Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Sıla-i Rahim

 

       İnanan kimseler açısından değer verilmesi gereken meseleler hakkında bir şeyin mahiyeti ve sınırlarını tayin edici kriterler Kur'ân ve sünnet çerçeveli olmalıdır. Diğer bir ifadeyle bu iki kaynak ibadet, muamelat, ukubât, ve ahlâk gibi daha bir çok alanlarda da hüküm koyucudur. İslam hukukunun kaynağını teşkil eden Kur'ân ve sünnet aynı zamanda İslam ahlâkının kaynağını da oluşturmaktadır. Bu genel ifadeden de anlaşılacağı gibi hukuk kaidelerinin ortaya konmasında ahlâk kurallarının, ahlâkın üzerinde yaptırım gücünün oluşmasında da hukuk kurallarının etkisini göz ardı etmemek gerekir.

      Hem cinsleriyle bir arada yaşamaya mecbur olan insan, en tabii ihtiyaçlarını gidermek, zararlı şeylere karşı elbirliğiyle karşı koymak ve içinde yaşadıkları hayat şartlarını daha iyiye ve mükemmele götürmek için işbirliği yapmak zorundadır. Bunun içinde toplumu meydana getiren fertlerin birbirine inanması, güvenmesi ve bir takım ilişkiler içerisine girmesi gerekmektedir. Demek ki insanların arasında sosyal münasebetlerin başlamasından önce, bu münasebetleri düzenleyen kaidelere ihtiyaç vardır. Bu sebeple toplumsal hayatın ahenkli bir şekilde devamı için fertlerin aşırı isteklerini frenleyecek ve bencilliklerini törpüleyip mutedil hale getirecek disiplinler/ilkeler son derece zaruridir.

       Toplum hayatını düzenliyen en önemli kaynak dindir İslam dini "ahlâki görev ve haklar, dini emirler ile iç içedir, ahlâk ile din adeta tek bir şeydir. Hiçbir ahlâki buyruk yoktur ki, aynı zamanda dînî ve insanî bir buyruk olmasın." (Ahmed Naim, s. XXIX)

      İslam dini insan topluluğunu bir bütün olarak ele alır. Çünkü onun mesajı evrenseldir. (Bkz. Kur'an, 2/ 21, 6/135, 29/8, 31/14, 53/39, 75/35, 82/6) O muhataplarını hep tevhid inancı etrafında toplamayı hedeflemiş ve bu bütünleşmeyi ve dayanışmayı maddi anlamda da sağlamak için fertlere sorumluluklar yüklemiştir. Bu görevlerin en önemlilerinden biri de Allah'ın bir nimet ve rahmet olarak insanlara bahşettiği akrabalık ilişkisiyle meydana gelen sıla-i rahimdir.

Sıla-i Rahim Kavramı

      Sıla kelimesi "v.s.l" kökünden masdar bir kelime olup, ulaşmak, kavuşmak, bağ gibi anlamlara gelir. Rahim ise, acıma, koruma, şefkat manalarına gelmektedir. (Fîrûzâbâdî, I, 66, IV, 119; İbnü'l-Esir, II, 210) En geniş şekliyle akrabalık hak ve hukukunun yerine getirilmesi şeklinde ifade edilen sıla-ı rahim, kişinin baba, anne, dede, nine, kardeşler, amcalar, halalar, kardeş çocukları, dayılar, teyzeler sonra da yakınlık derecesine göre nesep bağı olan akrabalarına karşı, imkan nispetinde maddi ve manevi anlamda faydalı olmak, hizmet etmek, ilgi ve alaka göstermek, yerine göre iletişim araçlarıyla da olsa onlarla irtibatı devamlı hale getirmek gibi anlamlara gelmektedir. (Sa'dî Ebû Ceyb, s, 145, Pakalın , III, 205) Daha çok ahlâki bir kural ve hak gibi görünen bu terim bundan da öte fertlere hukuki anlamda mükellefiyetler de yüklemektedir.

