Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Büyük Felaketin Çocukları: Nuh Kavmi (İsyan Ve Tufan)

                                                                                                 Vaaz Resimleri: w.jpg

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلَهٍ غَيْرُهُ  اَفَلاَ تَتَّقُونَ

            "Andolsun biz, Nuh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?' dedi." (Mü'minûn, 23/23)

            Nuh Peygamber bir köşede ağlamaklı, Rabbine dua ediyordu:

وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لاَ تَذَرْ عَلَى اْلاَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا

            “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma” diye (Nuh, 71/26). Bu noktaya nasıl gelinmişti? Bir Peygamberin sabrını taşırmak nasıl mümkün olmuştu? Hâlbuki Nuh gece gündüz kavmine Allah’ı anlatmış, ‘onlar azaba uğramasınlar’ diye Allah’a el açıp yakarmıştı

قَالَ رَبِّ اِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلاً وَنَهَارًا

            "Bir zaman sonra Nuh: “Ey Rabbim!” dedi. “Ben toplumuma gece gündüz çağrıda bulunuyorum" (Nûh, 71/5).

            Fakat yüce Allah,

فَاَوْحَيْنَا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلاَّ مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلاَ تُخَاطِبْنِى فِى الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

            “Zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır” (Mü’minûn, 23/27) diye emrettikten sonra Nuh Peygamberin

فَدَعَا رَبَّهُ اَنِّى مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

            “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” (Kamer, 54/10) demekten başka çaresi kalmamıştı.

            Nuh kavmi, Fırat ve Dicle arasındaki Mezopotamya’da Bakır Çağından Tunç Çağına geçildiği bir dönemde, tarım ekonomisine dayalı zenginliğin zirvesindeydi. Belki de Kur’an’ın, Nuh’un yaşıyla ilgili verdiği ‘bin yıldan elli yıl eksik açıklaması’ bu döneme bir gönderme yapmak için

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلاَّ خَمْسِينَ عَامًا فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

            "Biz çok zaman önce, Nuh’u kendi kavmine göndermiştik ve Nuh onlar arasında dokuzyüzelli yıl geçirmişti. Sonra onlar, yaratılış gayeleri dışında yaşamaya devam ederlerken, tufan onları yakalayıverdi." (Ankebût, 29/14). Buna uygun olarak arkeologlar Nuh kavminin yaşadığı dönemin milattan önce dört bin beş yüz ile üç bin beş yüz yılları arasında olduğunu söylüyorlar.

            Bereketli Hilâl denilen topraklarda hurma ağaçları, hububat ve bakliyatın her türlüsünü yetiştiren, ırmak ticareti ile dışarıdan metal ve taş ithal eden Nuh kavmi, şehirlerinde gösterişli tapınaklar yapıyor, tapınakların çevresinde tahıl ambarları inşa ediyordu. Tapınaklarda, putları Ved, Suvâ, Yagûs, Ya’ûk, Nesr’e kurbanlar kesiyorlar, bunlara saygı gösteriyorlardı. Bu putlardan bazısı erkek, bazısı kadın bazısı da hayvan şeklinde yapılmıştı. Zenginlik ve refahın şımarttığı insanlar her türlü günahı, fütursuzca işliyorlardı. Nuh’un kavmi, torunları Ad ve Semûd’dan da azgındılar.

وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى الزُّبُرِ

            "Onların yaptıkları herşey, defterlerde kayıtlıdır"  (Kamer, 54/52).

            Şehirlerde dokumacılık ve zanaatkârlığın pek çok çeşidi ilerlemişti. Tüccarlar, şehirlerin zenginlerine ürün yetiştiremez olmuşlardı. Zenginler, lüks ve eğlencede sınır tanımıyorlardı. Ne hazin ki, bunca zenginliğe ve israfa rağmen servet sahipleri fakirlere ve yoksullara yardım etmiyor, onları aşağılıyorlardı.

وَيَاقَوْمِ لآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاً اِنْ اَجْرِى اِلاَّ عَلَى اللهِ وَمَا اَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ اَمَنُوا اِنَّهُمْ مُلاَقُو رَبِّهِمْ وَلَكِنِّى اَرَيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

            "Ey kavmim! Bu mesajı size ulaştırdığım için sizden bir menfaat da beklemiyorum. Benim çabalarımın karşılığı Allah katındadır. Ve siz istemiyor, beğenmiyorsunuz diye bana inananları da yanımdan kovacak değilim. Çünkü onlar, Rableriyle karşılaşacaklarını biliyorlar. Ama size gelince, sizin eğriden doğrudan habersiz, yol yordam bilmez bir topluluk olduğunuzu görüyorum." (Hûd, 11/29).

