Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Reddül Muhtar,İbn-i Abidin

VELÂ KİTABI 1

MUVÂLÂT VELASI FASLI 1

 

 

 

VELÂ KİTABI

METİN

Velâ kelimesi sözlükte; yakınlık anlamına olan «velî» den türemiş olup sevgi ve yardım anlamına

gelir. Bir terim olarak ise; azad edilme velâyeti ile muvâlât velâsından olan karşılık

yardımlaşmadan ibarettir. Zeylâi.

Mirasçı olmak cinayet işlediği zaman diyetini vermek ve nikâh veliliği velânın özelliklerindendir. İşte

bu tarifle bilindi ki velâ'dan maksat bizzat irs değildir. Belki hükmî bir yakınlıktır ki, irsin sebebliğine

de elverişli olur. Bunun sebebi ise, kölenin efendinin mülkiyetinde azad olmasıdır. Efendinin azad

etmesi değil. Zira, ümmü'l-veledlikle, yakın akrabasının verasetiyle efendi azad etmeden de azad

meydana gelir. Rasûlullâh (s.a.v.)'ın, «Velâ azad edenindir» hadisi, çoğunluğa yorumlanır.

Bir köle efendisinin azad etmesiyle azad olursa, velev vasiyetle olsun, veya kitabet tedbir ve

istiladla fer'inin vasıtasıyla veya bir yakının onu satın almasıyla hâsıl olan azadda onun velâsı yine

efendisinindir. Hatta onun efendisi bir kadın, zımmî ve ölü de olsa. Ki, ölenin vasiyetleri geçerli olur

ve onun borçlarını da onun yerine ödemiş olur. Velev ki onun efendisi ona velâyeti olmamasını şart

koşsa da. Çünkü şeriata muhalefet ettiğinden onun o şartı bâtıl olur.

Bir kim&e cariyesini azad etse, câriye başka bir köle ile evli olsa, cariye azad edilme tarihinden altı

aydan daha kısa bir sürede doğum yapsa, azad zamanında mevcut olan hamlin velâsı ebediyyen

annenin velâsından başka birisinin velâsına intikal etmez.

Bu cariye iki çocuk doğursa, birisi azad tarihinden itibaren altı aydan noksan bir zamanda, ikinci

Çocuk da azad tarihinden itibaren altı oydan fazla bir zaman sonra doğsa, her iki doğum arasında

altı aydan az bir zaman olmuş olsa. ikisinin ikiz olması zaruridir. Onun için her ikisinin velâsı da

annesinin efendisinedir.

Cariye azad edildikten itibaren altı aydan fazla bir zaman sonra bir çocuk doğursa, o çocuğun

velâsı yine annenin mevâlisinedir. Çocuğun babası köle olduğundan babasına tabi olması güçtür.

Eğer o baba, çocuğun ölümünden sonra değil, önce azad edilse, doğan çocuğun velâsı babasının

mevâlisine intikal eder. Çünkü engel ortadan kalkmıştır. Bu çocuğun velâsının babasının

mevâlisine intikal etmesi, eğer doğumu da azadı tarihinden itibaren altı aydan fazla, ayrılış

tarihinden iki seneden az bir süre içînde olmuşsa. o çocuğun velâsı azad olmuş babasının

mevâlisine intikal etmez.

Arap olmayan kimsenin mevlâ'l-müvâlâtı olsa veya olmasa, o kimse mevlâsının azadlısını nikâhlasa

-velev o cariye bir Arabın azadlısı olsa ve o cariye ondan 'bir çocuk doğursa, o çocuğun velâsı

annesinin mevlâsınadır. Çünkü azad edilmenin velâyeti kuvvetlidir. Hatta onda emsalliğe dahi itîbar

edilir. Ama arap olmayanda ve mevlâ'l-müvâkatta emsalliğe itibar olunamaz.

Musannıfın burada arap olmayan kimse ite kayıtlamasının sebebi şudur: Çünkü araplarda

mevlâ'l-muvâlât olmaz. Zira onların nesebi kuvvetlidir.

Azad eden kimse mirasta reddiye ve zevil-erhamdan önde mirasa girer. Fakat neseb bakımından

asabe olanlardan sonraya kalır. Zira o, sebeb bakımından asabedir.

Köleyi azad eden efendi ölse, sonra da azad edilen köle ölse, kölenin nesebi varisi bulunmasa,

kölenin mirası zikredilen efendinin en yakın asabesine kalır. Biz bu meseleyi ferâiz konusunda

inceleyeceğiz.

Kadınlar icîn ancak azad ettiklerinin velâsı vardır. Nitekim Dürer ve diğerlerinde zikredilen hadiste

de böyledir. Şu kadarı var ki Aynî ve başkaları Dürer'de zikredilen hadisin aslı olmayan münker bir

hadis olduğunu söylemîşlerdir. Aynî'ye cevap de feraîz bahsinde gelecektir.

Sonra musannıf mezkur asıl üzerine ayrıntı yaparak şöyle demiştir: Efendi öldükten sonra azad

edilen köle de ölse, geriye varis olarak da yalnız onu azad edenin kızı bulunsa, kölenin mirasından

efendinin kızına hiçbir hak yoktur. Kölenin malı beytü'l-mala konulur. Zahiri rivayet de budur.

Zeylaî, Nihaye'ye isnadla şöyle demiştir: «Zamanımızda beytülmal fesada gittiğinden köleyi azad

edenin kızı, babasının azadlısı olan kölenin malına varis olur. Yine, karı kocanın mirastaki farz

haklarından arta kalanı da onlardan birisine reddolunur. Yine mal onların süt bakımından kızları

veya oğullarına verilir. Eşbah'ın ferâiz bahsinde de böyledir.» Musannıf ve diğerleri de bunu ikrar

etmişlerdir.

Zımmî bir köleye mâlik olsa, o köle müslüman da olsa, onu azad etse, onun velâsı o zımmî içindir.

Çünkıi velâ, neseb gibidir. Velâ sebebiyle de müslümanlar gibi aralarında irse perde olacak bir



perde bulunmadığı yerde zımmî ile müslim birbirlerinden miras alabilirler. Eğer köle müslüman

olursa, öldüğü takdirde zımmî ondan miras alamaz. Onun yerine diyetini de vermez. İşte bununla,

«velâ mirastır» sözünün fasit olduğu hakkıyla açıklanmaktadır.

Dârü'l-harbte bir harbî, harbî bir köleyi azad etse, köle yalnız onun azad etmesiyle azad olmaz.

Ancak onu serbest bıraktığı zaman azad olur. «Ben seni azad ettim» dedikten sonra, «Seni serbest

bıraktım» derse. o zaman azad edilmiş olur. Azad edene de hiçbir velâ hakkı yoktur. Hatta azad

edenle azad edilenler müslüman olarak dârü'l-islâma gelmiş olsalar, yine efendi öldüğü takdirde

azad ettiği köleden miras alamaz. Ebû Yûsuf buna muhalefet etmiştir.

Darü'l-harpte azad edilen köle müslüman olarak darü'l-İslâma geldiğinde dilediği kimseye velâ

hakkı tanır. Çünkü hiçkimsenin onun üzerinde velâsı yoktur.

Bir müslüman darü'l-harbe girse ve orada bir köle satın alsa, sözle onu azad etse, onu serbest

bırakmadan köle azad edilmiş olur.

Köle müslüman olsa, bir müslüman veya harbî onu darü'I-islâmda azad etse, onun velâsı onu azad

eden içindir.

PRATİK MESELELER:

Bir müslümanla bir harbî azad edilmiş kölenin velâsını iddia etseler, her ikisi de azad ettiğine dair

delil getirmiş olsa, onun mirasının ikisine teslim edilmesine hükmedilir, velâ da ikısinindir.

Efendi velâya önce müstahık olur, vasiyetleri geçerli olur. Ve ondan borçları ödenmiş olur.

Azad edilmiş bir câriyenin velâsında emsâline itibar edilir. Meselâ bir tüccarın azad ettiği bir cariye,

bir debbağın değil, bir attarın azad ettiği kölenin dengidir.

Kölenin annesi aslen hür olursa. yani onun aslında hiç kölelik olmazsa,, onun çocuğu üzerine vefâ

yoktur. Baba da yine böyle aslen hür olursa, velev ki arap olsun, yine onun çocuğu üzerine mutlaka

kimsenin velâsı yoktur. Ama eğer çocuğun babası Arap olmazsa. ne onun. ne de kavminin

cariyeden olan çocuğu üzerinde velâsı yoktur.

Cariyeden olan, babaArap olmayan bir çocuk ölürse, onun varisi annesini azad edenle onun

asabesidir. İmam Ebû Yusuf burada muhalefet etmiştir. Allah daha iyisini bilir.

İZAH

Musannıf bu babı mükâteb babından sonra zikretmiştir. Çünkü velâ da kölenin mülkiyetinin son

bulmasının eserlerindendir. Bunu azaddan sonra zikretmemiştir ki, bu mesele kölenin azad

edilmesinin bütün çeşitlerinde meydana gelir.

