Bu Kur'ân, Allah'tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir. Ancak kendinden öncekinin doğrulaması ve Kitabın açıklamasıdır. Onda asla şüphe yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından (indirilmiş) tir. (Yunus 37)
Dil Seçeneği
Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları Hatim
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü Hatim
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
40 Hadis ve izahı
Detaylarıyla Namaz
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Risale i Nur
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
İhlâs ve samimiyet

Ana Resimler: euzu_besmele.jpg
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

İbadetlerimizin makbul olmasında ihlâsın, sosyal hayatımızın sağlıklı yürümesinde samimiyetin ayrı bir yeri vardır.

İhlâs ve samimiyet karşılıksız sevgi ve saygı, gösterişten dünyevi çıkar beklentisinden uzak davranış demektir. Hal ve hareketlerinde Allah’a yönelmek yalnız O’nun rızasına talip olmaktır. Allah Teâlâ, bu mukaddes dinin hâlis din, yani her türlü dünyevi menfeat ve çıkar beklentisinden uzak, her çeşit bâtıl düşünceden arındırılmış din olduğunu bizlere Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirmektedir. “Onlara, ancak Allah’ın dediğine gönülden bağlanarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. Sağlam din işte budur .”

İhlâs, samimi bir şekilde, sadece Allah Teâlâ’nın rızasını talep ederek iyilik yapmak, yegâne dost ve yardımcımızın yalnızca Allah Teâlâ olduğunu düşünerek O’na kulluk etmektir. Efendimizin şu hadisleri çok dikkat çekicidir ;  Sahabeden Temim ed-Dari anlatıyor; bir gün Allah Resülü (A.S) ashabına hitap ederken, üç kez tekrar ederek şöyle seslendi;   ′′ Din samimi olmaktır. Din samimi olmaktır. Din samimi olmaktır.′′ sahabeden bazıları Din kime karşı samimi olmaktır Ya Resülallah? diye sordular. Sevgili peygamberimiz (S.A.V) ′′ Allah′a karşı, Kitabına karşı,Peygamberine karşı, Müslümanların meşru idarecilerine karşı ve bütün Müslümanlara karşı.′′ diye cevap vermiştir.( Müslüm.İman . 95. Ebu davut Edep .59)

′′ Allah′a karşı, Kitabına karşı,Peygamberine karşı SAMİMİYET:

 İHLAS…

İhlas, kulun en başta zihin dünyası olmak üzere bütün davranışlarını, fillerini ve sözlerini yaratılmışların değerlendirmesinden arındırmasıdır.

Bir Müslüman için hayatta en büyük hedef, Allah’ın rızasını kazanmak olduğuna göre bunun yolu ihlastan geçer.

Müslümanın işlediği hayırlı işlerin ve amellerin Allah nezdinde kabul görmesi ihlasa bağlıdır. İhlas olmadan yapılacak ameller dünyaları doldursa hiçbir kıymeti yoktur.

İhlas, düşünceleri yaratılmışların değerlendirmesinden arındırmaktır. (İmam Nevevi)

*Yüce Allah ile ilişkide yaratılmışları aradan çıkarmaktır. (Keşşaf Istılahati’l-Fünun)

*Yaptığın işe Yüce Allah’tan başka tanık aramamandır. (Seyyit Şerif Cürcani

*Bütün eylemlerin, eylemsizliklerin, oturmanın, kalkmanın,hareketlerin, fiillerin, sözlerinin Allah için olmasıdır. (Keşşafu Istılahati’l-Fünun)

*Hareket noktasının, yalnızca Vahid olan Allah olmasıdır. Bunun zıttı ise ortak koşmaktır. İhlas, Allah’ın dışındaki her şeyden teberri etmek/uzaklaşmaktır. (Rağıb el-İsfehani/el-Müfredat)

*Riyayı terk etmektir. (Lisanü’l-Arab) Allah’a karşı niyetini doğru ve düzgün tutmaktır. (İbrahim Edhem)