       Sıla-i rahmin anlam itibariyle önem arzetmesinin bir yönü de şudur: Rahim kelimesi Allah'ın Rahman isminden alınmıştır. Bu konuda ki kudsî hadiste "Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: "Ben Allah'ım. Ben Rahman'ım, rahmi (akrabalığı) ben yarattım, kendi ismimden bir isim ona verdim. Artık kim yakınlarıyla ilgi kurup akrabalığın hakkını yerine getirirse ona lütuflarda bulunurum, kim de akraba ile ilişkisini keserse (ilgisiz kalırsa), ben de ondan rahmetimi keserim." (Tirmizî, Kitabu'l-Birr ve's-Sıla, 9) İşte bu iştikak, yani, rahmin,       Rahman isminden alınmasında rahmete nasıl bir vesile edildiği açıkça ifade edilmektedir. O halde bu rahmeti, şefkat ve merhametle, hısımlık ilgi ve hakkı olan kimselere ulaştırmak, yakınlarla ve nesep sebebiyle hısım olanlarla ilgi kurmak her bakımdan rahmete yol açacaktır. Bu itibarla sıla-i rahime riayet Yaradanın merhametini celbedecek ve bir çok berekete vesile olacaktır.

       Rahim kelimesinin anlamıyla ilgili olarak diğer bir rivayette bu kavram (rahim) ağaç köklerinin birbirlerine sık bir şekilde sarılmasına benzetilmiştir. (Buhârî, Edeb, 13) Bu ifade bizlere insanların hepsinin bir asıldan olup, insanlık ve soy itibariyle kardeş olduklarını hatırlatmaktadır. Zira bu anlamın muhataplar tarafından kavranması inanan inanmayan her topluluğun emniyet ve mutluluk içerisinde, dayanışma ve yardımlaşarak hayat sürdürmelerini sağlayacaktır. Sonuçta bugün yeryüzünde sıkıntısını çektiğimiz bir çok probleme daha kolay çözümler bulabilme imkanı doğabilecektir.

Kur'an ve Sünnette Sıla-i Rahim

     İslam dininin temel hedeflerinden biri de insanları genel ve geniş bir kitle olarak güçlü bir şekilde bir arada bulundurmak ve bu devamlılığı bir takım vesilelerle dinamik kılmaktır. Sıla-i rahim, öncelikle aralarında akrabalık ilişkileri olan insanları hedefler ve daha sonra bütün insanlığı amaçlar. Akrabalık farklı şekillerde meydana gelir. Bu ilişki kan hısımlığıyla meydana geldiği gibi, sıhrî dediğimiz, evlilik sebebiyle de gerçekleşebilir. Dolayısıyla akrabalık bağları bu yönüyle daha bir geniş boyut kazanmaktadır.

       Kur'ân'ın onlarca âyetinde ve sünnette bu konu ele alınmış ve ne kadar önem verilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. İslamiyet'in ilk yıllarından itibaren ilk inen Mekkî âyetlerde Hz. Peygamber'e akrabalık ilişkilerinin gözetilmesi ve bu hususa dikkat edilmesi emredilmiştir. Bu konunun ayrı bir önemi de kanaatimizce Peygamberlik vazifesiyle görevlendirilen bir kişinin içinde yetiştiği toplumun ferdi olarak mutlaka yakın akrabalık ilişkilerinden istifade ederek tebliğ ve irşad görevine başlamasının kendisine mutlaka bir avantaj sağlayacağına işaret etmiş olmasıdır. Zira bu görüşün isabetli olduğunu Efendimizin tebliğde yakın akrabalarından başlaması göstermektedir. (Kur'ân, 26/ 214) Demek ki tebliğ ve irşatta akrabalık bağının vesile edilerek öncelikli olarak bu hedef kitleden başlanması ayrı bir önem arzetmektedir. Toplumsal yardımlarda da ister maddi isterse manevi anlamda olsun ilk ulaşılacak kimseler yakın akrabalardır.

        Sıla-i rahim görevi en yakın dairede ebeveynden başlayarak uzak akrabalara kadar uzanan bir ilişkidir. Kur'ân ve sünnette akrabaya karşı iyilik etmek bir ahlakî görev olarak değil aynı zamanda hukuki bir sorumluluk olarak ele alınmıştır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Peygamberliğin ilk yıllarından itibaren Allah Resûlü'nün yerine getirilmesi hususunda ısrarla davet ettiği şeylerden biri sıla-i rahimdi. Hatta, Herakliyus, Allah Resulü (s.a.s.) hakkında bilgi edinmek üzere ticari maksatla Şam'a gelmiş olan Ebû Süfyan ve yanındakileri çağırtıp "O size ne emrediyor?" diye sorunca Ebû Süfyan'ın saydıkları üç beş husus arasında sıla-i rahmi de görmekteyiz. (Buhârî, Edeb, 8) Vahyin ilk geldiği günlerde de Allah Resûlü peygamberlik görevi sorumluluğunun ağırlığı altında konuyu eşi Hz. Hatice'ye açtığında, validemizin O'na endişelenmesine gerek olmadığını, Allah'ın kendisini utandırmayacağını ifade ederek, kendisinin, toplumun ıslahı için bir çok fedakarlıklar yaptığını ve bu işlerin arasında sıla-i rahmi de zikretmesi akrabalık ilişkilerinin ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir. (Buhârî, Bed'ül-Vahiy, 3)

