Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Ümmet Bilinci

                                                 Vaaz Resimleri: w.jpg İNDİR

كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ

“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız…”[1]

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا

“Ve işte böylece sizi vasat (seçkin) bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Rasul de sizin üzerinize şahit olsun…”[2]

Yüce Rabbimiz biz inananları ve İslam’a teslim olanları en hayırlı ümmet olarak, vasat, seçkin yani olması gereken en ideal konumda vasfettiği halde, bizler ümmet olarak bu gün bu vasıflardan ne kadar uzaklaştığımızı görmekteyiz.

Son yüz yıldır İslam Ümmeti, maruz kaldığı sarsıcı olaylar karşısında ümmet bilincinden uzaklaşmış ve diğer ümmetlerin egemenliği ve etkisi altına girerek paramparça olmuştur. Vahşi hayvanların bir yiyeceğe saldırdığı gibi kâfirler, İslam ümmetine saldırmaya devam etmektedir. İslam Ümmeti’nin parçalanmışlığı ve ümmet bilincinden uzaklaşmasının, Osmanlının parçalanması sonucu olduğu gerçeğini göz ardı ederek bir ümmet bilincinden ya da ümmetin birliğinden bahsedilemez.

Aralarına çizilen suni sınırlar içinde hapsedilmiş, başlarına atanmış uşak yöneticiler aracılığı ile her türlü zulme maruz bırakılan İslam Ümmeti’nin, son yüzyılda yaşadıkları herkesçe malumdur. Özellikle son on beş yılda İslam beldeleri olan Afganistan’da, Irak’ta, Pakistan’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Bosna’da, Doğu Türkistan’da ve hali hazırda Suriye Irak ve Mısır’da yaşananları görmeyen ve bilmeyen yoktur. Yaşanan bunca katliamlara karşın İslam Ümmeti’ne mensup insanların büyük bir kısmı, ümmet bilincinden uzaklaştırıldığı için sessiz kalmıştır.

Bütün bu yaşanan zulümlerin asıl sebebini bilmeden ve bu zulümlerin kendisi ile biteceği, yerine adaletin tesis edileceği çözümleri ve projeleri ortaya koymadıkça hep bir yerlerde Müslümanlar ölecek ve bizde aynı şeyleri tekrar edip duracağız.

Bu bağlamda, Rabbimiz bizi tek ümmet kılmışken, ümmetimizi üstün ve güzel özellikleri ile vasıflarken, ne oldu da bizler Rabbimizin nitelendirdiği özelliklerden yoksun kaldık? Ümmet olmak ne demek, ümmet bilincine sahip olmak ve tekrar vasat ümmet olmak nasıl mümkün olur? sorularına, ilahi vahye bakarak cevap aramaya çalışalım. Geldiğimiz son süreç itibari ile “ümmet” kavramını bir kez daha irdelemek ve İslam kardeşliğini somutlaştıran ümmet bilincinin nasıl sağlanacağını hatırlamak lazım.

İslam, insanların İslam’a göre konumlarını belirlediği gibi, Müslümanların da konumlarını belli kavramlarla ifade etmiştir. Hayatımızın her alanına dair tanımlama ve çözüm getiren İslam, toplumsal yaşantımızı tanımlamada, toplu olarak Müslümanların durumunu belirleyen bir takım sıfatlar ile “Ümmet” kavramını kullanmıştır.

“Ümmet” kavramını gramer yönü ile ya da Kur’an’da geçtiği bütün ayetlerdeki anlamları ile detaylı bir şekilde ele alacak değilim. Fakat bizde bir fikir oluşturması için genel hatları ile “ümmet” kavramını ele almanın yeterli olacağı kanaatindeyim.

“Ümmet” kelimesi, Arapçada “Ümm” kökünden gelir. Ümm; “anne, nine” anlamına gelir. Ümmül kitap denildiğinde kitabın anası kastedilir. Çoğulu “ümem”dir. “İmam” kelimesinin kökü de aynıdır. Önde giden, liderdir. Ümmetin lideri imamdır halifedir. Diğer bir ifade ile imam; birleştiren ve bütünleştirendir.

Istılah olarak “ümmet”: Aynı dine ya da yaşam tarzına/ideolojiye veya ilkeler bütününe inanan ve bu din/ilkeler etrafında birleşen insanlardır.

