Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Tevekkül, Deprem ve Musibetler

                                  Vaaz Resimleri: w.jpg  İNDİR

فَاِذَا جَاءَتِ الصَّاخَّةُ . يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخيهِ . وَاُمِّهِ وَاَبيهِ . وَصَاحِبَتِه وَبَنيهِ . لِكُلِّ امْرِىءٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَاْنٌ يُغْنيهِ

Kıyameti anlatan Kuran ayetleri o günde kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, arkadaşlarından ve çocuklarından kaçacağını[1]  ve can derdine düşeceğini haber veriyor. Yine o günde

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللهِ شَدِيدٌ

 Hamile kadınların çocuklarını düşüreceğini, sakalsız genç çocukların ak saçlı ihtiyarlar haline geleceğini, emzikli annelerin yavrularını unutacağını anlatıyor.[2]

Deprem felaketlerinin televizyona yansıyan görüntüleri insana doğrudan Kuran'ın tasvir ettiği kıyametin bu dehşet sahnelerini çağrıştırıyor. İnsanoğlu böyle zamanlarda en çok kendi başının derdine düşüyor. Çünkü insanın en çok sevdiği yine kendisidir. Ardından çocukları, akrabaları, yakınları ve malı geliyor. Canını kurtaran önce mutlu olmuşsa da bu mutluluğunu yakınlarının varlığıyla paylaşmak istiyor.

Bu âlemde meydana gelen tabîî olayların tâbi olduğu bir tabiat kanunu var. Bu kanun ilahî menşe'lidir ve Hakk'ın ilim ve iradesine bağlıdır.

Bir mümin inancına göre bu âlemdeki her olay ilm-i ilahinin ihatası ve irade-i sultaninin kuşatması altındadır. Çünkü Kuran:

وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِى ظُلُمَاتِ اْلاَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ

"O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi bile bilir."[3] buyurmaktadır.

Âlemin yüce Yaratıcısı'nı varlığı yarattıktan sonra hiçbir şey karışmayan ve ilgilenmeyen bir konuma indirgemek islâmî inançla bağdaşır gibi değildir. Her nedense bir kısım insanlar ve bazı aydınlar konuyu böyle algılamakta ısrar ediyorlar. Depremle Allah'ın bir ilişkisinin bulunmadığını bunun bir doğa olayı olduğunu iddia ve ispata çalışıyorlar. Oysa varlık ile yokluğu, darlık ile bolluğu, safa ile cefayı imtihan perspektifinden değerlendiren Kuranî anlayış, bunun ilahî irade ile olduğunu haber veriyor. Ardından bu tür tabi afetlerde bizlere sığınak olarak sabrı tavsiye ediyor. Ya da bir başka ifade ile sabır ve dua, Allah'dan yardım dilemenin Kuranî şeklidir.[4]

Aslına bakılırsa insanın felaket zamanlarında yapabileceği şeyler de sabır, teslimiyet ve duadan ibarettir. Dövünmek, debelenmek ve kadere baş kaldırıp başını taştan taşa vurmak mümin vicdanının izin vereceği bir davranış değildir. Allah, ahiret ve kader inancı, insan için böyle zamanlarda adeta en güvenli limandır. İnsan dua ile Allah'a daha yakındır. Kendisine dua ile iltica edilmesini isteyen de O'dur. Ayrıca insanoğlu sığınma ihtiyacında bir varlıktır. Fıtri olan sığınma duygusu Hakk'a sığınma ile kemaline ulaşır ve insanda huzur hali meydana getirir. Olağanüstü olaylardan ürkmesine mani olur. Çünkü Hakk kulunun dostudur.

Ahiret inancı, insana sınırlı dünya hayatı düşüncesini aşarak ebediyete kanat açmasını sağlayacak bir motivasyon kazandırır, ölümün soğuk yüzünü bile kabul edilebilir bir sıcaklığa indirger. Mukadder olanın insana ulaşacağı şeklindeki kader inancı da insana aczini ve kâdir-i mutlak önündeki hiçliğini hatırlatır. İnsanın kendini müstağni gördüğünde azıvereceği ve bu azgınlıkla tabii, beşeri ve ilahî kanunlara diklenmeyi doğuracak bir tuğyana düşeceği Kuran lisanıyla haber verilmektedir. Dolayısıyla insanın insan olduğunu kavramasına yardımcı olacak uyarıya ihtiyacı vardır. Deprem bu açıdan önemli bir vaiz ve nasihatçıdır.[5]

Muhterem Kardeşlerim

Mülkün gerçek sahibi ve tasarruf edeni Yüce Allah'tır. İnsanoğlu da Yaratıcı'nın bu mülkten yararlanmak için belirlediği kurallara uyarak zilyed olur ve tasarruflarda bulunur. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَآءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ اِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

"Ey Muhammed! De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten senin her şeye gücün yeter.