Bu tanımlamalardaki ortak nokta, bütün söz, fiil, hareket ve tutumlarda yalnızca Yüce Allah’ın rızasının gözetilmesi, buna başka herhangi bir niyet, düşünce, amaç ve hedefin karıştırılmamasıdır. Buna göre zihnini, eylemlerini, sözlerini, hareketlerini hasılı bütün tutum ve davranışlarını Allah’ın rızasına uygun olmayan ne varsa bunlardan arındırabilen kişiler, ihlasa ermiş olacaklardır. Artık bu kişilerin, konuşmaları, susmaları, sevinmeleri, üzülmeleri, kızmaları, sevmeleri, buğz etmeleri, mücadeleleri... hep Allah içindir. Öyle ki düşüncede cennet ümidi ve cehennem korkusu bile kalmamalıdır. Sıddıkların ihlası olarak nitelenen ve kişinin amelinde

ne dünyada ne ahirette hiçbir karşılık beklememesi şeklinde tanımlanan bu ihlas anlayışında -her ne kadar ihlasa aykırı değilse de- cennet ümidi ve cehennem korkusu bile yer almaz. (Keşşafu stılahati’l-Fünun) İhlasta Allah’ın rızasından başka

hiçbir amacın güdülmemesi söylemiyle kastedilen budur.

إخلاص النية من شوائب الفساد في المعاملة بخلاف الغش

( أعلام النصيحة )

“Allah buyuruyor ki; ‘kulumun kendisiyle bana ibadet

ettiği en sevimli şey, bana karşı ihlaslı ve samimi

olmasıdır.’” (İbn Hanbel, Müsned, V, 254.)

Rivayete  göre bir kişi yıllar boyu mescidin birinci safında namaz kılmış. Bir gün her nasılsa bir engel sebebiyle ikinci safta kılmak zorunda kalmış. Bir süre cami ve cemaatten kaybolan bu kişiye sebebini sormuşlar.

Demiş ki: “Şu kadar yıldır kıldığım namazları hep ihlasla kıldığımı sanıyordum. Bir kere ikinci safta görülmekten öyle rahatsız oldum ki, ömrüm boyunca riya yaptığımın farkına vardım.(başka bir rivayette:insanlar beni gördükçe bu hareketimden utandım.anladım ki,insanların beni birinci safta görmeleri hoşuma gidiyordu.) Bu yüzden evimde eski namazlarımı iade ve kaza ile  meşgul olduğum için ortadan kayboldum.”

Cömert,′′ desinler diye infakta  bulunan,′′ alim′′ desinler diye ilim tahsil eden,′′ kahraman′′ desinler diye savaşan kimsenin çabasının Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.Hatta bu kimseler, sahte niyetlerle yapılan sahte amellerinden ötürü ahirette hüsrana uğrayacaklardır.( Müslüm, İmare..152)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyuruyor.

“Kıyamet gününde aleyhinde ilk hükmedilen insanlar şunlardır: Birincisi şehit edilen kimsedir. O Allah’ın huzuruna getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O’da bunları itiraf eder. Yüce Allah; “-Öyleyse bu nimetlerime karşın ne yaptın?” diye sorar.

Adam: “-Ya Rabbi! Senin uğrunda şehit oldum” der.

Allah şöyle buyurur: “-Yalan söyledin! Sen yalnızca cesur denilsin diye savaştın. Sana da (cesur) denildi.”

Onun hakkında emir verilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.

İkincisi ilim öğrenen, başkalarına öğreten, ayrıca Kur’an-ı Kerim okuyan adamdır.

O Allah’ın huzuruna getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O’da bunları itiraf eder. Yüce Allah; “-Öyleyse bu nimetlerime karşın ne yaptın?” diye sorar.

Adam: “-İlim tahsil ettim. İlmi başkalarına öğrettim ve senin uğrunda Kur’an okudum” der.

Allah şöyle buyurur: “-Yalan söyledin! Sen yalnızca alim denilmesi için ilim elde ettin, kari denilmesi için Kur’an okudun. Sana da bunlar denildi.”

Onun hakkında emir verilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.

(Din  Allah’ın kitabına karşı samimiyettir…)

*(Bakara s-41. Ayeti kerimede “Benim ayetlerimi dünyalık menfeat karşılığında bir paraya değişmeyin ve ancak benden korkun.)

*(Kim insanlardan yiyecek (karşılık) bekleyerek Kuran okursa, kıyamet günü, yüzünde hiç et kalmamış şekilde gelir.camius-sağır)

*(Cehennemde bir vadi vardırCehennem günde dört yüz defa o vadiden Allaha sığınır.Burası mürai okuyucular için hazırlanmıştır.)