«Bu tarifle bilindi ki ilh...» Bu görüşte Sadrı Şeria'ya tariz vardır. Zira Sadrı Şerîa velâyı mirasla

tefsir etmiştir. Yine musannıfa da tariz vardır. Çünkü musannıf da Hakâik sahibine uymuştur. İşte

bundan dolayı şârih. Kenz ve başkasına uyarak musannıf ve Sadn Şeria'nın tefsirinden dönmüş ve

«karabet-i hükmiye» ile tefsir etmiştir. Çünkü velâ mirassız ve yardımlaşma olmaksızın da

gerçekleşir. Mesela, bir kâfir bir müslimi azad etse, o müslim kölenin velâsı onundur. Mebsut'ta,

«Kâfir azad ettiği müslüman kölenin malına varis olamaz. Çünkü milliyette ona muhaliftir. Onun

yerine diyet de veremez. Çünkü diyet yardım için verilir. Yardım da müslim ile kâfir arasında olmaz»

denilmiştir. Bunu İbni Kemâl söylemiştir. Şârih de iteride buna işaret edecektir. Yine musannıfın

zikrettiği devre vesile olur. Çünkü musannıf velâyı, velânın tarifinde zikretmiştir.

«Hükmî bir yakınlıktır ilh...» Yani azad ve mavâlâttan hâsıl olan bir yakınlıktır. Kenz.

«Mirasın sebebliğine de elverişli olur ilh...» Şârih burada «elverişli» kelimesini zikrederek azadın

dâima mirasa sebeb olmadığına işaret etmiştir. Nitekim sen bunu yukarıda anladın. Bir de. velâ irse

ancak nesebi bir asabe bulunmadığı zaman sebeb olur.

«Efendinin azad etmesi değil ilh...» Şârih burada «Velâ azad edenindir» hadisiyle istidlal eden

cumhura muhalefet etmiştir. Çünkü cumhur, hüküm bir müştak üzerine tertib edilmesi hükmün

illetinin kaynağı olduğuna delâlet eder demişlerdir. İşte cumhurun bu istidlaline cevap şudur:

İştikakta asıl üç harfli olan azad naslarıdır. Ki o zaman, hükmün illeti azad etmek değil, azad olmak

olur.

«Zira ümmü'l-veledlikle ilh...» 0 zaman bundan maksat, ümmü'l-veledi onun azad etmesiyle değil,

onun ölmesiyle de azad olmuş olur.

«Yakın akrabasının verâsetiyle ilh...» Meselâ babası öldüğünde anne bir kardeşi babasının kölesi

bulunduğundan ona irsen mâlik olur, mâlik olmasıyla da anne bir kardeşi hısımlık sebebiyle azad



olmuş olur.

«Çoğunluğa yorumlanır ilh...» Veya hadisteki kısaltma izafîdir. Hamevî. Makdisi'den. O zaman

hadisin mânası şöyle olur: Velâ ancak kendisine velâyeti şart koşan satıcı kendisine hibe edilen ve

vasiyet eden gibi kimselere değil. ancak azad edenedir. Ebussuud.

«Velev vasiyetle olsun ilh...» Meselâ. adam vasiyet etse ki, «Ben öldükten sonra kölem azad

olunsun» veya «Benim ölümümden sonra malımdan bir köle alınsın ve azad edilsin.» H. O zaman

vasinin fiili mevlâya intikal eder.

«Efendisi bir kadın ilh...» Yani velev ki kölenin efendisi bir kadın da olsa. Musannıfın burada kadınla

kayıtlamasının sebebi, asabe-i nesebiyyemn muhalefeti üzerine dikkat çekmesidir. Çünkü asabe-i

nesebiyede kadın yoktur.

«Zımmî ilh...» Zımmî her ne kadar azad edilen müslüman köleden miras alamasa bile yine de onun

velisidir.

«Ölü de olsa ilh...» Musannıf bu sözüyle İbni Kemal'in zikrettiğine işaret etmiştir. Zira İbni Kemal.

«Velâ tedbir ve ümmü'l-veledlikle nasıl efendinin olur? denilmesin. Zira müdebber ve ümmü'l-veled

efendinin ölümünden sonra bilindiği gibi zaten azad edilir!er. Velâ o zaman mirasın kendisi değil.

belki mirasa sebeb olmaya elverişli olan hükmî bir yakınlıktır. Bu hükmî yakınlık da tedbirle sabit

olur. İstilad ise, müdebbirin ölümüne bağlı olmaz. Mebsut adh eserde bu açıklanmıştır. Zira Mebsut

sahibi. «Müdebbir, mükâtib, müstavlid sebebe mübâşeret et-tiklerinden velâ onların hakkıdır. Eğer

biz velânın miras olduğunu kabul etsek, o zaman onun manâsı efendi onun borçlarını verir. onun

vasiyetleri geçerlidir. Eğer onun varisleri varsa, bunu yapamaz. Bizim bu yazdıklarımızla da ortaya

çıktı ki fakihlerin mevlânın irtidad etmesi faraziyeşinde gelenek itirazfara cevap hususunda

düştükleri hatanın kaynağını biraz düşünmeleri ve biraz çaba göstermeleridir» demiştir.

«Vasiyetleri geçerli olur ilh...» Yani efendi de ölen azadlısının mirasını almadan ölmüş olsa. Onun

vasiyetleri geçerli olur.

«Şeriata muhalefet ettiğinden ilh...» Şerîat şudur: Rivâyet edilmiştir ki, Hz. Âişe Berîre ismindeki

câriyeyi azad etmek üzere satın almak istemiş. Berîre'nin akrabaları da bunun velâsının kendilerine

ait olmasını şart koşmuşlar. Bunların bu sözleri üzerine Rasûlullâh (s.a.v.) Hz. Âişe'ye, «Onların

yle demeleri, senin satın olmana engel olmasın. Zira velâ azad edenindîr» buyurmuştur. İtkanî.

«Azad zamanlada mevcut olan ilh ..» Musannıf bu sözüyle velânın intikal etmemesinin illetine işaret

etmiştir. Yoksa zaten bu altı aydan noksan bir zamanda doğurmuşsa sözünden bilinmektedir. Şu

kadarı var ki, metnin bazı nüshalarında «ebediyyen» sözünden sonra mevcut olan ifadenin aynısı

şöyledir: Zira hamil azad zamanında mevcuttu. O halde o çocuğun da azad edilmesi kasdî olarak

vâkî olmuştur. O zaman onun velâsı onu azad edenden başkasına intikal etmez. Sadrı Şerîa.

Turî diyor ki: «İtiraz olarak şu vârid olur: Yukarıdaki ifade fakihlerin azad kitabındaki «Eğer gebe bir

cariyeyi azad ederse, onun hamli de ona teban azad olur» sözüne muhalif olur.»

Ben derim ki: Bu itiraza şöyle cevap verilir: Hususiyle o doğan çocuğa azad her ne kadar vârid

değilse de ancak annesine teban vârid olmuştur. Çünkü o da annesinin bir cüzüdür. Onu azad

etmek, onun bütün cüzlerini kasden azad etmektir. Düşünülsün.

Bu itiraza cevap olarak en güzeli şöyle denilmesidir: Çocuk altı aydan az bir zaman zarfında

doğduğu takdirde onun azadını şart koşmadığı zaman fakihler «Annesine teban azad edilir» sözünü

zikrettiler. Çünkü cüziyyet daima gerçekleşmez.

Fakihlerin buradaki görüşleri velânın intikal etmemesi üzerinedir. Velânın intikal etmemesinin

şartlarından biri de bebeğin altı aydan az bir zaman içinde doğmuş olmasıdır. Fakihler cüziyyetin

gerçekleşmesî için kastın olmasını zikretmiştir. Düşünülsün.

«Ebedîyyen ilh...» Yani babası da azad edilmiş olsa. Hatta eğer o çocuk cinayet işlemiş olsa, onun

cinayetinin âkilesi annesinin mevâlisi üzerine hükmedilir. T. Hamevî'den.

«İkisinin ikiz olması zaruridir ilh...» Yani o kadın iki çocuğa birden, gebe kalmıştır. Çünkü ikisinin

doğumu arasında bir gebelik süresi yoktur. O zaman annesinin azad edilmesiyle birinci çocuk gibi

ikinci çocuk da azad edilir. Zeylaî.

«Altı oydan fazla bir zaman ilh...» Uygun olan şarihin burada «Senenin yarısı veya daha fazla bir

zaman sonra» demesiydi. Bedâyî'de olduğu gibi. Hemlin en az süresinden daha fazla tabiri de

şarihin tabirine müsâvidir. Anla.

«Babasına tabi olması güçtür ilh...» Yani burada cüziyet her ne kadar kalkmış olsa da. Çünkü onun



ana rahmine azaddan sonra düşme ihtimali de vardır. Şu kadarı var ki yine onun babaya tabi olması

mümkün değildir. Çünkü baba henüz azad edilmemiştir. O zaman annesinin muvalisine onun velâsı

tabi olma şekliyle sabit olur. Çünkü o bizzat kasdedilerek değil, anneye teban azad edilmiştir.