تُولِجُ اللَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهاَرَ فِى اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin"[6]

Yeryüzü ve gökler bütün halinde insanın hizmetine ve yararlanmasına sunulmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

هُوَ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهِ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ

 "O Allah (c.c), yeryüzünü size boyun eğebilecek özellikte yaratandır. Onun omuzlarında yürüyün ve rızkından yiyin. Dönüş ancak Ona'dır."[7] Başka bir âyette, gökyüzünün de insanın istifadesine sunulduğu şöyle ifade buyurulur:

وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

"O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, sizin istifadenize sunmuştur. Şüphesiz, bunda fikir üreten, düşünen bir toplum için nice ibretler vardır."[8] Buna göre, yeryüzünde normal tabiat olayları insanın korunabileceği ölçüler içinde cereyan eder. Bütün gök cisimleri ve semalar da insanoğlunun hizmetine sunulmuştur.

Kısaca insanoğlu, tabii âfetlere karşı bilimsel tedbirler almak suretiyle zararı en aza indirebilir. Ancak, tabii (her zaman olabilen) âfet sınırı aşılınca bir önceki tedbirlerde yetersiz kalır ve Allah'ın dilediği şeyler vuku bulur. Artık takdir tedbirin önüne geçer. Yine de âfetin meydana geliş şekli, sünnetullah'a uygun olur. Depremin bilinen fay hatları üzerinde oluşması bunu gösterir. Ancak dozu, şiddeti, vurduğu yerler ve zamanlaması bilimin kontrolünden çıkar. Böyle bir âfet karşısında herkes nimetlerin gerçek sahibini hatırlamak durumunda kalır. Çünkü bir ömür boyu yığıp biriktirdiği servetini, evinin eşyasını, hatta gardrobunda özenle koruduğu giysilerini bırakarak, gecelik kıyafetiyle kendisini ya beton yığınları arasında, ya da dışarıda bulur.

Yeniden deprem korkusuyla, milyonlarca insanın sağlam evlerini ve bütün servetini geride bırakarak gecelemek üzere açık alanlara çıkması ne büyük bir eğitimdir! Evinden çıkarken, bu gece deprem olursa belki artık buraya dönemem diye yanına âcil ihtiyaç maddelerini alan bir kimsenin, bir anda tüm mal varlığından bir gecelik de olsa vazgeçebilmesi unutulacak bir hal değildir.

Zeminin sağlam olduğu, müteahhidin dürüst iş gördüğü ve kontrol mekanizmasının sağlıklı işlediği yerlerde ve yapılarda zararın az olması, bununla birlikte, zeminiyle birlikte toprağa veya suya gömülen yapıların durumu da ibretli sahneler!

Son bir asırlık dönemde yeryüzünde, 8'in üzerinde ki şiddette bir yerde, 7-8 arası şiddette 18 yerde deprem olduğu düşünülürse, bundan sonraki yerleşim planlarının bu şiddetteki bir depreme dayanabilecek güçte yapılması gereği ortaya çıkar. Sünnetullah, jeoloji ve mühendislik bilimleri bunu gerektirir. Allah'ın, sünnetullah denilen, dünya ve semalar için koyduğu prensiplerin kesinlikle değişikliğe uğratılmayacağı çeşitli âyetlerde ifade buyurulmuştur.[9] Ancak tabiat olaylarında insan gücünün önleyemediği, ne kadar önceden tedbir alsa da kurtulamadığı yangın, sel baskını, çığ düşmesi, trafik kazası ve deprem gibi âfetlerin örnekleri de bitmez. İnsanoğlu ecelin ne zaman geleceğini bilemediği için, bu konuda Allah'a güvenip dayanması en güzelidir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in sabah-akşam Haşr Sûresi'nin sonundaki üç âyeti okumayı tavsiye etmesi ve kendisinin genellikle, gece ansızın gelebilecek bütün sıkıntı ve âfetlere karşı, akşam yatmazdan önce, Kur'ân-ı Kerîm'in son iki sûresi olan "Muâvizeteyn (Allah'a sığınma)" sûrelerini okuması ve kendi eşlerine de bunu tavsiye etmesi, mü'minler için bir mesajdır. Ayrıca mü'minler bu sûre ve âyetlerin anlamlarını meal ve tefsirlerden okumak suretiyle inceliklerini anlamaya çalışmalıdır.

