Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Mülteka El Ebhur Tercemesi
Mühim Birkaç Söz. 3 Musannif  Ve  Eseri5 MÜLTEKA  EL EBHUR TERCEMESİ6 Mukaddime. 7
Taharet  Bahsi8 Mutlak,   Mukayyet  Ve  Müstamel Sular13 Kuyular Ve Artıklar Faslı14 Teyemmüm   Bahsi16

Mestler  Üzerine  Mesh Bahsi17

Hayız  Bahsi   (9)19 Ashabı    Özür   Bahsi20

Necasetlerin Temizlenme Şekilleri  21

İstinca   Bahsi24

Namaz Bahsi25

Ezan Bahsi 27

Namazın  Şartları  29

Namazın    Rükünleri   31

Namazın Kılınış Şekli :33

Namazda Kıraat Bahsi35 Cemaatla Namaz Kılma Faslı36
Namazda Hades Bahsi39

Namazı İfsad Eden Şeyler40

Namazın Mekruhları  42

Vitir Ve Nafile Namazlar43
Teravih Namazı45 Güneş Tutulması Namazı  45 İstiska Namazı 45 Farz Namaza Yetişmek. 46

Geçmiş Namazların Kazası47

Sehvi Secde Bahsi 48 Hasta Namazı Babı50 Secde’i Tilâvet Bahsi 51
Müsâfir Namazı Babı52 Cum'a Namazı Babı 54 Bayram Namazları Babı 56 Korku Namazı Babı58

Cenaze Namazı "Babı58

Ölü Üzerine Namaz Faslı59 Şehit    Babı 61 Kabe'de   Namaz   Kılma   Babı62
Zekât  Bahsi  62

Otlayan Hayyanların Zekâtı Babı64

Sığır Ve Mandanın Zekatı Faslı64 Koyunların  Zekâtı  Faslı65

 

 


Mühim Birkaç Söz

 

Eşrefi M.ahlûkât olan insanlar, yaratan tarafından bir çok. vazife ve haklarla yükümlenmişlerdir. Bu vazife ve haklar, İslâmın ana kaynaklan olan kitap ve sünnette inkârı kabil olmayacak şekilde Güneşin ziyası gibi be­yan edilmiştir. İslâmın Anayasasının yaşanış şeklini enine boyuna izah eden ve İslâmın Şer'i delillerini teşkil eden kitap. Sünnet, icma'ı Ümmet ve Kı-yas'ı Fuhaka'ya dayanarak insanların doğuşundan ölümüne kadar hattâ Öl­dükten sonra maddî, manevî bütün vazife ve haklarını beyan eden, İslâm Hukukunun tatbik şeklini hâvi fıkıh ilmini Fukâhâ'i Kiram Efendilerimiz cem etmişlerdir.

Nitekim Reddülmuhtar'da bu gerçek temsilî olarak şöyle beyan edil­mektedir:

«(Fakıhler) dediler ki; Fıkhı Abdullâh'bİn Mes'ırd (R.Â.) ekti, Aikarn3 (R.A.) suladı, İbrahim Enneha'i (R.A.) biçti, Hammad (İmam'ı âzam R.A. in hocası) düvenini sürdü. Ebû Hanife (İmam'ı Âzam R.A.) Öğüttü, Ebû Yûsuf (R.A.) Hamırını yoğurdu ve İmam'ı Muhammed (R.A.) ekmeğini yaptı (Yâ ni Fıkıh ilmi tatbik edip amel etme şeklinde hazırlandı). Diğer insanlar da yiyorlar.» İbni Abidİn C. 1,-46..

Eserin tercümesini takdim ederken Fıkıh ve Fukaha hakkında bâzı ger­çekler arzetmek isterim:

FIKIH : Lügatta; bir şeyi anlamak, idrak etmek, vâkıf olmaz ve bilmek anlamına gelir.

ŞER'İ ISTILAHTA : Amel cihetinden İeh ve aleyhte olanı nefsin (şah­sın) bitmesidir.

Târifden de anlaşılacağı üzere insan ve hayvan haklarını madde mad­de, bab bab îzah eden, İslâm Hukuku'nun Esasını teşkil eden fıkıh ilmidir. Bu ilmi ehemmiyet ve lüzumu ile fakihlerin faziletlerini şu hakikaltar açıkça îzâh etmektedir.

«Kimi de din ye Şeriat ilimlerini iyice öğrenmeleri ve kavmleri dönüp kendilerine geldikleri zaman onları Allah (C.C.)'ın azabıyla korkutmalıdır-lar» Tevbe Sûresi: Âyet: 122                                                                 

Ebû Hüreyre (R.A.)  Hazretlerinden mer'vi  Hadis'i  şerifte Râsul'u  Ek­rem (S.A.V.)  Efendimiz şöyle buyuruyor:

«Allahîi Teâlâ bir kimseye hayır (iyilik) murad ederse, onu dinde fa­kın (Şeriat İlmine âlim ve vâkıf) eder.» Buhari ve Müslim.

Diğer hadisi şerif mealleri:

«Münafıkta iki haslet (Güzel şey, güzel hal) Toplanmaz. (O da) Güzeİ ahlâk (Güzel Sima ve şekil) ve dinde fakıh (Şeriat ilmine âlim ve vakıf) ol­maktır.» Tirmizî

«Bir Fakıh (Şeri'ât İlminin künhüne, esasına vâkıf ve âlim biigin) Bin Âbidden (Câhil âbidden) Şeytana daha eşet (daha korkunç ve daha zarar­lı) dır.» Beyheki, Tabaranı.

«Sizin Dînînizin en hayırlısı en kolay olanıdır, ibâdetin en afdalı fıkıh­tır (yâni Fıkıh İlmiyle meşgul olmaktır}.» İbni Abdulbİr Enes (R.A.) dan rivayet etmiştir.AYNUL İLİM

«Dinde Fakihlikten (Fıkıh ilmine vâkıf olmaktan) daha afdal bir şeyle Allah'ın  (C.C.)a kulluk yapılamaz.» Beyhaki ve Tabarani Filâvsat.

Hz. Muavîye (R.A.) dan mervidir. Resûlüllâh (S.A.V.) meâlen şöyle buyuruyor: «Ey Nâs! İlim ancak çalışmak ve öğrenmekle ve Fıkıh (ilmi) de fakıhlerden tâlim edip çalışmakla öğrenilir. Bir kimseye Allah (C.C.)u Teâlâ hayır murad ederse, onu dinde fakın (Din ve Şeri'at İlmine vâkıf ve âlim) eder. Allah (CC.)in kullarından ancak Âlim olanları Allah'dan korkar.» Ta-barâni Kebir.  TARİKAT!  MU HAM MED İYE

Ebû Hureyre (R.A.) Hazretileri meâlen şöyle buyurmuştur. «Bir saat Fıkıh ilmiyle meşgul olmak, bana kadir gecesini ihya etmekten daha sevim­lidir. Bir rivayettede, bir geceyi sabaha kadar ihya etmekten daha sevim­lidir.»

TARfKAT'  MUHAMMEDİYE

Yukarıda meallerini naklettiğimiz Âyet'i Celiyle ve Hadis'i Şeriflerden anlıyoruz ki, İslâmda Taharet, ibâdet, Münakahât, Müfarakât ve muamelât hükümlerini Cami islâm Hukuku'nun esasını teşkil eden Fıkıh ilmi en üstün ilim ve ibadetlerden sayılıyor, ginaenaleyh bu gerçekler karşısında Millete is-lâmın ana prensiplerini 'öğretmeyi ve çalışmayı mukaddes ve en başta gelen

vazife olarak ele alıp Öğretmek ve amel etmek imandan sonra en kıymetli va­zifedir. Bu kudsî vazifeyi İhmal edip bir takım asılsız ve hurafelerle ümme­tin vaktini zâyî etmek en büyük vebaldir, islâm, sözle ve şahsiyet yapmakla vicdanlara hâkim olamaz. Ancak Şer'i hükümleri yaşamak ve yaşatmakls hâkim olabilir. O da İslâm Fıkhının İcrasiyle mümkündür.

