dese, sermaye sahibi Zeyd'de bu ticaret mali veya emâ­net bırakılan şey, veyahuita müdârebe mâli (Yâni sermayesi benden emeği senden olan ortak mal) dır, dese, söz yine Zeyd'indir. (Beyyine açık delil bulmak, yine sermayesiz kimsenindir. Zira kendi mülküdür diye dâva eder, Zeyd ise onu inkâr eder,).

Eğer sermayesiz kimse, sermaye sahibine; «sen müdârebe sözleşme­sinde mutlak söyleyip ticaretten bir nev'i - çeşit tâyin etmedin» dese, ser­maye sahibi de «ben ticaretten bir nev'i tâyin ettim» dese, bu surette söz yeminiyle beraber sermayesiz kimsenindir. (Zira umum asıldır, husus ise bir araz için şart kılınır).

Eğer sermaye sahibi ile sermayesiz kimselerin, her biri birbirine zıt bir nev'i tâyin ettim diye dâva etse bu surette söz, sermaye sahibinindir. (Ve açık delil ise, sermayesiz ortağa lâzımdır). [69]

 

 

Vedia (Emânet) Bahsi [70]

 

îdâ; (Emânet koymak): Mâlik olan kimse, kendisinden başka kimse­yi sarahaten veya delâleten mâlinin muhafazasına havale etmektir.

Vedîa ise; Emin olan (itimat edilen,) kimsenin yanına muhafaza edilmek için konulan maldır. O vedîa bir emânettir ki;.emanetçinin<yaf nında helak olsa gerek helak olmaktan kaçınmak' mümkün olsun, gerek­se olmasın ona tazmin ettirilmez [71]

Emânet olunan kimse, kendisine verilen emâneti bizzat! kendisi ve emri altında bulunanlar (ailesi, çocukları ve vâlideyni gibi) ile muhafaza etmesi lâzımdır ve emanetçi kimse için, mal sahibi tarafından yasakla­mak ve emânet hususunda düşman korkusu olmadığı takdirde yanında bulunan emânetle sefere çıkmak caizdir, tmâmeyn (R.A.) Hamaliyesi ve meûneti (zahmeti ve ağırlığı) olan şeyde muhaliftirler. Eğerki, o yanın­da olan emâneti emrinin altında bulunanlardan başkasıyla muhafaza edip helak olsa (telef olsa), tazmin eder. Ancak emânetin ateşte yanmasından veya suya batmasından korkarak yanmaması için kendi komşusuna koysa veya batmaması için başka bir gemiye ııakletse, tazmin etmez [72]

Eğerki, mal sahibi olan kimse, emânetci'de olan emânetini istese ve o emanetçi kimse o emânetin teslimine kadir olduğu halde onu men edip sahibine vermezse, o emanetçi kimse, gasbedici olmuş olur, (Eğer zayi oldu ise tazmin eder).

Eğer mal sahibi emâneti, emanetçiden isteyip, emanetçi de emâneti «sahibinden bana teslim etmedin» gibi sözlerle inkâr edip, inkârdan son­ra ikrarda bulunsa, yine de gasbedici olmuş olur. Fakat, mal sahibinden başkasının yanında inkârda bulunsa, yukardaki hükmün hilâfına'dır (Yâ­ni gasbedici sayılmaz).

Eğer emanetçi kimse, yanında olan emâneti yine kendi cinsiyle (tiıe-selâ: Buğdayı buğdayla veya sütü sütle) ayırt edilmesi mümkün olma­yacak şekilde malına karıştırsa, karıştırmakla helak ettiğinden tazmin eder.

İmam-ı Âzam (H.A.)'a göre: Akıcı ve eriyici olan ve akıcı olmayan şeyde o emâneti karıştırsa (Meselâ: Erimiş olan dirhemi kendi misline karıştırsa, veya buğdayı arpa ile karıştırsa), hem tezmin eder ve hem de mal sahibinin hakkı kesilmiş olur. İm&meyn (R.A.J'a göre ise, akıcı olma yanda (Meselâ: Buğday'da), mal sahibi eğer isterse, emanetçi - kimse ile ortak olmak caizdir. (Zira Ebû Yûsuf a göre, taksimi müteazzir - güçtür) lmam-ı Muhanımed (R.A.)'a göre, akıcı olan'îa böyle ortak olmak caiz­dir. İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'â göre: Bir cins, aynı bir cins akıcı olma­yanla kariştınlsa, az olan çok olana tâbi olur.

Eğer emanetçi kimse, yanında olan emânet malı, buğdayı arpa ile ve zeytin yağını susam yağı ile karıştırıp cinsinin gayri ile harman ya­parsa, tazmin eder ve İmamların icmâ-ı ile mâlik olan kimsenin hakkı ke­silmiş olur. Eğer emanetçinin yanında olan emânet mal kasıt olmadan bir kendi cinsî ile karışsa (Meselâ: Çuvalın ağzı çözülüp içindeki buğday bir­birine karışsa) İmamların icmâ-ı ile emanetçi ile mal sahibi ortak olurlar.

Eğer emanetçi olan kimse, yanında olan emânet malı, o emânet olan mal elbise ise, onu izinsiz giymekle, veya emânet olan hayvansa, ona binmekle veyahutta emânet olan köle ise, onu izinsiz hizmette kullan­makla hiyânette bulunsa da helak olsa, tazmin eder. Eğer o emanetçi olan kimse, irtikâp ettiği tecâvüzü giymeyi ve hizmet ettirmeyi salimen terk etmekle izâle edip kaldırsa, ve emâneti geri getirirse tazminat da kalkar. Fakat; Müsteir (Ariyet isteyİci^) ve müstecir^ (icar talep edici) olanlar emanetçi olan kimsenin aksidirler. (Yâni, tazmin etmeleri zail olmaz),

Eğer emanetçi olan kimse, yanmda olan emânet malı başka birinin yanma emânet koyup, sonra rücâ talep etse, yine tazminat zail olur.

Eğer emanetçi olan kimse, yanında olan emânet malın bâzısını mfak edip, sonra bakisi helak olsa, ancak infak ettiği miktarı tazmin eder. Eğer infak ettiği miktarı yerine reddedip baki kalana karıştırıp harman yap­sa, başkasının mâlini mâline karıştırmakla istihlâke sebep olduğundan, tamamını tazmin edei*.

Eğer emanetçi olan kimse, yanmda olan emânet mâli bir nev'i mua­mele ile tasarruf edip ona bir miktar kâr meydana gelse, İmam-ı Âzam ile İmam-i Muhammed (R.A.)'a göre, o kazancı tesadduk eder. İmam-ı Ebû Yûsuf'a göre ise, ona mubah olur.

Eğer iki kimse, bir kimsenin yanına bir şey emânet koysa, emanetçi mal sahibinin birisi yok iken diğerine hışsasmi vermesi İmam-ı .Âzam <R.A.)'a göre, caiz değildir. İmâmeyn muhaliftirler. (Yâni bunlara göre diğer birine hıssasmı vermek caizdir.)

Eğer bir» kimse, iki kimsenin yanına dinar ve dirhem gibi taksitli olunur eşyadan bir şey emânet koysa, o (iki kimse, o şefi) iaksim eder ve her biri kendi hıssasmı muhafaza eder.

Eğer iktemâneteinin birisi yanında olan emânet mali başka bir kimşeye verse, İmam-ı Âzam (R.A.,)'a göre, veren kimse verdiği şey'i tazmin eder ve kabzeden (alan) kimse tazmin etmez. îmâmeyne göre ise, emâ-netei olan iki kimsenin her birine bütün emânet mâli başka birinin iz­niyle muhafaza etmesi caizdir.

Eğer o iki kimsenin yanına konulan emânet mal (Köle ve elbise gi­bi), taksimi mümkün olunan eşyadan değilse, (üç imamın) iemâ'ı ile o (eşya veya köleyi ikisinin muhafazası müteazzir olduğundan) o ikisinin biri, diğer birinin izniyle muhafaza eder.

Eğer mal sahibi olan kimse, emânet eşyayı kendi iyâlîne vermekten men etse, emanetçi de ondan bedelini kendi iyâli olmayan kimseye verse de helak olsa, tazmin eder.

Eğer emanetçi olan kimse, emânet mâli (meselâ, bir binit hayvanım kendi kölesine teslim etmek ve kadınların muhafaza ettikleri şey'i kendi hanımına teslim etmek gibi,) emânetin ayrılması mümkün olmayan kim­seye tesüm etse, helak olmakla tazmin etmez.

Eğer mal sahibi olan kimse, bu emânet malı emanetçinin evlerinden muayyen bir odada muhafaza etmesine emretse, emanetçi de bu emânet malı evin diğer bir odasında muhafaza etse, tazmin etmez. Ancak o mu­hafaza ettiği yerde bir fesat (hile) zuhur ederse o zaman tazmin eder.

Eğer mal sahibi, emânet malı muayyen bir evde muhafaza etmesini emir etse emanetçi de muhalefet edip tâyin olunan evden başkasında mu­hafaza etse, tazmin eder.

Eğer emanetçi olan kimse, yanında bulunan emânet mâli başka bir kimsenin yanma emânet bırakıp o emânet malda ikinci kimsenin yanın­da helak olsa, (tmam-ı Âzam «R.A.» a göre) sadece evvelki emanetçi o , emânet mâli tazmin eder. İmâmeyn (R.A.)'a göre ise, iki emanetçinin hangisine isterse tazmin ettirir. Bu takdirde mal sahibi ikinci olan ema­netçiye tazmin ettirse, ikinci emanetçi birinci emanetçiye tazmin etmesi için rücû eder. Aksi ile olamaz (Yâni, evvelki emanetçiye tazmin ettirse, bu evvelki ikinciye tazmin etmesi için rücâ edemez).

Gasbedici olan kimse, gasbettiği şey'i emânet etse, icmâla ve gasbe-dilen şey'in sahibi olan kimse muhayyer olur. İsterse, gasbedene tazmin ettirir, isterse emânet alana tazmin ettirir.

Bir kimse, bîr şey'i me'zun olmayan (yâni ticarete me'zun olmayan,) bir kölenin yanına emânet koysa, köle de o emâneti telef etse, o köle âzad edildikten sonra telef ettiği emâneti tazmin eder. Eğer o şey'i bir çocuğun yanma koysa, çocukta onu telef etse, mükellef olmadığı için asla ona tazmin etmek yoktur. İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.), o köle ile çocuk o şey'i o haMe tazmin ederler dedi*

Eğer köle, yanında olan emâneti kendisi gibi gayri me'zun bîr kö'le-ye verip o ikinci kölenin yanında helak olsa, o evvelki köle emâneti âzad edildikten sonra tezmin eder. tmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, mal sahibi olan kimse o halde iki kölenin herhangisine isterse tazmin ettirir, tmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre ise, eğer mal sahibi olan kimse evvelki köleye tazmin ettirirse âzaddan sonra tazmin eder. Ve eğer ikinciye tazmin etti­rirse, o halde tazmin eder.

Bir kimsenin, yanında bin dirhem bulunup iki kimsenin her birisi «ben bu bin dirhemi bit kimsenin yanında emânet tarikiyle koydum» diye iddiada bulunduğunda, ikisinin de dâvalarını inkârda bulunsa, her birin­den dâvalarına mutabık şahit - delil talep olunduğu zaman, delilden âciz olup, o bir kimseye yemin teklif olunduğunda yeminden çekinse, o bin dirhem iddiada bulunan iki kimsenin olur ve inkârda bulunan kimse her birine bin dirhem olması için o iki kimse için bin dİrhem'de tazmin eder. [73]

 

Ariyet (Emanet Verilen Şeyler) Bahsi [74]

 

Ariyet  (Emanet Verilen Şeyler)  Bahsi

O (Ariyet) : belli bir şey'in menfaatini bedelsiz olarak temlik etmek­tir (başkasına mal etmektir). Ariyet sahih olmaz. Ancak aynısı baki ]ol­makla beraber kendisiyle menfa at'anıl an şeyde ariyet sahih olur [75]

Ölçü, tartı ve adedî olan (sayılan.) eşyanın âriyesi; karz (ödünç) dır. Ancak ariyet olan şey'i kabullenen kimse, o ariyet olanı almakta, in­tifalardan bir nev'i intifa tâyin ederse, o tâyin edilen ariyeti ondan sonra reddetmek mümkün olur.

Ariyet: Bir kimsenin «bu şey'İ sana ariyet olarak verdim, ben bu şey'i sana verdim ve bu yerimi sana ifam, yâni yer içinde olan şey'i id'âm ettim» gibi lâfızları söylemekle ariyet sahih olur. «Seni bu binitim (hay­vanım) üzerine bindirdim ve kölemi sana hizmetçi yaptım» der de bu lâfızlarla hibe kasd etmezse, ariyet lâfızları olduğu için sahih olur.

«Evim sana meskendir» veya «evim sana hayatın boyunca meskene­dir» lâfızları da ariyet lâfizlarmdan'dır.

Ariyet veren kimse için, ariyet gerek mutlak olsun gerekse muvak­kat olsun her ne zaman isterse rücû etmek caizdir. Eğer ariyet, ariyet alan kimsenin hainliği olmadan kullanmakla dahi helak olsa, ona (ariyet alana) . tazminat yoktur [76]

Ariyetin icara verilmesi caiz değildir ve vedianın (emânetin) rehni caiz olmadığı gibi, ariyetin rehin olunması da caiz değildir.

Eğer ariyet alan kimse, aldığı âriyeyi icara verip helak olsa,j inal sahibi olan kimse, ariyet alan ile icara tutan kimsenin herhangisine^ is­terse tazmin ettirir.                                                                       

Eğer mal sahibi olan kimse, mucir olan kimseye (başkasına icara veren kimseye) tazmin ettirse, bu hiç bir kimsenin üzerine (yâni icara tutana) müracaatta bulunamaz. Eğer mal sahibi îcara tutan kimseye taz­min ettirse, bu îcara tutan kimse de icârâ aldığı gey'in ariyet olduğunu bilmezse, icara tutan kimse, ariyet alan kimseye müracaatta bulunur.

Ârîyet alan kimse için, kullanmakla değişmeyen şey'i ariyet verme­si caizdir; Ariyet tarikiyle aldığı hayvanı başkasına binmek için vermek' gibi (Meselâ : Bir kimse, bir şey'i getirmek için bir kimsenin hayranını ariyet olarak isterse başka kimsenin dahi bir şey'ini getirmek için ver­mek caizdir. Zira getirmekte tefâvüt ve ihtilâf yoktur). Fakat kullan­makla değişen şey'i ariyet vermesi caiz değildir. Binmek gibi kullanılış tarzı tâyin edilirse, her ne kadar kullanılış tarzı tâyin olunmasa da, tâ­yin olunmadığı müddetçe yine ariyet vermektir. Eğer tâyîn olunursa, ariyet vermek caiz olmaz.

Ariyet olarak alan kimse, ariyet olarak aldığı hayvana kendisi binse, kendisiyle beraber başkasını* bindirmesi eâtz değildir. Başkasını bradir-se, kendisi binmek caiz değildir (Kendisi de binerse, telef olduğunda tazmin eder). Eğer ariyet: Menfaatlanılaa nev'ilefdeıı, bir nev'i Ue kayıt-lansa, veya nev'î ve vakıtla beraber ka^ıtlânsa, kayıtlanılan şeyden şer olan şe^e muhalefet'etmesiyle tazmin ede*. Fakat; Kayıtlanan ve tâyin olunan şey'i» benzerine Veya daha iyisine muhalefet etse, tazmin etniez. Eğer- ikisinde de (yânv «ev'i ve vakıtia) kayıtlaaınasa, ariyet alan için herhangi nev'i ve her ne zaman da isteirse raenfaatlaaimtk câiz'dir.

Bir araziyi içinde bina yapmak ve ağaç dikmek için ârîyet olarak yermek, sahihtir ve ariyet verici (Mal sahibi) için her ne zaman isteTse, riiciı etmek caizdir. Ve ariyet olarak alan kimseye o arazide yaptığı ve dikliği ağaçîarr yakıp sökmfesmi tfefclif eder. Eğer o arazi içirt vakit zik-rtrlnnmadr îse, bina ve ağaçların noksanlarını tahmin etniez. Eğer vakit afıkralnhup, 6 vaktin tamamından evvel rücû etse, ö rücâ, ona vaadîilderi hulf ettiği (döndüğü) için mekruh olur. Ariyet veren Mmse, bma ve ağaç-' fardan yıkıp sokme&le noksanlaşan miktarda tazmin eder. Ve arazi sa­hibi olan kimse, o binanın ve ağaç dikmenin kıymetini tazmin eder ve ona kendi nefsi için temlik eder. (Millidendirir).

Ariyet olarak -alan kimse için, o arazide inşa edilen bina ile dikilen ağaçlan tazminsiz koparmak (sökmek) caizdir. Eğer koparmakla o ara­ziye çok noksanlık gelmezse. Böyle olunca, o zamanda muhayyerlik mal sahibi olan kimsenin olur.  (Zira sahibi asıldır, diğeri ise tâbidir).

Eğer o ariyet veren kimse, o araziyi ziraat için ariyete verdi ise, ariyet olarak kimseden gerek vakıtla kayıtlasın ve gerekse kayıtlamasın tâ arazinin içinde olan ürünü biçinceye (kaldırıncaya) kadar alınmaz. Ariyet olarak verilen mahn sahibine geri getirme ücreti, îcara verenp aittir ve emânete Terilen şey'ra geri getirme ücreti emânete veren kim­seye   aittir,   rehin alan   şey'in   geri verilmesinin   ücreti,  rehin bazakan kimseye aittir  ve  gashedilen mâlin  geri getirme  ücreti ise,  gasbedeöe aittir.                                                                     

Ariyet alan kimse, ariyet tarikiyle aldığı binit hayvanını kendili­ğinden sahibinin ahırına bıraksa veya aldığı köleyi veyahutta elbiseyi sahibinin evine bıraksa da ölse, istihsânen tazmin etmekten beri olur. Gasb ile vedîa emânet ve muhafaza edilmek için konulan mal tekaddüm eden mes'elelerin hilâfinadır.

Ariyet ,alan kimse, yanında ariyet olan binit hayvanı kendi kölesi ile veya aylıkçı veyahutta yıllıkçı olarak tutulmuş hizmetçisi ile gön­derse de sahibine teslim olmadan ölse, bu iki kimse iyâldan sayıldığın­dan tazminattan kurtulur.

Ariyet alan kimse, yanındaki ariyet olan hayvanı sahibinin hizmet­çisi veya kölesi ile gönderse gerek o köle o hayvanın üzerine aleddevam binsin gerekse binmesin, mal sahibi bunlara râzi olduğundan yine taz­minattan kurtulur. Yabaci olan kimse ile günlükeü - yevmiyeci olan kim­se, tekaddüm eden ^bu geçen) nies'elenin hilâfına dır, (Yâni, bu iki kim­se iyâldan sayılmadığından bunlarla gönderir de ölürse, tazminattan kur­tulamaz). Çocuklarla cevahir gibi nefis bir şey'i sahibinin evine gönder­mek ile eğer sahibi almadan helak olursa, tazminattan kurtulamaz (Çün­kü bu gibi kıymetli eşyayı eve göndermek mahut ve âdet değildir).

Bir araziyi ziraat için ariyet olarak alan kimse, ariyet verene kendi nefsi üzerine şahit dikse, İmam-ı Âzam  (R.A.)'a göre, mukavele senedi­ne, «Muhakkak sen arazini bana ifâm ettin» diye yazsın «bana ariyet ola­rak verdin» diye yazmasın, tmâmeyn  (R.A.), muhaliftirler. (Yâni tmâ-neyn : sen bana arazini ariyet olarak verdin diye yazsın, diyorlar). [77]

 

Hibe (Bağışlama) Bahsi [78]                     

 

O (Hibe) : Bir ayni (bedelli ve mevcut bir şey'i) ivazsız (bedelsiz ve karşılıksız)  olarak başkasına temlik etmek (mal etmek)  tir.         

Hibe : îcap (Yâni hibe edenin hibe ettim demesiyle) ve kabul (ken­disine hibe edilen kimsenin de kabul ettim demesi,) ile sahih olur.

Hibe : Kabz'ı kâmil ile (Yâni, hibe edilen nesneyi -tamamen teslim lmakla) tamam olur.                                                                          

Eğer, kendisine hibe yapılan kimse, hibeyi aynı mecliste izinsiz alsa, sahih olur ve eğer meclisten sonra (yâni aym meclisten ayrıldıktan sonra) alsa, elbette sarih iznin olması lâzımdır [79].

Hibe, hibe eden kimsenin, «Sana hibe ettim, hakkimdan verdim, bu yemeği sana yedirdim, bu elbiseyi sana kisve ettim (sana bu elbiseyi giymen için verdim). Bu şeyi sağlığın müddetince sana verdim., Bu şeyi sana ömrünün sonuna kadar verdim, evim sana hibedir, sakin olursun (oturursun)» sözleri ve bir kimse, hibe niyyeti ile diğer bir kimseye «se­ni bu hayvanın üzerine bindirdim» sözü ile bağlanmış olur.[80]

Bir kimse başka bir kimseye, «Evim sana sükna - sakin olmak (otur­mak) tarikiyle hibe olsun, veya hibe tarikiyle süknâ - sakin olmalc (oturmak) için olsun veya hurma ağacı dikmek yeri olsun veya evim sana sadaka olduğu halde süknâdır, veya evim sana sadaka olduğu halde ariyet tarikiyle olsun, veyahutta evim hibe olduğu halde ariyet tarikiyle olsun» dese, bu suretlerin hepsinde ariyet olur.

Köle ve at gibi taksimata ihtimali olmayan müşa'ın (belli olmayan payın - hissenin) hibesi sahih ve caizdir. Fakat taksimata ihtimâli olan şeyde hibe sahih değildir. Taksimatı kabil olan bir müşa'i hibe edip, son­ra taksim edip teslim etse, sahih olur [81]

Buğdayın içinde olan ım'u, susam'm içinde olan yağ'ı ve sütun için­de olan yağ'ı çıkartsa da hibe olunanlar hibe edildiği vakitte yok olduk­ları için sahih değildir.

Meme içinde olan süt'ü, koyu'nun sırtında olan yün'ü, arazi içinde olan hurma (meyve) ağacını ve ekini, ve ağaçta olan hurma'yı (meyveyi,) hibe etmek, Müşâ olan şey'i hibe etmek gibidir. (Yâni caiz değildir. Caiz olmadığının sebebi muttasıl olmasıdır. İttisal ise, teslim olmağa mânidir. Taksimi kabil olmayanın teslimi mümteni olduğu gibi).

Kendisine hibe edilen kimsenin elinde olan şey'i, kendisine hibe et­mek kabz'ı (almayı) yenilemeksizin tamam olur, (Matlup olan §art ka­bızdır. Bu suretle de sabit ve mevcut olduğu için caizdir).

Babanın tıfıl çocuğuna hibe etmesi, eğer o hibe olunan şey babanın elinde veya babanın Vedia (emânet) olarak koyduğu kimsenin elinde olursa, müeerred akd (sözlü karar,) ile tamam olur: (Zira babama elin­de olması gabz'dır ve emânet koyduğu kimsenin yanında olması ise, ba­banın elinde olması gibidir). Fakat; o hibe olunan şey gasbeden kimsenin elinde olsa, veya bey'i fasit ile satın alan kimsenin elinde olsa, veya hibe kabul edici kimsenin elinde olsa, hibe olması caiz değildir.

Adamın oğlu için tasadchık ettiği sadaka, takaddüm eden (geçen) ah­kâmda hibe gibidir.

Anne, tekâddiim eden hükümlerde, baba gibidir, babanın kayıp ol­ması katiyyetle aileye (gelmesi mümkün olmayandır). Gaip olması hâlin­de veya babanın ölüp, vâsisi olmadığı hâlinde eğer çocuk o annenin (hi­mayesinde) iyâlinde olursa, (anne, baba gibidir).

Yabancı kimsenin çocuğa hibesi, eğer çocuk âkil ise( yâni, tahsil et­meyi farkediyorsaj yabancı sağ da olsa, kabz ile babanın veya dedenin veya vâsinin veyahutta ikisinden birisinin (Baba ve amcanın) kabzı ile veya o çocuk kendi evinde ise, Annenin kabzı ile, veya o çocuğu besleyip terbiye eden bir ecnebinin (Yabancının) evinde ise, bu ecnebinin kabzı ile, veya bâliğa olmamış kız çocuğunun kocasının kabzı ile akîd tamam olur. Velev ki küçük kız babası yanında da olsa, zitafdan evvel değil de zifafdan sonra (Kocası küçük hanımı için kabzetmesiyle âkid tamam olur. Çünkü zifaf etmekle baba o küçüğünün bütün işlerim efendisine tefviz etmiştir) [82].

Miiltekâ Tercümesi

İki kimsenin bir kimseye bir evi (Mülkü) hibe etmeleri sahihtir. (Zira ikisi de birden teslim etmişlerdir.). İmam-ı Âzam ve İmam-ı Zafer (R.A.)'a göre, aks (yâni bir adamın iki tane adama hibesi) sahih değil­dir . İnıâmeyn muhaliftirler. (İmameyn'e göre, bir adamın iki adama hi­besi sahihtir).

On tane nefer (ferd olan) kimsenin, İki tane fakir kimselere tasad-dukları veya hibeleri sahihtir.                                                                 

O tasadduk ile hibe İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre iki zengin kimselerfe olması sahih değildir. İıriânieyn muhaliftirler, (İmâmeyn'e göre, iki zeflf-gine tasadduk ve hibe etmek sahihtir,). [83]

 

Hibeden Rücü Babı             

 

İnsanın yaptığı hibede, kabzdeıı sonra gerek hibe ettiği şey'in tama­mında olsun gerekse bir kısmında olsun, rücû etmesi (cayması) sahih (caiz)  dir, fakat mekruhtur  [84]

Hibede rücû etmekten yedi nesne (şey,) mâni olur ki, o yedi şey'c «Demin hazegatin».harfleri ile (rumuz ve işaret) olunmuştur ki, her harfi bir mâni işarettir:

Demİde olan mim, müleâkideynm (hibe veren ve alanın) birinin ölümüne işarettir, (Yâni hibe eden, veya hibe edilenden birisi ölse, hibe­den rücû - dönmeye mânidir) [85].

Dcmi'de olan ayıı, hibe mukabelesinde vâki olan ivaza (karşılıklı verilen bedele) işarettir. Yâni ivaz kabzolunsa ve hibeye muzaf olsa, bir kimse hibe eden kimseye bu şey'i hibe ettiğin şey'e ivaz (karşılık) o!&> rak al dese veya hibeden bedel olarak aîdese veyahutta hibenin karşılk-ğnıda olarak al demek gbi, velev İd o verilen ivaz ecnebiden olursa d rücû etmeğe "(dönmeğe) mânidir.

Eğer ivaz, hibeye izafet olunmaso, hibe edenle, hibe edilenin her hv-rerlerine, hibe ettikleri şeyde rücû, caizdir.                                         

Hazegade olan hâ, hibenin kendisine hibe edilenin mülkünden hâtıg olduğuna ibarettir. (Yâni, hibe edilen şey, o hibe edilen şahsın mülküin çiRsaVİıibe edenin rücû etmesi sahili olmaz.) [86].                          

Hazegâde olan zâ, hibe edildiği vakitteki zevciyete işarettir. (Yâni; bir kimse, kendi hanımına ailesi olduğu halde bîr şey hibe etse, rücû et­meğe mânidir). Bir kimse bir kadına bir şey hibe edip sonra nikâh etse, o erkek kadına yaptığı hibeden rücû etmesi caizdir. Fakat, bir kadına bir şey hibe edip sonra o kadını talâk'i bâyinle boşasa ona rücû yoktur [87]

Hazegada olan kaf, hibe edenle hibe edilenin arasında, olan garabete işarettir. (Yâni: bir kimse, akraba olan mahremine bir şey hibe etse, ona rücû yoktur. Zira bunlara hibeden murat Sılei rahimdir,). Ve rücû etmede (dönmede) Silâi rahmi kesmek vardır. (Bu cihetten rücû, caiz olmaz)[88]

Hazegada olan he (Son harf), hibe olunanın helak olmasını işarettir (Yâni hibe olunanın kendisi helak olması caymaya mânidir).

Hibe edenle hibe edilenin arasında, hibe edilenin aynının helak ol­masında niza, vâki olsa, söz kendisine hibe edilen kimsenindir. Ve o (hi­benin,) ziyâde edilmemesinde ise söz, hibe edenindir.

Hibe eden kimse, hibe ettiği şey'in mukabilinde taviz olunduktan sonra (hibe karşılığı kendisine bir şeyler verildikten sonra) o hibenin yansı başkasının hakkı olarak çıkarsa kendisine hibe edilen kimse, ver­diği ivazın   (karşılığın)  yarısını geri alır. Eğer ivazın yarısı başkasının hakkı olarak ortaya çıkarsa, hibe eden kimse, hibe edilenden hiçbir şey alamaz. Tâ ki hibe eden kimse o, hibe karşılığından baki kalanı gerisin geri verinceye kadar.

ı Eğer o hibe karşılığı olarak verilen başkasının hakkı olarak ortaya çıksa, hibe ve ivazdan tamamını alır.

Hibe eden kimse, hibe ettiği şey'in yarısından tâviz olunsa, ona o ta­viz olunduğu miktarda karşılıksız olduğu için rücû etmek caizdir.

Hibenin yarısı hibe eden kimsenin mülkünden hâriç olsa, baki ol­duğu için hâriç olmayanla rücû etmek caizdir.

Hibeden rücû etmek (caymak) sahih olmaz, ancak hibe edenle hibe edilenin rızâlarıyla veya hâkimin hükmüyle sahih olur.

Kendisine hibe edilen kimse, o hibe olunan köleyi hibe edenin cay-jmasindan sonra hâkimin hükmünden ve hibe edilen kimsenin teslimin­den evvel âzad etse, o âzad sahih olur.

Eğer kendisine hibe edilen kimse, hibe eden kimse hibesinden rücû ettiği zaman o hibe edilen şey'i men. edip elinde helak olsa, mülkü üzeri­ne baki olduğu için tazmin etmez.

Hibe edenin hibede ikisinin birisiyle (Yâni, rıza veya kazap ile) rü­cû etmesi aslından fesihtir. Kendisine hibe edilen kimseden hibe değildir.

Muşa (Müşterek sehira) olan şey'in hibesinde rücn, sahihtir, (Me­selâ : Bir kimse, iki kimseye bir şey'i hibe edip sonra birinin hıssasma rücû etse, sahih olur^.

Eğer hibe edilen şey'i, telef edip sonra başkasının hakkı olarak orta­ya çıkınca kendisine hibe edilen kimse ona tazmin etse, hibe eden kimse­nin üzerine rücû etmez.

tvaz şartıyla (karşılık almak şar tiyle) hibe, ibdİtâden hibe'dir, (Me­selâ: «Köleni, elbisem bana hibe eimekliğin üzerine sana hibe ettim» dese, ibtidâen hibe. vâki olur. Fakat «Şu köleyi elbisenle yüz dirhem ile sana hibe-ettim» dese, iptidâen ve intihâen - sonunda icma'ı ile bey'.- satış vâki olur).                                              ' :

îki ivazda kabz şart olur. (Zira hibede kabz şarttır). İki ivazın biri­nin §âyi (Taksime kabil hissesi) olması hibeye mânidir (Z.râ Miişâ'nm hibesi salım değildir, diye beyan olunmuştur), ivaz şartı iîe hibe etmek ibtidâen hibedir ve inlihâen bey'dir, (Yâni : Pazarlığın sonunda teslim aldıktan sonra bey' olur). Bu takdirde Bey'iri nihayeti vâki olur. Onda şiifa (bîr şey'i diğerine karıştırmak), hıyarı ayıp (ayıp muhayyerliği), hıyarı şart (Şart muhayyerliği) ve hıyarı rûyet (Görme muhayyerliği) sabit olur. Bey'de sabit olduğu gibi. [89]

 

Hîbe İle  İlgili Fasıl

 

Bir kimse, Hâmile olan cariyeyi hibe edip ancak karnındaki çocuğu­nu hibe etmese, veya kendisine hibe edilen kimsenin cariyeyi kendisine' geri vermek şartıyla hibe etse veya o kendisine hibe yapılan kimsenin o cariyeyi âzad etmesi şartıyla hibe etse veyahutta o (cariyeyi) çocuk dün­yaya getirmek şartıyla hibe etse, hibesi sahih olur ve yaptığı istisna ve şart bâtıl olur.