Muhterem Kardeşlerim

İlahi dengede sebepler olmadan sonuca ulaşılmaz. Mesela; depremler, volkanlar olmasaydı yerküre sıkışır ve paramparça olurdu. Dünya diye bir şey kalmazdı. Tabii(doğal) denge denilen şey budur. Bütün yaratılmışlar, bu dengenin sebep-sonuç ilişkisinin bir parçasıdır.  Her şeyin bir takdiri vardır. Buna da “kader” diyoruz. Kader çizgisinde Allah’ın koyduğu hudutlar dairesinde kulların sorumluluğunu gerektiren ödevler vardır. Deprem özelinden hareketle bu konuya azıcık değinelim.

Deprem enerji yoğunluğunun sıkışıp daha sonra boşalmasıdır. Kuranın tabiriyle “yerin ağırlığını dışarı çıkarması” hadisesidir. Merak edenler mutlaka Kuran’daki Zilzal(deprem) Suresi’ni okusunlar!

Haddizatında “tabiat kanunu” denilen şey, bizatihi Allah’ın kanunudur, sünnetullahtır. Allahın külli dengesinin bir parçasıdır. Dengeleri koyan O’dur. Afetlerin olağandışı veya olağanüstü oluşu, bu külli dengenin içinde gerçekleşen çok cüzi bir parçadır. Bu bağlamda deprem, elbette İlahi bir ikazdır. Sadece doğal afetlerde hayatını yitirenler değil, her insanın ölümü de ilahi bir ikazdır. Muhatap insandır.  “Dünyayı ve maverayı ona göre şekillendirin” anlamında bir uyarıdır…

“Deprem şu sebeple oldu” deyip ilahi ikazın sınırını daraltmak, mesajı yanlış okumaktır ve bu son derece yanlıştır. Allah’ın hududuna müdahil olmaktır.  Bizim bilgimizi aşan bir konu hakkında ileri geri konuşmaktır. Allah neyi niçin murat ettiğini biz bilemeyiz.

Bu ikazın bizi ilgilendiren “cüzi” boyutu vardır, ilgilendirmeyen “külli” boyutu vardır.  Kul(birey) olarak bizi ilgilendiren boyutu, doğal afetlere karşı tedbirimizi almaktır. Mesela; Van depremi…17 ağustos depremi

 Depremlerde inşa ve imar hatalarından kaynaklı kayıplarımız, alınmamış tedbirin bir sonucudur. Bizi ilgilendiren boyutu tedbir olmadan tevekkülün olamayacağıdır. Tedbir almadan işi oluruna bırakmaya “tevakül” denir.   Kolaycılıktır, tembelliktir, dinde yeri yoktur…

Tedbirle ilgili iki çarpıcı örnek verelim.

 

Hz. Ömer bir bölgeye gidilmesin diye emir verir. Bunun üzerine Ebu Ubeyde “Ey Ömer, Allah’ın kaderden mi Kaçıyorsun?” sorusuna, “Evet, öyle ama Allah’ın bir kaderinden kaçarken öbür kaderine doğru gitmekteyiz” cevabını verir. Hz. Ömer vebalı bölgeye girenleri orada kalmalarını, dışarıdakilerin ise içeri girmemelerini söyleyip bölgeyi karantinaya almıştır. Hastalığın yayılmaması için birinci derecede tedbir almıştır.

وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: قَالَ رَجُلٌ لِرَسُولِ اللّهِ: أُعْقِلُهَا وَأتَوَكَّلُ أوْ أُطْلِقُهَا وَأتَوَكَّلُ؟ قَالَ: اعْقِلْهَا وَتَوَكَّلْ

 

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek: "Hayvanımı bağlayarak mı yoksa serbest bırakarak mı Allah'a tevekkül edeyim?" diye  sormuştu. Ona: "Bağla ve tevekkül et!" buyurdu."[10]

Yine bir başka rivayette de  Hz. Peygamber bir bedeviye  “deveni nereye bıraktın” diye sordu. Bedevi “Allah’a emanet ettim” der. Allah Resulü   “deveni önce bağla, sora Allah’a tevekkül et” diye uyarıda bulunur. Demek ki tedbir olmadan tevekkül olmaz.

İlahi ikazı “tedbir ve tevekkül” dairesinde okumak lazım!

İlahi mesaj; zorluklara karşı mücadeleyi sabırla, nimetlere karşı şükrümüzü infakla, belalara karşı hamdımızı sadakayla, dayanışmayı birbirimizle yardımlaşarak, acılarımızı ve sevgimizi paylaşarak bir hayatı yaşamamızı telkin eder. İlahi mesaj; topyekûn bir kardeşliği, toplumsal barışı öngörür... 

İlahi mesaj; “tedbiri ve tevekkülü” öngörür.

Tevekkülün hinterlandı bütün hayatımızı kuşatır. Ömrümüzün bereketi, hayatımızın ruhudur. 

