Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Ailenin Sorumluluğu Ve Çocukların Kur’an Eğitimi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم 

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ

AİLENİN SORUMLULUĞU ve ÇOCUKLARIN KUR’AN EĞİTİMİ

Evlilik yüce Allah'ın emridir. Evlilik, ilâhî emre uyup yuva kurmaktır. Yuva, insanlık cemiyetinin temelidir. Evlilik, bu temeli Allah'ın adıyla atmak ve insanlık şerefine uygun bir bina yapmaktır.

Dünyada insanlık hayatı yuva üzerine kurulmuş ve aile düzenine göre şekillendirilmiştir. Bütün dinlerde aile yuvası temel birimdir; insanlık binasının esasıdır. Aile olmadan, nesep korunmadan din yaşanamaz, hukuk uygulanamaz, hayatın bir mânası olmaz. Bunun için şu beş husus bütün dinlerin ortak hedefi olmuştur:

1. Canı korumak.

2. Aklı korumak.

3. Namusu ve aileyi korumak.

4. Nesli korumak.

5. Malı korumak. 

İlk yuva cennette kurulmuştur. Hz. Âdem (a.s) ile Hz. Havva validemizin evlilikleri cennette olmuştur. Bu sebeple Allah için yapılan evlilikte, cennetten bir tat vardır.

Evlilik, dünyada cennetin bir numunesini yaşamak ve bir derece cennet hayatının tadını tatmaktır. Cennete girildiğinde yuvasız ve yalnız hiç kimse kalmayacak, herkes bir aile ortamında yaşayacaktır.

Yüce Allah kullarına evlenmeyi emretmiştir. Çünkü erkek ve kadın fıtratı buna göre yaratılmıştır. Kulluk, fıtrata uyarak yapılınca güzel ve tamam olur. Yoksa din noksan yaşanır. Din noksan yaşanınca insan da noksan kalır. Kâmil olmak için evlenmek, yuva kurmak, yuva hukukunu ayakta tutmak şarttır. Evlenmeden kâmil olanlar da vardır fakat onlar çok azdır.

Evlenmek, bir insanlık görevidir. O, peygamberlerin sünneti ile amel etmektir. Edep üzere kurulan yuva insanın şahsına, ailesine ve bütün insanlığa bir hizmettir.

Edep üzere kurulan yuvada iki türlü hayat vardır: Biri mânevî hayattır. Bu, kalbin uyanması ve Allah'a yönelmesidir. Bunun meyvesi âhirette cennet nimetleridir. Çünkü insan evlilik ile yuvada bir huzur bulur ve tat alır. Bu tadın hiç bitmemesini ister. Bu ise dünyada mümkün değildir. Ebedî tadın yeri âhirette cennettir. Oraya girmenin yolu iman, ibadet ve güzel ahlâktır. Bu durumda mümin, kendisini cennet nimetlerine götürecek imana yapışır, ibadetlere yönelir, güzel ahlâka sarılır. Yuva bunun sebebi olur. Yuvadaki bu hikmeti unutmamalıdır.

Evliliğin insana faydası sadece bu olsaydı, yine zahmetini çekmeye değerdi. Evlilik ile bulunan diğer hayat, yeni nesil kazanmaktır. Nesil insanın bir şekilde kendi varlığını devam ettirmesidir. Nesil, malı değil mânevî değerleri korumak, taşımak ve yaymak için lâzımdır.

İslâm ümmetinin çoğalması ve kuvvetlenmesi için evlenip yuva kurmak ayrı bir fazilettir. Bunun bir de âhiretteki netice ve müjdeleri vardır. Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Evleniniz, çoğalınız; çünkü ben âhirette sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övüneceğim.” [1]

“Rabbimiz! Bize eşlerimiz ve çocuklarımızdan gözümüzü aydın edecek nesiller ver ve bizleri takvâ yolunda gidenlerin rehberi yap” [2] âyetinde yuvanın hedefleri gösterilmektedir. Bunlar, takvâ, terbiye, güzel nesil ve yeryüzünde hakkın şahitleri olmaktır. 