       İslam toplumda düzen ve ahengi öne alır. Bunu bozan hususlar toplumun tabiatına da aykırı düşer, her ne tür ve şekilde olursa olsun kınanır ve yasaklanır. Müslümanlar hem ferdî olarak inanç ve davranışlarının, hem de iyi bir topluma üye olmuş olmanın mükâfatını dünyada ve ahirette göreceklerine inanırlar. (Sezen, s, 69)

Sıla-i rahmin gözetilmesini ısrarla emreden âyet ve hadisler İslam alimleri tarafından değerlendirilmiş ve bu konunun vacip olduğuna hükmetmişlerdir. (Râzî, IX,135) Kur'ân bu konuda şöyle hitap etmektedir: اِنَّ اللهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَاْلاِحْسَانِ وَاِيتَائِ ذِى الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْىِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

 "Allah, adaleti, iyi davranmayı ve akrabaya bakmayı emreder; çirkin işleri, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. Düşünürsünüz diye Allah size öğüt verir." (Kur'an, 16/90) Bu âyette akrabalara iyilik edilmesi sadece bir tavsiye olmayıp bizzat Şari' tarafından bildirilen bir emirdir. Başka bir âyette bu husus şu şekilde dile getirilmektedir:

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِى اِسْرَآئِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ اِلاَّ اللهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِى الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ

 

 "Biz İsrail oğullarından şöyle söz almıştık, Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz…"

وَاَتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا

    “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçıp savurma.”

 

(Kur'ân, 2/83, 17/26) Âyetteki yakınlara "iyilik etmek" ifadesi yakın akrabalara sıla-i rahmin yapılmasının vacip olduğunu gösterir. (Cessâs, I, 56, III, 28; İbnü'l-Arabî, II, 125)

         Sıla-i rahimin anne ve babadan başlayarak yakın ve uzak akrabalara kadar yerine getirilmesinin bir çok hikmetleri vardır. Bunlardan biri de insanların bu yolla sahip oldukları imanî, ahlaki değerleri ve güzellikleri birbirleriyle paylaşmalarıdır. Kök itibariyle rahim kelimesi Allah'a nispet edildiği için Yüce Yaratıcı'nın kullarına karşı gösterdiği cömertlik adeta yine kullardan birbirlerine karşı istenilmektedir. Rahmanın rahmeti mahlukat üzerinde sürekli tecelli etmekte ve bunun karşılığı olarak da Allah'a ve yarattıklarına karşı yine bu merhamet duygularının maddi ve manevi tarzda karşılıklı tezahürü istenmektedir. Sıla-i rahim duygusuyla hareket eden fertler adeta Allah'ın rahmet eli gibi hareket ederek muhtaç kişilerin imdadına yetişmektedir. Bunun sonucu olarak da bu ilişkilerin gerçekleştiği kişiler arasında tam bir tesanüt ve paylaşım gerçekleşmektedir.

        Başka bir âyette Allah ilk yaratılıştaki gerçeğe dikkat çekerek ve kendisinin kulları üzerindeki hakkının büyük olduğuna işaret etmek için, âyetin başında ve sonunda olmak üzere iki yerde "Allah'a karşı takva dairesine girilmesini emretmiştir.

يَآاَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَآءً وَاتَّقُوا اللهَ الَّذِى تَسَآءَ لُونَ بِهِ وَاْلاَرْحَامَ اِنَّ اللهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا -1, وَاَتُوا الْيَتَامَى اَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلاَ تَاْكُلُوآ اَمْوَالَهُمْ اِلَى اَمْوَالِكُمْ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا

 "Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve ondan da eşini yaratıp o ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp Kendisini vesile ederek birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a saygısızlık etmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakınınız. Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir." buyurmaktadır. (Kur'ân, 4/ 1) İşte fert ve toplumların birbirlerini karşılıklı sevip saymalarının mayası ilk yaratılıştır. Bu bağ ise sıla-i rahimdir.

