Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Peygamber Efendimize İttiba ve Sünnet

Peygamber Efendimize İttiba ve Sünnet

Bugün Mü’min olarak yaşadığımız itaat hayatıyla, Kur’ân’ın ve hadislerin bildirmiş olduğu Peygamber’e itaatteki vasıfların birbiriyle örtüşmemesi, bu husustaki noksanlığımızı açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Peygamber Efendimiz’in dinin bir unsuru olarak bilinip tanınması gerektiğini açıktır. Hâl böyle olunca, O’na itaatin vasfını ortaya koymak hususunda ilk müracaat etmemiz gereken yer yine, dinin ana kaynağı olan Kur’ân’ın kendisi olmalıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bütün insanlığı kendisine itaate, Kur’ân âyetleriyle davet etmiştir. O’na olan itaatimiz bu âyetlerin gösterdiği istikamet üzere olmalıdır.

Kur’ân-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e itaat, Hz. Allah’a itaat olarak zikredilmiştir.

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا

 “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirenlere gelince, zaten seni onların başına bekçi göndermedik ya!”[1] âyeti bu gerçeği dile getirmektedir. Kur’ân-ı Mübîn’de buna yönelik müteaddit âyetler mevcuttur. Biz burada, bu âyetlerin tamamını uzun uzadıya zikretmek yerine, sadece âyetlerde beyan edilen ana hususlara değinmekle yetineceğiz.

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

“.De ki, ey peygamber! “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin, zira Allah çok affeden ve çok acıyandır.”[2]

قُلْ اَطِيعُوا اللهَ وَالرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

“De ki: Allah’a ve elçisine itaat edin. Eğer bundan yüz çevi-rirlerse bilsinler ki, Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenleri sevmez.”[3]

وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“.Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse, Allah onu içinden ırmaklar akan ebedi kalacakları cennetlere koyar, işte büyük kurtuluş budur.”[4]

وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا

“…..kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, büyük bir zafere erişmiş olur.”[5]

Allah resulüne itaatin vasıfları ise şöyle ifade edilmektedir:

وَمَآ اَتَيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللهَ اِنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

“peygamber size ne verirse ve ne getirirse ve ne de emre-derse onu alın ve sizi neden sakındırıp yasaklarsa ondan elinizi çekin, yolunu-zu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın, çünkü Allah’ın azabı çetindir.”[6]

يَحْلِفُونَ بِاللهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللهُ وَرَسُولُهُ اَحَقُّ اَنْ يُرْضُوهُ اِنْ كَانُوا مُؤْمِنِينَ

“O münafıklar, sizi hoşnut etmek için iyi niyetle edip eyledikleri konusunda, yüzünüze karşı Allah’a yemin ederler. Oysa gerçekten inanmış olsalardı, herkesten önce Allah’ı ve O’nun elçisini hoşnut etmeye çalışmaları gerekirdi.”[7]

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللهُ وَرَسُولُهُ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا

“Allah ve elçisi, bir konuda hüküm verdikten sonra, artık inanmış bir erkek ve kadının, kendi işlerinde tercih hakları yoktur. Ama böyle bir hakkı kendilerinde görerek, Allah’a ve elçisine isyan eden kimse, apaçık bir sapıklık-la sapıtmış olur.”[8]

اَلنَّبِىُّ اَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ

“.Peygamber mü’minlere kendi canlarından her konuda tercih edilmeye ve sözü dinlenmeye daha yakın ve daha layık olandır.” [9]

O’na itaatten yüz çevirenlerin akıbeti ise şöyle zikredilmektedir:

وَمَنْ يَعْصِ اللهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ

“Kim de Allah’a ve elçisine isyan eder, O’nun kanunlarını çiğneyip geçerse, Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”[10]


 

اِلاَّ بَلاَغًا مِنَ اللهِ وَرِسَالاَتِهِ وَمَنْ يَعْصِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا

“Benim görevim ancak Allah’tan geleni ve O’nun gönderdiklerini tebliğdir. Kim Allah’a ve peygamberine karşı gelirse, onun cezası ebediyyen kalacağı cehennem ateşidir.”[11]

- Peygamberimiz (s.a.v.) ancak bir tebliğcidir ve O’na itaat etmeyenlerden sorumlu değildir.

لاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مُعْجِزِينَ فِى اْلاَرْضِ وَمَأْوَيهُمُ النَّارُ وَلَبِئْسَ الْمَصِيرُ

“Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacaklarını sanmayın. Onların varacağı yer ateştir. Gerçekten de o, ne çirkin bir uğraktır.”[12]

وَاَطِيعُوا اللهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلاَغُ الْمُبِينُ

“Öyleyse, Allah’a ve elçisine itaat edin, kötülüklere karşı her zaman sakınarak hazırlıklı olun. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki bizim elçimizin görevi kendisine emanet edilen me-sajı apaçık tebliğden ibarettir.[13]

- O’na isyan edenler ahirette yer yarılıp içine girmiş olmayı isteyeceklerdir.

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّى بِهِمُ اْلاَرْضُ وَلاَ يَكْتُمُونَ اللهَ حَدِيثًا

“Gerçekleri örtbas edenler ve peygambere itaatsizlik yapanlar o gün yerin dibine batırılmayı isteyecekler, ama onlar olup biten hiçbir şeyi Allah’tan gizleyemeyeceklerdir.”[14]

- O’na itaat etmeyenler fasıklardan olup amelleri boşa çıkarılacak ve hidayetten uzak olacaklardır.

قُلْ اِنْ كَانَ اَبَاؤُكُمْ وَاَبْنَاؤُكُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌ نِاقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِى سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِىَ اللهُ بِاَمْرِهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz oymak ve kabile, kazanıp biriktirdiğiniz mallar, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaret, hoşlandığınız konutlar size göre, Allah’tan ve O’nun elçisinden ve O’nun yolunda savaşmaktan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu getirinceye kadar, yani dünya ve ahirette başınıza bir bela gelinceye kadar bekleyin. Şüphesiz ki, Allah kendi yasalarını çiğneyenleri asla doğru yola iletmez.[15]

 

- Allah ve Resulü’nü incitenler rahmetten mahrum olup Allah onları lanetlemiştir.

اِنَّ الَّذِينَ يُؤْذُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللهُ فِى الدُّنْيَا وَاْلاَخِرَةِ وَاَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهِينًا

“Allah’ı ve Rasûlünü incitenlere gelince, Allah onları bu dünyada ve ahirette rahmetinden yoksun bırakacak ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlayacaktır.[16]

Âyetlerden iktibas ettiğimiz bu hususlar bize, O’na kayıtsız şartsız bir teslimiyetin gerekliliğini ifade etmektedir.

İtaat; Allah ve Resulü’nün emir ve yasaklarının, kişinin şahsî istek ve arzularına galebe çalması demektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hususa şu hadis-i şerifiyle ışık tutmaktadır:

مَنْ أطَاعَنِي فَقَدْ أطَاعَ اللّهَ، وَمَنْ عَصَانِي فَقَدْ عَصَى اللّهَ

"Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir.”[17]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e itaatin karşılığı, Mü’min için bu dünyada izzet ve şeref olurken ahirette ise Cennet ve Cemâlullah olacaktır. Resûlullah (s.a.v.) bir gün sahabesine;

قَالَ رَسُولُ اللّهِ: كُلَّ أُمَّتِى يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ إَّ مَنْ أبَى. فقَالُوا: مَنْ يَأبَى؟ قَالَ: مَنْ أطَاعَنِى دَخَلَ الْجَنَّةَ، وَمَنْ عَصَانِى فَقَدْ أبَى

"İmtina edenler hariç, bütün ümmetim cennete girecektir!" buyurmuşlardı.

"İmtina edenler de kim?" dediler.

"Kim bana itaat ederse cennete girer, kim asi olur (itaat etmezse) o imtina etmiş demektir!"[18] Buyurdular.

Rasûlullah (s.a.v.)’e imanındaki sadakati sebebiyle “Sıddîk” lakabına mazhar olan Hz. Ebû Bekir (r.a.);

 “Rasûlullah ın yaptıklarından hiçbirini terk etmedim. Hepsini işledim. Eğer Rasûlullah’ın sünnetini terk edersem hak ve hidayetten sapıtmamdan korkarım.”[19] buyururken, ne yazık ki bugün bazı kimseler, O’nun emir ve nehiylerinin, yaşantısına aksetmiş sünnetlerinin arasında bir ayırıma gitmekte ve O’nun sünnetlerine ittibaya mukabil hevâlarına tabi olmaktadırlar.

