Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Dünya ve Ahiret Dengesi

 

Dünya ve Ahiret Dengesi

           İnsan hayatı, dünya ve ahiret olmak üzere iki kısma ayrılır. İnsan önce dünyaya gelir ve orada uzun veya kısa bir hayat sürer.

          Bu zaman zarfında işlemiş olduğu ameller gelecek olan ahiret hayatının şekillenmesinde önemli ölçüde etkili olur. Yani dünyada ekmiş olduğu şeyleri ahirette biçer.

           Hz. Ali’nin de dediği gibi “dünya ahiretin tarlasıdır.” Bu tarlaya ekilen tohum ahiret hayatında biçilir.

Dünya ve ahiret noktasında insanlar genellikle yanılırlar.

          Bir kısım insan dünyaya taparken bazı kimseler de dünyayı ihmal ederek ahireti ihyaya çalışırlar. Her iki tarzın da yanlış tarafları vardır.

          Müslümana yakışan içinde bulunduğu durumun hakkını vererek fırsatları değerlendirip hem dünyasını hem de ahiretini mamur hale getirmektir.

          Dünya kelimesi, “yakın olmak” manasına gelen dünüv kökünden türemiş “en yakın” anlamındaki edna kelimesinin müennesidir.

          Kur’an’da ahiret ve ahiret hayatının karşılığı olmak üzere çok defa “yakın hayat” anlamındaki el-hayatü’d-dünya tamlamasında hayat kelimesinin sıfatı olarak, bazen da belirli (marife) şekliyle isim olarak da kullanılmıştır.(D.İ.A. “Dünya”, X, 22)

              Kur’an’a Göre Ahireti Engellemeyen Dünya Hayatı Meşrudur:

 

Allah her iki alem için de dua etmemizi ister ve bunu öğretir.

وِمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler. (Bakara, 2/201)

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ

Bize bu dünyada da iyilik yaz ahirette de iyilik yaz. (Araf, 7/156)

لَهُمُ الْبُشْرَى فِي الْحَياةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ

Onlara dünya hayatında da ahirette de müjdeler vardır. (Yunus, 10/64)

وَآتَيْنَاهُ فِي الْدُّنْيَا حَسَنَةً وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ

Ona dünyada iyilik verdik. Ahirette de o salihlerdendir. (Nahl,16/122)

وَابْتَغِ فيمَا اتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ

"Allah'ın sana verdiği (bu servet) içinde âhiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et; yeryü-zünde bozgunculuk etmeyi isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez." (Kasas, 28/77)

Kur’an Bunun Tersi Bir Anlayış Tutanları İse Yermektedir:

فَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ

İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur. (Bakara, 2/200)

       Bu tip insanlar hem bu dünyada hem de ahirette hüsrana uğrayacaklardır.

Bu gibi insanlar için Kur’an şöyle buyurmaktadır:

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكْفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

İki cihanda yüzü ak olanlara karşı yüzü kara olacaklar olanlar da vardır. Yüzleri kararanlara iman ettikten sonra küfre mi saplandınız? denilir. (Al-i İmran, 3/106)

Dünya ile Ahiret Arasında Bir Tercih Yapılması Gerektiğinde Ahiretin Tercih Edilmesi Gerektiği Kur’an’da Vurgulanmaktadır:

الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُوْلَئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيدٍ

"Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler." (İbrahim, 15/3)

فَأَمَّا مَن طَغَى  وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا  فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى

Azıp dünya hayatını tercih edenlere gelince cehennem onların durak yeridir. (Naziat, 79/37-39)

Bu Anlayışın da Ötesinde Ahireti Tamamen İnkar Edenler Vardır

وَقَالُوا مَا هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا اِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُمْ بِذلِكَ مِنْ عِلْمٍ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

"Dediler ki: Ne varsa dünya hayatımızdır, başka birşey yoktur. Ölürüz, yaşarız; bizi zamandan başkası helâk etmiyor (bizi öldüren yalnız zamandır). Fakat onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zannediyorlar." (Câsiye, 45/24)

اِنْ هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثينَ

"Ne ise hep bu dünya hayatımızdır, ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz" (Mü'minûn, 23/37)

            Âyetlerde bahsedilen inanç sahipleri "hayatın sadece bu dünya hayatından ibaret olduğunu" zanneden, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden ateist (dinsiz) ve materyalistlerdir.