Günümüzde insanlık cemiyeti böyle yuvaların özlemini çekmektedir.

Evlilikle kurulan yuvanın asıl amacı, ilâhî emre uyarak kulluk yapmaktır. Bu işin hedefi, yuva yükünü çekerek ve edebini koruyarak Allah rızâsına ermektir. Evliliğin bir diğer amacı erkek ile kadını haramdan korumak, terbiye etmek, huzurlu bir aile oluşturmak, cemiyete iyi bir nesil yetiştirmektir.

Yuva, yârin ve yavruların sığındığı, korunduğu ve barındığı bir yer demektir. Yuva, baba ocağı, anne kucağıdır. Ocak sabrı, kucak merhameti temsil eder. Yuvada zahmetle rahmet iç içedir. Bu zahmeti Allah için çekenler, içindeki rahmeti bulurlar.

Yuva rahmet, ibret, hikmet ve hayat dolu bir yerdir. Onu sırf yeme içme ve eğlence yeri görmek yanlıştır. Mümin, yuvaya Allah'ın adıyla adım atmalıdır. Niyeti güzel, hedefi cennet olmalıdır. Birkaç günlük beraberlik için nikâh kıyılmaz, yuva kurulmaz. Yuvada niyet ebediyen beraberliktir. Hedef kendisini, ailesini ve yavrularını ateşten korumaktır. Anne ve babanın tek derdi bu olmalıdır. Bunun yolu da edeptir.

Edep, herkes için, en kalıcı sermaye, en süslü elbise, en güzel hediye, en kazançlı miras ve en emniyetli makamdır. Edep, sevgiyle Cenâb-ı Hakk'ın davetine uyup cennet rehberi Hz. Muhammed'e (s.a.v) tâbi olmaktır. Bundan başkası boştur. Bakınız bir ârif ne demiş:

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl;

Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?

Kısaca Allah için evlenen kimse Allah'ın dostluğunu hak eder. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) şu müjdesi yuva kuran her mümine yeter: “Her kim Allah Teâlâ’nın rızâsını kazanmak için evlenir veya evlendirirse, O'nun velâyetini (dostluk ve korumasını) hak eder.” [3]

Özetle evlilikte büyük hayır, fazilet ve hizmet vardır. Bir mazeret olmadan ondan kaçılmaz. Şu hadis-i şerif her mümin için mühim bir uyarıdır: “Nikâh benim sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse benden yüz çevirmiş sayılır.” [4]

Evlenmenin temel hedeflerinden biri çocuk yetiştirmektir. Aslında evlilik bu sebeple emredilmiştir. Çünkü amaç, neslin devamını sağlayarak âlemde insan neslinin tükenmesine engel olmaktır. Şehvet ise insana bu amaca ulaşmaya vasıta olması için verilmiştir.

Çocuk, anne babanın meyvesidir. İnsan öldükten sonra mânen çocukları ile yaşamaya devam eder. Peşinden kendisine hayır dua edecek bir evlât bırakmak anne baba için en büyük servettir. Onlar sayesinde anne babanın hayır haneleri açık kalır, kendilerine sevap yazılmaya devam eder. Bu durum bir hadiste şöyle haber verilmiştir:

“Âdemoğlu öldüğü zaman amel defteri kapatılır; ancak şu üç yoldan kendisine sevap gelmeye devam eder:

1. Faydası devam eden sadaka.

2. İnsanların istifade ettiği ilim.

3. Kendisine hayır dua eden sâlih evlât.”[5]

Sa‘dî-i Şîrâzî (k.s) der ki:

"Ey insanoğlu! Adının unutulmamasını istersen, çocuğuna ilim, hüner, mârifet öğret ve onu akıllı fikirli yetiştir. Böyle yaparsan, arkanda seni rahmetle anan bir kişi bırakmış olursun."