 

Hâlbuki bizler, Rasûlullah ın hiçbir sünnetini, yaşantısının hiçbir bölümünü hayatımızdan çıkarıp atamayız. Zira O’nun hayatının her bir cüzünde, ahlâkında, her bir amelinde ve sözünde inananlar için güzel örnekler mevcuttur.[20]Ahlâkından razı olunan O’dur. Hiçbir beşer ne yaparsa yapsın O’nun fevkinde olamaz, O’nun ahlâkından daha üstün bir ahlâk sergileyemez.

Bugün bizlerin, insanların kınamasından çekinerek bir bir uzaklaştığımız sünnetlere Sahâbe Efendilerimizin bakış açıları ve bağlılıkları çok farklıydı. Onlar, Peygamber Efendimiz’in bir sünnetini terk etmek şöyle dursun, terk edenleri kınamış, azarlamış hatta onlarla selamı kesmişlerdir. Efendimiz’in her bir sünnetini “din” olarak algılamış ve Allah’ın bir emri gibi telakki ederek kayıtsız şartsız ittiba etmişlerdir. Onların, Rasûlullah (s.a.v.)’in sünnetine ittibâ noktasındaki samimiyetleri ve ince anlayışlarına, emirlerini büyük fedakârlıklarla yerine getirmelerine dair işte birkaç örnek:

بَيْنَا عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه يَخْطُبُ النَّاسَ يَوْمَ الجُمُعَةِ إذْ دَخَلَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فَنَادَاهُ عُمَرُ: أيَّةُ سَاعَةٍ هذِهِ؟ فقَالَ إنِّى شُغِلْتُ الْيَومَ فَلَمْ أنْقَلِبْ إلى أهْلِى حَتّى سَمِعْتُ التَّأذِينَ، فَلَمْ أزِدْ على أنْ تَوَضَّأتُ فقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: وَالْوُضُوءُ أيْضاً، وَقَدْ عَلِمْتَ أنَّ رَسُولَ اللّهِ . كَانَ يَأمُرُنَا بِالْغُسْلِ

"Cuma günü, Ömer İbnu'l-Hattab hutbe verirken, Osman İbnu Affan mescide girdi. Ömer radıyallahu anh minberden ona seslendi. "Vaktin farkında mısın, (niye cumaya geciktin?)"

Hz. Osman:

"Bugün meşguliyetim vardı. Eve gelir gelmez ezanı işittim. Abdest almanın dışında bir oyalanmam da olmadı!" açıklamasında bulundu.

Hz. Ömer radıyallahu anh:

"Keza abdest(le yetinmen de bir eksiklik). Biliyorsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize yıkanmayı da emretmişti."[21]

 "Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi."[22] şeklindeki Peygamberî tebşire mazhar olan Hazreti Ömer, insanların terk etmekte hiçbir beis görmediği bir sünneti terkinden dolayı “Zi’n-nûreyn” lakaplı Hazreti Osman Efendimiz’i insanların içinde ikaz ediyor.

نَهَى رسولُ اللّهِ  عَنِ الخَذْفِ، وقالَ: إنَّهُ َ يَقْتُلُ الصَّيْدَ، وََ يَنْكَأُ الْعَدُوَّ. وَإنَّهُ يَفْقَأُ الْعَيْنَ ويَكْسِرُ السِّنَّ

Abdullah İbnu Muğaffel (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) parmakla çakıl atmayı yasakladı ve: "O, avı öldürmez, düşmanı paralamaz; ancak göz patlatır, diş kırar!"[23] Buyurdu. Bu rivayet üzerine, Saîd b. Cübeyr ile aralarında akrabalık bulunan bir adam yerden bir şey aldı ve (atarak); “Bu mu? Bu ne olur ki?” dedi. Bunun üzerine Saîd b. Cübeyr (r.a.); “Allah Allah! Ben sana Rasûlullah (s.a.v.)’den hadis rivayet ediyorum; sen ise onu hafife alıyorsun! Seninle ebediyen konuşmayacağım!” dedi.[24]