«Çocuğun ölümünden sonra değil, sonra ilh...» İzâhü'l-İslâh'ta şöyle denilmektedir: «Yani eğer

baba çocuğunun ölümünden önce azad edilirse, çünkü eğer onun azadından önce ölmüşse, onun

velâsı annenin mevâlisinden intikal etmez.» Bu da, ölen çocuğun bir çocuğu da olsa yine onun

velâsının baba tarafından mevâlisine intikal etmesini gerektirir. Aroştırılsın. H.

Ben derim ki: Zahîre'de şöyle bir şey vardır: «Zahiri rivayete dede torunun velâsını çekmez. Baba

hayatta olsun veya olmasın hüküm değişmez. Hasan da dedenin torununun velâsını

çekemeyeceğini rivayet etmiştir.»

Bunun şekli şöyledir: Bir köle bir kavmin azadlısı olan cariye ile evlense, o cariyeden onun bir

çocuğu olsa, o kölenin hayatta olan bir babası olsa, sonra hayatta olan babası azad edilse, köle,

köle olarak kalsa, sonra çocuğun babası olan köle ölse, sonra da çocuk ölse, ancak öldüğünde

mirasını alacak bir varisi de olmasa, onun mirası annenin mevâlisi içindir.

«Engel ortadan kalkmıştır ilh...» Engel babanın köle olması idi. Hem de, azad kasden hamlin

üzerine varid olmamıştır. Belki annesinin hamlinde olan çocuk, annesine teban azad edilmiştir.

Nitekim biz bunu zikrettik. Velânın nakline aykırı olan azad da kasdi yapılan azaddır. Buraradaki

azad ise kasdi değildir. O halde velânın nakline engel değildir.

«Çocuğun velâsının babasının mevâlisine intikal etmesi ilh...» Yani velânın cerri.yarım seneden az

veya çok zaman içindeki velâdet arasındaki açıklama.

«Ayrılış tarihinden ilh...» Yani ölüm ve talâkla. H.

«Çocuğun velâsı azad olmuş babasının mevâlisine intikal etmez ilh...» Çünkü hamile oluşun

ölümden sonraya izafe edilmesi güçtür. Bu da açıktır. Bain talâktan sonraya izafe edilmeden

sonraya izafe edilmesi de yine güçtür. Çünkü cinsi tekarrüb haramdır. Keza, ric'î talâktan sonraya

da. Çünkü rıc'î talâktan sonra izare edilmesi de güçtür. Çünkü o zaman adam şüphe ile eşine

dönmüş olur. Zira kadın eğer iki seneden az bir zamanda doğurmuşsa, hamlin boşama sırasında

mevcut olma ihtimali vardır ki nesebin sübutu için ricatın isbatına ihtiyaç vardır. Mademki hâmile

kalışı talâktan sonraya izafe etmek güçtür. O zaman nikâha isnad edilir. O halde çocuk azad anında

mevcut olmuş olur. Ki o zaman kasden azad edilmiş olur. Azad anında mevcut olan çocuğun velâsı

da köle olan babanın mevâlisine intikal etmez. Bu açıklamadan anlaşıldı ki, azad edilen câriye altı

aydan az bir zarnan zarfında doğum yaparsa, hüküm öncelikle yine böyledir. Çünkü çocuğun ölüm

veya talâk zamanında varlığı yakın olmuştur. Ama eğer o cariye azattan veya ayrılışından sonra iki

seneden fazla bir zaman zarfında doğurursa, bunda hüküm ric'î talâk ve bâin talâkta değişir. Bâin

talâkta yukarıda nakledilen hüküm gibi olur. Ric'î talâkta ise o çocuğun velâsı babasının mevâlisi

içindir. Çünkü çocuğun böyle bir zaman içinde doğması bize babasının ricat 'ettiğine yakın hasıl

etmektedir. İnâye.

«Arap olmayan ilh...» Fevâid-i Zahîriye'de şöyle denilmiştir: «Bu birkaç şekil üzerinedir. Câriye bir

Arapla evlense, onun doğacak çocuklarının velâsı, fakihlerin görüşüne göre babasının kavmi

içindir. Ama eğer o cariye, birkaç babası müslüman olan Arap olmayan bir kimse ile ev-lense, İmam

Ebû Yusuf'a göre onun çocuğunun velâsı babanin kavmıne aittir. Ebû Hanîfe ile İmam

Muhammed'in görüşüne göre de meşâyıh ihtilaf etmiştir. Ebû Bekr, A'meş ve Ebû Bekr

el-Seffâr'dan rivayet edildiğine göre yine ondan doğacak çocuğun velâsı babasının kavmine aittir.

Bunlardan başkası da Ebû Hanife'nin görüşüne göre annenin kavminedir demişlerdir. Bu cariye

müslüman olan bir harbî ile evlense, muslüman olan harbî ister kendisine bir velî tayin etsin, ister

etmesin, işte bu yukarıdaki kitabın meselesidir. Câriye bir köle veya bir mükâteble evlense, o

zaman onun velâsı fakihlerin icmâı ile anneninmevâlisiiçindir. Ancak köle azad edilirse, o zaman

çocuğun velâsıannenin kavminden babanın kavmine intikal eder.» Kifâye.

«Veya olmasa ilh...» Metinde bu mesele mevlâyı mavâlâtı olan kimse için farzedilmıştir. Çünkü

bunun mukûbilı öncelikle anlaşılır. Öyleyse eğer musannıf, «O câriyenin çocuğunun velâsı onun

mevâlisi içindir» deseydi, her ne kadar babanın mevlâyı muvâlâtı da olsa, Kenz'de ifade edildiği

gibi, daha uygun olurdu. H.

«Araplarda mevlâyı muvâlât olmaz ilh...» Çünkü Arabın kendinden aşağı bir efendisi olmaz.

«Cariye bir Arabın azadlısı olsa ilh...» Bunun doğrusu, «Velev Arap olmayan birisinin azadlısı olsa»

demesiydi. Zira Arap olmayan bir mevlâya velâ olduğu takdirde, Arap olan bir mevlâya evleviyetle

olur. H.



«Annesinin mevlâsınadır ilh...» Velânın annesinin mevlâsına olması da İmameyne göredir. İmam

Ebû Yusuf ise. baba tarafını tercih ederek onun çocuğunun velâsı babasının mevâlisidir demiştir.

«Hatta onda emsalliğe dahi itibar edilir ilh...» Bunun açıklaması denklik (küfüv) babında geçmiştir.

Yakında da gelecektir. Yine annenin mevlâsı zevi'l-erhamdan önde gelir. Meydana geldikten sonra

da fesih kabul etmez. Muvâlât ise bunların hepsinin aksinedir.

«Arap olmayanda ve mevlâyı muvâlâtta emsalliğe itibar olunmaz ilh...» Yani neseb ve hürriyet

itibariyle denkliğe Arap olmayanla mevlâyı muvâlâtta itibar edilmez. Zira Arap olmayan hakkında

hürriyet ve neseb zayıftır. Çünkü onların hür oluşu köle edinilmekte bâtıl olma ihtimalini taşır. Arap

bunların aksinedir. Zira Arap olmayanlar neseblerini kaybetmişlerdir. Çünkü onların islâmdan önce

iftihar ettikleri şey dünyayı imar etmekti. İslâmı kabul ettikten sonra da onların iftiharı İslâmdır.

Selman-ı Fârisî de, «Selman'ın babası İslâm'dır» sözüyle buna işaret etmiştir. Baba tarafında

zayıflık sabit olduğu zaman Arap olmayan hür bir adamla köle eşit olurlar.

«Reddin ilh...» Kitaptaki bu mesele aşağıdaki «onun malı beytülmale konur» meselesine kadar

ferâiz meselelerindendir. Uygun olan bu meselenin kaldırılmasıdır. H.

«Azabe-i neşebiyeden sonraya kalır ilh...» Yani asabe-i nesebiyenin üç kısmı ile de. Bu üç kısım

şunlardır: 1) Bir kimsenin kendi başına asabe olması, 2) Başkası ile asabe olması, 3) Başkasının

bulunması sebebiyle asabe olması. Musannıf burada nesebiye ile sebebiyetin diğer bir türünden

kaçınmıştır. Sebebiyetin diğer türü ise mevlâyı mevâlâttır. Zira azad eden ondan önde gelir. Azad

edenin asabesi de onun gibidir.

«Zira o, asabe-i sebebiyedir ilh...» Yani neseb daha kuvvetlidir.

«Nesebi varisi bulunmasa ilh...» Bu söz geneldir. Farz sâhibi olan neseb hısımları asabe olan neseb

hısımlarını kapsamına alır.

«En yakın ilh...» Bu görüş efendinin asabesini çıkarmıştır. O halde kadın eğer bir köle azad etse,

geriye de vâris olarak kocasını. bir oğlunu ve annesinden olmayan bir kardeşini bıraksa, sonra da

azad ettiği köle ölmüş olsa, kölenin velâsı yalnız kadının oğlu içindir. Eğer oğlu do ölse. geriye

vâris olarak babası ile dayısını bıraksa, ölen kölenin velası dayısına olur. Çünkü dayı o kölenin

asabesidir, baba değil. Zira o, oğlunun asabesidir. Bu meselenin tamamı Bedâyî ve Zahîre'dedir.