 “Ümmet” kavramı Kur’an-ı Kerim’de 51 yerde tekil, 13 yerde çoğul olmak üzere toplam 64 yerde geçer. Anılışı itibari ile “ümmet” kelimesi oruç, hac, namaz gibi farzların anılışından daha fazladır.

“Ümmet” kavramı, Kur’an’da birkaç farklı anlamda kullanılmasına rağmen, daha çok bütünlük, birliktelik, herhangi bir özelliği nedeni ile bir araya gelmiş topluluk manasında kullanılmıştır.

Âli İmran Suresinde:

 وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ

“İçinizden hayra çağıran, marufu emreden, münkerden nehy eden, bir ümmet (topluluk) bulunsun…”[3] buyrulmaktadır.

Bu ayetten neler anlamalıyız?

1.         Ümmet içinde bir ümmet olsun.

2.         Ümmet içinde bir maya topluluk bulunsun.

3.         Ümmet içinde bir rafine cemaat korunsun.

4.         Ümmet içinde hayra anahtar, şerre kilit olan, özel vazifeli bir grup kurulsun.

5.         Ümmet içinde marufu emreden, münkeri/kötülüğü izale eden ve bunun nasıl olduğunu gösteren bir çekirdek kadro oluşsun.

Ümmet-i Muhammed’den Olmanın Sorumlulukları nelerdir?

1.         Ümmet-i Muhammed’in İslam’ı anlama, yaşama ve temsil etme sorumluluğu vardır.

2.         Ümmet-i Muhammed’in, maddi ve manevi şahsiyetine zarar vermeme sorumluluğu vardır.

3.         Ümmet-i Muhammed’in, Sünnet-i Muhammed ile ayakta durabileceğini unutmama sorumluluğu vardır.

4.         Ümmet-i Muhammed’in, Ümmet-i İcabet’e; İslam’ın mesajlarını ulaştırma sorumluluğu vardır.

5.         Ümmet-i Muhammed’in bir ve bütün olarak ümmetin maslahatını her şeyin önüne alma sorumluluğu vardır.

Bir sonraki ayette bildirildiği üzere

وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَ هُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

 “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.”[4]

Dikkat edilirse, ayrılığa düşenler, yani Yahudi ve Hıristiyanlar gibi olmayın, onların yaptıklarını yapmayın, onlara benzemeyin, deniliyor. Ayrılıkçılar da sadece onlara benzemekle yetinmiyorlar, aynı zamanda onların işbirlikçileri olarak her arzularını yerine getirmek için çırpınıyorlar.

Ümmet’in zıttı, Hizip’tir.

Ne fark var ümmet ile hizip arasında?

1.         Ümmet dili birleştirir, hizip dili parçalar.

2.         Ümmet dili büyütür, hizip dili küçültür.

3.         Ümmet dili kuvvetlendirir, hizip dili zayıflatır.

4.         Ümmet dili yarıştırır, hizip dili rekabetlendirir.

5.         Ümmet dili ufukları alîleştirir, hizip dili hayalleri daraltır 

Halbuki biz Müslümanlar ümmet şuuruyla hareket ettiğimiz dönemlerde, Allah (c.c.) bizi yeryüzünde adaleti tesis eden, halkını asırlar boyu güven ve huzur içinde idare eden büyük devletleri kurmakla şereflendirdi. Bütün insanlık bugün hala, bizim tarihteki o âdil yönetimimiz ve medeniyetimizden bahsetmektedir.

Muhterem Kardeşlerim

Müslümanları kardeş yapan pek çok faktör vardır. Birbirlerine destek olmaları¸ sıkıntılı anlarında yardıma koşmaları¸ İslâm’ın yücelmesi için Allah yolunda fedakârlıklar göstermeleri onları bir arada tutan ve kaynaştıran unsurlardan sadece bir kaçıdır. Esasında Müslümanları birbirine kenetleyen ne kadar faktör varsa¸ bunları bir şemsiye altında birleştiren ana unsur ‘Ümmet Bilinci’dir.