اصطَنَعَ رسولُ اللّهِ . خَاتَماً مِنْ ذَهَبٍ فَصَنَعَ النَّاسُ خَوَاتِمَ الذَّهَبِ، ثُمَّ إنَّهُ جَلَسَ عَلى المِنْبَرِ فَنَزَعَهُ وَقالَ واللّهِ: َ ألْبَسُهُ أبَداً فَنَبَذَ النَّاسُ خَواتِيَمُهُمْ

İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine altından bir yüzük yaptırdı. Bunun üzerine halk da altın yüzükler yaptırdı. Bilâhare aleyhissalâtu vesselâm minbere çıkıp oturdu, yüzüğü çıkardı ve:

"Vallâhi bunu ebediyen takmıyacağım!" dedi. Halk da yüzüklerini çıkarıp attılar."[25]

Abdullah bin Revâha (r.a.) bir gün mescide gelirken (daha Benî Ganm semtinde iken) mescitte hutbe okumakta olan Allah Rasûlü’nün; “Oturun!” dediğini duydu. Hemen olduğu yere oturdu. Efendimiz hutbesini bitirinceye kadar orada durdu. Rasûlullah durumu öğrenince Abdullah’a; “Allah senin kendisine ve Peygamberi’ne itaat hırsını artırsın!” buyurdu.[26]

Mus’ab bin Umeyr’in biraderi Ebû Azîz anlatıyor: “Bedir savaşında ben de esir alınmış, Ensar’dan bir gruba teslim edilmiştim. Allah Rasûlü (s.a.v.); ‘Esirlere iyi davranın!’ buyurmuştu. O’nun bu emrini yerine getirmek için yanlarında bulunduğum cemaat, kendileri sabah akşam hurma ile yetindikleri halde bana ekmek veriyorlardı.”[27]

 İbn Sîrîn anlatıyor: Abdullah b. Ömer (r.a.), Müzdelife ile Arafat arasında bulunan Me’zemin boğazına gelince devesini çöktürdü, biz de çöktürdük. Arkadaşımla ben; “Herhalde namaz kılmak istiyor.” dedik. İbn-i Ömer’in devesinin yularını tutan kölesi; “Hayır, namaz kılmayacak. Peygamberimiz’in burada inip, def-i hacet yaptığını hatırladığı için o da def-i hacet yapacak.” dedi.[28]

İnsanlık için tek kurtuluş yolu, Rasûl-i Kibriya Efendimiz’in lisanından ashâbına tevdi etmiş olduğu ve takip edilmesini emrettiği yoldur. Allah’ın Rasûlü’ne ittiba etmeden, O’nun getirdiklerini hayatımıza hâkim kılmadan ne insanlık vasfına kavuşabiliriz, ne de bizi yaratan Rabbimize karşı kulluk vazifemizi yerine getirmiş olabiliriz.

 

Bu Vaaz Muzaffer YALÇIN Rehber dergisindeki Peygamberimizi Tanıma Ve O’na İttiba adlı makalelerinden iktibas edilerek hazırlanmıştır.

 

                                                                                                Kadir HATİPOĞLU

                                                                                             www.islamdahayat.com


 

[1] Nisa 80

[2] Âl-i İmrân, 31

[3] Âl-i İmrân,32

[4] en-Nisâ, 13

[5] el-Ahzâb,71

[6] el-Haşr, 7

[7] et-Tevbe, 62

[8] el-Ahzâb, 36

[9] el-Ahzâb, 6

[10] en-Nisâ, 14

[11] el-Cin, 23

[12] en-Nûr, 54

[13] el-Mâide, 92

[14] en-Nisâ, 42

[15] et-Tevbe,24

[16] el-Ahzâb, 57

[17] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/482.

[18] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/76

[19] Müslim, Kitâbu’l-Cihâd ve’s-Siyer 16

[20] el-Ahzâb, 21.

[21] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/14-15.

[22] Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 22.

[23] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/273.

[24] Dârimî, H.No: 445

[25] Buhârî, Libâs 45

[26] İbn-i Asâkir; Heysemî, 9/316

[27] Taberânî, el-Kebîr; Heysemî, 6/86.

[28] et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1/47

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Ekim 20 2016 00:00:00 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Kardeşinin Hakkı Var
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.07 saniye 4,187,420 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartıyla önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2017