            Bütün bu şımarıklıkların ve çarpıklıkların ortasında, Nuh Peygamber, gece gündüz kavmine Allah’ı anlatıyor, onlara, ilah edindikleri putların hiçbir faydasının olmayacağını söylüyordu.

قَالَ رَبِّ اِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلاً وَنَهَارًا

             "Bir zaman sonra Nuh: “Ey Rabbim!” dedi. “Ben toplumuma gece gündüz çağrıda bulunuyorum." (Nûh, 71/5)

             Kavmi ona kızıyor, onu sapıklıkla

قَالَ الْمَلأُ مِنْ قَوْمِهِ اِنَّا لَنَرَيكَ فِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ

            "Kavmi içinden önde gelenler: “Doğrusu biz senin, apaçık bir sapıklık içinde olduğunu görüyoruz” diye karşılık verdiler." (Arâf, 7/60), delilikle

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

            "Bunlardan önce Nuh milleti de, O’nu yalanlamıştı. Onlar kulumuz Nuh’u, yıllarca yalancı saymakta ısrar ettiler, O’na deli dediler ve tebliğden vazgeçmeye zorlandı." (Kamer, 54/9), cinnet geçirmiş olmakla

اِنْ هُوَ اِلاَّ رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ

            "Bu Nuh, herhalde kendisinde delilik belirtisi bulunan biridir. Bir süreye kadar O’na katlanıp gözetleyin bakalım” dediler." (Mü’minûn, 23/25) suçluyor,

فَقَالَ الْمَلأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا نَرَيكَ اِلاَّ بَشَرًا مِثْلَنَا

            ‘Sen melek değil, bizim gibi bir insansın’ (Hûd, 11/27) diyorlardı,

فَقَالَ الْمَلؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَذَا اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللهُ لاَنْزَلَ مَلَئِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِى اَبَائِنَا اْلاَوَّلِينَ

             "Ama O’nun kavmi içinde, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeyi alışkanlık haline getiren ileri gelenler: “Bu adam, sizin gibi ölümlü bir kimseden başkası değil, size karşı üstünlük sağlamak istiyor” dediler. “Çünkü Allah bize bir mesaj ulaştırmak isteseydi, herhalde meleklerini indirirdi, üstelik biz atalarımızdan bununla ilgili olarak, herhangi birşey de işitmedik." (Mü’minûn, 23/24).

             Onlar, canları fena hâlde sıkılmış bir vaziyette ‘putlarımıza dokunma diyorlardı’

وَقَالُوا لاَ تَذَرُنَّ اَلِهَتَكُمْ وَلاَ تَذَرُنَّ وَدًّا وَلاَ سُوَاعًا وَلاَ يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا

            "Ve sakın Tanrılarınızı terketmeyin dediler. Özellikle Vedd’i, Süva’ı, Yegûs’u, Yeûk’u ve Nesr’i bırakmayın dediler." (Nûh, 71/23).

            Ona inanan ve sayıları fazla olmayan güçsüz insanlardan da rahatsız oluyorlar,

وَيَاقَوْمِ لآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاً اِنْ اَجْرِى اِلاَّ عَلَى اللهِ وَمَا اَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ اَمَنُوا اِنَّهُمْ مُلاَقُو رَبِّهِمْ وَلَكِنِّى اَرَيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

            ‘Şu toplumda ezilmiş, fakirlere de fazla yüz verme’ (Hûd,11/29) diyerek tepki gösteriyorlardı. Nuh kavmi bununla da kalmayıp Allah’ın Peygamberine

قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَانُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ

            ‘Seni taşlayarak öldürürüz’ (Şuara, 26/116) diye tehditler yağdırıyorlardı. Peygamberle küstahça alay etmeleri de cabasıydı.

قَالُوا يَانُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

            "İnkarcıların ileri gelenleri: “Ey Nuh, bizimle çok tartıştın ve tartışmayı da çok uzattın. Eğer doğru sözlü kimselerdensen, artık getir şu bizi tehdit ettiğin azabı.” (Hûd, 11/32)

            Allah, Nuh Peygamber’e kavmi için üzülmemesini söylemişti. Fakat Nuh bir peygamberdi. Onlara, içten içe ağlıyordu. Bir taraftan da Allah’ın yapmasını emrettiği gemiyi inşa ediyordu.