        Dinimiz beşeri saadetin vazgeçilmez şartlarından olan sıla-i rahmin terkini büyük günahlardan saymıştır. Buna terminolojide kat-ı rahim denmiştir. Yani akrabalık bağlarını koparmak, onlara karşı ilgisiz ve alakasız kalmak demektir. (Canan, X, 58) İslam alimleri akrabalık bağlarını koparmanın haram olduğunu ifade etmişlerdir. (İbnü'l-Arabî, I, 401)

        Bazı alimler sıla-i rahmin ahlâki bir vazife olduğunu söylemektedirler. İster ahlakî ister hukuki bir sorumluluk olsun, İslam ahlâkı, dinin bir parçası değil, dinin üzerine oturduğu temeli, özü ve bütün bünyesine yayılan ruhudur. (Erdem, s. 18 ) Bu dinin tebliğ ve temsilcisi olan Efendimiz (s.a.s), en güzel ahlakın da en güzel temsil ve tebliğcisidir.

        Akrabalar arasında iyi ilişkileri sürdürmek Allah'ın emirlerindendir, Kur'ân akrabalık bağlarının kesilmesini şiddetle kınamaktadır. Bu hususta Allah;

فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِن تَوَلَّيْتُمْ أَن تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ  أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ

 

"Demek ki ey münafıklar! Siz işbaşına geçecek olursanız, ülkede fesat çıkaracak, nizamı bozacak, akrabalık bağlarını parçalayacaksınız!) buyurarak âyetin devamında da"İşte bunlar, Allah'ın lânet edip kulaklarını sağırlaştırdığı, gözlerini kör ettiği kimselerdir." (Kur'ân47/22, 23; Kur'ân, 4/1; Ateş, VII, 433) beyan etmektedir.

Muhammed Hamdi Yazır, bu âyette kat'ı rahmin haramlığına delalet var demektedir. (Yazır, VI, 4392) Kurtubî âyette kastedilen kimselerin çoğunluğun tercihine göre münafık olan iki yüzlü kimseler olduğunu ifade etmektedir. (Kurtubî, XVI, 245; İbn Kesir, IV, 87) Dolayısıyla böyle bir davranışın münafık vasfı olduğu anlaşılmaktadır.

        Sıla-i rahim, kişinin sadece ebeveyninden başlayarak akrabalarına iyi davranması, onların acılarını ve mutluluklarını paylaşması ve onlara belli kurallar çerçevesinde yardım etmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda kişi servetini de imkanları dahilinde akrabalarıyla ihtiyaç halinde paylaşmalıdır. İlâhi kanun ailede zengin olan her bireyi fakir akrabalarının ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu tutar. İslam, akrabaları açlıktan kıvranırken zevk ve sefahat içinde yaşamayı büyük bir günah olarak tanımlar. Fakir bireylerin hakkı ilk önce ailedeki zenginler, daha sonra da diğer zenginler üzerindedir. (Mevdûdî, III, 49)

       Akrabalık ilişkileri, bir elektrik bağına benzetilebilir. İlişkilerin sağlam ve devamlı olması için bu bağın daima bir takım görev addedebileceğimiz sorumluluklarla beslenmesi ve canlı tutulması gerekmektedir. Bu görev ve hakların yerine getirilebilmesi için de sağlam bir iman ve bu imanın kaynağı olan İslam dininin ortaya koymuş olduğu ferdi ve içtimai kuralların yerine getirilmesi gerekmektedir.

       Toplumdaki sosyal düzenin sağlanmasında ilişkilerdeki önceliğin tesbiti konusunu Kur'ân ebeveynden başlatmış ve bunu takiben diğer akrabaları zikretmiştir. Anne ve baba hukukunu bir çok âyette ele alan Kur'ân-ı Kerim "onlara iyi muameleyi" sadece Allah'a ibadet edilmesi emrinin ardından zikrederek, bir olan Allah'a kulluğun bir gereği olarak müminlere duyurur.

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَا أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا  وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا

 "Rabbin "Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana ve Babaya iyi muamele edin" diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse onlara "öf" (bile) deme. Onları azarlama. Onlara çok güzel (ve tatlı) söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını (yerlere kadar) indir ve: "Ya Rab! Onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse sen'de kendilerini (öylece) esirge" de." (Kur'ân, 17/ 23, 24)

       Başka bir âyet "Müşrik bile olsa ana-babaya hürmet etme konusunu net olarak ifade etmiştir. "Eğer onlar seni, şerik olduğuna dair hiçbir bilgin olmadığı şeyleri, Bana ortak saymaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! Ama o durumda da kendileriyle iyi geçin, makul bir tarzda onlara sahip çık! Bana yönelen olgun insanların yolunu tut! Sonunda hepinizin dönüşü Bana olacak ve Ben işlediklerinizi tek tek size bildirip karşılığını vereceğim" (Lokman 31/15)

        Âyet mümin olmasalar bile anne babaya karşı hürmet edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Aynı zamanda her evladın ana-babaya yedirmesi, giydirmesi ve onları barındırması da üzerine düşen bir borçtur. Bu konuyu teyit eder anlamda şu hadis de oldukça manidardır.

