Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş'a kurulandır. Sizin için O'ndan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? (Secde 4)
Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
İslam İnsan ve Trafik

                                                   Ana Resimler: w_.jpg

                                          İslam İnsan ve Trafik[1]

İnsan, en güzel şekilde yaratılan varlıktır. Nitekim Kur'an'da,

لَقَدْ خَلَقْنَا اْلاِنْسَانَ فِى اَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

"İnsanı en güzel şekilde var ettik"[2] buyrulmaktadır. İnsan, aynı zamanda yeryüzünün efendisi ve yaratıcının halifesidir ki her şey onun için var edilmiştir.

            Kur’an-ı Kerim, bu özellikte ve güzellikte yaratılan insanın başıboş bırakılmadığını

اَيَحْسَبُ اْلاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى

"İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?"[3] hitabı ile haber verir. Bu bağlamda bir sorumlulukla yaratılmış insanın rabbine, kendine, insanlara, çevresine ve diğer varlıklara karşı mesuliyetleri vardır. Ayrıca insanın kendisine emanet edilen yeryüzünü imar etme ve fesat etmeme sorumluluğu da vardır.

            İnsanı bu değerlere karşı sorumlu kılan İslam, aynı şekilde toplumsal yaşamın düzenli ve yaşanabilir olarak sürdürülebilmesi için düzen gereği konulan trafik kurallarına karşı da sorumlu kılmaktadır. Zira bu kurallar insanın can ve mal güvenliği için koyulmuştur. Bu kurallara uymak toplumsal düzeni imar, ihlal etmek ise ifsat etmektir.

            İslam, insan hayatını düzenli ve güvenli kılacak ilgili her şeyin sağlanmasını ve her türlü zarar ve eziyeti kaldıracak tedbirlerin alınmasını özel anlamda yetkililerden genel anlamda da kişilerden istemektedir. Nitekim İslam tarihine baktığımızda Hz. Peygamber, çarşı pazarın denetimi için HİSBE teşkilatını kurdurmuştur.  Kurulan bu teşkilatın görevlerinden biri de çarşının trafiğini düzenlemekti.

            İslam, insanın can ve mal gibi değerlerini dokunulmaz kabul etmiş, hukuk ile de koruma altına almıştır. Bu değerlere zarar verenlere ise cezai müeyyideler öngörmüştür. Trafik kurallarına uymamak can, mal gibi değerlerin zarar görmesine sebep olmaktır.

Canı, malı, aklı ve nesli korumak, İslâm Dini'nin temel gayesi ve dokunulmaz kabul etmiş, hukuk ile de koruma altına aldığı içindir ki, Trafik, dinimizin ana düsturları ile yakından alâkalı bir mevzudur.

Yüzde 90 oranında insan faktörünün sebep olduğu ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının ve trafikteki aksamaların can, mal ve iş gücü kaybına sebep olduğu, ayrıca sinirleri tahrip ederek ahlâkî ve fizikî yapımızı olumsuz yönde etkilediği bir gerçektir.

İslâm, temel düsturları ile bu gibi maddî ve manevî zararları doğurucu davranışları şiddetle yasaklamıştır. Dinimiz

وَلاَ تُلْقُوا بِاَيْدِيكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ

«...(Nefsinizi) kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız...»[4] buyurarak canımızı korumamızı,

وَلاَ تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِى حَرَّمَ اللهُ اِلاَّ بِالْحَقِّ

«... Haksız yere cana kıymayınız...»[5] buyurarak da başkalarının hayatını öz canımız kadar aziz tanımamızı emretmiştir.

Ayrıca,

وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلاَ تُسْرِفُوا اِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

«İsraf etmeyiniz..»[6]

وَاَتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا

« Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçıp savurma..»[7] buyruğu ile kendi malımıza, faiz, karaborsa ve hırsızlık gibi yasaklarıyla da başkaların mallarına zarar vermememizi görevleştirmiştir.