            Geminin tahtaları, çivi ve halatlarla bağlanmıştı. İnsanları kurtuluşa erdirecek gemi, Mezopotamya’nın başına geleceklerin canlı bir tanığı olarak, omurgası, ıskarmozları, pruvası ve direkleriyle ortaya çıkmıştı. Tunç çağı pek çok hayvan ve bitki türünün evcilleştirildiği bir çağdı. Nuh Peygamber ilahî emir gereği bölgede yaşayan canlıları çifter çifter gemiye yükledi.

فَاَوْحَيْنَا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلاَّ مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلاَ تُخَاطِبْنِى فِى الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

            "Bunun üzerine biz de O’na: “Bizim gözetimimiz altında ve sana vahyettiğimiz yöntemlerle, seni ve seninle beraber olanları kurtaracak olan gemiyi yap” diye bildirdik. Nihayet emrimiz gelip de, tandır kızışınca veya şafağın attığını görünce her cinsten ikişer çiftle birlikte haklarında ceza hükmü verilenler dışında, aileni de bu gemiye bindir. Yaratılış gayesi dışına çıkan o kimseler hakkında, bana birşey söyleme. Çünkü onlar, mutlaka boğulacaklardır diye vahyettik." (Mü’minûn, 23/27)

             Nihayet inananlar gemiye bindiler. Ama Nuh Peygamber üzgündü. Bu sefer üzüntüsü hanımı ve çocuğu içindi.

            Onlar da Nuh’u yalanlamışlardı.

ضَرَبَ اللهُ مَثَلاً لِلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَاَتَ نُوحٍ وَاِمْرَاَتَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلاَ النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ

            "Allah gerçekleri örtbas eden inkârcılara Nuh’un karısıyla Lut’un karısını örnek getirmektedir. Onlar iki erdemli kulumuzun nikahı altında idiler ama kocalarına iman etmeyip inkâr etmek suretiyle onlara karşı hainlikte bulundular. Onlar peygamber olmalarına rağmen karılarından Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamadılar. Onlara cehennem görevlileri tarafından: “Cehenneme giren suçlu kâfirlerle birlikte sizde ateşe girin” denilir. (Tahrîm, 66/10)

Nuh Peygamber baba şefkatiyle oğluna

وَهِىَ تَجْرِى بِهِمْ فِى مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِى مَعْزِلٍ ياَبُنَىَّ ارْكَبْ مَعَنَا وَلاَ تَكُنْ مَعَ الْكَافِرِينَ

            “‘Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin (gemiye), inkârcılarla birlikte olma’ diye seslendi.

قَالَ سَأَوِى اِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِى مِنَ الْمَاءِ  قَالَ لاَ عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللهِ اِلاَّ مَنْ رَحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ

            Oğul, ‘Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım’ dedi. Nuh Peygamber ‘Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, Allah’ın azabından korunacak hiç kimse yoktur’ dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.”(Hûd, 11/42-43)

            Nuh Peygamber, nihayetinde bir babaydı, yüreği yanıyordu. Rabbine,

            ‘Ne olursa olsun, o benim evladımdı’ dedi. Özel bir af, bir mağfiret olamaz mıydı onun için?’

            Yüce Allah ‘Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir’ diye buyurdu. Nuh’un oğlu bir peygamber çocuğu olsa da özel bir muamele yapılamazdı ona. Çünkü Nuh’un oğlunun ameli güzel değildi

وَنَادَى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْنِى مِنْ اَهْلِى وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ

            "Nuh bu arada Rabbine yakarıp “Rabbim” dedi. “O benim kendi oğlumdu, ailemden biriydi ama senin verdiğin söz, herkes için geçerli bir gerçektir ve sen hüküm verenlerin en adaletlisi ve en güzel hüküm verenisin.”

قَالَ يَانُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلاَ تَسْئَلْنِى مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ اِنِّى اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ

            "Allah “Ey Nuh!” dedi. “O senin ailenden sayılmazdı; çünkü iyi ve doğru olmayan bir şey olan inanmamayı tercih etti. Artık içyüzünü bilmediğin bir şeyi benden isteme! Bilgisizlerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” (Hûd, 11/45-46). Nuh’un oğlu da diğer geride kalanlarla birlikte boğulup gitti.

ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ

            "Sonra da, geride kalanları sulara gömüverdik." (Şuara, 26/120)

            Tufan günü sanki gök yarılmış, toprak patlamıştı. Yerin her yerinden kaynak suları fışkırmaktaydı.

