Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı Celal YILDIRIM

CENAZE BAHSİ VE CENAZE NAMAZI 5

HASTALIĞA KARŞI SABRETMEK : 5

ÖLMEYİ TEMENNİ ETMEK MEKRUHTUR : 5

Ölüm Döşeğindeki Hastaya Ne Yapılır?. 6

Defin İşi Bitince Telkin Yapılır Mı?. 6

Telkinde Bulunan Şahsın Vasfı : 7

Ölmek Üzere İken Ağızdan Küfrü Gerektiren Söz Çıkarsa : 7

Ölmek Üzere Bulunan Şahsın Yanma İyi Kişilerin Gelmesi Arzulanır : 7

Hastanın Baş Ucunda Yâsîn Okumak : 7

Ölmek Üzere Olanın Yanında Güzel Koku Bulundurmak: 7

Ölüm Olayı Meydana Gelince Ne Yapılır?. 7

Ölüm Haberi, Yakınları Duysun Diye Îlân Edilir : 8

Ölenin Teçhiziyle Birlikte Borçları Ödenir : 8

Gebe Halinde Ölen Kadın : 8

Cenazeyi Yıkamak : 8

Cenaze Yıkanılan Yerin Örtülü Tutulması ; 9

Cenaze İstinca Edildikten Sonra : 9

Ölüyü Sıcak Su İle Yıkamak : 9

Öldükten Sonra Suya Düşen Öîü : 9

Kadının Yıkanması : 10

Doğunca Sesi Çıkan Çocuk Yıkanır Mı?. 10

Bedenin Yarısı Veya Bir Kısmı Bulunursa : 10

Müslüman Olup Olmadığı Bilinmiyen Ölü : 10

Savaş, Zelzele Ve Benzeri Felâketlerde : 10

Ana Veya Babasıyla Birlikte Esir Edilen Çocuk Ölürse : 11

Denizde Seyrederken Vapurda Ölen Kimse : 11

Devlete Baş Kaldırıp Öldürülen Kimse : 11

Ölüyü Yıkayanda Aranılan Vasıflar : 11

Ölüyü Yıkayan Kimse Yanında Güzel Koku Bulundurur : 11

Erkek Erkeği, Kadın Da Kadını Yıkar : 12

Kadın Kocasını Yıkayabilir Mi?. 12

Kadından Başka Yıkayan Bulunmazsa : 12

Seferde Ölen Kadının Yanında Sadece Kâfire Bir Kadın Bulunursa : 12

İştiha Çağına Girmiş Hunsa - Müşkil : 12

Velisi Müslüman Olan Bir Kâfir Ölürse : 12

Babası Kâfir Olan Bir Müslüman Öldüğünde : 12

Seferde Ölen Adamı Yıkayacak Temiz Su Bulunmazsa : 13

KEFEN: 13

Ancak Erkekle Kadm Kefeni Arasında Fark Var : 13

İştiha Çağma Girmiş Çocuk : 13

Hunsa - Müşkilin Kefeni : 13

Kefenin Genellikle Beyaz Olması Daha Uygundur : 13

İpek Veya Renkli Kumaştan Kefen : 14

Vârisler Kefen Sayısında İhtilâf Ederse : 14

Kefenleme Nasıl Yerine Getirilir?. 14

İzâr ve Lifafa Sarılırken : 14

Kadın Nasıl Kefenlenir?. 14

Ölü Kaç Yerde Güzel Koku İle Tütsülenir?. 14

Ölenin Borçlu Olduğu Anlaşılırsa : 15

Ölen Adam Geriye Hiçbir Mal Bırakmamışsa : 15

Ölenin Hiçbir Yakını Bulunmazsa : 15

Kefen Tedariki Mümkün Olmadığında : 15

Ölenin Kimsesi Bulunmazsa : 15

CENAZEYİ TAŞIMAK : 15

Cenazeyi İki Sırık Arasına KoyupTaşımak : 16

Küçük Çocuk Nasıl Taşınır?. 16

Cenazeyi Kabre Götürürken Acele Etmek : 16

Cenazeyi Arkadan Takip Etmek : 16

Cenazeyi Takip Etmek Nafile Namazdan Hayırlıdır : 17

Motorlu Araçlarla Cenazeyi Götürmek : 17

CENAZENİN ARDINDAN AĞLAMAK : 17

Cenazeyi Mum Ve Benzeri Bir Işık Ve Ateşle İzlemek : 17

Kabirlere, Türbelere Mum Dikmek : 17

Kadınların Cenazeyi Takip Etmesi Doğru mudur?. 18

Cenaze Geçirilirken Ayağa Kalkılır Mı?. 18

Namazgahta Cenazeyi Bekleyenler : 19

Cenaze Takip Edilirken Susmak : 19

Cenaze Kabristanda Yere Konulunca Oturmak : 19

Cenazeyi Kabristana Ücretle Taşıtmak : 19

CENAZE NAMAZI : 19

Yalnız İmamın Cenaze Namazı Kılması Kâfi Mi?. 19

Cenaze Namazının Şartı : 20

Cenazeyi Yıkamadan Defnetmek : 20

Cenazenin Konulduğu Musalla : 20

Doğumundan Sonra Ölenlerin Namazı : 20

Devlete İsyan Edip Baş Kaldıranlar : 20

Dar-İ Harpte Müslümanın Eline Düşen Gayr-İ Müslim Çocuk : 20

Ana veya Babasından Birini Öldüren : 21

Hatâen Kendini Öldüren : 21

İntihar Edenin Namazı Kılınır Mı?. 21

İslâm Devlet Başkanının Emriyle İdam Edilen : 21

Müslüman Bir Kimsenin Cenaze Namazını Kıldırmaya Kim Daha Lâyıktır?. 21

Namaz Kıldırmada Kadınlara Bir Hak Tanınmış Mıdır?. 21

Yakın Akraba Dilediğini Öne Geçirebilir Mi?. 21

Ölenin, Namazını Kıldıracak Bir Şahsı Belirleyip Vasiyyet Etmesi : 22

Ölen Kadının Kocası Namaz Kıldırmaya Daha Mı Haklıdır?. 22

Ölen Kadının Oğlu Ve Kocası Hazır Olursa : 22

Cenaze Namazı Tekrar Edilir Mi?. 22

Cenaze Namazında Okunacak Şeylerin Gizli Okunması : 22

Tekbirlerde Eller Kaldırılır Mı?. 22

Akşam Namazı Vaktinde Cenaze Hazır Olursa : 22

Cenaze Namazına Niyet : 23

Cenaze Namazında Mümkünse Üç Saf Oluşturmak   : 23

İmam Cenâzenin Göğsü Hizasında Durur : 23

Kadın Ve Erkek Cenazesi Birarada Hazır Olursa : 23

Cenaze Namazı Kaç Tekbirle Kılınır?. 23

Cenaze Namazı Şöyle Kılınır : 23

Duanın Türkçe Tercemesi : 24

Ölen Çocuk İse İlâve Edilecek Duanın Tercemesi  : 24

Cenaze Namazında Eller Ne Zaman Çözülür?. 24

İmam Fazla Tekbir Getirecek Olsa... 24

İmam Dördüncü Tekbiri Getirdikten Sonra Gelip Kendisine Uyan Olursa : 24

Birinci Tekbîri İmamla Birlikte Getirdikten Sonra Diğerlerini Getirmiyecek Olursa : 24

İmam Unutarak Üçüncü Tekbirden Sonra Selâm Verirse : 24

Birkaç Cenaze Birden Hazır Olursa : 25

Birden Fazla Cenazenin Musallaya Konulusu : 25

Hür ile Köle Cenazesi Hazır Olduğunda : 25

Cenaze Namazında İmamın Abdesti Bozulursa : 25

Cenaze Cami Dışında, Cemaat İse Cami İçinde Bulunursa : 25

Cadde Üzerinde Cenaze Namazı Kılınır Mı?. 25

Hazır Olan Cenaze Namazını Kılmadan Ayrılmak : 25

ÖLÜYÜ DEFNETMEK : 26

Definden Evvel Kabri Sünnete Uygun Biçimde Hazırlamak : 26

Kabir Nasıl Hazırlanmalı?. 26

Ölüyü Tabut Tçinde Gömmek : 26

Ölüyü Kabre İndirmek İçin Kadına Görev Verilir Mi?. 27

Ölüyü Kabre İndirirken Kıbleye Gelecek Şekilde Tutulur : 27

Ölü Kabre Konulurken Ne Denilir?. 27

Ölü Kabre Nasıl Yerleştirilir?. 27

Kabirden Çıkan Toprağı Kullanmak : 27

Ölüyü Defnederken Hazır Bulunanların Kabre Üçer Küçük Taş Veya Toprak Atması : 27

Geceleyin Ölü Defnetmek Caiz Midir?. 28

Kerahet Vakitlerinde Defin Caiz Midir?. 28

Kabrin Yer Seviyesinden Bir Karış Kadar Yüksek Tutulması : 28

Henüz Ölmeden Kendi Kabrini Hazırlamak : 28

Umuma Ait Kabristanda Kabir Hazırlamak : 28

Ölü Defnedildikten Sonra Bir Süre Kabrinin Başucunda Durmak: 29

Kabirler Üzerinde Mescid Yapmak : 29

Bir Kabre Sadece Bir Ölü Konulur : 29

Kabirdeki Ölü Çürüyüp Toprak Haline Geldiğinde : 29

Ölü De'inedilmiyen Bir Kabristanda Bina Yapmak : 29

Ölen Kişiyi Bulunduğu Yerin Kabristanına Gömmek : 29

Defnedilen Ölüyü Kabirden Çıkarmak Doğru Değildir : 30

Tıp Fakültelerinde Kadavra Üzerindeki İnceleme : 30

Mal Sahibinin Müsaadesi Alınmadan Arazisinde Ölü Defnetmek: 30

Ölü Kıbleye Doğru Konulmazsa : 30

Kabristan İmamlarının Bilgili Olması : 30

Kabristandaki Yaş Ağaç Ve Otları Koparmamak : 30

Kabirlerde Ayakkabıyla Yürümek : 31

Kabristanda Hayvan Boğazlamak : 31

Kabir Üzerinde Oturmak : 31

Kabristanda Kur'ân Okumak : 31

TA'ZİYE : 32

Ta'ziye İçin Üç Gün Evde Oturmak : 32

Ölü Evinin Yemek Hazırlaması : 32

Siyah Elbise Giyinip Matem Tutmak : 32

ÖLÜYE FAYDA VEREN AMELLER : 33

Ölü İçin Verilecek Sadaka : 33

Ölü İçin Kur'ân Okumak Veya Okutmak : 33

Ergen Olmadan Ölen Müslüman Çocukları: 33

KABİR SUALİ : 33

Konuyla İlgili Sahih Hadîsler : 34

O Halde İnsanoğlunun Dört Devresi Vardır : 35


CENAZE BAHSİ VE CENAZE NAMAZI

 

Ölüm, yok olmak değil, bir evden başka bir eve göç etmektir. Ölüm, ruhumuzun eskiyen beden elbisesini çıkarıp yeni bir elbiseye hazırlanma devresidir. Dünya, âhiret yolunda uğraktan başkabir şey değildir. Ruh bu uğrağın şartlarına uygun bir bedene girer. Âhi-retteki şartlar çok değişiktir; dünyadaki bedenimizin ora şartlarına uyması, uyum sağlaması, intibak etmesi mümkün değildir. Cennette bildiğimiz güneş yok, gece ve gündüz de yok... Güneşi hiçbir zaman aratmayacak ve ondan çok daha üstün mânada insana ferahlık ve rahatlık verecek İlâhi Cemal nuru vardır.

Buğday danesi toprağa düşmedikçe yeni bir hayata kapı aça­maz. İnsan da öyledir. Kabir, insanlık mayasının gelişeceği bir va­sattır. Orayı dinlenme veya azâb yeri yapmak bizim elimizdedir. Şu dünyadan göçmeden her insan kendi saadetini veya felâketini bera­berinde götürür. Allah (C.C.) kimseye haksızlık etmez. Çünkü O as­la zalim değildir. Merhameti daima gazabının önünde yürür.

Hastalık, insanı biraz daha Allah'a yaklaştırır. İnanan kişiler hasta olmak istemez, ama hastalanınca da üzülmez. Onun günah­ları temizleyen bir rahmet olduğunu bilir. Şifâyı Allah'tan diler, imândan gelen sabır ve tahammülü bir an olsun elden bırakmaz.

Allah Resulü (A.S.) Efendimiz buyuruyor:

«Allah kimin hakkında hayır murad ederse, ona bir hastalık ve­ya benzeri bir musibet dokundurur.»[1]

«Müslümana ne kadar bir dert, ağrı, keder, üzüntü ve eza do­kunursa, mutlaka Allah o sebeple onun hatalarım temizleyip bağış­lar, hattâ kendisine dokunan bir diken bile...»[2]

İbn Mes'ud (R.A.)  anlatıyor :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimizin yanına girdiğimde sıtmanın ate­şinden acı duyuyor gibiydi. Bunun üzerine dedim ki : Ya Resûlellah Sıtma ateşinden dolayı şiddetli acı duyuyorsunuz? «Evet», dedi, son­ra şunu ilâve etti: «Sizden iki adam nasıl acı duyup inlerse ben de öyle acı duyuyorum.» O halde size iki ecir vardır, dedim. «Evet, öy­ledir.» buyurdu. Sonra şu hadîsi söyledi .

«Herhangi bir müslümana bir dikt.n veya ondan az ya da çok bir şey dokunursa, mutlaka Allah o şey sebebiyle onun günahlarını temizler, ağaç yapraklarını döktüğü gibi...»[3]

 

HASTALIĞA KARŞI SABRETMEK :

 

Diyebiliriz ki, hastalığa sabretmek, insana verilen hayırların en güzeli ve en genişidir.                                                               

Allah Resulü buyurdu :                                                     

«Mü'minin her hali hayırdır, onun her hali hayret vericidir.

Bu da ancak ona verilmiş, başkasına değil. Kendisine bir mutluluk ve genişlik kapısı açtığında şükreder, bu onun için hayırlı olur. Ken­disine bir zarar dokunduğunda sabreder; bu da onun için hayırlı olur.»

Hastayı Sormak :

Peygamberimiz (A.S.) Efendimizin sünnetlerinden biri de has­tayı sormaktır. Buna halk dilinde «Hasta ziyareti» de denir. Cemaate devam eden mü'minlerin günde dört beş defa bir araya gelmesi, bir­birlerinin halini daha iyi bilmelerine yardımcı olur. Cemaate katı­lanlardan bir kişinin gelmediğini gören Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, «Kardeşiniz bu gün cemaate gelemedi, bir derdi veya bir durumu mu var, sorup öğrenin!» diye emrederdi.

Bu konuda şöyle buyurmuştur :

Açı yedirin, hastayı sorun, esiri serbest bırakın!»[4]

«Müslümamn müslüman üzerinde altı hakkı vardır.»

Bunun üzerine soruldu :

—  Onlar nelerdir?

Cevap verdi :

—  «Ona Tasladığında selâm vereseni davet ettiğinde git, sana öğüt ve tavsiyede bulunduğunda öğüdünü dinle,   aksırıp El-hamdulülah, dediğinde Yerhamukellah (Allah sana rahmet eylesin) de, hastalandığında onu ziyaret et... Öldüğü zaman cenaze merasimine katıl.»[5]

 

ÖLMEYİ TEMENNİ ETMEK MEKRUHTUR :

 

Biz genellikle yaşamamızın mı, ölmemizin mi hayırlı olduğunu bilemeyiz. Hayır Allah'ın elindedir. Eceli takdir eden O'dur. Bunun için Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ölüm istemeyi ölmeyi temenni et­meyi' men'etmiştir.

«Sizden biriniz kendisine dokunan bir zarar ve musibetten do­layı ölmeyi temenni etmesin. Ama herhalde böyle bir şey temenni etmek istiyorsa, şöyle dua etsin. Allahım! Yaşamak benim için ha­yırlı olduğu sürece beni yaşat... Ölümbenim için hayırlı olduğu za­man ruhumu al!.»[6]

 

Ölüm Döşeğindeki Hastaya Ne Yapılır?

 

Son saatlerim yaşayan din kardeşimiz, Allah'ın aralıksız tecelli-gahi olan kıbleye yöneltmemiz için sağ yanı üzere döndürülür. Bu, hastaya eziyet verecekse, vazgeçilir.

Başucunda durulup Kelime-i Şehadet telkin edilir. Onun işite­ceği bir tonla Eşhedü Ellâ Îlâhe İllallah Ve Eşhedü Enne-Muhammed'en Rasûlüllah denir. Kendisine, bunu söylemesi teklif edilmez, bu hususta ısrar da edilmez. Hasta bu telkinden sonra bir defa Kelime-i Şehadet getirecek olursa, artık tekrar edilmez.[7]

Bu yolda telkinde bulunmak bil-icmâ müstehabdır. Yapılan sahih rivayette şöyle buyrulmuşiur.

«Ölülerinize  (yani ölmek üzere olan kardeşlerinize) lâ ilahe illâllah'ı elkin ediniz.»[8]

«Son sözü, lâ ilahe illallah olan kimse Cennete girer.»[9]

Hadîste sadece Kelime-i Tevhîd'e yer verilmişse de, bundan mak­sadın iki şehadet olduğu kabul edilmiştir. Cumhurun da görüşü bu­dur.

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz Medine'ye geldiklerinde Berâ bin Âzib'i sordu. Vefat ettiğini, ancak ölmeden evvel malının üçte biri­nin hayır yapılmasını, ölmek üzere iken kıbleye çevrilmesini vasiy-yet ettiğini söylediler. Bunun üzerine Efendimiz (A.S.) : «Fıtrata uy­gun olanı vasiyyet etmiştir...» buyurdu. Sonra gidip cenaze namazım kıldı ve şu duayı yaptı : «Allahım! Onu affet, bağışla, ona merhamet eyle ve kendisini Cennetine yerleştir...»

Şafiî Mezhebine göre, ölmek üzere olanın ayakları kıbleye doğ­ru uzatılır, başı hafif kaldırılıp kıbleye karşı tutulur.

Hanefilerin ve cumhurun görüşü daha uygun kabul edilmiştir.[10]

 

Defin İşi Bitince Telkin Yapılır Mı?

 

Hanefîlere göre, buna gere-k yoktur. Çünkü bu konuda haberi vâhid (tek kanal) ile gelen bazı rivayetler var ki, râvileri arasında zayıf olanları mevcuttur. Bununla beraber yapılmak istendiğinde m en'edilmez.

Fetâvâ-yi Hindiyye'de, Hanefî Mezhebinin Zahir Rivâyetin'de öl­dükten sonra artık telkin yapılmaz, kaydına yer verilmiştir.[11]

Şafiîler bu konudaki hadîslere dayanarak ictihadda bulunmuş­lardır. Malikîlerden nakledilen meşhur rivayete göre ve Hanbeliler-den bir kısmına göre, öldükten sonra ölüye Telkin vermek mekruh­tur.[12]

Rivayetler :

Tabiînden Saîd bin Mensur'un Hakim bin Umeyr'den yaptığı ri­vayette şöyle deniliyor : «Ölü kabrine konulup üzerine toprak örtü­lüp düzeltildikten sonra, cemaat ayrılırken birinin şöyle telkinde bu­lunması nıüstehabdır : Ey Falan! Lâ İlahe İllallah, Eşhedü El-Lâ İlahe İllallah de. Bu üç defa tekrar edilir. Sonra şöyle deni­lir : De ki : Rabbim Allah, dinim İslâm, Peygaberim Muhammed  .S.)'dır.      -

El-Hâfiz bunu Telhîs'te zikrettikten sonra susmuş, bir açıklama­da bulunmamıştır. Taberanî ise, bunu Ebû Umame hadisi olarak ri­vayet etmiştir ki Ebû Umame'nin naklettiği telkin biraz değişiktir.