Dikkat edilirse bu anlayışa sahip insanlar yukarıdaki anlayış sahiplerinden daha farklıdır. Çünkü önceki insanlar ahireti inkar etmiyorlardı.

                   Kur’an’a Göre Dünya Hayatı Aldatıcıdır:

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهيجُ فَتَريهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاخِرَةِ عَذَابٌ شَديدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَاالْحَيوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

"Bilin ki, dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda  övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. (Bu) tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekicilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçinmedir" (Hadîd, 57/20)

وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ

"Dünya hayatı aldatıcı bir metadan ibarettir." (Al-i İmran, 3/185)

 

Yine Kur’an Bu Dünyanın Geçici ve Önemsiz; Ahiretin İse Kalıcı ve Hayırlı Olduğunu İfade Eder.

قُلْ مَتَاعُ الدَّنْيَا قَلِيلٌ وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَى

Onlara de ki: "Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır. (Nisa, 4/77)

أَرَضِيتُم بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ قَلِيلٌ

Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. (Tevbe, 9/38)

وَفَرِحُواْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ مَتَاعٌ

Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir. (Rad, 13/26)

Allah Teala Dünya Hayatını Şöyle Tasvir Etmektedir:

إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاء أَنزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاء فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ

النَّاسُ وَالأَنْعَامُ حَتَّىَ إِذَا أَخَذَتِ الأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلاً أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَن لَّمْ تَغْنَ بِالأَمْسِ

"Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü ziynetini  takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz." (Yunus, 10/24)

İslam bireyin kendini tamamen dünya hayatına veya ahirete yönelmesine karşı çıkmaktadır. Ne tamamen zahidane bir yaşama cevaz verilmekte ne de yaşamın tamamını dünya için harcamalarına göz yumulmaktadır. İnsanların dünyayı terk edip kendilerini tamamen ahirete adamalarına en başta Hz. Peygamber karşı çıkmaktadır.

             Hz. Peygamber (S.A.V)’ in Dünya Hayatına Bakışı

           Hz. Peygamber (a.s) yaşadığı hayat itibariyle dünya karşısında takınılması gereken tavrın nasıl olması gerektiğini göstermiştir.

 عَنْ أَبِي  هُرَيْرَةَ؛ أَنَّ النَّبِيّ (صعلم) قَالَ: مَا أُحِبُّ أَنَّ أُحُداً عِنْدِي ذَهَباً. فَتأتِي عَلىَّ

ثَالِثَةٌ وَعِنْدِي مِنْهُ شَيْءٌ إلا َّشَيْءٌ أرْصُدُهُ فِي قَضَاءِ دَيْنِ.

             Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki:   "Yanımda Uhud dağı kadar altınım olup da ondan bir miktar yanımda kaldığı halde (iki gün geçip) üçüncü bir gecenin gelmesini sevmem." (Mecmau’z-Zevaid)

Yine bir başka hadisinde:

إنَّ الدُّنْيَا حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ، وَإنَّ اللّهَ مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا فَنَاظِرٌ كَيْفَ تَعْمَلُونَ؛

             Yine Ebû Saîd (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır." [Müslim, Zikr 99, (2742); Tirmizî, Fiten 26, (2192)] diyerek dünya hayatına karşı insanlarda bir meylin olduğunu ifade etmiştir.

İnsanın tabiatında dünyayı sevme ve onun nimetlerine meyletme vardır. İslam insan fıtratındaki bu realiteyi yok saymak yerine insanın dünya ilgili davranışlarını düzene koymaya çalışır. (D.İ. A. 10,  23)

Bir hırka bir lokma düşüncesi

قال رسولُ اللّهِ: حُبُّ الدُّنْيَا رَأسُ كُلِّ خَطِيئَةٍ، وَحُبُّكَ الشَّىْءَ يُعْمِى وَيُصِمُّ.