Çocukların bir diğer faydası âhirettedir. Küçük yaşta ölen çocuklar anne ve babalarına şefaatçi olacaktır. Bu konuda Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Küçük yaşta ölen çocuğa, ‘Cennete gir!’ denilir. Fakat o cennetin kapısında durur, kızgın ve öfkeli bir şekilde beklemeye başlar, ‘Annem ile babam yanımda olmadıkça girmem!’ der. O zaman meleklere, “Onun anne babasını da onunla birlikte cennete koyun!’ denilir.” [6]

Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “İki çocuğu ölen kişi için kendisiyle cehennem arasında bir duvar örülmüş olur.[7]

Çocuk İlâhî Bir Emanettir

Çocuk aileye yüce Allah'ın en büyük hediyesi ve emanetidir. Baba ve anne bu emanetten sorumludur. Emanetin sahibi yüce Allah müminlere şu emri vermiştir: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyun. O öyle bir ateştir ki yakıtı insanlar ve taşlardır."[8]

Bu ateşten nasıl korunalım diye soranlara rahmet Peygamberimiz (s.a.v) şu cevabı vermiştir: "Onlara yüce Allah'ın sevdiği şeyleri yapmalarını emredin; O'nun sevmediği şeyleri de kendilerine yasak edin."[9]

Hz. Ali (r.a), âyetin manasını şöyle açıklar: "Kendiniz hayrı öğrenin, ailenize de öğretin ve çocuklarınıza güzel edep verin."[10]

Kur’an'ın tercümanı Abdullah b. Abbas'ın (r.a) âyetle ilgili şu açıklaması çok önemli: "Ey müminler, önce siz Allah'a itaat edin, haramlardan kaçının, sonra ailenize Allah'ın ibadet ve zikrini emredin ki Allah hepinizi ateşten kurtarsın."[11]

Şu hadis-i şerifler bütün insanlığa hitap ediyor:

"Hepiniz çobansınız. Hepiniz gözetmekle görevli olduğunuz şeylerden sorumlusunuz. Devlet başkanı yönettiği kimselerden, erkek ailesinden, kadın evinden, hizmetçi kendisine emanet edilen şeylerden sorumludur."[12]

Çocuk iyiye de kötüye de yönlendirilecek bir halde yaratılmıştır. Anne babası ve çevresi onu, iyi veya kötü yoldan birine meylettirir, çeker ve alıştırır. Bu konuda Hz. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Bütün çocuklar fıtrata uygun olan hak dini (İslâm'ı) anlayıp uygulamaya müsait olarak dünyaya gelir. Sonra, anne baba (ve çevre) onları; Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.”[13]

Menkıbe

Ebü’lEsved ed-Düelî (rah) bir gün oğullarına şöyle dedi:

“Ben sizin küçüklüğünüzde, büyüklüğünüzde ve hatta siz doğmadan size iyilik etmekten geri kalmadım.” Bunu işiten çocuklar, “Öbürlerini anladık ama biz doğmadan önce bize nasıl iyilik ettin ki?” diye sordular. Babalarının cevabı şu oldu: “Ben size öyle bir anne seçtim ki, soyu temiz, asaleti yerinde olduğu için kimsenin ona bir şey söylemeğe dili varmaz.”

Çocuk Terbiyesinde Dikkat Edilecek Hususlar

En büyük terbiyecimiz olan yüce Allah, terbiyenin temel bir kuralını şöyle belirlemiştir:

"Biz insanlara onlardan ne istediğimizi öğreten bir peygamber göndermedikçe hiç kimseye azap etmeyiz, ceza vermeyiz."[14]

Bu âyet, içinde taşıdığı mâna ve işaretlerle baba çocuklarından, mürşit müridlerinden, patron işçilerinden, idareci halkından, anne evinden, herkes kendi vücut azalarından ve onları terbiye etmekten sorumludur.