İmam Neveî bu konuda diyor ki :

Nakledilen hadîs ne kadar zaytıfsa da, ölünün kabirde alışkan­lık sağlaması için yararlıdır. Muhaddisler, fazâil ile ilgili hadîslerde raz müsamahakâr davranmışlardır.»

«Ölünüz için tesbit isteyin...» hadîsini bu mânaya hamledenler olmuştur. Ayrıca Amir bin Âs'm telkin ile yapmış olduğu vasiyyet te pek meşhurdur.

Hanefîlerin çoğu da bu rivayetleri dikkate alarak amel etmiş­lerdir. Özellikle Hicri beşinci asırdan sonra...[13] 

Taberânfnin Ebû Umame (R.A.)'den Telkin ile ilgili yaptığı ri­vayette şu cümlelere yer verilmiştir :

Ölene anasının ismiyle hitap edildikten sonra şöyle denilir :

Türkçe anlamı :

«Dünyadan, üzerine bağlı bulunduğun   Lâ İlahe İllallah, Muhammedün Resülüllah şehadetini hatırla ve sen Allah'ın Rab, İslâm'ın Din, Muhammed'in Peygamber, Kur'ân'ın İmam oldu­ğuna rıza gösterdiğini de unutma, hatırla...» [14]

 

Telkinde Bulunan Şahsın Vasfı :

 

Telkîndebulunacak olan kimsenin, ölen kişinin ölümüne sevinen ya da memnun kalan bir duyguya sahip olmamasına dikkat edilir. Allah'ın takdirinde mutlak hayır bulunduğuna i'tikad eden bir kim­senin telkinde bulunması tercih edilir.[15]

 

Ölmek Üzere İken Ağızdan Küfrü Gerektiren Söz Çıkarsa :

 

Ölmek üzere olan bir kimse can çekiştirirken ağzından küfrü gerektiren bir söz çıkarsa, bunun şuurlu ölçüde çıkmadığına hük­medilerek müslümanlara yapılan muamelenin aynısı ona da yapılır. Yani buna rağmen yine de müslüman kabul edilerek ona göre dinî merasim yapılır.[16]

 

Ölmek Üzere Bulunan Şahsın Yanma İyi Kişilerin Gelmesi Arzulanır :

 

Ölmek üzere bulunan şahsın yanma iyi kişilerin gelmesi her za­man arzulanır. Hastanın onları görmesiyle kendisinde bir değişiklik meydana gelebilir, bu durumda Allah'ı daha çok hatırlıyabilir. An­cak fazla kimsenin toplanması hastaya sıkıntı veriyorsa, o takdirde oturmamak daha uygun olur. [17]

 

Hastanın Baş Ucunda Yâsîn Okumak :

 

Hastanın yanında mümkünse Yâsîn Suresini okumak müstehabdır.[18]

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu konuda şöyle buyurmuştur : «yâsîn, Kur'an'm kalbidir. Bir kimse bunu okur da Allah'ı ve âhiret gününü arzularsa, mutlaka bağışlanır. Artık siz onu ölüleri­nizin üzerine de okuyun!»[19]

«Herhangi biri ölür de onun yanında Yasin Suresi okunursa, herhalde Allah ölümü (ve kabri) ölene kolaylaştırır.»[20]

 

Ölmek Üzere Olanın Yanında Güzel Koku Bulundurmak:

 

İslâm her zaman temizliği, güzelliği, düzenli olmayı emreden bir dindir. Ölmek üzere bulunan din kardeşimizin yanma rahat girip çıkabilmek için etrafı düzenli ve temiz tutmak, güzel koku sürün­mek müstehab sayılmıştır.[21]

Cünüp veya aybaşı halinde bulunan kimsenin orada oturmasın­da bir sakınca yoktur. Ancak abdestli bulunmakta büyük yarar var. Rahmet meleklerinin daha çok yaklaşmasına vesile olması umulur. Mümkün olmadığı takdirde, buna cevaz verilmiştir.[22]

 

Ölüm Olayı Meydana Gelince Ne Yapılır?

 

Önce ölenin gözleri açıksa kapanır. Sonra çenesi sarkıp ağzı açık kalmasın diye çene kısmı bağlanır. Bütün bunlar en yumuşak hare­ketlerle yerine getirilir, [23]Bu amelyeyi, ölenin en yakım yerine getirirse daha iyi olur. Yakın dostlarından biri de bunu yapabilir. Nitekim Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, Ebu Seleme vefat ettiğinde içeri girdi. Ebü Seleme'nin gözleri açık kalmıştı. Mübarek elleriyle onun gözlerini kapadı ve şöyle buyurdu : «Ruh alınınca göz onu ta­kip eder!.»[24]

Ölenin Gözlerini Kapayan Şu Duayı Yapabilir :

«Allah'ın ismiyle ve Resûlüllah t A.S.)'in milleti üzere gözlerini kapıyorum. Allahım! bu kardeşimizin işini kolaylaştır, bundan son­raki durumunu hafif tut... Sana kavuşmakla onu mes'ud eyle, git­mek üzere olan yerini ayrıldığı yerinden hayırlı eyle.»[25]

Sonra da kollan ve bacakları düzgün biçimde tutulur. Bütün buriar nezih hareketlerle yerine getirilir.[26]

Üzerindeki elbiseler çıkarılır, yüksekçe "bir yere konur, herhan­gi bir şişmeyi önlemek için karnı üzerine demir parçası koymakta yarar vardır. Etrafa güzel koku sürülür. Üzerine yüzünü de örtecek şekilde bir çarşaf örtülür. Nitekim Resûlüllah (A.SJ Efendimiz vefat ettiğinde Hz. Aişe Validemiz CR.A.), yüzünü de örtecek şekilde üze­rine bir perde çekti. [27]

 

Ölüm Haberi, Yakınları Duysun Diye Îlân Edilir :

 

Ölüm haberinin, ölenin yakınlarına, komşu ve dostlarına duyu­rulması müstehabdır. [28]Nitekim Habeş Kiralı Necaşi vefat ettiğinde Resûlüllah (A.S.) Efendimiz onun ölüm haberini derhal çev­reye duyurdu. Sahih kaynakların tesbiüne göre Zeyd, Cafer ve Ab­dullah bin Revana savaşta şehîd edilince, Resûlüllah ölüm haberini Medine'de Hân ettirdi.[29]

Ancak bu ilân soKaıuarda yüksek sesle duyurmak şeklinde ya­pılmaz. Cami' ve benzeri yerlerde toplanan cemaate söylenir, denil-mişse de, El-Muhit sahibi İmam Serahsî, sokaklarda ilân etmekte bir sakınca olmadığını söylemiştir. [30]

 

Ölenin Teçhiziyle Birlikte Borçları Ödenir :

 

Mümkün olduğu takdirde ölü henüz gömülmeden borçlarını tes­it edip ödemek daha uygun olur. Zaman ve zemin buna müsait de-ilse, o takdirde defin işi yerine getirildikten hemen sonra borçları denmeyebaşlanır.

Ölü Yıkanmadan Yanında Kur'ân Okunur mu?

Hanefî İmamlarına göre ölü yıkanmadan yanında Kur'ân oku-ıak mekruhtur. Başka bir odada okunmasında bir sakınca yoktur.[31]                      

 

Gebe Halinde Ölen Kadın :

 

Gebe iken ölep. kadının karnındaki çocuk hareket ediyorsa, karın yarılarak çocuk alınır. Bu, İmam Muhammed'in görüşüdür.[32]

Bu Mesele Üzerinde Biraz Durmak Gerek :

Gebe bir vaziyette ölen kadının karnındaki çocuk alınır mı, alınnaz mı? Bu hususta İmam Muhammed'in içtihadının   ışığı altında   böyle bir hüküm çıkarmak mümkün : Çocuğun tıbben yaşama şansı ıharsa, karın yarılarak alınır. Böyle bir şansı yoksa kendi haline bırakılır. [33]

 

Cenazeyi Yıkamak :                                                                      

 

Müslüman ibâdete hazırlayıp Allah'ın huzurunda durmayı irâie ettiğinde de,vefat edip Yaradan'ma dönerken de içinden dışına vuran ciddi bir temizlik şuuruna erişmiştir. Abdest ve gusül iç temiz-liğiyle dış temizliğini bütünleştirdiği gibi, cenaze yıkamakla onun namazını kılmak da aynı temizliğin birleştirilip bütünleştirilmesini amaçlar.

Bunun için Müslüman bir ölüyü yıkamak, diriler üzerine vâcib bir haktır. Bu, Sünnet ve icmâ1 ile sabit olmuş, muhalefet eden, yani farklı görüş ve ictihad ortaya koyan olmamıştır.[34]

Ne var ki bu vacibi Müslümanlardan bir kısmı yerine getirince diğerlerinin üzerinden kalkmış olur.

Vâcib olan gusül bir defa her tarafının yıkanmasıdır.

Tekrarı sünnettir. O halde cenazeyi bir defa yıkamak, vâcib, ikinci ve üçüncü defa yıkamak sünnettir. Bu durumda cenazeyi bir defa yıkamak da yeterli sayılır. Akar bir suya bir defa daldırıp çı­karılması da yeterlidir.[35]

Ölü yıkanmaya hazırlanırken :

Önce üzerindeki elbise çıkarılır. Yüksekçe bir şey üzerine (tene­şir tahtası gibi) konur çevresi buhur ve benzeri güzel kokulu şeyler­le tütsülenir. Bunun da üç defa yapılması müstehab sayılmıştır. Tüt- süyü elinde tutan kimse bunu teneşir tahtasının etrafında ya bir ya da üç veya beş defa döndürür.[36]

Ümraü Atiyye'den yapılan sahih rivayete göre :

Ümmü Atiyye'nin kızı öldüğünde Rasûlüllah CA.S.) Efendimiz  cenazesine hazır bulunmuş ve «Cenazeyi üç ya da beş defa veya da- ha fazla yıkayın!» buyurmuş, sonra da şunu ilâve etmiştir : «Sizin  için uygunsa, suyuna sidir karıştırıp ve son defasında ise mümkünse  kâfur karıştırıp Öylece yıkayın...»[37]

Diğer bir hadislerinde ise :

«Ölüyü buhur ve benzeri güzel kokularla tütsülediğinizde onu tek sayıda bırakın.»[38]

 

Cenaze Yıkanılan Yerin Örtülü Tutulması ;

 

Cenaze yıkanırken utan yerlerinin açılmamasına dikkat edilir ve mümkün olduğu ölçüde etrafı örtülü bulundurulur. Ona ancak gaasil ile yardımcıları bakar başkasının gelip bakması mekruh sa­yılmıştır.[39]

Genellikle cenaze yıkanırken göbeğinden diz kapağına kadar olan kısım bir bezle örtülü tutulur. Sahih olan da budur. [40]Mez­hebin zahirine göre sadece galiz avret yerinin örtülmesi kâfidir de-nilmişse de birinci görüş daha sahih ve uygundur.[41]

Ölü gusledilirken ele sarılan bir bez parçasıyla iatinca edilir. Bu, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'in kavlidir. Bezsiz el dokun­durmak haramdır.[42]

Gaasil ve Gaasile, cenazeyi yıkaryen hem uyluklarına, hem galiz avret yerlerine bakmaz. Yardımcıları da aynı hususa dikkat eder­ler. Tatarhaniyye sahibi bilhassa bu mesele üzerinde durmuş ve bak­manın haram olduğunu kaydetmiştir. Buna mekruh diyenler de var. [43]

 

Cenaze İstinca Edildikten Sonra :

 

Önce kendisine namaz abdesti gibi bir abdest verilir. Ancak na­mazı kılmmıyacak anlamda küçük ise abdest vermeye gerek yok­tur. [44]Abdestte önce yüz sonra kollar yıkanır. Eller dikkate alı­narak kollara öncelik verilmez.[45]  Gerek kolları gerek ayakları yıkanırken hayatta olduğu gibi hep sağdan başlanır. Ağzına ve bur­nuna su verilmez, [46]Verilir, diyenler omluşsa, da birinci görüş daha sahihtir.

Ölünün başı meshedilir ve ayaklarının yıkanması, gusülden son­raya bırakılmaz. Bütün bunları yapmak sünnettir. Farz olan, bir kere her tarafının yıkanmasıdır.[47]

 

Ölüyü Sıcak Su İle Yıkamak :                            

 

Hanefi imamlarına göre, ölüyü sıcak su ile yıkamak daha fazi­letlidir. Mümkünse suya sidir veya hirz ya da kâfurdan biraz ka­rıştırılır. Değilse sadece su ile yıkanır. [48]Başı mümkünse sabun­la yıkanır. Sakalları varsa ona da sabun dokundurulur. Şafiîlere gö­re, geniş dişli bir tarakla saç ve sakalı taranır.

Cenaze yıkanırken önce sağ tarafı, sonra sol tarafı yıkanır. Bu­nun için önce sol tarafa biraz meylettirilir, sonra da sağ tarafına meylettirilir. Sonra hafif oturtulur şekle getirilerek hafifçe karnına dokunulur. Tabii yollardan bir şey çıkarsa, sadece oranın yıkanma-sıyla yetinüir. Yıkama işi bitince temiz bir bez ile kurulanır.

Hanefî İmamlarına göre:

Ölünün saç ve sakalı taranmaz, tırnakları kesilmez, saç ve sa­kalı alınmaz, yani tıraş edilmez. Olduğu gibi bırakılır.[49]

Kulak, Burun ve Göz Gibi Yerlere Pamuk Kojmak :

Cenazenin yıkama işi bittikten sonra arzu edildiği takdirde ku­lak, burun, göz ve benzeri tabii menfezlere pamuk konulabilir.[50]

 

Öldükten Sonra Suya Düşen Öîü :

 

 Öldükten sonra kendiliğinden suya düşen veya suda boğulan kimseyi yıkamak gerekir mi? Sadece suya düşmek veya suda boğul­mak gusül yerine geçmez. Çünkü cenazeyi yıkamakla Müslümanlar  mutlaka yükümlü tutulmuşlardır. O halde suyun içinde raslanan bir  ölüyü gusül niyetiyle suda hareket ettirmek, gusül yerine geçer. Ama çıkarıp adabına uygun yıkamak daha iyi olur.[51]

Ölü iyice şişmiş, eti dökülmeye başlamışsa, o takdirde üzerine su  dökmekle yetinilir.[52]

 

Kadının Yıkanması :

 

Cenaze kadın ise, yıkamada erkekler hakkındaki hükme dahil- dir. Saçları arkasına salıverilmez. Gaasile kadın onu da guslün sün- net ve âdabına göre yıkar. Utan yerlerinin görünmemesine bilhassa  dikkat eder.[53]

 

Doğunca Sesi Çıkan Çocuk Yıkanır Mı?

 

Çocuk doğduktan hemen sonra ölürse, bakılır, doğduğunda sesi çıkmış veya hareket göstermişse, ona bir ad konulur, yıkanır ve na­mazı kılınır. Sesi çıkmadan, hareket göstermeden ölmüş veya ölü olarak doğmuşsa, o takdirde bir pez parçasına sarılır, namazı kılın­maz. Zahir rivayetin dışındaki rivayetlere göre, yıkanır. Muhtar olan da budur. [54]Yıkanmadığı takdirde bir şey gerekmez.

Çocuğun doğunca ses çıkarmasına veya bazı hareketler göster­mesine fıkıhta Îstîhlâl denir.

Çocuğun ses veya hareket gösterdiğini ebesi veya annesi söylerse, onların sözüne itibar edilerek    çocuk yıkanır, namaz kılınıp öy­lece defnedilir. Tabii adı da konur.[55]

Yukarıda da belirttiğimiz gibi henüz azası tamamlanmayan dü­şük çocuğun namazı kılınmaz. Muhtar olan kavle göre, yıkanır ve öylece defnedilir. Yıkanmadığı takdirde bir şey gerekmez.[56]

 

Bedenin Yarısı Veya Bir Kısmı Bulunursa :

 

Ölenin bedeninin yarısı ya da bir kısmı veya bir azası kalır, di­ğer kısmi herhangi bir sebeple yok olursa, ne yapılır? Müctehid imamlara göre, bedenin çoğu veya başıyla birlikte yarısı bulunursa, tam bir beden gibi yıkanır, namazı kılınır ve defnedilir.

Bedenin çoğu veya yarısıyla birlikte başı yıkanıp defnedildik­ten sonra geri kalan kısmına raslamrsa, artık ne yıkanır, ne de na­mazı kılınır, bir beze sarılıp defnedilir.

Bedenin başsız yarısı veya başından kuyruk sokumuna kadar ikiye bölünmüş yarısı bulunursa yıkanmaz, namazı da kılınmaz. Sa­dece bir bez parçasına sarılıp defnedilir.[57]

 

Müslüman Olup Olmadığı Bilinmiyen Ölü :

 

Bir yerde raslanırda Müslüman olup olmadığında şüphe edilir--se, yüzüne dikkat edilir, saç, sakal, bıyık ve benzeri şeyler üzerinde durulur, müslümanlara benziyorsa, o takdirde ona göre amel edilir. Böyle bir alâmet tesbit etmek mümkün olmaz da ama raslanılan ölü, Müslümanların yaşadığı bölgede ise, yine de ona Müslüman mua­melesi yapılır. Yani yıkanır, namazı kılınıp öylece defnedilir. Gayr-i müslimlerin oturduğu bir bölgede raslanır da müslüman olduğuna ait bir belirti tesbit edilemezse, bir bez parçasına sarılıp defnedilir.[58]

 

Savaş, Zelzele Ve Benzeri Felâketlerde :

 

Savaşta ve benzeri felâketlerde müslümanlarla kâfirlerin cesed-leri birbirine karışırsa, ne yapılır? Müslümanlarda görülebilen bir takım alâmetler aranır, sünnet, sakal biçimi, kıyafet ve benzeri örfe uygun belirtiler üzerinde durulur.    Bunlardan birine raslamrsa, o takdirde, şehîd ise sadece namazı kılınır, değilse yıkanır, namazı kı­lıp öylece defnedilir.

Cesedler üzerinde belirtilen alâmetleri tesbit etmek mümkün olmaz ve ancak müslümanlarm çoğunlukta olduğu bilinirse, o tak­dirde hepsine birden müslüman nazarıyla bakılır ve ona göre hare­ket edilir. Bunun aksine kâfirler çoğunlukta olursa, hiç birinin na­mazı kılınmaz; ancak hepsi de yıkanıp kefenlendikten sonra defnedi­lir. Tabii Müslüman kabristanına değil, müşriklere ait bir kabristana defnedilir. Ama çoğunluk müslümanlarda olursa, o zaman hepsi de Müslümanlara ait kabristana defnedilir.

îki taraf eşit durumda olursa, sahih kavle göre, yine de namaz­ları kılınmaz. Hangi kabristana gömülecekleri hakkında farklı gö­rüş ve ictihadlar vardır. Bazısına göre, bunlar için ayrı bir kabris­tan meydana getirilir. Allah (C.C.) daha iyisini bilir.[59]       

 

Ana Veya Babasıyla Birlikte Esir Edilen Çocuk Ölürse :

 

Ana babasından biriyle birlikte esir edildikten sonra ölürse ana veya babası İslâm'a girmişse çocuk yıkanır namazı kılınıp öylece def­nedilir. Çünkü çocuk bu durumda da ana babasına tabi'dir. Veya ana babası İslâm'a girmez ama çocuk aklettiği için kendisi İslâm'a girmeyi kabul eder ve öylece ölürse o takdirde de yıkanır namazı kılınıp öylece defnedilir. Bu iki durum yoksa ne yıkanır ne de na­mazı kılınır sadece bir beze sarılıp defnedilir.