Fıkıh ilminin esaslarını delilleriyle beraber bilen âlim ve fâzıl kişilere fakıh denmiştir. Müctehid, Müftî ve Mukallid kelimelerinin ifâde ettiği mâ nâ ve izahlar, usulü fıkıh ilminde geniş şekilde izah edilmiştir. Biz burad; yalnız fakihleri derece ve mertebeleri İle kısaca zikredeceğiz. Ve bu izahı mız içinde, bu  kelimelerin ihtiva ettiği şahsiyetlerde zikredilecektir.

İbni Âbidi'nin birinci cildinde ve Mecmüatürresâil adil eserin «Res mü! Müftî» başlığı altında Fukahâyı kiram efendilerimiz dereceve merteb itibariyle yedi mertebeye ayrıldığı şöyle sıralanmıştır:                  

1- Şeriât'tâ Müctehid olan tabakadır. Dört mezhep İmam'ı olan, Hî nefî, Mâliki, Şafİ'i ve Ahmet bin Hambel (R.A.) Hazretleri ve bunların en sati olan esas kâtde ve şer'i kanun koyanlar bu tabakadandır. Bunlara mü< tehidi mutlak da denir. Akaid manzumesinde bunlar şu mısralarla İzah edi mistir:                                                                                                            

Güruhu Müctehid Üçtür Hakikât,

Biri Müstanbıtı Hükm'ü Şerî'ât,

Bulara (Bunlara)  Müctehid fişşer'i derler.

Usu! ile Furü'u zabt ederler.

Bular bir kimseyi taklid etmez,          

Bular bir kimsenin ardınca gitmez.

Kİtab'ı Sünnet'î icmâ'ı Ümmet,

Kıyas ile bu dörde bezli himmet.

İmam'ı Âzam edip hem üç eimme (Mâliki, Şafii ve Ahmed Bin Hambe

Furû İçin kavanîni mühimme.

Bu dörtten cümle ahkâma şevâhid.

Çıkarmış her biri başka kâvâid,

2 - Mezhebte Müctehid olanlar tabakasıdır. imam'ı Ebû Yûs İmam'ı Muhammed, {R.A.} Delil ve kaidelerden hüküm çıkarmaya kudr lerijolan İmam'ı Âzamin diğer talebeleri de bu tabaka ashabmdandır.

İkinci Müctehid mezhebdedir Pes.

Ebû Yûsuf Muhammed  (R.A.)  gibi çok kes (çok kimse).   Eder üstadına bâzı hilafı,Usûlunda değil kadir hilâfe,                                               

Budur tahkik varma îtisaf'a (Varma çekişmeye).            

3- Mes'elede  Mücahitler  tabâkasıdır.   Bu   mezheb  sahiplerinin   iç­tihatları nasdan değif mes'elelerden ictihad ederler. İmam'ı   Hassaf, İmam'ı Tahâvî, İmam'ı Kerhi, Şemsüleimmei Hulvânî, Şemsuleimme'i Serahsi, Fah-ru!  İslâm  Pezdevî,  Fahruddîni  Kâdihan  [1]  ve  bunların  emsali  olan  kim­selerdir ki, bunlar ne asıllarda ve nede furû'u amellerde birinci ve ikinci tabaka   müctehidlere  muhalefet  etmeye  kadir  olamazlar.   Ancak  hakkında nass vârid olmayan hükümleri mes'elelerden İstİnbat ederler ve bu hüküm-lerîde kaide ve esas olan delillerin ruhuna uygun olarak çıkarırlar.

Üçüncü Müctehiddİr Fiimesail,

Tahâvî Rütbesinde Çok efâdıl,

Usûlunda Furûunda imama.

Değil kadir hilafın ihtimama,

İmam'ı Âzam Usulüne muvafık         

Bulurlar bâzı Cüz'İyye mutabık.

İmamından yok iken nassı zahir.

Olurlar bunu Istinbata kadir.

Fukahanın bu üç tabakasından sonra aşağıda beyan edilecek olan ta­bakalar yukarıdaki tabakaların meslek ve kanunlarını nakledip, kendileri hü­küm istinbâtına kadir olmadıklarından «Mukallid» ismi verilmiştir.

4- Mukallitlerden  «Ashab'ı  tahriç»  adı  ile  adlandırılan  fukahâ  ta­bakalarıdırlar. Cassas ismiyle mâruf olan Ebû Bekir Errazi ve bunun emsali fukâhayı kirâmdır. Ebû Bekir Errâzi Hazretleri üçyüz yetmiş (370) de vefat etmiştir.

Hidâye sahibi,  imam'ı  Kerhîyi'de Ashab'ı tahric'den saymıştır.

Mukallid cümle dörde münyasırdır, Kemâl İçtihadı münkesirdir. Evvelki kısmıdır ey', ehli terviç, İmam'ı Kerhî gibi Ashab'ı Tahriç Bunların sânıdır Tafsili mücmel, Furû'un müphemini etmek mufassal.

5- Mukallitlerden  «Ashab'ı  tercih»  ismini  alan  Fukâhayı  kiramda beşinci tabakayı teşkil etmektedirler.

kudürî, Hidâye sahipleri ve buniarın emsali gibi fskıhlerdir. Bunlar bâzı rivayetleri diğer bâzılarına takdim ederek tercih ederler. -Bu tabaka hakkında İsimleri ve hayatlarıyla beraber Musannifin mukaddimede zikret­tiği yerde ziâhı gelecektir. Mukaddime kitabın metninin baş tarafında ge­len birinci başlık olduğunu anlatmak için «Elmukaddime» kelimesi konmuş­tur.

6- Zaif   ile  kavî  arasını,   zahir   mezhep   i!e   nâdir   rivayetler   arasını ayırt etmeye kadir ve mukallidlerden olan «Ashab'ı Temyiz» ismini alan ta-bakadırkî,  Müteahhİrİn   Ulemâsından,   Mecma'ın,  Vikâye'nin,   Muhtarın,  ve kenzin (Bunlar fıkıh metinleridir)  Sahipleri gibi muteber metin sahipleridir­ler. Bunlar merdut ve zâif olan rivayetleri nakletmezler. Ve bu tabaka hak­kında da metnin mukaddimesinde gerekli  izahat verilmiştir.

7- Mukallitlerden yedinci tabaka ise, yukarıdaki tabakalardan hiç bi­rinin kudretine kadir olmayan ve yağlı  ile yağsızın  (Yâni  zaif  ile Kaviyi), sağ ile solu ayırd edemiyen kimselerdir,  belki  bunlar önüne geleni  tetkik, etmeden veya Şeriat terazisine ölçebilecek kabiliyetleri olmadığından şeriat terazisine koymadan rast gele hareket eden ve hak ile bâtılı  ayırt edeme­yen âciz kimselerdir. Bu son tabakaya uymak tehlikelidir.

Mukallidden dahi dördüncü kısmı. Değildir muteber ismi ve resmi. Bunlar fark eylemez ğassü  Semini   (Yağsız ve yağlıyı  mesleden  me­cazdır)

Şimalinden temyiz etmez yemîni  (Sağından solunu ayırd ecJumez).

Fukahâyı Kiram Efendilerimizin beyan ettikleri bu mertebe ve taba­kaları okuduğumuz zaman, acizliğimizi idraak etmede güçlük çekmeyiz ve zamanımızdakİ pek çok kimselerin kendilerine bir fakih süsü vererek hare­ket etmeleri çok düşündürecektir. Zira mezheb sahiplerinin veya metin sa­hiplerinin beyan ve nakillerinden haberi oimavan ve her bakımdan âciz olan kimseler hadlerini bilmiyorlar ve çok büyük suç işliyorlar. İşledikleri suç şahsî değil dinî. Millî bir'suçdur. Böyle hareket edenler biimiyerek dîni ve Mukaddesatı ayaklar altına alıyorlar ve befkide şeref ve madde için dinin . yıkımına adım atılmış oluyor. Bu hususu misalleriyle beraber âcizene te­lif ettiğimiz (İSLÂM'A SOKULAN BİD'AT ve HURAFELER) adlı eserimizde, genişçe îzah ettiğimizi okuyucularımıza hatırlatırız/

Gâm değildir gide dünya kala din, ; Gâm odur kim kala dünya gîde din.

Dîni İslama Fakihferimİzin îtina ve ciddiyetleri ile hizmet eden, hak dellâlı olan hâlis Fakih, Mudakkik ve Dîn Mücahitlerimizin adetlerini çoğalt­masını ve Rızayı Bârisine muvafık çalışmalar nasîp etmesini Yüce Aîlah (C.

C.) dan niyaz ederim.

Sâyu gayret bizden Tevfik ve Hidâyet Ulu Allah {C.C.} dandır.H-Şavvai-1387 M - Ocak- 1968[2]

 

Musannif  Ve  Eseri

 

«Mülteka El Ebhur» adlı bu eserin musannifi: Halepli İbrahİmin, oğlu Muhammed oğlu ibrahim'dir. Halepde doğdu, orada ilköğrenimini yaptık­tan sonra Mısır'a gitti, orada da meşhur, mâruf, fâzıl ve âlim bilginlerden kıraat, hadis, tefsir ve diğer şeriat ilimlerini tahsil etti, sonra Osmanlı bel­delerine (Anadolu'ya) geldi, İstanbul'da karar etti ve Muhtelif camilerde imamlık yaptı. Sonra İstanbul'daki Sultan Fâtih tarafından, yaptırılan Fâtih camiine imam ve hatip oldu, Fadıl muhterem Müfti Sadi Çelebi tarafından yaptırılan Dârül Kurra Medresesinin Müderrisi oldu ve Hicri Dokuzyuz Ellıai-tı (956) senesinde yaşı doksanı mütecaviz olduğu halde Müderrislik, imam ve Hatiplik, vazifesini ifâ etmesi hâlinde iken Âhirete İrtihal etti, Edirnekapı kabristanında metfundur.

Musannif Merhum, Ulûm'ü Arabiyye'ye, Tefsir, Hadis, kıraat ilmine ve Fıkıhla Usulü fıkıhda son derece mahir zamanının Âlim ve Fakıhlerin-dendi. Pek çok meselelerde kesin hükümler ve kanunları beyan ederdi. Müt-teki, âbid, temiz ve tatlı dilli, güler yüzlü, çok sevimli ahlâk ve simaya sa­hipti. Talebelere ilim tedrisinde bulunurdu ve pek çok kimseler istifâde et­miştir. Dâime evinde ilimle meşgul olurdu, kendisini arayanlar ya evinde veya camide bulurlardı. Yolda giderken gözünün harama bakmasından korka­rak gözünü çok zaman yumar ve bir kimsenin kötülüğünden bahsedenin sö­züne kulak vermez ve dinlemezdi.

İbrahîmi Halebî (Allah C.C. Ondan razı olsun)'nin, dünyada en fazla fazla zevk aldığı ve meşgul olduğu İlim, ibâdet. Kitap tasnif etmek ve Ri­saleler yazmaktı. Pek çok tasnif ettiği kitapları ve risaleleri vardır. Yazdığı eserlerinin en meşhuru «Mülteka Elebhur» adlı kitabıdır. Haleb'i Kebir ve Haleb'i Sağır adlı eserleri de çok kıymetlidir. Zira ilim ve İrfan sahibi fazıl kimseler; imam olan bir kimse ve hatta her müslüman Haleb'i Sağır adlı eseri enaz senede bir defa okumalıdır, derlerdi.

Bu şu demektirki. Namaz kılan her müstüman namazla işlediği ke-rahât, fesâd, namazın şart ve rükünlerini yerli yerinde ifâ etmek için bu mü­barek kitabı okumakdır. Binaenaleyh ibâdet ve muamelât mes'elelerini be­yan eden fıkıh kitaplarını dikkatle okumak lâzımdır.

Musannifin eserlerinden «Tabakâtul Fuhaka», ve Raksın haramlığını enine, boyuna beyan eden «Errahzu Velvaksu Mmüstehillİrraksi» adlı eser-leride çok mühimdir. Raksın mahiyetini beyan eden eserinden bâzı parça­lar (İSLAMA SOKULAN BİD'AT VE HURAFELER) adlı eserimize.- nakledil­miştir.

İşte bu mübarek zatın bu eserleri gibi çok ciddi ve iimî eserleri mev cuttur.  Böyle  kıymetli  eserleri   Millete  tanıtmak  ve  takdim  etmek  en  bü­yük hizmet ve  geçmişin   ruhunu  şâd  etmekdir.     Uzun     zamandanberİ  an­laşılır şekilde tercemesini isteyen ve bekleyenlere muhatâb olduğumuzdan, Aliâhu Teâlâ'nın yardım ve lutfuyla başarmaya çalıştım.

Lehül Hamdû Velminne Âcizane tercümesini yaptığımız «Mülteka Eleb-hur» adlı bu eser: Kudûrî, Muhtar, Kenz, Vikaye, Mecmâ ve Hidâye adlı Fı­kıh kitaplarının Mes'elelerin'den toplanmış ve bu eserlerin sözlerinden ter­cihe lâyık olanıda takdim edilmiştir. Binaenaleyh isminden de anlaşılacağı üzere bu eser, bir Bahri Ummandır. Asah, kâvî ve muhtar olan mes'eleler ds «Fetva bundadır», gibi cümlelerle kayıtlanmıştır."Bu sebeple Hanefî Fıkhını çok güzel şekilde toplayıp beyan ettiğinden eser her fert ve memleket tara­fından çabuk'duyuluyor ve her tarafta güzel kabul görüyor. Musannif bu ese­ri, Hicrî Dokuzyüzyirmiüç (923) senesinin Recep aynın onüçüncüde salı gü­nü bitirmiştir. Binaenaleyh dörtyüzaltmışdört (464) seneden beri ellerden düşmemiş ve gün geçtikçe kıymeti artmıştır.

Musannif Merhumun bu eserine, ük şerhi yazan Dokuzyüzaltmış yedi­de (967) vefat eden ve talebelerinden olan Haleblİ Hacı Ali ismiyle mâruf olan zattır. Bu sarihten başka pek çok fâzıl kimseler taıafından şerh edil­miştir. Şârİhterden ve Osmanlı Bilginlerinden bâzıları «Osmanlı Müellifleri» adlı eserin  Meşâyihier bölümünde şöyle zikredilmektedir.