Müminler ümmet oldukları için bir aradadırlar. Cami ve mescidlerde bir safta omuz omuza vermeleri¸ tüm dünyadaki Müslümanların namaz kılarken tek bir Kâbe’ye yönelmeleri,  zekâtlarını ihtiyaç sahibi müminlere takdim etmeleri¸ Hac için Kâbe’nin etrafında tavafa koşmaları, Arafat ve Müzdelife’de aynı saatlerde vakfe yapmaları, yılın aynı günlerinde oruç tutmaları, tüm dünyada aynı ezanı okumaları, aynı amentüye inanmaları hep bir ‘Ümmet’ oldukları içindir.

Başka bir ifadeyle¸ tüm bunlar¸ İslâm bir arada yaşanması gereken din olduğundandır. Nitekim dünyanın herhangi bir bölgesinde inleyen müminlerin derdine derman olmak için seferber olmaları¸ onlar için gözyaşı dökmeleri ve her bir müminin derdini kendi dertleri edinmeleri onlardaki ümmet bilincindendir. Çünkü Allah (c.c.)    

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ

Onları kardeş kılmıştır[5]. Kardeşliğin gereği ise diğer mümin kardeşine sahip çıkmaktır. Bundan dolayı Müslümanlıktaki kaynaşma ve birlik başka hiçbir dinde ve inanışta yoktur¸ olamaz. Olamadığı için de¸ İslâmî hassasiyetlerden habersiz olanlar¸ ümmetin ne olduğunu bilemeyenler¸ bir ülkedeki Müslümanların dünyanın diğer tarafında zorda kalmış müminler için endişelenmelerini ve yüreklerinin sızlanmasını anlayamazlar. ‘Kendi yurdundaki insanlar dururken başkaları için ne diye seferber oluyorlar’ derler. Yardım kampanyalarını¸ çırpınışları gereksiz görürler. Çünkü onlar için destek olunması gerekenler¸ devlet sınırları içerisinde yaşayanlar ve soydaşlarla sınırlıdır. Hz Muhammed (s.a.v)’in şöyle buyurduğundan habersizdirler:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فيِ تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ: إِذاَ اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَداَعَى لَهُ ساَئِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى

“Müminler, birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet etme ve birbirlerine şefkat gösterme konusunda bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı rahatsız olsa, diğer organlar uykusuzluk ve hararette ona ortak olurlar.”[6]

Kudüs, bizim topraklarımız içinde iken, orada tüm inanç mensupları barış ve huzur içinde yüzyıllar boyu yaşamışlar, kimse, kimsenin kanını dökmemiş, malını gasp etmemiş ve namusuna dokunmamıştır. Ne zamanki; Osmanlı, dünya siyaset sahnesinden çekildi ve o topraklar zalimlerin eline geçti, işte o zamandan beri sadece Filistin değil, bütün dünya yaşanmaz hale geldi.

Ümmet bilinci, tüm inananları kardeş yaptığı gibi, bütün insanlığın da adalet, barış ve insan haklarına saygılı bir düzende yaşamasının teminatıdır.

Ümmet şuurundan yoksun kavimlerin, itaat ve sadakat bilincini de yitirdiklerini Kur’an-ı Kerim’de geçen Talut-Calut kıssasında bütün açıklığıyla görmekteyiz.

Bu bilinçten yoksun olan toplumlar, düşmanlarına karşı zayıf ve savunmasız kalarak mağlup olmaktadır. Ama ümmet şuuruyla hareket eden Müslümanlar, sayıları az olsa bile Allah Teâlâ’nın izni ile galip gelmektedirler.

Buna göre bir toplumda birlik ve beraberliği sağlamanın yolu, önce zihinlerde, kanaat ve duygularda, sonra davranış ve hareketlerde birliği temin etmektedir. Eski deyimle

Birincisine ‘Tevhidu’l-Kulûb’ (kalplerin birleştirilmesi) yahut ‘Tevhidi efkar’ (fikirlerin birleştirilmesi),

İkincisine de ‘Tevhid-i Ef’al’ (davranış ve hareketlerin birleştirilmesi) adı verilir.

İnsanların ortak noktalarda birleşmesini temin edecek esaslar İslâm’a göre Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)’nün emir ve yasaklarıdır. Ancak onlar sayesinde davranış ve hareketlerde birlik ve beraberlik sağlanır, tefrikaya düşülmez. Düşünce, duygu ve kanaatte, inançta vahdeti sağlayan müminlerin gerçekten Allah’a inanmış olmaları ve bu hal üzere Rablerine kavuşabilmeleri için

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُوا

 Toptan Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız, tefrikaya düşmeyiniz!”[7] Buyrulmuştur.

Birçok hadiste vahdetin (yani birliğin) sağlanmasında Peygamber Efendimizin tavsiyelerini görmekteyiz:

 “Size cemaatle (vahdet üzere) olmanızı tavsiye eder, ayrılıp dağılmaktan (tefrikaya düşmekten) şiddetle sakınmanızı isterim. Zira Şeytan yalnız başına yaşayan insana yakın, birlik olan iki kişiye uzaktır. Kim cennetin tam ortasında yaşamak isterse toplu halde ve vahdet içinde olmaya gayret etsin.” [8]

“Müslüman topluluğundan bir karışta olsa ayrılan kimse, boynundaki İslâm bağını çözmüş demektir.” [9]

“Müminler birbirini sevmede ve korumada ve birbirine acımada bir vücudun azaları gibidirler. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olsa diğer organları da bu yüzden ateşlenir, uykusuz kalır.” [10]

Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik sağlandıktan sonra bunu dağıtacak pek çok şer unsur elbette devreye girecektir. Çünkü düşmanlar Müslümanların bu başarısını istemeyecektir. Bu unsurları devre dışı bırakmanın yolunu yukarıdaki ayet ifade etmektedir. Allah (c.c.)’ın emirlerine uyulmayan ve bu sebeple tefrikanın hâkim olduğu, birbirine düşman, birbirinden şikâyetçi insanlardan oluşan cemiyetlerde huzur ve sükûn olmaz; eziyet, sıkıntı, kriz ve belirsizlik baş gösterir. Ayet-i Kerime bunu açık ve kesin olarak ortaya koymaktadır:

وَاَطِيعُوا اللهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا اِنَّ اللهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

 “Allah’a ve Rasûle itaat ediniz, birbirinizle çekişmeyiniz, yoksa dağılırsınız, böylece gücünüz, kuvvetiniz kaybolur…..!” [11]

Ayrıca unutmamak gerekir ki¸ İslâm ahlakının Kur’an ve sünnetle birlikte Müslümanların önüne koyduğu bütün güzellikler hep ümmeti inşa etme amacına matuftur. İslâm hukukunun öngördüğü bütün cezalar da bu ümmetin vahdetine ve güzelliğine halel getirebilecek her bir adıma engel olma amacına dönüktür. Çünkü İslâm kendisine inananları öncelikle ümmet yapmayı hedefler. Bütün emir ve yasakları Müslümanları ümmet yapmak içindir.

İslâm’ın her şeyin önünde tuttuğu ancak yaşadığımız dönemde kaybolmaya yüz tutmuş olan ‘Ümmet Bilinci’nin zayi olma nedenleri hususunda söylenecek şeyler elbette pek çoktur. Lakin manevî boyutun zayıflamasının¸ inananların olabildiğine dünyevîleşmeye başlamasının ve ahlakî sefahatin artmasının şüphesiz bunda pek çok etkisi vardır. Velhasıl pek çok etkenin tesiriyle ümmet bilincimizi yavaş yavaş kaybediyoruz. Değerlerimiz zayıflıyor ve pek çok vasfımız sadece sözde kalıyor. Buna paralel olarak ibadet şuurumuz da kayboluyor. Hatta ibadetlerimiz sıradanlaşıyor¸ lezzet alamaz oluyoruz. Görünürde bir dindarlık sergiliyoruz ama bu dindarlık içi doldurulamamış bir Müslümanlık olarak kalıyor. Bunun olumsuz sonuçlarını elbette hep birlikte yaşıyoruz. En basitinden¸ biz gerçek anlamda ümmet olabilseydik¸ İslâm dünyası bugünkü zilleti yaşıyor olabilir miydi acaba? İslâm coğrafyasının üzerine musallat olmuş zalim idareciler kendi halklarına bunca eziyetleri çektirebilir miydi? Müslümanlar kendi küçük hesaplarını bir tarafa bırakıp İslâm’la dertlenebilseydi¸ dünyanın her yanına dağılmış olan Müslümanların gücü böyle mi olurdu?

Ayrıca her birimiz ümmet bilincinin bir tarafını törpülemekle meşgulken kardeşlikten söz etmek ne derece mümkün olabilir ki? Her türlü tefrika ile savrulduğumuz şu günlerde bir kısmımız asabiyet ile kendisini diğer Müslüman kardeşlerinden farklılaştırmanın peşinde. Suriye’de Irak’ta Müslümanların birbirlerini kelimenin tam anlamıyla ‘telef’ etmelerine bir bakınız. Bir Müslüman diğer Müslümanları hem de caminin içinde bombayla imha edebilecek kadar canileşebilmekte. Veya ülkemize çevirin bakışlarınızı. Tertemiz masum yürekler kurulan tuzaklarla veya mermilerle toprağa yıkılabiliyor.  Bağlarından kopan ve kendisini geçmişine götüren değerleri zayıflayan veya hiç kalmayan bir kuşaktan ümmeti koruma bilinci elbette beklenemez.

 

Muhterem Kardeşlerim Ümmet Olarak Neleri Kaybettik?

 

1-Gücümüzü, Şahitliğimizi, Örnekliğimizi Kaybettik

Büyüklerden birine demişler ki; “Efendim dua edin de Ümmeti Muhammed kurtulsun.” O da demiş ki; “Siz bana Ümmeti Muhammed’i gösterin ki ben de onların kurtulduğunu söyleyeyim.” Tabi bu biraz abartılı gibi görünebilir ama ne yazık ki biz Kur’anı Kerim’de o vasf edilen “İnsanlığın hayrına çıkartılmış, görevlendirilmiş en hayırlı ümmetsiniz” vasfını kaybetmiş gözüküyoruz.

Bu ümmet, baştan en hayırlı ümmetti. Dünyayı değiştirdi. Ama bu vasıflar bugün kayboldu. Emrederken emir alır konumuna düştük…

Bu ümmete Allah Teâla’nın yüklediği “İyiliği emretmek, kötülükten vazgeçirtmek.” gibi bir görevi var. Ancak biz ümmet olarak düzeltmeye çalıştığımız hataları kendimiz yapmaya başladık. “Yapmayın” dediğimiz şeyleri biz yapar olduk. “Yapın” dediğimiz şeyleri de biz yapmaz olduk.

Allah Teâla yine Ayeti Kerime’de;

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَآءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا

“Biz sizi öyle dengeli, ölçülü bir ümmet yaptık ki insanlığa önder, imam olasınız, Resulullah da size önder, imam olsun diye.”[12]

Yani Hz. Peygamberin rehberliği söz konusu. Sonra onun rehberliğinde bizim bütün insanlığa rehberliğimiz söz konusu.

Velhasıl bu anlamda rehberliğimizi kaybettik…

Sonra şahitlik vasfımızı kaybettik. Bir hadisi şerifte Efendimiz Medine-i Münevvere’de bulunurken bir cenaze geçmiş. “Vecebet” buyurmuş. Arkadan bir cenaze daha geçmiş onun için de “Vecebet” buyurmuş. Demişler ki; “Ya Rasulallah anlamadık her iki cenaze için de ‘vacip oldu’ buyurdunuz. Ne vacip oldu?” diye sormuşlar.

بِجَنَازَةٍ فَأثْنَوْا عَلَيْهَا خَيْراً. فقَالَ: وَجَبَتْ. ثُمَّ مُرَّ بِأُخْرَى، فَأثْنَوْا عَلَيْهَا شَرّاً. فقَالَ: وَجَبَتْ. فقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: مَا وَجَبَتْ يَا رَسُولَ اللّهِ؟ قَالَ: هذَا أثْنَيْتُمْ عَلَيْهِ خَيْراً فَوَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ، وهذَا أثْنَيْتُمْ عَلَيْهِ شَرّاً فَوَجَبَتْ لَهُ النَّارُ. أنْتُمْ شُهَدَاءُ اللّهِ في اَرْضِ

“Önden geçen için bu nasıl bir zattır diye sordum, ‘iyidir’ dediniz. Ben de “Vecebet” yani cennet vacip oldu dedim. Sonra diğeri geçti, bunu nasıl bilirsiniz diye sordum. İyi bilmeyiz dediniz, ben yine “Vecebet” dedim. Ona da cehennem vacip oldu.” Hadisi şerifin şurası önemli; “Siz yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz. Gökte de melekler Allah’ın şahitleridir.”[13]

Fıkıhta şahit olabilmek için belli vasıflara haiz olmak gerekiyor. Herkesin şahitliği kabul edilmez. Bu ümmetin şahitlik vasfı ciddi yara aldı. Bu vasfın yeniden kazanılması lâzım…

2-Ümmet olarak kaliteyi kaybettik.

Hz. Peygamber (s.a.v.) çölün ortasındaki cahil bedevilerden örnek, medeni bir ümmet oluşturdu. Bu örnek ümmet, Kur’an mektebinde, Hz. Peygamberin önderliğinde oluştu. Bu mektep sayesinde kalite kazandı.

Ebu Davud’ta geçen bir hadisi şerifte Efendimiz;

 

“Bir zaman gelecek aç insanların sofraya üşüştüğü gibi diğer ümmetler sizi yağmalamak için sizin üzerinize üşüşecekler.” buyurdular. O zaman soruyorlar. “Ya Resullah o zaman biz az mı olacağız?” diye. “Hayır az olmayacaksınız, aksine çok olacaksınız. Fakat siz sel sularının sürüklediği çer çöp gibi kalitesiz olacaksınız.” buyurmuşlar. Yani Allah, düşmanların gözünden sizin heybetinizi alacak. Düşmanlarınız sizi ciddiye almayacak.”

Bir zamanlar çok güçlüydük de neden şimdi zaafa uğradık?

Problem islamî değerlerde olsaydı o zaman da zaaf içinde olurduk. Bedevilerden dünyaya yön verecek medeni bir toplum oluştuysa, bu da İslam ve Kur’an sayesinde olduysa bu her zaman olabilir demektir.

Bir başka husus ümmeti ümmet yapan ana değerler yitirilince mezhep, ırk, cemaat, grup çıkarları ön plana geçti.

Ayette buyuruluyor;

فَتَقَطَّعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

“Onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.”[14]

Ümmet bir inanç bloku demek. Yani aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı kıbleye yönelik insanların oluşturduğu bir birliktir değil mi? Ne yazık ki biz bu ana kavramları kaybettik. Ya mezhep ya ırk ön plana çıktı. Veya grup ön plana çıktı. Ümmet bütün müminleri kapsayan bir şemsiyedir değil mi? Biz ümmet bilincini ön planda tutacağımıza grup kimliğimizi, cemaat kimliğimizi ön plana çıkardık. Maalesef o büyük şemsiyenin altından çıktık. Onun için parça parça olduk. Namazda aynı kıbleye doğru yöneliyoruz ama bir ümmet olmanın ana hedefinden, gayesinden fersah fersah uzaklaştık. Neticede kendi zaaflarımızı yaşıyoruz.

Dolayısıyla bu ana değerlerden uzaklaşmamız sebebiyle zaaflar oluştu. Kendi zaaflarımız, dış zaaflarımız bir araya geldi. Kalite problemi ortaya çıktı. Kalitemizi kaybedince dünyamız bozuldu. Nüfusumuz çok oldu ama nüfuzumuz azaldı. Dünyada neredeyse 1 milyar 600 milyon Müslüman nüfus var ama hadisi şerifde vasıflandırıldığı gibi sel sularının sürüklediği çer çöp gibi. Dünyaya şekil verecek, önder olacak, emredecek pozisyon kaybedildi. Batı karşısındaki kompleksin meydana getirdiği zaaflar oldu. Kendinden kaçma, değerlerini küçümseme oldu.

3-Ulema ve Önderleri Kaybettik

İslam’ı bütün zamanlara göre yaşamayı tanzim etmekle mükellef ulemayı ve önder kadroyu kaybettik. Bütün zamanların, bütün insanların, bütün mekânların, bütün şartların dini İslam’ı zaman, mekân, konu olarak daraltmanın bedelini ödüyoruz. Kurtuluşumuz da uzun vade de olsa bu açılım ile mümkün olacaktır.

4-Namaz ve Kur’an Duyarlılığını Kaybettik

Ümmet olarak çok şey kaybettik. Ümmetin bugünkü ahvali bu kayıplardan kaynaklanıyor. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz iki farklı nesli tasvir ederek adeta bugüne bir mesaj veriyor:

Meryem sûresinin 58. âyetinde birçok peygamberin isimleri zikredilerek onların secdelerinden, dualarından, ibadetlerinden bahsediliyor:

اِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ اَيَاتُ الرَّحْمَنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

“Onlara Rahman’ın âyetleri okunduğunda onlar gözyaşları içinde secdeye kapanırlar.”