Ama çocuk yalnız başına esir edildikten sonra ölürse, mükellef sayılmadığı ve Müslümanlarm eline geçip onların tasarrufu altına girdiği için, hem yıkanr, hem namazı kılınır.[60]

 

Denizde Seyrederken Vapurda Ölen Kimse :

 

Deniz yolculuğu yaparken gemide ölen kimse, yıkanır namazı kılındıktan sonra ağır bir cisme bağlanarak denize atılır.[61]

 

Devlete Baş Kaldırıp Öldürülen Kimse :

 

İslâm Hukukuna göre İslâm Devletine karşı gelip silahlı çatışma­ya girdiğinde öldürülen veya yol kesicilik yaparken yine devlet kuv­vetleri tarafından öldürülen kimseler yıkanmaz, namazları da ktfınraaz, öylece bir çukur kazılıp içine atılır. Ancak silahlı çatışmada öl-dürüîmeyip diri yakalanır ve sonra eceliyle ölür veya yakalanıp mahkeme tarafından idam edilirse, 0 takdirde Allah'a Peygambere ve ahirete inanıyorsa hem yıkanır, hem namazları kılınır.

Fukahanm ileri gelenleri bu görüşü çok uygun kabul etmişler­dir.[62]

 

Ölüyü Yıkayanda Aranılan Vasıflar :

 

Ölüyü yıkayan kimsenin aşağıda belirtilen    vasıfları    taşıması Sünnettir :

a) Abdestli bulunması,

b) Müslüman olması,

c) Cünüp, ayhali, kâfir ye fasik olmaması,

d) Ölüye en yakın kimseden seçilmesi,

e) Allah'tan korkup kötülüklerden    sakınan bir kimse bulun­ması,

f) Cenazeyi vâcib ve sünnete uygun biçimde yıkayacağına dair güven vermesi ölüde bazı nahoş şeyler   gördüğünde onları gizleyip etrafa duyurmaması gördüğü güzel halleri anlatması...»

O halde abdestsiz kimse cenaze yıkayabilir. Ama cünüp ve ay­hali olan kimsenin yıkaması mekruhtur. Başka yıkayacak kimse bulunmadığı takdirde yıkayabilirler.                                                        

Ölen kimse tam bir bid'acı ise onu yıkayan kimse gördüğü naalleri etrafa yayabilir. Çünkü bu bir, bid'acinin sonunun iyi ol sadığını hatırlatır. Fukaha buna cevaz vermiştir. [63]

 

Ölüyü Yıkayan Kimse Yanında Güzel Koku Bulundurur :            

 

Ölüyü yıkarken, bazı hallerinden tiksinmemek için gaasilin ve yardımcılarının yanlarında güzel koku bulundurmaları, buhur ve benzeri şeyleri yakıp etrafa güzel bir koku yaymaları müstehabdır. (148)

Cenazeyi Ücret Karşılığında Yıkamamak :                                   

En uygun olanı, cenazeyi ücret karşılığında değil, Allah (C.C.) rızasını gözeterek yıkamaktır. Çünkü bu, her müslümanm dinî ve insanî görevidir. Ancak gaasil ücret isterse ve yanında da bir iki kişi çalıştırıyorsa, o takdirde kendisine ücret verilmesine cevaz verilmiş­tir.[64]

 

Erkek Erkeği, Kadın Da Kadını Yıkar :

 

Ölen kimse erkek ise, onu ancak erkek yıkayabilir. Kadın ise an­cak kadın yıkayabilir. Erkeğin kadını, kadının da erkeği yıkaması caiz değildir. Ancak ölü henüz iştiha çağma girmemiş bir çocuk ise, o takdirde erkek çocuğun kadın tarafından kız çocuğun da erkek ta­rafından yıkanmasında bir sakınca yoktur.

Tenasül aleti kesik veya idiş edilmiş kimse erkek hükmündedir, yani onu ancak erkeklerin yıkaması caiz olur.[65]

 

Kadın Kocasını Yıkayabilir Mi?

 

Bu konuda Mezhep imamlarının ictihadları farklıdır :

a) Hanefîlere göre, kadın kocası   tarafından boşanmamışsa, o takdirde henüz iddeti (şer'î bekleme müddeti) devam ettiğinden, ko­casını yıkayabilir. Ama kocası ölmeden onu boşamış veya öldükten sonra kocasının oğlu veya babası kadına şehvetle dokunmuş veya şehvetle öpmüşlerse, o takdirde yıkayamaz.

b) Şafülere göre, kadın bâin veya rec'î talakla boşanmamışsa, o takdirde karı koca birbirlerini yıkayabilirler.    Böyle bir boşama meydana gelmişse, birinin diğerini yıkaması helâl değildir.

c) Mâlikîler de bu meselede Şafiîlerin    doğrultusunda ictihad etmişlerdir.

d) Hanbelîlere göre, rec'î talâkla boşanan kadının kocasını yı­kaması caizse de bâin talakla boşananın yıkaması caiz değildir.[66]

 

Kadından Başka Yıkayan Bulunmazsa :

 

Ölen bir erkeği yıkayacak erkek bulunmaz da sadece kadın bu­lunursa, ölen, kadının mahremi ise, kadın eline bir bez geçirmeden ona teyemmüm verir. Yabancı ise, kadın eline bir bez geçirerek öy­lece teyemmüm verir ve bu esnada gözlerini yumar.[67]

Yolculukta bir erkek kadınlar arasında ölürse, erkek olarak sa­dece bir kâfir bulunursa, kadınlar o kâfire cenaze yıkamayı öğretir ve ikisini başbaşa bırakırlar. Kâfir yıkamazsa, kadınlar arasında he­nüz iştiha çağına girmemiş bir kız çocuğu, bulunuyorsa, o takdirde ölen erkeği yıkaması için ona bilgi verirler ve cenazeyle başbaşa bı­rakılır. [68]

 

Seferde Ölen Kadının Yanında Sadece Kâfire Bir Kadın Bulunursa :

 

Seferde ölen müslüman bir kadının yanında sedece kâfire bir kadm veya henüz iştiha çağma girmemiş bir erkek çocuk bulunur­sa, kâfire kadm ile erkek çocuktan hangisi cenaze yıkamasını bili­yorsa, o bu ameliyeyi yerine getirir. Beraberlerinde müslüman er­kek bulunuyorsa, o, kâfire olan kadına iştiha çağında bulunmayan çocuğa cenaze yıkamayı öğretir ve kendisi yıkanma işi bitinceye ka­dar oradan uzaklaşır.[69]

 

İştiha Çağına Girmiş Hunsa - Müşkil :

 

Hem erkeklik, hem dişilik organı bulunan (Hunsa-Müşkil) iş­tiha çağma girmişse, onu ne erkekler, ne de kadınlar yıkar. Örtülü tutularak o vaziyette teyemmüm verilmekle yetinilir.

Bunun gibi, iki organı bulunan (Hunsa - Müşkil) de ne kadını, ne de erkeği yıkayabilir.[70]

 

Velisi Müslüman Olan Bir Kâfir Ölürse :

 

Velisi Müslüman olan bir kâfir öldüğü takdirde, velisi onu mur­dar bir elbiseyi yıkar gibi yıkar, bir beze sarıp açtığı bir çukura gö­mer. İslâm Sünnetine göre, hareket etmez. Yani onu ne sünnete uy­gun yıkar, ne de ona uygun biçimde kefenleyip gömer.[71]

 

Babası Kâfir Olan Bir Müslüman Öldüğünde :

 

Babası kâfir bir müslüman erkek öldüğünde, onu müslümanla-rm yıkayıp defnetmesi gerekir. Babasının yıkama ve tekfinine im­kân verilmez.[72]

 

Seferde Ölen Adamı Yıkayacak Temiz Su Bulunmazsa :

 

Seferde  bir  müslüman  erkek  ölür de  orada  temiz su bulmak mümkün olmazsa, o takdirde toprak ile teyemmüm verilir ve sonra namazı kılınarak defnedilir.[73]

Toprak ile teyemmüm verildikten ve namazı kılındıktan sonra temiz su bulunursa, o takdirde İmam Ebû Yusuf'a göre, yeniden yı­kanıp namazı kılındıktan sonra defnedilir.[74]

 

KEFEN:

 

Ölüyü yıkadıktan sonra belirtilen şekilde bir beze sarıp öylece defnetmek farz-i kifayedir. Müslümanlardan bir kısmının bunu ye­rine getirmesiyle diğerleri üzerinden bu vecibe kalkmış olur. Hiç kimse ölünün tekfiniyle meşgul olmaz, yani onu kefene sarmazsa, hepsi birden günahkâr sayılır.[75]

 

Ancak Erkekle Kadm Kefeni Arasında Fark Var :

 

Erkeğin kefeni üç parçadan ibarettir : İzar, kamîs, lifafe, îzar : Baş ve ayakları aşacak uzunlukta bir parçadır. Kamîs : Omuzdan ayak uçlarına kadar uzanan bir parçadır. Lifafe de izar gibi baştan ayaklara kadar örtecek uzunlukta bir parçadır.[76]

Kefenin cepsiz, yensiz ve kolsuz olması sünnettir. Kefen tabirin­de başa sarılan ya da konulan sarık ve benzeri şeyler yoktur. Ancak hicrî beşinci asırdan sonra gelen fukahadan bir kısmı, ilim adam­ları kefenlenirken başlarına beyaz sarık sarılmasına istihsanen cevaz vermişlerdir. Bu durumda sarığın teylesam ölünün yüzüne doğru sarkıtılır.[77]

Kadının kefeni ise altı parçadan oluşur : Diri', himar, izar, lifa­fe, hırka, Diri', gömlek anlammadır. Himar; baş örüsü demektir. Hırka da göğsüne bağlanan parçadır. Hırkanın göğüsle göbek veya göğüsle diz kapakları arasını örtecek genişlikte olması daha uygun­dur.[78]

Erkeğin kefeni, izar ve lifafe denilen iki parçayla yetinilerek de yerine getirilebilir. Ancak imkân bulunduğu takdirde bir tek parçaya sarılması mekruh sayılmıştır. Kadının kefeni de üç parçayla yeti-nilebilir. İmkân bulunduğu takdirde iki parçaya sarılması mekruh­tur.[79]

 

İştiha Çağma Girmiş Çocuk :

 

İştiha çağma girmiş kız ve erkek çocuğun kefeni, ergen kimse­lerin kefeni gibidir. İştiha çağına girmemiş çocukların ise kefenin, erkek çocuk ise bir parça, kız çocuk ise iki parça ile yerine getiril­mesi caizdir. Bununla beraber onlara da ergen kişilere sarılan mik­tarı kullanmakta bir sakınca yoktur.[80]

 

Hunsa - Müşkilin Kefeni :

 

Hem erkeklik, hem dişilik organı bulunan kimsenin kefeni nor­mal kadınların kefeni gibidir. Bu bir ihtiyattır. Üç parça ile yetin­mek te caizdir. [81]

 

Kefenin Genellikle Beyaz Olması Daha Uygundur :

 

Kefenin beyaz bir bezden olması, sünnete daha uygundur. Bu­nunla beraber kişinin hayatındaki sosyal ve ekonomik durumuna göre, ayarlanması daha uygundur. Beyaz kefenin pamuk, keten ve benzeri şeylerden olması farketmez. Ancak günümüzde daha çok pa­tiska ya da kaputbezi tercih edilmektedir. [82]

 

İpek Veya Renkli Kumaştan Kefen :

 

Erkekler için ipek, atlas ve renkli kumaşlardan kefen kullanmak mekruhtur. Kadınlar hakkında ise, hayatta iken sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak sözü edilen parçalardan kefen kullanıl­masına cevaz verilmiştir. Ama beyaz kumaştan olması mutlaka af-daldır.[83]

Hayatta iken giymeleri kendilerine mubah olan her kumaşm öldükten sonra kefen olarak kullanılması da mubahtır. Bu, erkekler hakkında câri bir kaidedir.[84]

Bırakılan mal çok olur da verese de az olursa, sünnet kefen, du­rum bunun aksine ise kifâye yollu kefen uygulanır.   Bunun böyle yapılmasının daha uygun olduğu fukahanm çoğu tarafından kabul edilmiştir.[85]

 

Vârisler Kefen Sayısında İhtilâf Ederse :

 

Vârisler kefen sayısında ihtilâf ederse, kimi iki kefen, kimi üç kefene sarılsın, derse, üç kefene sarılsın diyenlerin sözü yerine ge­tirilir. Çünkü sünnet olan da budur.[86]

 

Kefenleme Nasıl Yerine Getirilir?

 

Erkek için önce lifafe denilen kefen düz bir yere serilir, onun üzerine izâr denilen kefen, serilir. Sonra ölü bunun üzerine konulur. Kamis denilen kefen giydirilir, gerekirse baş ve sakal kısımlarına gü­zel kokulu pamuk konulur. Sonra izara, sonra da lifafeye sarılır. Di­ğer güzel kokuları da kullanmakta bir sakınca yoktur. [87]

 

İzâr ve Lifafa Sarılırken :

 

Önce bunların sol tarafı, sonra sağ tarafı konulur. [88]Böyle­ce kefenin sağ kanadı sol kanat üzerine gelmiş olur. Kefenin Açılmasından Endişe Edilirse :

Kefenin Açılmasından endişe edildiği takdirde, baş ve ayak uç-lan bağlandığı gibi, bel kısmından da dikişsiz bîr bezle bağlanır. [89]

 

Kadın Nasıl Kefenlenir?

 

Erkeklerde olduğu gibi önce lifafa, onun üzerine de izâr serilir, cenaze izâr üzerine konulur ve diri' giydirilir. Sonra saçları iki örgü halinde göğüsleri üzerine gelecek şekilde konulur. Sonra baş örtüsü mahiyetinde olan parça konulur ve erkeklerde olduğu gibi önce sol tarafı, sonra sağ tarafı konularak izâr ve lifafa sarılır.

Bunlar sıhhatli biçimde yerine getirildikten sonra hırka dengen parça göğüs nahiyesine gelecek şekilde sarılıp bağlanır.[90]

Belirtilen kefenler henüz sarılmadan ya üç, ya da beş, hiç olmaz­sa bir defa güzel kokuyla tütsülenir. Beşten fazla yapılmaz.[91]

 

Ölü Kaç Yerde Güzel Koku İle Tütsülenir?

 

Sahih rivayetlere göre, üç yerde tütsülenir : Ruhu bedeni terket-.iğinde, çevreyi tiksindirmemek için buhr ve benzeri güzel kokular mllamlır. Yıkanırken de yıkayanların rahat çalışmasını sağlamak çin hem güzel koku, hem tütsü kullanılır. Bir de kefenlenirken...[92]

 

Ölenin Borçlu Olduğu Anlaşılırsa :

 

Ölen borçlu bulunursa, geriye de mal bırakmişsa, yine de ön­ce kendi malından kefen ve masrafları karşılanır. Sonra kalan ma­lıyla borçları kapatılır, Ancak rehin, satışı yapılmış bir mal varsa, bunlardan ne kefen, ne de vasiyyeti için harcanır. Önce bunların sahipleri tesbit edilip verilir. Geriye kendi malı kalmışsa, o takdirde Ikefen ve sair lüzumlu masraflar yapılır.[93]

Ölen kimse geriye hiçbir mal bırakmamışsa, onun kefen ve de­fin masrafı, nafakası üzerine vâcib olan yakınları tarafından karşı­lanır. İmam Ebû Yusuf'a göre, ölen kadın geriye hiçbir şey bırak­madığı takdirde onun kefen ve defin masrafı kocasına vâcibdir. İmam Muhammed'e göre vâcib değildir.[94]

 

Ölen Adam Geriye Hiçbir Mal Bırakmamışsa :

 

Ölen koca geriye hiçbir mal bırakmadığı takdirde, karısı zengin bile olsa, kocasının kefen ve defin masrafını yapmak zorunda değil­dir. Yani böyle bir masraf kadına vâcib değildir. Bu hususta icmâ' vardır.[95]

Ne var ki bu Müslüman kardeşimize karşı olan görevlerimizden biridir. Üzerimize vâcib olmasa bile, karı kocasının koca da karısı­nın kefen ve defin masraflarını gönül rızasıyla karşılamalıdır. Bun­da büyük bir ecir vardır.

Resûlüllah ([A.S.) Efendimiz : «Sizden biriniz din kardeşinin ya­kını olup tekfin ve teçhiz işleriyle meşgul olduğunda, onun kefenini güzel biçimde yerine getirsin...» buyurmuştur.[96]

«Ölülerinize beyaz elbiselerinizden giydirin, çünkü beyaz sizin en hayırlı elbisenizdir.»

Diğer bir rivayette ise :

«Beyaz elbiselerinizi giyin. Çünkü o sizin en hayırlı elbiseleri­nizden biridir. Ölülerinizi de beyaz elbiseyle kefenleyin...»[97]

«Ölülerinizi güzel kokuyla tecmir ettiğinizde, bunu üç defa ya­pın.»[98]

 

Ölenin Hiçbir Yakını Bulunmazsa :

 

Ölen kimse geriye mal bırakmadığı gibi, kendisine sahip çıka­cak bir yakını da bulunmazsa, o takdirde onun tekfin ve teçhizi Beytü'1-Mal (Devlet Hazinesin) den karşılanır. Beytü'l-Malda sarf e-düecek bir şey yoksa, o takdirde Müslüman zenginlerin bunu karşı­laması gerekir.[99]

 

Kefen Tedariki Mümkün Olmadığında :

 

Ölen kimse için hiçbir yerden kefen tedariki mümkün olmadığı takdirde, yine gusledilir ve İZHİR veya benzeri bir ot ile bedeni ör­tülerek defnedilir.[100]

 

Ölenin Kimsesi Bulunmazsa :

 

Bir mahalle veya köy ve semtte kimsesiz bir adam ölürse, onun kefen ve defnine yetecek kadar para Müslümanlardan -sadaka ola­rak- toplanıp kâfi miktarda sarf edilir. Toplanılan paradan bir şey artacak olursa, biliniyorsa sahibine iade edilir. Bilinmiyorsa başka bir garip ya da kimsesize kefen alınmak üzere bir yerde muhafaza edilir. Bu da mümkün olmadığı veya saklanması zor olduğu takdir­de fakirlere sadaka olarak dağıtılır.[101]

 

CENAZEYİ TAŞIMAK :

 

Müslüman kardeşimizin cenazesini taşımamız, Peygamberimi­zin güzel sünnetlerinden biridir. Taşıyan mutlaka sevap kazanır. Genellikle cenazeyi dört erkeğin taşıması sünnettir. Tabii bu nöbetleşe yerine getirilir. Sadece dört erkeğin devamlı taşıması anlamına gel­mez.[102]

Cenaze tabuta yerleştirildikten sonra, her erkek bir köşesinden tutup omuz üstünde taşır. Sünnet bu yolda vârid olmuştur.

Cenazeyi Taşımakta İki Husus Söz Konusudur.

1. Sünnet olan taşıma,

2. Kemal mertebesinde sünnet taşıma..

Birincisi, tabutun sıra ile dört ucundan tutup onar adım taşın­masıdır. İkincisi ise taşıyıcının önce tabutun ön kısmına geçip sağ omuzuna gelecek şekilde taşıması, sonra ayak ucuna gelip yine sağ omuzuna gelecek şekilde taşıması, sonra ön kısmına geçip bu kez sol omuzuna gelecek şekilde taşıması, sonra da ayak ucuna doğru gelip yine sol omuzuna gelecek şekilde taşımasıdır.[103]

Nitekim İbn Mes'ud CR.A.)  diyor ki :

«Cenazeyi kabre taşımak isteyen kimse, tabutun dört ucunu sı­ra ile tutup taşısın, çünkü böyle yapmak sünnettir.»[104]

Resûlüllah CA.S.) Efendimiz :

«Hastayı sorun, cenazeyi takip edin kabre kadar yürüyün. Bu size âhireti hatırlatır.» [105]buyurmuştur. [106]

 

Cenazeyi İki Sırık Arasına KoyupTaşımak :

 

Zorunlu bir sebep yoksa, cenazeyi iki sınk araşma koyup iki ki­şi tarafından taşınması mekruhtur. Yolun dar oluşu, tabut te'min edilmeyişi halinde buna cevaz verilmiştir.