Tireli  MUHAMMED Sivas'tı İSMAİL BİN SİNAN Manastırlı Şah Muhammed Bin Ahmed Şehzade     Kadı     Asker    Abdurrahman

Efendi

Sinoplu Şeyh Halil Bin Rasul Kasap  Zade  Mehmet  Efendi Maraşiı  Abdurrahim izmirli  Muhammed Muhammed  Bin Yûsuf (Damat)      Abdurrahman      Bin      ŞehyMuhammedŞeyh   Niyazi   Mısrînİn      HalifelerindenUşaklı Mustafa Bostan   Zade   Muhammed   Efendi

1 —

(1016)

da

Vefat

ec

2 _

(1048)

de

»

»

3 —

(1052)

de

»

»

4 —

(1072)

de

»

»

5 _

(1075)

de

»

»

6 —

(1055)

de

»

»

7 —

(1068)

de

»

»

8 —

(1130)

da

»

»

9 —

(1130)

da

»

»

10 —

(1100)

da

»

»

11 —

(1101)

de

»

»

12 —

(1034)

de

»

»

13

.— { 980)

de

 

14

— (1180)

de

 

15

— (1155)

de

 

16

— (1065)

de

 

17

— (1170)

de

 

18

— (1105)

de

 

19

—(1152)

de

 

Niğdeli   Kasım   Bin   Süleyman Kayserili Seyyid Hasan Bin Ali

Kırımlı  Abdunnâfî'Mevkufat  sahibi   Muhammed      Efend(Tercüme

Yayabaşı  İmamı     Muhammed     Efend Edirneli   Murtaza   Efendi Bursalı   Kuşakçı   Zade

Osmanlı müelliflerinde ve keşfuzzunun adlı eserde bu mübarek ve kıy metli esere hizmet ederek İslâm Hukukunun esaslarını geniş şekilde İzâi eden başka şârihier zikredilmiştir. Çok uzayacağından burada bâzılarını zik retmekle iktifa ediyoruz.

Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz ve isimlerini yazdığımız pek çok fâ zil ve âlim kimselerin izinden takip ve bu mübarek İslâm Hukuku'nun an. Nizâmlarını kitap ve sünnete uygun olarak beyan eden hemen hemen eı son kıymetli metnin tercümesi İle bu mübarek kişilerin islâm Hukukuna hiz met yarışlarının teşkil ettiği Zincir Halâkasına girmek lûtfunu bahşeden Ul Allah'a (C.C.) nâ mütenahi şükürler olsun ki, uzun çalışmadan sonra soı derece İtina ve dikkatle muvaffak olduk.

NOT:

Tercüme ve îzahm yapılmasında son derece itina edilmiştir. Bilhass izah kısmında senetlerle beraber yazmayı uygun gördüm. Metinde geçe hükümlerle ilgili mes'eleleri muteber fetvalardan nakletmeyi de hükmün ke sinlikle anlaşılması ve bir misal şeklinde olmasını muvafık gördüğümde sâde ve biraz daha açıklayarak senet ve isimlerini beraber yazdım.

Gösterilen kaynakların kısaltılmış şekilleri şöyledir:

Behce ~ Fetâvayi Bence, Feyziye; Fetâvayı Feyziye, Ali Efendi; Fi tavayı Ali Efendi, Netice = Fetâvayı Netice ve ibni Nüceym = Fetâva^ İbnİ Nüceym demektir. Fetvalarda Zeyd — Bir adam. Erkek ve Hind -Kadın demektir. Bunlar, Ahmed veya Ali ve Ayşa, Fatma vesaire anları larmdadır.

Metnin yazılmasında ve gerekli şekilde aniaşilmasındaki incelik ve titi; ük hakkında musannif Merhum icâbeden açıklamayı mukaddimede zikre mişîir. Binaenaleyh musannifin üslûbunu ve tercümenin anlamını İyi ka^ riya bilmek için kitabın mukaddime kısmını dikkatle ve tekrar okumak U zımdır. «Mukaddime» kelimesi her ne kadar metnin aslında yoksada zikre mede fayda mülâhaza edildiğinden yazılması uygun görülmüştür.

Bu kıymetli eserin tercüme ve 'izah kısmında herhangi bîr kalem ve matbua hatası veya icabeden başka^anlam şekillen hakkında bir hata ve tereddüd görüiürse, lütfen okuyucularımızın veya meslekdaşlarırmzın hatır­latmalarını şükranla karşılarım. Zira kLayuhtî = hata etmeyen» ancak Ulu Allah (C.C.) dır.

«Allah (C.C.) Hakkı söyler ve ö, doğru yolu gösterir» Ahzab sûresi, âyet: 4. [3]

 

MÜLTEKA  EL EBHUR TERCEMESİ

 

«Rahman ve Rahim olan Alîâhın adiyle (başlarım, okurum)»

 

Mukaddime

 

Ham d: Bizi, dinde fıkıh [4] ilmini Öğrenmeye muvaffak eden ALA'a mahsustur. O din, ALLAH'm sağlam, kopmaz ipi, ap acık ALLAH'm faz­lı keremi, Enbiya ve lîasülîerin mirası, butun halkın üzerine (halkın de­lil ve kanunlarının üzerine) galip ve kahir gelen ALLAH'ın delili ve âlâya (Cenneti âlâya) götürücü ALLAH'm geniş caddesi ve yoludur.

Salâtu, Selâm: Âleme rahmet için gönderilen, ALLAH'm yaratmış olduğu mahlûkatın en hayırlısı olan Muhammed (A.S.) in üzerine ve onun âl, ashab, tabiin ve ulemâi âmilinin üzerine olsun.

Bundan sonra, (Besmele, hamdele ve salveleden sonra) ganî olan Rabbİsinin rahmetine muhtaç olan abdi âciz, HALEBLİ İBRAHİM'İN oğlu MUHAMMED, Muhammed'in oğlu İBRAHİM (ALLAH ona rahmet eylesin.) der ki; Fıkhı mes'eleleri öğrenmek isteyenlerden bâzıları, zor ol­mayıp kolay bir ifade ile Kuduri (a), Muhtar (h), Kenz (c) ve Vikaye (d) ismindeki Fıkıh kitaplarının mes'etelerini hâvi bir kitap yazmamı is­tediler. Ben de derhal bu temennilere muvafakat cevabını verdim. Hidâ­ye (e) den bir nebze ve mecmâ (f) m mes'etelerinden muhtaç olunanla­rından bazılarım da ilâve ettim, imamlarımız  (Ebû hanife, Ebû Yusufve Muhammed) arasında muhalefet zikrim de tasrih ettim, onların (imamlarımızın) sözlerinde daha râcih olan mes'eleyi takdim, diğerleri­ni de tehir ettim. Ancak daha tercihli olan mes'eleyi tehir ettiğim tak­dirde, Müraccah (Müftâbih ve kavi) olduğunu kayıtladım. (Meselâ: Hü-vessahih, hiivol muhtar ve aleyhil fetva gibi anlamları; bu sahilidir bu muhtardır ve fetva bunun üzerinedir, kaydım koydum demektir.)

Müteahhiriıı (Ulemâ, m?şâyih) lerinin veya zikredilen kitaplar (Ku-dûrî, Muhtar, Kenz, Vikaye, Mecmâ ve Hidâye) arasında vâki olan ihti­lâfa gelince, velevki asah ve benzerleriyle kayıtlansa dahi kil, kâlû (de­nildi, dediler) lafızlarımla baş tarafta (Evel) zikrettiğim mes'elelerin hep­si İdi, kâlû (denildi, dediler) lafızlariyla zikredilmeyenlere nisbctle mer-cuh (zaîf) dur.

Her ne zaman (bu kitapda) karinfisiz tesniye (iki manayı ifade eden) lafzı (meselâ: kâlâ; dediler, hilâfen lehumâ; onlar skisi muhalif veya hü-raâ; onlar, anlamındaki lafızları) zikrettiğim zaman, tesniye lafızlarının delâlet ve anlamlan Ebû Yûsuf ve Muhammed.(R.A.) dir [5]

Fetva vermek için, muhtar (beğenilen), daha kavi ve daha sahih olanına tenbihatta bulunarak dikkatte çalışmayı terk etmedim.