       Esmâ Binti Ebî Bekr (r.a) anlatıyor:

قَدِمتْ عليَّ أُمِّي وهِي مُشركة في عهْدِ رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فَاسْتَفتَيْتُ رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قلتُ : قَدِمتْ عَليَّ أُمِّى وَهِى راغبةٌ ، أَفأَصِلُ أُمِّي ؟ قال : « نَعمْ صِلي أُمَّكِ » "Müşrik olan annem gelmişti. Ona nasıl davranmam gerektiğini Peygamber Efendimiz (s.a.s.)e sordum: "Annem yanıma gelerek, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?" dedim."Evet" dedi, ona gereken hürmeti göster. Buyurdular. " (Buhârî, Edeb 8; Müslim, Zekat, 14)

         Anne ve baba kafir bile olsa onlara karşı insani vazifelerimizi, evlatlık alaka ve hürmetini göstermek gerektiği ifade edilmektedir. Hatta bu hadisten kafir bile olsa anne ve babaya nafaka vermenin vacip olduğu hükmü çıkarılmıştır.

       Kur'ân bu konuya şu ifadeyle son noktayı koymuştur: "Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen kâfirlere gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmeden, adalet ve insaf gözetmeden menetmez. Çünkü Allah âdil olanları sever." (Kur'ân, 60/8; Canan, II, 488)

        Sosyal ilişkileri sağlıklı yürütmeğe ve içinde bulunulan toplumun sorumlu bir ferdi olarak akraba ziyaretlerine dikkat edilmelidir. Zira ziyaretler; sevgi ve güven duyguları geliştiren, bireyleri birlik ve beraberlik içinde hareket etmeye yönlendiren davranışlardır. Kuvvetli tutulan akrabalık bağları fertlerin toplum içerisinde daha sağlıklı ve kontrollü olarak gelişip büyümelerini sağlar. Kişiler ziyaretler ile birbirlerini daha yakından tanıma imkânı bulup, mevcut olan problemlerini öğrenip, pek çok konuyu aralarında görüşüp, birlikte karar verme imkânına da sahip olurlar.

        Sıla-i rahim kolektif şuurun gelişmesine de katkıda bulunur. Toplumun bireyleri akrabalık ilişkileriyle yalnız olmadıkları duygusunu kazanır ve geleceğe ümit ve güvenle bakarlar. Sevinçli ve üzüntülü anlarında çevrelerinde gördükleri yakınları onlar için birer ümit ve teselli kaynağı olur.

       Sıla-i rahim sadece küçüklerin büyüklerine karşı olan vazifeleri olarak düşünülmemelidir, karşılıklı olarak ele alınmalıdır. Çünkü sıla-i rahimde küçük büyük ilişkisi söz konusu değil akrabalık özelliğini taşımak yeterli bir sebeptir.

       Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sıla-i rahimde bulunulması gereken kişilerin öncelikli olanlarını şu hadislerinde ifade etmişleridir. Sahabeden biri Resulullah (s.a.s.)'a gelerek sormuştur: "Ey Allah'ın Resulü kime karşı iyilik yapayım?" Hz. Peygamber (s.a.s.) şu cevabı vermiştir: "Annene, babana, kızkardeşine, oğlan kardeşine, bunu takip eden azadlına. Bu iyiliği de, üzerine vacib olan bir hakkın ödenmesi, yani, sıla-i rahmin yerine getirilmesi olarak yapacaksın. (Nafile, ihtiyari, hasbi bir davranış tatavvu grubuna giren bir amel olarak değil)". (Ebû Dâvud, Edeb, 129) başka bir rivayette de "sırayla sana yakın olanlara iyilik et" (Tirmizî, Birr, 1) şeklindedir, dolayısıyla bu hadislerde yakın akrabadan başlayıp uzağa doğru genişleyen bir açılım vardır.