Cenazeyi teşyi'a katılanların çoğu onu taşımak ister de bu yüz­den cenaze eller üstünde götürülürse, bunda da bir sakınca olmadı­ğı belirtilmiştir.[107]

 

Küçük Çocuk Nasıl Taşınır?

 

Bir iki yaşındaki çocuk öldüğü takdirde, yıkandıktan sonra ke­fenlenir. Bunun için tabut   hazırlamaya   gerek  yoktur.   Kalınca bir hah ya da benzeri şey üzerine konulduktan sonra bir adamın elleri üstünde taşınması caizdir. Gerektiğinde birkaç kişi sıra ile bu vazi­yette taşırlarsa daha uygun olur.

Çocuğu el üstünde taşırken hayvana binip o vaziyette taşımak­ta da bir sakınca görülmemiştir. El üstünde taşınmayacak kadar büyükse, o takdirde tabuta konulup yukarıda belirtilen şekilde ta­şınması sünnettir.[108]

 

Cenazeyi Kabre Götürürken Acele Etmek :

 

Ölüm olayı gerçekleştikten sonra cenazeyi bekletmek doğru de­ğildir. Bilhassa yıkayıp kefenledikten ve namazı kılındıktan sonra vakit kaybetmeden kabre götürüp defnetmek sünnettir. Cenaze kab­re götürülürken, eğer omuzlar üstünde götürülüyorsa, tabutu fazla sarsmamak şartiyle acele etmek, yani biraz acele yürümek de sün­nettir.

Bu hususta Rasûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur :

«Cenazeyi definde acele ediniz. Eğer iyi bir insan ise bu onun için hayırlıdır, onu hayre takdim etmiş olursunuz. Bundan başkası ise, o serdir, şerri bir an önce omuzlarınızdan indiriniz!»[109]

Bu konuda İmam Buhari kendi tarihinde diyor ki :

«Ashab-ı Kiram'dan Sa'd bin Muaz ÎR.A.) vefat ettiğinde Resû­lüllah (A.S.) Efendimiz cenazeyi kabre götürürken çok acele etti, c kadar ki ashabdan bazısının ayakkaplarmm bağcıkları koptu.» [110]

 

Cenazeyi Arkadan Takip Etmek :

 

Cenazeyi kabre götürürken arkadan takip etmek daha uygun dur. Bununla beraber arada bir mesafe bırakarak önden yürümel te caizdir. Cemaatin hepsinin öne geçip yürümesi ise mekruhtur.

Ahmed bin Hanbel ve diğer sünen sahiplerinin tesbitine gön Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, Ebubekir SÎDDIK ve Ömer (R.A.)'i: bazen cenazenin önünde yürüdükleri olmuştur.

Enes bin Mâlik (R.A.Î 'den yapılan bir rivayete göre, Resûlüila şöyle buyurmuştur :

«Süvari olan, cenazenin ardında yürür, yaya olan ise hem ardıı da, hem önünde yürüyebilir.»

Cemaat fazla kalabalık değilse, cenazenin sağ ve sol tarafların-yürümernek daha uygun olur.[111]

 

Cenazeyi Takip Etmek Nafile Namazdan Hayırlıdır :

 

Müslüman kardeşimizin cenazesini kabre kadar takip edip gö­rmek, nafile namazdan daha hayırlıdır. Özellikle cenaze yakını-z veya dostumuz olursa...[112]

 

Motorlu Araçlarla Cenazeyi Götürmek :

 

Günümüzde kabirlerin şehir dışında yapılması ve motorlu vasi-larm çoğalması, cenazeyi omuzlar üzerinde götürmeğe gerek bı-panamaktadır. Atla cenaze takip edildiği gibi, motorlu vasıta ile s takip edilebilir. Birkaç arabanın önde gitmesinde bir sakınca yok-ir. Ama çoğu arabaların cenazeyi ardından takip etmesi müste-abdır.[113]

 

CENAZENİN ARDINDAN AĞLAMAK :

 

Ölüm, yok olmak değil, bir evden başka bir eve göçmektir, Di-er bir tabirle eskiyen beden elbisesini atan ruhun yeni bir elbiseye azırlanma devresidir. Bu bakımdan ölüm, canlılar hakkında Al-ıh'm değişmiyen bir kanunudur. Danenin yeniden hayat bulması onu toprağa atmak nasıl gerekiyorsa, insanın da yeni bir hayata kavuşabilmesi için toprağa girmesi gerekiyor.

Ne var ki, neslin devamım sağlamak için fillah CC.C.) insanları irbirine karşı merhametli ve şefkatli yaratmış, özellikle yakınlar rasmda kopmaz bağlar yerleştirerek dünya hayatını hedef ve mak-adına yöneltmiştir. Bu sebeple insan, ölen yakınlarına ister istemez ızülür ve göz yaşı akıtır.

Resûlüllah (A.S.) Efendimizin oğlu İbrahim öldüğünde, ağlamış re bunun sebebini soranlara : «Bu, insanın evlâdına karşı olan mer-ıametinin eseridir; Allah'ın hükmüne karşı söylenecek sözümüz rok...» diye cevap vermiştir.

Bunun için müctehid imamlar, bağırıp çağırarak ağlamayı, bu ırada saçları yolmak, yaka-paçayı yırtmak, dizlere vurup ölçüsüz ıarektlerde bulunmayı mekruh saymıştır. Bu şekilde ağlamak doğru değildir. Peygamber (A.S.) Efendimizin hoş karşılamadığı sahih 'ivayetlerle sabit olmuştur.

«Ümmetimde Cahüiyye devri âdetlerinden dört şey var : Soy­lulukla övünmek, soya sövmek, yıldızlardan yağmur dilemek ve ölü için sesli ağlamak...»[114]

Ashabdan Ummu Atiyye  (RA..)  diyor ki :

«Ölü için sesli ağlamamamız konusunda Resûlüllah (A.S.) Efen­dimiz bizden söz aldı.»[115]

«İki ses var ki hem dünyada, hem âhirette mel'undur : Nimet yanında zurna çalmak, musibet anında bağırıp çağırarak ağlamak..»[116]

Ashabdan Ebû Musa (R.A.) diyor ki :

«Resûlüllah'm kendim beri kıldığı şeylerden ben de beriyim. Re sûlüllah (A.S.) Efendimiz, musibetten dolayı bağırıp çağırarak ağla maktan, yine musibet anıda saç tıraş etmekten ve bir de bu sebep le elbise yırtmaktan beridir.»[117]

 

Cenazeyi Mum Ve Benzeri Bir Işık Ve Ateşle İzlemek :

 

Cenazeyi mum, ateş ve benzeri ışıklarla takip etmek cahiliyye ri âdetlerindendir. İslâm böyle yapılmasını    yasaklayıp mekruh lmıştır.[118]

 

Kabirlere, Türbelere Mum Dikmek :

 

Kabirlere, türbelere, yatırlara mum dikmek te tahrimen mek-ahtur. Bu da putperestlik devrinden kalma kötü âdetler arasında ulunuyor. Ne yazık ki, hâlâ memleketimizde qkumuşu da okuma­lısı da bu âdetleri yaşatmakta ve hiçbir engeli kabul etmemektedir.[119]

 

Kadınların Cenazeyi Takip Etmesi Doğru mudur?

 

Mezhep imamlarının bu mesele hakkındaki görüş ve ictihadları arklıdır. Hanefîlere göre, takip etmemeleri daha uygundur. Onlar-lan bazısı bunu da mekruh saymıştır. Şafiîlerle Hanbeliler de aynı görüştedir. Malikîlere göre, sesli ağlamamaları şartıyla yaşlı kadın-arm cenazeyi takip etmesinde bir sakınca yoktur. Genç kadınlara, şelince, tahammül etmeleri çok zor bir yakınlarını kaybetmişlerse, /ine tesettüre riâyet ve sesli ağlamamak şartıyla onlar da takip ede­bilir.

Ashabdan Ummu Atiyye (R.A.) diyor ki :

«Cenazeyi takip etmekten men'olunduk. Ancak bu vücub dere­cesinde bir menetme değildir.»[120]

Hazreti Ali (R.A.)'den yapılan bir rivayete göre, şu hadis nakle­dilmiştir :

«Peygamber (A.S.) Efendimiz Mescid'den çıkıp ilerlediğinde yo­lun kenarında oturan birkaç kadına rasladı. Aralarında şu konuş-ma geçti :

Peygamber :

— Sizi buraya oturtan şey nedir?

Kadınlar :

— Cenazeyi bekliyoruz.

Peygamber :

— Cenazeyi yıKadmız mı?

Kadınlar :

— Hayır...

Peygamber :  

Onu taşıyacak mısınız?

Kadınlar :

— Hayır...

Peygamber:

— Onu kabre indirip defnedecek misiniz?

Kadınlar :

— Hayır...

Peygamber :

— O halde geri dönün günahkârlar, ecre nail ol­mayanlar!..»[121]

Ancak bu hadisin kritiğini yapan ilim adamlarından Ebu Hatim, bunun meşhur olmadığını söylerken, Evzaî bunun metruk olduğunu kaydetmiştir. İsnadında Dinar bin Amır'm bulunduğu, bu zatın pek muteber olmadığı tesbit edilmiştir. Her şeye ramen diğer rivayet­ler bunun doğrulduğunu göstermektedir.

Mâlikiler bu konuda Şu'be tarikiyle Vekî'den onun da Hişam bin Urve'den yaptığı şu rivayeti sened olarak kabul etmişlerdir.

Ebu Hüreyre (R.A.) diyor ki :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bir cenazede bulunuyordu. Yani onu takip ediyor ve defin işiyle meşgul bulunuyordu. Orada bulunan Hz. Ömer'in gözü bir kadına dokundu ve yüksek sesle ona «Neden buraya geldin?» diye uyarıda bulundu. Bunun üzerine Peygamber (A.S.) Efendimiz : «Bırak onu kendi haline, ya Ömer! Çünkü göz ağ­lıyor, nefs musibete uğramış, olay da yeni vuku1 bulduğu için arala­rındaki bağ pek yakındır.» [122]

 

Cenaze Geçirilirken Ayağa Kalkılır Mı?

 

Cenaze geçirilirken ayağa kalkılmaz. Ancak onu takip etmek is­teyen kimse kalkabilir.[123]

Bu Mesele Hakkındaki Sahih Rivayetler :

Vâkıd bin Amir bin Sa'd bin Muaz (R.A.) diyor ki :

«Seleme oğullarından bir cenazeye hazır oldum. Onu tabuta ko­yup geçirilirken ayağa kalktım. Yanımda bulunan Nâfî' b. Cübeyr IR.AJ, «Otur, bunu sana deliliyle anlatayım,» diye uyarıda bulundu. Oturdum, o da şöyle dedi : «El-Hâkim oğlu Mes'ud bana, Hazreti Ali (R.A.)'nin şöyle rivayet ettiğini haber verdi :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz önce bize, cenazenin önünden kalkmamızı emretti. Sonra (aldığ ilâhi işaret üzerine) kendisi artık kalkmadı, ondan sonra hiç bir cenaze geçerken ayağa kalkmadı, bi­ze de oturmamızı emretti.»[124]

Müslim'in tesbiti ise şöyledir : Hz. Ali (R.A.) diyor ki : «Biz, Pey­gamberi geçirilen cenazenin önünden kalktığını gördüğümüzde kalktık. Onun oturduğunu (artık kalkmadığını) görünce biz de kalk­mayıp oturduk.»

İmam Tirmizî, bu hadîsin hasen ve sahih olduğunu kaydetmiş­tir. Böylece bu hadîsin, «Cenazeyi gördüğünüzde ayağa kalkın» ha­disini neshettiğini yani hükmünü kaldırdığım söyliyebüiriz.

Bütün bu rivayetleri bir araya getiren İmam Nevevi diyor ki : «Muhtar olan, cenaze geçerken ayağa kalkmak müstehabdır.» [125]Şâfiüerden çoğu bu görüştedir. [126]

 

Namazgahta Cenazeyi Bekleyenler :

 

Namazgahta cenazeyi bekleyenler, cenaze getirilince ayağa kalkmazlar, ancak musallaya konulduktan sonra kalkarlar. Sahih olan da budur.[127]

Bununla beraber cenazeyi musallaya koymak için bazı şahısla­rın kalkıp taşıyanlara yardımcı olmalarında hiçbir sakınca yoktur. Fukahadan bir kısmı bu durumda cemaatin ayağa kalkmaları men'-edilmez, demiştir. [128]

 

Cenaze Takip Edilirken Susmak :

 

Cenazeyi kabre götürenlerin susması sünnete uygundur. Zikir etmek ve Kur'ân okumak isteyenler de bunu gizli yaparlar. Çünkü o sırada kabir ve âhireti düşünmek, geçen ömrün nasıl harcandığını dikkate alarak geriye kalan ömrü salih amellerle değerlendirmek insanı daha çok Allah'a yaklaştırır.[129]

 

Cenaze Kabristanda Yere Konulunca Oturmak :

 

Cenâze kabre getirilip yere konulunca cemaat isterse oturabilir. Ayakta durmalarında da bir sakınca yoktur. Ama henüz omuzlardan yere indirilmeden oturmak mekruhtur. Çünkü böyle yapmak ölüye karşı kayıtsız kalmayı ifade eder. Fukahadan çoğuna göre, ölü kab­re konulup üzerine toprak örtüldükten sonra oturmak daha iyidir. Bu, ölüye karşı saygıyı ifade eder.[130]

 

Cenazeyi Kabristana Ücretle Taşıtmak :

 

Kabristan uzak olur da taşıyanlara sıkıntı verirse, o takdirde ücretle adam tutup taşımakta bir sakınca yoktur. Günümüzde bu işi Belediye, cenaze arabalarıyla yürütmektedir. O halde gerek şe­hirlerde, gerekse kasabalarda kabristan şehir dışında olduğu takdir­de ücretle araba tutup taşımak daha uygundur. Fetâvâ-yi Kaadıhan'-da bu hususta ücret verilmesine fetva verilmiştir. [131]

 

CENAZE NAMAZI :

 

Ölen müslümamn cenaze namazını kılmaz Farz-ı kifayedir. Ya­ni bir belde veya kasaba ve köyde birkaç kişi bu farzı yerine getire­cek olursa, diğerlerinin üzerinden de kalkmış olur. Hiç kimse kıl­mazsa, belde ya da kasaba ve köy halkının hepsi günahkâr olur. Hattâ cenaze namazını kadın bile kılsa farz-ı kifaye yerine gelmiş sayılır.[132]

 

Yalnız İmamın Cenaze Namazı Kılması Kâfi Mi?

 

Cenaze namazı için cemaat şart değildir.   Yalnız imamın veya cemaatten bir kişinin kılması kâfidir. [133]Cenaze Namazıyla İlgili Sahih Rivayetler s Ashabdan Ebû Hüreyre (R.A.)  diyor ki -.

«Üzerinde borç bulunan bir cenazeyi getirdiklerinde, Resûlüllah IA.S.J Efendimiz .borcunu karşıhyacak mal bırakıp bırakmadığını sorar. Olumlu cevap alınca bizzat kendisi kalkıp onun namazını kı­lardı. Olumsuz cevap alınca, müsltimanlara, «Arkadaşınızın nama­zını kılın!» diye emreder, kendisi kılmazdı.»[134]

Efendimiz bu davranışıyla kul hakkının önemini, borçlu ölme­nin tehlikesini anlatmak istemiştir.

«Kim cenazeyi takip eder ve namazını kılarsa ona bir kirat (1/16  dirhem sadaka sevabı) vardır. Kim de onu defin işi bitinceye kadar î   takip ederse, ona iki kirat vardır. Bu kıratların (sevap bakımından) en küçüğü Uhud dağı kadardır.»[135]

«Kim evinden cenaze için çıkar, onun namazını kılıp defnedilin-ceye kadar onu âkip ederse, kendisine ecirden iki kirat vardır, -kî her kirat Uhud dağı gibidir-. Kim de cenaze namazı kıldıktan sonra onu takip etmeyip evine dönerse,   ona da   Uhud kadar ecir vardır.»[136]

 

Cenaze Namazının Şartı :

 

A) Ölenin Müslüman olması,

B) Yıkanmış bulunması,

Namaz kılacak olan kimsede vakit namazları için şart ve farz olan her şeyin bu namaz için de gerçekleşmesi gerekir. Abdestli bu­lunmak, kıbleye yönelmek, avret yerlerini kapalı tutmak, bu cüm­ledendir.[137]

 

Cenazeyi Yıkamadan Defnetmek :

 

Cenazeyi yıkamak mümkün olmaz da o vaziyette defnedilir; na­mazını kılmak için çıkarılması düşünülürse, ancak tekrar kabri ka­zıyıp açmak mümkün olmadığında, kabir açılmayıp o vaziyette kab­ri üzerinde namazı kılınır. Çünkü bunda zaruret vardır.

Yıkanmadan namazı kılınıp defnedilirse, o takdirde namazı ka­bir üzerinde iade edilir, yani yeniden- kılınır. Çünkü ilk kılman na­maz hükümsüzdür.[138]

 

Cenazenin Konulduğu Musalla :

 

Konulduğu musallanın temiz olması şart değildir. O halde tabut necis olan bir yere konulduğu takdirde, cenaze namazı­nı kılmak yine de caizdir. Ancak musallanın temiz tutulması sün­nettir. [139]

 

Doğumundan Sonra Ölenlerin Namazı :

 

Doğumundan sonra küçük olsun, büyük olsun, erkek veya dişi bulunsun, hür olsun köle olsun her müslümanın cenaze namazı kı­lınır.

Doğum esnasında ölen çocuğun tamamı veya çoğu dışarı çıkmış­sa namazı kılınır. Az kısmı çıkıp çoğu ana rahminde kalmışsa, na­mazı kılınmaz. Yarısı çıkmışsa, o takdirde başıyla beraberse namazı kılınır; değilse kılınmaz.[140]

 

Devlete İsyan Edip Baş Kaldıranlar :

 

Devlete isyan edip baş kaldıran kimseler müsademe esnasında güvenlik kuvvetleri tarafından öldürülecek olurlarsa, namazları kı­lınmaz. Bunlar gibi yol kesenler de bu suçlarından dolayı yakalan­mak istenilirken müsademe esnasında öldürülürlerse, onların da na­mazını kılmak caiz değildir.[141]

İmam Ebû Yusuf'a göre, herhangi bir malı zorla almaya çalışır­ken öldürülen kimsenin de cenaze namazı kılınmaz. Yol kesmesi şart değildir.[142]

 

Dar-İ Harpte Müslümanın Eline Düşen Gayr-İ Müslim Çocuk :

 

Dar-i harp (gayr-i müslim bir ülke) de Müslüman bir kimsenin eline o ülke halkından bir çocuk geçtikten sonra ölürse, el sahibine tabi' olarak namazı kılınır.[143]

 

Ana veya Babasından Birini Öldüren :

 

Ana veya babasını öldüren kimsenin namazı kılınmaz. Çünkü Allah'a itaatten sonra ana-babaya itaat emredilmiştir. Onlardan bi­rini öldürmek büyük bir ihanet ve çok kötü bir cinayet kabul edil­miş, böylesine hırçın ve şaşkın bir caninin namazının kılınmasına cevaz verilmemiştir.[144]

 

Hatâen Kendini Öldüren :

 

Düşmanla savaşırken veya nefis müdafaası yaparken hatâ edip kendini öldüren kimse hem yıkanır, hem namazı kılınır. Bu husus­ta görüş birliği vardır. [145]

 

İntihar Edenin Namazı Kılınır Mı?

