Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Helal Kazancın Terbiye Ve İbadete Etkisi

                                                                    Vaaz Resimleri: w.jpg        

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

Allah Teâlâ bir ayet-i celilede şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُواْ لِلّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

‘’Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helal olanlarından yiyiniz. Eğer yalnız O’na kulluk ediyorsanız, Allah’a şükrediniz.‘Bakara 172 

Ayet-i kerimede görüldüğü gibi Allah Teâlâ, salih amelden önce, helal yemeyi emretmiştir.

        Bu konuda âlimlerden birisi şöyle demiştir: ‘’Amellerin temiz ve güzel olması, helal yemeğe bağlıdır. Kulun yiyeceği ne kadar helal olursa, ameli de o derece temiz ve faydalı olur.‘’

Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) ise şöyle buyurmuştur:

وعن النُّعمان بنِ بَشيرٍ  قال : سَمِعْتُ رسُولَ الله  يقُولُ : إن الحَلاَلَ بيِّنٌ، وإن الحَرَامَ بيِّنٌ، وَبَيْنَهُما مُشْتَبِهاتٌ لاَ يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، فَمَنِ اتَقى الشُّبهاتِ، اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ في الشُّبهاتِ، وَقَعَ في الحَرامِ، كالرَّاعِي يَرْعى حَوْلَ الحِمَى يُوشِكُ أن يَرْتَعَ فيهِ، ألا وإن لِكُلِّ مَلِكٍ حِمى، ألا وإن حِمَى الله مَحَارِمُهُ

Numan ibni Beşîr (r.a.) Rasulullah (s.a.s.)’i şöyle buyururken dinledim dedi:

“Helal olan şeyler bellidir, haram olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında halkın bir çoğunun helal mi haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır.

Şüpheli işlerden sakınanlar dinlerini ve ırzlarını korumuş olurlar. Şüpheli şeylerden sakınmayanlar ise zamanla harama dalıp giderler. Aynen sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki onların o araziye girmesi mümkündür ve tehlikelidir.

Dikkat edin her hükümdarın girilmesi yasaklanmış bir arazisi vardır. Unutmayın Allah’ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir.” (Buhari, iman 39, Müslim Müsakat 109)

      Helâl, Kur'an ve Sünnet'in helâl kıldığı, dinin serbest ettiği, yapılmasını uygun gördüğü, izin verdiği, hakkında yasaklama veya kısıtlama bulunmayan şeylerdir. Mübah ve caiz gibi terimlerle ifade edilir.

      Helâli aramak farzdır. Mümin, helâl ve temiz olan şeyleri tüketmek zorundadır. Yediği ve kullandığı şeyler temiz olmalıdır. İlk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem'den (a.s) kıyamete kadar bütün müminlere helal ve temiz şeylerden yenmesi emredilmiştir. Nitekim Allah Teâlâ, peygamberlere,

يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

"Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, faydalı iş işleyin"  Mü’minun 51

يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي الأَرْضِ حَلاَلاً طَيِّباً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

 "Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o apaçık düşmanınızdır"Bakara 168

       İlim ve hikmet, helâl lokmadan doğar. Takva ve marifet helâl lokmadan meydana gelir. İbadet ve taatin gücü helâl lokmadadır. Merhamet ve kalp inceliği helâl lokmanın ürünüdür.

       Helâl lokma, manevî aşk ve muhabbeti meydana getirir. Şevk ve zevki artırır. Peygamberlerin ve velilerin yoluna götürür. Zikir ve fikre sevk eder. Öteki âleme teşvik eder. Tövbe ve istiğfarı hatırlatır.

       Unutmamak gerekir ki helâl lokma ile salih ameller arasında sıkı bir irtibat söz konusudur. Nitekim bir hadis-i şerifte“Kim kırk gün helâl lokma yerse Allah onun kalbini nurlandırır, kalbinden hikmet pınarları akıdır” buyrulmaktadır.

       Abdülvâhid b. Zeyd (k.s.) hazretleri şöyle buyurmuştur: ‘’Midesini koruyan, dinini korumuştur.‘’

        Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "Haram ile beslenmiş bir vücut cennete giremez; ateş/cehennem onun için daha uygundur."