            Hz. Enes (r.a) anlatıyor: "Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar." [Rezin ilâvesidir. Beyhakî Şuabu'l-Îman'da kaydetmiştir. Hadisin ikinci yarısı Ebû Dâvud'da tahric edilmiştir. (Edep 125, (5150).]

            Bu hadisteki ifadeler  maalesef yanlış anlaşıldı. Müslümanlar dünyadan el etek çekme düşüncesine kapıldılar. Oysa dünya ahiretin kazanıldığı yerdir. Dünyayı sevmek ayrı, dünyadan şartları muvacehesinde istifade etmek ayrı şeydir. İslam’ın hoş görmediği dünya hayatı insanı Allah’tan uzaklaştıran yaşama anlayışıdır. Mal, servet, makam ve mevki tutkusu, şöhret hastalığı, şehvetlere esir olma, lüks ve israf anlayışı, malla şımarma ve dünyalıklara köle olma akılsızlığıdır. (Hüseyin, K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 159)

                               Efendimizin Sahabede Tezahür Eden Yanlış Telakki Karşısındaki Tepkisi :

أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ (ر.ع) يَقُولُ جَاءَ ثَلاثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ (صعلم) يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ (صعلم)  فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا فَقَالُوا وَأَيْنَ نَحْنُ مِنْ النَّبِيِّ (صعلم)  قَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ قَالَ أَحَدُهُمْ أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ وَلَا أُفْطِرُ وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ فَلا أَتَزَوَّجُ أَبَدًا فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم)  إِلَيْهِمْ فَقَالَ أَنْتُمْ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لَأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي

            Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s)'in hanımlarının hâne-i saâdetlerine bir gurup erkek gelerek Resûlullah (a.s)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (a.s) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi. İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim”dedi. Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi. (Durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (a.s) onları bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu. (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401); Nesâî, Nikah 4, (6, 60).

             İbnu Hacer'in kaydına göre, Resûlullah (a.s)'ın âhiretle ilgili korkutucu bir va'z ve nasihatinden sonra, ashabtan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, İbnu Mes'ud, Ebu Zerr, Salim Mevlâ Ebî Huzeyfe, el-Mikdâd, Selmân, Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs, Ma'kıl İbnu Mukarrin (r.a), Osman İbnu Maz'un (r.a)'un evinde toplanırlar. Âhiretlerini kurtarmak için almaları gereken tedbirleri konuşurlar ve:

           "Gündüzleri hep oruç tutmak, geceleri namaz kılmak, yatakta yatmamak, et yememek, kadınlara temas etmemek" ve kendilerini iğdiş etmek hususlarında ittifakla karar alırlar. İbnu Hacer'in açıkladığı üzere, bu mübâlağadan maksat, mağfiret edildiklerine dair, -Hz. Peygamber (a.s) hakkında âyette (Fetih, 48/2) geldiği gibi- garantiye sahip olmayınca, çokça ibadet yapmakla mağfireti garantilemektir, çünkü dünyadan el-etek çekip kendilerini tam olarak ibadetlere verdikleri takdirde mağfirete uğrayacaklarına inanmışlardı. Yukarda geçen hadis ile efendimiz bu anlayıştaki yanlışlığa işaret etmiş ve hatayı hemen düzeltmiştir.