 

İntihar büyük günahlardan biridir. Daha çok inanç zayıflığın­dan ve iradesizlikten ileri gelir. Gayr-i müslimlerden intihar eden­ler, Müslümanlara nisbetle daha çoktur. Çünkü Allah'a dosdoğru imân edip dünya ile âhiret arasında sağlam bir denge kuran hiçbir mü'min intihar etmez. Başa gelen belâ ve musibetlere sabredip ka­zaya rıza gösterir.

Bunun için İmam Ebû Yusuf'a göre, intihar edenin namazı kı­lınmaz. Ama İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muharamed'e göre, hem gusledilir, hem namazı kılınır. Fetva bu iki imamın kavline göredir. En sahih olan da budur.[146]

İslâm Hukukuna göre, idam edilen kimsenin namazı kılınır, di­ğer müslümanlar gibi defnedilir. [147]

 

İslâm Devlet Başkanının Emriyle İdam Edilen :

 

İslâm Devlet Başkanının emriyle idam edilen kimsenin imam Ebû Hanîfe'den yapılan bir rivayete göre, namazı kılınmaz. Ebû Sü­leyman'ın adı'geçen imamdan rivayet bu anlamdadır.[148]

 

Müslüman Bir Kimsenin Cenaze Namazını Kıldırmaya Kim Daha Lâyıktır?

 

Hangi sınıftan veya ırktan olurlarsa olsunlar, Müslümanlar bir­birinin kardeşidir. Bu hususta hükümdarla tebası arasında fark yok­tur. Bunun için ölen bir müslümanm cenaze namazını, hükümdar hazır olursa onun kıldırması, değilde kaadınm kıldırması, o da ha­zır değilse ölenin en yakını veya onun müsaade ettiği cami veya ma­halle imamı daha uygundur.

El-Hasen'İn İmam A'zam'dan yaptığı rivayete göre, Adı geçen bu konuda şöyle ictihadda bulunmuştur :

«En büyük imam (halîfe) hazır olursa, o kıldırır. Değilse, kaadı kıldırır. Beldenin valisi hazır olursa, ona öncelik tanınır. Yani hali­fe hazır olmadığı takdirde, beldenin valisi, o da hazır olmadığı takdirde oranın kaadısı, o da hazır olmadığı takdirde beldenin asayi­şinden sorumlu tutulan yetkili, oda hazır olmadığı takdirde mahalle imamı, o da hazır olmadığı takdirde ölenin en yakını kıldırmaya lâ­yıktır. Fukahanm çoğu bu rivayetle amel edilmesini tavsiye etmiş­tir.»[149]

Yakın akraba ise yakınlık sırasına göredir. Ancak baba daha yakın sayılmasa bile ölenin oğluna takdim edilir. Çünkü ölenin oğlu, onun babasından daha yakındır. Üç imamın görüşü bu anlamdadır.[150]

 

Namaz Kıldırmada Kadınlara Bir Hak Tanınmış Mıdır?

 

Sahih rivayetlere göre, kadın her ne kadar cenaze namazı kıla-büirse de, ölenin akrabası bulunması nedeniyle imam olup namaz kıldırmasına bir hak tanınmamıştır. Ergen olmayan çocuklar da böyle... [151]

 

Yakın Akraba Dilediğini Öne Geçirebilir Mi?

 

Ölenin en yakını hazır olur, fakat kendisi kıldırmayıp başka bi­rini görevlendirirse, caizdir. Hattâ ölenin uzak akrabası hazır oldu­ğu halde, o akraba olmayan bir kimseyi öne geçirme hakkına sa­hiptir.

Ama yakın akraba hazır olmadığında, uz-ak akrabanın namaz kıldırması daha uygundur. Yakın akraba başka bir beldede bulun­duğu için gelip namaz kıldıramıyacak olur, bu sebeple mektup yaza­rak akraba olmayan bir kimseyi 'görevlendirir ve orada da uzak ak­raba hazır olursa, o takdirde uzak akraba namaz kıldırmaya daha haklıdır.

Ölenin yakınlarından ikisi aynı derecede bulunursa, yaşı ileri olan öne geçer. Biri diğerinin iznini almadan başkasını bu hususta gö-revlendiremez.[152]

 

Ölenin, Namazını Kıldıracak Bir Şahsı Belirleyip Vasiyyet Etmesi :

 

Hayatta iken, «Beni falan yere gömün.», «Beni falan kişi yıka­sın...» gibi vasiyyetlerde bulunan kimsenin bu tür vasiyyetleri muteber değildir. Varisler isterlerse yerine getirir, isterlerse getirmezler. Bu yüzden günahkâr da olmazlar. Fetva buna göredir.[153]

 

Ölen Kadının Kocası Namaz Kıldırmaya Daha Mı Haklıdır?

 

Hanefi imamlarına göre, kadın öldükten sonra kocanın velayeti kalkıyor. O takdirde cenaze namazını kıldırmaya koca değil, kadı­nın diğer yakınları daha haklıdır. [154]Ama kadının akrabası bu­lunmazsa o takdirde kocasının kıldırması daha uygundur.[155]

 

Ölen Kadının Oğlu Ve Kocası Hazır Olursa :

 

Ölen kadının öz oğlu ve kocası hazır bulunduklarında, namaz kıldırmaya oğlu daha haklıdır. Ne var ki oğlun kendi babasının önü­ne geçmesi mekruhtur. O halde oğul bu hakkı kendi rızasıyla baba­sına bırakmalıdır. Ama adamın üvey oğlu ise, o takdirde öne geç; mesinde kerahet yoktur.[156]

 

Cenaze Namazı Tekrar Edilir Mi?

 

Ölenin namazı bir defa kılınır. Nafile olarak kılınması ise meş­ru' değildir. O halde halife veya vali veya kaadı, ya da mahallenin görevli imamı namazı kıldırdıktan sonra, ölenin yakın akrabası ikin­ci kez cenaze namazını kıldıramaz. Ancak rasgele bir kimse kıldır-mışsa, iade ettirme hakkı vardır.[157]

 

Cenaze Namazında Okunacak Şeylerin Gizli Okunması :

 

Cenaze namazında okunacak şeylerin gizli okunması vacibdir. Ancak tekbirler aşikâr getirilir. [158]Bu namazda Kur'an'dan bir şey okursa, o takdirde bir sakınca görülmemiştir: Çünkü bu namaz­da duâ var, kıraat yoktur.[159] 

 

Tekbirlerde Eller Kaldırılır Mı?

 

Zahir rivayette, sadece birinci tekbirde eller kaldırılır. Bu husus­ta imamla cemaat arasında fark yoktur.

Selâm Verildiğinde :

Selâm verildiğinde ölü kasdedümez. Belki sağa selâm verince sağdakiler, sola selâm verince soldakiler kasdedilir.[160]

 

Akşam Namazı Vaktinde Cenaze Hazır Olursa :

 

Akşam namazı vaktinde cenaze hazır olursa, önce akşam nama­zının farzı, sonra cenaze namazı, sonra da akşamın sünneti kılınır.[161]

 

Cenaze Namazına Niyet :

 

Cenaze namazına hem imam, hem cemaatin niyet getirmesi ge­rekir. İmamın kalben niyet getirmesi yeterli olduğu gibi, cemaatin de kalben getirmesi kâfidir. Dil ile de getirmek daha uygun olur.

Cemaatin sadece «İmama uydum...» demesi bile yeter. «Hazır olan cenaze namazını kılmaya, uydum hazır olan imama.» da diyebi lir.

Cenaze Namazının Şartlarından Biri de :

a) Ölünün hazır bulunmasıdır. Hazır olmayan cenazenin na­mazı kılınmaz. Resûlüllah (A.S.) Efendimizin Habeş Kralı Necaşî'nin namazını gıyabında, kılması, peygambere has bir husustur. Bunun gibi hayvan üzerinde bulunan   cenazenin de namazı o vaziyette kı­lınmaz.

b) Cenazenin ön tarafta bulunması,

O halde cenaze cemaatin arkasında olursa, namazı kılınmaz. Kılmsa caiz olmaz.

Diğer namazları bozan şeyler cenaze namazını da bozar. Ancak kadınların muhazatı, yani erkeklerle aynı safta durup kılmaları müstesna...[162]

 

Cenaze Namazında Mümkünse Üç Saf Oluşturmak   :

 

Namaz kılacak olanlar 7 kişi olursa, biri öne geçer, üç kişi onun arkasında, iki kişi de onların arkasnıda, bir kişi de o iki kişinin ar­kasında durmak suretiyle üç saf meydana getirirler. Böyle yapmak müstehabdır, vâcib değildir[163]. Cemaat çok olursa, üç, beş, yedi gibi tek sayıları dikkate alarak saf bağlarlar. [164]

 

İmam Cenâzenin Göğsü Hizasında Durur :

 

îmamlık makamı için bu namazda en uygun yer, ölen erkek ol­sun kadın olsun göğüs hizasında durmaktır. Bedenin başka bir kıs­mının hizasında durup namaz kıldırsa yine caizdir. [165]

 

Kadın Ve Erkek Cenazesi Birarada Hazır Olursa :

 

Erkek imamdan tarafa, kadın kıbleden tarafa konularak namaz­ları kılınır. Yani erkek tam imamın önüde bulundurulur, Kadın on­dan sonra konulur. Erkek çocukla kadın bir arada bulunursa, erkek çocuk imamın önüne, kadın da ondan sonra konulur. Tabii bu ter­tip, musalla taşları müsait olduğu takdirde uygulanır. Musalla taş­ları bir sıra halinde tesbit edilmişse, o takdirde takdim te'hir diye bir husus söz konusu değildir. Ancak imam konulan cenazelerin na­mazlarını ayrı ayrı kıldıracak olursa, erkeklere öncelik tanır.[166]

 

Cenaze Namazı Kaç Tekbirle Kılınır?

 

Cenaze namazı dört tekbirle kılınır. Bunlardan biri terkedilirse namaz sahih olmaz. Şafiîlere göre de dört tekbir getirmek farzdır.[167]

 

Cenaze Namazı Şöyle Kılınır :

 

«Önce niyet edilir, sonra İftitah (Namaza başlama) Tekbiri ge­tirilir. Diğer namazlarda olduğu gibi bu tekbir getirilirken eller ku­lak seviyesine kadar kaldırılır. Sonra eller bağlanır ve Sübhaneke okunur. Sübhaneke'den sonra eller kaldırılmadan tekbir getirilerek Peygamber (A.S.) Efendimize Salât-u selâm söylenir. Sonra üçüncü bir tekbir getirilerek ölü için dua edilir; bu arada bütün müslüman-lara da dua etmek müstehabdır. Resûlüllah (A.S.) Efendimizden ya­pılan sahih rivayete göre, şu duayı yaptığı tesbit edilmiştir .

Ölü çocuk ise, imam Ebû Hanife'ye göre Şu duâ da ilâve edilir :[168]

 

Duanın Türkçe Tercemesi :

 

«Allahım! Dirimizi, ölümüzü, hazır olanımızı, gâib olanımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü, erkeğimizi, dişimizi bağışla... Allahım! Bizden kimi diriltirsen İslâm üzere dirilt-, bizden kimi öldürürsen imân üzere öldür.» [169]

 

Ölen Çocuk İse İlâve Edilecek Duanın Tercemesi  :

 

«Allahım, bu çocuğu bize    (kurtarıcı) bir öncü yap, onu bizim için baki kalan bir destek kıl... Allahım onu bizim için şefaatçi eyle ve şefaatini makbul tut...»

Cenaze namazını kılan imam veya cemaat belirtilen duayı be­ceremediği takdirde bu anlamda veya buna yakın ölçü ve anlamda istediği şekilde duâ edebilir.

Duadan sonra dördüncü bir tekbir getirilir ve artık hiç bir şey söylenmez sağa sola selâm verilerek namaz tamamlanmış olur. [170]Mezhebin zahiri budur.

Daha önce de belirtildiği gibi, cenaze namazında gerek Sübha­neke, gerek Salâvat ve dualar gizli okunur. Ancak tekbirler aşikâr getirilir. Şafiîlere göre, birinci tekbirden sonra Fatiha okunur. Hane-fîlere göre, Kur'ân'dan herhangi bir âyet ya da sure okunmaz.[171]

 

Cenaze Namazında Eller Ne Zaman Çözülür?

 

Diğer vakit namazlarında sağa ve sola selâm verilmeden nasıl eller dizlerden kaldırılmazsa, onun gibi cenaze namazında sağa ve sola selâm verildikten   sonra eller çözülerek serbest   bırakılır.   Bu âdabı bilmiyenler, sağa selâm verince sağ eli, sola selâm verince- sol eli serbest bırakmakta, kimi de sağa selâm verince iki elini de ser­best bırakmaktadır. Böyle yapmak namaz âdabına uygun değildir. [172]

 

İmam Fazla Tekbir Getirecek Olsa...

 

Cenaze namazında imam dörtten fazla tekbir getirecek olsa, ce­maat bu hususta ona uymaz. îmanı selâm verinceye kadar cemaat bekler; sahih olan da budur.[173]

İmam birinci tekbiri getirdikten sonra gelip ona uyan kimse, imamın ikinci tekbir getirmesini bekler. Böylece onunla birlikte ka­lan tekbirleri getirir, imam tekbîrleri bitirince, o yetişemediği birin­ci tekbiri getirir... Bu, İmam Ebû Hanîfe'ye göredir. İmam Muham-med'in de aynı görüşte olduğu belirtilmiştir.

Bunun gibi imam iki ya da üç tekbir getirdikten sonra gelip ona uyanlar olursa, aynı şekilde imamın üçüncü ya da dördüncü tekbîr getirmesini bekler, onunla birlikte kalan tekbîrleri getirdikten son­ra yetişemediği tekbirleri, cenaze henüz musalladan kaldırılmadan getirerek namazı tamamlar.[174]

 

İmam Dördüncü Tekbiri Getirdikten Sonra Gelip Kendisine Uyan Olursa :

 

Bu durumda İmam Ebû Hanîfe'den iki ayrı rivayet yapılmışsa da en sahih olanı, imam selâm vermeden uyma imkânı varsa, niyet getirip hemen uyar ve sonra namazını tamamlar. Fetva da buna gö­re verilmiştir. Ancak ne var ki, üç tekbiri ardarda getirir, ama ara­daki salâvat ve duaları yapmaz. Çünkü namaz ancak cenaze musal­lada bulunduğu   takdirde kılınabilir.[175]

 

Birinci Tekbîri İmamla Birlikte Getirdikten Sonra Diğerlerini Getirmiyecek Olursa :

 

Bu durumda imamla birlikte getirmediği iki tekbiri hemen geti­rir ve dördüncü tekbîri imamla beraber tamamlıyarak namazı nok­sansız kılmış olur.[176]

 

İmam Unutarak Üçüncü Tekbirden Sonra Selâm Verirse :

 

Bu durumda cemaat ona uymaz, dördüncü tekbîri getirir. Ancak imam da dönüp dördüncü tekbiri getirirse namaz tamam olur, de­ğilse, yeniden kılması gerekir.[177]

 

Birkaç Cenaze Birden Hazır Olursa :

 

Bu durumda imam serbesttir; dilerse her birisi için ayrı namaz kılar, dilerse hepsi için bir niyet getirip bir namaz kılar.[178]

 

Birden Fazla Cenazenin Musallaya Konulusu :

 

İmam bu hususta da serbesttir; dilerse hepsini yanyana bir sıra halinde koyar .dilerse ardarda koyar. Bir sıra halinde sıraladığı tak­dirde en salih olan kişinin göğüs hizasında durup namaz kıldırır. An­cak ardarda koyduğunda, namazdaki tertibe riâyet eder. Yani önde erkekler, onun arkasında çocuklar, en geride ise kadınlar bulunur.

Cenazelerin hepsi erkek ise, en âlim ve yaşlı olanı öne konulur, diğerleri   bilgi ve yaşlarına göre tertiplenir.[179]

 

Hür ile Köle Cenazesi Hazır Olduğunda :

 

Hür' kişi öne, köle onun arkasına gelecek şekilde konur. Bunun­la beraber gelişigüzel de konulabilir.[180]

Musallaya konulan bir cenaze için tekbîr getirildikten sonra baş­ka bir cenaze de getirilip konursa, imam artık ilk niyet edip başla­dığı namazı tamamlar, sonra yeniden niyet getirip ikinci cenazenin namazım kılar.[181]

 

Cenaze Namazında İmamın Abdesti Bozulursa :

 

Bu durumda imam ehil bir kimseyi yerme geçirir ve namaz bo­zulmadan devam edilir. Sahih olan da budur.

Cenaze namazı kılınmadan veya gusledilmeden defnedilirse, o takdirde kabri üzerinde üç güne kadar namaz kılınabilir. Ne var ki üç gün kaydı lüzumlu bir takdir değildir. Fukahanın çoğuna göre, kokuşup dağıldığı tahmin edilinceye kadar namazı kılınabilir.[182]

 

Cenaze Cami Dışında, Cemaat İse Cami İçinde Bulunursa :

 

Bu durumda yağmur ve benzeri bir özür yoksa kerahet vardır.

İçinde cemaatle namaz kılman bir mescid ya da cami'de cenazeyi bulundurup namaz kılmak mekruhtur. Hem cemaat, hem cenazenin içeride bulunması, cemaatin cami içinde, cenazenin cami dışında bulunması, imamla bir kısım cemaatin cenazeyle birlikte cami dı­şında, cemaatten bir kısmının cami' içinde bulunması arasında fark yoktur; bütün bu durumlarda cenaze namazı kerahetle kılınmış olur. O takdirde cenazeyi cami dışına koyup namazını da yine cami' dı­şında kılmak sünnete daha uygundur. Ancak yağmur, şiddetli so­ğuk veya şiddetli sıcak ve benzeri bir özür bulunduğunda cami' içinde cenaze namazını kılmakta kerahet yoktur.[183]

 

Cadde Üzerinde Cenaze Namazı Kılınır Mı?

 

Cadde ve sokak ortalarında, başkasına ait bir arsa üzerinde Ce­naze namazı kılmak mekruhtur. Ancak arsa sahibi arsasını bu hu­susa tahsis eder veya özel bir müsaadede bulunursa, o takdirde ke­rahet kalkar.[184]

 

Hazır Olan Cenaze Namazını Kılmadan Ayrılmak :

 

Hazır olan cenaze namazını kılmadan ayrılmak, uygun bir dav­ranış «-değildir. Namazını kıldıktan sonra da cenaze sahibinden mü­saade almadan ayrılması uygun olmaz. Ama cenaze defnedildikten sonra, artık müsaade almaya gerek kalmaz, istediği zaman ayrılabi­lir.[185]

Not : Cenaze namazında okunan farklı ve daha uzunca dualar varsa da biz, fukahanm çoğu tarafından sıhhatli kabul edilen duayı nakletmekle yetindik. Zaten fazlasına da gerek yok... Önemli olan ölüye ve müslümanlara hayır ve mağfiretle duada bulunmaktır. Bu bakımdan Arapçasmı becerenıiyenlerin Türkçe dua yapmalarında hiçbir sakınca yoktur. İmam Muhammed'e göre, herkesin kendi di­liyle duâ yapması, bir bakıma daha te'sirli sayılır. [186]

 

ÖLÜYÜ DEFNETMEK :

 

Ölüyü, yıkadıktan, kefenleyip namazını kıldıktan sonra defnet­mek Farz-i kifayedir. Yani müslümanlardan birkaç kişi bu farzı ye­rine getirecek olsa, diğerlerinin üzerinden kalkar.[187]

 

Definden Evvel Kabri Sünnete Uygun Biçimde Hazırlamak :

 

Ölüyü genellikle müslüman kabristanına gömmek sünnettir. Böyle bir kabristan varken başka bir yere gömmek mekruhtur. Bu­na işaretle Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur :

«Ölülerinizi salih bir kavmin araşma gömünüz. Çünkü ölü de kötü komşudan eziyyst duyar.»[188]                                    

 

Kabir Nasıl Hazırlanmalı?