 

       Hadis kaynaklarında ayrıca özel anlamda anne ve baba haklarının gözetilmesi ve önceliğin bu kimselere tahsisini ifade eden bir çok rivayetler vardır. Bir adam gelerek

وعنه رضي اللَّه عنه قال : جَاءَ رَجُلٌ إلى رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فقال : يا رسول اللَّه مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بحُسنِ صَحَابَتي ؟ قال : « أُمُّك » قال : ثُمَّ منْ ؟ قال: « أُمُّكَ » قال : ثُمَّ مَنْ ؟ قال : « أُمُّكَ » قال : ثُمَّ مَنْ ؟ قال : « أَبُوكَ » متفقٌ عليه .

وفي رواية : يا رسول اللَّه مَنْ أَحَقُّ الناس بِحُسْن الصُّحْبةِ ؟ قال : « أُمُّكَ ثُمَّ أُمُّكَ ، ثُمَّ أُمُّكَ ، ثمَّ أَباكَ ، ثُمَّ أَدْنَاكَ أَدْنَاكَ » .

 « والصَّحابة » بمعنى : الصُّحبةِ . وقوله : « ثُمَّ أباك » هَكَذا هو منصوب بفعلٍ محذوفٍ، أي ثم برَّ أَباك وفي رواية : « ثُمَّ أَبُوكَ » وهذا واضِح

"Ey Allah'ın Rasûlü iyi davranıp hoş sohbetle bulunmama daha fazla kim hak sahibidir?" Diye sordu. Hz Peygamber (s.a.v):"Annen!" diye cevap verdi. Adam "Sonra kim?" dedi. Rasûlullah "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar: "Sonra kim?" dedi. Rasûlullah yine "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: "Sonra kim?" Rasûlullah (s.a.v) bu dördüncüyü "Baban!" diye cevapladı." (Buhâri, Edeb 2; Müslim, Birr, 1)

        İslam alimleri kişinin anne ve babasının vefatından sonra onların hayatta iken tanışıp görüştükleri kişilerle çocukların irtibatlarını kesmeyip anne ve baba hakkı olarak o kimselere saygı ve sevgi göstermelerinin lüzûmu üzerinde durmuşlar ve bu konuda şu hadisleri delil olarak zikretmişlerdir. (Bilmen, s. 107) إِنِّي سَمِعْتُ رسولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يُقولُ : « إِنْ مِنْ أَبَرِّ البِرِّ أَنْ يَصِلَ الرَّجُلُ أَهْلَ وُدِّ أَبِيهِ بَعْد أَنْ يُولِّىَ» وإِنَّ أَبَاهُ كَانَ صَدِيقاً لِعُمر رضي اللَّه عنه  İyiliklerin"en değerlisi, insanın babası öldükten sonra, baba dostunun ailesini kollayıp gözetmesidir" (Müslim Birr, 4; Ebû Dâvûd, Edeb,127)

 

       Akrabalarla devamlı irtibatlı olmanın ne gibi sonuçları olacağı konusunda da Hz. Peygamber (s.a.v)'in çok net ifadeleri vardır. Bu konuda "Nesebinizden sıla-i rahim yapacaklarınızı öğrenin, zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır." (Buhâri, Edeb, 12; Tirmizî, Birr, 49) Buyurmaktadır.

        Bu hadiste Hz. Peygamber sıla-i rahmin faydalarını zikretmiştir. Bu, akrabalar arasında sevgi ve saygının artması, bereket ve bolluğun müjdelenmesidir. Alimler bu hadisten hareketle sıla-i rahim yapanların hayatlarında bereket, bolluk, işlerinde istikamet ve ömürlerinin faydalı işlerde geçeceği ifade etmişlerdir. (Canan, X, 58-59)

       "İslam inanan kimseleri birbirlerinin kardeşleri olarak ilan etmiş ve onların birbirlerini sevip saymalarını, faydalı işlerde birbirlerine yardımcı olmalarını emretmiştir. (Kur'ân, 5/2) İnsanlar arasında sevginin yerleşmesine yardımcı olan en önemli sebeplerden birisi ziyaretlerdir. Bu bakımdan İslam dini ziyaretlere büyük önem vermiştir. Bu ziyaretler yakın akrabadan başlamak üzere yakın komşu uzak komşu şeklinde devam eder. Efendimiz (s.a.s.) "Bir kimsenin hasta birini veya herhangi bir kardeşini Allah için ziyaret ederse cennetteki yerini hazırladığını müjdelemiştir. (Tirmizî, Birr, 64) Ziyaretçilere dünyevi kazançla birlikte uhrevi mükafat vardır ki bu da Allah rızasına ulaşmaktır. Ayrıca sıla-i rahimin mükafatı ile ilgili olarak İbn Mâce'deki bir hadiste de Efendimiz " Sevabı en çabuk olan taat, sıla-i rahimdir" buyurmaktadır. (İbn Mâce, Zühd, 23)