Üçüncüsü Cenab-ı Hakkın kendisine mal verdiği adamdır. O da getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O’da bunları itiraf eder. Yüce Allah; “-Öyleyse bu nimetlerime karşın ne yaptın?” diye sorar.

Adam: “-Malımın tamamını yalnızca Senin yolunda harcadım” der.

Allah şöyle buyurur: “-Yalan söyledin! Sen yalnızca cömert denilmesi için malını infak ettin. Sana da bu denildi.”

Onun hakkında emir verilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir. (Müslim, İmare 152)

Kalbimizde taşıdığımız niyete göre yolculuğumuz kutlu bir göç, bir destan ihlasın, sadakatin, kulluğun bir ifadesi olabilir. Çünkü bütün davranışlara anlam

katan, onları Allah katında değerli kılan niyetlerdir. Niyetler, amellerin ruhudur. İnsanın bu ruhu hissetmesi ise ancak kendisine yaklaşmasıyla, içine, özüne,

gönlüne bakmasıyla mümkündür. Eğer kişi kendisine yabancılaşmamışsa, aynadaki suretini hâlâ tanıyabiliyorsa, gözleri kalbindekileri göremeyecek

kadar körleşmemişse, kalbindeki niyetlerini idrak edebilir. Kalbin niyetlerin mahalli olmasından dolayı Rasul-i Ekrem, “Allah sizin dış görünüşlerinize ve

mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34.) buyurarak onun nazargâh-ı ilahî oluşuna dikkat çekmiştir.

Niyetler, amellere açılan kapılardır ve ancak niyet hayır olduğunda akıbet hayır olabilir. Niyetlerin temizliği, arınmışlığı ve halis oluşu kadar amellerimiz

ihlaslı sayılabilir. Bu yüzden Rabbimiz, ancak samimi bir şekilde ve kendi rızası gözetilerek yapılan amelleri kabul eder. (Nesai, Cihad, 24.) Dini yalnız

Allah’a has kıldığımızda (A’râf, 7/29.), Rabbimize karşı samimi bir kulluk sergilediğimizde davranışlarımız O’nun için bir değer arz eder.

*Hz. Ali Ra. Bir harpte hasmını yere yıktı,kellesini kesmek için göğsü üzerine oturdu. O esnada Hz. Ali kv.nin yüzüne tükürdü.Hz. Ali hasmının üzerinden kalktı ve bıraktı,öldürmedi.Sebebi sorulduğunda buyurdu ki:-Düşmanım yüzüme tükürdü.Onu öldürmem bana yaptığı bu harakete öfkem sebebiyle olma ihtimalinden korktum.HALBUKİ BEN ANCAK Allah rızası için öldürürüm.

Bunun üzerine hasmı müslüman oldu.(Hz.Ali niyetindeki bozulma ihtimalinden dolayı kafiri öldürmekten vazgeçiyor.)-Tefcirüt-tesnim c-1-s-359-

*Samimi ve ihlâslı olan bir kulu Allah Teâlâ hiçbir zaman mahcup etmez, yardımsız bırakmaz. Nitekim ihlâsı sayesinde Yusuf Aleyhisselâmı zindandan kurtarıp Mısır’a sultan yaptı. İbrahim Aleyhisselâmı Nemrud’un ateşinden kurtarıp, ateş çukurunu gülistan eyledi. Mekke’den sürgün edilen Peygamberimizi Medine’de âlemlere sultan eyledi.

İsimleri tarihe altın harflerle yazılan İslâm büyükleri de o makamlara ancak ihlâsları sayesinde yükseldiler. Gazi ve şehitler zaferleri ihlâslarıyla kazandılar. Gönül erleri ihlâsları sayesinde gönüllerde taht kurdular. Âlimler ihlâslarıyla insanlığa ışık tuttular. Hulasa büyük İslâm medeniyeti ihlaslı insanların omuzları üzerinde yükselmiştir.

 Asıl hedefi Rabbinin istediği gibi bir kul olmak, O’nun sevgisini kazanmaktır. Gerek ibadetlerimiz gerekse beşerî ilişkilerimizdeki güzellik de buna bağlıdır. O ölçü kaybolunca ibadetler sevapsız, dualar cevapsız kalır.

Dularımıza cevap, ibadetlerimize sevap ve insanî ilişkilerimizde huzur istiyorsak, hem Yaratana hem de yaratılanlara karşı samimi olalım. Kulluk ve insani görevlerimizi özveri ile ifa edelim. Çünkü dünya ve ahiret kurtuluşumuz buna bağlıdır.

Yapmış olduğumuz uğraşlarımızın karşılığını niyetlerimize göre elde edeceğiz. Kimi dünyasını ve ahiretini hüsran edecek, kimi her ikisini birden cennet edecek. Kimi riyakar davranışlarıyla kendini perişan edecek, kimi samimiyetle çalışıp kendini mesut edecek. Kimi Rabbini, kendisinin murakebe altında olduğunu unutup ikiyüzlülükle davranacak ve nihayetinde kaybedenlerden olacak, kimi Rabbinin kendisiyle beraber olduğunu, hatta şah damarından daha yakın olduğunu bilecek ve nihayetinde ihlasla kazananlardan olacak. “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.” (Buhârî, Bed’ü’l–vahy 1)

“Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı:

Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb–ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder.

Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar.

Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb–ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder.

Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o fenalığı sadece bir günah olarak yazar.” (Buhari, Rikak 31) iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kafirleri doğru yola iletmez.” (Bakara, 2/264)

Gün birbirimize karşı İhlâs ve Samimiyetle davranışlarda bulunma günüdür

İhlas olmazsa ruhumuzun miracına sebep olması gereken namazlarımız bizleri kötülüklerden alıkoyamaz. İhlas olmazsa oruçlarımız, artık bizim için cehenneme karşı bir kalkan değil, sadece açlık ve susuzluktan ibaret kalır. İhlas olmazsa Kurbanlarımız Rabbimize kurbiyete vesile olamaz. elimizde kalan sadece etleri ve kanları olur.İhlasın yerini gösteriş,  samimiyetin yerini riya almışsa, sağ elimizin verdiğini sol elimizin bilmemesi gereken fedakarlıklarımızı herkes biliyorsa, o vakit sadakalarımız Rabbimize sadakatimizi ifade etmekten çok uzakta demektir. Gösteriş malzemesi yapılan sadakalar, ömrümüze bereket getirmekten ziyade bizi çoraklaştırır.

Dinlerini sırf Allah’a has kılan gerçek müminlerin mükâfatları, cennet nimetlerinin de ötesinde, Allah’ın cemâli, rızası ve sevgisi gibi çok daha “büyük mükâfat”lardır

Din,müslümanlara karşı samimiyettir

* İçtenlik, saflık, temizlik, katışıksızlık, halislik, dürüstlük, açık yüreklilik, kalpten ve gönülden bağlılık, kendisiyle barışıklık, doğallık, içinden geldiği ve olduğu gibilik, güvenilirlik gibi olumlu anlamları bünyesinde taşır. Olumsuz nitelikler açısından bakıldığında ise samimiyet; yapmacıklıktan, gösterişten, riyakârlıktan,

hilekârlıktan, art niyetten, çıkarcılıktan, aldatıcılıktan, sahtekârlıktan, münafıklıktan uzak olmak gibi anlamlara gelir. Bu tür olumsuz nitelikler taşıyan insanlara da ‘samimiyetsiz’ denir.

*Allah cc.: Benim için birini  sevene, benim için birine nasihat edene sevgim vacip oldu.

*Rasulullah sav.: İmanı kamil olan sevdiği kimseyi ondan menfeat gördüğü için değil sırf ALLAH rızası için sever.gerçek iman da budur.(TABERANİ)

* HZ. Ömer:Gece kalkıp ibadet eden,gündüz oruç tutan,sadaka veren ve cihat eden kimse sevdiğini Allah için sevmez,sevmediğini de Allah için sevmezse bu yaptıklarının bir faydasını görmez.

İşte ihlas ve samimiyet   MEVLANA’NIN İFADESİYLE olduğun gibi görünmek ve göründüğün gibi olmaktır.

Beyhakî’ye göre Müslümanlara karşı

nasihat içinde olmanın üç alameti vardır:

1. Kalbin Müslümanların elem ve kederlerinden

dolayı hüzün duyması,

2. Müslümanların acılarına katlanmak,

3. Müslümanları, faydalı olan her maslahata irşad

etmek. (Beyhaki, Şuabu’l-İman, VII, 523.)