Bütün bu umûmî vasıftaki ölçüler, muhtemel zararlarından korunmak için Trafik kaidelerine uymamızı dinî yönden gerekli kılmaktadır.

Muhterem Kardeşlerim

Peygamberimizin Trafik mevzuundaki özel ve mucizevî emirleri de bizleri vazifelendirmektedir.

Şanlı Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar:

الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسبْعُونَ ، أوْ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شَعْبَةً : فَأفْضلُهَا قوْلُ لاَ إلَهَ إلاَّ اللَّهُ ، وَأدْنَاهَا إمَاطَةُ الأذَى عنِ الطَّرِيقِ ، وَالحيَاءُ شُعْبةٌ مِنَ الإِيمانِ 

« İman yetmiş (veya altmış) küsur özelliktir (şu’bedir). En yükseği, ‘Allah’tan başka ilâh yoktur’ demek; en aşağısı ise, eziyet veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imanın bir bölümüdür.»[8]

Peygamberimiz bir diğer hadislerinde de şöyle buyururlar:

عُرِضَتْ عَلَيَّ أعْمالُ أُمَّتي حسَنُهَا وسيِّئُهَا فوجَدْتُ في مَحاسِنِ أعْمالِهَا الأذَى يُماطُ عن الطَّرِيقِ ، وَوجَدْتُ في مَساوَىءِ أعْمالِها النُّخَاعَةُ تَكُونُ فِي المَسْجِدِ لاَ تُدْفَنُ

« Ümmetimin iyi-kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum. Kötü amelleri arasında da mescidde temizlenmeden bırakılmış balgamı gördüm.»[9]

تَبَسُّمُكَ في وَجْهِ أخِيكَ صَدَقَةٌ، وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ ونَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ، وإرْشَادُكَ الرَّجُلَ في أرْضِ الضَّلال لَكَ صَدَقَةٌ، وَبَصَرُكَ لِلرَّجُلِ الرَّدِىِّ الْبَصَرِ صَدَقَةٌ، وَإمَاطَتُكَ الْحَجَرَ والشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ، وَإفْرَاغُكَ مِنْ دَلْوِكَ

في دَلْوِ أخِيكَ صَدَقَةٌ

 

«Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır. Emr-i bi'lmâ'rûfun ve nehy-i ani'lmünkerin sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır."[10]

Peygamberimizin imandan bir bölüm olarak sunduğu ve yapılmasını bir sadaka; bir hayır olarak vasfettiği

وَإمَاطَتُكَ الْحَجَرَ والشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ،

 «Yoldan, ezayı; zarar verici nesneleri gidermeyi,» özü itibariyle trafik kaidelerine uyma olarak değerlendirebiliriz. Zira amaç zarar vermemek ve verilebilecek zararı gidermektir.

عن أبى برزة رضى اللّهُ عنه قال: قلتُ يَا نَبِىَّ اللّهِ عَلِّمْنِى شيئاً يَنْفَعُنِى. قال: اعْزِلِ ا‘ذَى عَنْ طَرِيقِ المُسْلِمِينَ.

Müslim'de Ebu Berze (radıyallahu anh) anlatıyor:

"Ey Allah'ın Resûlü, bana faydalı olacak birşey öğret", dedim de şu tavsiyede bulundu:

"Müslümanların yolundan rahatsızlık veren şeyleri kaldır"[11]

Yaşadığımız dönemde yaya veya vasıtalı olarak yolda bizzat eza/zarar verecek duruma düşmemek, yollardan geçişi zorlaştıran, taş, diken ve kemik gibi engelleri kaldırmaktan çok daha önemli ve zarurî bir vazifemizdir. Çünkü trafik kaidelerine uymayan dikkatsiz bir yayanın bizzat kendisinin, alkollü, uykusuz ve anormal hızla vasıta kullanan, öz ifadeyle trafik kurallarına uymayan sürücünün vasıtasının yollarda diğer yaya ve vasıtalar için giderilmesi gerekli bir eza tehlike olacağı, akaryakıt ve iş gücü israfına sebep teşkil edeceği açık bir gerçektir.