        O halde, ziyaretler inanan insanları Allah rızasına ulaştıracak ahlâki sorumluluklardan biridir. İnsanların birbirlerini arayıp sormaları ve ziyaret etmelerinin de en önemli vasıtası sıla-i rahimdir. Her fert toplumsal olan bu görevi yerine getirmeli ve başkalarına da tavsiye etmelidir. Müslümanlık aynı zamanda iyiliğin karşılıksız olarak yapılmasını ister, bu hususta Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Eğer başkaları iyilik ederse biz de iyilik ederiz, başkaları kötülük yaparsa biz de yaparız" deyip kötülükte başkalarına uymayınız; dayanıklı ve kararlı olunuz. Başkaları size iyilik yapınca siz de onlara iyilik yapın, kötülük yaparlarsa, siz kötülük yapmayın" (Tirmizî, Birr, 63) Diğer taraftan " Karşılık olsun diyerek yakınlarına sıla-i rahimde bulunan kimse gerçekten sıla-i rahmi koruyup gözeten değildir.

وعنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : لَيْسَ الْواصِلُ بِالمُكافئ وَلكِنَّ الواصِلَ الَّذي إِذا قَطَعتْ رَحِمُهُ وصلَهَا» رواه البخاري . و « قَطعتْ » بِفَتْح القافِ وَالطَّاءِ . وَ « رَحِمُهُ » مَرْفُوعٌ .

Yine Abdullah İbni Amr İbni Âs’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.” şeklindeki hadis sıla-i rahim görevinde karşılık beklenilmemesi gerektiğini ifade etmektedir.

       Sıla-i rahmin hüküm ve derecelerini Kamil Miras, Şifâ şârihlerinden Kâdı Iyaz'dan şöyle nakletmektedir: "Sıla-i rahmin filcümle vacip olduğunda ihtilaf yoktur. Vacip olan sılanın kat'ı ve terki şüphesiz ki, büyük bir masiyettir. Buna hadisler şahitlik etmektedir. Sıla-i rahmin mertebeleri vardır, bazısı bazısından daha yüksektir. Bu derecelerin en alt derecesi tatlı sözle, selam ile, hal hatır sorma ile olanıdır. Buradan başlayarak ziyaretle, hizmetle, mali yardımla yapılan derecelere kadar yükselir. Bu dereceler de imkan ve ihtiyacın değişmesiyle değişiklik arzeder. Bir kısmı vacip, bir kısmı müstehab olur. (Miras Kamil, VI, s. 365)

        Sıla-i rahmi terk eden ve bu konuyu hafife alanlar Kur'ân'dan sonra Hz. Peygamber'in ifadelerinde de şiddetli bir şekilde kınanmışlardır. Bu konuyla ilgili olarak Allah Resûlü şöyle buyurmaktadır: "Mükafatı en hızlı verilen hayır, iyilik ve sıla-i rahimdir. Cezası en hızlı verilen kötülük de zulüm ve sıla-i rahimi terk etmektir" (Ebû Dâvud, Edeb, 51)

       Başka bir rivayette Hz. Peygamber

« الرَّحمُ مَعَلَّقَةٌ بِالعَرْشِ تَقُولُ : مَنْ وصلني وَصَلَهُ اللَّه ، وَمَن قَطَعَني ، قَطَعَهُ اللَّه » "Rahim Arş'a asılıdır, şöyle der: "Beni gözeteni Allah gözetsin, beni terk edeni Allah terketsin." (Buhârî, Edeb 13; Müslim Birr, 17) Beyanlarının yanında başka bir rivayette de "Allah merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada olanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmandan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." (Tirmizî, Birr, 16) Şeklindeki nebevî beyan sıla-i rahmin ne denli önemli olduğunu vurgulamaktadır.

وعنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « رغِم أَنْفُ ، ثُم رغِم أَنْفُ ، ثُمَّ رَغِم أَنف مَنْ أَدرْكَ أَبَويْهِ عِنْدَ الْكِبرِ ، أَحدُهُمَا أَوْ كِلاهُما ، فَلمْ يدْخلِ الجَنَّةَ » رواه مسلم .