 

îki türlü kabir hazırlanır. Bu, daha çok toprağın durumuna gö­re ayarlanır. Gevşek topraklarda şak şeklinde hazırlamak daha uy­gundur. Bu, kabir iyice hazırlandıktan sonra dört tarafına tuğla ya­da kesme taş yerleştirilir. Ölü konduktan sonra üzerine ya tahta, ya da sal taş dizilir. Sert ve sağlam arazide ise, lahd şeklinde hazırla­nır. Bu kabir kazıldıktan sonra, kıbleye gelen taraf biraz fazla açı­larak, yüzü hafif kıbleye gelecek biçimde oraya konulduktan sonra tahtalar meyilli biçimde sıralanıp üzeri kapanır.

Sert ve sağlam arazide lahd şeklinde kabir hazırlamak sün­nete daha uygundur.[189] Bununla beraber- ŞAK biçimde hazırla­makta da bir sakınca yoktur.[190]

Kabri Ne Kadar Derinlikte,Kazmak Daha Uygundur?

Kabirden maksad, öleni hayvan ve haşerattan korumak, kokuş­ması sonucu dışarıya sızmasını önlemektir. Bununla beraber ne ka­dar derin olursa, o nisbette müstehab sayılmıştır. Fukahanm çoğuna göre, normal bir insanın ayakta durunca göğüs seviyesine gelecek derinlikte kazınması daha iyidir.[191]

Nitekim Hişam bin Âmir (R.A.) diyor ki :

Uhud Savaşı sona erdikten sonra şehidleri defnetme işine giri­şildi. Zamanın darlığı, müslümanların yorgun bulunması işi geciktiriyordu. Bu sebeple Resûlüllah (A.S.) Efendimize durumu arzettik, her bri şehid için bir kabir hazırlamanın çok zor olduğunu söyledik. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu :                                        

«Toprağı iyice kazıyın, derinleştirin, kabri güzelce hazırlayın ve böylece iki ya da üç kişiyi bir arada aynı kabre defnedin...»    

Bunun üzerine sorduk :                                                            

—  Defnederken kime öncelik tanıyalım?

—  Kur'ân'ı en çok bileni, diye cevap verdi.[192]

İmam Ebû Hanîfe ile İmam Ahmed bin Hanbel ise kabrin de­rinliğinin, normal bir insan ayakta durduğunda göbek seviyesine gelecek kadar olmasını uygun görmüşlerdir. Hasan bin Ziyad ise Ebû Hanîfe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir : «Kabrin uzunluğu ölenin uzunluğu kadar, genişliği ise, bunun yarısı kadar olmalıdır.» [193]

 

Ölüyü Tabut Tçinde Gömmek :

 

Ölüyü tabut içinde gömmek caiz midir? Bu hususta farklı görüş ve ictihadlar var. Şeyh Ebübekir Muhammed bin Fazıl (R.A.) diyor ki : «Gevşek arazide ölüyü tabut içinde gömmekte bir sakınca yok­tur. Ancak ölü tabuta konulmadan önce altına toprak serilmelidir. Hattâ mümkünse tabutun kapak kısmı çamurla sıvanmalı ve yan taraflarına da kerpiç konulmalı... Kerpiç yerine tuğla koymak mek­ruhtur.»[194]

Ölüyü Kabre İndirmek İçin İki Kişinin Kabre İnmesi :

Ölüyü rahatça kabre indirebilmek için, iki ya da üç kişinin kab­re inmesi uygun olur. Bu kişiler kuvvetli, güvenilir ve sâlih. Olması müstehabdır. Ölü kadın ise, kendisine nikâhı haram olan yakınları­nın bu görevi yapması daha uygundur. Bu anlamda yakını bu­lunmadığı takdirde yabancı adamlardan güvenilir kişilerin kabre inmesinde bir sakınca görülmemiştir.[195]

 

Ölüyü Kabre İndirmek İçin Kadına Görev Verilir Mi?

 

Ölüyü erkeklerin kabre indirmesi sünnettir. Bu bakımdar. ka­dınların bu görevi yapması mekruh sayılmıştır. Ancak hiç erkek bu­lunmadığı bir zamanda kadınlardan yaşını başını almış güçlü olan­larının bu hizmeti yapmasına cevaz verilmiştir.[196]         

 

Ölüyü Kabre İndirirken Kıbleye Gelecek Şekilde Tutulur :

 

Böyle yapmak mümkün olduğu takdirde tavsiye edilir. Müm­kün olmadığı veya meşakkat arzettiği takdirde nasıl mümkünse öy­le tutulup konulur. Ancak kabirde yüzü az da olsa kıbleye gelecek şekilde konmasına dikkat edilir.[197]

 

Ölü Kabre Konulurken Ne Denilir?

 

Sahih rivâyelere göre, ölüyü kabre indirip koyan kimsenin, bis-millahî ve ala milleti resülillahi veya bismillahi ve alâ sünneti resûllilahî demesi sünnettir.

Nitekim Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu hususta şöyle buyur­muştur :

«Ölüyü kabre korkan bismillahi. ve alâ mîlleti resulil-lâhi veya alâ sünneti resûlillâhî deyin.»[198]

 

Ölü Kabre Nasıl Yerleştirilir?

 

Kabir iyice hazırlandıktan sonra ölü hafif sağ yan üzeri konularak yüzü kıbleye çevrilir ve bu sırada baş kısmındaki bağ çözü­lür. Sonra tahta ya da sal taşlar sıralanarak üzerine toprak atılır.[199]

 

Kabirden Çıkan Toprağı Kullanmak :

 

Ölü defnedilirken kabirden çıkan toprağı aynen kullanmak müs-tehabdır. Bunun haricinde başka toprak getirip kullanmak mekruh­tur. Çünkü bir kabirden çıkan toprak yine onu İslâm sünnetine gö­re dolduracak ölçüdedir.[200]

 

Ölüyü Defnederken Hazır Bulunanların Kabre Üçer Küçük Taş Veya Toprak Atması :

 

Bunun müstehab olduğunu söyliyenler çoğunluktadır. Ölü def­nedilirken orada hazır bulunanlardan etrafındakiler sıkıntı verme­den ölünün baş kısmına yaklaşıp üç küçük taş veya toprak parçası kabre atması müstehabdır. Birinci taşı atarken, minha halakna-küm (Sizi bu topraktan yarattık) cümlesini, ikinci taşı atarken ve fiha nuîduküm (sizi yine bu toprağa döndüreceğiz) cümlesini, üçüncü taşı atarken ve minhâ nuhricuküm tareten uhra (sizi bir kez daha bu topraktan çıkaracağız) cümlesini okur.[201]

Yapılan sahih rivayete göre, Peygamber (A.S.) Efendimiz bir ce­nazenin namazını kıldıktan sonra kabrinin baş ucuna gelerek üç ta­ne küçük taş alıp kabre attı. Ümmu Gulsüm'u defnederken de yine böyle yaptığı ve her defasına yukarıda cümle cümle naklettiğimiz âyeti okuduğu tesbit edilmiştir.[202]

 

Geceleyin Ölü Defnetmek Caiz Midir?

 

Ortaklık fazla karanlık değilse veya yeterince ışıklandırma, im­kânı varsa, o takdirde ölüyü bekletmeye gerek yoktur, geceleyin def­netmek caizdir.[203]

 

Kerahet Vakitlerinde Defin Caiz Midir?

 

Ölünün kokma tehlikesi varsa, güneş doğarken, güneş gök kubbenin ortasına gelince ve güneş batmak üzere iken defnetmekte ke­rahet yoktur. Cumhura göre, belirtilen vakitlerde defnetmek mutla­ka caizdir.

Fukahadan bir kısmı şu hadîse dayanarak, zorunlu bir sebep bu­lunmadığı takdirde belirtilen üç vakitte ölü defnetmenin mekruh ol­duğunu söylemişlerdir. Hz. Akabe (R.A.Tden yapılan rivayete göre, adı geçen diyor ki : «Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şu üç saatte namaz kılmamızı ve ölü defnetmemizi men'etti : Güneş doğunca, güneş gök kubbenin ortasına gelince ve güneş batarken...»[204]

Hanefî fukahası bunu, haber-i vahidle geldiği için delil olarak almamışsa da Hanbeliler buna dayanark belirtilen vakitlerde ölü defnetmenin mekruh olduğunu söylemişlerdir. [205]

 

Kabrin Yer Seviyesinden Bir Karış Kadar Yüksek Tutulması :

 

Sünnete uygun olan kabir böyle yapılanıdır. Yani yer seviyesin­den bir karış kadar balık sırtı biçiminde yüksek tutulması sünnete daha uygun olanıdır. Bu bakımdan fukaha, kabrin dikdörtten biçi­minde köşeli olarak yükseltilmesinin mekruh olduğunu söylemiştir. Bunun gibi, kabir sıva ve badana yapılmaz, üzerine kubbe ve ben­zeri şey inşa edilmez, üzerinde oturulmaz, tabii ihtiyaçlar giderilmez, basılmaz ve üzerinde uyunmaz, şahsın kimliği de yazılmaz.[206]

Hazreti Ali (R.A.) ile Fadale bin Ubeyd (R.AJ'den yapılan riva­yete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimizin ölüleri defnederken kabir­lerin sadece bir karış yüksek tutulmasını ve balık sırtı biçiminde ol­masını emretmiştir. Sahih-i Müslim ve diğer sünen kitaplarında bu husus belirtilmiştir.

İbn Hacer; Ez-Zevacir adlı eserinde diyor ki : Sünnet dışı yapılan kabirleri yıkıp sünnete uydurmak vâcibdir. Çünkü kabirlerin şata­fatlı ve kubbeli olması, îslâm'a zarar verir. Cahil halk, Allah'a ta­parcasına bu tür kubbeli kabirlere tapar. Bu daha çok Şafiîlerin, gö­rüş ve içtihadını yansıtır. Çünkü Hanefîlere göre bu sadece mekruh­tur. Çünkü kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehen­nem çukurlarından bir çukurdur. İslâm onun dış kısmına değil, içi­ne değer verir. Onu şekille değil, mâna ve amelle değerlendirir. Bu bakimdan Bedir Savaşında şehit düşen ve her birinin makam ve derecesi Peygamberden sonra gelen mücahitler için çok basit birer ka­bir hazırlanmış ,baş ve ayak uçlarına belli olsun diye birer taş dikil­mişti; hepsi o kadar.

O halde kabirlere sünnet dışı sarf edilmek istenen paranın sada­ka olarak fakirlere dağıtılması, ölüyü fazlasiyle memnun edeceğinde hiç şüphe yoktur. Ama mermer ya da betondan şatafatlı yapılan bir kabir sahibi için bir sıkıntıdan başka hiç bir şey ifâde etmez.[207]

Ancak kabir çöker, belirsiz hale gelme tehlikesiyle karşı karşı­ya kalırsa, o takdirde onu çamur ile yeniden yapmakta bir sakınca yoktur. [208]Sahih olan da budur. Fetva da buna göredir. [209]

 

Henüz Ölmeden Kendi Kabrini Hazırlamak :

 

İnsan ölmeden önce kendi kabrini hazırlayabilir. Fukaha bunda bir sakınca görmemiştir. Hattâ böyle yapmasında ecir de vardır, di­yenler olmuştur. Çünkü insan için ölüm değişmez bir kanundur. Saati gelince bu yolculuğa başlamaktan başka çare yoktur. Nitekim günümüzde bilhassa şehir ve kasabalarda Belediyeden kabir yeri sa­tın alıp önceden hazırlamak, bu sünnete uygundur. [210]

 

Umuma Ait Kabristanda Kabir Hazırlamak :

 

Belediyeden satın alınmayıp umuma ait bir kabristanda ölme­den önce kabir hazırlar da başka bir ölü oraya defnedilirse, ne lâ­zım gelir? Kabristan genişse, böyle yapmak mekruhtur. Yani başka­sının kendisi için hazırladığı kabri işgal etmek doğru değildir. An­cak kabir dar ve sıkışık olursa, o takdirde sahibinin masrafını kar­şılamak şartiyle oraya defnetmekte bir sakınca görülmemiştir.[211]

 

Ölü Defnedildikten Sonra Bir Süre Kabrinin Başucunda Durmak:

 

Ölü defnedildikten sonra, daha çok yakınlarının bir deve boğaz­lanıp eti parçalanıp dağıtılacak kadar bir süre kabrinin yanında bek­lemeleri müstehabdır. Tabii burada Kur'ân okur, duâ ve istiğfarda bulunurlar. Çünkü İmam Muhammed'e göre, kabristanda Kur'ân okumak mekruh değildir. Fukaha daha çok bu konuda adı geçen imamm kavliyle amel etmiştir. Çünkü okunan Kur'ân ölülere fayda ve­rir.[212]

 

Kabirler Üzerinde Mescid Yapmak :

 

Kabirler üzerinde cami ve benzeri şeyler yapmak mekruhtur. Çünkü kabirler daha çok ibret alınacak yerlerdir. İbâdet mahalli de­ğildir. Hem kabirlere karşı durup namaz kılmak ta kesinlikle mek­ruhtur.[213]

 

Bir Kabre Sadece Bir Ölü Konulur :

 

Bir kabre birden fazla ölü koymak mekruhtur. Ancak salgın hast^ık, savaş, deprem, sel felâketi gibi durumlarda ölü sayısı fazla olur da her biri için ayrı bir kabir hazırlamak güçleşirse, o takdirde iki üç kişiyi bir kabre defnemekte kerahet yoktur. Karışık şekilde bir defin yapılıyorsa, o takdirde önce erkek yüzü kıbleye gelecek şe­kilde konur, onun arkasına erkek çocuğu onun arkasını da kadın konulur. Aralarında da fasıla bulunsun diye toprak yetiştirilir.[214]

Bir kabre konulan bir kaç erkek ise, takva yönünden daha çok bilinenine öncelik tanınır. Bunda eşit olurlarsa, en faziletlisi önce defnedilir.[215]

Birkaç kadın ise yine aynı ölçülere göre defnedilir. [216]

 

Kabirdeki Ölü Çürüyüp Toprak Haline Geldiğinde :

 

Bu durumda başka birini o kabre defnetmek caizdir. Kemikleri duruyorsa, toplanıp bir köşeye yerleştirilir, ara yere fasıla olsun di­ye toprak konulur. Ölünün çürüyüp çürümediği toprağın durumuna göre tesbit edilir. Bir de tecrübeyle sabit olabilir.[217]

 

Ölü De'inedilmiyen Bir Kabristanda Bina Yapmak :

 

Kabristana ölü defnedilmez, muattal bir duruma gelir ve mev­cut ölülerin de iyice çürüyüp toprak haline geldiği tesbit edilirse, o takdirde o yere hem bina yapmak, hem de ziraat yapmak caizdir. [218]Nitekim bugün birçok şehir ve kasabalarda eski kabirler tamamen metruk bir vaziyete getirilmiş, şehir dışında yeni kabristan­lar yapılmıştır. Bu durumda şehir içindeki kabirlerin mutlaka kal­dırılması gerekiyor, yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilir. Şartlar mevcutsa, o takdirde kaîdırlmasma cevaz verilebilir. [219]

 

Ölen Kişiyi Bulunduğu Yerin Kabristanına Gömmek :

 

Ölen ya da öldürülen kişiyi, bulunduğu yerin kabristanına göm­mek müstehabdır. Ancak defnedilmeden evvel bir iki millik bir me­safeye nakledilmesinde bir sakınca yoktur.[220]

Başka bir memlekette ölen kimseyi de öldüğü yere defnetmek müstehabdır. Ancak kendi memleketine nakletmekte de bir kerahet yoktur. [221]

 

Defnedilen Ölüyü Kabirden Çıkarmak Doğru Değildir :

 

Ölü defnedildikten sonra, yıkanmadan, namazı kılınmadan gö-mülse bile artık kabirden çıkarılmaz. Bunda kerahet vardır. An­cak bazı hallerde buna cevaz verilmiştir :

a) Gömülen yer başkasından zorla alınmışsa,

b) Şuf'a niteliğinde bir arazi ise,

c) Ölü defnedilirken kıymetli bir eşya kabirde unutulmuşsa...[222]

Bir öldürme veya zehirleme söz konusu ise, cesedin otopsi yapıl­ması gerekiyorsa, o takdirde fukahadan bir heyet, benzeri meselele­re kıyasla buna cevaz verebilir.[223]

 

Tıp Fakültelerinde Kadavra Üzerindeki İnceleme :

 

Ölüm olayı kesinleştikten sonra, cenazeyi bekletmeyip defnet­mek sünnettir. Ancak hastanelerde ölüp sahipsiz bulunan kişilerin cesedinde ilmî araştırma yapmak, anatomi ve benzeri hususlarda in­celemede bulunmak için onu aylarca morglarda muhafaza edip par-çalemak caiz midir? Tıbbın ilerlemesi, talebenin iyi yetişmesi ve bir takım hastalıkların sebeplerinin ortaya çıkarılması söz konusu­dur. O halde müctehid imamlar zamanında bu tür araştırmalar bu­lunmadığından herhangi bir ictihad yapılmamıştır. Ama kıyasa me­dar olarak bazı meselelerde   eksik değildir. Ne var ki, buna ancak İslâm Fıkhında söz sahibi yetkili bir kurul karar verebilir. Kaatilin tesbiti veya ölüm sebebinin anlaşılması için kabirden cesedi çıkar­maya cevaz verenler olmuştur. Çünkü bunda zaruret vardır. Kadav­ra konusu buna kıyas edilebilir mi, edilemez mi? Menatlarda birle-şebiliyorlar mı? Bu bir araştırma konusu ve az-çok ictihad yolları­nı kıyas esaslarını bilme meselesidir. Yalnız başına bir ilim adamı­nın bu hususta bir karar vermesi pek isabetli olmaz. [224]

 

Mal Sahibinin Müsaadesi Alınmadan Arazisinde Ölü Defnetmek:

 

Başkasının mülkünde, sahibinin müsaadesini almadan ölü def­netmek caiz değildir. Ancak böyle bir şey yapıldığı takdirde, mal sa­hibinin şu iki husustan birine karar verme yetkisi vardır :       

a) Ölünün oradan çıkarılıp başka yere nakledilmesi,

b) Kabri belirsiz hale getirip üzerinde ziraat yapması...[225]

 

Ölü Kıbleye Doğru Konulmazsa :

 

Ölü sünnete uygun kıbleye doğru konulmaz veya sol yan üzeri bırakılır veya başı ayak yerine, ayağı da baş kısmına gelecek biçim­de konulursa, o takdirde kabri açıp bunu düzeltmeye gerek yoktur. Böyle yapan kerahet işlemiş, sünnete aykırı hareket etmiştir. Bir sünneti düzeltmek için kapanan kabri açmak doğru değildir.[226]

Ama üzerine tahta ya da sal taş konulmuş, henüz toprak atılma-mışsa, o takdirde açıp yüzünü kıbleye gelecek şekilde düzeltmek ca­izdir.[227]

 

Kabristan İmamlarının Bilgili Olması :

 

İslâm sünnetine göre defin işinin yerine getirilmesi için özellik­le şehirlerde tayin edilen kabristan imamlarının İslâm Fıkhını çok iyi bilmeleri gerekmektedir. [228]

 

Kabristandaki Yaş Ağaç Ve Otları Koparmamak :

 

Varlık âleminin zikir halinde bulunduğu, her zerrenin Hakk'ı lisan-i hal ile ve bağlı bulunduğu ilâhi kanun ölçüsüyle teşbih ettiği şüphesizdir. Özellikle yaş ağaç ve otların Cenâb-ı Hak'km Sünneti­ne bağlıkalarak kendine has bir hayat sürmesi ve bu devre içinde devamlı Hakk'ı zikretmesi, beşer âlemine çok şeyler hatırlatmakta­dır. Yaradan yeşili ve yeşilliği çok sevmiştir. O'nun sevdiğini sevme­miz kadar tabii ne olabilir. Zaten insan ruhu da tabiatın yeşilliğine hayrandır.

Havayı değiştiren, gündüzleri karbon dioksiti alıp oksijen veren, geceleri bunun aksine bir ameliyeye girişen, böylece insan sağlığını korumada büyük katkısı bulunan bitkileri ve ağaçları kendimize en büyük dost bilmemiz gerekiyor mu? İşte bunun için islâm Dini, ağaç dikmeyi, dikilen ağaçları korumayı emretmiştir. O kadar ki kabristanın bile yemyeşil olmasını öğütlemiş, dirilere yararlı olduğu kadar ölüler için de yararlı olan ağaç ve bitkilerin koparılmasını mekruh saymıştır.

Fıkıh âlimleri bu açıdan hareketle kabristanda yeşil duran ağaç ve otların koparılmasının mekruh olduğunu belirtmiş ve bu husus­taki hadîsleri nakletmiştir. Ancak kurumuş ağaç ve otları kesmek­te bir sakında yoktur. Onlardan yararlanmakta bir beis görülme­miştir.[229]

İbn Abbas (R.A.)  diyor ki :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz iki kabrin yanından geçerken şöy­le buyurdu : «Bu ikisi azâb görüyorlar, ama bu bir büyük günahtan dolayı değildir. Bunlardan birisi idrardan sakınıp temizlenmezdi; diğeri ise halk arasında söz götürür getirir, koğuculuk yapardı.» Sonra yaş bir hurma dalı istedi, onu ikiye bölüp o kabirlerin üzeri­ne dikti ve şöyle buyurdu : «Bunlar kurumadığı sürece iki kabrin azâbınm hafiflemesine sebep olacaklarını umanın!.» [230]

 

Kabirlerde Ayakkabıyla Yürümek :

 

İslâm insan unsurunun dirisine hürmeti emrettiği gibi ölüsüne de saygılı olmayı emretmiştir. Kabirleri rasgele çiğneyip dolaşmak mekruhtur. Kabirlere mümkünse basmadan dolaşmak tavsiye edil­miştir. Ancak ayakkabıyla dolaşmakta bir sakınca olup olmadığı hususunda farklı görüşler vardır : İmam Ahmed bin Hanbel'e göre, mekruhtur. Diğer imamlara göre ise mekruh değildir. Nitekim Cerir bin Hâzim diyor ki : «El-Hasen ve İbn Sirîn'in ayakkapî arıyla kabir­leri dolaştıklarını gördüm.»[231]

Hazreti Enes bin Malik'ten yapılan sahih rivayette ise, Resûlül-lah (A.S.) Efendimizin şöyle buyurduğu tesbit edilmiştir :

«İnsan kabrine konulup dost ve arkadaşları oradan ayrılınca, ölen kişi ayrılıp gidenlerin ayakkaplarmm sesini işitir.» [232]îlim adamlarımız bu hadise dayanarak, kabristanda ayakkabıyla1 gezip dolaşmakta bir sakınca olmadığına hükmetmişlerdir. [233]

 

Kabristanda Hayvan Boğazlamak :

 

Kudsiyyet, ta'zim ancak Allah'adır. Ölen bir kimsenin kabri üze­rinde hayvan boğazlamak mekruhtur. Çünkü böyle yapmakta, ölü­ye kudsiyet atfetme ihtimali vardır. Hem yatırlara kurban kesmeye kapı açar. Muhaddîs Abdürrezzak diyor ki : Cahiliyye devrinde biri ölünce defin işi bittikten sonra kabrinin yanıbaşında bir deve ya da sığır veya koyun keçi boğazlanırdı. Resûlüllah (A.S.) bu adeti ya-saklıyarak :

İslâm'da (kabirde ve kabristanda) hayvan boğazlamak yoktur.» buyurdu.[234]

 

Kabir Üzerinde Oturmak :

 

Kabirleri basıp üzerinde yürümek mekruh olduğu gibi, üzerle­rinde oturmak ta mekruhtur. Nitekim Ashabdan Amir bin Hazım (R.A.) diyor ki : Bir kabre yaslanıp oturmuştum. Resûlüllah (A.S.) Efendimiz beni bu vaziyette görünce : «Kabir sahibine eziyyet etme!» diye uyarıda bulundu.[235]

Ebû Hüreyre (R.A.)'den yapılan sahih rivayette ise şöyle buyu-rulmuştur :

«Sizden birinizin ateş üzerine oturup elbisesini yakıp ateşin ca­nına te'sir etmesi, kabir üzerinde oturmasından hayırlıdır.[236]

Nitekim İmam Şafiî ile İmam Ahmed bin Hanbel bu hadîse da­yanarak, kabir üzerinde oturmanın mekruh olduğunu söylemiştir. İmam Mâlik ile îmam Ebû Hanîfe kabrin bir kenarına oturmanın mekruh olmadığını açıklamıştır. [237]

 

Kabristanda Kur'ân Okumak :

 

Kabristanda ölüler için Kur'ân okumanın mekruh olup olmadığı hakkında fukahanm farklı görüşleri vardır: İmam Şafiî'ye göre müs-tehabdır. Çünkü ölü bundan yararlanır. Muhammed bin Hasan da aynı görüştedir. Ahmed bin Hanbel'e göre, bunda bir sakınca yok­tur. İmam Ebû Hanîfe ile İmam Mâlik'e göre, bu hususta bir sünnet vârid olmadığından tenzihi kerahet vardır. [238]

 

TA'ZİYE :

 

Ölenin varislerine ta'ziyede bulunmak, Peygamber (A.S.) Efen­dimizin sünnetlerinden biridir. Üzüntülü ve musîbetli günlerde Müs­lüman kardeşimizi sormak, tesellide bulunmak, onun üzüntüsünü paylaşmak hem dinî, hem insanî bir davranıştır. Tabii ta'ziye ancak bir defa yapılır. Birkaç defa üstüste gidip ta'ziyede bulunmak sün­nete uygun değildir.

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu sünnetini şu tavsiyeleriyle üm­metine hatırlatmıştır.

«Her hangi bir mü'min bir müslüman kardeşine, kendisine do­kunan bir musibetten dolayı ta'ziyede bulunursa, mutlaka Cenâb-i Hak kıyamet günü ona keramet elbiselerinden giydirecektir.»[239]

Ta'ziye gönül alıcı, üzüntüyü giderici ve daha çok Allahm hük­münü belirtici sözlerle yerine getirilir. Nitekim Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şu sözlerle ta'ziyede bulunmuştur : «Allah, aldığı da ken­disine aittir, verdiği de kendisine aittir. Her şey O'nundur ve her şeyin belli ve belirli bir vakti ve saati vardır. Sabret ve karşılığını Al­lah'tan bekle...»

Ta'ziye Kaç Gün îçinde Yapılmalıdır?

Fukahanm tesbitine göre, ölüm olayı meydana geldikten sonra üç gün içinde yapılmalıdır. Ancak ta'ziye edilecek veya ta'ziyede bu­lunacak kişiler seferde olur veya başka bir memlekette bulunursa, o takdirde bu sürenin dışında da ta'ziye yapılabilir.

Ta'ziye daha çok defin işi bittikten sonra başlar. Bununla bera­ber defnedilmeden önce de yapılmasında bir sakınca görülmemiştir.

Ta'ziye hususunda ölenin yakın akrabası arasında bir ayırım ya­pılmaz. Kadınlara da erkeklere de ta'ziye verilir. Ancak genç kadın­lar konusunda fukaha dikkatli olmamızı tavsiye etmiş ve erkeklerin onlara ta'ziye vermesinden ziyade kadınların vermesi daha uygun olur, demiştir.[240]

Fukaha ta'ziyenin şu sözlerle de yerine getirilmesini tavsiye et­miştir :

«Allah ölünüze mağfiret etsin, günahlarını bağışlasın; onu rah­metine garketsin. Size de bu musibete karşı sabır ihsan eylesin ve bundan dolayı ecrinizi artırsın...»

Ama yukarıda mealini naklettiğimiz Resûlüllah    (A.S.)  Efendi­mizin ta'ziyeyle ilgili sözleri, bunun en güzelidir.[241]

 

Ta'ziye İçin Üç Gün Evde Oturmak :

 

Ta'ziye için gelenleri beklemek üzere üç gün evde veya mahal­le camiinde oturmak müstehabdır. Kapı önünde veya eşiğinde otur­mak ise mekruhtur.

Hattâ Hızanetü'l-Fetâvâ'da üç gün oturmanın müstehab    olma-'dığı, normal zamanlardaki gibi hareket etmenin daha uygun sayıl­dığı belirtilmiştir.[242]

 

Ölü Evinin Yemek Hazırlaması :

 

Ölenine ev halkına üç gün yakınları ve dostları   tarafından yemek götürülmesi sünnettir. Ne yazık ki ülkemizin birçok belde ve köylerinde bu sünnetin yerine bid'a konularak aksi bir yol tutulmuş­tur : Ölenin ev halkı ta'ziyeye gelenlere yemek hazırlar ve âdeta bir düğün veya sünnet cemiyeti havası estirilir. Özellikle din adamları­nın ve mevlidhanların bu hususa çok dikkat etmeleri ve müslüman-ları uyarmaları gerekir. [243]

 

Siyah Elbise Giyinip Matem Tutmak :

 

İslâm'da matem tutmak yoktur. Bu daha çok gayrimüslimlerin âdetidir. Özellikle erkeklerin siyah elbise giyinip yaslı olduğunu gös­termesi, Sünnete aykırıdır. Ancak fukahadan bazısı, kadınların böy­le günlerde siyah elbise giymelerinde bir sakınca olmadığını belirt­mişlerdir.[244]

Bunun gibi, ölenin evinde üç gün ziyafetler tertiplemek te mek­ruhtur.[245]

 

ÖLÜYE FAYDA VEREN AMELLER :

 

İnsan öldükten sonra amel defteri kapanır. Ancak şu üç cihetle değil : Cari bir sadaka, fayda veren bir ilim ve salih bir evlâd geriye bırakanların amel defteri açık tutulur. Bunun gibi, dirilerin yapa­cakları hayır ve duaların ölülere faydası vardır. O halde ölenirTya-kınlarmm ve dostlarının, sevabı ölüye hediye edilmek üzere Kur'an okuması, istiğfarda bulunması, sadaka vermesi caizdir. Rasûlüllah (A.S.) Efendimiz bu hususa temasla şöyle buyurmuştur

«Âdemoğlu ölünce ameli kesilir, ancak şu üç cihetle değil •, Câri bir sadaka (cami, köprü, yol, hastane vb. gibi); istifade edilen bir ilim ve kendisine duâ edecek bir evlâd..[246]

«Öldükten sonra mü'mine amelinden ve iyiliklerinden ulaşan şeyler şunlardır : Öğretip yaydığı ilim, geriye bıraktığı salih bir ev-lâd, miras bıtrakığı bir Mushaf, inşa ettiği bir cami, yolcular için yaptığı bir bina, akıttığı bir su... Bir de hayatında sıhhati yerinde iken malından çıkarıp verdiği bir sadaka, işte bu ölümünden sonra ona ulaşır.»[247]

Duâ ve istiğfarın ölülere fayda sağladığı hakkında hem âyet hem hadîs vardır :

«Onlardan sonra gelenler : Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inan­mış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde mü'minlere karşı kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli ve çok merhametli­sin.»[248]

«Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı, babamı ve mü'-minleri bağışla...»[249]

 

Ölü İçin Verilecek Sadaka :

 

Bu hususta birçok sahih rivayetler vardır. O niyetle verilen sa­ikanın sevabı mutlaka ölüye ulaşır. Nitekim Ebû Hüreyre (R.A.) yor ki : Bir adam Peygamber CA.S.) Efendimize sordu : «Babam öl-i, geriye mal bıraktı, ama vasiyyet yapmadı. Onun adına sadaka irecek olursam, günahlarını temizler mi? veya günahlarına keffa-[t olur mu?» Efendimiz ona : «Evet...» diye cevap verdi.[250]

Ashabdan Sa'd bin Ubâde (R.A.)'nin anası vefat etmişti. Peygamber Efendimize gelerek dedi ki : «Ya Resûlellah! Şüphesiz ki an-sm vefat etti, onun adına sadaka vereyim mi?» Efendimiz ona : Evet...» diye cevap verdi. Bunun üzerine Sa'd tekrar sordu : «Han-sadaka daha üstündür?» «su vermek...» diye cevap verdi.

Tabii bu, suya çok ihtiyaç olan yerlerde böyledir. Diğer yerler-o yer halkının daha çok ihtiyaç duyduğu şeyleri sadaka vermek aha iyidir.[251]

 

Ölü İçin Kur'ân Okumak Veya Okutmak :

 

Bu hususta sahih bir rivayet tesbit edilememiştir. Ancak cum-iur-i fukaha bunun caiz olduğunu söylemiştir. Fetva da buna göre-lir. Ahmed bin Hanbel de aynı görüştedir. Çünkü bu konuda bütün tayırları içine alan genel tabirler vardır. [252]

 

Ergen Olmadan Ölen Müslüman Çocukları:

 

Sahih rivayetlere göre, ergenlik çağına girmeden ölen Müslü-nan çocukları hiçbir hesaba tabi tutulmadan Cennete girer. Nite-ûm Resûlüllah (A.S.) Efendimizin oğlu İbrahim vefat ettiğinde, şöy-e buyurmuştur : «Şüphesiz ki onun cennette bir emzireni vardır...»[253]

«Her hangi bir müslüman, henüz ergen olmamış üç çocuğu ölür­se, mutlaka Allah onun çocuklarına olan merhameti sebebiyle Cen­nete sokar.»[254]

 

KABİR SUALİ :

 

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat, kabir sualinin hak olduğunda görüş birliğine varmış ve bunun Sünnet ile sübut bulduğunu tesbit etmiş­tir.

Bedenle ruh arasındaki ilgi ve bağlantı kıyamete kadar devam eder. Bedenin yanması, çürümesi, balıklar tarafından yenilmesi bu ilgi ve bağlantıya olumsuz yönde te'sir etmez. Ne var ki, kabir sua­line muhatab olan, bedenle bağlantılı bulunan ruhtur. Çünkü insan öldükten sonra bir daha kalkıncaya kadar ruhu artık bedenine dön­mez, sadece. belirttiğimiz gibi aralarından bu ilgi içinde ruh müte­essir olur. Kabir alemindeki nimetten de aynı anlam ve ölçüde ruh yararlanır. Çünkü asıl var olan, düşünen, akleden, bilen ve anlayan ruhtur. Elektrik akımıyla ampul arasındaki ilgi ne ise bedenle ruh arasındaki ilgi de ona benzer.

Toprağa intikal edip çürüyen beden, vakti gelince yeniden olu­şurken şekil ve. biçimde bir değişiklik olmamakla beraber hücre ve metabolizma yapı ve siteminde büyük değişiklik meydana gelir. Çün­kü dünya ile ilgili beden yapımız, sadece dünyadaki mevcut hayat şartlarına göre hazırlanmıştır. Ahiretteki şartlar daha başkadır. Onun için o şartlara uygun yeni bir beden teşekkül eder.

Zeyd bin Sabit (R.A.)'den yapılan sahih rivayete göre, Resûlül­lah (A.S.)  Efendimiz Neccar oğullarına ait bir kabristandan geçer­ken binmiş olduğu katır ürktü, neredeyse Resûlüllah düşecekti. Ora­da ya altı, ya beş ya dört kabir bulunuyordu. Bunun üzerine Efendi­miz sordu : «Bu kabirde yatanları bilen var mı?»    Bir adam ayağa kalkıp, «ben biliyorum...» diye cevap verince Efendimiz : «Bunlar ne zaman öldüler?» diye sordu. O da «Eşrafta öldüler» [255]diye cevap verdi. Efendimiz, «birbirinizi defnetmeyi terk endişem olmasaydı, ka bir azabından işittiğimi sizin işitmeniz için de Allah'a duâ edip ister dim!» buyurduktan sonra bize döndü ve : «Kabir azabından Allah'î sığının!» diye uyarıda bulundu. Biz de «Kabir azabından Allah'a sı ğımnz» dedik. Sonra tekrar bize : «Cehennem azabından Allah'a sığı ğının!» diye emretti. Biz de «Cehennem azabından Allah'a sığınırız dedik. Sonra «Ortaya çıkan   ve çıkmayan fitnelerden   Allah'a sığı nml» buyurdu. Biz de : «Ortaya çıkan ve çıkmayan   fitnelerden Allaha sığınırız» dedik. Sonra, «Deccal'in fitnesinden Allah'a sığının!»

'iye emretti. Biz çe «Deccal'in fitnesinden Allah'a sığınırız» dedik...[256]

 

Konuyla İlgili Sahih Hadîsler :

 

«Şüphesiz ki kul kabre konulup arkadaşları oradan ayrılınca tyakkaplarının sesini duyar. O sırada iki melek gelip onun ruhunu [karşılarına alıp) ourtur ve şöyle sorarlar : «Bu adam hakkında sen ıe derdin?» Mü'min kişi, «Onun Allah'ın kulu ve Resulü bulunduğu-ıa şehadet ederim» der. Melekler ona : «Şimdi cehennemdeki yerine sak ki Allah ona bedel senin için Cennete bir yer hazırladı...» derler 7e hem melekler, hem ölü o iki yeri görürler. Kâfir veya münafık ise, ona. da : «Bu adam (yani Muhammed) hakkında ne derdin?» di-pe sorarlar. O da Bilmiyorum, sadece halkın dediğini ben de söy­lüyordum...» diye cevap verir. Melekler ona : «Anlamaz ol, bilmez ol!.»derler ve (mahiyeti bilinmiyen) demir tokmaklarla onu öyle dö­verler ki insanlarla cinlerden başka her şey onun bağırtısını duyar.»[257]

«Peygamber (A.S.) Efendimiz bir kabirden ses duydu. Bunun üzerine, «bu ne zaman ölmüş?» diye sordu. Cahiliyye devrinde öldü­ğünü söylediklerinde Efendimiz sevindi ve şöyle buyurdu : «Eğer birbirinizi defnetmeyi terketme endişem olmasaydı, kabir azabını duymanız için Allah'a duâ ederdim.»[258]

«Sizden biriniz vefat ettiğinde sabah ve akşam ona kendi ma­kamı gösterilir : Cennet ehlinden ise, Cennet ehli makamlarından bir makam; Cehennem ehlinden ise, Cehennem hücrelerinden bir ka­rargâh gösterilir. Ve ona : Burası senin (ebedî) durağındır. Kıyamet günü Allah seni buraya gönderecektir,denilir.»[259]

Ölümden Sonra Ruhların Eyleştiği Âlem :

Ölüm olayı meydana geldikten sonra bedeni terkeden ruh, Ber­zah âleminde kendi inanç ve ameline göre yerini alır. Berzah âlemi, hem dünya ile, hem de âhiretle ilgilidir. Diğer bir tabirle bu âlem dünya ile âhiret arasında ruhlar için bir konaklama yeridir.

İnsanlar inanç ve amellerine göre çok farklı durumlarda oldu­ğu gibi ruhlar da böyledir. Bu bakımdan her ruh kendi ölcüsündeki ruhlar arasında bulunmak zorundadır. İlim adamlarımız Berzah âle­minin bu sebeple çok farklı dereceleri bulunduğunu ifade etmişler­dir; bunları şöyle özetlememiz mümkündür :

1. A'lâ-yı  îlliyyîn - Mele-i A'lâ'ya     yükselen ruhlar.

Bunlar peygamberlere ait ruhlardır. Ne var ki bu yüce âlemde­ki ruhlar da kendi mertebelerine göre farklı durumdadırlar. Resû-lüllah (A.S.) Efendimizin ruh-i şerifleri en üst derecedir. Diğerleri­nin ise Mi'rac Gecesinde Resûlüllah (A.S.) Efendimizin onlardan bir kısmıyla yapmış olduğu mülakattan dereceleri anlaşılıyor.

2. Yeşil kuşların içinde Arş'm altında bulunan ruhlar. Bu, şe-hîdlerden bir kısmına ait olanlardır. Çünkü şehidlerden üzerine kul-hakkı bulunanlar Cennet kapısında  beklemekte, kıyamete    kadar burada yer almaktadır. Bir kısmı sözü edilen kuşların karınlarında Cennete seyretmekte veya    Berzah âleminden Cennete açılan pen-reden Cennet nimetlerinden yararlanmaktadır.

Nitkim bir Adam Peygamber (A.S.) Efendimize gelerek dediki ; «Ya Resûlellah! Şehid edilecek olursam, benim için ne vardır?» Al­lah Resulü cevap verdi: «Cennet...» Adam ayrılıp gitmek istediğin­de Efendimiz şunu ilâve etti «Ancak borç buna engeldir. Az Önce Cibril bunu bana haber verdi.»

3. Cennet kapısından hapsedilen ruhlar.

Yukarıda belirtildiği gibi, üzerinde kul hakkı, yani borç veya zimmet bulunduğu halde şehid düşenlerin ruhları, borç ödeninceye veya kıyamet kopup hesap görülünceye kadar Cennet kapısında hap­sedilirler. Hapisten maksat, orada belli bir yerde beklemek zorun­dadırlar, cennete giremezler.

Savaşta şehid düşen babası hakkında Peygamberle görüşen gence, Allah Resulü : «Hayır, baban cennette değil, kapısında bekle­tiliyor. Üzerinde borç vardır.» buyurması, ruhların üçüncü makamı­na işarettir.

4. Kabir âleminde bekletilen ruhlar.

Bunlar da devlet ve millet malından aşıranlarm ruhlarıdır. Ga­nimet malından bir üstlük aşırdıktan sonra şehid düşen bir sahabi için arkadaşları, «Cennet ona mübarek olsun!» dediklerinde, Resû-lüllah (A,S.) Efendimiz nübüvvet gözüyle onun vardığı yere baktık­tan sonra şöyle buyurmuştur : «Hayır, canımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, aşırdığı üstlük ateş olup kabrinde ruhunu sarmıştır.»

5. Yeryüzünde Berzah ile ilgili bir bölümde tutulan ruhlar. Bun­lar Mele-i A'lâ'ya yükselemez. Çünkü ameli itibariyle çok süfli ruh­lardır, yüce    âlemdeki   ruhların   yanında yer almalarına müsaade edilmez.

Dünyada iken nefsinin arzularını yerine getirmek için aziz öm­rünü acımadan harcayan; Allah'a bir gün olsun yakınolmayı aklın­dan geçirmiyen, bunun için hiçbir salih amelde, gönülden gelen zi­kirde bulunmayan kimselerin hayatları süfli olduğu gibi ruhları da süflidir ve süflî âlemde kalmaya mahkûmdur. Bu âlemde, Berzah'm alt tabakası da denir.

6. Berzah âleminin alt tabakasında tandır biçimi ateş dolu yer­lerde bekletilen ruhlar.

Bunlar, dünyada iken uçkur peşinde koşup zina edenlerin ruh­larıdır. Çoğu tevbe etmeden gitmiştir. Nitekim Mi'rac Gecesi onların bu acıklı hali Resûlüllah Efendimize gösterilmiştir.

7. Berzah aleminde kandan bir nehir içinde tutulan ve kıyıya yaklaştıklarında ağızlarına taş atılan ruhlar.

Bunlar dünyada iken faiz verip alanlar, tefecilik yapıp başkası­nın, alın teriyle geçinenlerin ruhlarıdır.

Büyük Veli Abdülaziz DEBBAĞ Hazretleri de Tercemesini yap­tığım El-îbriz adlı kıymetli eserinde, Berzah âlemi hakkında çok ge­niş ve doyurucu bilgi vermiş ve bu âlemin yedi tabaka olduğunu be­lirtmiştir. Adı geçen eseri tavsiye ederim. [260]

 

O Halde İnsanoğlunun Dört Devresi Vardır :

 

1. Ana rahmindeki devre. Üç ayrı tabakadan meydana gelen ana rahmi hem dar, hem karanlıktır. Kur'ân buna «Üç Karanlık Ka­rargah» diyor.

2. Doğup ayak bastığı dünya devresi. Burada yavaş yavaş bü­yür, teklif çağma gelince saadet ve şekavetini hazırlar. Yani kendi iradesiyle ya dünyasını ma'mur, âhiretini mes'ud eyler. Ya da her ikisini berbat edip kendi ateşini kendisi hazırlar.

3. Berzah âlemi devresi. Bu âlem, dünya, ana rahmine göre ne kadar büyük ve genişse, o da dünyaya nisbetle öylesine geniş ve bü­yüktür. Her ruh amel ve itikadına göre bu geniş âlemde yerini alır ve kıyametin kopmasını bekler,

4. Karar kılınacak âlem. Bu insan için dördüncü ve son devre­dir. Ya Cennette, ya da cehennemde karar kılar. [261]

 

 



[1] Buharı - Müslim : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.

[2] Buhari - Müslim : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.

[3] Buhari : İbn Mes'ud (RA.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/35-36.

[4] Buharı: Ebû Musa (R.A.)'den.

[5] Buharı - Müslim.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/36-38.

[6] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/38.

[7] El-Cevheretü'n-Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[8] Müslim - Ebû Dâvud - Tirmizi : Ebû Said El-Hudr'  (RA)'den.

[9] Ebû Dâvud - El-Hâkim : Muaz bin Cebel (R.A.)'den.

[10] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/38-39.

[11] Fetâvâ-yi Hindiyye : C. 1, S. : 157.

[12] Fıkhu's-Süne : 1/548.

[13] El-Aynî Şerh-i Hidâye - Mi'racü'd-Diraye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[14] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/39-41.

[15] Siracü'l-Vehhac' - Halvanî - Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/157.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/41.

[16] Fethü'l-Kadir - Kemal tbn Hümam.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/41.

[17] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/41.

[18] Münyetü'l-Musalli - İbn Emir Hac.

[19] Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud - Nesâi - İbn Hibban : Ma'kal bin Yesar (R.A.)'den.

[20] Müsned-i Firdevs : Ebû Derdâ (R.A.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/41-42.

[21] Fetâvâ-yi Hindiyye.

[22] Fazla bilgi için bak : Fetâvâ-yi Kaadıhan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/42.

[23] El-Cevheretü'n-Neyyire.

[24] Sahih-i Müslim.

[25] El-Tebyîn - Zeylaî.

[26] El-Cevheretü'n-Neyyire.

[27] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/42-43.

[28] El-Cevheretü'n-Neyyire - Fetâvâ-yı Hindiyye.

[29] Tirmizî : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.

[30] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/43.

[31] El-Tebyin - Zeylaî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/44.

[32] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[33] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/44.

[34] En-Nihaye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[35] El-Bedayi' Kâsânî.

[36] Et-Tebyîn - Zeylaî - El-Aynİ - Şerh-i Kenz.

[37] Revhü'l-Cemaa : Ümmü Atiyye'den.

[38] Beyhakî - Hâkim - İbn Hibban : Sahihtir.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/44-45.

[39] Siracü'l-Vehhac - Halvani - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[40] El-Muhit – Serahsî.

[41] El-Hulâsa - Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Hidaye – Merğinani.

[42] El-Muhit - Serahsi - El-Cevheretü'n-Neyyire.

[43] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/45-46.

[44] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[45] El-Muhit – Serahsî.

[46] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[47] Et-Tebyin - Zeylâî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/46.

[48] El-Hidâye - El-Muhit – Serahsî.

[49] El-Muhit - Serahsi - Mecmau'l-Enhür - Bahrirâik - İbn Nüceym.

[50] Et-Tebyin - Zeylai - İbn Abidin.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/46-47.

[51] Et-Tecnis - Haherzade .- El-Bedayi' - Kâsânî - El-Muhit.

[52] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/47.

[53] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/47.

[54] El-Hidaye – Merğinanî.

[55] EI-Mudmarat - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[56] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/47-48.

[57] Fetâvâ-yi Hindiyye - Et-Muzmarat - El-Mebsut – Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/48.

[58] Mi'racü'd-Diraye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/48.

[59] Fetâvâ-yi Hindiye - El-Bedayi' – Kasanı.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/48-49.

[60] Ez-Zahidî - Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Muhit – Serahsı.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/49.

[61] Mi'racü'd-Diraye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/49.

[62] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/49-50.

[63] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/50.

[64] Fetâvâ-yi Hindiyye  1/159 –160.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/50-51.

[65] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/51.

[66] El-Fıkhu Alâ'l-Mezahibi'.Arbaa : 1/504.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/51.

[67] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[68] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/51-52.

[69] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/52.

[70] Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Muhit  -  Serahsi - Mecmau'l-Enhür.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/52.

[71] El-Hidâye – Merğinanî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/52.

[72] En-Nihâye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/52.

[73] El-Muhit - Radiyuddin Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[74] Fetâvâ-yi Kaadihan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/53.

[75] Fethü'l-Kadir - Kemal İbn Hüraam.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/53.

[76] El-Hidâye – Merğinanî.

[77] El-Cevheretü'n-Neyyire.

[78] El-Kenz Şerhi - Herevi - Et-Tebyin – Zeylai.

[79] EI-Aynî Şerhü'1-Kenz - Bedridciün Mahmud Ayni.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/53-54.

[80] Et-Tebyin – Zeylaî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/54.

[81] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/54.

[82] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/54.

[83] El-Cevheretü'n-Neyyire - En-Nihaye.

[84] Şerh-i Tahavî.

[85] Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/54-55.

[86] EI-Cevheretü'n-Neyyire.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/55.

[87] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/55.

[88] El-Muhit – Serahsî.

[89] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/55.

[90] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî.

[91] El-Ayni Şerh-i Kenz - Bedrüddin Mahmud Aynî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/55.

[92] Et-Tebyîn – Zeylai.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/56.

[93] Et-Tebyîn - Zeylai - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[94] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/56.

[95] El-Muhit - Radıyüddin Serahsi.

[96] İbn Mâce - Tirmizî : Ebû Katftde'den.

[97] Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud - Tirmizî : İbn Abbas'dan.

[98] Ahmed bin Hanbel - El-Hâkim : Câbir (R.A.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/56-57.

[99] Ez-Zahidî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/57.

[100] El-îtabiyye – Tatarhaniyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/57.

[101] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/57.

[102] Şerh-i Nukaye - Şeyh Ebulmekârim.

[103] Et-Tebyîn – Zeylaî.

[104] îbn Mâce – Beyhaki.

[105] Ahmed bin Hanbel.

[106] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/57-58.

[107] Şerh-i Tahavî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/58.

[108] Bahrirâik - İbn Nüceym.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/58-59.

[109] Ahmed bin Hanbel - Nesâi : Ebu Bekre  (R.A.)den.

[110] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/59.

[111] Fethulkadîr - Kemal İbn Hümam.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/59-60.

[112] Bahrirâüc - îbn Nüceym.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/60.

[113] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/60.

[114] Ahmed bin Hanbel : Ebü Mâlik EI-Eşİari (R.A.)'den.

[115] Müslim – Taberânî.

[116] Bezzar : Sened-i Sahihle.

[117] Buharı - Müslim.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/60-61.

[118] Bahrirâik - İbn Nüceym.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/61-62.

[119] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/62.

[120] Ahmed bin Hanbel - İbn Mâce - Müslim : Abdullah b. Ömer.

[121] îbn Mâce - El-Hâkim : Muhammed bin Hanife'den.

[122] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/62-63.

[123] Fetâvâ-yi Hindİyye.

[124] Ahmed bin Hanbel.

[125] Bilindiği gibi İmam Nevevi, Şafii mezhebine bağlıdır.

[126] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/63-64.

[127] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[128] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/64.

[129] Şerh-i Tahavî - Fetâvâ-yi Hindiyye - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/64.

[130] El-Muhit - Radiyüddin Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/64.

[131] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/65.

[132] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/65.

[133] En-Nihaye - İbn Âbidin - Mecmau'l-Enhür.

[134] Buhari - Müslim : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.

[135] El-Cemaa  Ebû Hüreyre (R.A.)'den.

[136] Müslim : Habbab  (R.A.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/65-66.

[137] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/66.

[138] Et-Tebyin Zeylai - El-Bcdayi' – Kâsanî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/66.

[139] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/66.

[140] Bedayi'us-Sanayi' Fi Tertibi' Şerayi' - Kâsani.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/67

[141] Fetâvâ-yi Hindiyye - Mecmau'l-Enhür - Şehzade Damad.

[142] El-İzah - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/67.

[143] El-Muhit - Radiyuddin Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/67.

[144] Et-Tebyin - Zeylai - İbn Abidin - Mecmau'l-Enhür - Şehzade Damad.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/67.

[145] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/67-68.

[146] Bahrirâik - İbn Nüceym El-Bedayi - Kâsani - Et-Tebyîn - Zeylaî - El-Meb-sut – Serahsî.

[147] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/68.

[148] EzZahîre - Burhaneddin Mahmud - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/68.

[149] El-Kifaye - En-Nihaye - Mi'racü'd-Dirâye  - Fetâ-vâ-yi Hindiyye.

[150] Et-Tebyid - Zeylai - Fethü'l-Kadîr - Kemal îbn Humam.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/69.

[151] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/69.

[152] El-Cevheretü'n-Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/69.

[153] Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/163.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/69-70.

[154] Camiussağir - Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[155] Et-Tebyîn - Zeylai.

[156] Bedayiu's-Senayi' - Kasan'.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/70.

[157] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/70.

[158] Et-Tebyîn – Zeylaî.

[159] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/70.

[160] Siracü'l-Vehhac - Halvanî - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/71.

[161] El-Kınye – Eburrecâ.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/71.

[162] Fetâvâ-yi Hindiyye - Nehr-i Faik - EÎ-Muzmarat.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/71.

[163] Tatarhaııiyye - İbn Âbidin - Mecmau'l-Enhür.

[164] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/71.

[165] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/72.

[166] Fazla bilgi için bak : Nasbu'r-Raye - Zeylaî : 2/266, 267.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/72.

[167] El-Kâfi - Bahrirâik - İbn Nüceym - El Bedayi' – Kâsanî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/72.

[168] Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/164.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/72-73.

[169] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/73.

[170] Şerh-i Camiussağîr – Kaadıhan.

[171] El-Muhit - Radıyüdin Serahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/73.

[172] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/74.

[173] El-Muhit - Serahsi - EI-Mebsut - Şemsüleimme Serahsî.

[174] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/74.

[175] El-Hulâsa - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/74.

[176] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetavâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/74.

[177] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/74-75.

[178] Mi'racü'd-Diraye - İbn  Abidİn - Mecmau'l-Enhür - Şehzade Damad.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/75.

[179] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/75.

[180] Fethü'l-Kadîr - Kemal İbn Hümam.

[181] Siracul-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/75.

[182] Es-Siraciyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/75.

[183] El-Hulasa - Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Mebsut - Serahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/75-76.

[184] Et-Tebyîn – Zeylaî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/76.

[185] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[186] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/76.

[187] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/76.

[188] Ebu Nuaym - El-Hilye : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/77.

[189] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî - Ibn Abidin.

[190] Fetâvâ-yi Kaadihan.

[191] EI-Cevheretü'n-Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[192] Nessî - Tirmizi : Hişam bin Âmir (R.A.)'den.

[193] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/77-78.

[194] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/16B.

[195] Bahrirâik - İbn Nüceym - El-Bedayi' – Kâsânİ.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/78-79.

[196] El-Muhit - Radıyüddin Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/79.

[197] Fethü'l-Kadîr - Kemal İbn Hümam.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/79.

[198] Ahmed bin Hanbel - Tirmizi - İbn Mâce : İbn Ömer (R.A.)'dan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/79.

[199] El-Cevheretü'n-Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/79-80.

[200] El-Aynî Şarh-i Kenz - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/80.

[201] El-Cevheretü'n-Neyyire - El-Bedayi' Kâsani.

[202] îbn Mâce.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/80.

[203] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye . 1/166.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/80.

[204] Ahmed bin Hanbel – Müslim.

[205] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/80-81.

[206] Et-Tebyin - Zeylai - Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/166.

[207] Bu konuda fazla bilgi almak için : Hanefi ve Şafii Mezheplerine göre hazır­ladığımız Büyük İlmihal kitabımızın 432. sahifesine müracaat etmeniz tav­siye olunur.

[208] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[209] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/81-82.

[210] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/82.

[211] Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/82.

[212] El-Cevheretü'n-Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/82-83.

[213] Siracü'l-Vehhac - Kitabü'l-Fıkhi Alâl Mezahibi'l Arbaa.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/83.

[214] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[215] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî.

[216] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/83.

[217] Et-Tebyîn – Zeylaî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/83.

[218] Et-Tebyîn - Zeylai - Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/167.    Kitabu'l-Fıkhi Alâ'l -zahibi'l-Arbaa Abdurrahman El-Cezirî.

[219] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/83-84.

[220] El-Hulasa - Mecmau'l-Enhür - Şehzade Damad.

[221] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/84.

[222] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye - îbn Abidin.

[223] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/84.

[224] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/84-85.

[225] Et-Tecnis - Ebubekir Hâharzade.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/85.

[226] Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/167.

[227] Et-Tebyîn – Zeylai.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/85.

[228] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/85.

[229] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[230] Buharı : İbn Abbas (R.A.)'dan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/85-86.

[231] Fıkhü's-Sünne : 1/550.

[232] Buharı - Müslim - Ebû Dâvud - Nesâi : Enes (R.A.)'den.

[233] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/86-87.

[234] Ebû Dâvud : Enes  (R.A.) "den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/87.

[235] Ahmed bin Hanbel ; Sahih isnadla.

[236] Müslim - Ebû Dâvud - Nesâi - Ahmed bin Hanbel.

[237] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/87-88.

[238] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/88.

[239] İbn Mâce Beyhaki : Senedi Hasen ile.

[240] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[241] Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/88-89.

[242] Mi'racü'd-Diraye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/89.

[243] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/89-90.

[244] Fetâvâ-yi Hhıdiyye : 1/167.

[245] Tatarhaniyye - Et-Tebyîn – Zeylai.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/90.

[246] Müslim ; Ebû Hüreyre (R-A.)'den.

[247] îbn Mâce.

[248] Haşır Suresi âyet : 10.

[249] İbrahim Suresi âyet : 41.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/90-91.

[250] Ahmed bin Hanbel - Müslim : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.

[251] Ahnied bin Hanbel - Nesâ1.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/92.

[252] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/92.

[253] Buharî : Adiy bin Sabit (R.A.)'den.

[254] Eshab-ı Sünen.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/92.

[255] Yani Cahiliye devrinde.

[256] Müslim - Ebû Nuaym.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/93-94.

[257] Buharı Müslim : Enes (R.A.)'den.

[258] Nesâî : Enes bin Malik (R.A.)'den.

[259] Buharı : Abdullah bin Ömer (R.A.)dan.

[260] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/94-97.

[261] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/97.

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.04 saniye 11,184,517 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021