«Erkek asabesinde ilh...» Yâni kadınlara değil. Zira burada başkası ile asabe olmakta, başkası ile

birlikte asabe olmak yoktur. Zira zikredilen hadis de bunu gösterir.

«Ferâiz babında araştıracağımız ilh...» Miras babında. Miras babında da burada olandan fazla bir

şey zikretmemiştir. Yalnız hadisle açıklamıştır.

«Kadınlar için velâ yoktur ilh...» Burada musannıf istisna edeceği yerde istinaf etmiştir. Çünkü

musannıfın mevlânın asabesinin en yakını sözü bazı kadınları da kapsar. Bundan ötürü de

musannıf «eğer ölse» sözüyle meseleyi dallandırmıştır. İşte bu açıklama ile anlaşıldı ki şârihin

yukarıda erkek asabe ile kaydetmesi gerekmez.

«Dürer ve başkalarında zikredilen ilh...» Dürer ve başkalarında zikredilen hadis şudur: «Kadınlara

velâdan ancak azad ettiklerinin velası vardır veya kadınları azad eden bir kimseyi azad etmişse

veya kitabet yaptıkları kadınların veya kadınlar ile kitabet yapan bir mükâtebi azad ederse veya

tedbir ettiklerine veya tedbir ettiklerini tedbir edenleri veya onları azad edenlerin velâsını cerreden

veya onları azad edeni azad ederse, onlara velâsı vardır.» O halde kadın bir köleyi tedbir yapsa,

sonra da ölse, sonra da tedbir yaptığı köle ölse, kölenın velâsı o kadın içindir. Hatta o kadının

asabesinden olan erkekler içindir.

Kadın ölse, müdebber kölesi azad edilir. Tedbirle azad edilen kölede bir köle alsa ve ona tedbir

yapsa, sonra do o köle ölse, onun velâsı da o kadının asabesi içindir.

«Aynî ve başkası ilh..Aynî şöyle demiştir: «Ali, İbni Mes'ud ve İbni Sâbıt'ten vârid olan habere

göre onlar kadınlara velâdan ancak kadınların kitabet yaptıkları ile azad ettiklerinin velâsını

verirlerdi.»

«Ayni'ye cevap da ferâiz bahsinde gelecektir ilh...» Şârihin ferâiz bahsinde metni aynen şöyledir:

«Dürer'de zikredilen hadiste her ne kadar sazlık varsa da şu kadarı var ki, sahabilerin büyüklerinin

sözleriyle tekid edilmiştir. O halde bu hadis meşhur hadis yerindedir. Nitekim Seyyid bu hususta

açıklamada bulunmuş musannıf da bunu ikrar etmiştir.» H.

Biz de ferâiz bahsinde bu hadis üzerinde olan sözlerin tamamını zikredeceğiz.

«Zeylâî, Nihâye'ye isnadla ilh...» Zeylâî'de olanın misli Zahîre'dedir. Zahîre sahibi şöyle demiştir:



«Bu şekilde İmam Ebû Bekr el-Berzencî ve Kadı İmam Sadrı İslâm fetvâ verirler. Çünkü azad eden

kişinin kızı beytülmaldan daha yakındır. O zaman ona verilmesi daha uygun olur. Çünkü azad

edenin kızı değil de oğlu olsaydı. malın hepsine hak kazanmış haketmiş olurdu.»

«Zamanımızda vâris olur ilh...» Zeylâî'nin ifadesi şöyledir: «Mal, irs yoluyla değil, ama yine azad

edenin kızına verilir. Çünkü ölen köleye halktan en yakını odur.» H.

«Arta kalanı da onlardan birisine red yapılır ilh...» Zahîre'de bu İmam Abdülvahid eş-Şehid'in feraiz

kitabına isnad edilmiştir.

«Musannıf ve diğerleri de bunu ikrar etmişlerdir ilh...» Musannıf Mülteka şerhinde şöyle demiştir:

«Ben diyorum ki, şu kadarı var ki bana ulaşan fakihler bununla fetvâ vermezlerdi. Uyanık ol. Bu

konuda ferâiz kitabında meseleler vardır.»

Ben derim ki: Zamânımızda bu ifade ite fetvâ vereni veya hükmedeni görmedim. Bununla

hükmedildiği takdirde uygun olan diyâneten o hükmün caiz olmasıdır. Araştırılsın ve düşünülsün.

«Köle müslüman da olsa ilh...» Şârihin bu müslüman kelimesini getirmesinin sebebi, çünkü burada

kelâm velânın sûbutu hakkındadır. Mirasa gelince o, azad eden kâfir olduğu sürece sabit olmaz.

İleride bu hususa dikkat çekilecektir.

«Zımmî ondan miras alamaz. ilh...» Çünkü mirasçı olmanın şartı olan din milliyeti yoktur. Hatta eğer

zımmî azad ettiği kölenin ölümünden önce müslüman olsa sonra köle ölse, ondan miras alabilir.

Yine zımmînin müslümanlardan, müslüman bir amcası gibi bir asabesi olsa zımmînin ölen

azadlısından miras alabilir. Zira zımmî ölü gibi kılınır. Eğer zımmînin müslüman bir asabesi yoksa,

azad etmiş olduğu kölenin malı beytü'l-mâla konulur.

Bir köle bir müslümanla, bir zımmî arasında ortaklı olsa, o köleyi azad etmiş olsalar, onun velâsının

yarısı müslüman için, diğer yarısını da zımmînin müslüman asabelerinin en yakınınadır. Eğer

müslüman asabesi yoksa, onun velâsının yansı beytül malındır. Bedâyî.

«Onun yerine diyetini de vermez ilh...» Köleyi azad eden zımmî galib gelen bir Hıristiyan kabileye ait

ise, azad ettıği kölenin âkilesi onun kabilesinden alınır. Tatarhâniye'de olduğu gibi.

Tatarhâniye'deki bu ifadeden şu anlaşılır ki, müslüman köleyi azad eden zımmînin kabilesi olmadığı

takdirde azad olunan köle cinayet işlediği takdirde âkilesi kendisine aittir. Zira geçen meselede

açıklanmıştır. Geçen mesele şudur:

Köleyi azad eden zımmînin müslüman bir asabesi olmazsa, azad olunan köle öldüğü takdirde

mirası beytü'l-mala kalır, hataen bir cinayet işlerse, âkilesi de kendi nefsinedir.

«Bununla hakkıyla izah olunmaktadır ilh...» Çünkü velâ mirassız da mevcut olmaktadır. H.

«Bİr harbî ilh...» Burada musannıfın «harbî» ile takyid etmesi, «yalnız azad etmesiyle azad olmaz.

Ancak onu serbest bıraktığı zaman azad olur» sözüne nisbetle fayda verir. Çünkü müslümanda

yalnız sözle de azad olur. Nitekim musannıf da bunu ileride zikredecektir. Ama «harbî» ile kayda

bağlaması, «ona velâ yoktur» sözüyle birlikte düşünülürse, bunun blr faydası yoktur. Çünkü

darü'l-harpte kölesini azad eden harbi ile yine darü'l-harbte kölesini azad eden müslüman eşittirler.

Yakında bu konudaki sözü zikredeceğiz.

«Harbî bir köleyi ilh...» Harbi, müslüman veya zımmî bir köleyi azad etmiş olsa, fakihlerln icma ile,

yalnız sözle azad edilir, velâsı da onundur. Bedâyî.

«Onu serbest bıraktığı zaman ilh...» Yani azadı geçerli olur. Şu kadar var ki azadının sıhhati her ne

kadar mülkiyetin izalesi için geçerli olsa da, o köleden kölelik kalkmaz. Çünkü harbinin

darü'l-harbte olması onun köleliğine sebebtir. Turî. Muhit'ten.

«Velâ hakkı yoktur ilh...» Velânın köleyi azad eden harbiye olmayışı, Ebû Hanîfe ile İmam

Muhammed'in görüşüdür. Zira onlara göre, azad sözüyle darü'l-harpte harbî kölesini azad edemez.

Ancak serbest bırakmakla azad etmiş olur. Serbest bırakma ile sabit olan azad velâyı icab ettirmez.

Bedâyî. Zira sen yukarıda anladın ki, darü'l-harbteki tahliye her ne kadar mülkiyeti izale etse de

köleliği izale etmez.

«Ebû Yûsuf buna muhalefet etmiştir ilh...» Zira EbÛ Yusuf'a göre, azad edilen harbî kölenin velâsı,

onu azad eden harbî içindir. Çünkü yalnız sözle azad etmek geçerlidir. Eğer harbî, Darü'l-harbte

harbî olan kölesini tedbir ederse, o da yine yukarıdaki ihtilaf üzerinedir. Ama da-rü'l-harbte bir

harbînin harbî olan cariyesini ümmü'l-veled kılmasının cevazında ihtilaf yoktur. Çünkü

ümmü'l-veledlik nesebin sübutu için bina kılınmıştır. Neseb de darü'l-harbte de sabit olur. Bedâyî.