حَتَّى اِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلاَّ مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اَمَنَ وَمَا اَمَنَ مَعَهُ اِلاَّ قَلِيلٌ

            "Nihayet emrimiz gelip de iş ciddileşip, sular kaynamaya başlayınca, Nuh’a dedik ki: “Her cins hayvandan birer çift ve haklarında hüküm verilmiş olanlar değil, yalnız aileni ve iman edenleri gemiye bindir.” Ancak ona inananlar küçük bir topluluktu."  (Hûd, 11/40)  Sular deltada metrelerce yükselmiş, başta en gözde tanırları Ved olmak üzere, Nuh kavminin bütün putlarını, tapınaklarını, tahıl ambarlarını, evlerini, meyhanelerini, inançsızlarla beraber yutmuştu.

            Bütün Dicle ve Fırat deltaları sular altındaydı, şimdi. Her yeri moloz kaplamıştı. Selin getirdiği mil tabakası, sanki Tufandan önce yaşamışlarla Tufandan sonra yaşayanların arasına kalın bir duvar örmüştü.

            Bütün bunlar olurken, Nuh’un Gemisi Tufanın sularını, köpük anaforlarıyla çalkalıyordu. Müminler geminin küçük pencerelerinden suyun, mağrur kentleri yutuşunu, kibirli ve acımasız hemşehrilerinin yok oluşunu seyrediyorlardı. Nihayet gemi Cudi’ye oturdu.

وَقِيلَ يَااَرْضُ ابْلَعِى مَاءَ كِ وَيَاسَمَاءُ اَقْلِعِى وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِىَ اْلاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ وَقِيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

             "Ve derken “Ey yeryüzü suyunu yut” denildi. “Ey gök yağmurunu durdur.” Ve böylece sular çekildi, Allah’ın hükmü yerine geldi, gemi Cûdî dağına oturdu. Ve yaratılış gayesi dışına çıkan bu toplum için, “Rahmetten uzak olsun” denildi." (Hûd, 11/44)

             Müminler bereketli topraklara salimen ayak bastılar. Çünkü onlar Nuh’a inandılar, Allah’a iman ettiler.

قِيلَ يَانُوحُ اهْبِطْ بِسَلاَمٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلِيمٌ

            "Ey Nuh! denildi. Sana ve seninle beraber olanlardan meydana gelecek ümmetlere, bizden bir selamet ve bereketlerle gemiden in. Fakat senin ve onların soyundan gelecek olan, zalim ve inkârcı insanlara gelince, biz onların bu dünyada belli bir süre yaşayıp geçinmelerine fırsat verecek, sonra da katımızdan bir azaba çarptıracağız." (Hûd, 11/48).

            Ya ötekiler?

            Nuh’a inanmayanlar, boğulduktan sonra bazalt, kireç taşı ve balçığın altında, inançsızlıklarıyla ve kibirleriyle kaybolup gittiler. Onlar kıyamete dek, insanlığa ibret levhası olmaya devam edecekler. Dahası can yakıcı bir azap onları bekliyor.

وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ اَيَةً وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ عَذَابًا اَلِيمًا

            "Nuh kavmini de, peygamberlerini yalanladıkları vakit, onları da suda boğduk. Onları inananlara bir ibret yaptık ve tüm yaratılış gayesi dışında hareket edenler için, can yakıcı bir azap hazırlamışızdır." (Furkân, 25/37)

            Bize düşen, höyükleri açarak yaşanmış olayları aktaran Kur’an kıssalarından ibret alıp, hayırla yâd etmek bu büyük peygamber’i O halde

سَلاَمٌ عَلَى نُوحٍ فِى الْعَالَمِينَ

            ‘Âlemlerin içinde selâm olsun Nuh’a!’ (Saffât, 37/79).

 

            Doç. Dr. Soner GÜNDÜZÖZ

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Mayıs 30 2020 15:26:30 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Haftanın Hutbesi
19.06.2020 Halis Niyet Ve Samimiyet
12.06.2020 Müstakim Ol, Emin Ol Her Tasadan!
05.06.2020 Ahirete İnanan Mümin
29.05.2020 Hamdolsun Rabbimize
22.05.2020 Bir Ömrü Ramazan Gibi Yaşamak
15.05.2020 Kur’an’la Yaşamak
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Sayfa oluşturulma süresi: 0.03 saniye 8,931,967 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2020