Zikroİunan kitaplar  (kitapların mes'eleleri)  benim  (bu)  kitabıriıda toplandığı cihedden, isim müsemmâye muvafık olması için bu  (kitabın adına) Mülteka El Ebhur (denizlerin toplandığı yer) ismini verdim. Bu jkitabm (telifini) kerim olan ALLAH'Ü tealâmn rızasına muvafık olma-isim her şeyden münezzeh olan Hz. ALLAH  (C.C.)  dan isterim. Ve «O ^ünki, ancak ALLAH'a selim bir kalble (imanla) varan kimse müstes­na; ne mal ve ne de oğullar faîde verir» âyeti celilenin hükmü anındaki, kıyamet gününde bu eserin fâide vermesini de yüce Mevlâdan dilerim. [6]

 

Taharet  Bahsi[7]

 

ALLAH'ü tealâ meâlen buyurduk!, "Ey îman edenler! Namaza kal­kacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza meshedip, her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın."[8]

ABDESTİN FARZI: [9] üc azayı (eller, yüz ve ayakları) birer de­fa yıkamak ve başa (başın nörtte biri H. ne) meshetmektir [10]

Yüz: (Uzunluk itibariyle) başın tüyünün bittiği yerden çene altının arası, (eni ise) iki kulak yumuşağının arasıdır. Öyle ise yanak île kulak arasında sakal ve tüyün bitmeyip, sakalın kapladığı ve kulak yumuşağı­nın dibi olan tüysüz yeri yıkamak da farzdır. Ebû Yûsuf (R.A,) bu hük­me  (izâr denilen ve yıkanması farz olan hükme)  muhaliftir.

Topuklar (Ayakları yıkamada), dirsekler (Kolları yıkamada) yıka­manın farzhğma dâhildir [11]. (Yani topuklar ve dirsekler kuru kabr-larsa, o abdest olmaz. Zira gaye olan dirsekler ve topuklar muğayya olan kol ve ayaklara .dahildir ve suyu kirpiklere, gözün pınarlarına vardır­mak lâzımdır). Basın meshinde farz olan, dörtte biri kadarıdır [12]. Par­makların üçü  (başa)  konur   (ve mesh)   edilirse   (hüküm ekseriyete oldnğu için) kifayet eder denildi. Şayet (abdest alan kimse) bir veya iki parmağı (başına kor ve) çekerse, caiz değildir. (İmamı Azamdan) bir rivâyette, sakalın dörtte birini meshetmek farzdır. Asalı olan ise, yüzdeki biten sakala ulaştırarak meshetmektir-[13]

Abdestin sünnetleri [14] Evvelâ ellerini bileklerine kadar yıkamak,besmele okumak [15], besmelenin müstehap olduğu da denildi. Misvak kullanmak [16]

Ağzı ve burnu sularla (üç defa) yıkamak, parmakların (arasını) ve sakalın (alt tarafından yukarısına doğru) parmaklarını sokup kıllarını aşağıdan yukarıya ayırmak, muhtar olan da budur. Sakaldaki hilâllamak İmamı Azam ve Muhammed'e göre fazilettir, denildi. (Abdest azalarını) yıkamayı üçfemek, niyyet etmek, nassm (âyeti celilemn) tertibine riâ­yet etmek, meshi başa kablama yapmak ve bu üçü (niyyet, tertibe riâyet ve başa kablama mesh) müstehaptır denildi. Abdest alırken yıkanan aza­lar kurumadan (mutedil zamanlarda) diğer azasını yıkamaya devam et­mek ve başın suyu ile (kablama mesh ânında)  kulakları meshetmektesünnettir.

Abdestin müstehabbi [17] sağdan [18] başlamak ve boynuna mesh etmektir,   (Boğaza meshetmek ise bid'attır).  [19]

Abdesti bozan mânâlar; . (erkeğin) zekeri ve (kadının) fercinden çıkan yel müstesna, ünden, arkadan bir şey'in (veîevki taş, kum, kurt vesaire) çıkması, bedenin temiz hükmündeki mahalline bedenden çıkan necisin kendiliğinden akıp çıkması, (yâni vücudclaıı çıkan kan, irin ve­saire yaranın etrafına dağıîmasıyle abdest bozulur. Dağılmaz da yaranın başında kalırsa bozulmaz.) Ağız dolusu kusmak velevld o kusulan taam,su, safra ve donmuş kan olsun yine abdesti bozar. Mutlak balgam (mî­de kanalından gelsin veya dimağdan gelsin) abdesti bozmaz. Mîde ka­nalından gelen de, Ebû Yusuf (R.A.) muhalefet ediyor, (Ve mîde ka­nalından gelen balgam abdesti bozar demektedir). Ağız kanamalarında abdestin bozulabilmesi için akan kan ve irinin tükıükle müsavi olması şart kılındı. (Kan tükrükden fazla olursa abdest daha evlâ bozulur). (Tükrük ve kanın) ağız dolusu obuası şart değildir. İmamı Muhammed (kusmukda olduğu gibi burada da ağız dolusu olması şarttır, diyerek) muhalefet ediyor. Ve o, (İmamı Muhammed) az az kusulan kusmuğun toplanması (ve ağız dolusu hükmü verilmek) için sebebin (bulantının) bir olmasına (ve aynı bulantı neticesinde devam etmesine) itibar edi­yor. Ebi Yûsuf meclisin birliğine itibar ediyor (velevki sebeb olan bu­lantı ayrı ayrı zamanda olsun yine abdest bozulur, diyor).

Hades olmayan (abdesti bozmayan) şey necis de olmaz [20]. De­lirmek, sarhoş olmak [21], bayılmak, rukûlü ve secdeli namazda baliğ kimsenin kahkaha ile gülmesi de [22]  abdesti bozar. Fahiş bir şekildeoynaşmak (karı ile kocanın birbirlerinin fere ve zekerlerini dokundura­rak oynaşmaları) da abdesti bozar [23]. İmamı Muhammed (R.A.) mu­halefet ederek mubaşere'i fahişe abdesti bozmaz diyor.

Yatıp uyuyanın, dizlerine, kalçalarına, ellerine dayanıp uyuyanın ve dayandığı şey çekildiği zaman düşecek şekilde bir şeye dayanıp uyu­yan kimsenin abdesti bozulur.

Ayakta, (derli toplu) oturanın, (namaz içinde veya namaz dışın­da olsun) rükû veya secdede uyuyanın abdesti bozulmaz [24] Yara­dan kurdun çıkması ve yine yaradan et parçasının düşmesiyle de ab­dest bozulmaz. Zekere (elin içiyle) ve kadına (yani bedenine) dokun­makla abdest bozulmaz [25]

Guslün (cünüplükten, hayız ve nifastan yıkanmaıu)n farzı; ağzı, burnu ve bedenin diğer yerlerini (kıl dibi kadar dahi kuru yer kalma­dan) bir sefer yıkanmaktır [26]

Gusül anında bedeni ovalamak farz değildir. (Belki sünnet veya müstehaptır). Sünnetsizhı derisinin (Kabığınm) altına suyu ulaştırıp katması farz değildir denildi,  (Fethul kadir sahibi müstehaptır dedi).

Guslün sünneti [27]; cünüp kimse (evvelâ) ellerini, fercini ve bedeninde necaset varsa necaseti yıkamak, ayakları müstesna (yâni ayak­larını sonraya bırakıp) abdest almak ve bedeninin her tarafını üç defa yıkamaktır. Daha sonra yıkandığı yerde su toplanıyor İse oradan çıkıp ayaklarını yıkamaktır.

Kadına örüklerinî (Gnsül edeceğinde) çözmesi yoktur ve örüğün kökü (yâni basına bitişen kısmı ve dibi) ıslanmışsa, örüğü ıslamak lâzım gelmez [28]

Gusül etmek; meninin şehvet ve tirkleme (atması) île inzalinden farzdır [29]. Veîevki (Şehvet ve atmakla olan meninin inzali) mahal­linden ayrılırken uyku halinde bulunulup   (zekerden)  çıkarken  (şehvetve atma hâli) bulunmasın, yine gusül farzdır. Ebû Yûsuf (Meninin ze­kerden çıkması ânında şehvetin olmadan guslün farz olmasına) muha­liftir  [30]

İhtilâm olduğunu hatırlamadığı halde uykudan uyanan kimse ıs­laklık görürse, velevki mezî olsun gusül yapmak farzdır. İ. Ebi Yûsuf (bu hükme) muhaliftir [31]. Diri adamm önünden veya arkasından zekerin başı girerse, işi yapandan veya yapılandan İnzal vâki olmasa dahi gusül yapmak farzdır [32]. Hayız ve nifası kesilen (kadınlar) için gusül etmek farzdır [33]

Mezî, vedî [34] nin gelmesiyle, ıslaklık olmadığı halde ihtilâm ol­mak ve inzal vâki olmadan ölüye ve hayvana zekerin girmesiyle gusül yapmak farz değildir.