                                        ŞÜPHELİ ŞEYLER

        Şüpheli ise, "Âlimlerin hakkında ihtilaf ettikleri ve görüş birliğinde olmadıkları şeylerdir." 

        يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ

Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helal kılındı." Maide 4

         İmam Gazâlî hazretlerinin (rh.a) bu husustaki uyarısı mükemmeldir. Hazret şöyle diyor:

“Haram yiyip içen bir kadının sütüyle beslenen bir çocuk, ileride kötü şeylere ve çirkin işlere meyleder. Bu sebeple çocuğu, ancak haram yemeyen saliha bir kadın emzirmelidir. Zira haramdan hâsıl olan sütün bereketi olmaz ve ondan emzirdiği veya haram yedirdiği zaman çocuğun tabiatı, o haramla münasebeti bulunan kötü şeylere yönelir. Çocuğun şirret olmasının kaynağı haram yemektir.”

          Ebul vefa hazretlerinin çocuğu, eşi ve sakaların tulumları…

         Kalp, vücudun pusulasıdır. Helâl lokma ile doğru yolu gösterir. Haram ile yanlış istikameti gösterir.

 Nitekim Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) helâl, haram ve şüpheli şeylere dikkat çektikten sonra kalbe de dikkat çekiyor ve buyuruyor:

رسُولَ الله  يقُولُ : ألا وإن في الجَسَدِ مُضْغَةً إذا صَلَحَت صَلَحَ الجَسَدُ كُلُّهُ، وَإذا فَسَدَتْ فَسَدَ الجَسَدُ كُلُهُ: ألا وَهِيَ القَلْبُ . 

“Dikkat edin! İnsan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa bütün vücut iyi olur. Şayet o bozulursa bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.”

Demek ki yenilen ve içilen şeyler kalbe etki ediyor.

       Gavs-ı Geylânî’nin (k.s) şu nasihati çok önemlidir;

“Ey evlat! Haram yemek kalbini öldürür. Helâl yemek ise varlığına can katar. Bir lokma vardır, kalbinin karartır. Bir lokma vardır, derununa nurlar saçar. Bir lokma vardır, yiyince dünyaya dalarsın. Bir lokma vardır, yiyince bu âlemin ötesine geçersin. Ama bunlardan daha üstün bir lokma vardır ki onu yiyen dünyayı da ahreti de bırakır. İşte bu lokma seni tabiatın yaratıcısına ulaştırır. Haram yemek, seni dünya ile uğraştırır, hataları sevdirir. Mubah olan şeyleri yemek, kalbi ahret âlemine iter ve taatle meşgul eder. Helâl yemek ise yaratana yaklaştırır.”

      Süfyân-ı Sevrî (k.s.) ise: ‘’Kişinin dindarlığı ekmeğinin helâlliği nispetindedir.‘’ buyurmuştur. Bir gün kendisine:

-  Efendim! Namazı birinci safta kılmanın faziletini anlatır mısınız? dediklerinde de helâl lokmaya dikkat çekmiş ve:

-   Kardeşim! Sen ekmeğini nereden kazanıyorsun ona bak! Kazancın helâl olduktan sonra hangi safta dilersen orada namazını kıl; bu hususta sana güçlük yoktur, cevabını vermiştir. 

      Büyük ariflerden İbrahim b. Ethem (k.s.): “Kemale erenler, ancak midelerine gireni kontrol etmekle kemale erdiler.” demiştir.

       Şah-ı Nakşibend hazretleri (k.s) “İbadet on kısımdır. Dokuzu helâl rızık aramaktır. Diğer kısmı salih ameller ve ibadetlerdir”

       İbrahim b. Ethem’e bir gençten bahsettiler. Onun gece-gündüz ibadet ve taat içinde olduğunu, sık sık vecde gelip kendinden geçtiğini söylediler. O da bu genci merak eti, yanına gitti, üç gün misafiri oldu. Genci anlatılanların çok daha ötesinde bir halde gördü. Gençteki halin şeytandan mı yoksa Hak’tan mı olduğunu anlamak istedi.

Onun yediğine baktı, lokmaları helalden değildi. “Allahu Ekber, bu haller hep şeytandan kaynaklanıyor” deyip, genci evine davet etti. Ona kendi temiz ve helal yiyeceklerinden yedirdi. Gencin hali değişti, o cezbe halleri gitti, gayreti kalmadı. Genç bu hale şaşırdı.