Tevekkül; sebep sonuç ilişkisinin en doğru şekilde işletilmesidir. 

Tevekkül; maddi ve manevi boyutuyla hayatımızın tüm altyapısıdır.

 Hâsılı; İlahi mesajı doğru okursak “şer zannettiğimiz birçok şeylerin hayır olduğunu” görürüz.

Kardeşlerim

Musîbetlere ve felâketlere sabır, insanı olgunlaştıran önemli imtihan aracıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur.

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ  وَنَقْصٍ مِنَ اْلاَمْوَالِ وَاْلاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ

"Şüphesiz, Biz, sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (yoksulluk) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenlere müjdele!..

اَلَّذِينَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوآ اِنَّا لِلَّهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

O sabredenler, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz ona döneceğiz, derler.

اُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ

İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet, hep bunlaradır. Doğru yolu bulanlar da onlardır."[11]

Kur'an ve sünnette sabrı tavsiye eden ve sabredenleri öven pek çok nass'lar vardır Allah Teâlâ şöyle buyurur:

اِنَّ اللهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

"Allah sabredenlerle birliktedir."[12]

            اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

"Yalnız, sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir."[13] diğer yandan Asr Sûresi'nin 3. âyetinde, hüsrâna uğramayacak olan dört sınıftan birisinin de "sabrı tavsiye edenler" olduğu bildirilir.

İbn Abbas (r.a)'ten rivayete göre, bir gün siyahi bir kadın Allah'ın Rasûlüne gelerek şöyle demiştir: "Ben arada sar'a krizine tutuluyorum ve kendime malik olamadığım için açılıyorum Allah'a dua et de bana şifa versin." Hz. Peygamber şöyle buyurdu. "İstersen, sabret, bunun bedeli cennet olsun, dilersen sana şifa vermesi için Allah Teâlâ'ya dua edeyim." Bunun üzerine, kadın: "Öyleyse sabrederim, yalnız rahatsızlığımın hafif geçmesi ve yabancı erkeklerin yanında açılmamam için dua etseniz."[14] dedi.

Kur'an'da sabra örnek gösterilen Eyyub (a.s)'ın çiftlikleri, hayvan sürüleri ve erkek çocukları vardı. Allah'a kullukla, ağır dünya işlerini birlikte yürütüyor, peygamberlik vazifesini de aksatmıyordu. İblis, Cenab-ı hakka, Eyyub (a.s)'ın bu dünya rahatlığı içinde kulluk yapmasının kolay ve tabii olduğunu, bu nimetler elinden alınırsa isyan edebileceğini söyledi. Bunun üzerine Allahu Teâlâ'nın istemesiyle, çiftliklerini sel suları bastı, hayvan sürülerini aldı götürdü, düşen bir yıldırım, çiftlik evindeki Eyyub (a.)ın oğullarını helâk etti. Bütün bu haberleri alan Hz. Eyyub, Allah Teâlâ'nın bilgisi dışında bir yaprağın bile kımıldamayacağını söyleyerek, sonuca sabretti ve kısa zaman sonra yeniden çiftlik işleri düzene girdi. Bu defa İblis, Eyyub (a.s)'ın sağlığı yerinde olduğu için Allah'a kulluğa devam edebildiğini, sağlığı bozulursa isyan edeceğini iddia etti. Bunun üzerine Hz. Eyyub'a bir musibet olarak deri hastalığı verildi. Uzun süre insanların etrafından dağılacağı derecede hastalık geçiren peygamber buna sabretti ve sonunda iyileşti. Hastalık sırasında da Allah'a bağlılığını kesmedi ve insanlık alemine sabır örneği olarak gösterildi[15].

 

 

 

                                                                                                            Hazırlayan

                                                                                                      Kadir HATİPOĞLU


 

[1] Abese, 84/33-37

[2] Hac, 22/2

[3] En'am, 6/59

[4] Bakara, 2/155

[5] Depremin Ardından      Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz 1999 - Altınoluk Dergisi, Ekim, Sayı: 164, Sayfa: 005

[6] Âli İmrân, 3/26,27

[7] Mülk, 67/15

[8] Câsiye, 45/13

[9] Ahzâb, 33/62; Fâtır, 35/43; Feth, 48/23

[10] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/458

[11] Bakara, 2/155-157

[12] Bakara, 2/153.

[13] Zümer, 39/10

[14] Ahmed İbn Hanbel,Müsned, 1, 317

[15] Deprem İlmihali  Prof. Dr. Hamdi Döndüren 1999 - Altınoluk Dergisi, Ekim, Sayı: 164, Sayfa: 020

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Ağustos 10 2017 20:45:06 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Kurban Bağışı
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.25 saniye 4,533,147 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartıyla önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2017