Ebu Abdillah Muhammed b. Nasr el-Mervezî’ye

* Müslümanların sadece birbirlerinin yüzlerine karşı değil, birbirlerinin gıyabında da samimi olmaları, evli eşler arasında fazlasıyla aranmış ve eşler

arasındaki nasihat hali (içten ve gönülden bağlılık) Ebu Umame’nin rivayet ettiği bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:

“Bir mümin için takvadan sonra, saliha bir eş kadar hayırlı ve yararlı bir şey olamaz; emrettiğinde itaat eder, yüzüne baktığında sevinç duyar, üzerine yemin içtiğinde yeminini boşa çıkarmaz ve onun gıyabında gerek nefsi ve gerekse malı konusunda samimiyeti ve bağlılığı devam eder.” İbn Mace, Nikah, I, 596, 1857

*İçimizle dışımız, söylediklerimizle eylemlerimiz uyuşuyor mu? En yakınımızdakilere duygularımızı, fikirlerimizi anlatırken gerçekten samimi miyiz

veya ne kadar samimiyiz veya Onlar bize karşı ne kadar samimi acaba?

Kendi anlattıklarımıza, fikirlerimize, kendi söylediklerimize kendimiz inanıyor muyuz veya ne kadar inanıyoruz? Yani kendimizle bile ne kadar samimiyiz?

Kardeşlik hukukunda ne kadar samimiyiz?... Sevdiğimizde samimi miyiz? İbadetlerimizde samimi miyiz? Yoksa söylediklerimize kalbimizi inandıramıyor,

bir ikinci ses mi duyuyoruz? Aynı bedende bile farklı kanaatler mi taşıyoruz, bir uyum sergilemiyor

mu aynı bedendeki ben? Belki de samimiyetin samimiyetsizliğinden olacak

ki birçok taleplerimizde hayatımızı olumsuz yönde etkileyen aksaklıklarla karşılaşıyor veya sonuç alamıyoruz.

Öyle ki kötü bir işte samimi olan bir insan bile bu samimiyetinden dolayı belki de sonuca gidiyor. Samimiyet bir noktada inanmaktır, kararlılıktır.

Evet, samimiyet; işini ciddiye almaktır. Meslek şuurudur. Verimlilik saadetidir. Gizli şirkten, alkış delisi olmaktan beri olmaktır. Hakk’ın hatırını halkın hatırına tercih etmektir. Daima güneşe dönük yaşamaktır. Sahtelik ve sunilikten kurtulmaktır. Tercihini, kalıcı olandan yana kullanmaktır. “el-Bakıyâtu’ssâlihat”

(Kehf, 18/46.) sırrına ermektir.Samimiyet, kulluktaki değer ölçüsü ve davranışların kıymetini belirleyen mihenk taşıdır. Samimiyet tutarlılıktır. Kişinin kendisine, çevresine, inanç ve düşünce dünyasına karşı tutarlılığıdır.

Samimiyet, kişinin yüzüne ve davranışlarına yansıyan bir aydınlık, bir enerjidir âdeta. Çünkü o, içten, katışıksız, dupduru; riyadan, şüphe ve kirlerden uzak, sevgiye dayalı bir iradeyi yansıtır. İyi niyetle birlikte bazen küçümsediğimiz davranışlar bile ibadete dönüşür. Nitekim Şair şöyle seslenir: “Küçük bir tebessüm, içten bir selam Dosta hatır soran, bir iki kelam, Kısaca diyor ki, insana İslam;

İhlasla yaptığın, her şey ibadet...” İnsanın değeri onun samimiyet ve içtenliği ile doğru orantılıdır. Yapmacık olan ve taklitten öte hiçbir anlamı özü ve ruhu olmayan her türlü davranış, değersiz ve bayağıdır. Bu Cenab-ı Hak katında böyle

olduğu gibi, sosyal hayatın hemen her safhasında ve insanların nezdinde de böyledir. Samimiyetsiz gayretler boşunadır ve gayretsiz samimiyetlerde yetersizliğe mahkûmdur.