Bir evin (Hanenin) bâzı kısmım geri vermek şartıyla veya hibe eden o ey. karşılığında İiir tâ'viz etmek (hibesine karşılık bir bedel vermek) şartıyla hibe etse, yine hibe sahih ve şart bâtıl olur.

Eğer Cariyenin karnındaki çocuğu müdebber etse (ölümünde azada bağlasa), sonra o çocuğu, câriye dünyaya getirmeden önce hibe etse, o hibe bâtıldır. Fakat, o karnındaki çocuğu âzad edip. sonra cariyeyi hibe etse, lekâddüm eden mes'elenin aksi olur (Yâni: hamilelik kendi mülkü üzere olmadığı için hibe sahih olur).

Bir kîmse, alacaklısına «Yarınki gün geldiği vakit sende olan (bana ait) alacak senin olsun veya o (borcunda) berî olasın (Yâni: bana olan borcunu vermezsin,) dese veya sende olan alacağımın yarısını bazan öde­şen geri kalanı senin olsun» dese, veyahutta «o geri kalan yarısından berî olursun» dese, bu sözlerden hepsi bâtıldır [90].

mrâ (Ömrün sonuna kadar bağlanarak yapılan hibe), kendisine hibe .<i«-ıı için hâli hayatında caiz ve öldükten sonra vârisleri içindir.

O (Umrâ): Bir adam kendi evini bir adamı için Ömrünün sonuna kadar hibe kılmaktır. Ve her ne zamanki ölürse, o ev geri sahibine avdet eder. Bu takdirde temlik - sahip ohnak, sahih, fakat şart bâtıl olur.

Rukbâ (Müntâzir olmak-beklemek), bâtıldır. İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, .umra caiz olduğu gibi rukbâ da caiz ve sahihtir.

O (Rukbâ,) : Bir adam diğer birine bu evi sana rukbâ kıldım, eğer ben senden evvel ölürsem, senin olsun ve eğer sen benden evvel ölürsen benim olsun, demektir. Bu takdirde, kendisine bu şart yapılan kimse, o avi teslim alsa, hibe edilen kimsenin elinde ariyet olur. [91]

Sadaka vermek, hibe vermçk gibidir. Hibe kabizsız sahih olmadığı gibi, sadaka, da kabızsız (teslim almaksızın) sahih olmaz. Zira teberrüat-tandır. Taksimi mümküıı olan müşa'da (Müşterek hıssada İmam-ı Âzam (K.A.)'a göre), sadaka sahih değildir. İmâmeyn hibede olduğu gibi muha­liftirler. Sadakada rücû (geri dönmek istihsânen) yoktur. Velev ki, sa­daka zengin kimse için verilmiş olsun.

Fakire, hibe etmede rücû yoktur. (Zira fakire hibeden murat sevap­tır. O da muhakkak hâsıl olmuştur. Zengin için yapılan hibe bunun aksi­nedir. Çünkü zengine yapılan hibe bâzan dünyevî bir ivaz için olur,).

Bir kimse, «Bütün malim veya mâlik olduğum her şeyim falan kim­senin olsun» dese hibe vâki (sabit) olur.

Eğer «Bana mensup olan (Nisbet edilen her) şey'i veya benim idiği mâruf olan (bilinen her) şey'i falan kimsenin olsun» dese, ikrar vâki o!ur.(Not: Bu mes'ele ile bundan evvel geçen mes'elenin farkı; evvelki mes'elede mülkü kendi nefsine isnat etti ve bu cihetten hibe oldu. Bu mes'ele'de ise, öyle değildir). [92]

 

İcarlar Bahsi [93]

 

O (îcar) : Bir şeyin cins ve mikdarı malûm olan menfaatim malûm bir bedel ile satmaktır (Menfaatlar belli ve ücretler malûm olmazsa, îcar akdi caiz olmaz).

(Meselâ: Evde bir sene oturmayı şartlamak gibi: Yâni evi bir sene­ye îcara vermek gibi, o menfaat) gerek, para, ölçü ve tartılan eşyalar gibi deyn (Misli) olsun, gerekse elbise ve binitler gibi ayn (kıymeti olandan^ olsun.

Alış verişde semen (bedel) olmaya sâlih (elverişli) olan nesneler üc­ret almayada sâlihtir. icar, (satmak gibi) şartlarla fasit olur.

Alış verişte sabit olduğu gibi, icarda da şart muhayyerliği ve bak­mak (görmek) muhayyerliği, gerek sözleşmeden önce olsun, gerekse sonra olsun ve ayıp muhayyerliği ve ikâle ahkâmı (Cayma ve ^lıp satmada yükseltip, düşürmek,) ve fesih ahkâmı sabittir.                      :

icardan murad olunan menfaatlar. bazan bir müddetin beyânı (açık­lanması) ile bilinir. (Gerek o müddet az olsun, gerekse çok olsun. Mese­lâ: Oturmak için bir evin ve ziraat için bir arazinin kiralanması gibi), bu kiralanmada belli bir müddetle, gerek o müddet kısa ve gerekse uzun ol­sun îcar sahih olur [94].

Vakıfta ise, müddetin beyanında vakfedenin şartına, tâbi olunur. Eğer vakfeden kimse, yaptığı vakfın îcara verilmesinde müddet şart koş-mayıp sükût etti ise, fetva olan yerlerin îcara verilmesinde, îcara tutan kimsenin mülkiyet dâvası açmasından korkulduğu için üç sene üzerine ziyâde olunmaktadır. Araziden başkalarında ise, bir sene üzerine ziyâde olunmamaktır.

İcardan murat olunan menfaat, bâzan bir işi belirtmekle bilinir. Me­selâ: bir elbiseyi boyamak veya bir elbiseyi dikmek ve belli bir miktarı bir binitin - vasıtanın üzerine yükleyip, belli bir mesafeye götürmek gibi.

O menfaat, bâzan işaretle bilinirki, şu taamı falan yere nakletmek gibi.

' îcar'a verilen şey'in ücreti, sâdece îcar sözleşmesi ile müstehak (Tes­lim vacip,) olmaz. Belki tacil olunmakla (Senesi girmeden aceleten veril­mekle) müstehak olur. Veya acele etmek şartıyla veya üzerine akd olu­nan şey'in istifası (kabzı) ile veyahutta istifadan mümkün olmasıyla müs­tehak olur. Böyle olunca, evin müsteciri (îcara tutucusu) olan kimse, îcara aldığı evi teslim alıp, hatta - îcar müddeti gelinceye kadar oturma­sa, ücret vacip olur,

îcara tutulan şeyin aynı, îcara tutan kimsenin elinde iken gasbolun-sat mütemekkin olmasının fevti miktarında (oturmadığı miktarda) ücret sakıt olur. (Meselâ: Bir kimse, bir evi bir sene îcara tutup, başka bir kimse o evi îcara tutandan gasbedip o evde altı ay otursa, sonra îcara tutana teslim etse, o gasbolunan altı ayın ücreti sakıt olur. Zira altı ay otur-imadan fevt olunmuştur).

Ev ve arazi sahipleri için, o ev ve arazinin ücretini her gün talep et­meleri (isteyip almaları) caizdir, (Zira ücret menfaat gibidir. Günün ni­hayetinde talep olunur).

Binit sahibi için, her merhalede (her konakta) binitinin binmek üc­retini alması caizdir. (İmam-ı Zûfere göre ise, seferin nihayetinden son­radır).

Çamaşırcı ve terzi için, (Yıkama ve dikme) ücretini işini bitirdikten sonra almaları caizdir. Ev sahibinin evinde çalışsalar da.

Ekmek pişiren ekmekçi için, ekmeği furundan çıkardıktan sonra üc­retini talep etmesi caizdir (Zira ekmeğin çıkması ile işi bitmiş olur). Eğer ekmek furundan çıkarılmazdan evvel yansa, gerek müstecirin (işçi kullananın) evinde olsun ve gerekse işçinin evinde olsun müsavidir, o ek­mekçinin ücreti sakıt olur. (Ücret almaz. Zira teslim etmezden evvel ta­lep olmuştur. Hatta o ekmekçinin tazmin etmesi lâzımdır).

Eğer ekmek, furundan çıkardıktan sonra yansa ve eğer o yanmakta müstecir olan kimsenin evinde vuku bulsa, ekmekçinin ücreti sükût et­mez, (Yâni ücretini alır). İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, evinde emânet ol­duğu için ikisinde de yâni, ekmek furunda iken çıktıktan sonra yansa da,1 tazminat yoktur.

İmâmeyn (R.A.)'e göre; Müstecir olan kimse, isterse o ekmek pişire­ne yaktığı ekmeğin ununun mislini (kıymetini) tazmin ettirir. Ve ekmek pişirenin ücreti yoktur ve isterse o ekmeği tazmin ettirir ve pişiren kim­se, bu takdirde ücrete müstehak olur ve pişiren kimseye, o yaktığı ekme­ğe yakmış olduğu odunu ve katmış olduğu fuz'u tazmin etmesi icâbeder dediler.

Düğün ahçîsi, pilâv ve diğer yemekleri tencere veya kazanından kaplara boşaltıp yerleştirdikten sonra ücretini hak eder, (Zira bununla iş bitmiştir).

Kerpiç kesen kimse ise, İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre kestiği kurumuş kerpie'i yerinden, kaldırıp tesviye ettikten sonra ücretini hak eder.

İmâmeyn (R.A.)'a göre ise, o kestiği kerpici kestiği yerden başka bir yere İstif ettikten sonra ücretini hak eder, dediler.

İcarla yapılan şey'in aynında (kendisinde) yaptığı işin etkisi olan usta İçin, Meselâ: Boyacı ve bez ağartıcı gibi ki, (Kolacı veya Boyacı) Nişasta ile yumurta'y* çalkalayıp karıştırarak elbiseyi ağartır, bu kimse işi yaptıkdan sonra ücretini almak için o aynı (elbiseyi) hapsetmek caiz­dir.

Ö boyacı veya ağartıcı (kolacı) elbiseyi ücreti için hapsedip, zayi olsa îmam-ı Âzam (E.A.)'a göre, ona tazminat yoktur ve boyacı ile ağar-tıcıya boyama ve ağartma ücreti de yoktur.

İmâmeyn (R.A.) : Elbisenin sahibi, isterse o telef olan elbiseyi bo­yanmış olduğu halde (Boyanmış kıymetinden) tazmin ettirir ve o boyacı veya ağarüci için ücret vardır ve eğer isterse, o elbiseyi boyanmamış kıy­metinden tazmin ettirir, boyacı veya ağartıcı için de ücret yoktur.

icarla yapılan şeyde, onu yapan kimsenin yaptığı işin etkisi yoksa; Meselâ : Hamal, kaptan ve çamaşır yıkayıcı gibi kimselere ücretleri için, icarla yapılan şey'in aynını hapsetmek caiz değildir. Fakat, kaçan köleyi efendisine teslim eden kimse, o tekaddüm eden kimselerin aksidir (Yâni o köleyi müdafaasını alıncaya kadar hapsetmesi caizdir).

Mal sahibi olan kimse, iş yapan - usta için (işi kayitlamayıp) mutlak söylese, iş yapan için o işe kendisinden başkasının çalıştırması caizdir.

Eğer mal sahibi, o işi yapacak kimsenin kendisinin yapmasını takyit etse (cart koşsa), o işte başka kimse kullanmak caiz değildir.

Bir kimse, bir adamı ehl ve iyâîini bir başka vilâyetten getirmek için kiraîasa, o kiraladığı kimse o vilâyete vardığı zaman o getireceği iyâlin bâzısını Ölmüş bulsa, sağ kalanları getirip icarla tutan kimseye teslim etse, bu takdirde o getiren kimseye hesap ile ücreti vardır.

(Meselâ: On kişi getirmeğe bin dirheme tutulmuş olsa, beşi Ölüp, be­şini getirse, beşyüz dirhem lâzım olur).

Eğer işçi (ırgat) kimse, bir miktar taamı Zeyd'e götürmek için kira-lansa ve o İşçi taamı alıp Zeyd'in bulunduğu yere vardığı zaman, onu ölü bulup (Yâni hayatta bulunmayıp) o taamı tekrar sahibine teslim etse, bu takdirde o işçiye ücret yoktur (Zira sÖzleşilen şey'İn teslimi bozulmuştur).

Eğer o kiralanan işçi kimse, bir mektubu Zeyd'e götürüp cevabını getirmek için kiralansa, işçi mektubu götürüp, Zeyd öldüğü için mektu­bu geri getirse İmam-ı Âzam ile îmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, üc­rete müstehak olmaz.

İmam-ı Muhamıned (R.A.) o işçi için geri geldikten sonra ancak git­mesinin ücreti vardır, dedi.

Eğer ücretlenen kimse, taamı veya mektubu Zeyd'in olduğu yerde alıkoysa îcma'ı ile ona gitmek ücreti vardır. [95]

 

Îcar Caiz Olan Ve Olmayan Babı

 

Evin ve dükkânın, içinde ne iş yapılacağı söylenmese de kara tutul­ması sahihtir.

îcar'a tutan kimse için, o ev ve dükkânda Demircilik San'aü, bez çırpmak (bez ağarticihk) ve evde değirmen ile un Öğütmek gibi evin ve dükkânın binasına zaaf verecek, harap ve yıkılmağa sebep olacak şeyler­den başka her şey'i işletmek caizdir. Ancak bunları yapmak için, kiralar­sa yapabilir.

Araziyi ziraat için, eğer onda ekilecek şey konuşulursa îcara tutmak sahih olur. (Zira arazide ekilen şey çeşitli olduğu için beyâna muhtaç-dır). Veya îcara tutan kimse, bu arazide istediğim şey'i ekmek için, îcara aldım, dese, îcar (kiralama sözleşmesi) sahih olur.

Bir arazinin (arsanın) içinde bina yapmak veya ağaç dikmek için, îcara tutmak sahih olur.

Bina ve ağaç için, îcara alınan yerin îcar müddeti tamam olup geçti­ği zamanda, îcara alan kimseye, o arsadaki binayı yıkıp ve ağaçları da söküp, arsayı sahibine boş olarak teslim etmesi lâzımdır. Ancak arsanın Sahibi arsada bulunan binanın veya ağacın kıymetini yerinden yıkılıp sökülmüş olduğu halde bina ve ağacın sahibinin rızasiyle öderse, İo arazide olan bina ve ağacın yıkılıp sökülmesine hacet yoktur.     

Eğer o arazi içinde olan binanın yıkılıp, ağacın sÖkülmesiyle' noksan-laşırsa (kıymetten düşerse), o bina ve ağacın kıymetine sahibinin rızası olmaksızın gârim olup (kıymetini ödeyip) rızasiyle mâlik olduğu gibi, mâlik (sahip) olur. Veya îcara tutanla îcara verenin her ikisi de o bina ve ağacın yerinde baki kalmasına râzi olsalar, böyle râzi oldukları halde bina ile ağaçlar, îcara alan kimsenin ve arazide îcara veren kimsenin olur.

Yonca dedikleri otun hükmü, tekaddüm eden ağacın hükmü gibi'dir (Zira nihayeti yoktur).

îcara tutulan arazide bulunan ekin, o arazinin îcar müddeti tamam olsa da ecri misil ile (benzeri ekinler ile) baliğ olup yetişinceye kadar terkedilir.  (Zira ekinin nihayeti bellidir).                                  

Binit hayvanını, binmek için ve üzerinde bir şey taşımak içirt ve el­biseyi giymek için, îcara tutmak sahili (caiz) olur.                      

Eğer îcara veren, îcara alan için bindirmek ve giydirmek için mutlak söyleyip, muayyen ferd zikrolunmazsa, îcara tutan kimse için o hayvana veya o elbiseyi istediği kimseyi bindirip ve giydirmesi caizdir.

Eğer o hayvana kendisi binip veya elbiseyi kendisi giyse veyahutta kendisinden başka kimseyi bindirip, giydirse tâyin etmiş olur ki, o tâyin ettiği (binici ve giyici) kimselerden başkası o (binit ve elbiseyi) kullanamaz.

Eğer îcara veren kimse, o hayvana binecek ve elbiseyi giyecek kim­seyi tâyin etse de, tâyin edilen kimselerden başkası binse ve giyse, îcara tutan kimse, o binit ve.elbise lıelâk olduğu zaman, tazmin eder.

Kullanma ihtilâfı ile (asıl) değişmiş olan herşeyde, binit ve elbise gibidir, (Meselâ: Bir kimse, bir cadın îcara alıp bir kimseye kullanmaya verip sakatlansa, tazmin eder.)

Kullanma ihtilâfı ile (aslı) değişmeyen^ şey'de, onu taklid etmek, (Yâni îcara veren kimse, muayyen şalısın kullanmasını şart koşmak) he­der (faydasız, bâtıl) dır.

Eğer îcara veren kimse, bir evin icarında bir ferdin oturmasını şart koşsa, o şart koştuğu fert için, kendisinden başkasını - Oturtmak caizdir. (Zira oturulan yer oturmakla değişmez, bu cihetten, şart koşmanın fay­dası olmaz)   [96] Eğer îcara veren kimse, o hayvanın üzerine yüklenilt şey'in ııev'ini ve miktarını belirtse, bir ölçek buğday gibi. Bu takdirde îcara tutan kimse için, o bir ölçek buğday'm benzeri başka şeyJi yüklet­mek caizdir. Fakat buğday'dan daha ağır ve zararlı olan şey'i yükletmek caiz değildir, tuz gibi, (Zira îcara verenin buna rızası yoktur).

Eğer îcara veren kimse, belli bir miktar pamuk yükletmek için kira­larsa, îcara tutan kimse için, o pamuk ağırlığında demir yükletmesi caiz değildir. (Zira tartıda müsavi ise de. ziyade muzsr - zarar vericidir)-

Eğer îcara tutan kimse, îcara veren kimsenin belirttiği miktardan fazla yükletip, hayvan sakatlanmazsa ve eğer o hayvanın da yükletilen miktarın götürülmesine takati (tahammülü) varsa, bu halde ağırlığı zi-yâdeleştiren miktar kadar tazmin eder. Eğer hayvanın yükletilen mikta­ra tahammülü yok ise, bütün kıymetini tazmin eder.

Binit hayvanım kiralayan kimse, arkasına başka birini daha bindir-sc ve o hayvanda sakatlık meydana gelse, yarısını tazmin eder; bu mes'u-liyet ağırlıkla itibar olunmaz, (Zira bâzan hafif olan kimse, binmeye ehil olmadığı cihetten ağır görünür, ve bazan ağır olan kimse, binmeye ehil olduğu için hafif görünür).

Eğer hayvanı kiralayan "kimse, kira ile tuttuğu hayvanı dizgininden kendi tarafına doğru zorla çeke?, veya döverse, bu iki harekeiten birisi ile hayvan da sakat olursa, İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre kiralayan kimse kıymetini tazmin eder. İmâmeyn (R.A.) Mıîtad (normal) olan çekmek ile döğmekte muhaliftirler. (Yâni tazminat yoktur).

Eğer biniti kiralayan kimse, sÖzleştiği yeri geçip ondan uzak bir ye­re varsa, ve hayvan da helak olsa veya sakatlansa, sözîeşilen yeri geç­mekle hakka tecâvüz ettiği için tazmin eder.

O hayvanı sözleştiği yere teslim etmesiyle, gidiş ve geliş îcara alsa da âsah kavilde tazminattan kurtulamaz. İmam-ı Zûfer'e göre, Vedi'a -emânet bırakmakta olduğu gibi; tazminattan kurtulur.

Eğer merkebin üzerinde olan eğeri kaklınp, üzerine o merkebin mis­li eğerîenen bil* eğer eğerîese de helak olsa, tazmin etmez, (Zira mal sa­hibinin izni başka eğer ile eğeiienmesme mütenavildir - şâmildir).

Eğer o merkebi bir eğer iîe veya bir semer ile (Palan ile) eğerleyip, semerlese veya hayvanın benzeri o semerle ve o eğerle (Palanla) semer­lenip, eğerlenmese de belâk olsa, bütün kıymetini tazmin eder.

O binit hayvanını, yine onun benzeri semerlenir bir semer ile semer-lese de helak olsa, İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, yine bütün kıymetini taz­min eder.

İmâmeyn (R.A.) ancak o semerin ağırlığı üzerine ziyâde olan şey'i tazmin eder dediler (Zira sahibinin razı olmadığı zİyâdcde'dir).

Eğer hamal olan kîmse (yâni yük yüklemek için ücretle tutulan kimse), mal: sahibinin tâyin ettiği yoldan başka fakat, insanların gidip gel­diği yol'a koyulsa, ve eğer o iki yol mü teravi t olmazsa (değişik olmazsa), o yüklenen metâ'ı tazmin etmek yoktur.

Fakat; O iki yol değişik olsa, (diğerinden daha zor ve uzak, korkulu olsa) veya insanların gidip geldikleri yoFdan geçmediği açıklansa, veya-hutta o metâ'ı denizden götürüp telef etse, hamal o metâ'ı tazmin eder.

Eğer hamal olan kimse, götürdüğü ınetâ'ı varacağı yere yetişdirse, (hamal için) ücret lâzımdır.

Eğer îcara veren kimse, îcara verilen arazide buğday ekilmesini tâ­yin etse, îcara tutan kimse de muhalefet edip yonca ekse, îcara tutan kim­se, arazinin noksanını tazmin eder, (Zira yoncanın ekilmesi tarlaya buğ­daydan daha zarar vericidir). Gasbedici sayıldığından müsiecir üzerine ücret yoktur.

Eğer bir kimse, terzi olan kimseye bir top bezi bir gömlek (yakası açılmadık elbise) dikmesini emretse, fakat terzi de muhalefet edip o bezi kapama (yakası açık elbise) dikse, bezin sahibi o elbisenin kıymetini ter­ziye tazmin ettirmekle dikilmiş olan habâyı almalım arasında muhayyer kılınır, (İsterse topun kıymetini alır, isterse dikilmiş pahasını alır). O ko­nuşulan miktarın üzerine ziyâde olunmadığı halde o terzi olan işinin ecri mislini verir, (Yâni: o elbisenin misli kaça dikilirse o parayı verir). [97]

Mal sahibi, terziye o elbiseyi kapama (yakası açık elbise) dikmeyi emretse, terzilde muhalefet edip o elbiseyi serâvil {pantolon) dikse, yine âsah kavilde muhayyersiz tazmin ettirmekle pantolonu almanın arasında muhayyer olur. Bu meselede muhayyersiz tazmin ettirir de, denildi. [98]

 

Fâsid Îcar Babı

 

Fâsid olan icarda (kiralama sözleşmesinde), tesmiye olunan (konu­şulan) miktarın üzerine ziyâde olmamak şartıyla ecrimisil (Benzerlerinin ve denklerinin ücretleri kadar) lâzım olur.

Bir kimse, bir evi her ayda 10 dirhem vermeye îcara tutsa, o sözleş­me ancak tek bir ay için sahih olur. Diğer aylarda fâsid olur. Ancak îcara veren kimse, îcara verdiği bütün ayların adedini söylemekle tâyin ederse, o zaman kiralama sözleşmesi sahih olur, (Meselâ: On ay beheri için bin lira gibi) îcara tutan kimse, her aydan bir saat oturursa sözleşme, o bir saat oturulan ayda sahih olur. Fesih hakkı sakıt olur (düşer). îcara veren için, îcara alan kimseyi özürsüz çıkarması caiz değildir. Fakat; zahiri ri­vayet: O fesih hakkının hâki kalmasıdır, sözleşenlerin her birine gelecek ilk gecesinde ve ilk gününde muhayyer olmaklık vardır. Fetva da bura­dadır.

Eğer, o evi sahibi tam bir seneliğine yüz dirheme kiraya verse, her ayın ücret miktarım belirtmese bile, îcar sözleşmesi sahih olur.      *

İki şahsın arasında meydana gelen îcar sözleşmesinin müddetinin ip­tidası (başlangıcı), eğer günü konuşuldu ise, konuşulan gündür. Konuşul­madı ise, o müddetin başlangıcı, mukavele yapıldığı vakittir.

Eğer o îcar mukavelesi ayın yeni doğduğu günde yapıldı ise, bütün senenin müddeti ay ile itibar olunur. Eğer o mukavele ay'ın yeni doğdu­ğu zamanda olmazsa, günler ile itibar olunur.

tmam-i Muhammed (R.A.)'a göre, ilk ay günlerle ve diğer aylar ay ile itibar olunur. İmam-ı Ebû Yûsuf, bir rivayette İmam-ı Muhammed ile beraberdir. Bir rivayette de İmam-ı Âzam (R.A.) ile beraberdir.

Kadının iddetide, zikrolunanlarla ve tafsilâtta böylecedir.

Hamamcı ile kan alıcının ücret almaları caizdir. (Zira insanların örf ve âdetlerinde caiz ve bilinen şeylerdendir. Hamamı işletmek ve kan tah­lili ve kan aldırması saıı'atında çalışmakta hiç bir beis yoktur).

Erkek keçinin (Tekenin) dişi keçi üzerine sıçramasının ücretini al­mak caiz değildir (ve haramdır. Fakat ücretsiz olursa caiz ve beis yoktur).

(NOT : Musannifin Teke'nin ücreti demesinin altında sair hayvana­tın dişileriyle birleşmeleri de dâhil olur. Zira Peygamberimiz (S.A.V.) ondan neh'i buyurmuşlardır).

Ezan okumak (müezzinlik yapmak), Hacc yapmak, imamlık yapmak, (Zikir, ders okutmak ve muharebede çarpışmak), Kur'an-ı Kerim'i tâlim etmek ve Fıkıh dersleri okutmak (ve Kur'an okutmak, Fıkıh mütalâa et­mek) gibi ibâdet ve taâtlar karşılığında ücret almak, mütekaddimin ule­mâsına göre caiz olmaz.

ölü üzerine yas ve feryâd etmek ve şâir oyun ve çalgı âletleri gibi mâsiyet olan şeylerden ücret almak caiz olmaz[99]

Bugünkü zamanımızda ise, İmamlık yapmak, Kur'an-ı Kerim'i okut­mak ve Fıkıh okutmak (ve Müezzinlik yapmak) üzerine ücret alınmanın cevazına fetva verilir (Zira sureta ameldir, bir nefsin çalışması ve emeği var)[100]

İcara tutan kimse, îcar mukavelesinde bahsedilen miktarın teslimine cebrolumir. Teslim etmediği takdirde habsolunur.

Kur'an-i Kerim'in bâzı sûrelerinin başlarına varıldığı zaman, Kur'-an-ı öğreten kimseye âdet ve mâruf olan hediyenin teslimine de cebrolu-nur.

Müşterek olan müşâ'ın (Sehmin, taksime ihtimali olsun veya olmasın müsavidir), îcarı • kiraya verilmesi (İmam-ı Âzam «R.A.»'a göre) sahih değildir. Ancak sehimin îcara verilmesi ortak olan kimseye caiz olur, (Zira kendi hissesini yabancıya teslim etmek tasavvur edilmez. Ortak ise, yetki sahibi ve Mütesarrıftır.

İmâmeyn (R.A.)Ja göre ise, ortak hissenin icara verilmesi, mutlaka (Gerek hissesini ortağına ve gerekse başka kimseye kiraya vershi) j caiz­dir, (Zira tahliye edip boşaltmakla, teslim etmek mümkündür).   

Eğer bir kimse, iki adama bir evi îcara verse İmamların ittifakı ile o îcar sözleşmesi sahihtir (Zira intifa mümkündür).

Emzirici kadını, bir çocuğu emzirtmek için malûm müddet ile kira­lamak caizdir, (Zira Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak: «Emzirici olan ka­dınlar, evlâdınızı emzirseler onlara ücretlerini veriniz» buyuruyor. Halk arasında da böyle çok ve mâruftur).

O, Emzirici kadım nafakası ve kisvesi (Yâni: yiyip, içeceği ve giye­ceği) ile kiralamak İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, istihsânen sahih ve caiz olur. tmâmeyn (R.A.) muhaliftirler. (Yâni Taam ve kisvesi ile îcara tut­mak sahih ve caiz değildir. Zira ücreti meçhuldür).

O, küçük emzikli olan çocuğun yıkanıp temizlenmesi, elbise (bezle­rinin) idrar ve büyük abdestten temizlenip yıkanması (kirden değil) ye­meğini çiğnemek - (Gevişle) veya pişirmekle yararlı bir hâle getirmek ve çocuğu doğduğu zaman ve doğduktan sonra lâzım olan yağlarla yağla­yıp hizmetini görmek, o emzirici kadın üzerine lâzımdır.

O emzikli çocuğun, zikrolunan ve lâzım olan şeylerinden emziren ka­dın üzerine hiç bir şey'in parası lâzım gelmez. Belki, o çocuğun lâzım ola­cak şeylerinin parası ve emzirme ücreti, o çocuğun nafakası kendi üzerine lâzım gelen kimse üzerine lâzım olur.

Eğer emzirici kadın, emzirdiği çocuğu süt müddetinde bir koyun sütü ile emzirse veya onu (yemek suyu - çocuk maması., gibi) taamla gir dalandırsa o kadına ücret yoktur (Zira üzerine lâzım ve vacip olan em­zirmeyi yapmamıştır).

O.emzirici kadının efendisi için, kendi ailesini cima etmek (Yaklaş­mak) caiz ve mubahtır. Lâkin ailesini çocuk emzirtmek için icarla tutan kimsenin evinde (adam cimâ'ı evinde menettiği zaman) cima edemez, (Zira her nerede olursa, cima' etmek efendisinin hakkıdır).

O emzirici kadının kocası için, eğer îcar kendi rızâsiyle olmadı ise, o emziren kadının sözleştiği îcarı bozmak hakkıdır, eğer efendisinin, em­ziren kadına nikâhı insanlar arasında zahir ve meşhur ise. Fakat o emzi­ren kadın efendisinin nikâhına ikrar ve itiraf etse, halbuki nikâhı da meş­hur değilse, nikâh kabilinden olmadığı için, îcarı bozmak hakkı yoktur.

Emzirilen çocuğun ehli için, eğer emziren kadın hasta veya hâmile olursa (sütün çocuk için muzir olacağından korkarlarsa), emzirme söz­leşmesini feshetmek hakkı vardır, (Zira hasta ve hâmile olmakla sütü fasit olur).                                                                          

Çulhacınm (Dokumacının^, dokudugH ipliğin yarısı ile îcara Itutması veya bir merkebi, üzerine yüklediği taamdan   bir Ölçek ile îcara tutmak veyahutta bir Öksüzü, bîr mikdar buğday öğütmeye ve öğüttüğünden bîr ölçek vermekle îcara tutmak fasittir.

Bu zikrolunan suretlerin cümlesinde, sözleşmede konuşulan miktara tecâvüz ve ziyâde olmamak şartıyla ecrimisil (benzeri ve dengi olanların ücreti kadar ücret) lâzım olur.

Bir kimse, bugün (undan) bir ölçeği bir dirheme pişirmek için bir ırgat kiralasa, İmam-ı Âzam (R.A.)Ja göre, âkid fâsid olur.

İmâmeyn (R.A.) muhaliftirler, (Zira bunlara göre, sahihtir ve o âkid o iş üzerine vâki olur ve zikrolunan vakit acele etmek içindir).

Eğer işçiyi tutan kimse, (Fî lâfzı ile) bunu bugünde pişireceksin diye şart koşsa, ittifakla sahih olur (Zira fî lâfzı zarfiyet içindir, müddeti - tak­dir İçin değildir).