Fertler için tehlike ve tüketim unsuru olmanın cemiyete/topluma karşı işlenmiş bir zulüm olduğu muhakkaktır. Âhiret hayatımızda mutlaka cezası görülecek bu suçun toplum hayatında da ceza görmesi ve kınanması zaruridir.

Bunun içindir ki, Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

 

«Kullandıkları yollarda kendilerine zarar verenleri; üzüntüye/öfkeye sebep olanları cezalandırmaları müminlerin vazifesidir.»[12]

Açıkça anlaşılacağı üzere bu hadis, Trafik kurallarını bilerek ihlâl edenlerin, işledikleri Trafik suçunun nevine göre hukuken cezalandırılmalarının ve toplumca kınanmalarının dinî ve sosyal bir vazife olduğunu açıklamaktadır.

Peygamberimiz, kendi devirlerinde günümüzün anlamıyla bir problem teşkil etmediği halde yol emniyeti sağlama ve gidişi-gelişi kolaylaştırma hususuna son derece ehemmiyet vermişlerdir.

Aşağıda sunacağımız hadis verilen bu önemi açıklamakta ve görevlerimizin bir bölümünü de öğretmektedir.

Peygamberimiz, yollar üzerinde birleşmek ve konuşmak ihtiyacını duyduklarını ileri süren ilk mü'minlere şöyle buyurdular:

« إِيَّاكُم وَالْجُلُوسَ في الطرُقاتِ » فقَالُوا : يَا رسَولَ اللَّه مَالَنَا مِنْ مَجالِسنَا بُدٌّ ، نَتحدَّثُ فِيهَا ، فقال رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : فَإِذَا أَبَيْتُمْ إِلاَّ الْمَجْلِس فَأَعْطُوا الطَّريقَ حَقَّهُ» قالوا: ومَا حَقُّ الطَّرِيقِ يا رسولَ اللَّه ؟ قال : « غَضُّ الْبَصَر ، وكَفُّ الأَذَى، ورَدُّ السَّلامِ ، وَالأَمْرُ بالْمعْروفِ ، والنَّهْيُ عنِ الْمُنْكَرَ »

 “Yol ve sokaklara oturmaktan sakınınız” buyurdu. Sahâbîler:

- Ya Resûlallah! Bizim yol ve sokaklara oturmaktan vazgeçmemiz mümkün değil, çünkü lüzumlu işlerimizi orada konuşuyoruz, dediler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem :

–“Vazgeçemiyorsanız ve mutlaka oturmak zorunda kalıyorsanız, o halde yolun hakkını veriniz” buyurdular. Bunun üzerine:

- Yolun hakkı nedir ki, ya Resûlallah? diye sordular. Peygamberimiz:

–“Gözü haramlardan korumak, gelip geçene eziyet vermemek, verilen selâma mukabelede bulunmak, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma vazifesini yerine getirmek” buyurdular.[13]

 Bu mucizevî hadîs yollarda ayaküstü konuşma gereğini duyanlara, yol kenarlarında arabaları ile park yapanlara, uğrak yerleri ve dinlenme tesislerinde bulunanlara

، وكَفُّ الأَذَى

 «Yoldan zarar verici engelleri gidermek» gibi bizzat veya vasıtalarımızla sorun olmamak olarak algılayabileceğimiz bir ana görevi yüklerken üç büyük ahlâkî görev daha yüklemektedir.

Bunlardan biri karşılaştığımız insanlara selâm vererek ve verilen selâmı alarak selâm cümlesiyle onlara barış mesajları verip Rabbimizin korumasını dilemektir.

Diğeri gözü korumaktır ki yayaları veya vasıta içindekileri bakışlarımızla rahatsız etmemektir.