Aslında, insanın göstermiş olduğu samimiyet, dönüp dolaşıp bir gün yine kendisine gelir. Samimiyet gösteren mutlaka samimiyet ile karşılığını bulur.

Kalplerini kendi elleriyle mühürleyenlerin samimiyet beklemeye de hakkı yoktur.

Mevlana’nın dediği gibi;Aslında farkındayım hayatımdaki

sahte varlıkların, istesem bir anda temizlemesini

de bilirim. Ama bunca sahteliğin, benim

samimiyetime ihtiyacı var.

*(''Samimi insan gelişmeye, değişmeye ve yeniliğe açık olur. Samimi olmayan insan hatalarını itiraf edemez, dolayısıyla kendini düzeltme şansını baştan kaybeder.'')

Riyadan kurtulmanın yolu  Hakk’a ibadet sırasında yaratıkları görmemek, Allah için yapılan amelde sünnete riayete titizlik göstermek ve Hakk adına yapılan hizmetten lezzet duymaktır. Çünkü Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki: “Onlar sadece Allah’a ibadetten ve dini yalnızca O’na has kılmaktan başkasıyla emrolunmadılar.” (Beyyine, 98/5.)

Riya hastalığından kurtulmanın en kestirme yolu riyayı korku ve endişe ile gözetlemek, marifet ve basiretle teşhis edip karşı koymak ve dindarlığımızı

sorgulamak; yâni kendimizi ve amellerimizi hesaba çekmektir. Bu muhasebe bir kalp sorgulamasıdır. “Bugün Allah için ne yaptım? Yaptıklarımın ne kadarı Allah için, ne kadarı nefsim için? İşin içine ne kadar “görsünler ve desinler” kaygısıyla riya denen şirk-i hafi girdi?” İnsanın kendini bu şekilde sorgulaması, murakabe

ile davranışlarını kontrol edebilmesi şirk-i hafi olan riyadan kurtulmaya vesiledir. Murakabe ve muhasebenin olmaması, karakterleri zaafa uğratarak insanıçift şahsiyetli yapar. Bu hâlin ilk yansımaları da yalan ve riya musibeti şeklinde olur. Nefsin arzularını, hevanın tutkularını kırmak, dünya

ve halktan ümidini kesmek ve bütün himmetiyle ahirete teveccüh etmek riyadan kurtulmanın önemli bir başka yoludur. Bu yapılmadan halis gibi

görünen ameller bile bazen riyaya bulaşmış ve içine dünyevi çıkarlar karışmış olabilir. Riya ve gösterişten kurtularak kullukta zirveye tırmanmak

adım adım olur. Bu yolda beşerî iradeyi samimiyet ve ihlasla kullanmak ne kadar önemliyse, Allah Teala’dan lütuf ve kerem talep etmek o kadar

önemlidir. Şirk-i hafi olan riyadan kurtularak halisane dindar olabilmek birdenbire ve basitçe ulaşılacak kolay bir iş değildir. Çünkü önünde birçok engel vardır. Bu işin en sağlam yolu Allah’a kulluk ile nefse gem vurabilmektir.

Bu sayede riyadan uzak bir kulluk ile ahirete güzel ve temiz bir amel defteri götürebilmek mümkün olacaktır. Cenab-ı Hak’tan niyazımız bizleri riyadan koruyup ihlasa erdirmesidir.

Bizler bugün  Rasulullahın güzel ahlakına yaşam tarzına  muhtacız.Nefes alıp vermeye nasıl muhtacız,iki dakika ara veremeyiz.Bunun gibi Rasulümüze,ona itaate,sünnetine,samimiyetine ,onun getirdiği güzel sisteme o kadar ihtiyacımız var…

*HŞ:İhlas ile kalbini imana açanlar dünya ve ahiret muradına ermiştir.

*07.02.2014 Tarihli hutbeden, Vaiz Ahmet Ünal’ın –Din Samimiyettir- başlıklı vaazından,İslam kardeşliği –Remzi Karasu- kitapçığından,Tefcirü’t- Tesnim’den, DİB aylık dergi Şubat sayısından- derlenmiştir.

HAZIRLAYAN: Tuğba UYSAL 05.04.2014

 

 

Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Günün Hadisi
Ana Menü
Tefsir
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Hadis
Kütübüs-Sitte
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lüga