- Eğer bir kimse, bir araziyi (tarlayı) başka birinden, sürüp, ıslâh edip ve ekmek üzere îcara alsa, veya o araziyi sulayıp ekmek üzere îcara alsa, sahih olur.

Eğer o, araziyi bir kerre sürüldükten sonra tekrar sürmek üzere (Yâ­ni: iki kerre sürmek üzere) veya o arazinin ırmaklarını kazıp temizleyip, sularını akıtmak üzere veyahutta gübrelemek üzere îcara alsa, sahih ol­maz, (Zira bu şartlar akdin iktizâlarından değildir, ve eserleri bakidir ve icar tam olduktan sonra arazi sahibine kalır) [101]

Bir araziyi ekmek için diğer bir arazinin ekilmesiyle îcara tutmak (yâni: ilk îcara tuttuğu araziyi başkasına îcara verip ondan aldığı para ile diğer bir araziyi îcara tutmak), bir biniti binmek için, diğer bir bini­tin binilmesiyle îcara tutmak (Yâni: onu başkasına verip ondan aldığı pa­ra ile başka birini îcara tutmakla) bir evi oturmak için diğer bir evin otu-rulmasıyla îcara tutmak (ilk îcara tuttuğu evi başkasına kiraya verip on­dan aldığı para ile başka bir ev îcara tutmak) ve bir elbiseyi giymek için, diğer bir elbisenin giyilmesiyle alınan paradan îcara tutmak sahih de­ğildir.

Eğer bir kimse kendi ortağım veya ortağının   merkebini aralarında müşterek olan taamı götürmek için ortağını kiralasa, rehin eden, rehin olarak bırakılan malı îcara alan râhin (Rehin kabul eden kimse) ye üc- > ret lâzım gelmediği gibi ortağını kiralayana da ücret lâzım gelmez.

Eğer ki, bir kimse, bir araziyi îcara tutsa, fakat o arazide ekeceği şey'i zikretmese veya o arazide ekeceğini açıklamasa, ve eğer umum söy­leyip istediğim şey'i ekerim demese, îcar sözleşmesi sahih olmaz.              

Eğer ekin ekilip, îcar müddeti geçse, o sahih ilan akid avdet eder ve | b îcara veren için konulan şey vardır (Yâni: bir îcar parası daha alır).    

Eğer ki bir kimse, bir merkebi Mekke-i Mükerreme'ye icarla tutsa, fakat o merkeb ile götüreceği şey'i söylemezse ve halk arasında mutâd (Normal her zaman yükletilen) ve müteâref (bilinen) şey'i yükletse mer­keb de Ölse, o merkebi tazmin etmez (Zira o hayvan eîinde emânettir).

Eğer îcara tutan kimse, Mekke-i Mükerreme'ye yetişse, îcara veren için o îcar sözleşmesinde ücretten konuşulan şey vardır.

Eğer ki îcara verenle îcara alan kimseler, tarlayı ekmeden ve mer-keVe yüklemeden önce anlaşmayıp - kavga çıkarsalar, aralarında olan foar sözleşmesi vâki olacak fesadı def etmek için bozulur.    [102]               

 

Fasit Îcarla İlgili Fasıl

 

Ecîrü Müşterek (Müşterek işçi) : Boyacı ve hamal gibi, kendisinden başkasına da çalışan kimsedir (Yâni: menfaati bir ferde mahsus olmayıp, belki isteyen kimselere çalışan kimsedir).                                                 ,

Müşterek olan işçi, tâki çalışıp - işini bitirinceye kadar ücrete müs-tehak olmaz, (Ücreti hak etmez). Boyacı ve bez ağartıcı gibi.

Meta (Eşya - Mal) bu işçinin elinde emânettir. Keza telef ettiği tak­dirde o metâm tazmin edilmesi işçiye şart kesilse de, eğer elinde telef ol­sa, yine tazmin etmez. (İmam-ı Âzam «R.A.»'a göre tazmin olunmamak!a fetva verilir).

îmâmeyn (R.A.)'a göre ise, zorla alınmak ve çalınmak gibi kendisin­den sakınmak (Çekinmek) mümkün ise, tazmin eder, (Zira bu iki şeyden sakınmak mümkündür).

Fakat; sakınılması mümkün olmayan şey'de ise, Ölüm, ziyâde şiddetli olan yangın ve Muannit - Ekâbir olan düşman gibi ki yukarıdaki geçen mes'elenin aksinedir (Yâni tazminat yoktur).

Ücretli işçi, kendi ameli ile (kasden) telef ettiği şey'i ittifakla tazmin eder, çırpmağa aldığı elbiseyi (şiddetli çırparak) yırtıp paralamak, hama­lın ayağı sürçüp (kayıp) götürdüğü şey'i telef etmek, deveci veya katır-cı'ıim yük'e bağladığı ipi» kopup yüklettiği şey'i telef etmek ve geminin kaptanının (hızlı yürüttüğünden dolayı) geminin halatını çekip geminin batması gibi şeylerde. Velâkin o ipin kesilmesiyle, hayvan'dan düşüp Ölen ve geminin halatının ceMImesîyîe gemi'de denÎ2'e batan adamları tazmin etmez (Yâni kan bedelini tazmin etmez. Çünkü adam cinayetle - haksız yere öldürülmekle tazmin olunur).

Adamdan kan alıcı ve hayvandan kan alıcı (Baytar) olan kimseler, mutad olan (normal olan) mahalli geçmedikleri takdirde üzerlerine taz-mmat yoktur. (Yalnız mu'fad olan mahalli geçerlerse, bu takdirde telef olan nefsinin diyetini tazmin ederler).

Eğer ki, Fırat yolunda bir kimsenin büyük bîr küpü hamalın elinde kırılsa küpün sahibi için o hamala o küpün kıymetini, hamalın yüklettiği yerde tazmin ettirmek caizdir. Hamal için ücrette yftlttur. Veya kırıldığı yerde tazmin ettirmek caizdir ve hamal için nisabı ile ücret vardır, (Kas­ten mi kırdı, tedbir almadı mı? Yoksa ayağı mı kaydı? Buna göre hesap edilir).

Ecîr'i Has (Husûsi işçi) muayyen bir kimseye çalışan kimsedir. Ve bu Ecîr'e (îşçi'ye) Ecîr'i Vâhid de tesmiye olunur (îsîm verilir).

(îşçi iki kısımdır. Biri müşterek ve diğeri de hususîdir. Hususî olan işcı de müşterek olan işçinin mukabilidir).

Hususî olan işçi, çalıştığı müddette veya îcar müddetinde (yâni mukavele müddetinde gerek çalışsın, gerekse çalışmasın) Nefsini îcarlŞ tu­tan patrona teslim etmekle ücrete müstehak olur, (Zira ücret, yapılan iş mukabilindedir).                                                                            

Hizmet etmek için veya koyun yaymak için bir seneliğine îepra tu­tulmuş olan kimse gibi ki (senenin tamam olmasıyla, işi noksan dâ yapsa ücrete müstehak olur. Zira ücreti menfaatlar mukabilinde'dir).    

Husu"sî olan- işçi, (İmam-ı Azanı «R.A.ı>Ja göre) koyunu kurt - Cana­var yemesiyle, çalınmakla, kayıp olmakla, gasbolunmakla elinde itelef olan veya kendi ameli ile elinde telef olan şey'i tazmin etmez. (Zira o şey elinde emanettir, tmâmeyn (R.A.)'a göre ise, müşterek olan işçi bir çok insanların malları muahafaza olunması için istihsânen tazmin eder).

îşci kullanan kimsenin, ücretle iş yapan kimseye muhtelif iki men­faat arasında terdit (Şek - şüpheli) bırakması sahih olur, o muhtelif iki menfaatin herhangisi bulunup, mevcut olursa o menfaat mukabilinde ko­nuşulan şey lâzım olur. Meselâ: Para ile iş yaptıran kimse terzi olan us­taya «Eğer bana bu elbiseyi Fârisi biçiminde dikersen sana bir dirhem, eğer Rûmi biçiminde dikersen iki dirhem vardır» veya boyacı olan ustaya «Eğer bu elbiseyi bana sarı renk ile boyarsan, sana bir dirhem ve eğer zağferan  (Safran bitkisi) ile boyarsan iki dirhem vardır» demesi gibi.

Yine şüpheli bırakmak sahih olur, Meselâ; «Eğer bu evde !(veya dük­kânda, mağazada) oturursan, ayda bîr dirhem, şu evde yâni; (başka bir evde) oturursan ayda iki dirhem vereceksin» demek gibi.

Yine şüpheli bırakmak sahih olur, «Bu hayvana Kûfe*ye kadar bi­nersen bir dirhem» ve eğer «vasıta kadar (Küfe ile Basra arasında Hac-cac'in yaptırdığı Irafc'da bir yer) binersen iki dirhem vereceksin» demek gibi.

Edna (Aşağı), Evsat (Orta) ve âlâ (Yüksek) olan üç şeyin arasında şüpheli bırakmak da yine sahih olur. Fakat, dört şeyde şüpheli bırakmak sahih değildir.

Eğer «Bu elbiseyi bugün dikersen bir dirhem, yarın dikersen yarım dirhem var» dese, terzi birinci gün dikerse bir dirhemi alır, ikinci gün dikerse (İmam-ı Âzam «R.A.»'a göre) o terziye Ecrimisil (Yâni benzerin­den ne alırsa, ondan da onu almak) vardır. Fakat bu ecrimisil de yarım dirhemi geçmemelidir. Geçerse o fazla olan lâzım olmaz.

îmâmeyn (R.A.), zikrolunan iki şart ki, (Bîri birinci gün dikerse bir dirhem, diğeri ikinci gün dikerse bir buçuk dirhem vardır, dediği) caiz­dir, dediler. Bunlara göre, yarım dirhemden noksan olup, ziyâde olma­maktır.

Eğer dese ki: «Bu dükkânda Attar (koku satan) olarak durursan ki­rası bir dirhem, Haddât (Demirci) olarak oturursan aylık iki dirhem olsun» dese, bu iki şartta caizdir, (Hangi işi yaparsa tmam-i Âzam «R.A.»\ göre, onun kirasını vermesi lâzımdır).

tnıâmeyn muhaliftirler (bunlara göre, bu biçim îcar bâtıldır ve iki surette Ecrimİsil lâzımdır)[103]

Eğer «Bu binit ile Hıyera'ya (Numan İbni Beşh'in oturduğu şehir) gidersen, ücret bir dirhem, Hıyerayı geçip Kâdisiyye (Küfe ile Hıyera arasında 15 millik bir yer) gidersen ücreti iki dirhemdir, dese veya bu bi­nit üzerine Hıyeraya kadar bir Kür (Ölçek) arpa yükletirsen ücreti bir dirhem, eğer bir ölçek buğday yükletirsen ücreti 2 dirhemdir» dese, te-kaddüm eden mes'eleler gibi sahih olur.

Sefer şartı olmaksızın hizmet için îcara aldığı köle ile sefere çıkmak caiz değildir.

Eğer ki mahcur olan (efendisi tarafından tasarrufdan menedilen) köleyi (Meselâ: Bir ay hizmet etmek için 10 dirheme) îcara tutsa, köle de şart koşulan hizmeti yerine getirip karşılığında' olan ücreti alsa, tutan kimse, köleyi verdiği ücreti ayrıldıktan sonra müracaat edip geri alamaz.

Eğer ki, gasbedilen köle, kendi nefsini bir kimseye îcara verse, gasbe-den kimse de o kölenin icardan kazanıp aldığı ücretini yese, gasbeden kimse (İmam-ı Âzam ıtR.A.n'a göre) tazmin etmez.

İmâmeyn muhaliftirler (Yâni: bunlara göre, o yediği ücreti tazmin eder).

Gasbeden kimsenin, kölenin ücretini yemesinden sonra o kölenin efendisi olan kimse gasbediîen kölenin ücretinden bulduğu şeyi alır (Zira kölenin bütün kazancı efendisine aittir). Köle, kendi ücretini kendisine îcara tutan kimseden bizzat kendisi alması sahihtir.

Kölenin efendisi, kendi kölesini başka bir kimseye iki ay ücrete (îcara) verse, bu iki aydan bir ayını (tâyin etmeden) dört dirheme ve di­ğer ay'ını da 5 dirheme dese, bu îcar akdi sahih olur. Evvelki ay dört dir­hem, ikinci ay da 5 dirhem clese, bu îcar akdi sahih olur. Evvelki ay dört "dirhem, ikinci ay da 5 dirhem almaya işaret vardır. (Çünkü dört lâfzı bi­rinci ay'ı tâkibetmiş, beş lâfzında ikinci ayY takip etmiştir).

Bir kimse, bir köleyi efendisinden îcara alsar o köle de firar etse veya hastalansa (îcara tutanla kölenin efendisi anlaşamsalar) îcara tutan kim­se, bu firar veya hastalık, îcar müddetinin evvelinde vuku buldu diye id­diada bulunsa, kölenin efendisi de, 6 firar veya hastalığın haber vermek­ten bir saat önce vâki ve mevcut olduğunu iddiada bulunsa, bu takdirde hal tahkim olunur.

Eğer köle, o halele dâvada hazır ve mevcut veya hasta olmayıp, sıh­hatli olsa, yemini i!e beraber kölenin efendisi tasdik olunur ve ücret vâ-cibolur. Eğer o halde hazır ve sıhhatli olmazsa yeminiyle beraber îcara tutan kimse, tasdik olunur, (Ücret lâzım ve vâcib olmaz).

Su değirmeninin suyu kesilici ve akıcı olmasında çıkan ihtilâfta, te-kâddüm eden ihtilâf gibidir, (Meselâ: Eğer değirmenin suyu husûmet za­manında kesilmiş ise, soz îcara tutanın olup, ücret lâzım olmaz. Eğer hu­sûmet zamanında alîiyorsa söz yeminiyle beraber değirmen sahibinindir ve ücret lâzım olur).

Elbise sahibi boyacıya: «Kırmızıya boyamanızı emrettiğim halde, sa­rıya boyamışsın» dese, usta da «Bana emrettiğin renkte boyadim» dese, yeminiyle beraber elbise sahibinin sözü kabul edilir.                      

Gömlek ve pijamada olan ihtilâf geçen ihtilâf gibidir, (Meselâ: Elbi­se sahibi (erziye «ben sana. bu elbiseyi pijama için verdiğim halde sen gömlek dikmişsin» dese, terzi de «sen bana gömlek dik diye sipariş ettin» dese söz, açık delilleri olmazsa yeminiyle beraber elbise sahibinindir.

Eğer elbise sahibi yemin etse, boyayı, veya terzi olan kimse elbise­nin boyasız ve dikişsiz olduğu halde kıymetini tazmin eder ve ücreti de yoktur. Veya elbise sahibi o elbiseyi ahp terziye veya boyacıya Ecrimisi-lini verir ki, o ecrimisil ile sözleşmede sahih olan mikdarı tecâvüz etme­melidir.

Elbise sahibi: «Bana ücretsiz olarak diktin» diye iddia eder, usta da ücretle diktiğini söylerse, (îmam-ı Âzam «R.A.»'a göre) elbise sahibinin yemin etmesiyle sözü kabul edilir.

îmam-ı Ebû Yusuf (R.A.)'a göre, eğer san'at ehli ise yemin etmesiyle söz ustanındır.

îmam-i TMuhammed (R.A.)'a göre ise, eğer usta ücretle diktiği mâruf ve meşhur ise, söz ustanındır. [104]

 

Îcar'ı Feshetme Babı

 

İcarda bizzat kasdolunan menfaati fevt edici (yok edici) olan ayıp ile icar sözleşmesi fesih olunur - îcar'a alman evin yıkılması, sulanan ara­zinin veya değirmenin suyunun kesilmesi gibi. Veya icara alman şeyin menfaatinde ayıp meydana gelmekle kar fesih olunur. îcar'a alınan köle­nin hasta olması ve îcara alınan hayvanın yağır olması gibi [105]

Eğer îcar alan kimse, ayıplı olan köle veya hayvan ile ayıplı olduk­ları halde menfaatlansa veya îcara veren kimse, îcara verdiği şeyin ay-bıni yok etse, îcara tutan kimsenin muhayyerliği sakıt olur, (Zira arzu edilen şey meydana gelmiştir).

îcar, özür le fesih olunur. Özür ise, meydana gelen îcar akdinin mu­cibine (gerektirdiği şeylere) devam edip, üzerine yürümekten âciz ol­maktır. Ancak îcar sözleşmesi ile, müstehak olmayan zararı tehammül etmekle olur. Meselâ: Ağrısı sakinleşmiş dişini çekmesi ve onu çekmeğe bir ücretli kimse, îcara tutulduktan sonra, olan hal gibi.

Veya bir düğünün yemeğini pişirmek gibi ki, işçi icarla tutulduktan sonra gelin veya güveği vefat etmiş ise, veya o gelini efendisi bedeli hulû etmişse, bu suretlerde îcar fesh olunur.

İçinde ticaret yapmak için bir dükkân îcara tutup, elinde olan mal yok olup, zayi olsa veya dükkân gibi bir şey îcara verip sonra ona bir borç lâzım olsa da onu Ödemeğe bir şey bulamazsa, ancak o îcara verdiği dükkânın parasından ödemek lazımsa, velevki lâzım olan borç kendi ik­rarı ile sabit oldu ise de zikroîunan zararı tahammül etmek için îcar fesh olunur. Veya kendisine şehirde hizmet etmek için bir köle îcara tut­sa, veya gerek şehirde, gerekse başka yerde olsun icara tutan kimse, o kö­leyi alıp, sefere çıkmak istese, kölenin efendisi İse buna razi olmazsa, îcar fesh olunur.

Veya bir kimse, sefere gitmek için başkasından bir binit (hayvan) îcarlasa, sonra seferden kalmak icâbetse, o icarı feshetmek caizdir.

Eğer îcara veren kimseye seferden kalmak icâbetse, Özür değildir (Yâni: îcar akdini feshetmeye özür değldir).                                               

Fakat, eğer îcara veren kimse, hastalansa, hastalığı İmam-ı Kerhînin rivayetinde özürdür. Asıl rivayette özür değildir.

Sâdece kendisi için çalışan terzi, kendisine elbise dikmek İçin bir köle îcara tutsa, sonra da iflâs etse, o iflâs etmesi özürdür (ve îcar fesh olunur) [106]

Fakat ücretle diken terzi, kendisi için dikilen terzinin aksidir (yâni: bir köleyi icarla tutsa, özür olmaz ve îcar fesh olmaz).

Terzi, sarraflık yapmak için terziliği bıraksa, tekaddüm eden mes'e-Ienin aksidir, (Yâni: özür olmaz, zira terziliği bir tarafda ve sarraflığı da diğer bir tarafda yapar).                                                                               

îcara verdiği şeyi satmakta tekâddüm eden meselenin aksidir, (Yâ­ni: borçlanmadığı müddet icarı feshedici bir özür olmaz).

Bir kimse, terzilik yapmak için bir dükkân îcara tutsa, sonra başka bir iş yapmak için terziliği bıraksa, özür olur ve îcar fesholur.

  Bir kimse, bir akar (ev, tarla) îcara tutsa, sonra da sefere çıkmak istese yine Özür olur ve îcar fesholur. [107]

Kendi nefsine îcar akdettiği halde, iki taraftan birisi Ölürse, îcar muamelesi bozulur [108]. Eğer başkası için akdetmiş ise vekil, vâsi ve vakıf mütevellisi gibi fesholunmaz, (Zira vekil olan kimsenin akdi vekil eden için, vâsisinin akdi küçük için ve mütevellinin akdi İse, vakıf içindir. Bu cihetten fesholunmaz). [109]

 

Îcarla İlgili Müteferrik Meseleler

 

Bir kimse, îcara tutulmuş bir arazinin veya ariyet olarak bırakılmış bir arazinin biçilmiş olan ekinini yaksa, bu yangm sebebiyle başka bir kimsenin arazisinde olan şey (ekin) yansa, eğer rüzgâr o vakitte sakin ise, yakan kimse tazmin etmez. Eğer rüzgâr yandığı zaman şiddetli esi­yorsa, tazmin eder, (Çünkü yangın çıkacağım bildiği halde yakmıştır) [110]

Terzi veya boyacı olan kimse, kendi dükkânında yarıya çalışan bîr kimse oturtsa, akit sahih olur, (Zira ona ihtiyacı vardır. Ve kıyas : Caiz olmamaktır. Zira akit, meçhul ve yarıdan hariç olan malûm değildir).

Bir kimse, bir deveyi Mekke'i Mükerremeye bir yük ile iki kişi gö­türmek için kiralasa, kiralayan için insanlar arasında normal olan mah-mil vardır. (Yâni ne^çok ağır, ne de çok hafif olmalı ve kıyas, meçhul olduğu için caiz değildir).

Eğer devenin sahibi o götüreceği yükü müşahede etse, (cehaleti yok etmek için) evlâ ve alısen olur [111]

Bir kimse, başka bir kimseden bir miktar azık yükletmek için jbîr de­veyi kiralasa, sonra kiralayan kimse yolda o azıkdan yese, kiralayan kimse için yediği şey'in parasını Ödemesi lâzımdır.                       

Bir kimse, evini gasbeden kimseye, «evimi boşalt (evimden çık), bo­şaltmazsan her ayda ücreti falan mikdar olsun» dese, gasbeden de boşalt­mazsa, gasbeden için ev sahibinin söylediği ücreti vermek lâzım olur, (Çünkü îcar ta'yin olunmakla bağlanmış oldu).

Eğer gasbeden kimse, mal sahibinin mülkünü inkârda bulunsa veya inkâr etmese fakat, ben bu evi ücretle istemem dese, her ne kadar ev sahibi, gasbedenin inkârından sonra açık delil gösterse de, ev sahibinin belirttiği ücret lâzım değildir, (Çünkü mal sahibinin mülkünü inkâr et­mekle o belirtilen ücr**0 îâyık olmaz, zira sonradan delil kaim olmasında fâide yoktur).                                                                                        

Bir kimse, kara aldığı şeyi aldığı fiattan yüksek üata icara verse, Scar sahih olur, fakat o ilk defa tuttuğundan ziyâde olanı tesadduk eder. (Çünkü o ziyade kabzolunmadığı müddetçe kârdır).                           

îcar mukavelesi, gelecek zamana izafe edildiği halde sahih olur, (Meıelâ: Ay başı geldiği zaman şu evi sana şu kadar ücretle bir seneye kadar İcara verdim, demesi gibi).

îcar mukavelesi, gelecek zamana izafe edildiği halde sahih olur, (Me­selâ : Ay başı geldiği zaman şu evi sana şu kadar ücretle bir seneye 1ta-îar îcara verdim, demesi gibi).

îcar mukavelesinin fesh olunması,  gelecek  zamana izafe olunduğu balde sahih olur.

Ziraat işlerinde, muamelede, müdârebe ortaklığında, vekâlet (vekil­lik), kefalet (kefillik) ve vâsi tâyin etmede gelecek zamana izafe etmek (bağlamak sahihtir), (Meselâ : Bir kimsenin, ben vefat ettiğimde falan kimseyi vâsi tâyin ettim demesi gibi).

Vasiyet ile gaziliği gelecek zamana izafe etmek sahihtir, Meselâ : imam - Hükümdar olan kimsenin, aybaşı geldiği zaman falan kimseyi hâkim tâyin ettîm, demesi gibi).

İMARATI : (Emirliği) de gelecek zamana izafe etmek sahhitir. (İmam olan kimse, aybaşı gelince falan kimseyi falan vilâyete Emir - Vali tâyin ettim, demesi gibi).

Talâk'i, gelecek zamana izafe etmek sahihtir, (Bir kimsenin kendi ailesine aybaşı gelince boş ol demesi gibi).

Âzâtı, gelecek zamana izafe etmek sahihtir, (Bir kimsenin, kendi kölesine aybaşı geldiği zaman hürsün demesi gibi).

Vakfı, gelecek zamana izafe etmek sahihtir, (bir kimsenin, evim ölümümden sonra vakıf olsun, demesi gibi).

Alıp - satmada, icarda, îcarı fesih'de, taksimatta, şirkette, hibede, nikâhda, ric'atda, maldan sulhta ve a-lacağa ibrâ'da fesih olmaz, (Bunların her birini gelecek zamana izafe etmek sahih değildir. Zira bu eşya temlik kabilindendir. Hemen vâki olur, izafete hacet yoktur). [112]

 

Mükateb Bahsi

 

Kitabet : Bir köleyi yetği cihetinden filhal ([Efendisinin söylediği anda hür kılmaktır, (Yâni : bir kimse, kölesini bin dirhem ödemek üzere hür kılsa, o anda kendisine sahip olur ve istediği' şeyi yapmağa kadir olur). Ve Râkabe (köle cihetinden hür olmak ise, maldadır, (Yâni: şart koşulan bedeli kitabeti ödediği vakitte hür olur).  

Bir kimse, kendi kölesini, velev ki alış verişe aklı varır, küçük te olsa, hemen sözleşmeyi takiben bir miktar peşin mal (para) ile veya -bir seneye kadar müsaadeli veyahutta aylar ile takside bağlayıp her ay ba­şında şu kadar miktar vermek üzere bedeli kitabete âyırsa, köle de bunu kabul etse, o mükâtebe akdi sahili ohır.

Efendisi kölesine «ben senin üzerine bin dirhem kıldım ki, o bin dir­hemi ay başlarında taksitle Ödersin, o taksid ayının başlangıcı (Meselâ : Muharrem) ve sonu Recep ayıdır «Eğer bu şart üzerine bin dirhemi kabul edip verirsen hürsün, eğer vermekten âciz olursan köle'sin» dese, köle de bu şartları kabul etse, ve o iltizâm olunan şey'i mahallinde edâ etse, Kitabet sahih olur. Köle de Mir olur.

Efendi kölesine, «Eğer her ayda yüz dirhem vermek şartı ile bin dir­hem verirsen hür ol dese, talik olur (Yâni; âzad olması mâli ödemesine bağlıdır). Mükâteb olur da denildi.

Kitabet sahih olduğu zaman, mükâteb olan köle, bedelin tesliminden evvel efendinin elinden çıkar, fakat mülkünden çıkmaz, (Kölenin, üze­rinde efendisinin alacağı kaldığı müddet, efendisinin mülkünden çıkamaz).

Eğer efendi kölesinin malini telef etse, tazmin eder, (Zira ecnebi gibi olmuştur).

Eğer efendi mükâtebesine (yâni: mükâtebe cariyesine) cim'a etse (yaklaşsa) yine Ukrunu (Mihrini) tazmin eder. Mükâteb veya çocuğuna cinayet işlese  (Erş - Diyet tazmin eder).

Eğer efendi kölesini, kıymeti üzerine mükâtep yapsa, mükâtep fâsid olur. Eğer köle de o kıymeti öderse, âzad olunur.

Eğer efendi kendi kölesini, başka bir kimse nin, aynı (Meta) elan şeyi üzerine mükâteb etse (Meselâ, «Seni şu köle üzerine mükâteb kıldım dese»), Kitabet fâsid olur. Veya efendi kendi kölesine yüz dirhem bedele mükâteb edip, gerisin geri efendi köle'ye muayyen olmayan bir köle vermek üzere olan mükâtebe, İmam-ı Âzam ile İmam-ı Muhammed (R.A.)'i göre, fâsid olur.

İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, mükâtebe caizdir ve o bahsolu nan yüz dirhem mükâteb ile orta bir köle kıymeti üzere taksim olunuı ve o orta kölenin kıymeti düşürülüp, yüz dirhemden geri kalan miktaı Kitabet mukabilinde sayılır.                                                             

Eğer Müslüman kimse, şarab veya domuz kıymeti ile kölesini mükâ teb yaparsa, kitabet akdi fâsid olur. Eğer köle, efendisine şarap veya do. muzu edâ ederse, âzad olunur.

Efendi, kölesini bir meyte (kesilmeden mundar ölen davar), veyi bir dem (kan) üzerine mükâteb yapsa, o kitabet akdi bâtıl olur ve o ko nuşulan şey'i edâ etmekle o köle âzad olunmaz, (Zira bu ikisi de olmadiğ cihetten akid bâtıl olur).

Fâsid olan kitabet akdinde, mükâteb olan kölenin kıymeti lâzım olur Bu takdirde konuşulandan eksik olmayıp, üzerine ilâve olunur.

Yalnız cinsi zikıolunmüş, vasfı ve nev'i zikrolunmamiş hayvan üze rine kitabet olunmak sahih ve caiz olur. Bu takdirde de orta hayvan veys kıymeti lâzım olur.

Kâfir olan kimse, kâfir olan kendi kölesini takdir edilen şarab ilt kitabete ayırması sahih ve caizdir, (Zira şarab kâfirler hakkında mal ka-bilindendir. Bize göre sirke gibi yâni, ondan alacakta almakda caizdir)

KÖle ile efendinin herhangisi müslüman olsa, efendi için o şarabın kıymeti vardır ve o kö!e o şarabı edâ etmekle âzad olunur. Zira âzad edilmesi şaraba bağlanmıştır). [113]

 

Mükâtebin Tasarrufu Babı

 

Mükâtebe olan köle için, alış veriş yapmak ve kitabet akdinde sefere çıkmaması şart koşulsa bile bir yerden diğer bir yere sefere çıkmak caizdir.

Mükâteb köle için, cariyesini tezviç etmek (nikahlamak) ve kölesini mükâteb kılmak caizdir.

Eğer birinci mükâtebin mükâtebi olan kimse, kendi bedeli kitabet parasını birinci mükâtebin azadından sonra öderse, velâsı (veliliği) birin­ci mükâteVinden (Yâni: efendisi, kendisi ile kitabet akdeden birinci kÖ-le) olur. Eğer azadından evvel kitabet parasını verirse velâsı (veliliği) birinci kölenin velisine intikâl eder, (Mükâteb'in olmaz).

Mükâteb olan kimse için efendisinin izni olmadan kadınla evlenmek caiz değildir, (Zira kÖlelik'den tam kurtulamamıştır. Mükâteb olan köle para ile de olsa, bir şey hibe edemez, tesâdduk da yapamaz. Ancak az olan şey'i tasadduk edebilir, (Zira bu iki şey efendisinin hakkına zarardır).

Kimseye kefil olamaz, yanında bulunan maldan Ödünç veremez, (Zi­ra bunlar da efendisine zarar veren şeylerdendir).

Mal, ile de olsa kendi kölesini âzad edemez, (Zira âzad kitabetten yüksek mertebedir).

Kölesini tezevvüç edemez (evlendiremez) ve kölesini kendi nefsin­den (yâni: efendisinden) izin almadan satamaz.

Küçüğün babası vâsisi* küçüğün azadı hususundaki tasarruf etmek­te, mükâteb gibidirler, (Yâni: Mükâtebe caiz olan şeyler onlara da caiz, caiz olmayanlar onlara da caiz değildir).

Me'zun olan (ticârete izin verilmiş) köle bu zikrolunan, tasarrufdan bir şey'e mâlik değildir, (Zira ancak ticârete izin verilmiştir).

Imanı-ı Ebû Y'ûsüf (R.A.)'a göre Me'zun olan köle için, kendi cari­yesini tezviç etmek caizdir.

Müdârib ile şerik olan (şirketi inan ve müfâveza ile ortak olan) kim­seler tekâddüm eden hilafta me'zun köle gibidirler, (Yâni: bunlara cari­yelerini tezviç etmek câİz değildir. İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.'a göre ise, tezviç etmek caizdir).

Mükâteb köle, köle olan kendi yakını (Babası, annesi ve oğlu gibi) olan kimseleri satmalsa, kendi kitabetine dâhil olur, (Yâni; kendisi gibi mükâteb olur). Kitabet parasını ödediği  zaman  âzad olur ve  mükâteb köle kendi yakınını satın alıp âzad edemediğinin sebebi ise, azada ehil ol­madığı cihettendir.

Eğer mükâteb köle, vilâddan (yakınından) başka (kardeş, amca ve dayı gibi) akraba olan kimseleri satın alsa, tmam-ı Âzam (R.A.)'a göre Kitabete dâhil olmaz, tmâmeyn R.A., muhaliftirler, (Yâni: bunlara göre kitabete dâhil olur).                                                   

Eğer mükâteb köle, kendi Ümmü Veled'ini çocuğu ile beraber satın alsa, o çocuk (annesiyle) kitabete dahil olur, (Zira çocuk kendi babası hükmündedir).

Ümmü Veled, çocuğu ile satın alınsa, Ümmü Veled satılmaz. Eğer o çocuk validesi ile beraber satın alınmadı ise (tmam-ı Âzam «R.A.» a gÖ-re) o Ümmü Veled'in satılması caizdir, tmâmeyn (R.A.) muhaliftirler, (Bunlara göre, satılması caiz değildir).

Mükâteb kölenin cariyesinden olan çocuğu babasının kitabet akdine dâhil olur ve çocuğun kazancı da mükâteb köle içindir.

Mükâteb köle, kendi cariyesini yine kendi kölesine nikâhla sa, sonra da ikisini de mükâteb kıldıktan sonra câriye bir çocuk doğursa, o çocuk cariyenin kitabet muamelesine dâhil olur. Çocuğun kazancı annesine ait­tir, (Zİrâ annesine tâbi olması, babasına tâbi olmadan evlâdır).

ıvıutkâteb köle, kendi efendisinin izni ile, kendisinin hür olduğunu fümeden (yalan söyleyen) bir kadın tezevvüç etse, (nikâhlasa), o kadın da bir çocuk doğursa, doğurduktan sonra da hür olmadığı meydana çıksa, o doğurduğu çocuk (İmam-ı Âzam «R.A.» a göre) köledir, (Çünkü iki kö­leden meydana gelen çocuk da köle olur). İmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre ise, o çocuk hürdür. (Çünkü mükâteb olan kimse, doğan çocuğuna hürriyet hâsıl olmak için, o kadım hür diye tezevvüç etmiştir). Çocuğun kıymeti, mükâteb köle âzad olduktan sonra kendisinden alınır.

Eğer mükâteb köle, efendisinin izni olmadan mâlik olduğu bir cari­yeyi cim'a etse, sonra câriye müstehikka olsa, (yâni başkasının olduğu tebeyyün etse), o halde (mükâteb iken) mükâteb olan köleden cimJa olu­nan cariyenin Ukru (mehri) alınır.

Eğer mükâteb köle, bir cariyeyi fâsid şıra (fâsid satın alma) ile satın alıp, cim'a ettikden sonra akdin fesadiyla lıükmolunup, satıcısına geri ve­rilse, yine Mehri alınır.

Eğer o cariyeyi nikâhla cim'a etse, mükâteb köleden mehri alınmaz. Ancak o mükâteb kölenin azadından sonra alınır. Ticarete nıe'zun (izin verilmiş) olan köle, tekâddüm eden ahval ve ahkâm'da mükâteb olan kö­lenin misli (aynı) dır. [114]

 

Mükateble İlgili Fasıl :

 

Mükâtebe olan câriye, kendi efendisinden bir çocuk doğursa, o câriye isterse kitabet üzerine devam ve sebad eder, isterse kendi nefsini bedeli kitabeti edadan taciz (âciz) eder ve kitabet bedelini Ödedikten sonra (Mü­kâtebe câriye yine efendisinin Üınmü Veledi

Mükâtebe olan câriye, vâki olan kitabetin üzerine nıüslenıir olduğu (devam ettiği) zaman nıehrini efendisinden alır. Eğer efendisi vefat ederse o mükâtebe olan câriye meccâ'nen âzad olur ve üzerinde olan kitabet parası sakıt olur.

Eğer mükâtebe olan câriye vefat edip, bir mikdar mal bıraksa, kita­bet parası ondan ödenir ve kitabet parasından artan diğer vereseleri ile beraber kendi oğluna mîras kalır.

Mükâtebe olan cariyenin, kitabeti sabit olduktan sonra doğurduğu (birinci çocukdan sonra ikinci) çocuğun nesebi efendisinden davetsiz (dâ-vasız) sabit olmaz. (Çünkü mükâtebe olduğu için efendisinin onu cim'a etmesi caiz olmaz). Belki o mükâtebe olan cariyenin doğurduğu çocuk hüküm'de kendi mislidir. (Yâni: annesi gibi mükâteb olmaklık da aynı­dır).

Eğer Mevlâ (Efendi) olan kimse, kendi müdebberini (Efendisi, ben ölünce âzadlısm, dediği kölesini) veya kendi Ümmü Veledini mükâtebe etse, kitabet akdi sahih olur. (Kitabet paralarını ödemeden önce ödeseler âzad olurlar).

Eğer etendi ölürse, Mükâtebe olan Ümmü Veled meccânen âzad olur.

Müdebbir olan kimse, kitabet bedelinin tamamında çalışıp öder ve­ya eğer efendisi fakir ise, iki sülüsü (üçte ikisi) kıymetine çalışır.

İmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, kitabet bedeli, kıymetinin azında veya üçte ikisinin azmda çalışır (Meselâ: Kitabet bedeli 900 dirhem olsa, ve kıymetinin üçte ikisi yediyüz dirhem olsa, yediyüz dirhemi ödemeye çalışır).

İmam-ı Muhammed   (R.R.)'a göre ise,  kitabet bedelinin iki üçte ikisi ile kıymetinin üçte ikisinin azına çalışır.

Eğer efendi, kendi mükâteb olan kölesini, müdebber kılsa sahih olur. Ve mükâteb olup da müdebber olan köle eski kitabeti üzerine devam ve sebat eder veya isterse kendi nefsini bedeli ödemeden âciz kılıp, müdeb­ber olur.

JSğer o müdebber olan mükâteb, o kitabetin üzerine devam ederse efendinin üçte ikisine veya kendi kıymetinin üçte ikisine çalışır.

îmâmeyn ,(R.A.)'a göre ise, mükâteb olan kimse, kitabet bedelinin üçte ikiis ile kıymetinin üçte ikisinin azına çalışır.                       

Bir kimse, kendi mükâtebini âzad etse, âzad sahih olur ve o üŞterİnde bulunan kitabet bedeli sakıt olur, (Zira maksud âzaddır. O da meydana gelmiştir).

Eğer köle olan kimse, sonra verilecek bin dirhem üzerine mükâteb olsa, sonra bu mükâteb kendi efendisi ile peşin beşyüz dirhem vermek üzere sulh olsa, o sulh istihsânen sahih olur. Kıyasda ise caiz olmamaktır.

Eğer hasta olan kimse, pahası bin dirhem olan köleyi bir seneye ka­dar ikibin dirhem üzerine mükâteb edip, hasta vefat etse, halbuki vefat eden hastanın o mükâtebinden başka malı da olmasa vereseler de bu ki­tabete icâzat vermeseler (kabul etmeseler) mükâteb olan kimse, kitabet bedelinin üçte ikisini peşinen öder, diğer üçte birini de senesine kadar öder. Veya İmam-ı Âzam île İmam-ı Ebû Yûsuf'a göre, tekrar kölelik hâ­line avdet eder (döner).

İmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre ise, kıymetinin üçte ikisini öder ve geri kalan üçte birini senesine kadar öder, eğer bedeli Ödemekten çe-kinirse, tekrar kölelik hâline avdet eder.

Eğer hasta olan kimse, kendi kölesini bin dirhem üzerine mükâteb kılsa, halbuki kölenin kıymeti ikibin dirhemdir. Verese olanlarda o kita­beti caiz görmeseler bu takdirde mükâteb olan kimse, kıymetinin üçte ikisini peşinen öder veya ittifakla tekrar kölelik hâline avdet eder. Bey'in bâzı ahkâmı, kitabetin ahkâmı gibidir.

Eğer hür olan kimse, bir kimsenin kölesini bin dirhem.vermek üzere mükâteb kılsa, ve (hür olan kimse) bin dirhemi kölenin efendisine ödese, köle âzad olur ve hür kimse bin dirhemi almak için teberru ettiğinden dolayı köleye müracaatta bulunmaz.

Eğer köle o akdi, kitabet bedelini Ödemezden önce kabullenirse, mü­kâteb olur.

Eğer efendi, hazır olan bir köle ile orada bulunmayan bir köleyi mü­kâteb kılsa, hazır olan köle kendisi ve orada bulunmayan köle için kita­beti kabul etse, sahih olur. Sonradan orada bulunmayan kölenin kitabeti kabul ve reddetmesi lâğv (muteber) değildir.

Orada hazır bulunan köle, bütün bedeli ile talep olunup almır. Ora­da hazır bulunmayan köle ise, bedelden bir şeyle (tamamı veya yarısı ile) alınmaz, (Zira akd üzerine bağlanmıştır).

Orada hazır bulunan köle ile bulunmayan köleden herhangisi, o ki­tabet bedelini ödese, efendi olan kimse, o bedeli kabul etmeğe cebrolunur ve kölenin ikisi de âzad olurlar. O iki köleden hiç biri verdiği maldan do­layı diğerine vermesi için müracaatta bulunamaz.

Eğer mevlâ (efendi) ikisini beraber mükâteb kılsa, yine cebroîunur. Eğer üzerinde olan kitabet mâlini (parasını) öderlerse, âzad olurlar, Öde­meden âciz olurlarsa tekrar köleliğe dönerler.

Bu iki kölenin biri kendi hıssasmı Ödemekle âzad olmaz. Fakat bu iki köle ayrı ayrı iki adamın olsa, tekâddüm eden mes'elenin aksinedir, (Yâni: her birisi kendi hıssasmı ödese, âzad olur)r

tki mükâtebin biri kitabet parasını Ödemekten âciz olsa, sonra diğeri o bedelin tamamım ödese, ikisi de âzad olurlar (ve bedelin tamamım ve­ren kimse, diğerine hissesine düşen parayı almak için müracaatta bulu­namaz).

Eğer bir câriye, kendi nefsinden ve iki küçük çocuğundan dolayı mü­kâteb etse, kitabet akdi çâiz ve sahih olur. Ve herhangisi kitabet bedeli-. nin tamamını kendi yanından ödese, Mevlâ olan kimse o bedelin kabûlü-V.'ne cebroîunur ve hepsi de âzad olurlar. Ve ödeyen kimse diğerlerine hisr salanna düşen parayı vermeleri için müracaatta bulunmaz. (Zira teberru' etmiştir). [115]

 

Müşterek Kölenin Kitabeti Babı

 

Bir kölede ortak olan iki kimseden birisi, diğer ortağına kendi hıssa-sını bin dirheme mükâteb etmeğe ve bedelin bir kısmını köleden almaya izin verse, bu ortak diğer ortağın sözüyle yürüyüp o bedelin bir kısmını köleden alsa, sonra mükâfeb köle bedelin geri kalan kısmını ödemekten âciz kalsa, bu takdirde o alman kısım (alınan para) İmam-ı Âzam (R.A.)'a göre, hassaten, alan kimsenin olur. îmâmeyn (R.A.), muhaliftirler, (Yâni ikisi arasında müşterektir).

Bir câriye, ki ortağın, memlûkesi (kölesi) oîup, o iki ortak o cariyeyi nıükâtebe olduktan sonra o iki ortağın biri onu cim'a edip bir çocuk do-ğursa, ve iki ortaktan birisi çocuğu, dâvada bulunsa, sonra mükâteb olan câriye bir çocuk daha doğursa, onu da diğer ortak, iddiada bulunsa, ve o cariyede kitabet bedelini ödemeden âciz olsa, câriye evvelki dâva eden ortağın Ümmü Veledi olur ve evvelki dâva eden ortak, ikinci ortağa (O müşterek olan cariyeyi cima' ettiği cihetten) o cariyenin kıymetinin ya­rısını ve mehrimn de yarısını tazmin' eder. Ve ikinci olan ortak (birinci için) o cariyenin mehrinin tamamım ve ikinci çocuğun kıymetini tazmin eder. (Çünkü başkasının Ümmü Veledini cima' etmiştir) ve ikinci çocuk, ikinci cima' eden ortağın oğlu olur ve o iki ortakdan herhangisi o mehri cariyeye âcize olmazdan evvel verse (Imam-ı Âzam «R.A.»Ja göre) caizdir.

İmâmeyn (R.A.) hümaya göre ise, ikinci çocuğun nesebi ikinci cima' eden kimseden sabit olmaz (Zira birinci ortak birinci çocuğu iddia et­mekle câriye ona Ümmü Veled olmuştur, böyle olunca ikincisinin cima' etmesi caiz değildir). İkinci ortak birinci ortak için ikinci çocuğun kıy­metini tazmin etmez. İkinci çocuğun hükmü annesinin hükmü gibidir. İkinci meîırin tamamım tazmin eder. İmam-ı Ebû YûsTif (R.Â.)'a göre, mükâtebe olduğu halde evvelki ortak o cariyenin yarı kıymetini tazmin eder, İmam-ı Muhammed (R.A.)'a göre ise, yarı kıymetinden ve bedel­den baki kalanın yansından azını tazmin eder.

Eğer ikinci ortak, cariyeyi cima' etmeyip müdebber kılsa, câriye de kitabetten (kitabet bedelini vermekten) âciz olsa, o tedbir (cariyeyi mü­debber kılmak) bâtıl olur, o câriye evvelki cima' yapan^ ortağın Ümmü Veledi olur ve çocukta yine evvelki ortağın olur. Evvelki cima* eden or­tak diğer ortağı için cariyenin yan kıymetini ve mehrin de yarısını taz­min eder.

İki ortağın birisi, o cariyeyi zengin olduğu halde âzad etse, câriye de kitabet bedelini Ödemekten âciz olsu, âzad eden ortak diğer ortağına ca­riyenin yan kıymetini tazmin eder ve âzad eden kimse (İmam-ı-/.Azam «R.A..»'a göre) cariyenin üzerine tazmin ettiği yarı kıymeti ile müracaatta bulunur. İmâmeyn (R.A.) huma'ya göre ise, zengin olan ortak tazmin eder, mükâtebenin efendisi fakir olursa, mtikâtebenin üzerine çalışmak vâcib olur.

İki ortağın birisi aralarında müşterek olan köleyi müdebber etse, sonra diğer ortak zengin olduğu halde köleyi âzad ese, o zengin olan müdebbir (köleyi müdebber kılan) o âzad edilmiş olan kimseye isterse yarı kıymetini tazmin ettirir. Veya isterse köleyi çalıştırır veya köleyi kendisi de âzad eder.

Eğer evvelki suretin aksi olsa (Yâni: iki ortağın birisi köleyi âzad etse, diğer ortak da o köleyi müdebber etse, bu takdirde) köleyi müdeb­ber kılan kimse isterse, âzad eder ve isterse çalıştırır ve bu âzad eden (tmam-ı Azam «R.A.» a göre) tazmin etmez.

İmâmeyn (R.A.)'a göre İse, eğer iki ortağın birincisi o köleyi mü­debber kılsa, zengin olsun fakir olsun kıymetinin yarısını tazmin eder ve ikincinin âzad etmesi lâğv (bâtil)  olur.

Eğer iki ortağın evvelkisi âzad etse, âzad eden zengin ise ikinciye, tazmin eden fakir İse, köleyi çalıştırır ve diğerinin müdebber kılma$ı lâğv olur. [116]

 

Mükâteb'in Acizliği Ve Ölüm Babı

 

Mükâteb olan köle, bir şey'in muayyen olan taksidini vermekten âciz olduğu zaman, eğer mükâteb olan kimseye gelecekte bir mâlin hu-sûlü (Meydana gelmesi) umulup beklenirse, Hâkim olan kimse onu ta­ciz (İşkence) etmeğe acele etmez, iki veya Üç gün mühlet verir. Eğer o mükâtebde gelecekte bir malın meydana gelmesi tevekkû olunup umul-mazsa, Hâkim olan kimse onu taciz eder ve eğer efendisi feshi isterse, kitabeti fesheder. Veya efendisi rizasİyle onu taciz eder.       

İnıam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, o mükâteb, üzerinde iki taksid arka arkaya devam etmediği müddet, taciz olunmaz.

Mükâteb olan kimse, kitabet parasını vermekten âciz olsa, üzerine köle ahkâmı avdet eder (gerisin geri döner). Mükâtebin elinde ne varsa efendisînindİr.

Mükâtebin elinde olan şey, aslı sadakadan da olsa, efendisine halâl olur  (Çünkü o  mükâtebin kazancı  efendisinindir).

Eğer mükâteb olan, âciz kalmaksızın kitabet bedelini îfa ederek malı olduğu halde vefat etse, kitabet fesh olunmaz ve üzerinde bulunan kitabet kendi malından ödenir.

Mükâteb köle Öldükten sonra, hayatının son cüz'ünden âzadma hükmolunur, kitabet bedeli ödendikten sonra, malından baki kalan mik-dar vârislerine miras olur. Ve hayatta iken evlât veya kitabet zamanın­da doğan evlâd ve kendisiyle beraber mükâtebe olunmuş olan evlâd teb'tyyet yoluyla veya kast yoluyla âzad olunurlar.

Eğer mükâteb köle, kitabet bedelini ödeyecek bir şey bırakmazsa, mükâteb kölenin de kitabet akdi yapıldığı zamanda doğmuş bir çocuğa bulunsa, o çocuk babasının üzerinde bulunan takside karşılık çalışır. Ço­cuk o taksidi ödediği zaman kendisinin azadına ve babasının da Ölmeden hayatının son cüz'üne hükmolunur.

Kitabet olan kimsenin, kitabete ayrıldığı zaman da mevcut çocuğu bulunmayıp, bir müştera çocuğu (kendi kendisiyle beraber satın alın­mış oğlu) olsa, ya bu satın alman çocuğun üzerinde olan mâli derhal peşinen öder, veyahutta (Iraam-ı Âzam «R.A.» a göre) tekrar köleliğe avdet eder.

îmâmeyn (R.A.) hüma'ya göre ise, bu müştera olan çocuk, babasına tâbi olmakla mükâteb olduğu için kitabet hâlinde olan çocuğu gibidir. (Yani: çocuk babasına tâbi olmakla mükâteb bedeli olarak çalışır).     .

Eğer mükâteb olan köle vefat etse de, hürre olan kadından (nikâh­lısından) doğma bir çocuk ile, insanlarda kitabet bedelini ödeyecek bir mikdar alacak bıraksa, sonra o çocuk bir kimseyi cinayetle yaralasa, hâkim de cinayet diyeti ile anne olan âkilenin üzerine hükmptse, hâki­min verdiği bu hüküm o nıükâtebin âciz oMuğuna hüküm olamaz (Zira hüküm kitabeti nefyedici değildir).

Eğer anne olan kimsenin mevlâlari İle babanın mevlâlan (efendile­ri) o çocuğun vilâsmda (veliliğinde) münâkaşa etseler, Hâkim de velili­ği annenin, mevlâsma hükmetsc, bu hüküm, o mükâteb Qİan kimsenin aczine hükümdür.

Köle olan kimse, cinayet işleyip yaralasa, o kölenin efendisi de kö­lenin cinayetinden haberi olmadığı halde köleyi mükâteb kılsa, köle de kitabet bedelini vermekten âciz olsa, efendi muhayyerdir, isterse köleyi yaptığı cinayet mukabilinde, cinayet yaptığı kimseye verir ve isterse cinayet diyetini verir.

. Eğer mükâteb olan kimse, bîr cinayet işlese de mûcibiyle hükmolun-mazdan evvel (Hâkimin kararından evvel) kitabet bedelini vermekten âciz olsa, yine efendisi Ödemekle diyet vermek arasında muhayyerdir.

Eğer cinayet diyetiyle hüküm olunduktan sonra kitabet bedelini ver­mekten âciz olsa, o verilen cinayet bedeli; üzerine borç olur ve onun se­bebiyle satılması câİz olur.

Mükâteb olan kölenin efendisinin Ölümü ile, kitabet akdi fesih olun­maz. (Zira kitabet kölenin hakkıdır). Mükâteb olan köle üzerindeki ki­tabet bedelini efendisinin vârislerine, yapılan şartlara göre taksitle öder.

Vârislerin bîr kısmı, o mükâteb köleyi âzad etse, nafiz (geçerli) ve sahih olmaz, (Zira kendisinin olmayan şey'i âzad etmiştir). Vârislerin tamâmı âzad etseler, meccânen fizad olunur. [117]

 

Kölelikde Velâ  (Evlilik Ve İrs) Bahsi

 

Âzad edilmiş kölenin velâsı (velilik hakkı), onu âzad eden kimsenin hakkıdır. Bu vuku bulan âzad; gerek köleyi müdebber kılmakla (efendisi, ben ölünce âzad olsun, demekle) olsun, gerek cariyeyi istîlâd etmekle (Çocuk talep etmekle) olsun, gerek mükâteb etmekle olsun, gerek vasiyet etmekle olsun, ye gerekse akrabanın mâlikiyyeti ile (yakım meselâ: Ya-kîni olan kimse, onu satm alsa veya hibe etse, veya vasiyet etse veyahut-ta mâlik olsa, âzad olur. Bu mes'elelerde erkek ile kadın beraberdir).

Mevlâ olan kimse, kendi kölesini âzad edip veliliğini kendinden baş­kasına şart kılsa veya ondan vâris olmamakîığı şart kılsa, şartı İfiğv (bâ­tıl) olur. (Zira efendiye muhalefet olduğu gibi şer'i şerife de, muhalif olur).

Bir kimse, köle olan kocasından hâmile olan cariyesini, f âzaH etse, o câriye de âzad olunduktan sonra altı aydan az bir zamanda doğursa, o doğan çocuğun veliliği âzâd eden kimseden (yâni : annesinin mevlâ-, sindan) başka kimseye ebedî intikâl etmez.

Eğer köleden hâmile olan câriye, iki çocuk doğursa, biri altı ay'a varmadan doğsa, yine velilik âzad eden kimsenindir.

Eğer altı aydan sonra doğursa, yukarıda geçen hüküm gibi, yine veliliği âzad eden kimsenin olur.

Lâkin o çocuğun babası olan kimse, âzad olunsa, kendi oğlunun ve­liliğini kendi mevlâsına cerreder (çeker).

Evvel olan kimseler (Yâni: Annenin mevlâsı), diğerlerinin üzer­lerine (Babanın mevlâsına) çocuk için verdikleri diyetle çekmeden Önce müracaatta bulunamazlar.

Mevlâyı mevâlisi var olan bir Acem'i (Arabdan başka birisi), âzad edilmiş olan bir cariyeyi nikâhlasa, nikâhdan sonra o âcemi'den bir ço­cuk doğursa, bu takdirde, doğan çocuğun veliliği o âzad edilmiş olan cariyenin mevlâsımndır. İmam-i Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, o çocuğun hükmü iki surette de babasının hükmü gibidir.

Âzad eden kimse, Zevil erham üzerine mukaddem ve asabeyi nese-biyeden sonradır.-

Efendi olan kimse, (âzad ettikten sonra) vefat etse, -sonra âzad edi­len de vefat etse, bu takdirde âzad edilenin irsi (terk ettiği) efendisinin yakını olan*veresenindİr.

Vefat eden. Seyyid'in (efendinin) bir .oğlu ile bir babası kalsa, ikisi mevcut olup, bir araya toplansa, Miras, İmam-ı Âzam ile İmam-ı Mu-hammed  (R.A.)'a göre, Baha'nın olmayıp oğlun olur.

tmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, babanın kalan mîrasdan altıda biri vardır ve geri kalanı oğlundur.

Vefat eden Seyyid'in vârisleri, karabette (yakmhkda) müsavi olsa­lar, (Meselâ : hepsi kendi evlâdı veya torunları olsalar) aralarında tak­simatta müsavi olur.

Nisa (Kadınlar) Taifesine veliîik'den bir şey yoktur. Ancak âzad ettikleri veya âzad ettikleri kimselerin âzad ettikleri veya mükâteb kıl­dıkları veya mükâteblerinin mükâteb kıldıkları kimselerin veliliği (Ak­rabalık hükmü)  vardır İlâ âhiril Hadis.

(Bâzı rivayette bu metinde geçen hâdis-î şerifde ziya delik vardır ki, bu hadis-i şerifi teemmül ve tedebbür edip anla!) [118]

 

Velânın   (Veliliğin Ve İrsin)   Kesinleşmesi İleİlgili Fasıl

 

Mevlâla'nmn Mevlâhğmm (Velî olmalarının) sebebi akid'dir, (Me­selâ bir akil ve baliğ veya aklı eren sabî kimse, kendi babasının izni ile veya vasisinin izniyle, nesebi meçhul arabdan başka bir kimse, ne za­man olursa sana vârisin olayım ve senden bir cinayet zuhur ederse, di­yetin üzerime olsun dese, Mevlel Muvâlat olur).

(Mevlel Muvâlat:  Mevlâlarmm Mevlâliğı üç şartla sahih olur:

a)  Mevlel  Muvâlat'm azatlısı  olmak,

b)  Arab olmamak,

c)  Kimseye mensup olmamak  ve  nesebi  mâruf olmamaktır).

Binâenaleyh, Acem'i olan bir kimse (Arab'dan başka kimse); Bİr kimsenin (Zeyd'in) eliyle İslâm'a gelse, o delâlet eden (Zeyd) o âcem'i kimseye, muvâlat (Dostluk) edip kendisine vâris olmak üzere ve işlediği cinayeti kabul edip diyetini vermek üzere veya kendisinden başkasının delaletiyle İslâm'a geleni muvâlat etse, (Mevlâsı olsa) eğer İslâm'a ge­lenin âzadlığı olmazsa, bu âkid sahih olur.

Acem olan kimsenin diyeti, o Mevlânın üzerinedir. Eğer Acem olan kimsenin vârisi yoksa, Mirası da Mevlfi'nın'dır.

Dost olan kimse, mirasda Zevil Erham olan kimselerden sonra gelir, (Zira Zevil erhamlar akrabalık ile vâris olurlar. Akrabalık ise, Velîlik-den  daha kavidir).

Velilik akdini yapan kimse, kendisine Velilik ettiği kimsenin diyeti­ni vermediği müddet, o kendisine Mevlâ tutan için, o Mevlânm huzurun­da o velilik akdini söz ile feshetmek ve arkalayı o mevlânın üzerinde olan veliliği başkasına nakletmek fiili ile fesh etmesi caizdir.

Mevlâ olan kimse, kendisine velî olduğu kimseden veya çocuğundan dolayı diyet verse, mûli olan (kendisine Mevlâ tutan) kimse ve bunun çocuğuna   (arzuhal  olduğu için)  akdi  feshetmeleri câîz  değildir.

Âlâ - Yüksek olan kimse için, Muvâlat câiz'dir ki, aşağı olan kimse­nin velasından beri olsun, aşağı olanın hazır bulunmasına lüzum olma­dığı için.

Nesebi meçhul kâfir bir kadın nıüslüman olup, muvâlat etmese, veya veliliğe ikrar etse, sonra o kadın nesebi meçhul olan bir çocuk doğursa veya kendisiyle beraber nesebi meçhul bir çocuğu alsa, (tmam-i Âzam «R.A.» a göre) o çocuk o kadına Veliliğin sabit olmasına tâbi olur.

İnıâmeyn   (R.A.)  muhaliftirler,   (Bunlara gb're tâbi olmaz). (Velhamdülillâhi Kabbil Âlemin). [119]

 



[1] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 204-206.

[2] Kadının hâkim olabilmesi, Şer-Î Şerifin emir ve nehiylerıne riâ yet etmesi şartı ile caizdir. Fakat Şer'î tesettüre riâyet etmeyen bir kadına

hâkimlik ^verildiği takdirde o millet ve memleketin felah bulamıyacağı beyan edilmiştir.

Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bir hâdis-i şeriflerinde meâlen §öyle buyurmuştur:

«İşlerinin başına bir kadın geçiren bir millet, asla felah bulamaz.»

BUHABt

Diğer bir hâdis-i şerifde de meâlen şöyle buyrulmuştur:

«Ey ümmeti Muhammedi Eğer sizin âmirleriniz hayırlılarınızdan ve zenginleriniz sahavetli kimseler olursa, ve işlerinizi aranızda müşavere ederseniz, bu takdirde yerin üstü, sizin için altından daha hayırlıdır.

— Ve eğer sizin âmirleriniz, şerlilerinizden ve zenginleriniz pahil kimselerden olursa ve işlerinizi kadınlarınıza havale ederseniz, işte bu takdirde de, yerin altı, sizin için üstünden daha hayırlıdır (yâni ölmeli yaşamaktan daha hıyrlıdır)»                                                       TÎRMİZÎ

Bu hadis-i şeriflerin hükümleri ile ilgili bâzı mes'eleler «İSLÂMDA TESETTÜR ve HAYA» adlı eserimizde ve Ömer Nasûhi Bilmen üstadı­mızın Hükûk-u îslâmiye adlı eseri ile Ahmed Dâvudoğlu    üstadımızın .«Selâmet Yolları» adlı eserinde izahat verilmiştir.

[3] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 207-210.

[4] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 211-212.

[5] İLGİLİ FETVALAR:

Bir rri'ahaİlede sakin olan Zeyd'in mahallesinin halkı, fısku fücuruna (kötülüklerine) muttali olmaları ile hâkime varıp duyurup Zeyd'i ma­halleden çikarttırmaya kadir olurlar mı?...

ELCEVAP... Hâkim fışkı fücurdan yasaklar ve men eder. Eğer bu yol ile men olunmaz (kötülüğü işîemekden vaz geçmez) ise, mahalleden ihraç olunur.                                                         ABDURRAHİM, C. 2, 422

Bu fetvada beyan.edildiği üzere ahlâksız kadın ve erkeklerin o ma­halleden kaldırmaya baş vurmak hem dinî ve hem millî "bir vazifedir. Bu vazifeyi yapmayan her ferdde mes'uliyette müşterektir.

Bir kasabada müslümanların mahallesinde camii şerif yakınında Amr bir kaç oda bina ettirip meyhane ittihaz etmekle içinde fâsıklar toplanıp _ dâima müskirat satılıp lehvîyatîa şarap içseler, şer'î kanun hâkimi bun­ları nehyedip Amr'i o odaları meyhane olarak kullanmaktan men etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP../Olur.                                          ABDURRAHİM, - C.Zf 422

Zeyd, bir vakıf kabristanı evine ilhak edip üzerine bina yaptırsa, he­men hâkim Zeyd'e binasını söküp kabristanı evinden ifraz edip (ayırıp) ve kabristanlık olmak üzere baki koymaya kadir olur mu?...

ELCEVAP... Olur.

Bu son fetvada da calibi dikkat bir mes'ele beyân edilmektedir. Zira kabristanı satıp alanlar çoğalmış ve alanlar, kabristan üzerine koca koca binalar yaptırmışlar.

Hiç hak ve mâlikiyyeti olamıyacağı ve hattâ hakkın emrini yerine getiren hâkimin bile yapılan' binaları yıkdırmaya yetkisi bulunan böyle yerlerde, sanki suçsuzmuş gibi surûıiu-surûrlu gezenler ve oynaşıp gülü-şenler pek çoktur.

Dünyada yaşayan insanlara ve mal mülklerine gözlerini diken bir millette elbette Öbür dünyaya göç edenlerin mekân ve meskenlerini de tahrip etmekten çekinmezler. Zira onlar manen ölmüş ve gözünü dünya doldurmuş hiç bir şey düşünmüyor ve hak hukuk tanımıyor. Suretleri insan şeklinde olan bu zavallılar, sîret ve hakikatta yamyam ve yabanî mahlûklara dönmüşler.

[6] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 214-216.

[7] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 218-220.

[8] Şehâdet: Lûgatta, bir yerde hazır olmak manasınadır.     Falan| harbe şâhid oldu denilir ki, orada bulundu manasınadır. Onun için harbde Ölenlere şehid denilmiştir. Zira orada hazır olmuş ve ölüm orada gel­miştir.                                         

Şer'î" tarifi metinde geçtiği" üzere, bir kimsenin diğer bir kimsede olan hakkını isbât etmek için hâkimin huzurunda ve iki hasmın karşıla­rında «şehâdet ederim» sözü ile haber vermektir.

Şâlıid : Hâkimin ve hasımların huzurunda haber veren kimseye «şâhid» denir.

Meşhudun leh : îki hasımdan lehinde şâhidlik yapılan kimseye denir.

Meşhudun aleyh : îki hasımdan aleyhinde şâhidlik yapılan kimseye denir.

Meşhudun bili: îki hasmın arasında şâhidlik yapılan hakka «meşhu­dun bih» denir.

Şehâdet ve şâhidliğin meşruluğunu nâtık olan delillerin bâzılarını meâlen nakledelim.

Kitabdan olan delillerin mealleri:

«Ve (ey müslümanlar!) sizin erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutunuz ve o iki şahit erkek olmaz ise, şehâdetlerine râzi olacağınız kimselerden! bir erkek ile iki kadın şahit tutunuz. (Zira) bu iki kadından biri unuta­cak olursa, ona diğeri hatırlatsın. Şâhidler de, (şehâdete) davet edildik­leri zaman kaçınmasınlar (gördükleri ve bildiklerini saklayarak bir hak­kın zayi olmasına sebebiyet vermesinler».)          BAKARA SÛRESİ, 283

«Ve (ey mü'minler! gerektiği yerlerde) sizden iki adalet sahibim de şâHit tutun ve şehâdeti Allah için doğruca îfâ edin.»     TALAK Sûresi, 2

Şahitliği yapmayan veya yapmak gerektiği zaman bildiği gördüğü halde bilnıemezlikteıı ve görmemezlikten- gelen kimsenin kötülüğünü be­yan eden şu âyeti celiyle meâlide şayanı dikkattir:

«(Ey şahitler!) Şehâdeti gizlemeyiniz. (Zira) onu kim gizlerse, onun kalbi günahkârdır.»     BAKARA SÜRESİ, 283

Ve yalancı şâhidlikde bulunmanın kötülüğü de şu mealdeki âyeti celiyle ile beyan edilmiştir :

«Artık putlardan ibaret olan pislikden kaçının ve yalan lakırdıdan (hilafı hakikat şahadetlerde bulunmaktan)  kaçının.»   HAC SÜRESİ, 30

Sünnetten bir kaç delil meali*şöyledir :

«Size şahitlerin en hayırlısını haber vereyim mi? Şehâdeti, kendisin­den istenmeden edâ eden kimsedir.» MÜSLİM

[9] İLGİLİ FETVA :

Zeyd, Amr'in zimmetinde olan şu kadar para hakkını dâva edip ve Amr inkâr etmekle Zeyd bu hususu bilenlerden olup şehâdetleri makbul olan Bekir ve Beşir'den şehâdet talep ettiğinde, bunlar şehâdet kendileri­ne münhasır iken şehâdeti ketm etseler (gizleseler) bunlara ne lâzım ohıij? ELCEVAP... Günahkâr olurlar.                                           

[10] İLGİLİ FETVALAR :

Zinanın sabit olmasında şahitlik nisabı kaçtır?...                          

ELCEVAP... Dört erkektir.   ABDURRAHİM, C. 2, |oi

Hırsıza şehâdet eden kimseler ne şekilde olması gerek ve kaç kimse olması gerektir?... ELCEVAP... iyilikleri kötülüklerine galip iki kimse kifayet eder.

ABDURRAHİM, C. 2, 402

Livâtanın sabit olmasında erkeklerden iki şâhid kifayet eder mi, yok­sa dört şahit lâzım mıdır?,.. ELCEVAP... iki şâhid kifayet eder.                       ALİ EFENDİ, C. 1, 381

Zinanın sabit olmasında erkeklerden iki şâhid kifayet eder mi, yoksa dört şâhid lâzım mıdır?... ELCEVAP... Dört şâhid lâzımdır.                         ALİ EFENDİ, C. 1, 381

Zinanın sabit olması için dört erkek şahidin olmasını beyan eden âyei celiyle meali şöyledir :

«Hürre ve namuslu nıüslümau kadınlara zina isnat eden, sonra da dört şahit getiremiyen kimselere seksen değnek vurun ve onların şehâ-detlerini ebediyyen kabul etmeyin ve onlar İse, fâsık* kimselerdir.»

NUR SÜRESİ, 4

Zinânm, hırsızlığın, içkinin ve iftiranın cezaları hakkında ikinci cil­din «Hadler = Cezalar Bahsi» adı altındaki sahifelerde uzun izahat ve­rilmiştir. Erbabı mütalâa oraya müracaat eder.

[11] Yâni şâhid olacak kimselerde istenilen temiz ve güzel vasıflatır bulunması şarttır. Aksi takdirde şehâdeti kabul olunmaz.

İLGİLİ FETVALAR

îslâmm şartlarını bilmeyen Zeyd ve Amr'in şehâdetleri, makbul ojuı mu?... ELCEVAP... Olmaz.

Bu surette hâkim olan Bekir, Zeyd ve Amr'in   .şehâdetlerini kabul edip ve mûcibiyle hükmetse, hükmü nafiz olur mu? ELCEVAP... Olmaz  NETİCE, 307

Zeyd'den küfür kelimesi sâdır olup üzerine tecdidi îman ve nikâh lazım olduğunda Zeyd tecdidi îman etmeden bir hususa şehâdet etse, makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.   BEHÇE  c   ^ 3g5

Zimmı Zeyd, şerefi islâm ile müşerref oldukdan sonra bir müddet geçince Zeyd, Amr'in Bekir'in zimmetinde olan şu kadar para hakkında

(alacağına) şehâdet ettiğinde bu müddet zarfında Zeyd'den adaleti dü­şürücü bir şey sâdır olmuş değil iken Bekir, «mücerred Zeyd'in islâmiyeti yeni olmakla şehâdetini tutmam» demeğe kadir olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.    CEHÇE, C. 1, 397

Âdilin mânası nedir?

ELCEVAP... İyilikleri kötülükleri üzerine galip olup, büyük günah sahibi olmayıp ve küçük günahlara musir olmayan adamdır. İBNİ NÜCEYM, 223

İslâmiri şartlarını bilmeyen Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.        BEHÇE, C. 1, 400

[12] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 221-226.

[13] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/227-229.

[14] İLGİLİ FETVALAR:

-Âmânın'(körün), ve özürsüz cer ve istenmeyi âdet edinen kimselerin şehâdetleri makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                         ABDURRAHİM, C. 2, 404

Âmâlık (körlük) arız olan Bekir ve Beşir Amr üzerine şehâdet etse­ler makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                         ABDURRAHÎM, C. 2, 404

Âmâ (kör) olan Zeyd'iri şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.  ALİ EFENDİ, C. 2, 38S

[15] Küçük çocuğun ve kölenin şehâdetleri makbul değildir. Zira biri küçük aklı ermez, diğerinin ise köleliği şehâdete mânidir. Sebebi de hiz­metçinin ağaya şehâdeti makbul değildir.

İLGİLİ FETVALAR

Küçük Zeyd, bir hususda Amr'in iddiasına şehâdet etse, makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 1, 387

Küçük Zeyd, mümeyyiz bir hususu muayene edip (büyüyüp) baliğ olduktan sonra şeMdet etse, makbul olur cıu?... EECEVAF... Olur.                                               ALt EFENDİ, C. 1, 387

Zeyd'in Amr ile bir hususa müteallik dâvasında Zeyd'in iddiasına ryârmcle fmaiyyetinde) olan hizmetkârları Bekir ve Beşir'in şehâdetleri makbul olur mu?... EECETAP... Olmaz.                                                      BEHÇE, C. 1, 401

HSdtm (fiizmetei)  olup âzâdli olan Zeyd'in şefrâdeti şer'an makbul dhrr mw?... ELCFVAP... Olur. ALİ EFENDİ, C. 1, 387

Zevd'in  iddiasına Amr'in âzâd edilmemiş kölesi    Bekir'in şehâdeti m^VKiıl olur mu?... FL€WVAr\.. Olmaz.                                                            FEYZİYE, 292

Zeyd, küçüklüsünde şehâdeti üzerine alıp baliğ oldukdan sonra edâ etfee, mafcbnl oîor mu?...

 Örer.    ALt EFETCDf, C. 1, 387

[16] Müslüman Zeyd'in üzerine iftira haddi (cezası seksen dernek)

« oftuaüftiktan sonra Zeyd Amr'in iddiasına şehâdet etse, makbtsl olur mu?... İELCKVAP_ Öîraaz. ALÎ EFENDÎ, C. 1, 392

[17] A«*TMan olan baba. dede ve vukarı ecdâd ve o&lu. okulları asathva do£ru sü&Merin şahitlikleri makbul değildir, Bunlardan başka akraba ve yakınların şahitlikleri makbuldür.İLGİLİ FETVALAR:

ZfcyeHn iddiasına Amcaları Amr ve Bekir'in şehâdetleri makbul olur mu?...

... Ofar.    ABDUBRAHİM, C. 2, 405

Zeyd'in iddiasına üvey babası Amr'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEYAP... Olur. ALİ EFENDİ, C. 1, 395

Zeyd'in iddiasına ana baba bir kardeşi Amr'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olur.       ALİ EFENDİ, C. 1, 395

Hind'in, iddiasına kocası Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP...  Olmaz.      ALİ EFENDİ, C. 1, 395

Hind'in lehine kocası Zeyd, şehâdet etse, şehâdeti makbul olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz.  ABDURRAHİM, C. 2, 405

Zeyd'in iddiasına, oğlu Amr'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.       NETİCE, 312

[18] İnsanlara teğannî eden   (şarkı ve türkü gibi şeyleri söyleyerek çağıran) Zeyd'in, şehâdeti makbul olur mu?.'..

ELCEVAP... Olmaz  (Zira fâsikhktır). NÜCEYM, 224

[19] İLGİLİ FETVALAR :

Şarap içmeye müptelâ olup devam  eden Zeyd'in,  şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... O'—                                               ALi EFENDİ, C. i, 3üı  ve  devam üzere  şarap  içmeye müptelâ olan Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM, C. 1, 404

[20] İLGİLİ FETVA :

Kuşçu olup dama çıkıp avretlere bakmak âdeti olan Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.  ABDURRAHİM, C. 1, 404

[21] Metinde geçen son parağrafda pek çok mühim mes'eleler zikredil­miştir. Zira bir çok haramları yiyenler ve kötülükleri işleyenler kendile­rine değer ve kıymet vermektedirler. Halbuki- islâmiyet onların şahitlik­lerini bile kabul etmemektedir. Yukarda geçen cümleleri açıklayan fet­vaları nakldersek daha güzel anlaşılır.

İLGİLİ FETVALAR:

Namazı terk etme âdeti olan Zeyd'in, şehâdeti.makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                         ABDURRAHİM, C. 2, 401

îmam olup tavla, satranç cynanîk devamlı âdeti olan Zeyd'in şehâ­deti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.  (Bu fiilden rücû etmezse azl olunması gerektir.)

ABDURRAHİM, 405

Afyon yemek âdeti olup tiryaki olan Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?,.. ELCEVAP... Olmaz.                                          ABDURRAHİM, C. 2, 405

Siyâset hükümleriyle meşgul olanlardan olup halâlı talip ve haram­dan mucanip olmayan (yâni, haramı isteyip ve haramdan kaçınma hâli olmayan) Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?..." ELCEVAP... Olmaz.                                                               BEHÇE, 395

Kumar veçhi üzere satranç oynayıp ve tavla oynamak âdeti  olan Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                                               BEHÇE, 396

Ribâ yemek âdeti olan Zeyd'in şehâdeti, makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                          ABDURRAHİM, C. 2..404

Israr üzerine Ribâ (Faiz) yiyen Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                          ABDURRAHİM, C. 2, 404

Ribâ (Faiz) yemek âdeti olan Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                             ALİ EFENDİ, C. 1, 391

Cemiyetlerde  (meclis ve toplantılarda)  rakkaslık eden  (Raks oyna-yan ve raks yapan) Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP...  Olmaz.                                                             NETİCE, 298

Raksm mâhiyet ve beyânı hakkında geniş malûmat. «İslama Sokulan Bid'at ve Hurafeler» adlı eserimizde verilmiştir.

Zeyd, Amr'in iddiasına şehâdet etmek için Amr'den şu kadar para rüşvet ahp şehâdet etse, (şehâdeti) makbul olur mu? ELCEVAP... Olmaz.                                             ALİ EFENDİ, C. 1, 391

Yalancılıkla mâruf olan Zeyd'in şehâdeti makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                             ALİ EFENDİ, C. 1, 391

[22] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 231-236.

[23] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 238-240.

[24] İLGİLİ FETVALAR:

Bir belde halkından Zeyd'in Amr ile mala tealluk eden dâvasında asü şâhidleri olan Bekir ve Beşir bu beldede hazırlar olup şer'î meclise (mahkemeye) hazır olmaları müteazzir değil iken Hâlid ve Velid Zeyd'-

in iddiasına Bekir ve Beşir'in taraflarından şehâdet aleşşehade - şehâdet üzerine şehâdet yoluyla şehâdet etseler, makbul olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.         s                                      ALİ EFENDİ, C. 1, 411

Zeyd'in, Amr ile mala teallûk eden dâvasında asıl şahidi olan Bekir hastalaşıp şer'î meclise (mahkemeye) hazır olması müteazzir olmakla Bekir'in tarafından şehââeti üzerine alan Hâlid ve Velid Zeyd'in iddia­sına şehâdet aleşşehade - şehâdet üzerine şehâdetinin malûm olan keyfi­yeti üzere şehâdet etseler makbul olur mu?... ELCEVAP... Olur.  ALİ EFENDİ, Ç. 1, 411

Kısas dâvasında şehâdet aleşşehade - şehâdet üzerine şehâdet mak­bul oîur mu?.,. ELCEVAP... Olmaz.  BEHÇE, 410

Ölüm dâvasında şehâdet aleşşehade - şehâdet üzerine şehâdet etmek makbul olur mu?..

ELCEVAP... Olur BEHÇE, 410

[25] İLGİLİ FETVALAR:

Zeyd, Amr ile mala teallûk eden dâvasında asıl şahidi olan Bekir tarafından bir şahit fer'î kifayet etmeyip iki kimsenin olması lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur.       İBNİ NÜCEYM, 222

Şehâdet üzerine şehâdet ne keyfiyet üzere olur?

ELCEVAP... Şâhid ve fer'î olan Zeyd'in, Amr'in Bekir zimmetinde olan şu kadar para hakkına Beşir şehâdet eder, Beşir'in şehâdeti üzere ben şehâdet ederim, demesi olur. Yahut fer'î olan şâhid Zeyd, asıl şâhid olan Amr Bekir'in Beşir zimmetinde olan şu kadar para hakkına ben şahidim, benim şehâdetim üzere sen şehâdet et, deyip şehâdetini bana tahmil edip ben de zikrolunan bu hususa Amr'in dilinden şehâdeti üzere şahidim, şehâdet ederim, demesi olur,      İBNİ NÜCEYM, 222

[26] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 241-243.

[27] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, ,bir hususa şehâdet ettikten sonra hâkimin meclisinden başka yerde, şehâdetinde rücû etse sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.    İBNİ NÜCEYM, 220

Zeyd, Amr'den bir hususu dâva edip Amr do inkâr edip Zeyd'in id­diasına  Bekir  ve  Beşir   şahitlik   ettiklerinde   mürâfea  oldukları  hâkim., bunların şehâdetlerini kabul ve mûcibiyîe hükmettikten sonra Bekir ve Beşir şehâdetlerinden rücû etseler, bu hüküm bozulmuş olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.      ALİ EFENDİ, 414

[28] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, Amr'den bir hususu dâva edip ve Amr inkâr edip Zeyd'in id­diasına Bekir ve Beşir şehâdet ettikten sonra bunlar (şâhidler) hükümden

evvel şehâdetlerinden rücû etseler bu şahitliğe binâen bu husus Amr'den

Zeyd'e hükmolunur mu?...

ELCEVAP... Olunmaz.  NETİCE, 323

Zeyd, Amr'den bir hususu dâva edip ve Amr de inkâr edip Zeyd'in iddiasına Bekir ve Beşir şahitlik ettikten sonra hükümden evvel bunlar hâkim huzurunda şahitliklerinden rücû etseler rücûlan sahih olup ken-diferine tâzir lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur.     İBNİ NÜCEYM, 224

Zeyd, benim İçin Amr üzerine şehâdet yoktur, eğer Amr'in üzerine 'şehâdet edersem şehâdetim bâtıl olsun, dedikten' sonra Zeyd bir hususda Amr'in üzerine şehâdet etse, makbul olur mu?... ELCEVAP... Âdil olunca olur.  İBNÎ NÜCEYM, 225

[29] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd'in kölesi Amr, Zeyd'den sen beni âzâd etmiştin diye dâva edip ve Zeyd inkâr ettiğinde Amr'in iddiasına Bekir ve Beşir şahitlik etmele­riyle murafaa (mahkeme-) oldukları hâkim Amr'in âzâdı ile hükmettik­ken sonra Bekir (şahidin biri) hâkim huzurunda şahitliğinden rücû etse, Zeyd Amr'in (yâni âzâdı ile hükmedilen kölenin) kıymetinin yarısını Bekir'e tazmin ettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.                                                     İBNİ NÜCEYM, 223

Maktul olan Zeyd'in veresesi, Amr'den «sen Zeyd'i kısas îcâb eden kati ile katlettin» diye dâva edip ve Amr de inkâr edip veresenin iddia­larına, Bekir ve Beşir şahitlik ettiklerinde murafaa (mahkeme) oldukları hâkim, Bekir ve Beşir'in şahitliklerini kabul edip ve kısas ile hükmedip Amr (katil) kısas olunduktan sonra Bekir (şahidin biri) hâkim huzurun­da şahitlikten rücû etse, Bekir'e ne lâzım olur?... ELCEVAP... Tâzir ve diyetin yarısı (lâzim olur). <ALİ EFENDİ, C. 1, 415

[30] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 245-248.

[31] Vekâlet: luğatta, korumak, hıfzetmek, kifayet etmek, îtimâd et­mek müracaat etmek, tefviz etmek ve kefil olmak mânalarına gelir.

Meselâ : «Sen benim malımın vekilisin» demek «malımın muhafızı­sın» demektir. «Hakka tevekkül et» demek, «Cenabı hakka îtimad.ve tef­vizi umur et» demektir.

Vekil: Kendisine başkası tarafından bir İş tefviz ve tevdî edilen kimsedir.

Müvekkil: Bir işi başkasına tevdî eden kimsedir,

MüvekkeUin bih : Müvekkilin vekil Üzerine tevdî ettiği ve vekilin de üzerine aldığı şeydir.

Tevkil: Vekil tâyin etmek manasınadır. -

Vekâletin Rüknü : Vekil tâyin etmenin rüknü, îcâb ve kabuldür.

Ve vekil tâyin şekli, şöyledir : Müvekkil, «şu hususa seni vekil et­tim» dese vekil de «kabul ettim» dese yahut kabulü anlatır başka bir söz söylese vekâlet kesinleşmiş olur.

Vekâletin Şartı: Müvekkilin müvekkelün bih olan iş yapmağa muk­tedir olması şarttır.

Binâenaleyh mümeyyiz olmayan çocuk ile delinin vekil tâyin etmesi sahih olmaz.

Ve vekilin akıllı ve hayri şerri ayırt eden kimsenin olması şarttır. Binâenaleyh mümeyyiz olan çocuk ticârete izin verilmiş olmasa da vekil olabilir. Fakat anlaşmaya âid olan haklar ona âid olmayıp müvekkiline aid olur.

[32] İLGİLİ FETVALAR:

Deli olan Zeyd, deliliği hâlinde mülkü olan evini satmağa Amr'i ve­kil tâyin etse, sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                                              NETİCE, 333

Mümeyyiz olmayan küçük Zeyd, mülkü olan evini satmağa Amr'i vekil tâyin etse, bu vekâlet sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                                               BEHÇE, 333

Küçük "Zeyd, mümeyyiz ve ticâretten men edilmiş iken velisinden izinsiz bâzı eşyasını satmaya Amr'i tevkil edip Amr de satsa, bu satış na­fiz olur mu?...                                                          ELCEVAP... Olmaz.   ALİ EFENDİ, CL 2, 19

[33] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd'in Amr ile şu kadar para taallûk eden dâvası olmakla Amr Zeyd ile husûmete Bekir'i vekil tâyin edip Bekir de vekâleti kabul edip sonra Zeyd Bekir ile murafaa olduğunda Bekir Amr zimmetinde Zeyd'in

o kadar para hakkı olduğunu hâkim huzurunda ikrar etse, Bekir'in ikrarı muteber olup Zeyd bu meblâğı Amr'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.                                                                 NETİCE, 333

Müslüman Zeyd müslüman Amr ile olan dâvasında zimmî Bekir'i vekil tâyin etse, Amr mucerred Bekir zimmî olmakla vekilliği caiz olmaz diye murafaadan imtinaa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                                            FEYZİYE, 336

Evde mesture olarak durmayan (yâni sokağa çıkan) Hind, Zeyd ile olan dâvasında zarar vermek kasdı ile Amr'i vekil tâyin etse, Zeyd râzi olmayıp «Hind ile murafaa olurum» demeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.                                              ALİ EFENDİ, C. 2, S. 2

Zeyd, Amr ile bir hususa mütaallik dâvasında zarar yapmak kasdı ile Bekir'i vekil tâyin etse, Amr râzi olmayıp Zeyd ile murafaa olurum demeğe kadir olur mu?....                    

ELCEVAP... Olur ALİ EFENDİ, C. 2, 3

[34] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, karısı Hind'in evinin tamirine Hind'in emri ile kendi malımdan mâruf mikdar şu kadar para sarf etse, Zeyd masraf ettiğini Hind'deh. al­mağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.                                                                        BEHÇE, 340

Hind, Zeyd'in zimmetinde olan şu kadar parasını kabzetmeğe Amr'i vekil tâyin etse, Amr'de kabzettikten sonra Amr bilinmeden ölse, tere­kesinden tazmin etmek lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 322

[35] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 250-253.

[36] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 256-259.

[37] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 261-263.

[38] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 265-267.

[39] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 268-269.

[40] Dâva, lüğatta : Bir kimsenin bir hakkı başkasına vâcib kılmasî-dır. Ve bir şeyi kendi nefsine izafe edip .«bu benimdir» diye niza ve dâva etmektir.

Şer'i tarifi metinde de beyan edildiği gibi; bir kimsenin, diğer bir kimseden hâkim huzurunda hakkını talep etmesidir.

Müddeî: Hakkını talep eden kimseye «müddeî; davacı» denir!

Müddea aleyh : Aleyhine dâva açılan kimseye «müddea aleyh - dâva olunan suçlu kimseye» denir.

Müddeâ : Davacının dâva ettiği şeye (alacağına) «Müddeâ - dâva olunan şey'e» denir. Buna aynı zaman «müddeâ bin» de denir.

Dâvanın sahih olması için şartlardan bâzıları şunlardır:

a)  Davacı ve aleyhinde dâva açılan kimselerin akıllı olmaları şarttır. Binâenaleyh delinin ve hayre şerre aklı ermeyecek derecede mümeyyiz olmayan küçük çocuğun dâvaları sahih değildir. Fakat bunların velileri ve vâsileri veli ve vâsi olmaları hasebiyle davacı ve dâva edilen kimseler olarak onların yerini temsil edebilirler.

b)   Aleyhinde dâva edilen kimsenin, malûm olması şarttır. Binâen­aleyh davacı", falan köy halkından lâalettâyin bir kimsede yahut bir kaç kimsede şu kadar kuruş alacağım var» dese, sahih olmaz. Zira aleyhinde dâva açılan kimse malûm ve belli değildir. Halbuki dâvanın sahih olabil­mesi için aleyhinde dâva açılan (yâni, müddeâ aleyh olan) kimsenin ma­lûm ve tâyin edilmesi lâzımdır.

c)   Dâva zamanında, hasmın hazır olması şarttır ve müddeâ aleyh (aleyhinde dâva açılan kimse) mahkemeye gelmekden ve vekil gönder­mekten imtina etliği takdirde gâib olan kimselere hüküm verilemiyece-ğinden hâkimin huzurunda ya bizzat veya bilvekâle bulunmaları şarttır.

d)  Dâva olunan şeyin (davacının alacağı şejrin) malûm olması şart­tır. Binâenaleyh meçhul olursa, sahih olmaz.

Ve daha başka şartlar, metinde yeri geldikçe beyan edilmiştir. Dâvanın meşruluğu, kitab, sünnet ve icâ-ı ümmetle sabittir^. _, Kitabdan olan delilden bir kaç âyet-i kerime meali şöyledir: «(Ey habibim) sana indirilen (Kur'an-ı Kerim) e de, senden evvel in­dirilmiş olan (kitab) lara da herhalde îman ettiklerini boş yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki - Onu (şeytanı) inkâr etmeleri ile emrolun-dukları halde - yine sihirbazın huzurunda muhakeme olunmalarını isterler. Şeytan da onları (bir daha dönemiyecekleri kadar) uzak bir sapıklıkla büsbütün sapıtmak ister.»

NİSA SÜRESİ, 60

Bu âyeti kerimenin tefsirlerinde ibret verici şu kıssa nakolunmak-tadır:

— Bir Yahudi ile münafık (yâni görünüşde müslüman) arasında bir husûmet meydana geliyor. Yahûdî muhakeme ve dâva için, Resûlullâh (S.A.S.) e, münafık ise; Yahûdî sihirbazı (Kâ'b bin Eşref) e müracaat etmek istiyorlar. Yahûdî o münâfıkı güç hâl ile ikna ettikten sonra bir­likte huzuru Seâdete giriyorlar. Peygamberi Zîşan (S.A.S.) Efendimiz, her ikisini dinledikten sonra Yahûdîyi haklı görüyor ve onun lehinde hü­küm veriyor. Fakat dışarı çıkınca münafık bu hükme râzi olmayacağını söylüyor ve arkadaşını (yâni, Yahûdîyi) zorla Hz. Ömer (R.A.) in huzu­runa götürüyor. Yahûdî keyfiyyeti ve münâfikm râzi olmadığını anlatı­yor. Münafık da bu keyfiyyeti teyid ettikten sonra Hz. Ömer (R.A.) «Bi­raz bekleyin, şimdi gelir, hükmü veririm» diyerek evine giriyor. Kılıncım alıyor ve çıkınca münâfıkm boynunu vuruyor, ve «Allanın ve Resulünün hükmüne râzi olmayana benim hükmüm budur» diyor.

Bâzı kitablarımızda beyan edildiğine göre Hz. Ömer bu hükmü icra edince Cebrail aleyhisselâm Hz. Peygambere «Ömer, hak ile bâtılın ara­sını tefrik etti» diyor. Ve bundan dolayı da Hz. Ömer'e «Faruk» lâkabı konmuş.

Dâva ve muhakeme ile ilgili diğer bir âyet-i celiyle meali:

«Öyle değil, Rabbine and olsun ki: onlar aralarında (geçen kavga ve gürültüyü) kimi oraya, kimi buraya çektikleri (kavga ettikleri) şeyle de seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiç bîr sıkıntı duymadan tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkça îman etmiş olmazlar.» NİSA SÛRESİ, 65

[41] İLGİLİ FETVALAR:

Zeyd, «Amr'in zimmetinde şu kadar para hakkım vardır» diye dâva etse ve Amr de inkâr etse, Zeyd (davacı) iddiasına delil dikdiğinde Amr <-bu meblâğı sana tamamen edâ etmiştim» diye dâva ve iddiasına delil di­kince Zeyd'i def etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.                                                       İBNİ NÜCEYM, 226

Zeyd, «Amr'in zimmetinde şu kadar para hakkım vardır» diye dâva etse ve Amr inkâr etse, Zeyd iddiasını isbât edemese, Amr'e (dâvâlıya) yemin ettirmeğe kadir olur mu?...          

ELCEVAP..."Olur.    İBNİ NÜCEYM, 227

Zeyd, Amr'e «sâna şu şekilde şu kadar para kıymetinde.kılıç emânet ve teslim etmiştim» diye dâva etse, ve Amr «sen bana bir şey emânet et­medin» diye inkâr etse, Zeyd (davacı) iddiasına delil dikince o kılıç mev­cut ise, aynını (mevcut) değil ise kıymetini Amr'den (dâvâlı kimseden) almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.        FEYZİYE, 341

[42] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, Amr'den bir meclisde bir kaç maddeyi dâva etse, Amr de inkâr etse,  Zeyd, dâvasına şâhid dikememekte Amr'e yemin verilmesi lâzım olduğunda her bir madde için başka başka yemin vermek lâzım mıdır? Yoksa bütün maddeler için bir yemin kifayet eder mi? ELCEVAP... Bir yemin kifayet eder.   ALİ EFENDİ,. C. 2, 65

Hind, Zeyd'âeıı «sen bana cebren zina ettin» diye dâva etse, Zeyd de inkâr etse, Hind dâvasına şâhid dikmese Zeyd'e yemin verdirmeğe kadir" olur mu?

ELCEVAP... Olmaz  ALt EFENDİ, 66

[43] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 272-279.

[44] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 281-284.

[45] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 285-286.

[46] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 289-293.

[47] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 294-295.

[48] Dâva ile ilgili muhtelif fetvalar :

Kırk sene özürsüz terk olunan diyet dâvası, nıesnıû olur mu (Bakı­lır, dinlenilir mi?) ELCEVAF... Olmaz  (zira müruru zamana uğramıştır),

ALİ EFENDİ, C, 2, 86

Yirmi sene Özürsüz terk olunan kısas dâvası, (sultandan, devlet re­isinden) emirsiz mesmû olur mu? ELCEVAP... Olmaz.                                                ALİ EFENDİ, C. 2, 86

Onbeş sene özürsüz terk olunan miras dâvası emirsiz mesmû olur mu? ELCEVAP... Olmaz   (zira müruru zamana uğramıştır).

ALÎ EFENDİ, C. 2, 86

Bu fetvâlardaki müruru zamana uğrayan hak ve davaların tekrar diriltilip dâva edilebilmesi için, pâdişâh, hükümdar veya devlet reisi ta­rafından dâvaya izin ve emir verilmesi gerek.

[49] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 297-298.

[50] İkrar; lügatta, isbat etmek, haber vermek, bir yerde karar etmek ve karar ettirmek mânalarına gelir.

Şer'î tarifi metinde geçtiği üzere, ikrar: bir kimsenin, diğer bir kim­senin kendisinde olan hakkını haber vermesidir.

Mukirr : O haber veren kimseye «Mukir» denir.

Mukarruleh : O kendisinin hakkı olup haber verilen kimseye de "Mu-karruleh" denir.

Mukarrubih : Ve o ortada ikrar edilen hakkada "Mukarrubih" denir.

îkrânn sahih ve makbul olması için gerekli şartlardan bâzıları şun­lardır:

a)  Mukirr: îkrâr eden kimseriin akıllı ve bâliğ olması şarttır. Binâen­aleyh küçük çocukların, delilerin ve kendilerine ateh  (bunama)  gelmiş kimselerin ikrarı sahih değildir ve bunların aleyhine veli ve vâsilerinin ik­rarı' da sahih olmaz. Fakat sabiyyi mümeyyiz ve ticârete me'zun olan ço­cuğun ikrarı sahih olur. Zira bu çocuk bâliğ hükmündedir.

b)   Mukarrulehin : Lehine ikrar olunan kimsenin akıl bâliğ olması şart değildir. Binâenaleyh bir kimse, küçük ve mümeyyiz bir çocuk için mal ikrar etse, sahih olur. Ve o malı vermesi lâzım gelir.

c)  ikrarda, mukırnn: İkrar eden kimsenin rızâsı şarttır. Binâenaleyh cebr ve ikrahla vâki olan ikrar sahih olmaz.

d)   Mukirrin, mahcur  (yâni, ticâretten menedilmiş)   olmaması şart­tır.

e)  Zahir hâlin, ikrarı tekzib etmemesi şarttır. Binâenaleyh bedeninin bâliğ olmaya tahammülü olmayan bir küçük çocuk, eğer «bâliğ oldum» di­ye ikrar etse, sahih ve muteber olmaz.