Cuma, iki bayram (sahih olan cuma ve bayram namazları), ihra­ma girmek için ve Araf atta (gusül etmek) sünnettir. Ölü için (ölüye gusül) kifâyeten (bazılarının işlemesiyle diğerlerinden sakıt olarak) va­ciptir. (Gayrî müslim) cünüp iken müslüman olursa, o kimseye  (gusülyapmak) vacip olur. Şayet cünüp değil iken müslüman olursa (gusül) menduptur [35]

Abdestsiz veya cünüp olan (kimse) için Mushafa meshetmesi (elini dokundurması veya eline alması) caiz değildir. Ancak sahih olan ka­vilde (Mushafa) bitişik değil ayrı kılıf (torbası, çantası ve kabı) ile ele almak caizdir. (Üzerindeki giyili) elbisesinin yeni ile (abdestsiz ve cü­nüp kmsenin Kur'ani Kerime meshetmesi) mekruh sayıldı. Dirhem (levha, para ve benzerleri) üzerinde sûre olursa, meshetmek (ele al­mak ve yapışmak) caiz değildir. Ancak kesesi (küm) ile yapışmak caizdir  [36]

Zarurî haller müstesna, cünüp (kimse) nin mescide girmesi caiz değildir. Cünüp (kimse) nin Kur'anı okuması da velevki bir âyet ol­sun caiz değildir. Ancak duâ ve sena niyyeti ile okumak caizdir [37]

Cünüp (kimse) lün zikri ilâhî, teşbih ve duâ etmesi (okuması) caiz olur. Hayız ve nifaslı (kadınlar)  cünüp gibidir [38]

 

Mutlak,   Mukayyet  Ve  Müstamel Sular

 

Denizler, dereler, kuyu, pınar ve gök suyu (yağmur, kar suyu) gi­bi mutlak su ile taharet caizdir. Velevki suyun (tadı, rengi ve kokusu olan) vasıflardan bazısını (birini) sabun, çoğan, zağferan otu ve top­rak gibi şeylerden birisiyle değişirse değişsin veya su (bir yerde) çok durmakla kokarsa dahi taharet yapmak caizdir.

Yaprak ve başkaları (meyve gibi) nın (suyun içinde) çokluğuyla su tabiatı (incelik ve akıcılığı) ııdan çıkar veya, şerbet, sirke, [39] gül,yeşil otların suyu ve çorba gibi şeyler pişmekle su tabiatından çıktığı iom taharet (abdest ve gusiü) caiz değildir. Büyük göl (havzı kebir) (İmadiğı takdirde, az suya necaset düşerse yine taharet caiz değildir [40]< öl (havzı kebir) öyle bir göldürki, diğer tarafı (taş vesaire atarak) i lirik etmekle, necaset düşen tarafı hareket etmeyen veya (dört köşeli o in havuzun) her çevresi on arşın [41] değrimi olandır.

Gölün (havzı kebirin) derinliği, gölden avuçla su alındığı zaman yi r açılmayan (su, alınan yeri kapatan ve yer görülmeyen) şeydir. Zira o ıecis olmayan akıcı su gibidir. O (akıcı su) saman çöpü götürendir. Şı halde necasetin eseri görülmedikçe akıcı su ile taharet yapmak caiz­di  [42]. O (taharete mânı olan necasetin eseri) renk, tat ve kokudur.

Kullanılmış su; kendisi temiz-, fakat başkasını (abdestsizlik ve sü-nüplük olan necaseti hükmüyeyi) temizleyici değildir. [43] Muhtar (be­ğenilen) olanda budur. İmamı Azamdan (zaif) bir rivayette kullanılan su, necaseti galîzadir. İmamı Ebû Yûsuf'a göre, necaseti hafifedir. O (kullanılmış su), ALLAH'a yaklaşmak veya hadesi (abdestsizlik ve cü-nüplüğü) gidermek için kullanılan sudur [44]. İmamı Muhammed (ikin­cisine) muhaliftir. Ve (su) bedenden ayrıldığı zaman kullanılmış olur. Ve bir mekân (leğen ve benzeri) da karar ettiği vakit (su kullanılmış) olur denildi.

Cünüp bir kimse gusül etenık niyeti olmadan kuyuya (koğa ve­saire çıkarmak için kuyunun suyuna) dalsa, İmamı Azama göre dalan adam ve su her ikisi de necislerdir, denildi. Asan rivayet ise, İmamı Azam indinde, adam temiz, su müstamel (kullanılmış) dır. İmamı EbûYûsuf'a (R.A.) göre; onlar (adam ve su) aynı halleri (adam cünup, su tâhir) üzeredirler. İmamı Muhammede (R.A.) göre; adam (hades gitti­ği için) temiz, suda (adam cünüplükten temizlenmeye niyet etmediği için) temizleyicidir [45]

Balık, kurbağa ve yengeç gibi suda yaşayan hayvanlar (akıcı kan­ları olmadığı için) suda ölürlerse; o su teneccüs etmez [46]. Ve yine; sivrisinek, arı ve akrep gibi akıcı kanı olmayan hayvanların (suda) öl-niesi de suyu necislendirmez.

Her   (hayvanın)   ham  derisi  dibâgatlanmca   [47]  muhakkak temiz­lenir. Ancak, keremli ve şerefli insanın derisi ile aslı necis olan hınzırınderisi dibâgatlanmca temizlenmez. Fil (derileri dibâgatlanıncâ temizle­nen)  yırtıcı hayvanlar gibidir. İmamı Muhammede  (K.A.)   göre hınzırgibidir.

(Fukaiıâi kiram) dediler ki; derisi dibâgatla temiz olan (hayvan) kesmekle de temiz olur. Ve yine eti yenmese de o (hayvanın) eti de te­mizdir [48]

(Domuz müstesna) ölünün kılı, kemiği, siniri, boynuzu ve tırnağı (yaşlık kalmadığı zaman) temizdir. Ve yine, insanın kılı ve kemiği de temizdir [49]. Şu halde dirhem miktarmdan fazla olsa dahi, (cebinde veya başka yerinde) insan kılı veya kemiği bulunanın namaz kuması caizdir.

Eti yenen hayvanın idrarı necis (necaseti hafife) dir. İmamı Mu-hammeö* (R.A.) temizliğini beyan ederek (necisliğine) muhaliftir. Ve (imamı Azama göre) tedavi için olsa dahî, (eti yenen hayvanların idra­rı) içilmez. İmamı Ebû Yûsuf (tedavi için içilmenin cevazını beyan ede­rek) muhalefet ediyor. [50]

 

Kuyular Ve Artıklar Faslı

 

Kuyuya (bir damla kan, idrar ve şarap gibi) necis [51] düştüğü zaman buyu (kuyunun suyu) çıkarılır. (Koyun) kığı [52] (at, emsali hay­vanların) tersi, öküz (ve emsali hayvanların) fışkısı (suyun yüzünde) çok görülmediği müddetçe kuyunun suyu çekilmez.. Güvercin ve serçe­nin pisi temiz olduğu için kuyunun suyu yine çekilmez [53]

Necasetin kuyuya düştüğü vakit bilinirse o vakitten itibaren (kuyu­nun) necisliği ile hükmolunur. Şayet (necasetin) düştüğü vakit bilin­mez ve düşen (hayvan) şişmemiş veya dağılmamışsa, bir gün bir gece olarak (kuyunun necisliği) hüküm olunur, düşen (hayvan) şişmiş ve dağılmışsa, Üç gün üç gece hüküm olunur  [54]   (İmameyn necasetin)bulunduğu vakitten itibaren hükmolunur, dediler[55]

Fare, serçe ve büyük keler gibi hayvanlar (kuyuya düşer ve) Ölür­se, orta koğa ile (20) ile (30) koğa (su) çekilir.