İbrahim b. Ethem’e: “Sen bana ne yaptın?” diye sordu. Hazret:

“Senin yediklerin helal değildi. Yediklerinle birlikte şeytan da midene giriyordu. Üzerindeki haller şeytandan kaynaklanıyordu. Helal yiyince, içine şeytan giremedi. Asıl ve doğru halin şimdi ortaya çıktı.” dedi.

       Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir:“Biz, bir harama düşeriz korkusu ile yetmiş tane helali terk ederdik.”

          Dua, Allah’a yalvarıştır, yakarıştır. Bu da ancak helâl lokma ile olur. Haram yiyen bir kimsenin duası kabul olmaz.

وَعَن أَبِي هُرَيْرَةَ  قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله  : الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أَشْعَثَ  أَغْبَرَ  يَمُدُّ يَدَيْهِ إلَى السَّمَاءِ: يَا رَبِّ يَا رَبِّ، وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ، وَغُذِيَ بِالْحَرَامِ، فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذلِكَ 

   Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar, saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak,“Ya Rabbi, ya Rabbi” diye dua eder.Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır.Böyle birinin duası nasıl kabul edilir.” (Müslim, Zekat, 65)

         Yahya b. Muaz (r.ah) ise şöyle buyurmuştur: ‘’Tâat, Allah'ın hazinelerinden bir hazinedir. Onun anahtarı duadır. Bu anahtarın dişleri de helâl lokmalardır.‘’

          İslâm’da çalışma ve helâl kazanç, tıpkı ilim gibi farz telakki edilmiş,. Nitekim bir hadis-i şerifte: “Kim ailesi için helâlinden rızık aramak için çalışırsa o kimse Allah yolunda cihad eden kimse gibidir. Kim dünyada, iffet içinde yaşamak için helâl rızık ararsa ölünce şehidlerin derecesinde olur.” buyrulmuştur.

          Helâli aramak cihad, onu başkasına yedirmek iyilik, helâl kazanmak için yardımlaşmak takva, helâl lokma yemek ibadettir. Ayrıca haramı terk etmek vâciptir. Şüphelileri terk etmek sünnettir. Buna takva denir. Zühd, helâlin azıyla kanaat etmektir.

        İbrahim b. Edhem ve Fudayl b. Iyaz’ın şöyle dedikleri rivayet edilir: “Büyük ve şerefli olanlar, hac, cihad, oruç ve namaz ile büyük olmadılar, bize göre şerefli olan kimse, karnına ne girdiğinin farkında olan, yani ekmeğini helalinden yiyen kimsedir.”

         Esas mesele para kazanmak değil, helâl kazanmaktır. Allah Resûlü (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “İslâm’ın farz olan temel ilimlerini öğrendikten sonra, rızkını helâlinden kazanmak da farzdır.”

         Hz. Ömer (r.a), çarşı pazar yerlerini dolaşır ve oradakilere kamçısıyla vurarak; “Buralarda ancak fıkıh hükümlerini iyi bilenler ticaret yapsınlar; yoksa bilmeden faiz yer, harama düşerler” derdi. 

         Resûl-i Ekrem (s.a.s.), bir sabah ashabı ile oturup sohbet ediyordu. O sırada kuvvetli bir genç erkenden iş yerine doğru geçti. Ashaptan bazıları, “Şu gence yazık! Keşke gençliğini ve gücünü Allah yolunda değerlendirseydi. Erkenden dünyalık kazanmaya gideceğine, buraya gelip birkaç şey öğrenseydi” deyince, Resûlullah (s.a.s.),

 “Öyle demeyin! Şayet bu genç kimseye muhtaç olmamak, anne babasının, çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını temin etmek için gidiyorsa bu kişi Allah yolundadır ve attığı her adımı da ibadet sayılır. Fakat bu kişi insanlara karşı övünmek, fazla mal biriktirmek ve sırf keyif sürmek için çalışıyorsa şeytanla beraber ve şeytanın yolundadır.” buyurdu.