İkrar, kitab, sünnet ve icmâ-ı ümmetle sabittir. • Kitabdan olan delilin meali:

"Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın (borcunu ikrar etsin). Rab-bi olan Allah'dan korksun, ondan (borcundan) hiç bir şeyi eksik bırakma­sın. Eğer üstünde hak bulunan (borçlu) bir beyinsiz (imza bilmez, bir çocuk olursa) veya bir zaif (çok ihtiyar, bunak veya mecnun olmakdan aklı zaif) olursa veya bizzat yazdırmıya (ve ikrara) gücü yetmezse (dil-sizlikden, kekemelikden, dil bilmemesinden dolayı gücü yetmezse) velîsi dosdoğru yazdırsın (ikrar etsin).

BAKARA SURESİ, 282

Sünnetten olan bir hadi-si şerif meali:

"Eğer bir kimse, bir çocuğu göz kırpıncaya kadar İkrar ederse, bir daha kendisine onu nefyetme hakkı yoktur."   BEYHAKİ

[51] İLGİLİ FETVALAR :

Muteber ikrah ile olan borcu ödeyeceğini ikrar etmek, sahih ve mu­teber olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz.      ALİ EFENDİ, C. 2, 92

Muteber ikrah ile olan katil ikrarı (yâni, ikrahla adam öldürdüğünü bir kimsenin ikrar etmesi), şer'an sahih ve muteber olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz.                                                 ALÎ EFENDİ, C. 2, 92

Muteber ikrah ile olan mal çalma ikrân, sahih olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz ALİ EFENDİ, C. 2, 92

Zeyd, şarabdan sarhoş iken «Amr'i diyet îcâb eden katil ile katlettim diyerek ikrar etse, ikrarı sahih olur mu?.. ELCEVAP... Olur.

Zeyd, hasta olup aklı tamamen zail iken Amre şu kadar para borç İkrar edip söz verse, ikrarı sahih olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz.                                                 ALİ EFENDİ, C. 2, 92

Mümeyyiz olmayan küçük Zeyd'in ikrarı, muteber olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz.   ALİ EFENDİ, C. 2, 93

Doksan yaşında olup ateh (bunama) gelmiş olan Zeyd, ticâretten men

- olunmuş iken "Amre, şu kadar para borcum vardır» diye ikrar etse, bu ikrar sahih ve muteber olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz.                                                 ALİ EFENDİ, C. 2, 93

Belli bir şekilde ve açıkça delilik ile deli olan Zeyd, yedinde olan bâ­zı eşya için "Amr'İn mülküdür" diye ikrar etse, ikrarı muteber olur mu? ELCEVAP... Olmaz.     BEHÇE, 436

Müslüman Zeyd, şarapdan sarhoş iken "Amr'e şu kadar para ödünç-den borcum vardır" diye ikrar ştse, bu ikrar shih olur mu?.. ELCEVAP... Olur. BEHÇE, 4353

On iki yaşını tekmil edip cüssesinin bâliğ olmaya tahammülü olan Zeyd, "ihtüâm ile bâliğ oldum" diye ikrar etse, Zeyd'in ikrarı sahih olur mu?..

ELCEVAP... Olur. (Zira erkekler 12 yaşında da bâliğ olabilirler).

İBNİ NÜCEYM, 251

On dört yaşında olup cüssesinin bâliğ olmaya tahammülü olan Zeyd, "ihtilâm ile bâliğ oldum" diye hâkimin huzurunda ikrar edip sonra Amr (başka birisi) "Zeyd'in zimmetinde falan cihetten şu kadar para hakkım vardır» diye dâva edip Zeyd de inkâr ettiğinde Amr iddiasını şer'i şerifin beyânı üzere isbât ettikten sonra Zeyd (baliğ olduğunu evvelce ikrar eden adam), "ben bâliğ olmamışdım" diye dâva etse, (dâvası) mesmû (ve mak­bul)  olur mu?..

ELCEVAP... Olmaz.    İBNİ NÜCEYM, 251

On yaşında olan küçük Zeyd, "bâliğ oldum" diye ikrar etse, ikrarı sahih ve muteber olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz. (Zira buluğ yaşının en aşağısı on iki yaşdır):

İBNİ NÜCEYM, 251

Zeyd, yaralanıp ve öldürürldüğünde Amr'in küçük kölesi Bekir, "Zeyd'i ben yaraladım ve öldürdüm" diye ikrar etse, ikrarı muteber olur mu?..                                                                                  .

ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 388

[52] İLGİLİ FETVALAR:

Zeyd, Hind'in yedinde olan bir bağ için Hind'den "bana hibe et" diye hibe edilmesini talep etse, o bağ Hind'in mülkü olduğunu ikrar etmiş olur mu?.. ELCEVAP... Olur.   ABDURRAHİM, C, 2, 235

Zeyd, Amr'den şu kadar kuruş dâva ettiğinde Amr bu meblâğdan sulh olmaya talip olsa, bu meblâğı ikrar etmiş olur mu?.. ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 2, 235

Zeyd, sıhhatında (sağlığında) "yedimde olan bütün eşya Amr'in mül­küdür, benim alâkam yoktur" diye ikrar etse, bu ikrar sahih olur mu?.. ELCEVAP... Olur.   İBNİ NÜCEYM, 249

Bu surette Zeyd, yazıldığı üzere ikrar ettikten sonra ölse, Zeyd'in veresesi bu ikrarı tutmayıp ikrar zamanında Zeyd'in yedinde (elinde) bu­lunan eşyayı mirasa katmaya kadir olurlar mı?.. ELCEVAP... Olmazlar. İBNİ NÜCEYM, 249

[53] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 300-307.

[54] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 309-312.

[55] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, ölüm hastalığında "karım Hind'e ödünçden iki yüz kuruş bor­cum vardır" diye ikrar edip diğer verese tasdik ettikden sonra Zeyd ölse, veresenin Zeyd'in hayatında iken o tasdikleri kifayet edip Hind o kadar parayı terekeden almağa kadir olur mu?.. ELCEVAP... Olur.                                                        İBNİ NÜCEYM, 20

Zeyd, ölüm hastalığında sakin olduğu beldede nesebi meçhul olup kendine oğul olmaya sâlih olan Amr için "oğlumdur" diye ikrar etse ve Amr de tasdik ettikten sonra Zeyd ölüp Amr'i ve diğer veresesini terket-tiğinde Amr (oğul olduğu ikrar edilen kimse), Zeyd'in terekesinden his­sesini almak istediğinde, diğer verese Zeyd ölüm hastalığında ikrar et­mekle ikrarı muteber ol maz deyip vermemeğe kadir olurlar mı?.. ELCEVAP... Olmazlar.     BEHÇE, 437

Zeyd, ölen Amr'in veresesinden Amr "benim Bekir'in zimmetinde ödünçden olan şu kadar para hakkıma sıhhatında kefil olduğunu ölüm hastalığında ikrar etmişdi" diye dâva edip ve verese tamamen inkâr- et­seler Zeyd Amr'in ikrarı meşrûuna delil (ve şâhid) dikince yeminden sonra bu meblâğı kefaletine binâen Amr'in terekesinden almağa kadir olur mu?.. ELCEVAP... Olur.                                                                   BEHÇE, 437

Zeyd, hastalaşdığmda karısı Hind'e "Ödünçden şu kadar para borcum vardır" diye ikrar ettikten sonra Zeyd hastalığından iyi olsa, bu ikrar sa­hih olur mu?.. ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 254

Zeyd,  hastalaşdığmda karısı Hind,  Zeyd'e:  "eğer bu  hastalığından vefat edersen zimmetinde olan hakkım sana helâl olsun" dese, sonra Zeyd ölse  Zeyd'in zimmeti    Hind'in hakkından beri olmayıp Hind  hakkını Zeyd'in terekesinden almağa kadir olur mu?.. ELCEVAP... Olur.                                                     İBNİ NÜCEYMÇ 253

Zeyd, ölüm hastalığında "evimi karım Hind'e satıp parasını aldım" diye ikrar etse, sonra ölse diğer verese bu ikrarı tutmamağa kadir olur­lar mı?..

ELCEVAP... Olurlar.   ABDURRAHİM, C. 2, 238

[56] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 313-316.

[57] Sulh; lüğatta, iyi yapmak, arayı bulmak, faydalı ve uygun olmak, anlaşmak, düzeltmek ve barışmak, barışdırmak mânalarına gelir ve husû­met ve fesadın zıddıdır.

Şer'î tarifi metinde geçtiği üzere sulh, nizalı olan kimselerin rızâlariyle aralarındaki niza ve dargınlığı kaldıran bir akiddir. Ve bu sulh, îcâb ve kabul ile kesinleşir.

Bu sulhu icra eden ve sulhu gerektirenlere şu kelimeler kullanılır:

Musâlih: Arada sulhu icra ve temin eden kimseye "musâlih" denir.

Musâlehun alyh: Sulh bedeli olan şeye "musâlehun aleyh" denir.

Musâlehun anh; Dâva olunan şeye de "musâlehun anh" denir.

Sulhun kısımları üçtür ve şunlardır:

a)  İkrardan olan sulhdur ki, bu sulh, aleyhinde dâva açılan kimsenin ikrarından neşet eder. Ve onun ikrarı üzerine vâki olur.

b)  İnkârdan olan sulhdur ki, buda, aleyhinde dâva açılan kimsenin inkârı üzerine vâki olan sulhdur.

c)  Sükûttan meydana gelen sulhdur ki, aleyhinde dâva açılan kimse inkâr ve ikâr etmeyip sükûtu üzerine vâki olan sulhdur.

Sulh, kitab ve sünnet ile meşrudur.

Kitabdan olan delil mealleri şunlardır:

"İnsanların toplanıp gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Me­ğerki, toplanıp konuşanlar bir sadaka vermeyi, yahut mâruf (iyi şeyi) işlemeyi, yahutta halk arasındaki fesadı ıslâh etmeyi emreden kimseler? ola. Her kimki bu üç hayrı, Allahın (C.C.) rızasını dileyerek işlerse, yarın biz ona büyük bir ecir veririz."                                NİSA SURESİ, 114

"Eğer bir kadın, kocasının uzaklaşmasından (yatağını terketmesin-den, nafakasında ihmâl göstermesinden) yahut (herhangi suretle kendi­sinden) yüz çevirmesinden endişe ederse, sulh ile aralarını düzeltmekte ikisine de vebal yoktur ve sulh daha hayırlıdır."                    NÎSÂ, 128

"Eğer mü'minlerden iki zümre birbiriyle döğüşürlerse, aralarını (bu­lup) barıştırın".   HUCURÂT SURESİ. 9

"Eğer (Allâhın enirine) dönerse, artık adaletle aralarını (bulup) ba-rışdırın".  HUCURÂT SURESİ, 9

"Mü'minler, ancak kardeşdirler. O halde iki kardeşiniz (kavga ettik­leri zaman) aralarını (bulub) barışdirm."  HUCURÂT SURESİ, 10

Sünnetten olan delillerden bâzılarının mealleri:

"Müslümanlar arasında sulh caizdir. Ancak bir helâli haram yahut haramı helâl kılan sulh başka (bu sulh caiz değildir).

----Müslümanlar şartları üzerinde dururlar. Ancak bir helâli haram veya haramı helâl kılan şart müstesnadır, (yâni bu şartlarda durmazlar».)TİRMİZt

[58] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, Amr'in zimmetinde olan seksen kuruş hakkında Amr ile Ikırk kuruşa sulh olup lâkin bedeli sulh meclisinde kabzolunmasa, bu suM sa­hih olur mu? ELCEVAP... Olur. (Zira sulhun mikdarı tâyin edilmiştir).

ALİEFENDİ, C. 2, 100

Zeyd, Amr ile bir hususa müteallik dâvasından sulh olduğunda "bu dâvadan sulh oldum" dese, lâkin sulh bedeli zikredilmese, bu sulh sahih olur mu?..                           .                                ....

ELCEVAP... Olmaz.

Bu surette murafaa oldukları hâkim bu .sulhun cevazı tte hükmedip delil verse, hükmü nafiz ve delili muteber olur mu?,. ELCEVAP... Olmaz.                                                                BEHÇE, 444

Zeyd, malının üçte birini oğlunun oğlu Amr'e vasiyyet ettikten sonra

hemen akabinde o nalde ölse, Zeyd'in (vasiyyet eden kimsenin) oğulları vasiyyeti tutmağa kadir olurlar mı?.. ELCEVAP... Olmazlar.

Bu surette Zeyd'in oğulları terekenin esasından şu kadar eşyayı kab-zetmelerinden sonra Amr (kendisine vasiyyet edilen adam) o eşyanın üç­te birinden bir mikdârı üzerine sulh olup maadasından ibra etmese, bu sulh sahih olur mu?

ELCEVAP... Olmaz, (Zira hak sahibi üçte birinden kalanı ibra etmemiş­tir).    BEHÇE, 445

îbrâ : Bîr kimsenin, diğer bir kimseye olan hakkının ya tamamını is-kat ve yahut-bir .mıkdannı tenzil ederek borçluyu borcundan beri kılmak (kurtarmak) tır ki, buna fukaha örfünde "ibrâ-i işkâl" denilir.

lbrâ-i istifa : Bir kimsenin, diğer bir kimsede olan alacağını alıp isti­fa ettiğini îtirafdan ibaret olup bu da bir nevi ikrardır.

Ayrıca ibra şu kısımlara da ayrılmaktadır :

İbrâ-i hâs: Bir kimseyi, muayyen bir maldan, dolayı alacak dâvasın­dan beri kılmaktır.   -

İbrâ-i âm : Bir kimseyi, her türlü dâvadan berî kılmaktır.

KEZA TECRİD TERCEMESİ, C. 8, 128

[59] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 317-321.

[60] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 322-324.

[61] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 325-327.

[62] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 329-330.

[63] Müdârebe lûgatia : Bir kâr ortaklığından ibarettir. Müdârebe (darb) kelimesinden alınmıştır. Darb ise, yer yüzünde sefer etmektir. Alış verişde kâr etmek, ekseriyetle sefer etmekle hâsıl olduğundan ona bu isim verilmiştir.

Müdârebe ortaklığının şer'î tarifi metinde geçtiği üzere, müdârebe, bir tarafdan sermaye, diğer taraf dan sâyü-amel olmak üzere yapılan bir nevi şirkettir ki, sermâye, tamamen bir veya müteaddit kimselere aiddir. Ve bu sermâyeyi çalışıp nemalandirmakta diğer bir kimseye aiddir. Elde edilecek kâr ise. aralarında bir nisbet (ve müsâvilik veya bellilik) dâhi­linde müşterek bulunur.

Müdârebe ortaklığını yapanlardan mal ve sermâye sahibine ve emek sahibine şu isimler verilmiştir :

Rabbul mal; Sermâye ve mal sahibi olan ve bu suretle ortak olan kimsedir.

Müdârib: Emek ve çalışmak suretiyle bi nefsihi ortak olan kimseye denir.

Re'sülmal: Sermâye ve kapital demektir..

Müdârebenin Rüknü : Müdârebe delâlet eden bir lâfızla îcab ve ka­bulden ibarettir.

Meselâ: Sermâye sahibi müdâribe hitaben: «Şu sermâyeyi al, kân aramızda yarı yarıya, yahut ikili birli taksim olunmak üzere müdârebe olmak suretiyle çalış ve amel et» dese, yahut: «Şu paraları al, sermâye et, kân aramızda şu nisbette müşterek olsun» demek gibi müdârebe mâ­nasını ifâde eden bir söz söylese, müdârib olan (çalışarak ortak olan) kjm-se de kabul etse, aralarında müdârebe ortaklığı kesinleşmiş olur.

Müdârebenin Şartı: Bâzı şartlarım şöyle sıralayabiliriz :

a)    Mal sahibi vekil olmaya ve müdâribin de vekâleti ifâ etriıfeye ehil olmaları şarttır. Binâenaleyh ortaklığı yapanların ehil olmaları, yani; akıllı ve baliğ olmaları veyahut ticarete me'zun olmaları lâzımdır.    11 .

b)    Sermâyenin, ortak olabilecek altın ve gümüş paralar ile diğer râic ve geçerli sikkelenmiş paralar veya mallardan olması şarttır. Binâ­enaleyh uruz (eşya ve kumaş), bağ, bahçe ve ev gibi akar, kile ve tartı ile muamele edilenler ile ve insanların veya müdâribin    zimmetindeki alacak müdârebede sermâye olamaz.

Fakat mal sahibi ve sermayedar ortak uruzdan bir şey verib ve «Bu­nu sat, parası ile müdârebe ortaklığı yaparak çalış ve amel et» dese, mü-dâribde kabul edip ve teslim alarak o malı satıp bedeli olan nukûdu (pa­rayı) sermâye edinse müdârebe sahih olur.

Kezâlik mal sahibi : «Falanın zimmetinde alacağım olan şu kadar ku­ruşu kabzet, onu müdârebe yoluyla kullan» dese, müdârib olan kimsede kabul etse, sahih olur.

c)     Sermâye ve ana mal, müdârebe ortaklığını    yapanlar arasında malûm olması şarttır. Bu bilgi ve malûmat, ya söylemekle olur: «Şu ka­dar yüzlük altını sana müdârebe için verdim» demek gibi. Veya işaret ile olur: Elinde bulunan altın ve paralara işaret edere, «Bunları sana müdâ­rebe için verdim» demek gibi.

d)     Ortaklar arasında kârın, yarı yarıya veya üçte bir gibi mikdar-ları tâyin edilmiş olması şarttır.

e)     Sermâye ve ana malın, müdâribe teslim edilmesi şarttır. Çünkü teslim edilmedikçe müdâribin amel etmesi kabil olamaz.

f)    Müdâribe verilecek hissenin kârdan olması şarttır.

Müdârebe yoluyla ortaklık kitab ve sünnetle meşrudur.

Kitabdan olan delilin meali şöyledir:

«Diğerleri de, yer yüzünde sefer ederek Allâhın fazlını (îhsan ve lût-funu) taleb ederler.»                                         MÜZZEMMİL SÜRESİ, 20

Sünnetten olan delil meali:

«Üç şey vardır ki, bunlarda bereket mevcuttur: (Bunlar), vadeli sa­tış, müdârebe ve satmak için. değil de ev için buğdayı arpa ile karıştır-' maktır.»     İBNİ MÂCE

Sünnetten diğer delil meali :

«Hz. Abbas (R.A.) malım müdârebe için, birine verir ve malım de­nizden şevketmemesini, vadiye indirmemesini ve onunla hayvan satın almamasını şart koşardı. Resûlüllah (S.A.V.) bunu duyunca beğendi ve caiz gördü.»      SELÂMET YOLLARI, C. 3, 159

Bu hükümler üzerine, icma-ı ümmet vâkî olmuştur.

[64] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, Arar'e müdârebe yoluyla şu kadar para verip hâsıl olin kâr aralarında beraber olup (yarı yarıya olup) asıl mala zarar tereddüp; eder­se, zararı Amr (müdârebe - Emek sahibi) çekmeği şart koşsa, bu akd sa­hih olup ve bu şart (sermâyeye zarar tereddüp ettiğinde emek sahibinin Ödemesi-şartı) bâtıl olur mu?... ELCEVAP... Olur.   İBNİ NÜCEYM, 256

Zeyd, borçlusu olan Amr'e «zimmetinde olan param, kârı aramızda beraber (yarı yarıya) olmak üzere müdârebe olsun» dese, bu meblâğ.mü-dârebe olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.                

Bu surette Amr (müdârib olan kimse), zimmetinde olan parayijme-tâa (eşyaya) bozup şu kadar kâr hâsıl olsa, o kâr Amr'in olur mu? ELCEVAP... Olur.

Bu surette o meta Amr'in yedinde teaddî ve taksiratı olmaksızı| he­lak olsa, Amr borçdan beri olur mu?...                                             

ELCEVAP... Olmaz.

İBNİ NÜCEYMJ 256

Zeyd, Amr'e hâsıl olan kâr aralarında yarı yarıya olmak üzere |)mü-dârebe ile amel etmek için, şu kadar para verse, Amr'de bu meblâğ! ça­lıştırıp şu kadar para kâr hâsıl olsa, Zeyd o kârdan hissesini şart kapıl­dığı üzere Amr'den almağa kadir olur mu ELCEVAP...  Olur.  ABDURRAHİM C. 2, 138

Zeyd, Amr'e şu kadar kile buğday verdikten sonra «o buğday mü­dârebe olsun» dese, lâkin «buğdayı sat, parası ile müdârebe yoluyla amel et» demiş olmasa, bu akid caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. (Zira müdârebe altın, gümüş ve paralarla sahih olur).

FEYZİYE, 409

Zeyd, borçlusu Amr'e «zimmetinde olan param sende müdârebe ol­sun» dese, bu meblâğ müdârebe olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 2Jİİ121

[65] İLGİLİ FETVALAR:

Zeyd, Amr'e mudârebe yoluyla şu kadar para verdikten sonra «köle satın alma» diye nehyetmiş iken Arar (müdârib olan kimse) bu meblâğ ile bir köle satın alıp sonra o köle aslında hür çıkıp hürlüğüne hüküm olunmakla bu meblâğ zayi olsa, Zeyd, (sermaye sahibi), bu meblâğı Amr'e (müdâribe) tazmin ettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.   FEYZÎYE, 411

Zeyd, Amr'e mudârebe yoluyla şu kadar para verdiğinde «aldığın meta-ı veresiye satma» diye nehyetmiş iken Amr bu meblâğ ile aldığı meta-ı Bekir'e veresiye satıp ve teslim edip sonra Bekir'e iflâs ânz olsa, paranın tahsili mümkün olmasa, Zeyd (sermâye sahibi) o meta-ı Amr'e (müdârib olana) tazmin ettirmeğe kadir olur mu?..;

ELCEVAP... Olur. (Zira sermâye sahibinin emrine, müdârib olan kimse muhalefet etmiştir).  ALİ EFENDİ, C. 2, 124

Zeyd, Amr'den mudârebe yoluyla aldığı şu kadar parayı çalışdırma-yıp Amr'in (sermâye sahibinin) izni olmadan Bekir'e ödünç verse ve is­tihlâk etse (harcasa, helak olsa), bu meblâğı Zeyd'e tazmin ettirmeğe ka­dir olur mu?...                                                                    

ELCEVAP... Olur.      ALİ EFENDİ, C. 2, 125

Zeyd, Amr'den mudârebe yoluyla şu kadar para alıp sonra Zeyd bi­linmeyerek aniden Ölse, terekesinden tazmin etmek lâzım olurinîu?... ELCEVAP... Olur.  ALİ EFENDİ, C. 2, 125

[66] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 333-340.

[67] Zeyd, Amr'den müdârebe yoluyla aldığı akça (para) ile amçl et meden (çalışıp kazanmadan) Arar ölse, müdârebe bâtıl olur muELCEVAP..' Olur.     BEHC^{4

[68] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 342-344.

[69] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 346-349.

[70] Vedîa, lûgatta : Emânet bırakılan şey, hıfzetmek, terk etmek ve mahabbet etmek manasınadır.

Şer'î istilâhda vedîa; Hıfzetmek için bir kimseye emânet olarak bı­rakılan maldır.

îdâ : Kendi malının muhafazasını diğer bir kimseye havale etmeye «îdâ» denir

Mudi' :*Malmın muhafazasını başkasına havale eden kimseye «Mu­di1» denir..

Mûdâ : Vedîa olarak konan mal ve sâireye de «Mûdâ» denir.

Müstevdâ: Malı kabul eden ve hıfzını üzerine alan kimseye «Müs-tevdâ» denir.

Vedianın Rüknü: Sarahaten veya delâleten «îcab ve kabul» dür. ve bu cümlelerle kesinleşir.                                   

Meselâ: Vedîa sahibi «şu malı sana muhafazasını tevdi ettim» yahut «emânet ettim» dese, emânet konulan kimse de «kabul ettim» dese sara­haten «îdâ>> mün'akid ölür.                                                                   

Keza bir kimse, bir hana dâhil olarak hancıya «hayvanımı nereye bağlayayım» dediğinde hancı bir yer gösterse, o da oraya bağlasa, delâ; leten Î3â mün'akid olur. 

Keza bir kimse, malını bir dükkâncının yanma bırakıp gitse ve o dük-' kân sahibi de görüp sükût etse, o mal o dükkân sahibi nezdinde vedîa olur. Ve eğer dükkân sahibi «kabul etmem» diyerek red etse, îdâ mün'akid olmaz.                                                         

Keza bir kimse, mahnı vedia olmak üzere bir kaç kişinin yanına bı­rakıp gitse, ve onlar da görüp sükût etseler, o mal hepsinin yanında ve­dia olur. Fakat onlar, birer birer o mahalden kalkıp gitseler en sonra ka­lan kimse hıfzetmeye taayyün etmekle onun yanında vedîa olmuş olur.

MİR'ATÜ MECELLE, 265

Vedianın şartı: Vedianın sahih olması için bâzı şartlar vardır ve şun­lardır :                                                              

a) Vedianın, koymaya kabil ve teslim olmaya sâlih olması şarttır. , Binâenaleyh havadaki kuşun îdâ-ı sahih olmaz.    

b) Vedîa koyanla yanında hıfzı istenen kimsenin akıllı ve mümeyyiz olmaları. şarttır. Fakat baliğ olmaları şart değildir. Binâenaleyh delinin mümeyyiz olmayan küçük çocuğun îdâ-ı ve vediayı kabul etmesi sahih olmaz. Mümeyyiz olan çocuğun vedîa koyması ve kabul etmesi ise, sahih olur.

Vedîa, emânet koyulan mal ve şâire olması hasebi ile, emânetin meş-rûiyyeti kitab ve sünnetle sabittir.

Kitabdan olan delillerin mealleri şöyledir:                      

«Şüphesiz Allah (C.C.) size emânetleri ehil (ve erbâb) ına vermeni­zi emreder.»                                                                 NİSA SÛRESİ, 58

<<(Yâkub) dedi: Ben onu size inanır (ve emânet) eder miyim? meğer ki, daha evvel kardeşi (Yûsufu). inandığım gibi ola. Allah (C.C.) en ha-yırh koruyucudur. O, esirgeyicilerin de esirgeyicisidir.»

YÛSUF SÛRESİ, 64

«Ey îman edenler-, Allah'a (C.C.) ve o peygambere hainlik etmeyin. Si«, kendiniz bilip dururken, kendi emânetlerinize hainlik eder misiniz;»

ENFAL SÛRESİ, 27 .Sünnetten olan delillerin meallerinden bâzıları şunlardır:

.'«Emânete riâyeti olmayan kimsenin/ îmanı yoktur.»                      

AHMET BİN HANBEL

«Emâneti sana emniyet edene ver; sana hıyanet edene hiyânet etme»

EBü DÂVUD, TİRMİZİ

[71] İLGİLİ FETVALAR:

'Zeyd, şu kadar parasını Amr'e îdâ edip (emânet koyup) teslim etse, Amr de o parayı hıfzetmek üzere iken Zeyd, diğer beldeye' (memleket ve şehre) gitmek istediğinde o parayı yanında alıp giderken yol esna­sında haramiler (eşkıyalar) basıp o parayı Amr'den alsalar, Amr'e taz­min etmek lâzım olur mu?...                                                               i ELCEVAP... Olmaz.  İBNİ NÜCEYM, 290

Zeyd, yedinde Amr'în vediası olan şu kadar parasını Amr'İn hii-metçisi Bekir'e, Amr'e «ver» diye verdikten sonra bu meblâğ Bekir'in yedinde tecâvüz ve taksiratsız zayi olsa, Zeyd'e tazmin etmek lâzım olur mu?...                                                                          

ELCEVAP... Olmaz. İBNt NÜCEYM, 290

Zeyd, beygirini Amre idâ (emânet) edip teslim ettiğinde Amr «zâyî olursa, tazmin edeyim» deyip sonra Amr'in tecâvüz ve  taksiratı olma­dan beygir zayi olsa, Amr'e tazmin etmek lâzım o'ıur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                                      ALİ EFENDİ, 132

Zeyd, Amr'e îdâ (emânet koyup) ve teslim ettiği şu kadar parasını Amr'den talep edip ve almaya Bekir'i gönderse, Bekir de talep ettiğin­de Amr parayı Bekir'e vermeyip «ancak parayı bana getiren adama tes­lim ederim» dese, sonra o para tecâvüz ve taksiratsız Amr'in yedinde çalınsa, Amr'e tazmin etmek lâzım olur mu?.., ELCEVAP... Olmaz. İBNİ SÜCEYM, 291

Zeyd, şu kadar eşyasını Amr'e îdâ (emânet koyup) ve teslim, ettik­ten sonra Amr bu eşyayı zarûretsiz Zeyd'in izni olmadan emini olmayan Bekir'e îdâ (emânet koyup) ve .teslim edip ayrıldıktan sonra bu eşya Bekir'in (emanetçinin emânet ettiği kimsenin) yedinde zayi olsa, Amr'e (yanma ilk emânet konan kimseye) tazmin etmek lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 292

Zeyd, bir mushafı şerifi Amr'e îdâ (emânet koyup) ve teslim ettik­ten sonra Amr mushafı şerifi dükkânına götürüp peş tahtası üzerine koyup yattığı halde uyumakla mushafı şerif çalınıp zayi olsa, Amr'e taz­min etmek lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  (Zira başı altında veya dolabda muhafaza etmesi Iâ-zmı idi).     BEHÇE, 495

Zeyd, Amr'e bir kese ile şu kadar parasını îdâ (emânet koyup) ve teslim ettikten sonra Amr o parayı kese ile başı altına koyup uyumakla para çalınıp zayi olsa, Amr'e bu meblâğı tazmin etmesi lâzım olur mu?... ILCEVAP... Olmaz.    BEHÇE,

[72] İLGİLİ FETVALAR:

Zeyd, Amr'e «Bekir'e ver» diye şu kadar para verip Amr de «bu feblâğı Bekir'e götür ver» diye emini olan Beşir'e verdikten sonra bu

meblâğ Beşir'in yedinde tecâvüz ve taksiratı olmadan zayi olsa, Beşir'e

tazmin etmek lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.  BEHÇE, 497

Zeyd, Amr'in kendinde vedia   (emânet) olan gemisini Amr'in izni olmadan Bekir'e ariyet verip Bekir de o gemi ile sefer ettiğinde gemi deryada fırtınadan batıp heîâk olsa, Amr gemisini (izinsiz alıp batıran) Zeyd'e tazmin ettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP...  Olur.  HAMİŞİ BEHÇE, 497

Hind, kızı Zeyneb'in kendinde vedîa (emânet)  olan şu kadar malı kabzetmesinde iken bilımeden (aniden) ölse, terekesinden tazmin etmek (temin etmek) lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur.  BEHÇE, 498

Zeyd, Amr'den vedîa  (emânet) aldığı şu kadar parayı Amr'in izni olmadan ve hâkimin emri yok iken Amr'in   (emânet koyan kimsenin) karısı Hind'in nafakasına sarfetse, Amr râzi olmayıp bu meblâğı Zeyd'e tazmin ettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.   BEHÇE, 499

Zeyd, Amr'in kendisinde vedîa   (emânet)  olan atını Amr'in   (emâ­net koyan adamın) izni olmadan binmek için Bekir'e ariyet olarak verip, Bekir de ata binip bir mahalle giderken at düşüp   helak olsa, Amr atını Zeyd'e tazmin ettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, C. 2, 131

[73] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 352-358.

[74] Ariyet, lügatta : İğreti, emânet, ariyet verip almak, bir şeyi el­den ele defedip tedavülde bulunmak, ata ve bahşiş mânalarına gelir.

Şer'î tarifi metinde geçtiği üzere ariyet: Bir malın yalnız menfaati­ni bağışlamaktır.

Muîr : Malı emaneten veren mal sahibine «Muîr» denir.

Müsteîr : Malı emaneten alan kimseye «Müsteîr» denir.

Muâr: Emânet olarak verilen ve alian mala «muâr» denir. Bu mala aynı zamanda «Müsteâr» da "denir.                                                

Ariyetin Rüknü : îcâp ve kabul ile mün'akid olur.