Göğerein, tavuk, kedi gibi hayvanların (kuyuya düşüp ve) ölmesiy­le kırk (40) ilâ altmış (60) koğa (su) çekilir.

Köpek, koyun (gibi hayvanlar) ve adam kuyuya düşer ve ölürse veya hayvan (velevld küçük otsun) düşüp şişer ve dağılırsa, kuyunun suyunun hepsi çekilir[56]. Kuyunun   (suyunun)  hepsini çekmek mümkün olmazsa, (kuyudaki) su kadarı (taktir ve hesap edilerek) çeki­lir [57] ikiyüz (200) ilâ üçyüz (300) koğa (su) çekilmeklede fetva ve­rilir [58]

Vasat koğadan büyük olna koğamn suyu (orta koğa ile hesaplanır. Her kuyunun kendi koğasıyla çekilmesi de itibar olunur denildi.

Eti yenen hayvanların, atın ve adamın (cünüp, hayızh, nifaslı, küçük ve kâfir olsun ağzında necis olmazsa) artığı tâhirdir [59]

Yırtıcı hayvanların (kurt, tilki, arslan ve kaplan gibi), hınzırın ve köpeğin artığı (necis olan etlerinden hasıl olduğundan) necistir.

Kedinin (necis yemesi akabinde olmazsa), pislik karıştıran tavuğun, yırtıcı kuşların ve fare, yılan gibi evlerde sakin olanların artıkları mek­ruhtur [60]

Katırın ve eşeğin artığının (temizleyiciliği) şüphelidir. Bu (şüphe­li) sudan başka bulamazsa, o su ile abdest alır ve teyemmüm eder, han-kini (abdesti veya teyemmümü) takdim ederse caizdir.

Her şeyin teri artığı gibidir [61]

Hurma hoş'abi (hoşafı) ndan başka su bulunmaz (ve hoş'ab sar­hoş edecek derecede ekşimişse) İmamı Ebû Yûsuf a göre, teyemmüm edilir. Bununla abdest alınmaz. Bununla (Ebû Yûsufun görüşü ile) fet­va verilir. İmamı Muhammedin indinde ise her ikisi (abdest ve teyem­müm) cem edilir. [62]

 

Teyemmüm   Bahsi

 

Müsâfir, mısrin (şehir veya köyün) hâricinde bir mil (4000 adım) uzak olan, hastahgmuı ziyadeleşmesinden ve yarasının azacağından kor­kan, (su ile kendi arasındaki) düşmandan, yırtıcı mahlûktan ve (kendi­sinin, arkadaşının, hayvanının ve köpeğinin) susuz kalacağından korkan kimse, velevki taşın yüzü tozsuz olsun taş, hamam tozu, sürme, kireç, alçı, kum ve toprak gibi yer cinsinden olan şeylerle, teyemmüm, [63] eder. Taşın tozsuz olması ânmda taşla teyemmümün cevazına İmamı Muhammed muhalefet ediyor.

Ebû Yûsuf teyemmümün cevazını kumla toprağa tahsis etti.

Serbest halde sâde toz (elbise tozu, temiz sübruntü tozu ve yerden, duvar yıkımından hâsıl olan toz) ile teyemmüm caizdir. İmamı Ebû Yusuf muhalefet ediyor

Teyemmümün cevazının şartı; hakîkaten (suyu bulamamak gibi) veya hükmen suyu kullanmaktan âciz olmak, toprağın temizliği, asah rivayette (toprağa ellerini koyup kaldrınca) meshedilmesi gereken aza­lara kablama mesh edilmesi ve teyemmüme niyette şarttır. Tahâretsiz caiz olmayan ve (namaz, secdei tilâvet ve cenaze namazı gibi) ALLAH'a yaklaşmak kastı İçin bir niyyet lâzımdır. Eğer bir kâfir müslüman ol­mak için teyemmüm ederse (İmamı Âzam ve İmam: Muhammed R.A. göre), o teyemmümle namaz kılmak caiz değildir. Ebû Yûsuf muhalif­tir. (Teyemmümün sıhhati için) abdestsizük veya cünüplüğün tâyini şart değildir. Sahih olan da budur. [64]

Teyemmümün keyfiyeti; yer yüzüne (ve yer cinsine) iki ellerini vurmak, topraktan kaldırınca filerinin yanlarım birbirine tokuşdurup sonra ellerim yüzüne meshetmek sonra yine iki elini evvelceki gibi (ye­re veya yer cinsine) tekrar vurur ve her elinin içini diğer kollar inin dı­şına ve içine dirsek (leriy) le beraber mesh eder [65]

Teyemmüm etmekte (şekil ve yapış bakımından hiç fark olmadan) cünüp, abdestsi2, hayızk ve nifaslı  (kimseler)  müsavidir [66]

Namaz vakti girmezden evvel teyemmüm caizdir. Ve o teyemmümle abdest gibi farz ve nafileden dilediği namazları kılar. Cenaze namazının fevtinden  (abdestle    meşgul    olursa cenaze namazım    kaçıracağından)korkan için veya bayram namazına başlarken, kaçmasından korkan İçin teyemmüm caizdir. Ve yine (imamı Azama göre) bayram namazına abdestle başladıktan sonra abdesti bozulduktan sonra da teyemmümle devam edebilir. İmameny (İmamı Ebû Yûsuf ve imamı Muhammed) muhaliftirler. Cuma namazının ve vakit namazının fevtinden korkan için teyemmüm caiz değildir [67]

Riddet (dinden çıkıp tekrar dine girmek) teyemmümü bozmaz, bel­ki abdesti bozanlar, taharete kâfi su ve suyu kullanmaya kudret (te­yemmümü) bozar. Namazda iken kudret (suyu kullanmaya kudret) bu­lunursa, teyemmümlünün namazı bâtıl olur. Namazı kıldıktan sonra su­yu kullanmaya kudret hâsıl olursa, namaz bâtıl olmaz. Müsâfir (hayva­nının veya başka binitinin) üstünde suyu unutur ve namazı teyemmüm­le kılarsa, (tarafeyne göre) namazı iade etmez. Ebû Yûsuf (R.A.) vak­tin içinde devam ettiği müddet (su, vaktin içinde bulunursa) namazı İade eder dedi.

Suyun varlığını uman (su bulabileceğini uman) kimse için, nama­zı vaktin sonuna tehir etmesi müstehaptır. Ok atacak kadar (veya 300-400 arşın) suyun yakınlığını tahmin edenin sağına soluna bakarak) ta­lep etmesi (suyu arayıp bulmaya çalışması) vaciptir. Şayet suyun ya­kınında olduğunu zannetmiyorsa talep etmesi vacip olmaz.

Müsâfirin parası olur ve normal îiyatıylada su satılırsa, abdest al­mak için su satın alınması vacip olur. Fakat, su parası olmaz veya su normal fiatından pahalı satılırsa; (velevki parası olsa dalü) suyu al­ması vacip olmaz, dolayısiyle teyemmümle namazını kılar. Müsâfirin, arkadaşının yanında su olursa ister. Eğer (arkadaşı) vermezse, teyem­müm eder. Şayet istemeden teyemmüm eder ve soğuktan (hastalanaca­ğından, hastalığının artacağından) korktuğu için şehirde teymmüm ederse  (imamı Azama göre)  caizdir. İmameyn muhalefet ettiler.