«Serbest bırakmadan köle azad edilmiş olur ilh...» Yani onun velâsı da müslümanın olur. Nitekim



geçen açıklamada bunu ifade etmektedir. Çünkü o köle tahliye ile değil, yalnız sözle azad edilmiş

olur.

Şu kadarı var ki, Şurunbulâliye'de Bedâyî'den naklen şöyle denilmiştir: «İmam Ebû Hanife'ye göre,

darü'l-harbte müslümanın alıp azad ettiği köle sözle değil tahliye ile azad edilmiş olur. İmam Ebû

Yûsuf'a göre de. onu azad eden müslüman onun mevlâsı olur.»

Şurunbulâlî"nin Bedâyî'den naklettiği ifade şârihin zikrettiği sözün aksidir. Şurunbulâlî'nin

Bedâyî'den naklettiğini ben Bedâyî'nin iki nüshasında da bulamadım. Evet ben, Hindiye'de

Bedâyî"ye nisbetle şunu gördüm ki: Bir müslüman kendisinin müslüman veya zımmî olan kölesini

darü'l-harbte azad etse, o kölenin velâsı onundur. Çünkü onun azad etmesi fakihlerin icmaı ile

câizdir. Ama eğer bir müslüman darü'l-harpte harbî olan bir kölesini azad ederse, Ebû Hanîfe'ye

göre onun mevlâsı olamaz. Ebû Yusuf'a göre ise, onun mevlâsı olur.»

Bu ifadede söz ile azad edilmez diye bir şey yoktur. Çünkü Hindiye' nin Bedâyî'den naklettiği

ifadedeki, «Ebû Hanife'ye göre onun mevlâsı olmaz.» sözü azad edilmemeyi gerektirmez. Belki

Tatarhâniye'de «azad edilir» sözüyle açıklanmıştır. Zira Tatarhâniye sahibi şöyle demektedir:

«Bir müslüman darü'l-harbe gitse, orada harbî bir köle alsa, onu azad etse, azad olunur. Ancak

İmam-ı Azâm ile İmam Muhammed'e göre o azad olunan kölede ona velâ sabit olmaz. İm'am Ebû

Yûsuf'da, «İstihsanen velâ ona sabit olur» demiştir. Tûrî de bunun mislini Muhit'ten naklen

zikretmiştir.

Sonra ben, Bahır adlı eserin azad kitabında aynen şunu gördüm: «Müslüman darü'l-harbe gitse.

orada harbî bir köle satın alsa. onu orada azad etse, kıyas odur ki, bunu serbest bırakana kadar o

azad olunmaz. İstihsana göre ise, sözle azad ettiği zaman, serbest bırakmasa dahi yine azad

olunur. Onu azad eden müslüman için İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre kıyasen velâ

yoktur. İmam Ebû Yusuf'a göre ise istihsânen velâ ona sabittir.»

İşte bununla Şurunbulâliye'nin Bedâyî'den nakli ile diğer ifadeler arasında uygunluk meydana

gelmektedir. Düşünülsün.

«Köle müslüman olsa ilh...» Musannıf burada bütün kısımları tamamen almamıştır. Tatarhâniye'de

olan ifadenin sonucu şudur: Dârü'l-İslâmda köleyi azad eden ister zımmî olsun, ister müslüman

olsun, köle her ne kadar zımmî de olsa, kölenin velâsı azad edene sâbit olur. Ama eğer köle harbî

olursa, onda yine geçen hilâf mevcuttur. Ama eğer köleyi azad eden harbî, darü'l-İslâmda olursa,

köle azad edilir. kölenin velâsı da ona sabit olur. Azad olunan köle ister müslüman, ister zımmî,

ister harbi olsun. Ama eğer köleyi azad eden harbi darü'l-harbte harbinin azad ettiği köle de harbi

olursa, serbest bırakmadan yalnız sözle azad olunmaz. Azad olduğu takdirde de ona velâ yoktur.

«Darü'l-İslâmda ilh...» Bunun mislî dârü'l-harbte olduğu takdirde kölenin efendisi müslüman olursa,

yine azad olur ve velâ da müslüman efendinindir. Nitekim biz bunu Hindiye'den naklen zikrettik.

ÖNEMLİ BİR PRATİK MESELESİ: Pasaportlu bir harbî İslâm ülkesinde bir köle alarak azad etse,

sonra da memleketine dönse, memleketine döndükten sonra müslümanlara esir düşse, onun daha

önce darü'l-İslâmda azad ettiği köle onu satın alsa ve azad etse, onların her biri diğerinin mevlâsı

olur. Yine bunun gibi, bir zımmî veya irtidad eden bir kadın darü'l-harbe iltihak etse, sonra da esir

olarak İslâm ülkesine dönseler, onları da daha önce darü'l-İslâmda azad ettikleri köle satın alıp

azad etse. onlar da birbirinin velîsi olurlar. Bedâyî.

«Mirasın ikisine taksim edilmesine hükmedilir, velâ da ikisinindir ilh...» Yani velev ki mal bunlardan

birisinin elinde olsun hüküm değişmez. Zira bu davadan maksat, velâdır. Onların ikisi de velâda

eşittirler. Burada zilliyet tercih edilmez. Çünkü velânın sebebi azaddır. Bu satın almanın aksîne

kabızla tekid olunmaz. Nitekim Zahîriye'nin muhtasarında da böyledir. Bu mesele, eğer her ikisi de

vakit tayin etmişler ve iki delilden birisine daha önce hüküm verilmemişse, böyledir. Çünkü

Bedâyî'de şöyle denilmektedir: «Eğer her iki davacı da vakit bildirirlerse, hangisinin vakti önce ise,

velânın ona verilmesi daha uygundur. Çünkü o öyle bir vakit isbat etmiştir ki, o vakitte hiç kimse

onunla anlaşmazlığa düşmemiştir. Ama eğer bu mesele muvâlâtın velâsı hakkında olursa, son vakti

isbat eden daha uygun olur. Çünkü muvâlâtın velâsı nakz ve feshi ihtimal eder. O zaman ikincinin

akti birincisini nakzetmiş olur. Ancak birinci vaktin sahibine, şahitler, kölenin âkilesini verdiğine

dair şahitlik ederlerse, o zaman bunda da birinci vakit sahibine velâ verilmesi daha uygun olur. Zira

o zaman ikincinin velâsı şahitlerin şehâdetinden dolayı nakzı ihtimal etmez. O zaman azad edilenin

velâsına benzer.» Bu konunun tamamı Şurunbulâliye'dedir.

«Efendi ilh...» Yani azad eden efendi. Velev ki bu azadı kitabet, tedbir veya istilâdla olsun. T.



«Velâya önce müstahık olur ilh...» Yani azad edilen köle öldüğü takdirde. Ama eğer azad edilen köle

hayatta ise, onun velâsı şüphesiz azad edenindir. Bu söz musannıfın geçmişteki «Ölen köle»

sözüyle mükerrerdir.

«Azad edilmiş cariyenin ilh ..» Ama muvâlâtın velâsı bunun aksinedir. Nitekim geçti.

«Tacirin azad ettiği bir cariye ilh...» Uygun olan burada, musannıfın, «Tâcirin azadlısı olan köle,

attarın azadlısı olan cariyeye denktir» demesiydi. Ama attarın azadlısı olan câriye, debbağın azad

ettiği köleye denk değildir. Çünkü denklik erkek için değil, kadın için geçerlidir. Düşünülsün. T.

«Onun aslında hiç kölelik olmasa ilh...» Yani yine onda da velâ yoktur. Musannıf ancak. bu aslı hür

olanı niçin böyle tefsir etmiştir? Zira hür asıllı nasıl ıtlak olunursa, soyu üzerinde değil kendi şahsı

üzerinde kölelik hiç cârî olmayan kimseyi de kapsamına alır. Ama onun aslında ister kölelik câ

olsun, ister cârî olmasın. Bu ise burada irade olunmaz. Nitekim Dürer'de de böyle tesbit edilmiştir.

H.

«Onun çocuğu üzerine velâ yoktur ilh...» Yani babası azadlı köle bile olsa, yine o çocuk üzerinde

kimsenin velâsı yoktur. Zira biz yukarıda zikrettik ki, çocuk kölelik ve hürriyette annesine tâbidir.

Annesi de aslen hür olduğundan onun annesi üzerinde hiç kimsenin velâsı yoktur. O halde onun

çocuğu üzerinde de kimsenin velâsı olamaz. Bedâyî. Tekmile Şerhi, Muhit ve Mes'udî

muhtasarlarında da buna uyulmuştur. Nitekim Dürer'de de zikredilmiştir.

Sükbü'l-Enhur sahibı de. «Bu önemli bir feri meseledir. Hıfzedilsin. Zira insanların ilim bakımından

kaydığı yerdin» demiştir.

Azmiye'de şöyle denilmiştir: «Bilinmiş olsun ki, İstanbul'da Sultanın emir ve nasbı ile fetvâya tayin

olunan âlimler fetihten günümüze, yani binotuzaltıya kadar bu konuda ikiye ayrılmışlardır.