Zamanımızda güzel bir örneğe şahit oldum. Bir âlime, "Çocuklarınıza bu güzel edebi nasıl kazandırdınız?" diye sorulduğunda, âlimin cevabı şu olmuştu:

"Ben ve anneleri onların önünde hiç kötü örnek olmadık. Onlar için güzel bulduğumuz ve yapmalarını beklediğimiz her şeyi biz zaten yapıyorduk. Onlar da bize baktılar, kendilerine lâzım olanı bizden görerek almış oldular; hepsi bu kadar…"

Hasan-ı Basrî (k.s.) şöyle demiştir: "Çocuğunda sevmediğin bir davranış görüyorsan, o davranış senin yaptığın kötü işlerin bir yansımasıdır, önce kendini düzelt!’’

Menkıbe

        Adamın biri, yanında oğlu ile birlikte Hz. Ömer’e (r.a) gelerek, “Bu benim oğlum bana karşı geliyor” diye şikâyette bulundu. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) çocuğa,

“Allah’tan korkmuyor musun, niçin anne babana karşı geliyorsun? Anne babanın evlâdı üzerinde şu kadar hakkı var” diye uyardı. O zaman çocuk,

“Efendim, oğlun baba üzerinde hiç hakkı yok mu?” diye sordu. Hz. Ömer de (r.a), “Evet var; çocuğuna güzel bir isim koyması, ona Kur’ân-ı Kerîm’i öğretmesi, evlenecek yaşa gelince evlendirmesi, çocuğun babası üzerindeki haklarındandır” buyurdu. Bunu dinleyen çocuk,

“Vallahi, babam, iffetli kadınları bırakıp ateşe tapan bir câriye ile evlendi. Bana güzel isim vermedi. İsmimi (böcek mânasına gelen) Cu’la koydu. Bana Kur’ân-ı Kerîm'den hiçbir şey öğretmedi” dedi. Bu sözler üzerine Hz. Ömer (r.a), çocuğun babasına dönerek,

“Oğlum bana itaat etmiyor diyorsun. Halbuki ondan önce sen onun hakkını çiğnemişsin. Şimdi git ve oğluna karşı vazifelerini yap” diye uyardı.

İmam Şâfiî'nin (rah) çocuklara terbiye veren kimselere yaptığı şu tavsiye, hepimize yapılmıştır:

"Önce kendinizi düzeltin; çünkü çocukların gözü hep sizdedir. Sizin güzel gördüklerinizi onlar da güzel görür. Sizin hoşlanmayıp terk ettiklerinizi onlar da çirkin bulur. Çocuklara yüce Allah'ın kitabını okumayı öğretin. Onlara Kur'ân'ı Kerîm’i sevdirerek okutun; sakın istemedikleri halde zorlamayın ki ondan usanmasınlar. Onları kendi hallerine de bırakmayın ki hepten terk etmesinler. Çocuklara güzel ve hikmetli sözlerden öğretiniz. Bir konuyu iyice anlamadan diğerine geçmeyiniz. Çünkü bir anda çok şeyi işitmek anlamayı güçleştirir."[15]

Çocuğa Karşı İlk Vazifeler

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Bir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha hayırlı bir hediye (ve miras) vermemiştir." [16]

Çocuk konusunda ailenin yapması gereken bazı edepler vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz: 

1. Doğumuna Sevinmek ve Şükretmek

2. Kulağına Ezan Okumak.

3. Güzel Bir İsim Vermek.

4. Akîka Kurbanı kesmek ve Sadaka vermek

5. Belirli Edepleri Öğretmek

6. Namaza Alıştırmak

7. Sünnet Ettirmek

8. Güzel Çevre Edinmek

9. Bulûğ Çağı ve Cinsiyetle İlgili Bilgiler Vermek

10. Okuma Yazmayı Öğretmek

Zamanı gelince, çocuğu okula ve hocaya göndermelidir. Okuma yazmayı muhakkak öğretmelidir. Ona Kur’ân-ı Kerîm’i, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v) mübarek hayatını, anlayabileceği seviyede ilk dini bilgilerini öğretmelidir. Ayrıca Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v) Ehl-i beyt’ini, ashâb-ı kirâmın, dört mezhep imamının, diğer din ve tasavvuf büyüklerinin, sâlih kimselerin hayatını, onların İslâmiyet'i ne kadar güzel yaşadıklarını, bu sebeple huzurlu ve mutlu olduklarını arada bir anlatmalıdır. 

Onları, kötü işlere ve düşüncelere sevk edecek türkü, şarkı, şiir ve romanları okumaktan uzak tutmalıdır. Çünkü çocuğun bu yaşta iyiyi kötüyü seçme imkânı olmadığı için, her duyduğunu ve okuduğunu doğru zannedip taklide kalkar. Kötü işlere devam edilirse huy haline gelir, terbiye zorlaşır. [17] 

Allah Teâlâ buyuruyor:

“Kuran'dan müminlere rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır” [18]

Evet, Kur'an şifadır. Batıl itikat ve kötü ahlâkın ilacı Kur'an'dır. O yüzden zaruret miktarı da olsa, akaid ve fıkıhla ilgili ilimleri ve nefsin halleriyle ilgili tasavvufî bilgileri öğrenmek her mümine farzdır. Öğrenmeyenler haram işlemektedirler. 

Ayrıca Kur'an-ı Kerim'i yüzünden okumasını bilmeyen, ondan doğru dürüst ezberi bulunmayan bir kimsenin, hayatı boyunca kılmış olduğu bütün namazları tehlikededir. Zira namazda aslına uygun bir şekilde telaffuz edilmeyen bir kelime, o namazı ifsad edebilir. Farkında olmadan yıllarca böyle namaz kılan şahıs ahirette -Allah korusun- namazdan hiçbir şey bulamayabilir. İşte bütün bu sebeplerden dolayı Allah Rasulü s.a.v.: “Sizin en hayırlınız Kur'an'ı (hakikatleriyle birlikte) öğrenen ve öğretendir” buyurmuştur.

Menkıbe

Hüseyin bin Hüsrev el-Belhî anlatıyor:

"Ölümünden sonra Ebu Mansur Hayyat'ı rüyamda gördüm.”

“Allah Teâlâ sana nasıl muamele etti?” Diye sordum.

“Allah Teâlâ beni, çocuklara Fatiha Sûresi'ni öğrettiğim için affetti,” buyurdu

Yukarıda geçen âyet-i kerîmede belirtildiği gibi, Kur'an-ı Kerim manevi hastalıkların yanı sıra maddi hastalıkların da şifasıdır. Bizzat Hz. Rasul-i Ekrem s.a.v. maddi hastalıkların tedavisinde Kur'an ile rukyede bulunmuş, Ashab-ı Güzin'i de bu hususta teşvik etmiştir. Hatta Kuran’dan şifa aramamayı eksiklik kabul ederek: “Kim Kur'an'la şifa talep etmezse Allah ona şifa vermez” buyurmuştur. 

            O halde müminler tıbbî tedaviyi terk etmemek kaydıyla hastalık ve şifa kudret elinde olan Allah Teâlâ’ya Kur'an ile iltica etmelidirler.

Ne yazık ki günümüzde ailelerin önemli bir kısmı çocukları üniversiteyi kazanabilsinler diye varlarını yoklarını feda ettikleri halde, aynı hassasiyeti dinî terbiye verme hususunda göstermemektedirler. Daha doğrusu bu mevzuyu yeterince umursamamaktadırlar. Böylece kalbinde Allah korkusu kalmayan çocuklar, toplumun içine birer saatli bomba gibi salınmakta, dünyaları gibi ahiretleri de harap olmaktadır.

Dindar bir anne babanın en büyük ideali ise Allah'ın rızasını kazanmak ve Kur'an ehli salih evlat yetiştirmektir. Bu meseleyi önemsedikleri kadar hiçbir meseleyi önemsemezler. İşte böyle bir anne-baba için Hz. Rasulullah s.a.v. şu müjdeyi vermektedir:

“Kim Kur'an'ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir taç giydirilir. Bu tacın ışığı, güneş bir eve girse, onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse Kur'an'la amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?” [19]

Kur'an-ı Kerîm'in haber verdiği hakîkatlere îman ettikten sonra, onu okuyup ezberleyen ve amel etmek için gayrette bulunan bir mümin, cennete girdiği gibi ailesine de şefaat eder. Hadîs-i Şerîfte şöyle buyrulmaktadır:

“Kim Kur'an okur, ezberler, helal kıldığı şeyi helal kabul eder, haram kıldığı şeyi haram kabul ederse, Allah o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem vacip olmuş ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır” [20]

O yüzden ehlullahtan olan zatlar, göğsünde Kur'an taşıyan, ilmiyle amil hafız ve alimlerin bulunduğu odaya doğru ayaklarını uzatarak yatmamışlardır. [21] 

Bir müminin en yakın mirasçıları evlâtlarıdır. Onlara bırakılacak hakiki miras ise ebediyet zenginliğidir. Evlâtlara fani lezzetler değil, solmayan, eskimeyen, pörsümeyen bir saadeti miras bırakmalıdır. Aksi halde her evlât hesap günü ana-babasından davacı olacaktır.

Kur'ân'a karşı gösterilen ihmalden daha ziyade insanın manevi hayatını karartan bir hata yoktur. Hazret-i Peygamber (s.a.v) ümmetinin günahları gösterildiğinde en büyük günah olarak "Öğrendiği Kur'ân'ı unutma"yı görmüşlerdir. Bu münasebetle hem kendimizi ve hem de evlatlarımızı öğrenmeye ve yaşamaya çalıştığımız Kur'ân-ı Kerîm'in muhabbet ve ahlâkı ile teçhiz etmeliyiz.

Yabancı bir lisan öğrenmek için bin bir emek verilip kolejler arasında kıyaslar yapılırken, Kur'ân Kurslarını göz ardı ederek -hatta küçümseyerek- yavrularımızı o ilâhî kelâmdan mahrum etmemiz ne hazindir. Halbuki en güzel muvaffakıyet, öldükten sonra manevi hayatımız için akar temin edecek, arkamızdan duâcı olacak, hayırlı bir nesil… [22]

Bir sahabi, “Ey Allah'ın Rasulü, Allah'a hangi amel daha sevimlidir?” diye sordu. Rasulüllah s.a.v., “Yolculuğu bitirince tekrar yola başlayan” cevabını verdi. Sahabi “Yolculuğu bitirip tekrar başlamak nedir?” diye sorunca şu cevabı verdi: “Kur'an'ı sonuna kadar okur, bitirdikçe yeniden başlar.” [23]

O yüzden günlük olarak Kur'an okuyan ve ondan bazı sureleri ezberleyen kimsenin günahları dökülmekte, sevapları çoğalmakta ve makamı yükselmektedir. Günde bir cüz Kur'an okuyan şahsın milyonlarca günahı bağışlanabilir. Ya da bir o kadar sevap kazanabilir. Özellikle de lâtifeleri harekete gelen zikir ehlinin Arş-ı Âlâ’ya doğru çıktığı ulvi yolculuğunda Kur'an tilâvetinin çok faydası vardır. Süratle mesafe kat etmesine yardımcı olur. Her ikisi de zikir olan vird ve Kur'an tilâveti birlikte yürütülmelidir. Hz. Rasulullah s.a.v.'in ve bütün Sâdât-ı Kiram'ın yolu budur.

Ebu Hüreyre r.a.'dan rivayet edildiğine göre: “Hangi evde Kur'an-ı Kerim okunursa, orada bolluk bereket çoğalır, şeytanlar uzaklaşır ve melekler oraya hücum eder. Hangi evde Kur'an okunmazsa, o evde darlık, sıkıntı, huzursuzluk baş gösterir. Rahmet melekleri oradan uzaklaşır ve şeytanlar orayı istila eder.” [24]

Netice itibariyle Kur'an'ın girmediği kalp mezardan karanlık ve ruhsuz, onsuz duygular bataklık, düşünceler zehir, hayat derbeder, mantık sefil, haller perişan. Kısacası onsuz hayat hayat değil. Dünyanın mevcudiyeti ona bağlı. Çünkü Kur'an dünyanın aklı hükmünde.

Evet, yeryüzünde Kitabullah okunmaz hale gelir, Kur'anî değerler ortadan kalkarsa, dünyanın aklı gider, deli divane olur. Sonunda akılsız başıyla çırpına çırpına kıyametine yuvarlanır. [25]

Bütün bu sayılan hususlar baba ve anne olarak çocuklarımıza öğretmekle sorumlu olduğumuz ilmihale girer. Şayet bu noktada duyarsız ve gayretsiz kalınırsa evlatlarımız bizden huzuru mahşerde davacı olur. Kendimizi ve evlatlarımızı böyle bir tehlikeye atmanın zararı büyüktür. Şimdiden bunların tedbirlerini alıp çocuklarımızı Kur’an ve sünnete göre yetiştirip hayırlı evlatlar bırakmanın derdinde olmalıyız.

Allahü Teâlâ sadatların himmet ve bereketiyle ‘gözümüzü aydın edecek’ hayırlı nesiller yetiştirmede bizleri muvaffak eylesin inşallah. Âmin.

 


[1] Ahmed, Müsned, 2/245; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 4028; Abdürezzâk, Musannef, nr. 10391.

[2] Furkan suresi ayet-74.

[3] Ebû Davud, Sünnet, 1; Ahmed, Müsned, 3/438; Taberânî, el- Mu‘cemü’l-Kebîr, 20/412.

[4] İbn Mâce, Nikâh, 1.

[5] Müslim, Vasiyyet, 14; Ebû Davud, Vesâyâ, 14; Nesâî, Vesâyâ, 8.

[6] Aynı konuda bk. Müslim, Birr, 154; İbn Mâce, Cenâiz, 58.

[7] Buhârî, Cenâiz, 6; Müslim, Birr, 151.

[8] Tahrîm suresi ayet-6.

[9] Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 8/225.

[10] Hâkim, Müstedrek, 2/494; Beyhakî, Medhal, 372; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 8/225.

[11] Hâkim, Müstedrek, 2/494; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 8/225.

[12] Buhârî, Vesâyâ, 9; Müslim, İmâre, 20; Ebû Davud, Harac, 1, Tirmizî, Cihâd, 27.

[13] Buhârî, Cenâiz, 80, 93; Müslim, Kader, 6; Ebû Davud, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 5.

[14] İsrâ suresi ayet-15.

[15] Ebû Nuaym, Hilye, 9/156 (Beyrut 1997).

[16] Buhârî, et-Târîhü’l-Kebîr, 1/422; Tirmizî, Birr, 33; Ahmed, Müsned, 3/412; Hâkim, Müstedrek, 4/70.

[17] Kadın ve Aile İlmihali, Dilaver Selvi

[18] İsra, 82

[19] Ebu Davud

[20] Tirmizî

[21] Semerkand Dergisi, Yeniden Kur’an’la Diriliş, Ahmet Safa, Ağustos 2003

[22] Kur’an-ı Kerim Karşısında Mesuliyetimiz, Osman Nuri Topbaş

[23] Tirmizî

[24] Gazalî, İhyâ

[25] Semerkand Dergisi, Yeniden Kur’an’la Diriliş, Ahmet Safa, Ağustos 2003

YAZAR: islamda Hayat - Aralık 18 2014 05:39:10 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.20 saniye 3,897,741 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartıyla önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2017