Üçüncü görev ise Hakk'a çağırmak ve Batıl'lardan sakındırmaktır. Bu genel vasıflı İslâmî vazifenin Yol Hakkı olarak anlamı, Allah bilir insanların yararına olduğu için Hak olan trafik kurallarına uymaya çağırmak ve bu kuralları ihlal etmekten sakındırmaktır.

Allah'ın Elçisi Peygamberimiz yol hakkı olarak açıkladığı bu dört büyük göreve bir hadislerinde mazluma yardım etmek, şaşıranlara ve de soranlara yolu tarif etmek şeklinde iki ahlâkî görev daha ilave etmektedirler. Bunlardan mazluma yardım etmek görevinin soyguna uğramış veya kaza geçirmiş olanlara âcil olarak yardımda bulunmak anlamında olduğu şüphesizdir.[14]

Bu sebeple âcil yardım organizasyonlarını İslâmi kurumlar görebiliriz.

Peygamberimizin yol düzeni ile ilgili olarak günümüzün anlayışıyla trafik kaidelerine uymayı içerecek şekilde öğütler vermesi, bu kurallara uymanın dünya hayatının güvenliğini sağlayıcı olması kadar, âhiret hayatının saadetine de yol açıcı olması dolayısıyladır. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

بيْنَما رجُلٌ يمْشِي بِطريقٍ وجد غُصْن شَوْكٍ علَى الطَّرِيقِ ، فأخَّرُه فشَكَر اللَّهُ لَهُ ، فغَفر لَهُ

« Bir adam yolda yürürken yol üzerinde bir diken dalı buldu ve onu yoldan uzaklaştırdı. Bu sebeple Allah ondan hoşnut oldu ve onu bağışladı.»[15]

Peygamberimiz bir diğer hadislerinde de şöyle buyurmaktadır:

مرَّ رجُلٌ بِغُصْنِ شَجرةٍ عَلَى ظَهْرِ طرِيقٍ فَقَالَ : واللَّهِ لأُنَحِّينَّ هذا عنِ الْمسلِمِينَ لا يُؤْذِيهُمْ ، فأُدْخِلَ الْجَنَّةَ

“Adamın biri, yol üzerinde bir ağaç dalı gördü ve ‘Allah’a yemin ederim ki, bunu müslümanları rahatsız etmemesi için buradan kaldıracağım’ dedi (kaldırdı ve) bu yüzden cennete konuldu.” [16]

Yoldan bir diken veya bir ağaç dalı gidermek bağışlanma ve Cennet'e girme sebebi olursa, Allah'ın rızasını dileyerek günümüzün trafik kaidelerine uymak da aynı şekilde bağışlanma ve Cennet'e girme vesîlesi olmaz mı?

Pek tabîidir ki olur. Şu halde vazifemiz; Trafik işaret levhalarında Hz. Peygamberin doğruya iletici manevî el işaretlerini görmek ve bu işaretlerin Cennet'e yönlerdiğine inanmaktır.

Muhterem  Mü'minler!

Mevzuumuzla alâkalı gördüğümüz mühim bir hususa da burada dikkatinizi çekmek isteriz.

Peygamberimiz bir hadislerinde

بَادِرُوا بِالصَّدَقَةِ فَإِنَّ الْبَءَ َ يَتَخَطَّاهَا

« Sadaka vermede acele edin. Çünkü belâ sadakanın önüne geçemez.»[17]  buyururken gerekçelerini sunarak trafik kurallarına uyma olarak açıkladığımız  "Yoldan, ezayi gidermeyi" de Sadaka olarak nitelendirmiştir.

Peygamberimizin ifadeleriyle trafik kurallarına uymak Sadaka olduğuna, kaza ve belâlar da Sadaka engelini aşamadığına göre trafik düzenine uymanın, trafik kazalarını büyük ölçüde önleyebileceğini veya azaltabileceğini söyleyebiliriz.