Âlimlerden bir kısmı binotuzaltıya bu konuda ikiye ayrılmışlardır. Bunlar Dürer sâhibi, Mevlâ İbni

Kemal paşazâde, Mevlâ Kadızâde. Mevlâ Bıztanızâde. Mevlâ Zekeriyya, Mevlâ Sadettin bin Hasan

Han ve Mevlâ Sunullahtır. Âlimlerin diğer kısmı dc annenin aslen hür olmasının şart olmadığı

görüşündedirler. Bunlar da Sadi Çelebi, Mevlâ Aliyyü'l-CemaIî. Bicevizâde-i kebir la-kabıyla meşhur

olan mevlâ ve oğludur. Ebussuud da önce bu son görüş üzerine fetvâ vermiştir. Sonra da bu

fetvâdan rücu ettiğini zikrederek Bedâyî'de olan görüşe uygun şekilde fetvâ vermiştir. Bu görüşünü

ölene kadar da değiştirmemiştir. Cenab-ı Allah onların sayini meşkur, amellerini mebrur eylesin.

Veciz Şerhinde aynen şunu gördüm: «Bir azadlının annesi aslen hür olursa, babası köle olduğu

takdirde, onun üzerinde velâsı yoktur. Eğer baba azad edilirse, babanın mevâlisine onun velâsı

sabit olur mu, Bu konuda iki görüş rivayet olunur.» Bunun benzeri Miraç'ta da mevcuttur.

«Velev ki Arap olsun ilh...» Bu sakınma kaydı değil, ittifaklı bir kayıttır. Zira eğer baba bir Arabın

mevâlisi olsa, yine onun çocuğu üzerine kimsenin velâsı yoktur. Zira bir Arabın mevâlisinin hükmü

Arap gibidir. Zira Rasûlullâh (s.a.v.) «kavmin azadlısı kavimdendir.» buyurmuştur. Bedâyî de de

yledir. Şurunbulâliye. Bunun benzeri Hindiye'de de mevcuttur.

«Mutlaka ilh...» Yani baba kavmine de anne kavmine de velâ yoktur. Zira velâ baba ciheti içindir.

Baba cihetinde de kölelik yoktur. H.

Azmiye'de de bu »mutlak» sözü «İster annesi azadlı olsun, ister olmasın, babası hür asıllı olursa

onun üzerinde kimsenin velâsı yoktur» şeklinde tefşir edilmiştir.

«Ebû Yusuf muhalefet etmiştir ilh...» Zira Ebû Yusuf, velâda çocuk babasına tabidir görüşündedir.

Aslen Arap olan kimsede olduğu gibi. Çünkü neseb ne kadar zayıf olursa da babanındır.

İmameynin delili şudur: Velâ yardım içindir. Onun baba tarafından ona bir yardımı yoktur. Çünkü

arabın dışında kabilelerde kabile halinde birbirine yardım etmezler. Bedâyî.

Velhâsıl burada beş şekîl vardır. Dördü ittifaklı, beşinci, ihtilâflıdır.

Birinci şekil: Anne ve baba ikisi de hür asıllı olursa. Yani ne onlara, ne de onların asıllarına kölelik

girmemişse, o anne babanın evlâdı üzerinde kimsenin velâsı yoktur.

İkinci şekli: Anne ve babanın her ikisi de azadlı olsalar veya onların aslında azadlık bulunsa, onların

çocuğunun velâsı baba kavminedir.

Üçüncü şekil: Baba azadlı veya soyunda azadlılık varsa, anne de bu manâ ile Arap ve hür asıllı

olursa, babanın kavmine velâ yoktur.

Dördüncü ve beşinci şekil: Anne azadlı, baba ise bu manâ ile hür asıllı. Baba eğer Arap ise annenin

kavmine vela yoktur. Eğer baba Arap değilse bu beşinci ve ihtilaflı mesele olur. Ebû Hanife ile İmam

Muhammed'e göre çocuğun velâsı annenin kavminedir. İmam Ebû Yusuf'a göre ise, o çocuğun



üzerinde kimsenin velâsı yoktur. Bu meselenin tamamı Dürer'dedir. Allah daha iyisini bilir.

 

 

 

 

MUVÂLÂT VELASI FASLI

METİN

Müslüman değil, arap olmamak şartı ile mükellef bir kişi diğerinin eliyle müslüman olsa. «Ben

öldüğüm zaman mirasım senindir, cinayet işlediğim takdirde âkilem de sana aittir» diyerek eliyle

müslüman olduğu kişiyi veya başka birisini kendisine velî tayin etse, akilesi veli tayin ettiği kişi

üzerinedir, mirası da onundur. Nitekim yukarıda geçti, ileride de gelecektir.

yle bir durumda her iki taraftan da mirası şart koşsalar, yine geçerlidir.

Akıllı bir çocuk babasının veya vasisinin izni ile bir diğerine velâ vermiş olsa, engel olmadığından

geçerlidir. Efendisinin izni ile bir kölenin diğerini kendisine veli tayin etmesi halinde geçerli olduğu

gibi. Efendinin izni ile kölenin velisi olan kimse muvâlât akti ile kölenin efendisinin vekili olmuş

olur. Yalnız bu miras zevi'l-erhama verilen mirastan sonra gelir. Çünkü bu zayıftır.

Eğer veli ettiği adam kendisi veya çocuğu için âkile vermemişse, onun huzurunda velâsını

başkasına nakledebilir. Eğer veli kendisinin veya çocuğunun âkilesini vermişse, onun velâsı

başkasına intikal etmez. Çünkü âkile ile tekid edilmiştir.

Azadlı bir kimse hiç kimseye velâyet veremez. Çünkü onu azad edenin velâsı lüzumlu bir velâdır.

Kadın birisini veli kılsa sonra da nesebi meçhul bir çocuk doğursa yaptığı muvâlât aktinde çocuk

da kendisine tabidir. Bu kadın birisi ile muvâlât akti yapmasa da çocuğu yanında olduğu halde

muvâlût akti ile ikrar etse, yine çocuk ona tabidir. Çünkü o akit, babası bilinmeyen çocuk hakkında

sırf menfaattir.

Muvâlât aktinin şartı hür ve nesebin meçhul olmasıdır. Yani başkasına nisbet edilmemesidir. Ama

birisinin ona nisbet edilmesi, meselâ çocuğu olması, muvâlât aktine engel değildir. İnâye.

Muvâlât aktini yapan kimsenin Arap olmaması da şarttır. Üçüncü şart, onu azad eden bir velinin ve

daha önce kendisi yerine âkilesini veren bir velisinin olmamasıdır.

Dördüncü şart da beytü'l-maldan onun cinâyet âkilesinin verilmemesidir.

Beşinci olarak akıllı ve miras olacak malının olması da şarttır. İslâma gelince, velâ veren kimsenin

müslüman olması şart değildir. O halde müslümanın zımmîye muvâlâtı, zımmînin müslümana

muvûlâtı veya zımmînin zımmîye muvâlâtı, her ne kadar esfel müslüman olsa da geçerlidir. Zira

muvâlât vasiyet gibidir. Nitekim bu husus Bedâyî'de ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştır.

Vehbûniye'de nazmen şöyle denilmiştir: «Birisi babasının hayrına bir köle azad etse, kölenin velâsı

azad edenindir. Babası da meşiyetle ecre nail olur.»

Yani oğlu ölmüş babasının yerine bir köle azad etse, kölenin velâsı azad edenin adamıdır. Allah

dilerse ecri de babasınındır. Oğlunun ecrinden de hiçbir şey eksilmez.

Ölen baba için verilen sadaka ve dua da ona kavuşur. Babası yerine sadaka veren kimsenin ecrinde

de hiçbir şey eksilmez. Müzmarat.

İZAH

Musannıf bu faslı bir önceki fasıldan geri bırakmıştır. Çünkü bu fasl yer değiştirmeyi ve intikali

kabul ettiği gibi aynı zamanda ihtilaf edilmiş bir meseledir. Çünkü Mâlik ve Şâfii'ye göre buna asla

itibar edilmez. Ama azad velasına itibar edilir. Her iki tarafın delilleri uzun uzun kitaplarda

mevcuttur.

«Mükellef bir kişi ilh...» Yani âkil ve bâliğ olan. O halde akıllı olan çocuk velisinin izni iIe de olsa,

başkasını veli etme hakkına sahip değildir. Nitekim ileride bunun açıklaması gelecektir. Burada

«kişi» ile kayda bağlanması ittifakîdir, ihtirazî değil. Zira kadının da bu akti yapması sahihtir.

Nitekim ileride gelecektir.

«Veya başka birisini ilh...» Yani elinde müslüman olduğu kimseden başkasını veli etse. Ata'ya göre,

onun velâsı ancak elinde müslüman olduğu kişidir. Bedâyî.

«Arap olmamak şartı ile ilh...» Bu görüş musannıfın «müslüman olsa» Sözünü takip eder.