Meselâ : Bir kimse, birine «Şu malı sana ariyet ettim» yahut «ariyet verdim» dese, ariyet verilen kimse de «kabul ettim» dese, yahut bir şey söylemiyerek'kabzetse veya biri diğerine «Şu malı bana ariyet ver» de­se, a da yerse ariyet mün'akid olur (Ariyet kesinleşir).

Muîrİn sükûtu kabul sayılmaz. Binâenaleyh bir kimse, birinden bir şeyi ariyet istese, sahibi de sükût etmiş olduğu halde alsa gâsıb olur.

Muîr : ariyet koyan kimse, istediği vakit ariyetinden rücû edebilir.

Muîr ve müsteîrden herhangi birisi ölse, ariyet anlaşması fesholunur.

MİRATÜ MECELLE, 280, 281

Ariyetin Şartı: Ariyetin sahih olabilmesi için bâzı şartlar vardır;

a) Ariyet olarak konulan şeyin menfaatlanmağa sâlih (elverişli) ol­ması şarttır. Binâenaleyh firar .etmiş hayvanın ariyet olarak verilmesi ve alınması sahih değildir. Zira menfaatlanma ve muhafaza imkânı yoktur.

b)  Muîr ve  müsteîr  olan kimselerin   akıllı  ve  mümeyyiz  olmatarı şarttır. Baliğ olmaları şart değildir. Binâenaleyh deli ile mümeyyiz sol­mayan çocuğun ariyet verme ve almaları caiz olmaz. Fakat ticarete me'-zun olan çocuğun ariyet verme ve alması caiz olur                           

c)  Ariyette kabz (teslim almak) şarttır. Kabzetmeden evvel yapılan ariyetin hükmü yoktur.                                  

d)  Müsteârın : ariyet olarak verilen malın tâyin edilmesi lâzımihf. Meselâ: tâyin ve muhayyerlik olmadan iki beygirden birî ariyet jya-

pılsa sahih olmaz. Fakat muîr herhangi birisini ariyet edecek ise, tâjyinj etmesi lâzımdır. Fakat (herhangisini alır isen al» diye müst&îri .muhayjyeıj kılsa, ariyet sahih olur.

Ariyetin meşruluğu Kitab ve Sünnetle sabittir,

Kitabdan olan delilin meali:.

«Hem iyilik ve takva üzerine yardımlasın; günah ve düşmanlık «ze­rine yardimlaşmaym.»  MÂİDE SfÛKESİ, 2

Ariyet vermek ve almak doğrudan doğruya yardımlaşmak demek olduğundan, bu âyet-i celiyle ariyetin hükmünü müştemildir. Bütün fu-kaha bu âyeti celiyleyi zikretmişler ve yardımlaşma ile ilgili diğer âyet-i kerimeleri de nakledenler olmuştur.

Sünnetten delil meali:                                                

«Hıyanet etmeyen müsteîr (ariyeti emânet olarak alan kimse)" il hiyânet etmeyen müstevdâ'a   (vedîa bırakılan kimseye)   ödeme yoktur.»

DÂREKUTNİ BEYHAEİ

Yâni kendisine ariyet veya vedia yoluyla emaneten  mâl ve" saire "ko--nan kimse, herhangi bir hıyanetlikte bulunmazda o. halde iken. zayi ve telef olursa, tazmin etmek yoktur.

.Nitekim, bu hükmün daha geniş izahı hem metinde ve hem izah Bplü-. münde gelecektir.

[75] İLGİLİ FETVA :

Zeyd, mülkü olan evini Amr'e ariyet olarak verip teslim etse, Amr de evde bir müddet sakin olsa, Zeyd ariyet vermesine nadim olup evirr bu sakin olduğu müddette ücreti nâmına Amr'den bir şey akmağa' kaâfcr oîür mu?...                                                                         

ELCEVAP... Olmaz. (Zira ariyet, menfaat beklemeden şart. Koşulmadan verilir   FEYZİYE, 425

[76] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, kısrağını bir mahalle varıp gelinceye kadar binmek için Amr'e ariyet olarak bırakıp teslim etse, Amr de âdet olduğu üzere binip o mahal­le giderken kısrak Amr'in tecâvüz ve taksiratı olmadan helak olsa, Amr'e tazminat lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.  (Zira kendisinin hiçbir kusuru yoktur).

FEYZİYE, 425

Zeyd, bir kılıcını Amr'e ariyet olarak verip teslim ettikten sonra müteğallibe  (eşkıya'dan) Bekir kılıcı teğallüben Amr'den alıp Amr de­fetmeye kadir olmasa, Amr'e tazmin etmek lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. NETİCE, 443

Zeyd, Amr'den kendisi binmek için ariyet olarak aldığı beygiri Be­kir'e binmek için Amr'in izni olmadan ariyet verip teslim etse, Bekir de beygire binip giderken beygir hastalanıp, Bekir'in elinde helak olsa, Amr beygiri Zeyd'e tazmin ettirmeğe kadir olur mu? ELCEVAP... Olur.                                                ALt EFENDÎ, C. 2, 138

Zeyd. bir vakıf kütüphanenin kitaplarının hıfzedicisi Amr'den ariyet yoluyla aldığı vakıf kitabı satıp teslim ile istihlâk etse, Zeyd'e tazmin et­mek lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur.    NETİCE, 443

Hind, Zeyneb'den muvakkat ariyetle aldığı atlas kaftanı o vakit çık-dıktan sonra iki gün daha istimal edip (kullanıp) sonra üzerine yağ dökü-

lüp fahiş bir şekilde zarar olsa (kıymeti düşse ve ayıplansa) Hind'e taz­min etmek lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur.   (Zira gününün dışında arıza olmuştur.)

ABDURRAHÎM, 150

Zeyd, Amr'in menzilinde ariyetle sakin iken Zeyd o evin ocağında Amr'in izni olmadan mûtâd olandan ziyâde ateş yakmakla Amr'in evi ve içinde olan elbiseleri yansa, Zeyd'e tazmin etmek lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur.  ABDURRAHİM, C. 2, 149

Zeyd, Amr'e ariyet olarak verdiği beygiri Amr yol esnasında yula­rından yederken (çekip götürürken) ürküp kaçıp Amr tutmağa çalışıp tutmak mümkün olmayıp zayi olsa, Amr'e tazmin etmek lâzım olur mu?.. ELCEVAP... Olmaz. (Zira kendinin taksiratı yoktur).

ABDURRAHİM, 148

Zeyd Amr'in beygirini akşam vaktinde Amr'e red etmek üzere ari­yet olarak aldıkdan sonra Zeyd beygiri akşam red etmeyin Amr'in izni olmadan üç gün kullanıp beygir Zeyd'in elinde helak olsa, Zeyd'e tazmin etmek lâzım olur mu?.., ELCEVAP... Olur.  ALt EFENDİ, C. 2, 137

Hind, Zeyneb'den ariyet yoluyla aldığı kuşağı Zeyneb'in izni olma­dan alacaklısı Zeyd'e rehin verip teslim etse, sonra kuşak Zeyd'in yedin­de zayi olsa, Zeyneb kuşağı Hind'e tazmin ettirmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.     ALİ EFENDİ, C. 2, 138

Zeyd, Amr'den ariyet yoluyla aldığı kuşak, Zeyd'in tecâvüz ve taksi­ratı olmadan Zeyd'in yedinde zayi olsa, Zeyd'e, tazmin etmek lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira kendinin taksiratı olmadan olmuştur).

İBNİ NÜCEYM, 292

Zeyd, Amr'e binmek için ariyet olarak verdiği beygire Amr binme­den ariyetinden rücû edip beygiri Amr'den almağa kadir oîur mu?...-ELCEVAP... Olur.   İBNİ NÜCERM, 292

[77] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 360-365.

[78] Hibe, lügatta : Teberru etmek, bağışlamak, bahşiş ve atâ niâna-anna gelir.                                                                                         

Şer'î tarifi metinde geçtiği üzere Hibe, muayyen bir malı karşılıksız olarak temlik etmektir.                                                             

Vâhib : Hibeyi verip temlik eden kraseye «vâhib» denir.          

Mevhub : Bağışlanan herhangi şeye <<mevhub» "denir. Aynı zamanda buna «Hibe» de denir.                                                                                 

Mevhûbün leh : Kendisine hibe edilen ve hibeyi kabul eden kirhse-ye «mevhûbün leh» denir.

İttibâh : Hibeyi kabul etmek mânasına «ittibâh» denir.

Hibenin Rüknü : Hibe, ıcab ve kabul ile mün'akıd ve kabz tamam olur.                                                                                                   

Hibenin Şartı: Hibenin  sahih olması  için,  şartlardan bâzıları [ şun­lardır :                                                                                      

a)   Hibe olunan şeyin hibe vaktında mevcut olması şarttır. Binâen­aleyh bir bağm hâsıl olacak üzümünü yahut bir kısrağın doğacak yşvru-,sunu hibe etmek sahih değildir.                                                        

b) Hibe olunan mal (ve şâir eşya), bağışlayan kimsenin malı olması şarttır.  Binâenaleyh bir kimse,  izin  olmadan başkasının  malım tiirine hibe  etse,  sahih  olmaz.  Fakat hibe ettikten sonra  sahibi cevaz görse, sahih olur.                                   

c)   Hibe eden kimsenin, akıllı ve baliğ olması şarttır. Binâenkîeyh küçük ve mecnun ve bunak kimsenin hibesi sahih değildir. Fakat bjunla-ra hibe yapmak (bağışlamak) sahihdir.                                             

d)   Hibede, vâhibin   (bağışlayan kimsenin)   rızası lâzımdır. Bifcâen-aleyh cebr ve İkrahla vâki olan hibe sahih değildir.                       ;

Hibenin meşrûiyyeti kitap ve sünnetle sabittir.                        '

Kitapdan işaret yoluyla olan delil meali :   c

«Eğer ondan  (nehirden)   birazını gönül hoşluğu ile size bağışlamış olursa, onu da İçinize sine sine yeyin.» NİSA SÛRESİ, 4

Sünnetten olan delil mealleri:                           I

«Ashabım, hediyelesin ki, biribiıinize sevginiz artsın.»   EBü YALA «Ey müslüman kadınlar! komşu bir kadın, kadın komşu (sunun hibe ve hediye) sini, bir koyun paçası olsa bik sakın küçük görmesin.»

BUHARI

«Eğer ben bir (koyun) paçası (ziyafeti) ne çağmlsam muhakkak ica­bet ederdim. Yine bana bîr paça hediye edilse onu da muhakkak kabul ederdim.»    BUHARI

Diğer bir hadis-i şerifde meâlen şöyle buyurulmuştur : «Kötülüğe Örnek olmak bize  (müslümanlara) caiz değildir. Hibesin­den donen, kustukdan sonra dönerek kusmuğunu yiyen köpek gibidir.»

BUHARI

Yukardaki bu son hadis-i şerifde beyân edilen hüküm, haksız yere hibe ettiğinden dönen kimseler hakkındadır. Aksi takdirde hibeden rüeû etmek meşru ve caizdir.

Nitekim bir hadis-i şerifde meâîen şöyle beyan edilmiştir : «Her kim,  bir şey hibe ederse, karşılığı kendisine verilmedikçe ö kimse hibesinden dönmekte pek haklıdır.»    HAKİM

Bu son hadis-i şerif hibenin bedeli verilmemiş ise, ondan dönmenin caiz olduğuna, bedeli verilmiş ise, dönülemeyeceğine delildir.

[79] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, şu kadar eşyasını Amr'e hibe edip lâkin hibe meclisinde kabz bulunmayıp başka meclisde Amr bu eşyayı Zeyd'in izni ile kabz etse, bu hibe sahih ve tam olur mu?... ELCEVAP... Olur:   BEHCE, 456

Hind, şu kadar eşyasını büyük oğlu Zeyd'-e hibe edip sonra teslim ve kabzetme bulunmadan Zeyd (hibe olunan kimse) ölse, bu hibe bâtıl olur mu?...                                                       .                                             

ELCEVAP... Olur.   FE^ZİYE, 429

Zeyd, sıhhatında «mâlik olduğum bütün eşyam Amr'indir» dedikten sonra teslim ve kabzetme bulunmadan Zey4 (hibe yapan kimse>-ölse, bu hibe bâtıl olur mu?...

ELCEVAP... Olur. (Zira hibe edilen şey zamanında teslim alınmamıştır).

FEYZİYE, 426

Zeyd, Anır'in zimmetinde olan şu kadar (alacağı) parasını kızı Hind'e hibe edip ve kabzetmeyi musallat kılıp lâkin Hind bu meblâğı Amr'den alamasa, bu hibe tam olur mu?,.,

ELCEVAP... Olmaz (Zira temlik olmamıştır).     ALİ EFENDİ, C. 2, 144

Zeyd, oğlu Amr'in yedinde vedia (emânet olarak konmuş).olan şu kadar eşyasını Amr'e hibe etse, yeniden kabzeünek bulunmadan bu hibe sahih ve tam olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  (Zira zâten onun elindedir. Binâenaleyh temlik var­dır).       ALİ EFENDİ, C. 2, 144

[80] AÇIKLAYICI FETVALAR:

Zeyd, Amr'e lâtife yoluyla «elinde olan metâ-ı (Mal ve eşyayı) bana hibe et» dediğinde, Amr de «sana hibe ettim» deyip Zyd'e teslim ettiğin­de Zeyd de «Kabul ettim» dese, bu hibe sahih olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 260

Türk dilinde «cübbe ettim» demek «hibe ettim»  demek manasına kullanmakla Zeyd borçlusu olan Amr'e «zimmetinde olan alacağını sana cübbe ettim» dese, Zeyd o alacağını Amr'e hibe «tmiş olup Amr'İn zim­meti o borçdan beri olur mu?...   . ELCEVAP... Olur.   BEHCE, 454

Zeyd, Arapça bilmeyen karısı Hind'e «vehebtü mehrî minke = meh-rimi sana bağışladım» de, dese, Hind de «vehebtü = bağışladım» dese, bu hibe sahih olur mu?                                                                           ,

ELCEVAP... Olmaz BEHCE, 457

Zeyd, Amr'in zimmetinde olan Şer'ân alacağı şu kadar (belli mikdar) "akçasını,(Faraşını)" Amr'e hibe etse,-bu hibe sahih olur mu?... ELCEVAP... Olur.  İBNİ NÜCEYM, 259

[81] İLGİLİ FETVALAR :

Kardeşler olan Zeyd ve Amr, biribirine muttasıl olup taksime kabil olmayan üç göz değirmene müsavi olarak müşterek ve mâlikler iken Zeyd o değirmenlerden kendisine aid hissesini hibe ve teslim etse, bu hibe sa­hih olur mu?... ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, C. 2, 148

Zeyd, kardeşi Amr ile müştereken mâlik olduğu damdan kendisine âid malûm hissesini Bekir'e hibe ve teslim etse, bu hibe sahih olur mu?.., ELCEVAP... Olur.                                                ALİ EFENDİ, C. 2, 148

. Hind, taksime kabil olan bahçesini büyük kızları Zeyneb ve Hati­ce'ye her birini ifraz ve tâyin etmeden umumi hibe etse ve umûmî olarak teslim etse, bu hibe sahh ve tam olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira tayinsiz ve tesbitsiz hibe meşru değildir).

ALİ EFENDİ, C. 2, 148

Hind,  taksime kabil olan evinin yarısı  (tâyin ve tesbit etmeden) umûmî şekilde kocası Zeyd'e hibe etse ve umûmî şekilde (yarısını) tes­lim etse, bu hibe sahih ve tam olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.    ALİ EFENDİ, C. 2, 149

Zeyd, Amr ile müştereken mâlik olduğu şu kadar koyunlardan his­sesini ifraz ve tâyin etmeden Bekir'e umûmî olarak hibe ve umûmî olarak teslim etse, bu hibe sahih ve tam olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 2, 150

Zeyd, taksime kabil olan hanının yahut evinin veya dükkânının yarı hissesini iyalinden alıp ölen oğlunun küçük oğlu Amr'e hisse olarak hibe edip şahit dikse, sonra ifraz edip ayırtmadan Zeyd ölse, bu hibe bâtıl olur mu?...

ELCEVAP... Olur (Zira taksimi'kâbil olanın hisse ile hibesi sahih de­ğildir). BEHCE, 456

[82] Baba ve annenin evlâtlarından birine veya bir kaçına bağışda bulunup diğerlerini mahrum etmeleri kasdı ile yapılan hibe sahihtir, fa­kat kerahettir. Zira evlâtlar arasında adalete riâyet etmek lâzımdır.

Peygamber (S.A.V.) efendimiz bir hadis-i şeriflerinde meâlen şöyle buyuruyor:                                                                                        

«Ey Ashabım ve ümmetim! atiyye ve hibede çocuklar arasında mü-

savata (adalete) riayet ediniz. Zira ben evlâddan birisini tafdil (ve ter­cih) eder olsaydım, kadınları tafdil ve tercih ederdim.»         BEYHAKÎ Diğer bir hadis-i şerif meali şöyledir:              %

«Allahdan korkunuz da, çocuklarınız arasında adalet ediniz.»  -

BUHÂRÎ

Buhâri tecridinde üstâd Kâmil Mîras merhum aynı hadis-i şerifin izahında şu hükümleri nakletmektedir:

«Şârih Aynî Umdetülkârîde nedb (mendüblüğe) hami için altı nevî delil serdetmiştir. Biz bunların naklinden sarfınazar ederek yalnız Şârih Aynînin de beğendiği ve Cevâbı Kat-î dediği altıncı delilini zikredeceğiz;

—  Aynî.diyor ki, bil icmâ sabit bir hakikattir ki, Evlâd sahibi bir kişi malını çocuklarından başkasına vermek hakkına hâizdir. Yabancı bir şahsa malını vermek salâhiyyetine hâiz olan kişi, çocuklardan birisine vermek hakkından niçin men edilsin.

Yukardaki hükmü, bir kısım ulemânın babanın evlâda hibesinde mü­savata riâyet etmesi vâcib olduğuna ve evlâda hibede tefâdul ve tercih haram olup tefâdul ve tercih suretiyle edilen hibenin batıllığına kail ol­muşlardır. Bu zümre ulemâsından Ahmet bin Hanbel hibenin şahinliğini kabul etmekle beraber vâhibin (bağışlayanın) hibesinden rücû etmesi vâcibdir, demiştir, Bu babda Ahmed bin Hanbelin mühim bir içtihadı da­ha vardır ki, hibe edilen çocuğun borçlu olması gibi bîr tercih sebebi bulunursa, hibede tefâdul ve tercihin cevazıdır.

—  Evlâda hibede müsavatın emri, mendüp olduğuna kail olan ule­mâdan îmam-ı Ebû Yûsuf (R.A.) da : evlâda hibede müsavat yalnız bir noktada vâcibdir ki,  o da  vâhib  (bağışlayan)   babanın  hibede evlâdın birisini tafdil ve tercih ile öbürlerini izrar (zarara düşürmeyi) kasdetme-sidir. Bundan maada ahvalde Cumhuru ulemânın içtihadı veçhile evlâda hibede, aralarında müsavata riâyetin müstehab olmasıdır.

Binâenaleyh evlâddan birisinin tafdili ve tercihi suretiyle hibe sa-hihdir. Fakat mekruhdur. Cumhuru ulemâ bu babda vârid olan emirleri nedbe (mendüpluğa), nehiyleri de tenzihe (yâni, kerâhatı tenzihiyeye) hamletmişlerdir.

[83] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 367-373.

[84] Sebepsiz ve zarûretsiz hibeden rücû etmek mekruhtur. Fakat hi­beden rücû etmek için meşru sebep olursa, kerahet değildir.

Hibeden rücû etmenin kerâhetliği şu mealdeki hadis-i şerifle beyan edilmiştir;

«Hibesinden geri donen her kişi, kusan sonra da kusmuğunu dönerek yiyen köpek gibidir.»                                                                         BUHÂRİ

Hibe eden kimsenin hibesinden rücû edebileceği cihetlerden bâzıları şu meâldaki hadis-i şeriflerle beyân edilmiştir :

({Müslüman bir adama, bir bahşişi verip de sonra ondan dönmek he­lâl olmaz. Ancak babanın evlâdına verdiği şeyden dönmesi müstesnadır.»

AHMED BİN HANBEL, TİRMİZİ

«Kadınlar, ya rağbetten, ya korkudan bağış yaparlar. Binâenaleyh harici kadın kocasına bir şey verir de sonra dönmek isterse, döner.»

ABDURREZZAK İLGİLİ FETVALAR

'Hind, kocası Zeyd'in zimmetinde olan mehrini Zeyd'e hibe ettiğinde Zeyd Hind'e bir öküz ile bir sığır karşılık vermek şartı ile hibe ettikten sonra Zeyd Hind'e bir şey vermese, Hind hibesinden rücû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur      FEYZİYE, 430

Zeyd, mülkü olan evini kardeşi oğlu Amr'e hibe edip teslim ettik­ten sonra Zeyd nadim olup hibesinden rücû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP.,. Olmaz.     FEYZİYE, 433

Zeyd, sıhhatında mülkü olan evini karısı Hind'e diğer evini diğer karısı Zeyneb'e hibe ve teslim ettikten sonra Zeyd ölse, Zeyd'in kızları bu hibeyi tanımamağa kadir olurlar mı?... ELCEVAP... Olmazlar.                              ,               ALİ EFENDİ, C. 2, 138

Zeyd, bir yaşında olan danasını oğlu Amr'in karısı Hind'e bağışlayıp teslim edip Hind'in yanında iken o dana büyüyüp inek olsa, Zeyd bağı­şından rucû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                             ABDURRAHİM, C. 2, 282

Hind, bir donluk atlasını kocası Zeyd'e hibe ve teslim ettikten sonra Zeyd Hind'i boşasa, Hind hibesinden rücû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.       ALÎ EFENDİ, C. 2, 159

Zeyd, Hind'e namzed olup  (nişanlanıp)  sonra nikahlanmadan Hind şu kadar eşyasını Zeyd'e hibe edip teslim ettikten sonra Hind rücûa mâni bir hâl bulunmamakla hibesinden rücû edip rıza veya hâkimi şer'înin hükmü ile bu eşyayı Zeyd'den geri almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.                                                              FEYZİYE, 433

Zeyd, şu kadar eşyasını Hind'e hibe edip teslim ettikten sonra bu eşya Hind'in yedinde iken nadim olup    hibesinden rücû etmeğe kadir

olur mu?... ELCEVAP... Olur.

İBNİ NÜCEYM, 261

: Zeyd, beslentisi Hind'e mülkü olan evini hibe ve teslim edip, sonra (bağışlanan)  Hind bu evde bâzı binalar yapsa, bilââhire Zeyd hibesin­den rucû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz    ABDURRAHİM, C. 2, 283

[85] AÇIKLAYICI FETVALAR:;

-'"Hind, sıhhatmda mülkü olan evini ve şu kadar eşyasını üvey oğlu büyük Zeyd'e Jı.îbe  ve  teslim ettikten sonra Hind ölse, -(bağışladıktan sonra ölen Hind'in) vertsesi hibeyi tanımamağa kadir olurlar mı?... ELCEVAP...   Olmazlar.                                           HAMİŞİ BEHCE, 456

Bu fetvada da beyan edildiği üzere, metinde geçtiği gibi, sıhhatında bir 'şeyi hibe eden kimse, teslim ve tesellüm vâki olup bir müddet sonra birisi ölürse, hibeden rucû hakkı kalkar. Binaenaleyh hibe eden kimse hibesinden rucû edemez.         .     ......

Hind, Sıhhatmda şu kadar eşyasını, Amr'e hibe ve-.teslim .ettikten sonra Hind Amr'in gıyabinde! «hibemden rucû ettim - döndüm» dese, lâkin rıza veya hâkimin hükmü bulunmadan Hind ölse, veresesi sâdece Hind : «hibemden döndüm» demiş idi diyerek bu eşyayı mirasa katmaya kadir olurlar mı?...                                                                         /

ELCEVAP... Olmazlar  (Zira bağışlayanın ölümünden sonra bağışlanan­dan dönme hakkı kalkmıştır).                                             FEYZİYE, 432

Hind,  kızının  kızı olup  ıvâlinde   olmayan küçük Zeyneb'in  baban hazır iken mülkü olan evini Zeyneb'e hibe edip sonra teslim ve  elin 5 kabzetme bulunmadan (hibe eden) Hind ölse, bu hibe bâtıl olur mu?!j. ELCEVAP... Olur (Zira hayatta iken teslim ve tesellüm bulunmamıştir. Öj'le olunca da hibenin şartı olmayınca hibe bâtıl Imuştur).              !jı

FEYZİYE,  436

Zeyd, bir evinin bir odasını «küçük oğlum Amr'e hibe ettim» dese, lâkin odayı ifraz edip ve tâyin etmeden Zeyd ölse, bu hibe bâtıl olur mu? ELCEVAP... Olur.                                                              FEYZİYE, 436

Bu fetvada da beyan edildiği üzere, hibelerde îcab ve kabul şekil­lerinin tam bir şekilde olması şarttır. Binâenaleyh sâdace sözle «bağış--ladini» demek kifayet etmez. Tâyin, teslim ve şâhidler dikerek hibe eden ve hibe olunan kişilerin sıhhatmda hibe ile ilgili câri hükümler icra edil­mesi şarttır. Aksi takdirde şartlar bulunmadan birinin ölümü hâlinöe hibe bâtıl ve geçersiz olur.

Bir mecelle kaidesi şöyledir :

«Teslim ve kabzetme olmazdan evvel bağışlayan veyll bağışlanan kimse, ölse, hibe (Bağışlama) bâtıl (Geçersiz) olur.»

MİRÂTÜ MECELLE,

Diğer bir kaide :                  

«Kİbe eden ve hibe olunan kimseden birisinin, ölümü, hibeden rütû etmeğe mânidir.                                                                                    

Binâenaleyh, hibe olunan kimse, ölse, hîbe^ eden kimse, hibeden nicû edemediği gibi, hibe eden kimse öldüğünde de veresesi, hibe olunanı geri­sin geri alamazlar.»                                           MİRÂTÜ MECELLE,

[86] Hibe olunan kimse, hibe edilen şeyi,'satmakla yahut (başkası­na) hibe ve teslim etmekle mülkünden çıkarsa, hibe eden kimsenin rucû etmeğe salâhiyyeti kalmaz. MİRÂTÜ MECELLE, ;3Ö4

Zeyd, şu kadar eşyasını yabancı Amr'e hibe ve teslim edip o eşya Amr'in elinde zayi olduktan sonra Zeyd nadim olup bu eşyanın bedeliyle Amr'e rucû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, 262

[87] Efendi ile hanımdan birisi, aralarında karı kocalık var iken di­ğerine bir şey hibe ve teslim ettikten sonra artık ondan (Ettiği hibeden) rücû edemez (dönemez).  MÎRÂTÜ MECELLE, 303

İLGİLİ FETVALAR

Zeyd, şu kadar {Belli mikdar) eşyasını karısı Hind'e hibe ve teslim ettikten sonra bu eşya Hind'in elinde iken Zeyd nadim olup hibesinden rucû etmeğe   (Dönmeğe)-kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz  (Zira maksat aradaki sevgiyi kaldırmamaktır).

İBNİ NÜCEYM, 261

Hind, kocası Zeyd'in   zimmetinde olan mehirden   beş bin akçasını (beşbin lirasını)  Zeyd'e hibe edip Zeyd de kabul etse, Hind hibesinden rucû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. (Zira zevciyet muhabbetini zedeler).

ABDURRAHİJVI, C. 2, 262

Zeyd, karısı Hind'e bâzı eşyasını hibe etse, hâla Zeyd Hind'i boşadı-ğmda rucû edip o eşyayı Hind'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.  ABDURRAHİM, C. 2, 265

Zeyd, Hind'i nikâhı fasitle nikahladıktan sonra Hind'e bâzı eşyasını hibe ve teslim edip sonra Hind Zeyd'den şer'an ayrıldığında Zeyd rucû etmeğe bîr mâni olmamakla o bağışladığı eşyasını Hind'den geri almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.     ABDURRAHİM, C. 2, 265

Bu fetvada geçen «Nikâhı fasit» hükmünün uzun izahı birinci cildin «Nikâh Bahsi» ile ikinci cildin «Talak Bahsi» nde zikredilmiştir.

Zeyd, sıhhatında karısı Hind'e al takın diyerek bir bilezik verse, Hind de takmdıkdan sonra Zeyd ölse, diğer veresesi o bileziği mirasa katmağa kadir olurlar rai?.. ELCEVAP... Olmazlar.  ALİ EFENDİ, C. 2, 143

[88] Bir kimse, usul (baba, ana ve daha yukarısına) ve furûuna (ev-lâd ve torunlarına) veya birader ve hemşiresine veya bunların evlâdına yahut peder ve validesinin birader ve hemşiresine birşey hibe ettikten sonra rucû edemez  (hibesinden dönemez).         MİRÂTÜ MECELLE, 303

İLGİLİ FETVALAR

Zeyd, mülkü olan evini kardeşinin oğlu Amr'e hibe ve teslim ettik­ten sonra Zeyd nadim olup hibesinden rucû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz (Zira akrabaya yapılan hibeden rucû edemez).

FEYZÎYE, 433

Zeyd, şu kadar eşyasını ölen oğlunun oğlu olup vasiyyet etmeye ehil blrrJayan küçük Amr'e hibe, ilam ve şâhid diktikten sonra Zeyd nadim olup hibesinden rucû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                                      ALİ EFENDİ, 185

Zeyd, sıhhatında mülkü olan evini ojen oğlunun oğlu olup iyalinde (himayesinde) olan küçük Amr'e hibe, ilam ve şâhid diktikten sonra Zeyd (bağışlayan adam) ölse, veresesi hibeyi tanımamağa kadir olur­lar mı?...

ELCEVAP... Olmazlar   (Zira  yakınlara  yapılan  bağışdan  dönme hakkı yoktur, cayamazlar).                                                           FEYZÎYE, 434

Zeyd, ineklerinden şu kadar (belli mikdar) ineğini ifraz ve tâyin edip (ayırıp) küçük oğlu Amr'e hibe, İlam ve şâhid diktikten sonra Zeyd (bağışlayan baba), nadim olup hibesinden rucû etmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 435

[89] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 375-380.

[90] Zira borçluyu borcundan ibra etmek, bir cihetten temlik edip mülk sahibi yapmaktır. Diğer bir cihetten, de hakkım iskat etmektir. Öyle olunca borçlu olan red ettiği takdirde red olunur. Kabul etmiş mâ­nası kesinleşmiş olmaz. Sebebi de borcundan vaz geçmek İsteyen gelecek şarta talik ederek ibra ediyor. Halbuki hiçbir şarta talik etmeden borç-

luğu ibra etse, sahih olur.

Bir de karzdan olan alacklı alacağını bir zamana tâyin ve tahsis ede­rek borçluya borcunu Ödemek için mühlet verse, bu tâyin edilen zamanı iptal edip daha evvel alabilir. Borçlunun da itiraz hakkı yoktur.

, İLGİLİ FETVALAR

Zeyd, Amr'e karz (Ödünç) verdiği şu kadar akça (Para) sim malûm müddetin tamâmına kadar tecil (tehir) etse, Zeyd, tecil zamanı gelmez­den evvel bu meblâğı Amr'den almağa kadir olur mu? ELCEVAP... Olur (Zira bedelsiz ve bir mal karşılığı olmadan ödünç ve­rilenleri alacaklı istediği zaman alabilir).                 İBNİ NÜCEYM, 265 Fakat, bir satış ve alış verişle yapılan mal karşılığında olan alacak­lar, ne zamana tâyin edildi ise, ancak o zamanın gelmesiyle alınabilir. Borçlunun Ölümü hâlinde ise, daha evvel vereseden alınabilir.