             Hz. Peygamber bir hadisinde dünya ile Ahiret arasında bir dengenin kurulmasını ve bu dengenin her ikisinin lehine ve aleyhine değiştirilmemesi gerektiğini   söylemektedir.  İslam,  müntesiplerinden dünyayı ihmal etmemelerini de talep eder. Dünyanın ihmal edilmemesi, maddî kesbe yer verilmesi demektir. Dilimizde "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalış" şeklinde şöhret yapan bir hadis, farklı şekillerde Rasulullah (a.s)'dan rivayet   edilmiştir. Suyûtî'nin Câmiu's-Sağîr'de kaydettiği bir veçhi şöyledir:

اِعْمَلْ عَمَلَ امْرِءٍ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَمُوتَ اَبَداً وَاحْذَرْ حَذَرَ امْرِءٍ يَخْشَى اَنْ يَمُوتَ غَداً

"Hiç ölmeyeceğini zanneden kişi gibi (dünya için) çalış, yarın öleceğinden korkan kimse gibi de (dünyaya bağlanmaktan) kaçın." (Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, 14, 481)

İnsanoğlu Dünyada Misafirdir;

قال: دَخَلْتُ عَلى رسول اللّهِ (صعلم) وَقَدْ نَامَ عَلَى رِمَالٍ حَصِيرٍ وَقَدْ أثَّرَ في جَنْبِهِ. فَقُلْتُ يَا رسُولَ اللّهِ(صعلم): لَوِ اتّخَذْنَا لَكَ وَطَاءً تَجْعَلُهُ بَيْنَكَ وَبَيْنَ الحَصِيرِ يَقِيكَ مِنْهُ؟ فقَالَ: مَالِى وَلِلدُّنْيَا؟ مَا أنَا وَالدُّنْيَا إلا كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا.

             İbnu Mes'ud (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s)'ın yanına girmiştim. O`nu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı.

"Ey Allah'ın Resûlü, sana bir yaygı temin etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!" dedim. Efendimiz (a.s) şöyle buyurdu:

"Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir." [Tirmizî, Zühd 44, (2378).]

عن علي (ر.ع) قال: ارْتَحَلَتِ الدُّنْيَا مُدْبِرَةً وَارْتَحَلَتِ الاخِرَة مُقْبِلَةً! وَإنَّ لِكُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا بَنِينَ. فَكُونُوا مِنْ أبْنَاءِ الاخِرَةِ، ولا تَكُونُوا مِنْ أبْنَاءِ الدُّنْيَا. فإنَّ الْيَوْمَ عَمَلٌ وَلا َحِسَابَ، وَغَداً حِسَابٌ وَلاعَمَلَ.

             Ali İbn Ebî Tâlib (r.a) buyurdular ki: "Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları  olmayın. Zîra bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok." [Rezîn tahric etmiştik. Buhârî, muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir. (Rikâk 4).]

وعنه (ر.ع) قال: قال رسولُ اللّهِ (صعلم) الدُّنْيَا سِجْنُ المُؤْمِنِ، وَجَنَّةُ الكَافِرِ

                            Yine Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor:

             "Rasûlullah (a.s) buyurdular ki: "Dünya, mü'mine hapishâne, kâfire cennettir." [Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizî, Zühd 16, (2325).]

                  Münâvî, hadisi açıklama sadedinde şu menkîbeyi nakleder: "Anlattıklarına göre, Hâfız İbnu Hacer, Kâdı'il-Kudât iken, bir gün etrafını saran büyük bir cemaatle, haşmetli ve güzel bir hey'ete bürünmüş halde pazara uğrar. Derken kılık kıyafeti pejmürde, eskimiş ve yağlara bulanmış bir elbise içerisinde sıcak zeytinyağı satan bir yahudi, kendisine doğru yaklaşıp atının yularından tutar ve:

"Ey Şeyhülislam, inanıyorsun ki, Peygamberiniz:

"Dünya mü'mine hapishâne, kâfire cennettir" demiştir.

Sen hangi hapistesin ve ben nasıl bir cennetteyim?" der.

                     İbnu Hacer şu cevabı verir:

              "Ben, Allah'ın bana âhirette hazırladığı nimetlere nisbetle, hâl-i hazırda sanki -(şu dünyevî saltanatıma rağmen)- hapiste gibiyim. Sen de, sana âhirette hazırlanan azâba nisbetle, cennette gibisin!"

Yahudi bu cevap üzerine Müslüman olur.”

              VAAZIN DEVAMI

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Eylül 24 2015 00:00:00 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Kurban Bağışı
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.06 saniye 4,752,394 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartıyla önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2017