Tatarhâniye'de şöyle denilmiştir: «Şeyhülislâm Mebsût'unda arap olmamanın adet üzere

zikredildiğini açıklamıştır.»

«Yukarıda geçti, ileride de gelecektir ilh...» Bu söz musannıfın «arap olmama» sözüne bağlıdır. Zira

musannıf bu fasıldan önce muvâlâtın Araplarda olmayacağını zikretmiştir. Yine, «Arap olmaması da

şarttır.» sözünde de gelecektir. Ondan sonra da, velâ yapan kimsenin müslüman olmasının şart



olmadığını açık olarak söyleyecektir.

«Öldüğüm zaman mirasım senindir ilh...» Yanı, asen benim mevlâmsın, öldüğüm zaman benim

varisimsin ve cinayet istediğimde de benim yerime akile vereceksin.» dese, o da. «Kabul ettim»

veya «Sana veli oldum» dese, diğeri de tekrar «kabul ettim,» dese. Bedâyî.

Bu ifadenin zahirine göre irs ve âkileyi akitte konuşmak şarttır. Bu ileride açıklanacaktır.

«Mirası da onundur ilh...» Mebsut'ta şöyle denilir: «Önce veli tayin edilen kimse ölse, sonra da onu

veli yapan kimse ölse, velî olan kimsenin kız çocukları değil, ancak erkek çocukları miras alırlar.

Bizim azad velâsında açıkladığımız gibi.» Turf.

«İki taraftan da mirası şart koşsalar, yine sahihtir ilh...» Yani her ikisinde de gelecek şartlar

tamamlandıktan sonra bunlardan her biri kendinden Önce ölen arkadaşının malına varis olur. Bu

bütün kitaplarda hilafsız zikredilmiştir;

Makdisî, İbni Zjya'dan şöyle nakletmiştir: «İmam Ebû Hanîfe'ye göre ikinci birincisinin mevlası olur.

Birincisinin, velâsı da bâtıl olur. İmameyn de, bunların her biri arkadaşının mevlâsı olur

demişlerdir.» Bu konunun tamamı Şurunbulâliye'dedir. Bu husustaki ihtilaf, Tuhfe'den naklen

Gâyetü'l-Beyânda zikredilmiştir.

«Akıllı bir çocuk ilh...» Musannıf burada çocuğu akıllı olmasıyla kayda bağlamıştır. Zira çocuk akıllı

olmadığı takdirde onun tasarrufları asla muteber değildir.

Zeylâî'nin ifadesi ise şöyledir «Eğer adam muvâtât aktini çocuk veya köle ile yaparsa.»

Uygun olan, «Akıllı bir çocukla veya bir köleyle» denilmesiydi. Zira çocuğun veya kölenin mevlâ

olması anlaşılır. Bedâyî'de bunun illeti mevcuttur. Bedâyî'de şöyle denilmiştir «Büluğa gelince. bu

kabul değil, icab tarafında aktin bağlanmasının şartıdır. Hatta bir çocuk bir kişinin elinde müslüman

olsa, o çocuğu kendisine veli etse, caiz değildir. Onun kâfir babası her ne kadar izin verse de. Zira

Kâfir babanın müslüman oğlu üzerinde velâyeti yoktur. İşte bundan dolayı o çocuğun satım akdi

gibi diğer akitleri de kâfir babasının izni ile caiz değildir. Ama büluğun kabul tarafında olmasına

gelince, o aktin geçerliliğinin şartıdır. Hatta baliğ birisi bir çocukla velâyet akti yapsa, o çocuğun

babasının veya velisinin icazetine bağlı olur. Yine bir kişi bir köleyi veli etse, kölenin efendisinin

icazetine bağlıdır. Ancak velâ efendidendir, çocukta da babadandır. Çünkü baba veya mevlâ

mülkiyet ehlidir. Mükâteb de köle gibidir.» Özetle.

«Bu zayıftır ilh...» Zira muvâlât bunların ikisinin aktidir. Bunlardan başkasına gerekmez.

Zevi'l-erham ise şer'an vâristir. Onlar onun ibtaline mâlik değildirler. Dürer.

«Onun huzurunda velâsını başkasına nakledebilir ilh...» Yani onun bilgisiyle. Bedâyî.

Musannıfın burada «huzur» ile kayda bağlaması Hidaye'de olan ifadeye aykırıdır. Zira Hidaye sahibi

hazır olmayı intikal için değil, velâdan teberri için bir kayıt yapmıştır.

Kifâye'de de şöyle denilmiştir: «Esfel olan mevlâ, yani bir diğerini veli tayin eden kişi veli yaptığı

adamın huzurunda olmasa bile bir diğeriyle muvâlât akti yapmanın zımnında velâsını feshedebilir.

Şu kadarı var ki, ne veli olan kimse, ne de veli yapan kimse kasıtlı olarak diğeri hazır olmadığı

zaman velâyı Teshedemez.»

Kifaye'de olanın misli Bedâyî'de Tebyîn adlı eserde Mücteba'da, Gurerü'I-Efkâr. Dürer, Mülteka,

Cevhere ve bunlardan başka da mevcuttur. Yine. Hakim'in Kâfi'sinden naklen Gayetü'l-Beyân'da da

vardır. Zira velâsını başkasına veren kimse bir diğeri ile akit yaptığı zaman hükmen bir önceki aktini

feshetmiş olur. Bunda onun bilgisi de şart değildir. Zira bir-şey bazen kasden sabit olmadığı yerde

zarureten sabit olur. Mesela bir kölenin satışı için birisini vekil tayin etse. vekil gâib olduğu halde

onu azletse, azli geçerli değildir. Ama eğer kölesini satar veya azad ederse, vekil ister bilsin, ister

bilmesin kendiliğinden azledilmiş olur. Bedâyî.

Kenz'in ifadesi de musannıfın ifadesine eşittir. İbni Kemâl de Islâh ismindeki eserinin iki yerinde

hazır olmasıyla kayıtlamıştır. Bu da eğer ıslâha muhtaç olmayan diğer bir görüş yoksa. Bunun

üzerine uyarı yapanı da görmedim.

Evet. Şurunbulâliye'de Tâcü'ş-Şeriâ'dan naklet Islâh isimli kitapta olan ifadenin aynısı zikredilmiştir.

Düşünülsün.

«Çocuğu için âkile vermemişse ilh...» Bu söz işaret ediyor ki, muvâlât yapanın küçük çocukların da

akte dahildirler. Yine, akitten sonra doğan çocukları da akte dâhildir. Tebyîn adlı eserde olduğu

gibi. Ama büyük çocukları bunun aksinedir. Muvâlât akti yapanın yetişkin bir oğlu babasının

mevlâsının dışında bir kimse ile muvâlât akti yapmış olsa, onun velâsı da akit yaptığı kimsenindir.



Muvâlât akti yapanın küçük çocukları büyüseler. eğer babasının mevlâsı büyüyen çocuk yerine

veya babasının veya çocuklardan bir tanesinin yerine âkilesini vermişse,yüyen çocuk artık

babasının mevlâsından dönemez. Bedâyî.

«İntikal etmez ilh...» Çocuğu da dönemez.

«Azad edenin velâsı lüzumlu velâdır ilh...» Zira o velânın sebebi azaddır. Velânın sübutundan sonra

nakzı ihtimal etmez. O halde münfesih olmaz. onunla birlikte başka bir akit de yapılmaz. Zira

yapılacak akit bir şey ifade etmez. Zeylâî.

Tatarhânîye'de şöyle denilmiştir: «Bir zımmî, bir köleyi azad etse, sonra dârü'l-harbe iltihak etse,

sonra köle edilse, onun azad ettiği köle bir diğerini veli tayin etme hakkına sahip değildir. Zira onun

azadlık mevlâsı vardır. Azad edilen köle esir düşen efendisini alıp azad etse, öldüğü takdirde ondan

miras alır. Eğer onu azad ettikten sonra bir cinayet işlerse, köle âkilesini kendi nefsinden verir.

Onun efendisi, bütün rivayetlerde onun namına âkile vermez. Bazı rivayetlerde de ondan miras

alacağı ve âkile vereceği söylenmiştir.»

Tatarhâniye'nin bu ifadesi muvâlâttün men edilmeyi ifade etmektedir. Her ne kadar azad mevlâsına

engel olsa bile.

«Nesebi meçhul bir çocuk ilh...» Doğumunda babası bilinmeyen kişi. T.

«Sırf menfaattir ilh...» Zira çocuk cinayet iştediği takdirde onun annesinin muvâlât akti yaptığı kişi

âkilesini verir. O zaman bu hibenin kabulü gibi sırf menfaat olur. Bu zikredilen hüküm İmam Ebû

Hanife'nin görüşüdür. İmameyne göre, müvâlât akti yapan kadının yanındaki çocuğu muvâlât

aktinde annesine tabi değildir.

«Muvâlât akti ilh...» Bu ifadede muzaf mazuftur. Yani muvâlât yapmasının sahih olduğu bildiren

geçen ifadeye münafi değildir. Zira geçen ifade birisinin akti kabul etmesinden bahsedilmektedir.

Buradaki kelam ise akit icab ettiren hususundadır.