Zeyd, Ahır zimmetinde satışın paha bedelinden olan şu kadar (Belli mikdar) akça (Lira) - hakkını malûm müddetin tamamına kadar tecil etse, bu tecil sahih olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  İBNİ NÜCEYM,'263

Zeyd, Amr'in zimmetinde satılan malın pahası olan şu kadar akça­sını (Parasını) bilinen bir zamana tecil ettikten sonra, tecil zamanı gel­mezden evvel Amr Ölse, Zeyd bu meblağı Amr'in terekesinden almağa

kadir olur mu?...

ELCEVAP... Olur.   İBNİ NÜCEYM, 264

Zeyd, Amr'in zimmetinde olan şu kadar karz (ödünç) akçasını (Pa­rasını) bilinen bir tecil ile tecil etse, Zeyd, tecil zamanı gelmezden evvel bu. meblağı Amr'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur (Zira açıktan verdiği bir alacaktır).

HAMİŞİ BEHCE, 311

Mal satışı ile veya ödünç olarak verilen şeylerin tecil zamanı ile ilgili geniş malûmat bu cildin baş tarafında geçen «Teslim almadan alınan malın satışı ile ilgili fasıl» başlığının son kısmında beyan edilmiştir. Orayı tekrar okumak fâideli olur.

[91] Umrâ ve Rukbâ kelimelerinin açık anlam ve izahı ile delil ve ilgili fetvaları naklederek beyan etmek daha fâideli olacağından şöylece nakledelim :

Umrâ : Bir kimsenin, evini ve emsali şeylerini birine vererek« bu evi sana ömrün boyunca verdim» demesi gibi ifâdelerle bağışda bulunma­sıdır. Ve bu şekildeki bağış sahih ve caizdir.

Rukbâ : Bir kimsenin, evini ve emsali mallarını «Bu evi sana verdim. Eğer senden evvel ölürsem ev senindir. Ve eğer sen benden evvel Ölürsen ev benimdir» demesi ile yapılan bağışdır ki,bu bağışda kesinlik olmadığı için, Imam-ı Azamla îmam-ı Muhammede göre bâtıldır. îmam-ı Ebî Yû­suf'a göre, caizdir.

Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur :

«Umrâ, hibe edilen kimseye aittir.»  BUHARİ, MÜSLİM

Diğer bir hadis-i şerif meâlen şöyledir :

«Mallarınızı elinizde tutun ve onları ifsâd etmeyin, zira her kim umrâ yaparsa, o (nun mülkiyeti) diri iken de ölü iken de kendisine umrâ yapılana ve çocuklarına aittir.»  MÜSLİM

İLGİLİ FETVALAR

Zeyd, sıhhatmda mülkü olan evini Amr'e hibe ettiğinde. Amr'e «evi­mi hayatta oldukça mülkün olup sen öldüğünde kızım Hind'e intikal et­mek üzere sana hibe ettim» dese ve bu vecihle hibe ve teslim ettikten sonra Zeyd ölse, veresesi «mücerred bu şart ile hibe etmekle hibe bâtıl olmuş olur» diye evi Amr'den almağa kadir olurlar mı?... ELCEVAP... Olmazlar  (Zira umrâ suretiyle hibe sahih olmuştur).

ALİ EFENDİ,  C. 2,  155

Zeyd, mülkü olan evini karısı Hind'e hihe ettiğinde «ben senden evvel ölürsem ev senin olsun, sen benden evvel ölürsen ev yine benim olsun» diyerek bu şekilde hibe edip teslim etse bu hibe sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz (Zira bu şekildeki bağış, rukbâ yoluyla olan bâtıl bağışdır).  ALİ EFENDİ, C. 2, 155

Hind, mülkü olan evini ölünceye kadar kendini beslemek üzere Zeyd'e hibe edip teslim etse, Zeyd'de beslerken Hind ölüp vârisi olmasa, beytülmalin muhafızı (hazinedar kimse) hibeyi tutmamağa kadir olur mu?...                     ELCEVAP... Olmaz.                            FEYZİYE, 426

Zeyd, sıhhatında namzedi (nişanlısı) Hind'e şu kadar eşya hibe edip teslim ettikten sonra ölse, (Zeyd'in) veresesi hibeyi tutmamağa (tanıma­mağa) kadir olurlar mı?... ELCEVAP... Olmazlar.        FEYZİYE, 426

Hind, şu kadar eşyasını Zeyd'e hibe edip teslim ettiğinde «beni Ölün­ceye kadar görüp gözedirsen senin olsun» diyerek hibe ve teslim ettiğin­de Zeyd (hibe yapılan kimse), Hind'e (Hibe eden kadına) bir mushafı şerifftfedel olarak verse, mücerred (hibenin) bedelini vermekle hibe sa­hih olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz (Zira hibe, bedelsiz ve karşılıksız olması şarttır). Zeyd,.mülkü olan bir evini karısı Hind'e: FEYZİYE, 428

«Eğer ben evvel ölürsem senin olsun, eğer sen bemîen evvel ölürsen benim olsun» diyerek bu şartla hibe etse, bu hibe sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.  ABDURRAHİM, C. 2, 26İ

Fetvalarda da beyan edildiği üzere îmam-ı Âzam ile îmam-ı Muham­met'in (R.A.) kavilleri muteberdir.

[92] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 381-385..

[93] îcar, lügatta : Kira, ücret ve kiraya vermek manasınadır.

Şer'î tarifi' metinde geçtiği üzere îcar : malûm bir şeyin menfaatim malûm olan bir karşılık (kira) mukabilinde satmaktır.

Mucir ve Âcir: Malını kiraya veren kimsedir.

Müstecir: Malı kiralayan kimsedir.

Mecûr: Kiraya verilen şeydir. Buna aynı zamanda «mûcer ve müs-te'cer» de denir.

Ecir: Kendisini kiraya veren kimsedir.

Müstecerün fih: Kendisini kiraya veren kimsenin îcar pazarlığında çalışması neticesinde ücret İçin müstecir tarafından kendisine teslim olu­nan maldır. Elbise dikmek için terziye verilen kumaş ve nakletmek üzere hamala verilen yük gibi. îşte bunları ifa edince ücretini alır. Bu teslim edilen mala «müstecerün fih» denir/

İsticar: Bir şeyi kira İle tutmak demektir.

Ecri misil: Hiç bir garaz ve kötülük olmadan takdir heyetinin takdir ettikleri ücrettir.

Ecri müsemmâ: Kira ve herhangi bir şeyin ücretini pazarlık ederken konuşulan ve tâyin edilen ücrettir.

Tazmin: Bir şeyin misli olursa, mislini ve kıymeti olanlardan olursa kıymetini vermektir.

Icârm Rüknü: Alış verişde olduğu gibi, îc£b ve kabul ile kesinleşir.

Yâni: îcara veren kimse, «icara verdik veya kiraya verdim» ve icara tutan kimse de, «îcara tuttum ve kabul ettim» gibi icar .pazarlığında kul­lanılan sözler ile kesinleşir.

îcarm Şartı; îcarın sahih olması için gerekli şartlardan bâzıları şun­lardır:

a)  îcar pazarlığında, icara veren ve tutan kimselerin akıllı ve mü­meyyiz kimselerden olmaları şarttır.

b)   Alış verişde olduğu gibi, îcarm pazarlığının kesinleşmesi ânında îcâbm kabule muvafakati ve pazarlığın kesinleştiği meclisin bir olması şarttır.

c). îcarm sahih olması için, îcara tutan ve veren kimselerin rızaları şarttır.

d)  Mecûrun: Kiraya verilen şeyin, tâyini lâzımdır. Binâenaleyh iki dükkândan biri tâyin ve tahyir (muhayyer)  kılınmadan îcar olunsa, sa­hih olmaz.

e)  Ücretin malûm (belli) olması şarttır. MİR'ÂTÜ MÜCELLE, 135-140 îcarla ilgili şartlardan bâzıları metinde de gelecektir.    

îcarm meşrûiyyeti, kitab ve sünnetle sabittir.               

Kitabdan olan delilin meali:                                          

«Babacığım, dedi; onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle kullandık­larının en hayırlısı şüphesiz ki, o kuvvetli, emin (adamdı).»

KASAS SÛRESİ, 26

Bu âyet-i celiyle Şuayb aleyhisselâmın kızı ile arasında geçen mu­havereyi kıssalayan âyetlerden bir tanesidir. Kıssayı uzunca   öğrenmek isteyen kimseler, mezkûr sûrenin âyetlerini tefsirlerden    okumaları lâ­zımdır.                                                    Sünnetten olan delil meali«Ücretlinin ücretini, teri kurumadan verin.»       IİBNİ MACE Diğer bir hadis-i şerif meali:    ' «Her kim çırak tutarsa, hemen ona ücretini bildirsin.» ABDURRAZZAK, BEYHAKİ

[94] Zaman ve müddetin beyânı ile îcarm mikdarı da tâyin edilince îcar sahih olduğu için, söylenen ve yapılan şartlara riâyet etmek lâzım olur.      

İLGİLİ FETVALAR:                               

Zeyd, mülkü olan değirmen taşını bir sene tamamına kadar Âmr'e şu kadar paraya îcara verip teslim etse, Amr'de sene tamamına kadar zabtedip tasarruf etse, Zeyd, konuşulan ücreti Amr'den almağa jkâdir olur mu?...                                                                                      

ELCEVAP... Olur.   FEYZİYE, 439

Zeyd, koyunlarını malûm müddet    tamamına kadar    gütmek için Amr'i yedi muayyen koyun ücret ile çoban- tutsa, Amr'de müddet tama­mına kadar Zeyd'in koyunlarını gütse, Amr o yedi koyunu Zeyd'den al­mağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.   FEYZİYE, 440

Zeyd, Amr'i malûm müddet tamamına kadar kendine hizmet etmek için şu kadar paraya îcara tutsa, Amr'de o müddet tamamına kadar Zeyd'e hizmet etse, Amr, konuşulan ücreti Zeyd'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.        ALİ EFENDİ, C. 2, 160

Zeyd, Amr'in mülkü olan evini kendisi sakin olmak için malûm müd­det-tamamına kadar Amr'den şu kadar akçaya (liraya) îcara tutup ve anahtarını alıp zikroîunan müddetin tamamına kadar zapdetse Amr ko­nuşulan ücreti zeyd'den taleb ettiğinde Zeyd «mücerred sakin olmadım» diyerek (îcarı) vermemeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.  ÎBNİ NÜCEYM, 268

Zeyd, mülkü olan dükkânını günlerin adedi beyan olunmadan yev­miye şu kadar paraya Amr'e icara verip teslim etse, Amr'de bir müddet dükkânı zabdedip tasarruf etse, Zeyd konuşulan ücreti Amr'den almağa kadir olur mu?...'

ELCEVAP... Olur.   ALİ EFENDİ, C. 2, 161

Bir köy halkı Zeyd'e <-bir sene bize imamlık et, sana şu kadar buğ­day verelim» dese Zeyd'de köy halkına bir sene imamlık etse, Zeyd (yâ­ni: imamlık yapan kimse), o kadar buğdayı halkdan almağa kadir olur mu?...                    

ELCEVAP... Olur.   ALİ EFENDİ, C. 2, 162

Zeyd, bir maslahatını (işini) görmek için Amr'i şu kadar (belli mik-dar) paraya îcara tutup ücreti acele vermek şart olunmasa, Amr o mas­lahatı (işi) görmeden ücrete müstehak olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                                              NETİCE, 469

Bir medresede (Kur'an kursu ve emsali dîni okullarda) müderris olan Zeyd, Amr'i o medresede tedris hizmetini edâ etmek için senelerin adedi beyan edilmeden senede şu kadar paraya îcara tutsa, Amr'de bir kaç sene o medresede tedris hizmetini edâ etse, Amr konuşulan ücreti Zeyd'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP.. Olur.                                                                 NETİCE, 474

Zeyd, mülkü olan dükkânını Amr kendine altı ay hizmet mukabilin­de bir sene tamamına kadar Amr'e îcara verip teslim etse, bu îcar sahih olur rnu?... ELCEVAP... Olur.                                                                 NETİCE, 466

Ücret ile hizmet eder mekûlesinden olan Zeyd, ücret konuşmadan Amr'm talebi ile bir müddet Amr'e hizmet etse, Zeyd, hizmetinin ecri mislini Amr'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP.» Olur. ALİ EFENDİ, C. 3, 179

[95] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 387-392.

[96] Zeyrî, Amr'in eivni yalnız kendisi sakin olmak için malûm müd­det tamamına kadar Amr'den îcara tutsa, Zeyd'e başkasını bu eve oturt­mağa kadir olur mu?...   ELCEVAP... Olur. JBNİ NÜCETM, 270

[97] İlgili Fetvalar :

Zeyd, bir elbisesini terzi olan Amr'e dikilmesi için verip Amr'de Zeyd'in emri üzere dikdikten sonra Zeyd ve Amr konuşulan ücrette ih­tilâf edip Amr «Şu kadar akça (lira) dır» diye dâva etse ve Zeyd «Şu ka­dar noksandır» diye dâva etse, her iki tarafın delili de olmamakla Zeyd ve Amr yemin ettirilseler Amr ecrimislini (emsali misil ücretini) Zeyd'-den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.                                                     İBNİ NÜCEYM, 281

Hind, bir top kumaşını terzi olan Zeyd'e verip «Eğer o top kumaş bana bir pardesü (veya palto) çıkarsa, kes ve dik» dediğinde Amr de (yâ­ni, terzi de).«çıkar» dese, sonra kesdiğinde pardesü çıkmasa, Hind kuma­şını Zeyd'e tazmin ettirmeğe (ödetmeye) kadir olur mu?.., ELCEVAP... Olur      BEHCE, 476

[98] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 394-397.

[99] Zİrâ mâsiyet olan şeyde pazarlık yaparak ücret alma ve verme hakkı tasavvur olunmaz. Binâenaleyh ücretle mâsiyet işleyen (çalgı ça­lan) kimseye ücret vâcib olmaz. Şayet ücreti verir ve o da alırsa, o alana helâl olmaz. Ve o aldığı ücreti sahibine reddetmek (gerisin geri vermek) vâcibdir.

Muhitte beyan edildiğine göre, çalgı ve emsali mâsiyet olan şeylerin çalıp çağırma ücretini pazarlık etmeden alan kimseye alması mubahdır. Zira pazarlık ve mukavele ile ve kendi istekleriyle olmamış oluyor.

Kâfî isimli eserin şerhinde ise, şöyle beyan ediliyor:

«Şehveti gıcıklayan çalgı çalmak ve türküler söylemek, ölüler için yas etmek, düdükler (kavallar) çalmak ve trampet çalmak veya bunların emsali lehviyyattan olan bir çalgıyı çalmak suretiyle ücret almak asla caiz değildir.»

Velvâliciye adlı eserde de şöyle beyan edilmiş:

<Bir adam, diğer bir adamı davul (trampet) vurmak için ücretle tu-

tar ve bu adamı zevklenmek ve şehvetinin tatmini için tutarsa, caiz de­ğildir.

Fakat askeri teşyî etmek veya bir kafileyi sevketmek veya nikâhı îlân İçin eylenme ve zifaf için ücretle tutmak caizdir. Zira buralarda (def ve davul vurmak) mubahdır.»                                    DÂMAD, C. 2, 384

İbni Âbidinde de şu hükümler mezkûrdur:

«Raks etmek, el şakırdatmak, kirişlerden yapılmış sazı çalmak, ud çalmak, keman çalmak, kânun çalmak, düdük (kaval) çalmk, zil vurmak ve boru öttürmek, işte bunların hepsi mekruhtur. Zira kâfirlerin âdetle­ridir. Def vurmayı ve düdük (kaval) sesini ve diğer çalgı âletlerinin se­sini kendi arzusu ile işitmek haramdır,

Fetâvâyı Bezâziyede de şöyledir: Kamış (kaval) öttürmek ve bunun emsali çalgı âletleri gibi lehviyyattan olanların seslerini kendi arzusu ile işitmek haramdır.

Zira Peygamber (S.A.V.) buyurdu ki:

«Çalgı âletlerinin seslerini kendi arzusu ile işitmek mâsiyettİr. O çal­gı meclisine oturmak fâsıklıkdır. O çalgılarla zevklenmek küfürdür (küf-rânı nimettir).»

İBNİ ÂBİDİN, C. 5, 308

îbni Âbidin merhumun torunlarından üstad Şeyh Alâeddan merhum da «Elhediyetül Alâiyye» adlı eserinin ikiyüz otuz altı (236) sahifesinde aynı hükümleri nakletmiştir.

Muhterem okuyucu ve meslekdaşlarımızın daha geniş malûmat ve kaynaklan edinmeleri için «Jslâmda Evliya ve Hârikalar» adlı eserimizin «203-220» sahifelerini okumalarını tavsiye ederim.

[100] AÇIKLAYICI FETVALAR :

Zeyd, ehli Kur'an olan Arar'e «benim için Kur'anı hatmedip sevabını bana bağışla ücretini vereyim» demekle Amr'de Zeyd için Kur'an-ı Ke­rim'i hatmedip sevabını Zeyd'e bağışlasa, hemen Amr Zeyd'den ecrimisil almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.    ABDURRAHMAN, C. 2, 107

Müteahhirîn fakihleri >şöyle dediler: Hükümler, bâzı kere zamanın ihtilâfı ile. değişerek muhtelif olabilir. Görülmüyor mu ki, kadınlar, ca­miye cemaata^Peygambeç (S.A.V.)  ve Hz. Ebu Bekir zamanlarında çı-

karlardı. Hz. Ömer ise, kadınların camiye cemaata gelmelerini men etti ve sahabenin icmâı da öylece takarrür etti.                 DAMAD, C. 2, 384

Zeyd, Amr'e «mahallemiz mescidinde İmamlık et, sana yevmiye bir akça (gümüş para veya lira) vazife (karşılığı) vereyim» dese,    günlerin adedi beyan olunmasa, Amr'de bir kaç gün imamlık etse, bu vazifeyi (yâ­ni: vazife karşılığını) Zeyd'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.                                            ABDURRAHİM, C. 2, 107

Zeyd, küçük oğlu Amr'e bir sene tamamına kadar sarf ilmini tâlim etmek için Bekir'i şu kadar paraya kiralayıp, Bekir de bir sene tamamı­na kadar Amr'e sarf ilmini tâlim etse, Bekir konuşulan ücreti Zeyd'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.    ALÎ EFENDİ, C. 2, 162

Zeyd, Amr'i: küçük oğlu Bekir'e Kur'an tâlim etmek için bîr sene tamamına kadar şu kadar paraya ücretle tutsa, Amr'de bir sene tamamı­na kadar Bekir'e Kur'an tâlim ettikten sonra konuşulan ücreti Zeyd'den almadan Zeyd ölse, Amr (Kur'an tâlim eden kimse), konuşulan ücreti Zeyd'in kalan terekesinden olan veresesinden almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur ALİ EFENDİ, C. 2, 162

Zeyd, Amr'e «evime gel küçük oğlum Bekir'e hatim edinceye kadar Kur'an tâlim et, sana riâyet edeyim» demekle Amr'de mûtad üzere iki se­ne Zeyd'in evine varıb Bekir'e Kur'an tâlim edip Bekir de tâlim edip hat­mettiğinde Zeyd Amr'e bir şey vermese, Amr amelinin ecrimislini Zeyd'­den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.    ALİ EFENDİ, C. 2, 175

Mescidler, camiler yapan kimseye, Mushafı Şerif yazan, fıkıh, tefsir ve emsali dinî eserler yazan, yazı tâlimi yapan ve dinî, edebî, ahlâkî ve içtimaî yönlerde eser yazanlar, emekleri karşılığında ücret,.alabilirler. Almaları helâl ve caizdir.                                            DÂMAD, C. 2, 384

Daha geniş malûmat «İslama" Sokulan Bid'at ve Hurafeler» adlı ese­rimizde yazılmıştır.

[101] İLGİLİ FETVALAR: Zeyd, mülkü olan dükkânını Amr kendisi­ne ödünç şu kadar para vermek şartı ile Amr'e îcara verse, sahih olur mu?...   ELCEVAP... Olmaz.     ALİ EFENDİ, C. 2, 173

Zeyd, Amr'in dükkânını Amr kendine ödünç şu kadar para vermek şartı ile îcara tutsa, sahih olur mu?,.. ELCEVAP... Olmaz.  ALİ EFENDİ, C. 2, 173

Zeyd, mütevellisi olduğu vakıf bahçeyi hâsıl olacak meyvesi Amrün olmak üzere îcara verse, bu icar sahih olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.    ALİ EFENDİ, C. 2, 173

Zeyd, mülkü olan değirmenini bir' sene tamamına katlar Aanr'e şu kadar paraya îcara verdiğinde Amr değirmenin tamire muhtaç olan yo> lerini kendi mâlinden tamir etmek şartı ile îcara tutsa, bu îcar sahih olur mu?. ELCEVAP... Olmaz.       ALİ EFENDİ, C. 2, 173

Bir menfaat karşılığında alış verişin sahih olmadığı yukarda «alış veriş fâsid babı» adı altında beyan edildiği gibi, icarda da- bir menfaat karşılığı şekli olduğunda o icarda fasittir.

Hz. Ali (R.A.) den mervî bir Hadîsi Şerifde meâlen şöyle buyurul-muştur:

«Bir menfaat karşılığında verilen her karz (ödünç para ve mal), mutlaka ve muhakkak faizdir.»    FEYZULKADİR, C. S, 28

Şu halde menfaat karşılığında îcara vermek ve tutmak ve ortaklık­lar fasittir.                                                                                        

Bu fasit muameleyi bugün, tarlayı îcara tutan ve verenler arasında pek çoğalmıştır. Hattâ îcar muamelesi yapılan ev, dükkân, anbar ve em­sali şeylerde de görüldüğü sabittir. Her yönde fasit muameleyi yapmak moda ve âdet hâlini alan kimselerde bunlar nerede ise, hiç lîlaba alınma­maktadır.                                                                                        

Cenâb-ı Hak, hakkı arayan ve hak yolda devam azminde olan1! her insana doğruyu, iyiyi, helâli ve güzeli bulup, bilip' amel etmek nası# bu­yursun. Âmin.                                                                                     

Zeyd, mülkü olan değirmenini bir sene tamamına kadar Amr'eı şu tadar (belli mikdar) akçaya (kiraya) îcara verdiğinde Amr (kiracı) de­ğirmenin tamire muhtaç olan yerlerini kendi mâlinden tamir etmek jşartı ile îcara tutsa, bu îcar sahih olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.

ALİ EFENDİ, C. 2

[102] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 399-405.

[103] Ecrimisil ile ilgili fetvalar :

îcarı misil (ecrimisil) ne ile malûm olur? ELCEVAP... Garazsız olan ehli vukufun kararlarıyle (malûm olur).

ALt EFENDİ, C. 2, 186

Zeyd, ücretle dellallik işlemek âdeti olan Anır'e «şu metâ-ı sat» de­se, aâkin ücret konuşmasa, Amr de satıp parasını teslim etse, Amr ameli-. nin ecri mislini Zeyd'den almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.  ALt EFENDİ, 178

Ücretle satış yapmak âdeti olmayan Zeyd, Amr'in şu kadar kahve­sini ücret konuşmadan satsa, Zeyd, Amr'den amelinin ecri. mislini nâmına bir şey almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.     ALİ EFENDİ, C. 2, 178

Bir adamın hizmetinin ecrimisli, bir kin ve garaz ehli olmayan ehli vukufun takdirleriyle malûm olur mu? ELCEVAP... Olur.                                                    HAMİŞİ BEHCE, 478

Dellâl olan Zeyd, Amr'in bir atını Amr'in emriyle müzayede ve iz­niyle Bekir'e satıp parasını haklaşdırdıktan sonra Amr, Zeyd'e dellâliye ücretini verib sonra Amr ve Bekir rızâlarıyle alış verişden caysalar Amr (dellâl olan) Zeyd'e verdiği dellâliye ücretini Zeyd'den gerisin geri almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. BEHCE, 482

[104] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 408-412.

[105] Açıklayıcı Fetvalar :

Zeyd, Amr'in hanını görmeden Amr'den îcara tutsa, Zeyd, hanı gör­düğünde beğenmeyince, görme muhayyerliği ile îcarı feshetmeye kadir olur mu?... ELCEVAP.. Olur.  BEHCE, 466

Dellâl olan Zeyd, Amr'in mülkü olan evini Arar'in vekil yapmasiyle değer pahasına Bekir'e sattığında Amr, Zeyd'e lâzım olan ecrimisiini ve-rib sonra evin reddini îcab eden eski aybı olduğu şer'an sabit olup Bekir görme muhayyerliği ile alış verişi feshetse, Amr (satan adam) «alış veriş fesholundu» diyerek Zeyd'e (dellâl olan adama) verdiği ücreti Zeyd'den gerisin geri almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.                                                       İBNİ NÜCEYM, 278

Zeyd, Amr'in mülkü olan evini malûm müddetin tamamına kadar Amr'den îcara tuttuktan sonra bu evin oturmaya zararU aybı meydana gelse, lâkin ev sahibi Amr başka memlekette bulunsa, Zeyd, Amr'in gı­yabında icarı feshetmeğe kadir olur mu?

ELCEVAP... Olmaz (Zira ev sahibinin gıyabında feshetmek olmaz. Çün­kü ev daha evvel ayıbsızdı).                                         İBNİ NÜCEYM, 277

Zeyd, mülkü olan evinde bir duvar yapmak için dülger olan Amr'i ücretlese, Amr de Zeyd'e âdet veçhi üzere duvarı yaptıkdan sonra duvar yıkılsa, Zeyd Amr'e «yaptığın duvar yıkıldı, tekrar yap. Yoksa ücretini vrmem» demeğe kadir olur mu? ELCEVAP... Olmaz.         İBNİ NÜCEYM, 278

Zeyd, Amr'in evini görmeden Amr'den îcara tutup Zeyd evi gördü­ğünde harap olmakla beğenmese, görme muhayyerliği ile karı feshetme­ğe kadir olur mu? ELCEVAP... Olur.    İBNİ NÜCEYM, 282

[106] İLGİLİ FETVALAR :                                                                     

Zeyd, Amr'in mülkü olan dükkânını içinde ticaret etmek için üç se­ne tamamına kadar şu kadar paraya îcara tutup dükkânda bir sene ticaret ettikten sonra Zeyd'e iflas arız olsa (yâni: iflas etse), Zeyd icarı feshet­meğe kadir olur mu?.. ELCEVAP... Olur.  ALİ EFENDİ, C. 2, 192

Zeyd, bir çörekçi fırınını çörekçilik yapmak için üç sene tamâmına kadar Amr'e îcara verip teslim etse, sonra bir sene geçince Amr; iflâs etse, Zeyd, îcan feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.    ABDURRAHİM, C  2, 134

[107] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, mülkü olan dükkânını beş sene tamâmına kadar Amr'e beş bin paraya (veya liraya) icara verip teslim etse, Amr de o dükkânı bir sene zabü edip tasarruf etse, hemen Amr başka memlekete sefer etmek isteyin­ce, bu icarı feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP... Olur.    ABDURRAHİM, C. 2, 135

Zeyd, Amr'in mülkü olan hanını bir sene tamamına kadar Amr'den îcara tutup o hanı zabdettikten sonra sefere gitmek istese, bu îcarı Amr'­in izni olmadan feshetmeğe kadir olur mu?... ELCEVAP...  Olur.   ABDURRAHİM, C. 2, 135

[108] İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd, mülkü olan değirmenini Amr'e malûm müddet tamamına ka­dar îcara verip teslim ettikten sonra müddet tamam olmazdan evvel Amr ölse, bu îcar fesholunmuş olur mu?.., ELCEVAP Olur.                                                  ALt EFENDİ, C. 2, 191

Zeyd, mülkü olan bir evini yirmi sene tamamına kadar her sene şu kadar ücretle Amr'e îcara verip teslim ettikten sonra o müddetb   esna­sında Amr (îcara tutan kimse)  ölse, bu îcar fesholunmuş olur mu?... ELCEVAP... Olur.   ABDURRAHİM, C. 2, 134

Zeyd, mülkü olan değirmenini Amr'e malûm müddetin, tamamına kadar îcara verip teslim etse, Amr de bu müddetin tamamına kadur Be­kir'e îcara verip teslim ettikten sonra, müddet tamam olmazdan evvel .Zeyd ve Amr ölseler, birinci ve ikinci îcar fesholunmuş olur mu... ELCEVAP... Olur İBNİ NÜTCEYM, 280

[109] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 413-416.

[110] İLGİLİ FETVALAR:

Zeyd, bir kılıcını km yapmak için kinci olan Amr'e verdikten sonrc kılıç Amr'in elinde hiçbir tecâvüz ve taksiratı olmadan çalınıp zayi olsa Amr'e tazmin etmek lâzım olur mu?...                             

ELCEVAP... Olmaz. NETİCE, 490

Zeyd, bir elmas yüzüğünü satmak için ücretle dellal olan Amr'e verip sonra o yüzük Amr'in tecâvüz ve taksiratı olmadan Amr'in  (Dellalın) elinde çalınıp zayi olsa, Amr'e (Dellâla) yüzüğün bedelinin yarısını taz­min etmesi lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur.    MECMÜA-İ CEDİDE, 494

Zeyd, bazı elbiselerini terzi olan Amr'e dikmesi için verse, Amr de âdeti üzere dükkânında dikerken yangın çıkıp kaçınmak mümkün olma­makla o elbiseler de yansa, (Terzi olan) Amr'e tazmin etmek lâzım olur :rnu?...

SLCEVAP... Olmaz.  ALİ EFENDİ, C. 2, 200

Zeydin mülkü olan dükkânı yandığında Zeyd o dükkânın arsası üze­rine ev yapmak istediğinde o dükkânın daha evvel müsteciri olan Amr >en o dükkâna rağbet verip gedik etmiştim (Diposut veya sözleşme ile İmeblâğ vermiştim), öyle olunca ev yapdığma razı olmam, benim için Idükkân yap, diye hiçbir cihet ve sebepsiz Zeyd'e cebretmeğe kadir olur İmu?...

ELCEVAP... Olmaz.

[111] İLGİLİ FETVALAR:

NETİCE, 484

Zeyd, Amr'in Öküzünü Amr'in izni olmadan alıp harmanını döğse (sürse), Amr Zeyd'den ücret nâmına bir şey almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz  (Zira ücret beyan edilmemiştir).

ALİ EFENDİ, C. 2, 193

Zeyd, Amr'in katırını gasben alıp ve bir müddet istimal etse (kul-

îunsa), Amr katırı aldığında Zeyd'den ücret nâmına bir şey almağa kadir

olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, C. 2, 193

Zeyd, karısı Hind'in evinde ücret (Kira) konuşmadan Hind ile bir müddet sakin olsa, Hind Zeyd'den ücret nâmına bir şey almağa kadir olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.    ALİ EFENDİ, C. 2, 193

Zeyd, şu kadar (Belli mikdar) sığırlarını gütmesi için çobanı Amr'e verdiğinde «falan yerde güt (Otlat),'başka yere götürme» demiş iken. Amr (Çoban), sığırları Zeyd'in izni olmadan başka yere götürüp gütmek­te iken sığırları helak olsalar, (Çoban olan) Amr'e tazmin etmek lâzım olur mu?...                                                                                         

ELCEVAP... Olur.     ALİ EFENDİ, C. 2,j 204

Zeyd'in evinde icarla oturan Amr, evden çıkdığında evde olan sü-pürüntüyü çıkarıp temizlemek (Kiracı) Amr üzerine lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olur (Zira o batırmıştır).                                             ;

Bu surette Amr «ben evi îcara tuttuğumda o süprüntü mevcud idi* dediğinde, Zeyd, Amr'i tasdik etmese, Amr'in (Kiracının) sözü makbu olur mu?... ELCEVAP... Olur  (Bu takdirde, süpürmesi, gerekmez).

İBNİNÜCEYM, 27!

[112] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 417-422.

[113] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 424-425.

[114] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 427-428.

[115] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 430-432.

[116] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 434-435.

[117] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 437-438.

[118] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 439-440.

[119] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 3/ 441-442.

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.04 saniye 11,205,082 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021