Bu âyeti kerimede onların vahye ve namaza karşı olan duyarlılıklarının, gözyaşlarıyla süslenmiş, taçlandırılmış secdelerinin onları temsil edecek bir biçimde tasvir edilmesi çok dikkat çekicidir. Ama hemen ardından 59. âyeti kerime’de sanki bizi, sanki şu anki ümmetin içinde bulundukları hali tasvir edercesine;

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلَوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا

 “Onlardan sonra, namazı zayi eden, kaybeden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.” buyuruluyor.

“Namazı kaybettiler, namaz bilincini kaybettiler. Bazı meallerde “terk ettiler” şeklinde tercüme edilmiştir. Zayi etmeyi, namazı terk etmek olarak anlayan âlimlerimiz olmuştur. Savsakladılar, yani içini boşalttılar, önemsemediler, namaz duyarlılıklarını yitirdiler.

Peki namaz duyarlılığını yitirince ne oldu? Âyeti Kerimede gerçekten muhteşem bir tanımlama yapılıyor. Bu tanımlama ümmeti Muhammed’in içinde bulunduğu hali resmetmesi bakımından çok önemlidir. Namaz duyarlılığı dolayısıyla namazda okuduğunuz vahye, Kur’an-ı Kerim’e karşı duyarlılığınız kaybolunca ne oluyor? Âyette bu da açıklanıyor;

اَضَاعُوا الصَّلَوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ

 “Tutku ve şehvetlerinize, dünya lezzetlerine dalarsınız, onlara tabi olursunuz.”

Şehvet kelimesinin karşılığı Türkçemizde cinsel arzu ve istek olarak bilinir. Ancak şehvet, dünya zevklerine karşı, insanı cezb eden hazlara karşı ciddi bir tutkuyu, eğilim gösterme ve bunların peşinden koşturmayı da ifade eder.

Peki bunun sonucu ne olur? Âyeti Kerime’de bunu yapanlar

يَلْقَوْنَ غَيًّا

“Gayyaya yuvarlanacaklar” buyuruluyor. Yani namazı terk etmenin, namaz bilincini yitirmenin, haramların, zevki sefanın peşinden koşturmanın bir sonucu, bir cezası var. Yani cehennemde ebedi azaba, bu dünyada da sıkıntıdan sıkıntıya, bunalımdan bunalıma yuvarlanmak söz konusu.

Bu konuyu tasvir eden bir hadisi şerifle konuyu toparlamaya çalışalım. Efendimiz (a.s.) buyuruyor ki;

 

“Ümmetim üzerine iki şeyden korkuyorum. Onlar maddi imkanları bol olan, yerlere göç ederler de namaz kılmayı ve Kur’an okumayı terk ederler.”

Âyeti kerime’nin tefsiri gibi anlaşılabilecek bir hadisi şeriftir bu.

Maalesef noktada Türkiye’den bir rakam verecek olursak, yapılan araştırmalara göre insanımızın yüzde 70’i beş vakit namaz kılmıyor. Cuma namazını kılanlar yüzde 60-65 civarında. Bir mümin günde beş vakit, sürekli ve kesintisiz olarak Allah Teâla ile olan namaz bağını koparırsa, zayi edip, kaybederse bütün felaketlerin bunun arkasından gelmesinin önünü açmış olur. Beş vakit namaz bizi kesintisiz olarak Rabbimize bağlayan bir ibadettir. Bu bağı kaybeden Rabbiyle bağını yitiriyor, Kur’an-ı Kerim ile bağını yitiriyor, İslam’la bağlantılarını yitiriyor, duyarlılığı kayboluyor ve her türlü tehlikeye açık hale geliyor. Maalesef biz başta namazı, namaz duyarlılığını kaybettik. Kur’an duyarlılığını kaybettik. Rabbimiz ile olan ilişkilerimizi gevşettik. Dinimizin ilkeleriyle olan ilişkilerimizi gevşettik. Hayatımızda İslam’ın ilkelerini kaybettik. Bizi haramlar, nefsani arzular kuşattı. Ümmeti Muhammed olarak bu hallerdeyiz. Rabbimiz bize bu durumdan en kısa zamanda kurtulmayı nasip eylesin. Bunun çözümü konusunda buyuruluyor ki;