«Hür ilh...» Bu zannedildiği gibi kölenin efendisinin izni ile muvâlât yapmasının sahih olduğu

bildiren geçen ifadeye münafi değildir. Zira gelen ifade de birisinin akti kabul etmesinden

bahsedilmektedir. Buradaki kalem ise akti icab ettiren hususundadır.

«Nesebin meçhul olmasıdır ilh...» Ben diyorum ki, oğul, babasının muvâlât akti yaptığı kimse ile

başka bir muvâlât akti yapabilir. Veya ondan başkası ile muvâlât akti yapmaya da dönebilir. Ama,

babasının mevlâsı onun âkilesini vermemişse. Fakihler bunu açıklamıştır. O halde nesebin meçhul

olması şartı uygun değildir. Sadiye. Bunun benzerini H. de Makdisî'den nakletmiştir.

Ben derim ki: Bunu Gürerü'l-Efkâr'daki «Velev nesebi bilinse bile» sözü teyid etmektedir. Tercih

edilen de ancak budur. Mecma şerhinde de «Muvâlât akti yapan kimsenin nesebinin meçhul olması

bazı âlimlere göre aktin şartlarından değildir» denilmiştir. Tercih edilen de ancak budur.

«Arap olmaması ilh...» Yani Arap olmayacağı gibi bir Arabın azadlısı da olmayacaktır. Bedâyî'de

olduğu gibi. Nesebin meçhul olması sözü buna ihtiyaç bırakmamaktadır. Çünkü Arapların nesebi

malumdur. Şurunbulûliye ve Sadîye.

«Onu azad eden bir velinin ilh...» Yani onu azad eden mevlâsının velâsı için bir engel dahi olsa, yine

de kimse ile muvâlât akti yapamaz. Nitekim biz bunu yukarıda zikrettik.

«Akilesini veren bir velisinin olmaması ilh...» Bedâyî'de olduğu gibi, musannıf eğer, «Onun muvâlât

akti yaptığı kişinin dışında onun yerine kimse âkilesini vermese» deseydi, dördüncü şartta buna

girerdi. Eğer beytü'l-maldan onun âkilesi verilmişse, onun velâsı müslüman cemaatindir. O halde o,

velâsını müslüman cemaatten belirli bir kişiye havale etmeye de mâlik değildir. Bedâyî.

«Beşinci ilh...» Altıncı, yedinci ve sekizinci şartlar kaldı. Zeylâî şöyle demektedir: «Velâ akti yapan

kimsenin hür, akil ve malı olması şarttır.» Zira bunlar icabta bulunan akitte olması gereken

şartlardır. Sen de bunları geçmişte bildin. Beşinci şart ise, bunun olduğunu fakihlerden birçoğu

açıklıkla söylemiştir. Açıklıklayleyenlerden birisi de Hidâye sahibidir. Gâyetü'l-Beyân'da

beşincinin şart olmasına birçok itirazlar varid olmuştur ki, bu itirazların hiç birinde bunun açıklığı

zikredilmemiştir. Kadızade ve başkası da açıklamalarının beşincinin şart olmamasını

gerektirmeyeceğini söyleyerek itirazları defetmişlerdir.

«İslâma gelince, velâ veren kimsenin müslüman olması şart değildir ilh...» Dürer de bu mesele

kapalı görülmüştür. Çünkü mirasçı olmak velâya gereklidir. Dinlerinin birbirine muhatif olması da

mirasçılığa engeldir. Sonra Dürer sahibi, «Ya rabbi sen bizî sorguya çekme ancak şöyle denilebilir:

Mirasçı olmanın sebebi akit. vaktinde sabit olur. Şu kadar var ki, velâ akti yapanlar dinleri ayrı



olduğu sürece mirasçılık ortaya çıkmaz. Mani zail olduğu. yani müslüman oldukları zaman daha

önce men edilen mirası alır. Nasıl asabenin veya farz sahibinin küfrü mirasa mani oluyorsa,

ölümden önce o farz sâhibi veya asabe dönmüş olsalar onlardan men edilen miras da avdet eden»

demiştir.

Şurunbulâliye, şârihin Bedâyî'den naklettiği ifade ile Dürer'in bu tevilini reddetmiştir. Bunda da açık

bir görüş vardır. Zira eğer Dürer sahibi, «akit sahihtir» demek istiyorsa, zaten bunda anlaşmazlık

yoktur. Zira buradaki kapalılık hükmün naklinde değil, şeklindedir. Veya eğer bunu vasiyet yerine

koymuşsa, o zaman da mevâlinin velâ yaptığı kimsenin ölümünden sonra, varis olmaksızın malı

istihkak edeceğini ifade eder. Dinleri her ne kadar muhtelif olsa da. Nitekim bazı alimler de böyle

anlamışlardır. O zaman da açık bir nakle ihtiyaç duyurur. Çünkü fakihler muvâlâtı mirasçılığın

sebeblerinden saymışlardır. Velâ akti yapan kimseye de malın tamamına hak kazanan varis ismini

vermişlerdir. Şunun üzerine ki, Turî, Muhit adlı eserden naklen. «Bir zımmî bır müslümanı velî

yapsa. ölse, o malı alamaz. Çünkü miras alma yardımlaşma itibariyledir. Yardımlaşma ise

Araplardan başkasında ancak din ite olur.» demiştir. Bunu da kapalı görmüştür. Dürer'in kapalılığa

verdiği şekilde de cevap vermiştir. O zaman herhangi bir yerdekî aktin sıhhatinde ve engelin

mevcut olmasıyla birlikte miras almama hususunda nakil sabitse. o zaman nakle dönmek vacib

olur. Allah daha iyisini bilir.

«Müslümanın zımmiye muvâlâtı ilh...» Eğer birisi bir harbînin elinde müslüman olsa ve onu

kendisine veli etse, geçerli olur mu? İmam Muhammed bunu Kitap'ta zikretmemiştir. Bunda da

âlimler orasında ihtilaf vardır. Bazı alimlere göre geçerlidir. Çünkü harbî için bir müslümanın

üzerinde azad etme velâsının alması caizdir. O zaman muvâlât velâsı da olabilir. Zımmîde olduğu

gibi. Bazı âlimlere göre de geçerli değildir. Çünkü onda harbî ile muvâlât yapmak, dostluk kurmak

ve yardımlaşmaktan nehyedilmişizdir; Zımmî bunun aksinedir. Dürer, Muhît'ten.

«Zımmînin zımmîye muvâlâtı, her ne kadar esfel müslüman da olsa, geçerlidir ilh...» Bedâyî'nin

ifadesi şöyledir: «Yine zımmî bir zımmî ile muvâlât yapsa, sonra muvâlât yapan zımmî müslüman

olsa.» Burada esfel müslüman kaydına ihtiyaç yoktur diye itiraz edilmiştir. Çünkü musannıfın

müslümanın zımmîye, bunun aksi, yani zımmînin müslümanla muvâlât akti yapması caizdir sözü ile

birlikte buna ihtiyaç yoktur.

Ben derim ki: «Esfel müslüman da olsa» sözünün faydası, din ihtilafının ister akit vaktinde, ister

ondan sonra olsun, arasında bir fark olmadığına dikkat çekmek hususundadır. Yalnız bu tevilde

şarihin ifadesi Bedâyî'nin ifadesinden daha açıktır. Düşün.

«Vasiyet gibidir ilh...» Yani geçerli oluşunda. Bir müslümanın bir zımmîye vasiyeti nasıl geçerli ise

bu da sahihtir. Şu kadarı var ki aralarında şu cihette fark vardır: Vasiyet edilen kişi. vasiyet edilen

malı dinlerinin ihtilaflı olmasıyla beraber vasîyet eden kişinin ölümünden sonra hak kazanır. Mevlâ

ise bunun aksinedir. Nitekim sen bildin.

«Kölenin velâsı azad eden kimsenindir ilh...» Zira azad eden ancak odur. T.

«Allah dilerse ecri de babasınındır ilh...» Musannıf burada «Allah dilerse» dedi. Çünkü bu hüküm

haber-i vâhidle sabittir. O da kesinlik ifade etmez. Bunu Abdül Birî söylemiştir. T.

YAŞAYANLARIN AMELLERİNİN SEVABININ ÖLÜLERE ULAŞACAĞI

«Oğulun ecrinden de hiçbir şey eksilmez ilh...» AIIâme Abdül Birî şöyle demiştir: Mesela burada

hayatta olan kimselerin amellerinin sevabının ölülere ulaşması üzerine bina kılınmıştır. Bu konuda

Kâziü'l-Kuzzât es-Sürucî ve başkası da kitap yazmışlardır. Bu konuda yine şeyhimiz Kâziü'l-Kuzzât

Sadettin Deyrî, el-Kevâkibü'n-Neyyirât adını verdiği kitabı telif etmiştir. Bu teliflerin hepsinin

merkezi alimlerin cumhurunun mezhebinde geçerli olan hayattakilerin bağışladıkları sevabların

ölülere ulaş-masıdır. AIIah daha iyisini bilir.»

 

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.04 saniye 11,182,309 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021