Hal böyleyken, kendi bilgisizliğimizin, ihmalkârlık ve tedbirsizliğimizin meydana getirdiği kazaları, nasıl tecelli edeceğini bilmediğimiz ilâhî kadere hamletmemiz şüphesiz kaderi İslâm dışı bir anlayışla yorumlamaktır; pek tabiidir ki büyük bir hatadır.

Trafik kaidelerine uymak, canlara ve mallara saygı duymanın ilk gereğidir ve bu uyuş kendi nefsimize ve cemiyetimize hayırlı bir hizmettir. Bu hayrı katiyen küçümsememeliyiz. Peygamberimiz:

تَحقِرَنَّ مِنَ المَعْرُوفِ شَيئاً،

« Yapılan hayırdan (ma’ruf) hiçbir şeyi küçük bulup hakir görme.»[18] buyururlar. Kaldı ki, trafik düzenine uymak küçük değil, büyük bir hayırdır ve pek büyük bir sevaptır.

Muhterem Müminler

            Kişinin diğer insanlarla ortak kullandığı alanlar vardır.  Bu ortak kullanım alanlardan birisi de yollardır ki kullanımında ve menfaatinde bütün insanlar müşterektir.

             Bu bağlamda yayaların, sürücülerin hatta yol kenarındaki mekan sahiplerinin birbirine karşı sorumlulukları vardır. Buna göre kırmızı ışıkta geçmek, geçme hakkı olan yeşil ışıktaki insanın hakkını gasp etmektir. Aynı şekilde yayaların, araçların yolundan gitmesi sürücülerin hakkını gasp etmektir. Ya da mekan sahiplerinin kaldırıma eşyasını koyarak yolu kapatması yayaların hakkını gasp etmektir. Bu ihlallerin İslam hukukundaki yeri kul hakkıdır. Kul hakkı ki, kul kulu affetmedikçe Allah'ın affetmediği büyük bir haktır.

Allah'ın rahmeti, selâmeti ve emniyetinin üzerinize olmasını niyaz eder, konuyu Mülk sûresinin 15.âyetiyle bitiririm:

هُوَ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهِ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ

 "Yer yüzünü ayaklarınızın altına seren Allah'tır. O halde yeryüzünün üzerinde dolaşın ve O'nun size verdiği rızktan yeyin. (Sonunda) dönüşünüz O'na olacaktır."[19]

 



[1] Bu vaaz Ali Rıza DEMİRCAN hocanın İslam ve Trafik adlı makalesi ile Dr.M.Zeki UYANIK’ın İslam'da İnsan ve Trafik Sorumluluğu konulu makalelerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.

[2] Tîn, 95/4

[3] Kıyame, 75/36

[4] Bakara,2/195

[5] İsra, 17/33

[6] Araf ,7/31

[7] İsra, 17/26

[8] Müslim, Îmân 58. Ayrıca bk. Buhârî, Îmân 3- Riyazüs Salihin Cilt-1

[9] Müslim, Mesâcid 57. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 7- Riyazüs Salihin Cilt-1

[10] Tirmizî, Birr 36, İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/273

[11] Müslim, Birr 131, (2618); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/538.

[12] el-Câmiüs- Sağîr, 2/157.

[13] Buhârî, Mezâlim 22, İsti’zân 2; Müslim, Libâs 114. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 12- Riyazüs Salihin Cilt-2

[14] S. Tirmizi, Hn. 2727

[15] Buhârî (Ezân 32, Mezâlim 28) ve Müslim’in (Birr 127, İmâre 164)- Riyazüs Salihin Cilt-1

[16] Müslim, Birr 128- Riyazüs Salihin Cilt-1

[17] Câmi'u's-Sagîr şerhi Feyzu'l-Kâdir'de mevcuttur) 3, 195); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/32

[18] Müslim, Birr 144

[19] Mülk sûresi,67/15.

Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Günün Hadisi
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler