Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
KUDURİ Tercümesi Muhammed oğlu Ahmet Ebul Hasan El-Kuduri

Özürlünün Abdesti: 1

Nifas (Lohusa) Kanı: 2

Necasetler Babı: 2

Namaz Bahsî: 3

Ezan Bahsi: 4

Namazdan Evvel Yapılması Gereken Şartlar: 4

Namazın Sıfatları: 5

Cemaatla Namaz: 7

İmam Nelere Dikkat Etmelidir. 7

Namaz Kılana Mekruh Olan Şeyler: 8

Geçmiş Namazların Kaza Edilmesi: 9

Kendisinde Namaz Kılmak Mekruh Olan Vakitler: 9

Nafile Namazların Babı: 9

Secde-İ Sehvin Babı: 10

Hasta Namazının Bahsi: 11

Tilâvet (Okumak) Secdesinin Babı: 11

Tilavet Secdesi Nasıl Yapılır?. 12

Misafir Namazı Bahsi: 12

Cuma Namazının Bahsi: 13

İkî Bayram Namazının Bahsi: 14

Bayram Namazı Nasıl Kııjnır: 15

Güneş Tutulması Namazının Bahsi: 15

Yağmur İstemenin Bahsi: 15

Ramazan İbadeti Bahsi: 16

Korku Namazının Bahsi: 16

Cenazeler Bahsi: 16

Cenaze Namazı Bahsi: 18

Şehidler Bahsi: 18

Kabede Namaz Kılmanın Bahsi: 19

Zekât Bahsi: 19

Deve Zekâtının Bahsi 19

Sığırların Zekâtı Bahsi 20

Koyun Zekâtının Bahsi 20

At Zekâtının Bahsi 20

Gümüş Zekâtının Bahsi: 21

Altın Zekâtının Bahsi: 22

Ticaret Eşyasının Zekatı Bahsi: 22

Ziraatler Ve Meyveler Zekâtının Bahsi: 22

Kendisine Sadaka (Zekât) Vermek Caiz     ' Olup Olmıyan Şahıslar Bahsi: 23

Fitre Zekatının Bahsi: 24

'Oruç Bahsi: 24

Devir (Îskat) Bahsi: 26

Hac Bahsi: 27

Mikat (İhram Bağlama Yeri) 27

 

 

Özürlünün Abdesti:

 

îstihazeli kadın, âletinden sidik ve burnundan daima kan akan ki­şiler, ve daima akıntılı yara sahibi ancak her namazın Vaktinde abdest alıp aynı vakitte o abdestle istedikleri kadar farz ve nafile namaz kılar­lar. (Daima yellenen şahsın hükmü de böyledir).

Vakit çıktığında onların abdestleri bozulur, diğer bir namaz için yeniden abdest almaları lâzımdır.

 

Nifas (Lohusa) Kanı:

 

Doğumdan sonra çıkan kandır. Hâmile hanımın gördüğü ve doğum halınae ouaınan hanımın daha çocuk çıkmazdan önce gördüğü kan, istihaze kanıdır. Nifas (Lohusa) kanının en azının hududu yoktur. En fazlasının hudu­du ise kırk gündür. Kırk günden fazla gelen kan istihaze kanı onır. Kan, kırk günü geçerse, ve bu hanım daha Önce doğum yapmış olup nifasta belli bir âdeti varsa derhal onun âdetinin güruenne red (yanı eski âdet müddeti itibar) olunur. Eğer belli âdeti yoksa, nifasının müddeti kırk gündür, Bir defada ikiz doğuran hanımın nifası, Ebû - Hanifeye ve Efcû -Yusuf'a göre, birinci çocuktan sonra çıkan kandır. İmamı Muhammed ve İmam Zufere göre, ikinci çocuktan sonra çıkan kandır. [1]

 

Necasetler Babı:

 

Musallî (Namaz kılan) nin, namaz kıldığı yerden, elbisesinden ve bedeninden necasetin izalesi (temizlenmesi) vaciptir. Necasetin temiz­lenmesi, su ile —sirke ve gül suyu gibi — necaseti giderecek derecede .olan her temiz sıvı madde ile caiz olur, Meste, cirmi olan bir necaset isa­bet'edip görülürse/cnu yere sürterek gidermesi caizdir. İVieni necistir. Yaş ise, yıkanması vaciptir. Elbisede kurursa, oğmakla silinmesi   kâfidir. Necaset, aynaya veya kılıca isabet ettiğinde silinmesiyle iktifa edilir^ (yani bir boz parçasıyla silersen temiz olur yıkanmaya lüzum yoktur, bı­çak ta aynıdır). Bir yere necaset isabet ederse, bilâhare güne- ile kurur, eseri (rengi, tadı ve kokusu) giderse o yerde namaz kılmak caiz olur. Ay­nı yerden teyemmüm etmek ise caiz değildir Bir kimseye bir dirhem (dört grama yakın) bii dirhemden daha az, kan, kazurat (insanın bü­yük pisliği) sidik ve şarap gibi galiz necaset isabet ederse, onunla bera­ber namaz kılması caiz olur. Dirhemden fazla olursa, onunla beraber namaz kılmak caiz olmaz, Eğer —eti yenilen hayvanın sidiği gibi— ha­fif necaset isabet ederse, elbisenin dörtte birini kaplayacak kadar olma­dıkça onun'a beraber namaz kılmak caiz olur; Yıkanması (şer'an) vacip olan necasetin temizlenmesi iki vecih üzeredir. (İki çeşittir). ...

1- Gözle görünen necasettir. Bu çeşit necasetin temizlenmesi, ayninin izâlesi (giderilmesi, silinmesi)  iledir. Ancak izâlesi büyük bir

-güçlüğe muhtaç olan eserler (rengi veya kokusu gibi) den biri kalırsa— herhangi bir beis yoktur.

2- Gözle görünmeyen necasettir. Bu gibi necasetin temizlenmesi .vıkavın teiniz o duğuna kanaat getirinceye    kadar yıkamasıyle   sabit olur. îstincâ (su ile yıkanmaktan evvel başka bîr şeyle silinmek) sünnet­tir. Taş, ve taşın yetini tutan her şey istincâda kullanılır. İstincâ eden, istîncâ yerini temizleninceye kadar -silecektir.  İstincâda her hangi bir âdet sünnet edilmiş değildir. Pislik merkezini su ile yıkamak daha fazi-let'idir. Eeer necaset (pislik) merkezini geçmiş ve dağılmış ise, onun te­mizlenmesi ancak su (ve benzeri) ile olur. Kemikle, hayvan tezeğiyle, yemeıcıe ve soi eıinde özür olmadıkça sağ elle istincâ (temizlik) olmaz. [2]

 

Namaz Bahsî:

 

(Namaz dinin direğidir. Onu terkeden dinini yıkar.) Sabah namazının başlangıcı gök kenarlarında (sağa, sola) yayıl­mış beyazlıktan ibaret olan ikinci fecir[3] doğduğunda başlar, son vak­ti güneş doğuncaya kadar olur. Öğle namazının ilk vakti, güneşin zeva-la doğru kaydığı zamandır. îmam-ı Âzam Ebû - Hanife (R.A.) ye göre, (öğle zamanı güneşin göğün ortasından biraz batıya doğru kaymış hu-lunduğu zamandır ki) zeval (kayış) gölgesi hariç, her şeyin gölgesi iki misli olunca öğlenin sonudur. Ebû - Yusuf ve Muhammed diyorlar ki; her şeyin gölgesi bir misli olunca öğlenin sonudur. Her iki görüşe göre de Usindinİn İlk vakti öğlenin vakti çıkmcadır. Sonu güneş batıncaya kadardır. Akşam namazının ilk vakti" güneşin battığı zamandır. Sonu ise , Ebû - Hanifeye (R.Â.) göre, kırmızılıktan sonra gök-zamandır. Sonu ise Ebû ~ Hanifeye (R.A.) göre, Kırmızılıktan sonra gök­lerin etrafındaki beyazlıktan ibaret olan şafak batıncaya kadardır. Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki; (güneş battıktan sonra görünen) kırmızılık kayboluncaya kadardır. Yatsının ilk zamanı şafak (yâni ak­şamın son vaktinin alâmeti) kaynolunca başlar. Son zamanı ise fecir (yâni sabah namazının başlangıcı) doğuncaya kadardır. Vitir namazı­nın ilk vakti yatsıdan sonradır, son vakti ise fecir doğuncaya kadardır. -Fecir (sabah) namazında ortalık ağarmcaya kadar gecikmek müste-haptır. Yaz zamanında öğle namazını biraz serinliğe tehir etmek, (yâni İkindiye doğru biraz tehir etmek) kış mevsiminde ilk zamanda kılmak, ikindi namazını güneş bozulmayıncaya (sararmayıncaya) kadar tehir etmek, akşam namazını acele ve ilk zamanda kılmak, yatsı namazım gecenin üçte birisinin geçmesinden az evveline kadar geciktirmek müs-tehaptır. Vitir namazını gece namazına alışmış insan için gecenin so­nuna kadar geciktirmesi müstehap kılınmıştır. Eğer uyanacağına tam güveni olmazsa-uyurcıadan evvel vitir namazını kılacaktır. [4]

 

Ezan Bahsi:

 

Beş vakit namaz ve cuma için ezan okumak sünnettir. Fakat bun­lardan başka (namaz) lar için sünnet değildir. Ezanın sıfatı- (keyfiyeti) müezzinin «döıt defa: Allahü ekber, iki defa: Eşhedüenlâ ilahe illalla-hü, iki defa: Eşhedü enne Muhammcdcn Resûlullâhi, iki defa: Ilayyc-aîessalât, iki defa: Hayyealel felah, iki defa: Allahü ekher ve sonunda Iâ ilahe illallah» demesidir. Ezanda önce gizlice (Şafiî Mezhebinde olduğu gibi) «eşhedü enlâilâhe illâllahü, Eşhedü enne Muhammeden Resûlul-lâh)> deyip -sonra yüksek sesle tekrar etmek yoktur. (Belki doğrudan gür sesle, okunacaktır) Sabah ezanında «Hayyealel felah» tan sonra iki de­fa «Es-salâtü hayrun minen nevm» (namaz uykudan daha hayırlıdır) ibaresini ilâve edecektir.

İkâmet aynen ezan gibidir. Şu kadar var ki, felahtan sonra iki de­fa «kad kaametissalât» (namaz başladı) ilâvesi yapılacaktır. Ezan, ke­limeleri ayırarak ve nefes alarak okunmalıdır. Kaamette ise kelimeleri arka arkaya takmak suretiyle biraz acele edilmelidir. Okuyan kişi, ezan ve kaamette kıbleye doğru durarak okuyacak, hayyeales salât ve hay­yealel felaha gelindiği zaman yüzünü sağa ve sola çevirecektir. (Yâni bi­rincisinde sağa ikincisinde sola çevrilecektir). Geçmiş namaz için hem ezan okunur, hem de kaamet getirilir. Eğer kişinin birkaç namazı geç­miş ise (ve onları kaza etmek istiyorsa) birincisine hem ezan okur, hem de kaamet getirir, ikincisi için ise muhayyerdir. İsterse hem ezan okur hem de kaamet getirir. İsterse yalnız kaametle iktifa eder. Ezan ve kaa-metin abdestli okunması (İslama) daha uygundur. Şu halde eğer ab-destsiz ezan okunursa caizdir, (amma sevabı azdır) abdestsiz kaamet et­mek ve cünüp olarak ezan okumak mekruhtur [5] Kişi bir namazın vakti girmeden onun için ezan okuyamaz.                                         ' .

 

Namazdan Evvel Yapılması Gereken Şartlar:

 

1- Evvelce beyan ettiğimiz gibi, necasetler ve abdestsizliklerden (küçük ve büyük abdestsizlik) temizlenmeyi musalli    (namaz    kılan)  daha namaza başlamadan evvel yapmalıdır.

2- Avretini örtmelidir. Erkeğin avreti; göbeğin altından dize ka­dardır. Diz cıe avrete dahildir. Eür hanımın bütün bedeni, (yüzü ile iki eli ve iki ayağı hariç) avrettir. Erkek için avret sayılaı: yerler câriye içinde avret sayılır. Bir de ayrıyeten cariyenin karnı ve sırtı avrettir. Cari­yenin karın ve sırtı hariç, diğer beden kısmı avret değildir.

3- Necaseti giderecek herhangi Dır nesneyi elde edemeyen kişi, necasetle beraber namazım kılar ve tekrar da etmez.

4 -Namaz kılmak için elbise bulamayan kimse oturarak, rüku ve .secdesi için ima (işaret) ederek namazını kılar.   Eğer böyle bir kimse  ayakta namaz kılarsa,, bu namazı kâfidir. Fakat birinci şekil daha efdaldir.                                                                                            

5 -İçine girdiği namaza niyetlendiği zaman niyetle -tahrîm tekbiri (yâni baştaki Allahü ekber)   arasına her.hangi bir amelin fasıl olarak girmemesine dikkat etmelidir.

6 -Kıbleye karşı duracaktır. Ancak (bir şeyden ötürü) korkarsa, o zaman hangi tarafa yüzünü çevirebilirse öylece namazını edâ eder. Eğer kişiye kıblenin ne tarafta olduğu şüpheli olursa ve aynı zamanda kıbleyi kendisinden soracağı bir kimse de yoksa, İçtihat (arama) yapa­cak ve («kıble bu taraftır» diye zannettiği tarafa durarak) namazını edâ edecektir. Namaz kıldıktan sonra yanlış olduğunu bilirse, namazını tek­rar etmez. Namazın içinde iken yanıldığını anlarsa kıbleye dö"ner ve kıl­dığının üzerine geri kalan kısmını bina eder.

 

Namazın Sıfatları:

 

Namazın farzîan altıdır:

 1- Tahrim tekbiri,

 2- Ayakta durmak (eğer kudreti varsa),

 3- Kur'andan bir şey okumak,

 4- Rükûa var­mak,

 5- Secdeye varmak,

 6- Bir teşehhüd miktarı (bir ettehiyyatüyü okuyacak kadar) son rekâtta oturmaktır. Bunlardan başkası sünnettir. [6] Kişi namaza girdiği zaman tekbir getirir, tekbirle beraber iki elini, baş parmaklar kulağın yumuşağıyle aynı hizada oluncaya kadar kaldı­rır. Eğer tekbirin yerine «Allahü eceli» (Allah her şeyden daha üstün­dür) veya âzam (her şeyden daha büyüktür) veya «Er-rahmânu ekber» (Rahman olan Allah daha yücedir) dese Ebû-Hanife ve Muhammed (R.A.) e göte, kâfidir. Ebû-Yusuf dedi ki: Namaza oaşlama ancak tek­bir lâfzı (yâni Allahü Ekber) île caiz olur. Sağ eliyle sol elini tutar, iki elini göbeğin altına koyar ve «Sübhanekellahümme ve bihamdik ve te-bare fcesmük ve Teâlâ cetldük ve la ilahe gayruke» yi okuyarak '-şeytan* dan Allah'a sığınmak mânasını taşıyan: «Euzü billâh* mineş şeytanirra-cim» İ ve Besmeleyi gizlice getirir, sonra Fatihatül kitap (kitabın bag-Iangıcı) ve .beraberinde bir sûreyi veya istediği her hangi bir surenin ü; âyetini okur. İmam: «Veladdâllin» in ardında «Âmin» dediğinde cemaat da yavaşça âmîn der, sonra tekbir getirir ve rükûa varır, rükû halinde iki eliyle diz kapaklarını tutar el parmaklarım açar, sırtını tam düzel­tir, başını dik veya başaşağı eğmez, (Belki tam sırtının hizasında tutar). Rükûda üç defa «Sübhâne Rabbîyel azîm» der. Üç defa demek en azı­dır, sonra başını kaldırır ve «Semîallâhü limen hamide» (Allah kendisi­ne hamdedenin hamdîni kabul etti) der. Cemaat ta «Rabbena leke! hamd» (Ey ulu Allahımız hamd etmek sanadır) der. Tam ayağa kalktı­ğı zaman tekbir getirip secdeye varır iki eliyle...yere dayanır, yüzünü iki elinin arasına koyar, burnu ve alnı üzerine sec­de eder. Ebü-Hanife'ye göre yalnız burnun veya   alnın üzerine   secde ederse kâfidir. Ebû-Yusuf ve Muhammed buyurdular ki: (Yalnız burun üzerine secde etmek ancak özürlü ise olabilir. Eğer kişi sarığının kıvrım­ları üzerine, veya elbisenin artığı (fazlası) üzerine secde ederse caizdir. Kanatlarını (kollarını) yanından uzak tutar, karnını    baldırlarından uzaklaştırır, ayak parmaklarını kıbleye ; evirir, secdesinde üç defa «Sübhane Rabbiyel âlâ (En yüce Allahımı ortaktan tenzih ediyorum) der. Bu kadarı teşbihin en azıdır. Sonra bacını secdeden kaldırarak tekbir geti­rir. Oturarak mutmain olduktan sonra   (istikrara kavuştuktan sonra) tekrar tekbir getirir secde eder, secdede mutma'in olunca tekbir getirir ayaklarının yüzü üzerine, oturmaksızm ve elleriyle yeve   dayanmadan ayağa kalkar. İkinci rekâtı da birinciyi yaptığı gibi yapar. Ancak iftitah (açmak) duası  (Sübhaneke) ve euzuyu okuyamaz. Ellerini ancak tah-rim tekbirinde kaldırır, ikinci rekâtın ikinci secdesinden başını kaldır­dığı zaman, sol ayağını yayarak üzerine oturur, sağını tam diker ayak parmaklarım kıbleye çevirir, iki ellerini baldırlarının üzerine koyar,  si parmaklarını salıverir ve teşehhüdü (Ettehiyyâtüyü) okur.   Teşehhüd: «Ettehîyyâtü lillâhî vessaîevâtü vettayyibatü Esselâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtühü Esselâmü aleynâ ve âlâ ibâdul-lâhissalibin. Eşhedü enlâ ilahe illâllahü ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü» dür [7]. Birinci oturuşta bu kadardan daha fazla bir şey okumaz. Son iki rekâtta yalnız fatiha-i şerifeyi okur. Namazın eonunda oturduğu zaman birinci oturuş gibi, oturur, teşehhüdü okur. Peygamber (A.S.). üzerine saîâvat getirir, Kur'an kelimelerine ve Pey­gamberden (A.S.) rivayet edilen dualara benzer dualar okur. İnsan ke­lâmına benzer duaları okuyamaz. Sonra sağma selâm vererek aEsselâ-mü Aleyküm ve Rahmetullahi» der ve soluna da......

.aynisini söyleyerek selâm verir.

Sabah namazında, akşam ve yatsının birinci ikinci rekâtlarında eğer imam ise sesli, üçüncü ve dördüncü rekâtlarda da gizli okuyacak­tır. Eğer tek başına namaz kılıyorsa, muhayyerdir. İsterse kendisine din­letecek derecede sesli, dilerse gizli okuyacaktır. İmam öğle ve ikindi na-._mazlarm_(bütün rekâtını) da gizli okuyacaktır.

Vitir vacip üç rekâttır. Aralarını seıâm vermek suretiyle kesemez.  Üçüncü rekâtta bütün sene boyunca rüküdan-evvel kunut duasını oku­tacaktır. Vitrin bütün rekâtlarında fatihayla beraber zamm-ı sure oku- ; nacaktır. Kunut duası okunmak istendiği zaman (zammı sureden sonra daha rükû a varmazdan evvel) tekbir alınıp eller kulakların yumuşak­lığına kadar kaldırılarak tekrar bağlanır ve okunur —vitirden başka herhangi bir namazda kunut okunmaz. Hiç bir namazda muayyen bir sûrenin okunması yoktur kî, ondan başka sûre onun yerini tutmaz ol­sun. (Fatiha hariç) herhangi bir sûreyi bir namazda [8] daima okuyup ondan başkasını okumazsa [9] Mekruh olur. Ebû-Hanife (R.A.) ye gö­re; okumanın namazda kifayet edecek miktarının en azı kendisine Kur'-an ismi şâmil olan miktardır [10] Ebû-Yusuf ve Muhammed dediler ki; üç kısa veya bir uzun âyetten az olmaması lâzımdır. İmama tâbi olan cemaat okumaz (İmamın arkasında olanlar için imamın okuması kâfi­dir (hadis-i şerif). Başkasının namazına girmek isteyen (başkasına • uyan, onu kendisine imam eden) kişi iki niyete muhtaç olur.

 1-Na­maz niyeti,

 2- Mütâbiat (uymak) niyetidir.

 

Cemaatla Namaz:

 

Cemaatla namaz kılmak müekked (vacibe yakın) sünnetlerdendir.  İmamlığa getirilmek için en iyi ve en efdal kimse   (namaz   hakkında sünneti en iyi bilendir. Eğer orada bulunanlar sünnet bilmek bakımın­dan eşitseler en güzel okuyan, okumak bakımından eşitseler kötülükler­den en fazla kaçman, kötülüklerden kaçınmak bakımından eşitseler en yaşlıları imam olacaktır. Köle, çölde yaşayan göçebe fâsık, iki gözün­den kör ve veledi zina (nesebi gayri sahih) olan kimsenin öne geçip na­maz kıldırması mekruhtur [11] Fakat imam olmak üzere öne geçerler­se caizdir.                           

                                     ;

İmam Nelere Dikkat Etmelidir

 

îmama lâyik olan, namazı uzatmamaktır.   Kadınların tek başına cemaatla namaz kılmaları mekruhtur. Ancak yaptıkları zaman imam--,™™, lan tam ortalarında duracaktır [12] Tek bir kişiyle namaz kıldıran imam,  ' 1

0  kişiyi sağına alarak kıldıracaktır. Cemaat iki kişi îset İmam önlerine geçerek kıldıracaktır. Bir çocuğa veya bir kadına uyarak cemaatla na­maz kılmak erkekler için caiz olmaz.

Önce baliğ erkekler, sonra erkek çocuklar, sonra hünsâ (erkekliği ve kadınlığı şüpheli olan) lar, daha sonra kadınlar saf olacaktır. Eğer, erkeğin tr»m yanında (hizasında) kadın namaza durursa her ikisi, aynı namazda müşterek (aynı imama uymuş) olduğu halde erkeğin namazı fasit olur. (Kadının namazı ise bozulmaz).                                    

Cemaata hazır olmak ve gitmek kadınlar için mekruhtur. YatSrykf akşam ve sabah namazlarına kocakarıların çıkmalarında hiç bir beis yoktur. Tâhir olan bir kişi, -selis (sidiği dâima akan) bir kişinin arka­sında, temiz olan kadınlar istihazeli kadınların arkasında, okuyan kişi okumamış kişinin arkasında, elbiseli çıplağın arkasında namaz kılamaz. Teyemmüm edenin abdestlilere, mest üzerine mesh verenin yıkayanla­ra imamlık yapması caizdir. Oturarak namaz kılana ayakta namaz kılan uyabilir. Ancak işaretle namazını kııana rükû ve secde ile namazını kı­lan, nafile namazı kılana farz kılan, ayrı ayn farz kılanlar bîribirine uya-mazlar. Nafile namaz kılan farz namaz kuanın arkasında namazını (na­filesini) kılabilir. Bir imama uyup sonra o imamın abdestsiz olduğunu öğrenen kişi, derhal namazı tekrar kılacaktır.

 

Namaz Kılana Mekruh Olan Şeyler:

 

 Namazda olan bir kişiye, elbisesiyle veya bedeniyle oynamak mec­ruhtur. Ufak taşlan çeviremez. Ancak secde etmesine mâni ise, bir de­faya mahsus elleriyle düzeltebilir. Parmaklarını çatlatmaz, elleririi kol­tuk altındaki büğüründe tutmamalıdır [13] Elbisesini giymiyerek, orta­sını başının ve omuzlarının üzerine atıp, taraflarını bedenin üzerine sahvermemelidir. Saçlarını başın arka kısmında bağlamamalıdır. Secdeye varmak istediği zaman elbisesini (pantolonunu) yukarıya doğru topla-mamalı ve çekmemelidir. Sağa sola bakmamalı, köpek oturuşu gibi otur­mamalıdır. Ne diliyle ne de eliyle selâmı almamalıdır. Özür olmaksızın bağdaş kurmamalıdır. Yememeli ve içmemelidir. Eğer namaz içinde ab-desti bozulursa, derhal abdest almaya gider, abdest alarak kıldığı na­mazın üzerine geri kalan kısmını bina etmelidir. Eğer böyle bir halde İmam ise cemaattan bir kişiyi çekerek yerine halife yapar* Fakat böy­le bir durumda namazını yeniden kılarsa daha faziletli olur. Eğer na­mazda uyuyup ihtilâm olursa, veya deli olur veya bayılırsa veya kahka­ha ile gülerse, hem namazını hem de abdestîni tazeleyecektir. Namazın içinden kasten veya unutarak konuşursa, namaz bozulur. Teşehhütten sonra (yâni son teşehhüdü okuduktan sonra) daha selâm vermezden evvel abdesti kendiliğinde bozulursa, yeniden afcdest aldıktan sonra se­lâm verir. (Zira selâm vermek namazda vaciptir. Ancak abdestle verilir.) Eğer bu durumda kasden abdestîni bozarsa veya konuşursa veya nama­za uygun düşmeyen bir harekette bulunursa, namazı tamam olur. Teyememüm ile namazını kılan bir kişi namazda iken suyu görürse na­maz bâtıl olur.

Eğer teyemmüm ile namaz kılan kişi teşehhüd miktarı oturduktan son­ra namaz içinde suyu "görürse, veya mestler üzerine mesh etmiş ol­duğu halde mesh müddeti biterse veya namazda az bir hareket ile mestlerini çıkarırsa veya namaza başlarken ckuma bilmediği halde ay­nı namazda bir sûreyi öğrenirse veya çıplak iken namaz başlar daha bi­tirmeden evvel bir elbise görürse, veya işaret ile kılarken, rükû ve sec­deye kaadir olursa veya bu namazdan evvel bir diğer namazın kazaya kalmış olduğunu hatırlarsa veya (okumuş) imamın abdesti bozulunca yerine cahil birisini halife seçerse veya sabah namazında iken güneş do­ğarsa veya Cuma namazında iken ikindi zamanı olursa veya sargı üze­rine mesh etmiş olduğu halde yaranın iyileşmesinden dolayı sargı dü­şerse, Ebû-Hanifenin içtihadına göre; bütün bu durumlarda namaz bo­zulur. Ebû-Yusuf ve Muhammed'e göre; bütün bu hallerde namaz ta­mam olur.

 

Geçmiş Namazların Kaza Edilmesi:

 

 Kişinin bir namazı geçmişse, hatırladığı zaman o vaktin namazın­dan evvel kaza eder. Ancak vakit namazının geçmesinden korkarsa, ev­velâ vakit namazını kılar, sonra kazaya kalmış namazı kaza eder. Eğer kişinin birkaç namazı kazaya kalmışsa, kazaya kalmazdan evvel tertibi vacip olduğu gibi tertipleyecektir., Ancak geçmiş namazlar altı vakitten fazla ise, o namazları kaza ederken tertip düşer [14] 

                           '

Kendisinde Namaz Kılmak Mekruh Olan Vakitler:  

 

1-Güneş doğarken,

 2- Tam göğün ortasında iken,

 3 -Ve ba­tarken (herhangi) bir namazın kılınması caiz değildir. (Bu üç vakit­ten evvel hazır olan) cenaze üzerine bile bu vakitlerde namaz kılınmaz, Tilâvet (okunma) secdesi yapılmaz. Ancak aynı günün ikindi namazı, güneş batmak üzere iken kilmabilir. Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra güneş batmcaya kadar na­file namazın kılınması mekruhtur. Bu iki vakitte geçmiş farz namazla­rın kılınmasında bir beis foktur. Ve aynı zamanlarda tilavet secdesi ya­pılır. [15] Kâbe-i Muazzamayı tavaf (ziyaret) ettikten sonra kılmmas. gereken iki rekât namaz bu iki vakitte kılınmaz. Fecir doğduktan sonra sabah namazından evvel kılınması gereken iki rekât sünnetten fazla nafile namazın kılınması mekruhtur. Akşam namazından evvel nafile namaz kılınmaz [16].

 

Nafile Namazların Babı:

 

Namazdaki sünnetler: Fecir doğduktan sonra iki rekât, öğleden ev­vel dört, Öğleden sonra iki, ikindiden evvel dört rekât kılınır.

Eğer dilerse ikindiden evvel iki rekât olarak kılabilir. Akşam namazın­dan sonra iki, yatsı namazından önce dört, yatsıdan sonra döit, isterse iki rekât kaabilir. Gündüz kılman nafile namazım isterse ikişer rekâtı bir selâmla kılar, isterse döıt rekâtı bir selamla kılar, dörtten lazıasın? bir selâmla kılmak mekruhtur. Gece sünnetleri ise, Ebû-Hanıfe^e göre, sekiz rekât bir selâmla kılmırsa caizdir. Sekizden fazla-m mekruh olur. Ebû-Yusuf ve Muhammed; geceleyin bir selamla iki rekâttan fazlası mekruhtur dediler. Farz namazın bilinci ikinci rekâtlarında kıraat (oku­mak) vaciptir. Üçüncü ve döıduncü lekatlarda ise, kişi   muhayyerdir.

İsteise okur isterse sükût eder, isterse teşbih eder. (Üç defa)............. '

Nafile namazın ve vitr-i vacibin bütün rekâtlarında kıraat (oku­mak) vaciptir. Nafile namaza taşladıktan sonra bozarsa, derhal o na­mazı kaza etmelidir. Eğer dört rekât kıldığı zaman birinci ve ikincinin sonunda teşehhüt miktarı oturur sonra' diğer iki rekâtı bozaca iki re-. kâtım kaza etmelidir. Ayakta kılmaya gücü yetmediği halde, nafiie na-maamı oturarak kılabilir, Nafile namazını ayakta olduğu halde başlar­sa sonra oturarak tamam ederse, Ebû-Hanıie'ye (R.A.) göre caizdir, Ebû-Yusuf ve Muhammed'e göre caiz değildir. Ancak özürden do-ayı olursa caizdir,, Şehir haricinde olan kişi bineğin üstünde binek hangi ci­hete giderse, o cihet imâ ile işaretle) nafile namazını kılabilir,

 

Secde-İ Sehvin Babı:

 

Namazda yapılan fazlalık ve eksiklik için Secde-i sehv -vaciptir. Se­lâmdan soma iki secde yapıp, teşehhüdü okur ve selâm verir. Namazın ^ cinainden olup fakat o namazdan olmayan bir fiilin namazda yapıldığı zaman veya yapılması sünnet olan bir fiilin terkediîdiği zaman veya-fatiha-i çerîfenin veya kunut duasının veya teşehhüdün veya bayram na­mazı tekbirlerinin okunması terkediîdiği zaman veya gizli okunması ge­reken namazda imam sesli olarak okuduğu veya sesli okunması lazım gelen namazda gizli olarak okuduğu zaman Secde-i sehv lazım olur. amamın sehvi (unutması) imama uyana da secde etmeyi vacip kılar. E*er bu durumda-imam secde etmezse, cemaatta secde etmez. Eğer ima­ma uyan sehv (unutma) ederse, ne imama ne de imama uyana bir şey lâzım gelmez,    .dört rekâtlı farz namazının birinci teşehhüdünü unutacak ayağa kal-" kan kimse oturmaya ayakta olmaktan daha yakın ise geri dönerek otu­rur, teşehhüdünü okur (kendisine bu durumda secde lâzım gelmez) Eğer ayakta olmaya, oturmaktan daha yakınsa geriye dönüp oturmaz, na­mazına devam ederek, sehvi (unutması) için secde eder. Son oturuşu unutarak beşinci rekâta kalkan kişi beşinci rekâtın secdesini yapma­mış ise derhal beşinci rekâtı iptal ederek oturur ve sehvi (unutması) için secde eder. Eğer beşinci rekâtı secde ile kayıtlarsa farz namazı bo­zulur, namazı nafile namaza çevrilir. Altıncı rekâtı ekleyerek selâm ve­rir. (Nafile namazı tamam olur). Eğer dördüncü rekâtta teşehhüd mik­tarı oturduktan sonra ayağa kalkar birinci oturuştur diye selâm vermez-se, beşinci rekâtta secdeye gitmemiş ise oturur derhal selâm verir. Eğer beşinci rekâtı secde ile kaydederse (bağlarsa) diğer bir rekâtı da onla--ra ekleyerek namazı tamam olur. Eklediği iki rekât ona nafile nama:-! sayılır.

Namazında şüpheye düşerek üç mü veya dört rekât mı kıldığım bil­meyen bir kişi, böyle bir şeye ilk defa tesadüf ederse namazını yeni baş-tan iade eder. Eğer böyle şüpheler onda çoğu zaman peydan olursa o zaman zannı varsa zannının galibine kıymet verir ve onun üzerine bi­na eder. Eğer zannı yoksa yâkin üzerine bina edecektir. [17]

 

Hasta Namazının Bahsi:

 

Hastaya ayakta namaz kılmak güç gelirse oturduğu yerde rükû ve secde yaparak kılar. Eğer rükû ve secde etmeye kudreti yetmezse oturduğu yerden işaret ederek, secdesini rükûdan daha alçaltarak ya­par. Üzerine secde etmek için yüzüne doğru herhangi bir şey kaldınlma-

--malıdır. Eğer oturarak kamaya gücü yetmezse sırt üstü yatıp ayakları-' nı kıbleye doğru uzatır rükû ve secde için ima (işaret) eder. Eğer yüzu> kıbleye baktığı halde yan üzerine üzanır-sa ve başıyla   rükû ve secdeyi" ima (işaret) ederse caizdir. Başıyl,a ima (işaret) etmeye gücü yetmezse, namazını iyileşinceye kadar tehir tJer. İki gözü üe, kalbiyle ve iki kaş-lariyîe işaret ederek namaz kılamaz.   ,yakta durmaya gücü yetiyor, fa­kat rükû ve secde etmeye gücü yetmiyorsa bu kişiye ayakta namaz kıl­mak lâzım değildir. Böyle bir kişinin oturarak ima ile (işaretle) namaz kılması caizdir [18].

Not: Namazını ima (işaret) ile bile kılmaya iktidarı olmayanın kazaya kal­mış namazları çok olursa Hidâyeye göre kaza etmesi lâzımdır. Nehre göre lâzım değil tafsilât o kitaplardadır.                    (Meydani)

Sağlam kişi, namazının bir kısmını ayakta kıldıktan sonra hasta­lığa tutulursa rükû ve secde yaparak ve oturarak tamam eder. Rükû ve secdeye gücü yetmiyorsa imâ (işaret) ederek tamamlar. Şayet oturma­ya da gücü yetmiyorsa sırtüstü yatarak tamam eder. Hastalığından do­layı oturup rükû ve secde ile namaz kılarken iyileşen bir kişi geri kalan namazını, kıldığının üzerine bina eder. Eğer namazının bir kısmını imâ etmek suretiyle kılıp -sonra rükû ve secde etmeye gücü yeterse, namazı­nı yeniden kılacaktır. Bayılmaktan dolayı beş vakit veya daha az nama­zı kazaya kalan bir kişi iyileştiği zaman ö namazlarını kaza etmelidir. Eğer beşten fazla namazı kazaya kalırsa hiç birisi kaza edilmez.

 

Tilâvet (Okumak) Secdesinin Babı:

 

Tilâvet (okumak) secdeleri Kur'anda on dört   adettir:

 1 -Arat sûresinin sonunda (206),

 2 -Râd sûresinde (15),

 3 -Nahl sûresin­de (49),

 4 -İsrâ (107),

 5 - Meryem (58),

 6 -Hacc sûresinin birinci secdesi (18),

 7 -Fürkan (60),

 8 -Nemi (24),

 9 -Secde (16),

 10  -Sad (24),

 11- Secde Hâmîmi (37),

 12 - Necm (62),

 13 -İnşikak (21),

 14 -Alek (19), âyet-i celilerindedir. Bütün bu yerleide hem oku­yana hem de dinleyene, —ister kasden dinlesin i-ster tesadüfen dinle-' sin— secde, etmek vacip olur,, Eğer (namaz dahilinde) imam secde âye­tini okursa- cemaatla beraber secde eder. Eğer cemaattan birisi secde âyetini okursa, ne imam ne de me'mum (cemaat) secde edemezler. Eğer namazda oldukları halde, onlarla beraber ve namazda olmayan tir kişi­den secde âyetini dinlerlerse, o secdeyi namazda iken yapamazlar, an­cak namazdan sonra yaparlar. Eğer o, âyet için namazda iken   secde ederlerse, o secde kâfi değildir ve namazları da onunla bozulmaz. (Namazdan sonra tekrar secde ederler.) Namaz haricinde bir secde âyetini ..okuyup secde etmeyen kişi namaza girdikten sonra yine aynı âyeti yeni­rden okur ve tilâvet (okuma) secdesi yaparsa, o secdesi İki okuyuş,için "kâfidir. Eğer namaz haricinde okur ve secdesini yaparsa, namaza girer tekrar aynı âyeti okursa, ikinci bir defa secde etmesi lâzımdır, birinci secde iki okuyuşa kâfi gelmez.

Aynı mecliste aynı âyeti tekrar eden kişiye tek bir secde kâfidir.

 

Tilavet Secdesi Nasıl Yapılır?

 

Tilâvet secdesini yapmak isteyen bir kimse, secdeye varmak için tekbir getirir, ellerini tekbirle kaldırmadan, secdeye varır, sonra kalk­mak için tekbir getirir, başını kaldırır kendisine ne teşehhüd okumak, ne de selâm vermek düşer. (Namaz secdesinde ne denilirse, bu secdede de o denilir. Yani Sübhane Rebbiyil - Âlâ denir).

 

Misafir Namazı Bahsi:

 

' Bazı şer'î ahkâmı [19] değiştiren sefer, insanın Deve ve yaya yürü­yüşüyle üç gün üç gece uzakta olan bir yere gitmeyi kasdetmesidir. Bu müddet suaa olan yürüyüşle itibar olunmaz. Biz Hanefilere göre, misa­firin her dört rekâtlı namazda farzı iki rekâttır. İki rekâttan fazla kıl­mak misafire caiz değildir. Dört rekât kıldığı takdirde ikinci rekâtta teşehhüd miktarı oturmuş ise, ilk iki rekât farz yerine geçer, diğer iki rekât ta nafile namaz sayılır. İlk iki rekâtta teşehhüd miktarı oturma-dıysa, namazı bozulur. (Hepsi nafileye dönüşür.)

Misafir olarak evinden çıkan kişi, oturduğu yerin evlerini geçtiğin­den itibaren namazını ikişer rekât olarak kılar. Bir yerde en az on beş gün durmak niyetinde olmadıkça, sefer hükmü devam eder. Eğer böyle bir niyeti varolursa, derhal namazını tam olarak kılması lâzım gelir. Eğer on beş günden daha az bir müddete niyet ederse, namazını tam ola­rak kılmaz. Eğer bir beldeye girdiği zaman en beş gün kalmaya niyet etmeyip, ancak «yarın çıkarım veya yanndan sonra çıkarım» dediği takdirde birkaç sene bile durursa, yine de dört rekâtlı namazını ikişer rekât olarak kılacaktır. Askerler harp meydanına girdikleri zaman on beş gün kalmayı niyet ederse bile, namazlarım tamam kılmazlar. (Cünüplük için hava soğuk veya fırsat yoksa toprakla teyemmüm ederek namazlarını kılarlar.)                                            ,     .

Misafir, vakit çıkmadan evvel mukime uyarsa, namazım tamamla­yacaktır. Misafir sefer halinde kazaya kalmış bir namaz için Mukim imama uyarsa, imamın arkasında namazı caiz olmaz [20] Misafir, mu­kim cemaatın imamı olarak iki rekât kıldırabilir, selâm verdikten son­ra mukim cemaat namazlarını kalkıp tamamlarlar. Misafir olan ima­mın selâm verdiği zaman «sîz namazınızı tamamlayınız biz misafir kim­seleriz.» demesi müstchaptır. Misafir beldesine geldiği zaman namazı­nı tam kılar velev ki beldesinde durmaya niyet etmese bile...

Vatanından hicret ederek başka yeri vatan edinen bir kimse, bilâhere sefere çıkarak eski vatanına giderse bile namazını tam kılmaz'. (Zira Resulullah (S.A.V.) hicretten sonra Mekke'ye giderken namazını kısa ola­rak kılmıştır.)

Misafir Mekke ve Mina'da on beş gün durmaya niyet ettiği zaman namazını tam olarak kılmaz, ancak geceleri Mekke veya Mina'da ola­cağına kesinlikle niyet ederse.. Seferde namazı kazaya kalan kişi mu­kim olunca, o namazı iki rekâtlı olarak kaza eder. Mukim iken kazaya kalmış olan namazı, seferde dahi olsa ancak dört rekât olarak kaza eder. Seferde ruhsat bakımından âsî (isyan eden) ve mutî (Allaha itaat eden) birdirler, [21]

 

Cuma Namazının Bahsi:

 

Cuma namazı ancak Sultan (devlet başkanı) tarafından tayin olun­muş ve hükümetin emirlerini infaz eden emîri ve hakimi olan yerde veya o yerin namazgahında kılınabilir. (Bu şarttan mahrum) köylerde Cuma namazı caiz olmaz,

, Cumayı kıldırmak ancak devlet reisine veya devlet reisinin tayin ettiği kimselere caizdir. Cumanın şartlarından birisi vakittir. Cuma na­mazı ancak Öğle vaktinde sahihtir. Öğle vaktinden sonra sahih olmaz. Şartlarından birisi de namazdan evvel hutbenin okunmasıdır.

Imani iki hutbeyi aralarında oturmakla fasıla vererek, abdestli ve ayakta olarak okur. Ebû-Hanife'ye göre,, yalnız Allanın zikriyle hutbe­yi sona erdirirse caizdir. Ebû Yusuf ve Muhammed dediler ki: Hutbe adı ile adlandırılan uzun bir zikrin iradı lâzımdır. (En az üç âyet kadar olmalıdır.)

Eğer oturarak veya abdestsiz olarak hutbe okursa, caiz olmakla beraber mekruhtur. Cumanın şartlarından birisi de, cemaattır. Ebû-Hanife'ye göre, imamdan başka en azı üç kişidir. Ebû Yusuf ve Muham­med dediler ki, İmamdan başka iki kişidir, İmam her iki rekâtta da ses­li okuyacaktır. Cuma namazında muayyen bir sure-i celilenin okunma­sı yoktur. Köle, hasta, kadın ve misafirlere Cuma namazı farz değildir. Fakat hazır olup, cemaatla beraber Çumâ namazını kıldıkları takdirde kendilerinden o vaktin farzı sakıt olur, Cuma namazında hasta, köle ve misafirin imam olmaları caizdir. Daha imam Cumayı kıldırmadan ev­vel, özür olmaksızın birisi evinde o günün öğle namazını kılarsa, ken­disine bu namaz mekruh olmakla beraber caizdir Eğer bu adam nama­zından sonra Cuma namazına gitmek hevesine kapılıp Cuma yerim; doğru giderse, Ebû-Hanife'ye göre, gitmekle öğle namazı bozulur. Ebû-Vusuf ve Muhammed! «İmamla beraber namaza başlamazdan evvet bo­zulmaz» dediler.

Cuma günü, Cuma namazına özürden dolayı iştirak edemeyenlerin ce­maatla namaz kılmaları mekruhtur. Hapishanelerde olanlar için de hüküm böyledir.

İmama Cuma günü yetişen kimse, yetiştiği kadarını imamla kılar, yetişemediğini de imamla kıldığı miktar üzerine Cama namazı Olarak bina eder. Ebû-Hanife ve Ebû-Yusuf'a göre, teşehhüdde veya secdei se­hivde Cuma imamına yetişen kişi imamın selâmından sonra bu kada­rın üzerine Cuma namazını bina eder. İmarn-ı Muhammed diyor ki: Eğer ikinci rekâtın çoğuna yetişirse, onun üzerine Cumayı bina eder, eğer ikinci rekâtın az bir kısmına yetişirse, onun üzerine (imamın se!;V ramdan sonra) öğle namazını bina eder.

İmam, Cuma günü minbere çıktıktan -.sonra hutbeyi tamam edin­ceye kadar, cemaat namaz kılmayı ve konuşmayı terketmelidirler. Müezsin'er Cuma günü birinci ezanı okudukları zaman, halk aliş-verişi terkederek, Cuma namazına gideceklerdir. İmam minbere çıktığı za­man, oturur müezzinler minberin önünde ezan okurlar, imam hutbesi­ni bitirdikten sonra cemaat namaza kalkar.

 

İkî Bayram Namazının Bahsi:

 

Ramazan bayramı günü daha namazgaha gitmeden evvel insanın "bir şey yemesi, gusüi yapması, güzel koku sürünmesi müstehâptır. Ebü-Hanîfe nezdmde, namazgaha, giderken yolda tekbir getirmez. İmamey-ne göre, giderken yolda tekbir getirir, bayram namazından evvel   na­mazgahta nafile namaz kılınmaz.

Güneşin yükseTmesiyle bayram namazının kılınması helâl olduğu zaman namazın vakti girer, zevale kadar devam eder. Ne zamanki gü­neş batıya doğru kayarsa (yanı göğün ortasından batıya doğru giderse) o zaman namazın vakti çıkar.

 

Bayram Namazı Nasıl Kııjnır:

 

İmam cemaatla iki rekât namaz kılar, birinci rekâtta .iftitan (açış) tekbirini getirir, ondan sonra üç tekbir daha getirir, sonra fatihatülkl-tâp (Kuı'anm başlangıç sûresi) ve diğer bir sure-i celilei okuduktan sonra bir tekbir getirerek rükûa gider, sonra ikinci rekâtta evvelâ okur, okumaktan sonra üç tekbir alır ve dördüncü tekbiri getirerek onunla rükûa gider. İki bayram tekbirlerinde ellerini kaldırır ve yanına bıra­kır, bilâhare namazdan sonra iki hutbeyi iradeder, fitrenin hakikat ve ahkâmım o hutbede halka öğretir.

İmamla beraber bayram namazına yetişemeyen kişi, onu bilâhare kaza edemez. Eğer hava bmutıu olduğu için ayın görünmesi halk için muş-killeşirse, scnra şahitler devlet reisinin yanında öğleden sonra avı gör­düklerini irade eaeılerse, bayram namazını eitesi günü knaılar. Eğer ikinci günde namaz kılmaktan halkı aıakoyan bir özür meydana gelir­se, o günden sonra kılamazlar.

Kurban bayramı günü, gusül etmek, güzel koku sürünmek ve na­mazdan sonraya yemeği tehir etmek müstehaptır. Tekbir getireıek na­mazgaha doğru yol alır. Ramazan bayramı gibi Kurban Bayramını da iki rekât olarak kılar. Namazdan scnra kurbanın ahkâmını ve teşrik tek­birlerini öğretmek gayesiyle iki hutbe okuyacaktır. Eğer' Kurban bay­ramı günü herhangi bir özürden dolayı halk namazdan men olunursa, ertesi güne veya üçüncü güne tehir edilir. Üçüncü günden sonra kılın­maz. Zira namazın vakti kurban kesme vaktiyle mukayyettir, kui banın zamanı ancak üç gündür.)

Teşrik tekbirinin başlangıcı Arefe günü sabah namazından sonra başlar, sonu ise «Ebu Hanife'ye göıc; Kurban günü ikindi namazının sonuna kadardır.» Ebû Yusuf ve Muhammed dediler ki; teşrik günle­rinden son günün ikindi namazına kadardır, (yani yirmi üç namazdan sonra tekbir okunacaktır.) Farz namazların arkasında getirilmesi lâ­zım olan tekbir «AUahü ekber, AUahü ekber, Lâ ilahe illâllahü vallahii ckber, AUahiLekJber ye Hllahil hamd» dır.                               .

 

Güneş Tutulması Namazının Bahsi:

 

Güneş tutulduğu zaman, imam halkla beraber iki rekaat, nafile namazı gibi kılar. Her rekâtta tek bir rükû vardır. Her iki rekâtta da okumayı uzatır. Ebû Hanife'ye göre, gizli okuması lâzımdır. Ebû Yusuf vs-Muhammed'e göre, sesli okur. Namazdan -sonra güneş açılıncaya kadar dua eder. Halkın önünde Cuma namazını kıldıran imam, güneş tutulma namazını kıldıracaktır.

Eğer halkın toplanması sağlanamazsa "halk teker teker namazı ki? îarlar. Ayın tutulmasında cemaatla kılınacak namaz yoktur. Ancak her­kes tek basma namaz kılar. Güneş tutulması namazından sonra hutbe okumak yoktur.          ,

Yağmur İstemenin Bahsi:

 

Ebû Hanife: «Allanın rahmeti onun üzerine olsun» diyor ki,..,___

istiska (yağmur isteme) da cemaatla kılınacak herhangi bir sünnet na­maz yoktur. Eğer halk teker, teker namaz kılarlarsa caizdir. İstiskaa an­acak dua ve istiğfar (affı talep etmek) dan ibarettir.

Ebû-Yusuf ve Muhammed diyorlar ki; İmam halkla beraber iki re­kât kılar. Her iki rekâtta da.sesli okur sonra hutbe okur ve dua ederken de yüzünü kıbleye çevirir, abasını tersine döndürür, cemaat ise abala­rını çevirmezler. Devletin dahilinde yaşayan gayri müslimler yağmur duasında hazır olamazlar..

 

Ramazan İbadeti Bahsi:

 

Ramazan ayında yatsı namazından sonra halkın toplanması müs-tehaptır ta ki, imam onların önünde beş tervîhayî [22] kıldırabilsin, her tervîhada iki selâm vardır,, her iki tervîhanın arasında bir tervîhe kadar oturacaktır. Bundan sonra cemaatle vitri vacip namazını kıldırır. Ra­mazan ayından başka zamanlarda vitir namazı cemaatla kılınmaz.

 

Korku Namazının Bahsi:

 

Korku şiddetlendiği zaman, imam halkı iki gruba ayırır. Bir grup düşmanın karşısında durur, diğer bir grup ta imamın arkasında bir re­kât, namaz kılarlar, iki secde yapar, imam, başım ikinci secdeden kaldı-

Arınca arkasında namaz kılan bu grup düşmanın karşısına gider, orada bekleyen grup gelir imam, onların önünde de bir rekât kılar ve iki -sec­de yapıp teşehhüd okur selâm verir. Fakat cemaat selâm vermez ve düş­mana karşı gider, birinci grup gelir geri kalan bir rekâtlarını teker te­ker okumaksızm kılar. îkî secde yapar, ve selâm vererek düşmanın önü­ne giderler. Diğer grup gelip kalan bir rekâtı iki secde ve okumakla kılarlar, teşehhüdü okur selâm verirler., Eğer imam mukim ise, dört re-kâtlı namazdan iki rekâti birinci grupla kılar (onlar tamamlar selâm ve­rir harp cephesine giderler) diğer taife ile de, iki rekâtı kılar.

Akşam namazında birinci grup ile iki, ikinci grup ile de bîr rekât kılar, namazı kılarken çarpışmazlar, çarpıştıkları takdirde namazları bâtıl olur.                                                                        .

Eğer korku 'şiddetlenirse binici oldukları halde teker teker namaz kılarlar...

Eğer kıbleye dönmeleri mümkün olmazsa diledikleri tarafa   yüzlerini çevirerek rükû ve secdelerini ima (işaret) ederek yaparlar.

 

Cenazeler Bahsi:

 

Kişi ölüme hazırlandığı zaman sağ yanı üzerine yüzü kıbleye çev­rilir, iki şahadet (Eşhedü enlâ Üâhe Ulâllahü ve eşhedü enne Muham-nıedcn Resûlullah) kendisine telkin edilir, (yâni yanında sesli olarak' okunur) öldüğü zaman çenelerini bağlar, gözlerini kapatırlar, yıkanma­sını istedikleri zaman (teneşir) tahtası üzerine bırakır, avret yerlerini bir çaputla örter, elbisesini çıkarır, abdestmi aldırırlar, abdest aldırır­ken ağzına ve burnuna su vermezler, sonra cenaze üzerine su dökerler. Teneşiri tek olarak buhuriandınr, ölünün suyu «Ncbik» yaprağı veya çoğan otu ile- karıştırılarak kaynatılır, eğer bunlar yok ise saf su ile yı­karlar, ' ölünün başı ve sakalı «Hatmi» denilen ot ile yıkanır sonra sol yanına çevirirler. «Nebik» yaprağıyle karışık su ile yıkanır, sol tarafın bütününe suyun değdiğini görünceye kadar yıkamaya devam edilir. Bundan sonra -sağ tarafa çevrilir. «Nebik» yaprağıyle karışık su ile sağ kısmının bütününe suyun yetiştiğini sanıncaya kadar yıkanır. Bundan sonra gasil (yıkayıcı) ölüyü oturtur, arkasını dizlerine dayatır yavaşça karnını ovalar, eğer ölüden bir şey çıkarsa onu yıkar, ölünün yıkanma­sını da tekrarlamaz, scnra ölünün bedenini, temiz bir elbise (havlu) ile  kurutarak kefenlerine koyar, başına ve sakalına «Hanut» denilen güzel kokuyu sürer [23], secde azalarına da, «Kâfur» koyar. Er kişinin üç ke­fende: İzar (baştan ayağa kadar örtücü) Kamis (omuzdan ayağa kadar örtücü) ve bütün bedeni örten Lîfâfe de kefenlenmesi sünnettir. Eğer yalnız iki kefenle (İzar ve Lîiafla) iktifa ederlerse caizdir. En üst kefen  olan Lifâfeyi meyyite sarmak istedikleri zaman sol tarafından başlar,  sonra sağ tarafını sararlar.                                                 

 , Eğer kefenin çözülmesinden korkuiursa bağlarlar. Kadın kişi, beş kefende kefenlenir;

 İ - İzar,

 2 -Kamis,

 3 -Bacını ve yüzünü örten leçek,

 4 -Memelerini bağlamak için bir parça bez,

 5- (Hepsinin üs­tünde bir) lifâfe. Eğer hanımın üç kefende kefenlendirilmesini kâfi gö­rürlerse caizdir. Kadının baş ve yüzünü örten leçek, kamis üzerinde, liiâ-fe altında giydirilir. Kadının saçları göğsünde toplanılır. Meyyitin saç ve......salralı taranmas, tırnakları Kesilmez, saçları durulmaz, ölü kefene sokul­madan evvel kefen bir defa olarak güzel koku ile kokulandırılır. Oluyu kefenlendirdikten sonra namazını kılarlar. Devlet reisi hazırsa cenaze namazında imam olmaya en eidali odur, eğer hazır olmazsa o mahahe ve o cemaatin imamım öne geçirmek tnüstehaptır. İmamdan sonra meyyi­tin velîsi imam elmaya daha uygundur.

Eğer ölünün velîsi ve devlet reisinden başkası (veEüıın ssnî olmaksi-21u) namazı kıldırmışsa, velî o namazı tekrar edebilir. Eğer velî namazı kildırmışsa velîden sonra hiç bix kimseye yeniden namaz .kılmak (ye ktftirnnak) caiz değildir.         .                              

; fc&sr namazı kılınmadan evvel âcin edilirse, mezarı başında nama-n kılınır (ceseâm bozulmaması tahmin edilinceye kadar kıhnabilir,)

 

Cenaze Namazı Bahsi:

 

(Dört tekbirden ibarettir) birinci tekbirin arkasında «Sübhanekel -lâhünune ve bîhamdik ve tebare kesmük ve teâlâ ceddük ve celle senâük ve lâ ilahe gayrük» okuyarak Allaha hamdeder, sonra ikinci tekbiri ala­rak arkasında Peygamber efendimize selâtü-selâm getirecektir. Sonra üçüncü tekbiri getirir kendisine, ölüye ve müslümanlara duâ eder (1). Daha sonra dördüncü tekbiri getirir selâm verir, (Dördüncü tekbirden sonra duâ yoktur. Cemaattı camilerin içinde meyyitin namazı kılınmaz,) Cenazeyi sedye üzerine koydukları zaman sedyenin dört ayağından tutarak kaldırırlar ve seğirtmeksizin acelece götürürler; mezarına gel* dikleri zaman daha ölü, taşıyıcıların omuzlarından yere konmadan evvel halka oturmak mekruhtur.                                                       

 Mezar esiürken kıble tarafına ölünün koyulması için «Iahd» demlen bir çukur esilir. Ölü kıble tarafından kabre koyulur. Mezara koyulduğu zaman koyan zat «BismiUahi ve alâ milleti EesuHUah» diyecektir, yüzü­nü kıbleye çevirir, düğümleri çözer ve kabir üzerine kerpiçleri dizer. Kabrin kiremit ve kerestelerle örtülmesi mekruhtur. Kamışlarla ört­mekte bete yoktur. Sonra kabir üzerine toprak atılır. Kabir tümseklenir, su tutacak şekilde dümdüz yapılmaz.                                                 _

Doğduktan sonra kendisinde dirilik işareti (ağlamak, «karmak gi­bi) bulunan çocuğa isim verilir, yıkanır ve namazı kılınır. Eğer dinüK belirtileri yoksa bir bea parçasına sarılır (öylece defnedilir) üzerine na»

 

 Şehidler Bahsi:  

 .

Putperestler tarafından (hangi şekilde ohiraa olsun) öldürülen ve­ya muharebe meydanında kendisinde yara olduğu halde ölüsü bulunan veya haksız yerde müslümarüar tarafından diyeti vacip olmadığı halde

öldürülen kteHer şehittir                                  ,

«ebit yıkânmadatikefenlendirilir, namazı kılımr. Cünüb olan W şehit edildiğinde Ebû Haniie-ye göre, guslü yapılır, çocuk ta öyledir. Efeû yusuf m Muhammedi g-öre ne cünüb olarak şehit olana, ne de ço­cuk ikeri şehit edilene*yıkanmak yoktur.

Meşhur dua  Allahümmeğfirlehü verhamdü ve afihi vafü anhü ve ekrim nüzülehi ve vessi medhelehü ve tev. eSıa min azâbilkabtl ve a»bln-»ai» dır.   (Malik

Şehidin kanı yıkanmaz, elbisesi çıkarılmaz ancak kürkü, mesti, pa­muklu kaftanı ve silâhı çıkarılır, trtisastan sonra ölen şehit yıkanır. îrti-sas: Aklı başında olduğu halde yemek yemek, su içmek veya tedavi olun­mak veya bir namaz vakti geçinceye kadar yaşamak veya muharebe mey­danından diğer bir yere naklolunmak demektir.

Had (ceza) olunurken öldürülen veya kısasen (öldürdüğü için öl­dürmek) öldürülen yıkanır ve namazı kılınır. Bagi (hükümete karşı ge­len) lerden veya yol kesenlerden birisi öldürülürse namazı kılınmaz.

 

Kabede Namaz Kılmanın Bahsi:

 

Namazın farzını da, nafilelerini de Kâbenin içinde kılmak caizdir. Eğer imam Kâbenin içinde namaz kıldırırsa cemaatin bir kısmı arkası; nı imamın arkasına vererek namazını eda ederse, caizdir. Sırtını imamın yüzüne çevirerek namazını eda etmeye kalkışanların namazı caiz değil­dir. İmam, ŞJescid-i Haramda namaz kıldırdığı zaman cemaat Kâbenin etrafını sararak halka halinde imama uyarlar. İmamın durduğu taraf­tan değil diğer taraflardan imamdan Kâbeye daha yâkm olanların na­mazı caizdir [24]. Kâbe-ı Muazzamanın damına çıkarak orada namaz kı­lanın namazı caizdir.

 

Zekât Bahsi:

 

Âkil, baliğ ve hür müslümana, serveti tamamen kendisinin olduğu halde nisaba (zekât düşecek jniktara) yetişmiş ve üzerinden bir sene geçmiş ise, zekât farz olur. Çocuk, deli ve tam hür olmayan köleye ser­vetini kaplayıcı bir borca sahip olan bir kimseye zekât düşmez. Eğer ma­lı borcundan fazla İse ve fazlası da, nisaba yetişiyorsa fazlasının zekâtı­nı verecektir. Oturmak için yapılan evlerde, şahsî elbiselerde, ey eşyala­rında, binek hayvanlarında, hizmetçi kölelerde ve Özel silâhlarda zekât yoktur. Zekâtın verilmesi ancak verirken veya verilmek için ayırt edilir­ken beraberinde niyet olursa caiz olur. Zekâta niyet etmiyerek bütün servetini sadaka veren kişiden zekât farzı düşer.

 

   Deve Zekâtının Bahsi

 

Beşten az olan develerde zekât yoktur.   Ağzıyla yaylayan beş deve üzerinde bir sene geçerse, dokuza kadar bir koyun zekât olarak verilir. Ondan on dört oluncaya kadar iki koyun verilir. On beşten on dokuza kadar üç, yirmiden yirmi dörde ,kadar dört verilir. Yirmi beşten otuz be­şe kadar bir «Bjntü mahad» (bir yaşını doldurup ikinci yaşına  basmış deve) verilecektir. Otuz altıdan kırk beşe kadar bir «Bintü lebun»   (iki yasını doldurup üçüncü yaşına giren deve) verilecektir.  Kırk altı deve olunca altmışa kadar bir «Hıkka» (üç yaşını tamamlayıp dördüncü yaşı­na giren deve) verilecektir. Altmış bir olunca yetmiş beşe kadar bir «Ce-ze'a» (dört 5 aşını doldurmuş beş yaşına girmiş deve) verilecektir. Yet­miş altı olunca doksana kadar iki «Bintü lebun» verilecektir. Doksan bir olunca yüz yirmiye kadar iki «Hıkka» verilecektir. Yüz yirmiden sonra hüküm değişir, o zaman yüz yirmi beşte iki Hıkka ile bir koyun verile­cektir. Yüz otuzda iki koyun, yüz otuz beşte üç koyun,  yüz kırkta dört koyun, yüz kırk beşte yüz elliye kadar iki Hıkka ile beraber bir Bintü me-had verilecektir. Yüz ellide ise üç Hıkka verilecektir.   Bilâhare  farzın seyri değiştirilir. Bu adet (yüz elli) üzerine gelen beşte bir koyun, onda iki, on beşte üç, yirmide dört koyun verilir. Yirmi beşte bir Bintü mehad, otuz altıda bir Bintü lebun verilir. Ne zamanki yüz doksan altıya baliğ olursa iki yüze kadar dört Hıkka verilir. Bundan sonra daima hüküm değişir, yüz elliden sonraki gelen ellide değiştiği gibi... Safkan Arap de­veler ile diğer develer zekât verme babında birdirler. (Çünkü her ikisi­ne de deve denir.)

 

Sığırların Zekâtı Bahsi

 

Otuzdan az Olan sığırlarda zekât yoktur. Ağzıyla yaylayarak üzerin­de bir sene geçeri otuz sığırı, olduğu zaman, bir erkek veya dişi buzağı ze­kat olarak verecektir. Kırk sığırda iki yaşını doldurmuş üç yağma ayak basmış bir dişi veya erkek sığır zekât verecektir.

 Kırktan fazla olunca Ebû Hanife'ye (R.A.) göre, altmışa kadar faz­lası hesap edilerek zekâtı verilecektir. Oysa bir sığırın zekâtı, iki yaşım doldurmuş üçüncü yaşa basan sığırın onda birinin dörtte biridir, fazla olan iki sığırın zekâtı aynı sığırın onda birinin yarısıdır. Üç fazla sığırda aynı sığırın onda birinin dörtte üçü zekât olarak verilir. Ebû Yusuf ve  Muhammed (R.A.) dediler ki, kırktan altmışa kadar olan fazlalıkta bir şey yoktur. Altmış olunca iki erkek veya dişi «Tebîa» (Wr senesini bitir­miş ikinci seneye ayak basan buzağı» verilecektir, yetmiş olunca bir di­şi «Müsinne» (iki yaşım bitirmiş üçüncüye ayak basan bir düve) ile bir erkek Tebîa zekât olarak verilir. Seksen olunca iki Müsinne zekat veri­lir. Doksanda üç dişi Tebîa yerilir. Yüzde iki Tebîa, biıde dişi Müsinne ve­rilir. Bu kaideye binaen her. on (fazla olunca) da farz olan bir erkek Te-bîadan bir dişi Müsinne değişir. Camuslarla sığırlar birdirler. (Hepsi sı-ğırgülere dahildir)

 

Koyun Zekâtının Bahsi

 

Kırktan az oları koyunlarda zekât yoktur. Ağzıyla yaylayan ve bir seneden beri sahibinin elinde olan kırk koyundan yüz yirmiye kadar bir koyun zekât vardır. Bir fazla olunca iki yüze kadar iki koyun verilecek­tir. İki yüzden bir fazla olunca üç yüz doksan dokuza kadar üç koyun zekât verilir. Dört yüze yetişince dört koyun verilir. Bundan sonra her  yüz koyunda bir koyun zekât vardır. Koyun ve keçi bir sayılırlar. (Yani  ayna türdendir.)

 

At Zekâtının Bahsi

 

Atlar erkek ve dişi karışık Olduğu halde (veya yalnız dişi olduğu hal­de) kendi ağzıyle yaylarsa sahipleri muhayyerdir. İsterse her at için se­nede bir altın zekât verir, dilerse para ile takdir eder. Her iki yüz dirhem" için beş dirhem zekât verir. Yalnız erkek atlar olursa zekâtları yoktur [25] Ebû - Yusuf ve Muhammed dediler ki, atlar katırlar ve eşeklerin hiç birinde zekât yoktur [26]

Ancak ticaret için alınmış olurlarsa, o vakit ticaret zekâtı verilecek­tir. (Yani normal fiatla kıymetlendirilir zekatları verilir.)

Daha bir senesini doldurmayan deve yavrularında, birinci senesin­de olan kuzularda ve buzağılarda beraberinde büyük  baş hayvan  yok ise, Ebû Hanife ve Muhammed'e göre zekâ,t yoktur. Ebû - Yusuf diyor ki;  . onlardan birisi zekâtlarına verilecektir.                  

Kendisine bir erkek Müsinni zekât vermesi vacip 'olanın Müsinnisi yok ise zekâtı toplamakla vazifelendirilen zat ondan daha üstününü alır ve fazlasını mal sahibine geri verir.

veya Müsinrüden daha düşüğü ile beraber üste para alır. Zekatta hay­van yerine kıymet te verilir ve caizdir. Çalıştırılan, senenin yansı veya ekserisi yem yedirilen hayvanlar için zekât yoktur

Zekâtı toplayan memur, malın en iyisini almadığı gibi en kotusu-fcıti de alaamz, orta olaru alır. Zekâtı icap ettirecek miktar malı bulunan 'kişi senenin ortasında aynı'cinsten mal elde ederse onu da malına ilave ederek ikisinin zekâtını birden verecektir.

Saime- Senenin ekserisinde otlamakla iktifa eden hayvandır. Eğer kişi hayvanlarına senenin yansı veya daha fazlasında yem yedirırse o hayvanlara zekât düşmez. Ebû Hanife ve Ebu - Yusuf a göre, zekat an­cak nisap miktarında vardır. İki nisap arasındaki fazlalıkta yoktur [27]. irriam-ı Muhammed, «hepsinde vardın» dedi. Zekât vacip olduktanım-ra tehir edilir ve mal helak olursa yine zekât düşer. Nisaba sahip olduğu halde daha senesi tamam olmadan evvel zekâtını verirse caizdir. (Bu ze­kata, zekatı muaccele denir.)

 

Gümüş Zekâtının Bahsi:

 

İki yüz dirhemden [28] az olan gümüşte zekât yoktur. İki yüz dir­hem olup, üzerinden bir sene geçerse beş dirhemim zekât olarak vermelidir İki yüzden fazla olan dirhemler, iki yüz kırka varmayınca zekâtı voktur İki yüz kırk olunca bir dirhem daha verilir. Bundan böyle her kırk dirhemde bir dirhem ilâve edilerek verilir. Ebû - Yusuf ve Muham­med dediler ki; iki yüz dirhemden fazla olanın zekâtı hesaplanarak ve­rilmelidir (Meselâ bir dirhem fazla olursa, birinin (yani fazla olan bu bir dirhemin de) kırkta birini vermelidir.) Eğer turalı paraların yüzde ellisinden fazlası gümüş ise o para gümüş hükmünü alır. Eğer karıştı­rılmış madde gümüşten daha fazla ise, metre malı hükmündedir. Ne zaman kıymeti ile nisaba erişirse zekâtı verilecektir.

 

Altın Zekâtının Bahsi:

 

Yirmi Miskalden [29] daha az olan altında zekât yoktur. Yirmi mis-kal olmakla üzerinden bir sene geçerse yarım Miskal zekâtı vardır. Bila­hare her dört Miskalde iki kırat (her kirat beş arpa tanesi miktarıdır) zekât vardır. Ebû - Hanife (B.A.) ye göre, yirminin üstünde olan Mıskaller dörde varmayınca zekâtları yoktur. (Meselâ yirminin zekatı ne ise yirmi bir, iki ve üçün zekâtı da o kadardır.)

Altın ve gümüşün külçelerinde, onlardan yapılmış süs eşyasında ve kaplarda zekât vardır. (Altın ve gümüş ne şekilde olursa olsun zekat­ları behemehal vardır.)  

                            

Ticaret Eşyasının Zekatı Bahsi:

 

Ticaret eşyası ne olursa olsun....b

Kıymeti altın veya gümüşle takdir edilip, nisaba baliğ olursa zekâtı va­ciptir. Altın ve gümüşten hangisiyle takdir etmek fakir ve miskinlere daha uygun düşerse, onunla takdir etmelidir. Senenin iki tarafında ni­sap tamsa ortasında azalmak zekâtı düşürmez. Ticaret eşyasının kıy­metleri hesaplanarak, Altın ve gümüşe eklenecektir. (Öylece zekâtı ve­rilecektir) İmam-ı Âzam Ebû - Hanife (R.A.) ye göre, altının kıymeti ni­sap tamamlayıncaya kadar gümüşe eklenir ve bu suretle zekât verilir. Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre altın gümüşe kıymetle değil, cüzler (parçalar) halinde eklenir ve zekâtları verilir [30]

 

Ziraatler Ve Meyveler Zekâtının Bahsi:

 

İmam-ı Âzam diyor ki, odun, kamış ve otlar hariç yeryüzünün bitir­diği her ürünün azında ve çoğunda, nehir veya yağmur suyu ile sulan­dığı takdirde onda bir vardır. (On tenekede bir teneke zekât vardır.)

İmam-ı Ebû - Yusuf ile Muhammed <ledjler ki: Ancak meyvesi (bir sene ilâçsız olarak) dayanan bitkilerde beş VESK'a vardığı zaman onda bir vardır. Vask: Resulullahın (A.S.) sâ (Ölçek) iyle altmış sâ'dır (bin kırk dirhemdir) [31]. İki imama göre, sebzelerde (yeşilliklerde) onda bir yoktur.

İki kavle göre de, kova, dolap veya hayvan sırtıyla sulanan meyve ve ziraatın yirmide biri verilir. Ebû - Yusuf (R.A.) ölçü ile değil de tar­tıyla satılan zâferan ve pamuk gibi nesnelerde «Eğer kıymetleri, öl­çü ile satılanların en ucuz cinsinin beş vaskina tekabül ederse kendile­rine de zekât vacip olur» der. İmam Muhammed dedi ki: Eğer yerden alınan mahsul, nevinin takdir olunduğu en büyük ölçüyle beş misline yetişirse onda bir vacîp olur. O halde pamuk beş yük (her yük üç yüz ırak batmanıdır) olarak itibar olunur. Zâferanda beş batman (bir bat­man yirmi altı vâkîyedir)  [32] olarak itibar olunur.

Bal, üşürlü araziden elde edildiğinde ister az, ister çok olsun onda biri zekâta verilir. Ebû - Yusuf dedi ki; bal on ZİKKE'ye (tulum demek­tir. Beheri elli Irak batmanıdır) varmadıkça zekâtı yoktur. İmam Mu­hammed (R.A.) dedi ki; Beş FEAK'a varmadıkça zekâtı yoktur......

Her FERAK otuz altı batmandır. Haraç düşen araziden çıkan   şeylerdî onda bir (zekât) yoktur. (Bu arazide sadece haraç vardır.)

 

      Kendisine Sadaka (Zekât) Vermek Caiz     ' Olup Olmıyan Şahıslar Bahsi:   

 

Allah (C.C.) buyurur ki, «zekâtlar Allahtan bir farz olarak yoksul­lara, düşkünlere, zekâtları toplayan memurlar ma, kalbleri müslümanh-ğa ısındınlacaklara verilir; kölelerin borçluların, Allah yolunda olanla-rm ve yolda kalanların uğrunda sarf edilir.    Allah bilendir,   hakimdir»

(Tevbe: 61)                                       ,

Bunlar Âyet-i celîlede beyan buyurulan sekiz sınıftır. Kalbleri müs-lümanlığa ısındırılacaklar sınıfı ortadan kalkmıştır. Çünkü Cenabı Al­lah îslâmı aziz kılmış, artık İslâm onlara muhtaç değildir. Fakir; (yok­sul) az bir malı olandır. Miskin; (düşkün) hiç bir malı olmayandır. Ze­kâtı toplamakla vazifeli olan bir kimseye çalışmasının ücreti kadar ze­kâttan kendisine verilir. Kölelere, kendileriyle akdi kitabet (yani şu ka^ dar para getir seni âzât edeyim) edilenlere boyunlarını kölelikten kur­tarmak için zekâtla yardım edilir. Garım; borçludur (borcunu verecek malı yok ise zekât verilir). Allah yolunda: Fakirlikten dolayı ordudan geri kalan gazilerdir. Yolda kalanlar: vatanında malı olup kaldığı yerde bir şeyi olmıyandır. Zekatın sarfedilecek yerleri bunlardır. Mal sahibi isterse bunterm hepsine, isterse tek bir sınıfına zekâtını verebilir. Zekâ­tım gayri müslim vatandaşa veremez. Zekâtiyle mescit inşâ edemez. Ze-kâtıyle ölüyü kefenleyemez. Zekâtiyle âzât olunacak bir köleyi satın ala­maz. Zekât zengine verilemez. Zekâtını veren zat babasına, dedesine —ne kadar yukarı giderse gitsin— öz evlâdına, evlâdının evlâdına —ne kadar aşağı inerse insin— veremez. Koca, hanımına, hanımı da kocası­na, İmam-ı Azama göre zekâtım veremez. İmam-ı Ebû - Yusuf ve Muhammed dediler ki: Hanım, kocasına verebilir, (çünkü nafakasiyle mü-Icellef değildir) kişi, mukâtebine, kölesine, zengin bir kimsenin kölesine ve zenginin küçük çocuğuna, Beni-Hâşim'in temiz soyundan olanlara, —ki bunlar: Hz. Ali (R.A.), Hz. Abbas (R.A.), Hz. Cafer, Hz. Âkil ve Hz. Abdülmuttalip oğlu Hz. Hâris'in.aileleri ve azatlılarıdır— zekâtını (ma­lının kirini) veremez.

İmam-ı Âzam ve Muhammed dedi ki, fakir zannettiği birisine   ze-verir, sonra zengin veya Hâşimi veya kâfir...         

olduğu anlaşılırsa veya karanlıkta bir fakire verdiğini zannedip de son­ra babası veya oğlu olduğu anlaşılırsa, geri alınak yoktur. (Zekât yerine geçe^.) îmam-ı Ebû - Yusuf .dedi ki; geri almak lâzımdır. Eğer zekâtını bir şahsa verirse, sonra o şahsın kendisinin kölesi veya mükâtebi olduğu­nu anlarsa, bütün ulemânın kavline göre caiz değildir.

Hangi maldan olursa olsun, nisaba sahip olan şahsa zekâtın veril­mesi caiz değildir. Her nekadar sağlam ve çalışır olursa da nisâbdan az serveti olana, zekât verilir. Bir memleketten diğer bir memlekete, zekâ­tın nakli -fiâiz değildir. Ancak her memleketin halkının zekâtı onların içinde bulunan'falsirle.rine dağıtılır. Ancak insan, bir memleketten diğer bir memlekete akrabası , için veya . memleketinin fakirlerinden daha muhtaç olanları için zekâtını götürebilir [33]

 

Fitre Zekatının Bahsi:

 

Eğer nisaba erişen serveti, meskeninden, elbesisinden ev eşyaların­dan, binek atından, harp âletlerinden ve hizmet için beslediği kölesinden fazla ise hür ve müslüman olan kişiye fitre vacip olur. Küçük çocukları­nın ve kölelerinin fitrelerini vermek mecburiyetindedir. Ne kadar aynı evde iseler de hanımının ve büyük çocuklarının fitresini (izinleri olmak­sızın) veremez. Kendisiyle akdî kitabet ettiği kölesinin ve ticaret için aldığı kölelerinin de fitrelerini veremez. İki ortağın arasında olan köle­nin fitresi hiçbirisine düşmez. Müslüman, kâfir olan kölesinin fitresini vermelidir. Fitre, yarım SA* (520 dirhem) buğday veya bir SA" (1040 dirhem) hurma veya kuru üzüm veya arpadan ibarettir. İmamı Ebû Ha-riife ve îmanu Muhammed (R.A.) nezdinde, litre sekiz ırak batmanıdır. Ebû - Yusuf (R.A.) dedi ki; beş tam, üçte bir-batmandır.

Fitrenin vacip olunması Ramazan bayramının fecrinin doğmasına -bağlıdır, oysa bundan evvel vefâ,t edenin fitresi vacip olmaz. Fecir doğ­duktan sonra müslüman olan veya doğup dünyaya gelenin fitresi vâ-ciıp olamaz. Bayram gününde daha namazgaha çıkmadan evvel fitreyi (fakirlere) vermek müstehaptır. Eğer bayram gününden evvel verilirse caizdir. Şayet bayram gününden sonraya Xeför «derlerse- sakıt olmaz. Belki fitre vermek kendilerine düşer ve lâzımdır.

 

'Oruç Bahsi:

 

Oruç iki kısımdır: Farz ve nafile oruçlarıdır.

I -Farz olanı da iki kısıradır: Ramazan ve muayyen adak orucu gibi. Bir kısmı muayyen bir zamana bağlıdır. Bu oruç geceleyin edilen bir-niyetle caizdir. £ğer sabahlanınoaya kadar niyet, etmemişse, .fecirle zeval arasında yapacağı niyet kâfî gelir. Farz orucun ikinci kısmı; insa­nın zimmetinde sabit olan bir orucdur. Ramazanı şerifte kazaya kalmış oruç, mutlak nezir (adak) ve kefaret oruçları gibi. Bu kısım oruçlar an­cak geceleyin getirilmiş bir niyetle caiz olurlar. Bütün nafile oruçlar öğ­leden evvel yapılan niyetle caiz olurlar. Şaban ayının yirmi dokuzunda. Ramazan ayının hilâlini (ayım aramak halk için en uygun bir haıe«.et-tir. Eğer hilâli görürlerse ertesi gün oruç tutarlar. Eğer hava bulutlu oltip ayın görünmesi mümkün olmazsa Şaban ayını otuz gün olarak ta­mamlarlar, sonra oruç tutarlar.)

Tek başına Ramazan ayını görenin şahitliğini devlet reisi kabul et­mezse dâhi şahsî olarak orucunu tutmalıdır. Eğer gökte bulut varsa, devlet reisi hilâli gören bir tek âdil şahidin şahitliğini kabul edecektir* Bu şahit ister erkek, ister kadın, ister hür, ister köle olsun... Eğer bulut yok ise, tek kişinin şahitliği kabul olunmaz, ta ki haberleri ilim ifâde eden bir cemaat şahitlik etmezse... Orucun zamanı ikinci fecrin doğu­şundan başlar, güneş batıncaya kadar devam eder. SAVM (oruç): Niyet­li olarak gündüzleyin yemek, içmek ve cinsî münasebetten sakınmak demektir. O halde oruçlu, unutarak yer, içer ve cima. yaparsa orucu bo­zulmaz. Eğer (gündüzleyin) uyuyarak ihtilâm olursa veya bir kadına bakarak menisi akarsa, veya yağlanırsa veya kan aldırırsa veya gözüne sürme çekerse veya hanımını örierse orucu bozulmaz. Eğer öpmekten ve­ya ellemekten menisi akarsa günü gününe orucunu kaza eder (kefaret yoktur.)                                           .                              

Nefsinden emin olunca öpmekte beis yoktur. Eğer emin değilse mek­ruhtur. Eğer kişi zorla ve elinde olmıyarak kusarsa, orucu bozulmaz. Eğer isteğiyle ağız dolusu kusarsa kaza etmesi lâzımdır. (Kefaret lâzım gelmez.)                                            

Taş veya demir yutanın orucu bozulur - (kefâret yoktur.) İradesiy­le bir insanı ön veya arkadan cima eder, gıda veya deva alıp bir şeyi yer veya içerse orucunu günıi gününe kaza etmekle beraber.........

-sihar- (1) kefareti gibi bir kefaret verecektir. Fercin haricinde (bacakla­rın v.s.) cima yaparak meni gelirse, orucunu kaza eder, fakat kendisine keffaret lâzım değildir. Ramazan haricinde ifsat edilen oruç için kefa­ret yoktur. Arkasından şırınga ile ilâç, veya burun yoluyla herhangi bir sıvıyı alan veya kulaklarına bir şey akıtan veya karnın derinliğine veya dimağa doğru inen bir yarayı tedavi ederken, karnına veya dimağına ilâç kaçan bir kimsenin orucu bozulur, (Kaza eder, fakat kendisine fcefâ-rel-düşmez). Ebû Hanife (R.A.) nezdinde,'kişinin1 tenasül âletine bir sı­vı akıtılırsa, orucu bozulmaz. Ebû Yusuf «Bozulur» dedi. Ağzıyla bir şe­yi tadanın orucu bozulmazsa da mekruhtur. Eğer kadının başka imkânı varsa, çocuğu için yemek çiğnemesi mekruhtur. Sakızın çiğnenmesi oruçlunun orucunu bozmaz, fakat mekruhtur. Ramazanda hasta olan kişi, oruç tutmakla hastalığının uzanmasından korkarsa, orucunu bozar, bilâhare kaza eder. Eğer misafir orucu tutmaktan zarar görmezse, oruç tutması daha iyidir, fakat yeyip sonra kaza etmesi de caizdir. Eğer has­ta veya misafir aynı durumda oldukları halde ölürlerse kaza lâzım gel­mez. Eğer hasta iyileşir, misafir de evine geldikten sonra ölürlerse, sağ­lık ve ikamet ettikleri günler kadar kendilerine kaza düşer. Ramazan kazalarını kişi isterse ayrı ayrı, ve dilerse arka arkaya tutar. Eğer Rama­zan kazalarını diğer Ramazanın gelişine kadar te'hir ederse ikinci Ra­mazanı tutar ondan sonra, diğer Ramazanı kaza eder. Fidye (kefaret) yoktur. (Şafiî diyor ki, her çün için bu şekilde kefaret yardır.) Gebe (hâmile) ve süt veren hanımlar evlâtlarından (veya kendilerinden)*^ korktukları zaman oruçlarını bozar, bilâhare kaza ederler, kendilerine fidye (keffaret) düşmez. Oruç tutmaya gücü kalmıyan ihtiyar,~orucunu. boza.r, keffâretlerde yedirdiği gibi, her gün için bir miskini doyuracaktır.

 

Devir (Îskat) Bahsi:

 

Üzerinde Ramazan kazaları olduğu halde ölen kişi, vasiyet ederse velisi, her günü için bir miskine buğdaydan yarım SÂ hurttıa ile arpa­dan tam bir SÂ taam yedirecektir. Kim ki, nafile orucu tutar......

 (veya nafile-namazı kılar) tamam etmeden bozarsa kaza etmesi lâzım gelir. Çocuk baliğ ve kâfir müslüman olursa, o günlerinin kalmış kıs­mında yemez içmezler o günden sonra oruç tutarlar ve geçmiş zamanla­rı kaza etmezler. Ramazanda baygınlık geçiren kimse baygınlık geçirdi­ği günü kaza etmez, ondan sonraki baygın geçen günleri kaza eder, (Çünkü niyet yoktur) -

Deli olan kimse Ramazan ayının bir kısmında iyileşirse, bütün geç­miş günlerini kaza etmelidir [34] Kadın kişi, Ramazanda âdet görürse, orucunu yer, bilâhare kaza eder (nainaz kaza edilmez). Günün bir kıs­mında misafir seferden gelirse, kadın âdetten temizlenirse günün geri kalmış kısmında yemek ve içmekten sakınır. Fecrin doğmadığını zanne­derek sahur yiyene veya güneşin battığını sanarak akşam üzeri tftor We ne, bilâhare fecir doğması veya güneş batmaması görünürse, o gününü kaza eder, keffâret lâzım gelmez. Bayram hilâlini tek başına gören kişi bayram etmez. Gök bulutlu olursa, bayram hilâli hakkında ancak İki ki­şinin veya iki kadınla bir erkeğin şahitlikleri kabul olunur. Gökte her­hangi bir illet (bulut ve sis) yok ise, ancak haberleriyle yâkin (kesin-bil­gi) peydah olan bir cemaatin şahitliği kabul olunur. (Yâni iki erkek ve­ya iki kadınla bir erkeğin şahitliği kâfi değildir.)

Mikâp bahsi îtkâf müstehapür. ttikâf; Oruçlu olup, niyet ederek camide dur-[35]maktır. İtikâfa girene, cinsî münasebette bulunmak, hanımını eilem&s ve öpmek haram olur. Camiden, ancak ihtiyacı ve Cuma namazı İçin çı­kabilir. Satılan ve satın alınan mal ortada olmadığı halde camide sat­mak ve satın almakta bir beis yoktur. İtikâfa giren şahıs ancak hayırla konuşabilir. Sükût etmek de mekruhtur. îtikâfta olan zat, gece veya gün-düzleyin cinsî münasebette bulunursa, itikâfı bozulur. Birkaç günün itikâfını kendisine vacip eden (yani bir günlük itikâfı nezir eden, yani adayan) şahıs o günlerin gecelerini itikatla geçirdiği gibi ara vermeye­rek arka arkaya yapar, velev ki arka arkaya yapacağını şart koşmamış olsa bile...

 

Hac Bahsi:

 

Sağlam, alcılh, baliğ ve hür olan müslümanlara......

Yöİü"eminiöiup, gelinceye kadar aile efradının nafakasından, levazırnat ve meskeninden fazla olarak yol azığına ve bineğe sahipse hac farz olur. Kadını hacca götürecek mahremi veya kocasının beraberinde olması lâ­zımdır. Onl'arsjz Mekke'den üç gün veya daha fasla uzakta olan .bir ha-nunm hacca gitmesi caiz değildir. (Beraberinde mahremi olmayan ka­dın hacca gidemez.) (Hadîsi şerif)

 

Mikat (İhram Bağlama Yeri)

 

Ancak ihram ile geçilmesi câiz olan mîkatlar şunlardır: Medine eh­line (yani Medİne-i Münevvere yoluyla gidenler için) zulhuleyf e'dir.

İraklılara (yani o yoldan gidenlere) «Zâtü Irk» dır. Şamlılara «El* cuhfe» dir. Necdlilere «Karen» (lir. Yemenlilere «Yelemlem» dir. Eğer daha bu yerlere gelmeden evvel ihramını bağlarsa caizdir. Bu mikatlar-la Mekke arasında oturanların mîkatlari harem hududuna kadar olan arazîlerin hepsidir.

Mekke'de oturanların hac için ihram bağlama yerleri haremin ta kendisidir, ömre için ise, haremin haricine çıkıp «Kıla tâbir edilen yer­den, ihram bağlanır. İhramı bağlamak İsteyen, gusül eder veya abdest-alır, fakat gusül daha efdaldir. İki adet yeni veya yıkanmış peşkir bağ­lar. Birisini (göbekten aşağı) ki, buna izar denir, diğerini (göbekten yu­karı bağlar) ki, buna da Rıda denir. Eğer güzel kokusu varsa (ihram­dan) evvel koku sürer (ihramdan sonra) iki rekâ,t ihramın sünnetini kı­lar, selâmdan sonra şu duayı okur: «Ey ulu Allanun, ben hac etmeyi İrâ­de ediyorum, bana kolaylaştır ve benden kabul eyle» (bunu dedikten) ve namazdan sonra telbiye edecektir. Eğer ihramım yalnız hac için bağ-lamışsa hac niyetiyle telbiye eder. Telbiye şudur: «Lebbeyke AHahümme lebbeyk» (Ey Allahım işte hizmetine geldim, işte hizmetine geldim) Leb-beyke lâ şerike leke lebbeyk (işte hizmetine geldim, senin ortağın yok­tur. İşte hizmetine geldim) innel hamde venni'mete leke velmülke (şüp­hesiz hanıd ve nimetler senindir ve mülk de senindir) lâ şerike leke (se­nin ortağın yoktur).

Bu kelimelerin hiç birisini bozmak caiz değildir. Eğer bazı kelime­leri (sonuna) eklerse, caizdir. Kişi, Lebbeyke'yi okuduğu zaman ihrama girmiştir. O zaman ihramda yapılmasından Allahın sakındırmış olduğu şeylerden sakınsın. Rafes, (cima, fahiş konuşmak veya kadın huzurun­da cinsî münasebetten bahsetmek) Fücur (günahlar) cidal (mücadele etmek) den şiddetle kaçınsın. Avlanamaz, av hayvanlarını işaret ederek avcıya gösteremez, avcıya avın yerini söyleyemez, gömlek, don, sarık, fes, aba ve mestler giyemez. Ancak ayakkabı bulamazsa mestleri ayak bileklerinden aşağı gelmek üzere ağızlarım keserek pabuç yerme kulla­nabilir.

Başını, yüzünü örtmez. Bedenine koku sürmez, başım..ve bedeninin diğer tüylerini tıraş etmez. Sakalından almaz, tırnaklarını kesmez, üsfür, zâferan ve VERS bc-yalariyle boyanmış elbiseyi giyemez, ancak yıkanmış ve boyası çıkmamıza ihram olarak giyinebilir, İhram-Uya gusül etmesinde, hamama gitmesi evin, ve hovclecin gölgesinde göl­gelenmesinde hiç bir beis yoktur. Para kemerini beline sarar, başını ve sakalım «Humı» denilen köpüklü otla yıkayamaz. Namazlardan sonra bol bol telbiye getirir. Bir yüksekliğe çıktığında, bir vadiye (çukura) in­diğinde bir kafile ile karşılaştığında ve seher zamanlarında telbiyeyi ge­tirir.

Mekke'ye ilk girdiğinde, mescid-i haramdan başlar Kâbe-i Muazza-mayı gördüğünde tekbir (Allahü ekber) ve tehlil (La ilahe illallah) ge­tirir. Sonra Hacel'ül-esved (siyah taş) tan başlar/taşa doğru durur Al­lahü ekber der, iki ellerini kaldırarak taşa sürer, her hangi bir müslü-man'a zahmet vermeksizin gücü yetiyorsa taşı öper, Kabe kapısının ta­rafına gelen sağ kolu üzerine ziyarete başlar, daha ziyarete başlamaz­dan evvel göbekten yukarı bağlanan ihramını sağ koltuğu altından sol omuzu üzerine atıp (îzdiba' yaparak) yedi kere dönmek ile Beyt-i şerifi ziyaret eder (bir dönmek bir gavttir, yedi şavt bir ziyarettir) tavafı (zi­yareti) Hatîni'a (Hz. İsmail'in hücresi) girmezden yapmalıdır. İlk üç şavtta omuzlarını silke silke biraz acele edecektir. (Remi yapacaktır) Diğer dönüşlerinde normal yürüyüşüyle yürüyecektir.

Taşın yanından her geçtiğinde eğer gücü yetiyorsa, taşı eller ve zi­yaretini taşı elleyerek (ve öperek) sona erdirir. Bundan sonra Hz. İbra­him (A.S.) in makamına gelir, onun yanında veya mescidin mümkün olduğu herhangi bir yerinde iki rekât namaz kılar. Bu ilk tavaf (ziya­ret) kudüm (Mekke'ye ilk gelme) tavafıdır ve sünnettir. Vacip değildir. Ancak Mekke'de oturanlar için tavafıl kudüm yoktur. Bu ziyaret böyle­ce yapıldıktan sonra «Safa» denilen tepeye gelir, Safâ'nm üstüne çıka­rak kıbleye yüzünü çevirir tekbir, tehlil ve peygambere salâvat getirir ve ihtiyacı için Allaha yalvarır, ondan sonra «Merve» denilen tepeye doğru iner normal yürür, tam vadinin (eskiden varmış) ortasına gelince iki ye­şil direğin arasında koşa koşa yürüyecektir. Merve'ye gelinceye kadar normal yürüyüşüne devam edecektir. Merve'nin üstüne çıkar Safa'nm üstünde yaptığını burada da yapar, işte bu bir şavttir. Böylece yedi şavt yapar, Safa'dan başlar Merve'de bitirir.                      ,

Bu safa ile Merve arasındaki sa'yden sonra Mekke'de ihramını çıkarma­dan ve fırsat buldukça Beyt-i şerifi ziyaret ederek terviye (düşünce ve­ya su aîma manasınadır ve ayın sekizinci günüdür) gününden bir gün. evveline kadar kalır. O gün de devlet reisi bir hutbe okuyarak- o hutbe­de halka, Mina'ya gitmeyi, Arafatta namazın ne şekilde kılınacağı, vak­feye durmayı ve Arafat'tan Müzdelife'ye inmeyi öğretir. Kişi terviye gü­nü Mekke'de sabah namazını kıldıktan sonra Mina'ya gider. Arafat gü­nü sabah namazını Mina'da kılıncaya kadar Mina'da durur. Ondan son­ra Arafat'a doğru yola çıkar ve Arafat'ta vakfe (durak) eder.

Arife günü biraz geciktirerek öğle zamanında devlet reisi öğle ve ikindi namazlarını cem-i takdim ederek ikisini bir arada kıldırır, bir hut­be okur ve hutbede halka Araf ata nasıl vakfe edilir, Müzdelife'de nasıl durulur, Cemrelere (taş yığınları) nasıl taş atılır, Kurban nasıl kesilir, ziyaret (faiz) tavafı nasıl yapılır öğretir.

Öğle ve ikindi namazlarını öğle zamanında bir ezan iki kaametle kıldırır Ebû - Hanif e'ye göre kişi tek başına çadırında namazını eda eder­se, her namazı vaktinde kılar. Ebû - Yusuf ve Muhammed (Allanın rah­meti üzerlerine olsun) dediler ki tek başına namazını kılan dahi iki na­mazı cem eder. (Yani çadırında dahi kılarsa semeder)

Namazdan sonra durak yerine gider (Rahmet) dağına yakın bir yerde durur. (Dua eder, ta ki güneş batıncaya kadar.)

Arafat'ın her yeri duraktır, ancak «Batnu-ârne» (Arafat'ın karşı­sında ve soldadır) denilen yer haricdir. Devlet reisi, binici olduğu halde dua edip halka hac menâsikini (ibadetlerini) bildirecek durumda olma­sı daha uygun ve elzemdir.

Arafat'ta vakfe (durak) etmezden evvel, gusül etmek müstehaptır. Vakfede çok dua etmelidir. Güneş battıktan sonra, devlet reisi, halkla beraber normal bir şekilde yürüyerek Müzdeîife'ye inerler ve orada ko­naklarlar. Müstehap olanı «Küzeh» denilen ve üzerinde ateş yaktırılan dağın yakınına inmeleridir. Devlet reisi ezan ve kaametle halkın önün­de akşam ve yatsı namazlarını, yatsı zamanında cemi te'hir ve toplu ola­rak kıldıracaktır.              

Ebû - Hanife ve îmam-ı Muhammed (R.A.) nezdinde, Arafat'tan Müzdelife'ye gelirken yolda akşam namazını kılanın namazı olmaz. Fe­cir gelince imam halkla beraber sabah namazını GALES (karanlık) te kılar, sonra kendisi vakfe eder, halk da onunla beraber vakfe ederler (yani ayakta durup dua ederler). Müzdelife'nin bütünü vakfe yeridir. (Müzdelife'de sabah namazından güneşe kadar bulunmayana kurban lâzım gelir. Zira bu saatta Müzdelife'de bulunmak vaciptir.)

Ancak (RlüzdeÜIe'nhı-solmıtla olan) «MTIHASSÎR» vadinin içi Müz-delife'den değildir. Daha sonra devlet fçisi" beraberinde halk olduğu hal­de güneş doğmazdan evvel.«Miaa» denilen mühcrck yere getir. (Büyük S«ytan diye adlandırılan) «Cemıetü! AΣabs»den başlayarak vadinin için­de durarak (sırtı tam Mekke'ye yüıü IMLÎua'ya %'tlh) nohut kadar olan tunların benzeri olan yedi taşı c'ü^acetül AttitSıeye» atar, hor ts^ta tek­tir alır, Cemrenin yanında durmam, ilk taşı atarken telbiyeyi keser. Di­lerse bundan sonra kurban keser, kurbandan sonra başını tamamen tıraş veya bir kısım saçım makasla keser. Tamamen tıraş olunmak daha ef-daidir. Bunları yaptığında —kadınla '--düşüp kalkmak hariç— her şey kendisine helâl olur. O gün veya ertesi veya daha ertesi günü Mekke'ye gider ziyaret (farz) tavafı olarak Kâbenin etrafında yedi şavt (tur) zi­yaret yapar. îlk Mekke'ye geldiğinde yaptığı ziyaretten sonra Safa ve Merve arasında sâ'yi yapmış ise, bu farz ziyarette «Rami» (JCısa ve sert adımlar atarak göğsünü gere gere yürümek) yapmadığı gibi Safa ye Mer­ve arasında sâyi de yapmaz,

îlk ziyaretten sonra Safa ve Merve arasında sâ'yi yapmamış ise, bu fara ziyarette (ilk üç turlarında) rami yapıp ziyaretten sonra belirttiği­miz şekilde Safa ile Merve arasında sa'yi yapacaktır. Bundan sonra ka­dın da kendisine helâl olur. Hacda farz olan tavaf işte bu tavaftır.

: Bu üç günden sonraya bu tavafı tehir etmek tahrimen mekruhtur. | Eğer tavafı bu günlerden sonraya tehir ederse, İmam-ı Âzam Ebu -Hanife (R.A.) ye göre «Bir kası akıtması lâzımdır». Bu tavafı yaptıktan sonra Mtna'ya döner ve Mina'da kalır. Bayramın ikinci günü Öğle olduk­tan sonra Hayf mescidine yakın olan (küçük) cemreden başhyarak, ye­di taşı bu cemreye atar, her taş atışında tekbir getirir, bu cemrenin ya­nında biraz durur, sonra ortancaya gider aynisini yapar, biraz durduk­tan sonra cemretülakabeye gider ve öylece ona da yedi taş attıktan son­ra derhal uzaklaşır. Ertesi günü öğleden sonra yeniden üç cemreye aynı minval üzere yedişer taş atılır. Acele olarak dönmek isterse Mekke'ye dö­ner, Mina'da durmak, isterse, dördüncü gün öğleden sonra üç cemre-re taşları atsûr, böylece bitirir. Dördüncü günü fecirden sonra öğleden ev­vel taşlan atmak Ebû - Hanife'ye göre caizdir. Kendisi Mina'da tas, at­mak için kalıp ağırlığım daha Önce Mekke'ye göndermesi mekruhtur, Mekke'ye giderken «Mtihasseb» vadisinde iner......

Mekke'ye gelince Kâbenin etrafında yedi tur ramelsiz tavaf yapar. Bu tavaf seder (çıkış) tavafıdır. Mekkeliler hariç, diğer hacılara vaciptir. Bu tavaftan sonra Mekke'yi derhal terkeder, memleketine döner.

Eğer ihrâmh bir kimse Mekke'ye girmeden doğrudan Arafat'a gi­dip önce orada dediğimiz şekilde vakfe yaparsa, kendisinden kudüm (ilk geliş) tavafı düşer, kudüm tavafını terkettiğinden dolayı herhangi bir kan akıtmak ta yoktur. Arefe günü öğleden başlar bayram gününün şa­fağı sökünceye kadar bu arada Arafata vakfeye yetişen bir kimse hacca yetişmiştir. (Hac arefedir) Arafat'tan uyku Veya baygınlık halinde ve­ya Arafat'ta olduğunu bilmediği halde geçen bir kimseye bu geçişi vak* fe yerini tutar.

Kadm, haccm bütün menasikinde (ibadetlerinde) erkek gibidir. Ancak ihrâmh iken başını açamaz, sadece yüzünü açar, telbiyede sesini yükseltemez, tavafta ramel yapamaz. Safa ve Merve arasında sa'yi ya­parken yeşil direkler arasında normalden fazla yürüyemez, başını dip-ten tıraş edemez, ancak kasır (makasla birkaç tüyünü almak) yapar.

 

 



[1] Ahmed Ebu’l-Hasan el-Kuduri el-Bağdadi, Kuduri Metni Tercümesi, Arslan Yayınları: 8-9.

[2] Ahmed Ebu’l-Hasan el-Kuduri el-Bağdadi, Kuduri Metni Tercümesi, Arslan Yayınları: 9-10.

[3] Bununla sabah vakti gerçekten girmiş olur, Bu cihetle buna «Fecri sadık» denir. Mukabili birinci fecirdir ki, gökte iki tarafı karanlık, uzun bir hat şeklinde beliren bir beyazlıktan ibaret olup az sonra kaybolur, kendisini bir ka­ranlık takip eder, bundan sonra ikinci fecir meydana gelir; Bu birinci fecir sa­bahın gerçekten girmesini göstermediği ve yalancı bir aydınlık olduğu için «Fec­ri kazip» adı verilmiştir. Bu fecir gece hükmündedir. Bununla ne yatsının vakti çıkmış, ne de sabahın vakti, girmiştir Oruçluya bu zamanda yiyecek haram de­ğildir (büyük İslim İlmihali sayfa 150).

[4] Ahmed Ebu’l-Hasan el-Kuduri el-Bağdadi, Kuduri Metni Tercümesi, Arslan Yayınları: 10-11.

[5] Fasık bir insanın ve çocuğun ezan okumaları da mekrfthtur. Fakat oku­dukları takdirde tekrar okunmaz. (Damad)

[6] Yalnız bunlardan bazıları vaciptir. Fatihadan sonra okunan zammı sure, fatihanın okunması, birinci oturuş, son oturumda ettehiyyatüyü okumak, gibi bunlara sünnet denmesi, çünkü bunlar sünnet (Hadisi şerif) le sabit olduğu İçindir.                                            .                  .           .

 

[7] HAŞİYE: (Sözlü İbâdetler, FMİ ibadetler re malî İbadetler Allah'a mah­sustur. Ey Peygamberi. Selâm, Allah'ın rahmet ve bereketleri üzerine olsun. St-lâm bizim ve Allah'ın salih kullarının üzerine olsun. Allah'tan başka mabut olma­dığına, Muharmned'İn onun kulu ve Resulü (elçisi) oldu&uriS tanıklık ederim» meallndedir.                                                             (Mütercim)

[8]  Çünkü diğer âyetleri terkeder, bu ayetin diğerlerinden Üstün olduğu zannı doğar

[9] «Hel-etâ» ve «secde» suresinin her cuma sabahında okunması gibi Hidaye  )

[10] Zira Allah (C.C.) «Kur'andaıv müyesser olduğu kadar okuyunuz» buyuru­yor. Ancak bir âyetten a? olmamak lâzım, zira bu kadarın îemâla Kur'anlıktan çıktığı sabit olmuştur.          '                                      (Damad)   ^

[11] Çünkü köleier hizmetle meşgul oldukları için cahil kalırlar. Göçebelerde de cahillik daha fazla olur. Fasık ise dinde ittihamlı olduğu için, kör ise pislikler­den tevakki edemez. Zinadan gelen çocuk ise pederi malûm değil ki okutsun bil; gin olsun, bir de böylelerin imamlığından cemaat kaçar nefret eder. (Meydanı)

[12] Çünkü Haz. Âişe validemiz kadın cemaati müstehap. olduğu zaman böylece kıldırılmıştır sonradan  müstehanlık kaldırıldı.                          (Damad)____

 

[13] Çünkü böyle bir durumda el bağlama sünneti fevt olunur.- Bir de böyle • bir duruş mütekebbirlerin duruşudur.                             (Meydan?)

[14] Kazaya kalan namazlar altıdan fazla İse hem kendilerinin arasından hem de kendileriyle vakit namazı arasında tertip düşer. Kaza ede ede altı ka­lırsa yine tertip geri gelmez.                                          (Meydanl)

[15] Yâni sabah namazı ile güneş ve İkindi namaz ile batış arasındaki za­manlarda tilavet secdeleri yapılır.                              (Mütercim)

[16] Ancak safî mezhebinde ezan, ile akşam arasında iki rekât kılınır.

 

[17] Yani dört rekatli namazda zannma göre (yüzde almış) üçüncü rekâtta olduğuna kanişe diğer bir rekatın eklenmesiyle dört   rekatını tamamlar.   Eğer böyle bir zan yok ise şüpheye düşüp acaba iki rekat mı veya Üç rekat mı kıldım dese o vakit yâkin (kesinlik) olan ikiyi kabul ederek Üzerini tamam edecektir.

(Meydan!

[18] Yani bu kişi namazını dilerse oturarak ve ima    ederek kılar,   dilerse ayakta durarak ve işaret ederek kılar. Her iki şekilde caizdir. Fakat oturarak igaret edip kılarsa daha uygundur. Çünkü secdeye daha benzer,    başı toprağa daha yakın olur.                              (Meydani)                                       

[19] Ahkâmın değiştirilmesi: Dört rekâtlı namazın ikişer rekat olarak kılın­ması, orucun yenmesi, mestler üzerine meshin üç gün üç geceye çıkarılması gibi.

(Ilidaye)

 

[20] Çünkü vakit çıktıktan sonra sefer namazı değişmez, yâni iki rekâttan 4. rekâta çıkmaz. Nasıl ki vaktinde sonra bir yerde İkame etmek niyetiyle değiş­mezse öyle Isü bu durumda farz (sefer kazasının birinci duruşu) farz olmayana (imamın birinci oturuşu) bina ediliyor diye caiz olamaz.              (Iîldaye)

[21] Yani bir insan hırsızlık yapmak için sefere çıkmış birisi de hacca git­mek için çıkmış her İkisi de namazını kısaltır orucunu bayka bir /.amana bıra­karak yiyebilir. Şafiî mezhebinde hırsızlık, yo] kesmek ve diğer bir günah niye­tiyle sefere çıkanlar seferden istifade' edemezler, onların hakkında hükümler değişmez,  '                                             (Meydanı)

 

[22] Teravih namazı yirmi rekâttan ibarettir. Her dört rekâta bir terviha de­nir. Ceman beş terviha yapar. Terviha: İstirahat demektir. Çünkü kişi her dört rekâttan sonra dört rekât kadar istirahat etmelidir. İstirahat ederken istediği duaları ve âyetleri okuyabilir. Muayyen bir dua yoktur. Dikkat edilsin bidatlar-dan kaçınılsın.               .                            .                   (Meydanl)

 

[23] Dikkat edilsin alkollü kokular sürünmesin.

 

[24] Bugün maalesef imamın bulunduğu taraftan da imamın önüne geçilir ve namazlar eda edilir. Yapılan ikazlar nazar-ı itibara alınmamaktadır. Ancak. Hanbel mezhebinde böyle bir fetvanın varlığı iddia ediliyor Gerek Mescid-i ha­ramda olsun, gerekse Medine-i Münevvere'de olsun imamı, sureti katide geçilme­mek lâzım olduğu gibi Medine'de camii şerifin dışında kılınan namazlarda da ca­miin önüne kıble tarafından imamın hizasını geçmemelidir. Bu durumdan şid­detle kaçınılmalıdır.                                                    (Mütercim)

 

[25] Atların nisabı yoktur. Çünkü atların nisabı için ResuJullah (A.S.) tan bir rivayet yofftur, en doğru söz de budur.    :                          (Meydan!)

[26] Tehavî diyor ki, iki fetvadan en iyisi budur. Kâzî zeyd de Esrar kitabın­da bu sözü tercih etmiştir. Yenabîde fetva bu söz üzeredir demiştir.     (Meydani)

[27] Mesela  Ebu hanife ve Ebu-Yusuf'a göre, beş devede bir koyun   olduğu gibi altı yedi sekiz ve dokuzda da bir koyun lazımdır  on olunca iki oluyor Muhammed'e göre ise beşten (adasının zekât! da hesap edilerek verilmelidir

[28]  (561,2 gramdır).

[29] MİSKAL (4,8 gramdır (20x4,8 = 96) gramdır.

[30] Eğer yüz dirhem gümüş ile yüz dirhemin Kıymeti- bulunan beş   miskal altın varsa imam-ı Azama göre zekâtı verilir. İki imama göre verilmez.. .Çünkü m^şkaller on değildir. Eğer yüz dirhem gümüş ile yüz dirhem kıymetinde'on mis-kal altın bulunursa ittifakla zekât verilir.                           (H. Cevhere)

[31] Çünkü her sa' sekiz batman her batman yüz otuz dirhemdir.

[32] Vakye: bir ölçü nevidir.

 

[33] Bilmiş ol ki zekât*, fitre ve atmalarda evveli fakir kardeşlerin sonra kıskardeşlerin, saiırh çocukları, soîıra amcalar, sonra teyzeler, sonra evlatları sonra dayılar, ve kız kardeşi sonra evlâtları, sonra uzak akrabalar, daha son­ra komşular sonra mâhaİle sakinleri, sonra şehirde veya köyünde oturanlar gelir.

Bunların ihtiyarım gördükten sonra viiaydttod<sn. diğer bir vilâyet» nakle­debilirsin.                                                                    (Cevhere)

 

[34] Buhari ve Müslim Ebû Hüreyre'den (R.A.) rivayet ederler: Ramazanda, orucu bozan bir kişiye Resulullah (A.S.) «Ya bir köleyi azat et .veya  arkaya. İki ay oruç tut, veya yetmiş miskine yedir. ?ıhar keffareti gibi bir keffaret Tere-çektir» dedi. çünkü ahar keffareti Kur'anda zikredilmiştir. Eğer bir Ramazanda birkaç defa orucunu bozarsa tek bir kefîaretl sonunda verirse hepşintf kâfi gelir. Şger iki Ramazanda olursa iki keffaret lâzım gelir. Bu meselede ittifak-ı ulema, vardır.                                                    (Cevhere)

[35] Çünkü Ramazan ayının bütününün farz olması sebebi, ayın bir kısmım idrak etmektir. Dell olan kist Ramazanın son gününün öğleslndzfh sonra ifâke (iyileşme) ederce kendisine bütün bir ayı kaza lâzım olur.

(Damad)

 

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.04 saniye 11,204,129 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021