 

 

             Ebû Hüreyre Hz. Peygamber'in üç defa "Burnu sürtülsün "Kimin burnu sürtülsün? "Ey Allah'ın Resûlü ? Diye sorunca şu açıklamada bulundu: "Ebeveyninden her ikisinin veya sadece birinin yaşlılığa ulaştığı halde (gereken hizmeti yapamayıp) cennete giremeyenin" (Müslim, Birr. 3) demiştir.

             Sonuç

       Sıla-i rahim dinî bir vecibedir. Akrabalar arası bir çok problemin halledilmesinde çok önemli bir dinamiktir. Kişiye hem ferdî hem de toplumsal olarak bir çok getirisi vardır. Sıla-i rahim en azından akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü; olmak karşılaştığımız zaman selamlaşmayı hal hatır sormayı ihmal etmemek daima kendileri hakkında iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemektir. Daha sonra ziyaretlerine gitmek ve ihtiyaç durumunda yardımlarına koşmaktır. Özellikle yaşlıları zaman zaman arayarak, yapılacak işleri varsa onları takip etmek kendilerini sevindirecektir. Sıla-i rahmin en önemli kısmı ise akrabalara mali yardımda bulunmaktır. Bu yardımlar herkesten beklenemez. Hasta ve yatalak bir kişiden akrabasını ziyaret etmesini istemek anlamsızdır. Fakir birisinden de başkalarına mali yardım istemek uygun değildir. Fakat maddi imkanları yerinde olan zengin bir müslümanın sadece ziyaret ve hal-hatır sormakla bu görevi yerine getirebileceği de söylenemez. Bu kimse için sıla-i rahim yoksul akrabalarına elinden geldiğince maddî destekte bulunmaktır. Şu halde sıla-i rahmi yerine göre bu anlamlarda anlamak ve tatbik etmek gerekir.

 

Üzülerek söylemek gerekirse son dönemlerde toplumumuzda kaybolmaya yüz tutan değerlerimiz arasında sıla-i rahmi de görmekteyiz. Zira akrabalar arası ilişkiler son derece zayıflamış yeni yetişen nesiller artık birbirlerini tanımaz hale gelmiştir. Sosyal, ekonomik ve kültürel ne tür problem olursa olsun bu vecibe ihmal edilmemelidir. Zira Kur'ân ve sünnet bu konuda gerekli tahşidâtı yapmıştır. Rahmete mazhar olmak yine Rahmanın arzu ettiği işlere bakar.

 

 

 

Kaynaklar

 

Ahmed Naim, İslâm Ahlâkının Esasları, (sadeleştiren: Recep Kılıç), Ankara, 1995

Ateş Süleyman, Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Kur'an Tefsiri,

Abdurrahman Şeref, İlm-i Ahlâk, İstanbul, 1316

Bilmen Ö.Nasuhi, Nazarî ve Amelî Ahlâk-ı İslamiyye Dersleri, İstanbul, tsz.

Buhârî, Sahîhu'l-Buhârî, İstanbul, tsz.

Canan İbrahim, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Ankara, 1995.

Cessâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, Beyrut, 1993.

Ebû Dâvud, Sünenü Ebî Dâvûd, Beyrut, 1979

Erdem Hüsameddin, Sondevir Osmanlı Düşüncesinde Ahlak, Konya, 1996

Fîrûzâbâdî, el-Kâmûsu'l-Muhît, Beyrut, tsz.

İbnü'l-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân, Beyrut, 1988

İbnü'l-Esir, en-Nihâye fî Garîbi'l-Hadis ve'l-Eser, Riyad, 1963

İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azîm, Beyrut, 1980

İbn Mâce, Sünenü İbn Mâce, İstanbul, 1981

Kurtûbî, el-Câmiu liahkâmi'l-Kur'ân, Mısır, 1987

Mevdûdî, Tefhîmü'l-Kur'ân, (trc: Heyet), İstanbul, 1986

Miras Kamil, Sahihi Buhâri Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Ankara, 1981

Müslim, Sahihu Müslim, İstanbul, 1981

Pakalın M. Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1993

Sadî Ebû Ceyb, el-Kâmûsu'l-Fıkhiyye, Beyrut, 1982

Sezen Yümni, İslam'ın Sosyolojik Yorumu, İstanbul, 2004

Tirmizî, Sünenü't-Tirmizî, İstanbul, 1981

Yazır Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul, 1982.

 

          Bu  vaaz Yrd. Doç. Murtaza KÖSE   tarafından hazırlanmıştır.

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Temmuz 06 2016 00:00:00 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Kurban Bağışı
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.09 saniye 4,349,017 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartıyla önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2017