اِلاَّ مَنْ تَابَ وَاَمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُولَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلاَ يُظْلَمُونَ شَيْئًا

 “Eğer tövbe ve iman eder salih amel işlemeye devam ederseniz Allah size cennet vaat ediyor.”[15]

Demek ki bizim tövbe edip imanımızı güçlendirip bir diğer adı iman olan namaza tekrar başlayıp imanımızı beş vakit güçlendirip tali amellerimize devam edersek Allah Teala bize yeniden nusret edecek, bizim birliğimizi dirliğimizi, kardeşliğimizi yeniden tesis edecek, Ümmeti Muhammed’e yeniden zaferler ihsan edecektir.

Yüreğinde hâlâ ümmet endişesi olan insana düşen nedir¸ derseniz. Kardeşlik duygularımızı canlı tutan ve birbirimize bağlanmamızı sağlayan ümmet bilincinin korunmasını ve yüceltilmesini sağlamak için elimizden gelen gayreti göstermek durumundayız. Çünkü bu dinin endişesini bizler taşıyoruz. Bu nedenle büyük bir aile olarak kabul edebileceğimiz İslâm ümmetinin bir ferdi olarak öncelikle kendi davranışlarımıza dikkat etmek ve diğer aile bireylerine kötü örnek olmaktan kaçınmak¸ onlar için fedakârlık yapmak durumundayız. Kendi ailemizi korumak için neler yapıyorsak ümmet içinde aynısını yapmak zorundayız. Zira kulluk sadece beş vakit namaz¸ oruç ve hac gibi ibadetlerden ibaret değildir. Samimiyetle ve sabırla bu yolda çabalarsak ülkemizde ve dünyada bir şeylerin düzelmeye başladığını göreceğiz.

İşte bunun içindir ki, Ümmet olmanın gereklerini yerine getirmek, İslâm Birliğinin temel esaslarındandır. Birbirinin din kardeşi olan Müslümanlar, tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde dünya hayatını sürdürürken karşılaştıkları zorluklar ve düşmanları ile yaptıkları savaş ve mücadelelerin üstesinden gelebilmek için yardımlaşmaları, dayanışma içinde olmaları, güçlü olanın zayıfa, zengin olanın fakire, desteği olanın olmayana yardımcı olması şarttır. Bu yardımlaşma ve destek, Müslümanlar için isteğe bağlı bir davranış da değildir. Bu yardımlaşma ve destek, Allah (c.c.) ve Rasûlü’nün Müslümanlara emri ve tavsiyeleridir.  Dolayısıyla imanının bir gereğidir.

Enbiya süresinin 92. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ

“Doğrusu bu sizin Ümmet’iniz (Tevhid dini olan Müslümanlık), bir tek ümmettir. (Bir tek din olarak sizin dininizdir.) Ben de sizin Rabbinizim. O hâlde bana kulluk edin.”

Ne mutlu ‘Ümmet Bilinci’ne sahip olan ve bunun gereğini yapan Müslümanlara!

 

 

Not : Bu vaaz Mustafa Bilgen in İslam Birliğinin Temel Esasları adlı makalesi, Aydın Usalp’ın Ümmet Bilinci Ve Ümmet Devlet İlişkisi adlı makalesi, Altınoluk Dergisi  Sayı : 355 - Eylül 2015 Tarihli Ümmet Olarak Neleri Kaybettik? Adlı makalelerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.

 

 



[1] Âli İmran 110

[2] Bakara 143

[3] Âli İmran Sûresi 104.

[4] Âli İmran Sûresi 105.

[5] Hucurat suresi 10

[6] Buhârî¸ 5552.

[7] Âli İmran Sûresi 103.

[8] Tirmizi, Fiten, 7.

[9] Tirmizi, Adab, 78

[10] Buharî, Edeb, 8/12; Müslim, Birr ve Sıla, 4/1999,66.

[11]Enfal-46

[12] Bakara-143

[13] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/68-69.

[14] Mü’minûn 53

[15] Meryem sûresi 60

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Aralık 12 2017 09:53:23 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Kurban Bağışı
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.08 saniye 5,349,513 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartıyla önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2018