          Nitekim bir hadis-i şerifte, “Kim nefisin dilencilikten korumak, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek ve fakir komşularına yardım etmek için helâlinden kazanırsa o kimse kıyamet gününde Allah’ın huzuruna yüzü ayın on dördü gibi parıl parıl parladığı halde varır.” buyrulmuştur.

           Lokman Hekim’in hikmetleri arasında oğluna şunları söylediği yer alır; “Ey oğul! Helâl kazanç ile yoksulluktan korun. Yoksul düşen kimse üç musibetle karşılaşır: Birincisi, din zayıflığıdır. Çünkü fakirlik insanı kötülüğe sürükler. İkincisi, akıl zayıflığıdır. Çünkü ihtiyaç düşüncesi insanı şaşırtır. Üçüncüsü, mürüvveti ve insanlığı kaybolur.”

        Âlimlerden birisi çoluk-çocuk sahibi bir adamın işsiz-güçsüz dolaştığını görünce, onu şöyle uyardı: ‘’Çalış, bir meslek edin; eğer bir kazancın olursa ailen, dünyandan yer; ama bir kazancın yoksa dininden yer.‘’

         İmam Evzaî (rh.a), bir gün İbrahim b. Edhem (k.s) ile karşılaştı. İbrahim b. Edhem (k.s) omzunda bir miktar odun taşıyordu. Bu hali gören Evzaî (rh.a) ona,  “Yâ İbrahim! Bu yaptığın nedir? Dostların senin ihtiyacını temin ederler.” deyince, İbrahim b. Edhem (k.s),

“Yâ Ebû Amr! Böyle söyleme. Zira helâl kazanç uğrunda zorluklara katlanan kimseye cennet vâcib olur, diye duyduğum için, kendi nafakamı kendim temine çalışırım.” dedi.

           Rızıklar, ezelde takdir ve tayin edilmiştir. Hatta üzerlerine kime ait oldukları yazılmıştır. Zira Allah Teâlâ önce rızıkları, sonra da canlıları yaratmıştır. Rızık, insanın ana karnında teşekkülü ile başlar ve ecele kadar devam eder. Ecel, bir manada dünyaya ait rızkın bitim noktasıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.), buna işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Bir nefis, kendisine ait rızkı tamamlamadan ölmez. Öyleyse Allah’tan korkun ve rızkınızı güzel yollardan talep edin; helâl yoldan alın, haram olanı bırakın!”

    Evet, Allah Teâlâ rızka kefildir, ama çalışmayı da O emretmiştir

    Kısacası, Lokma tohumdur, mide topraktır, ameller de mahsullerdir. Mide toprağına hangi tohum atılırsa onun mahsulü alınır. Eğer mide toprağına helâl lokma atılırsa ondan hayırlı ve güzel meyveler çıkar. Şayet haram lokma atılırsa ondan da çirkin ve kötü mahsuller çıkar. Allah Teâlâ, temiz tohumlarla, mide toprağından, ömür tarlasında hayırlı mahsuller almayı ve ilâhi rızayı kazanmayı bizlere nasip eylesin inşallah.

وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ: يَأتِي عَلى

مِنَ الْحَرَامِ   أمْ الْحَلَالِ النَّاسِ زَمَانٌ َ يُبَالِي الْمَرْءُ مَا أَخَذَ مِنْهُ، أمِنَ

    Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Resulullah s.a.s. buyurdular ki:

"Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak." [Buhârî, Büyû 7, 23; Nesâî, Büyû' 2, (7, 243).]

Rezîn şu ziyadede bulunmuştur: "Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez."

"Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, kıyamet günü onlara  bir ateştir, başka değil." [Buhârî, Hums 7; Tirmizî, Zühd

    Haram yiyen kişi doğru düşünemez..

   Arabanın deposuna bozuk yakıt konulduğunda…

 

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Şubat 27 2020 14:28:38 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
28.01.2022 Üç Aylar: Rahmet Ve Mağfiret Vesilemiz
21.01.2022 İslam: Allah Katında Yegâne Din
14.01.2022 Kelime-İ Şehâdet: İmanın Özü
07.01.2022 Tövbe: Günahlardan Arınma İradesi
31.12.2021 Geçmişimizi Muhasebe Edelim, Geleceğimize Yön Verelim
24.12.2021 Ahiret Daha Hayırlı Ve Süreklidir
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazüs Salihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.03 saniye 11,427,569 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2022