Teyemmümle abdestin arası cem olmaz. Eğer abdest azasının ekse­risi yarak olursa teyemmüm eder. Şayet abdest azasının ekserisi sağ­lam veya yaralı yer ile sağlam yeri müsavi olursa, sağlam yeri yıkar ve yaralı yere mesheder [68]

 

Mestler  Üzerine  Mesh Bahsi[69]  

 

Abdest almak îcâbeden her hades (idrar, büyük Abdest ve yellen-n ) vukuunda (Mestler üzerine -meshetmek) sünnetle caizdir [70] Gu-sCl icabeden kimseye (cünübe, hayızh ve nifaslinin özürleri kesildiğindeve benzerlerinin mestler üzerine) mesh etmesi caiz değildir. Şayet (Mestlerini ayaklarına giyen) Abdesti bozulmadan evvel tam tahareti üzerine mestlerini giyerse, abdesti bozulduğu vakitten itibaren Müsâfir üç gün üç gece (72 saat), mukim (Memleketinde duran veya bir yerde 15 günden fazla durmaya niyyet etmiş) olan kimsenin bir gün bir ge­ce (24 saat) meshetmesi caizdir [71]

Mestler üzerine meshetmenin farz mikdarı: Ayak üzerine elin üç parmak mikdarım koymaktır.

Mestler üzerine meshetmenin sünneti: Ayak parmaklarından baş­layıp (ellerin) parmakları ayrık olduğu halde bir defa olmak üzere in­ciklerine doğru çizerek çekmektir  [72]

Mest üzerine meshetmeye büyük yarık (Büyült yırtık, delik ve sö­kük) mâni olur. O (Büyük yarık), ayağın küçük parmaklarından üç parmak girecek kadar açılmasıdır [73]. Bir mestteki (Muhtelif yerlerin­de bulunan) yarık ve yırtıklar eem'edilir, iki mestteki yırtıklar cem edil­mez. Necasetin ve avret yerlerinin açılmasının cemi ise, buna muhâlif-jtir. (Mahallinde geleceği gibi Necaset, elbise, beden ve seccadede olsa, avret yerlerinin açıimasıda muhtelif yerlerden açıldığında cem edilince !namaza mâni olma hükmü vardır ve cem edilir.)

Abdesti bozanlar Mestin hükmünü bozar ve soğuktan ayağının telef olmasından korkmazsa, mestin müddetinin geçmesi ve ayağından mes­tin çıkmasıda mestin hükmünü bozar. Binaenaleyh Mestim çıkarırsa ya­hut kendisi abdestîi olduğu halde mestin müddeti geçerse, ancak iki aya­ğını yıkar [74]. Diğer azalarım yıkamaya lüzum yoktur. (Zira yıkanmışı tekrar yıkamak manasızdır). Ayağın ekserisi mestin boğazından çıkar­sa, çıkarılmıştan sayılacağından (her ikisini de) yıkar [75]

Eğer Mukîm kimse mest üzerine mesheder ve bir gün bir gece bl-madan sefere çıkarsa, müsâfirin müddetiyle (üç gün üç gece, 72 saati.) tamamlar, Şayet müsâfir mesheder ve bir gün bir gece içerisinde ment-leketine gelirse, mesti çıkarır ve bir gün bir gece tamam olmadan memj leketine geldiği takdirde, bir gün bir geceyi tamamlar.

Özür sahibi, abdestini alıp mesti giymesi, özrü kesilmiş olduğu hal­de olursa, sağlam adam gibidir [76]. Şayet özrü devam ederken abdesti alır ve mesti giyerse, abdesti aldığı vakit içinde mesh eder, vakit çıktık­tan sonra mesh edemez. Eğer mesti giydiği abdesti bozmadan evvel mest üzerine çizmeyi giyerse, çizmenin üzerine mesh etmek caizdir [77]

Her tarafı deriyle kaplanmış veya altı deri ile nâlin şekline getirile­rek deri dikilen çorap üzerine ve yine İmamı Âzam'dan asah rivayette o, (İmam'i Âzam'dan asah rivayet) imaıııeyuin kavlidir ki; (Bağlanma­dan bacakta duran) sıkı örülmüş sert ve dik duran çorap üzerine mesh etmek caizdir [78]. Eldivenler, Peçe, Takke ve sarık üzerine mesh et­mek vaiz değildir.

Yaraya ve benzerlerine sarılan caput ve hatta sargıların üzerleri­ne mesh etmek caizdir, veîevki bunlar (Çorap ve sarıklar) Abdestsiz" iken sarılsın (Hiç mahzuru yoktur ve) caizdir. Ve o (Mesh) yıkamak gibidir. Binaenaleyh mesh yıkama île cem edilir, ve meshin (yaralar üze­rindeki sargı ve çaputlara mesh etmenin) hiç bir vakitle kayıtlı olması da yoktur.

Sargının altında yara olsun veya olmasın, sargının gezilmesi yaraya zarar verirse, sargı sağlam yerleri kaplasa dahi bütün sargının üzerine mesh. etmek caizdir [79]. Sargının ekserisine mesh etmekte kifayet eder. Şayet yaranın iyi olmasından dolayı sargı düşerse, meshetmek bâtıldır. Yara iyi olmaz ve sarşı düşmezse (Özür devam ettiği için) mes­hetmek bâtıl değil caizdir [80]

Sargı üzerme özür olmadığı halde mesh etmeyi terkederse, (İmam'ı Âzam'a göre) caizdir. İmameny muhalefet ediyor. Eğer ayaklarının yarıklan üzerine deva (Zift, merhem vesaire) koyduğunda, devanın altına suda geçmezse, devaların Üzerinden suyun akması (Abdest alan veya gusul eden kimsenin suyunun devalar üzerinden akması) veya üzerine dökülmesi kifayet eder [81]. Başa ve mest üzerine mesh etme de ayrı­ca niyete ihtiyaç yoktur. [82]

 

Hayız  Bahsi   (9)

 

O (Hayız), rahminde hastalık olmiyan bâliğa kadının rahminin at­tığı kandır [83] Hayzm en az müddeti üç gün üç gecedir. İmam'i Ebû Yûsuf den bir rivayette hayzm en az müddeti iki gün ve üçüncü günün ekseridir. Hayzm en fazla akdığı müddet on gündür [84]. Üç gün­den az, on günden çok akarsa, işte bu akan (kan) îstihaza kanıdır. Ha­yız müddeti içinde hâîis (akan) beyaz hariç, diğer görülen bütün renk­ler hayız kanıdır. Yine hayız müddetinde iki kan arasında gecen temiz vakitlerde hayızdandır. (O gün ve saatlerde de kadın hayızh hükmün­dedir).

O (Hayız), Namazı, Orucu meneder ve hayızh kadın (Hayızh iken (geçirdiği) orucu kaza eder fakat, namazı kaza etmez [85]. (Hayız) Mesiade girmeyi, (Kâbeyi) tavaf etmeyi [86] ve Hayızh katlının donunun al­fana yaklaşmayı (Zekerin yaklaştırılmasmı) da yasak eder [87]. İmam'ı JHuhammed'e göre, sâde kadının fercine yaklaşmayı yasaklar. Hayızh kadının cima edilmesini helâl diyen tekfir olunur [88]

Eğer hayız kanı on gün tamam olunca kesilirse, gusül etmeden ev­vel cima etmek helâldir. Şayet 10 günden az vakitte hayız kam kesilir­se, kadın gusül etmedikçe veya kadının üzerinden bir vakit namazı kıla­cak kadar vakit geçmedikçe cima etmek helâl olmaz [89]. Âdetinin aşa­ğısında kesilirse, gusül etse dahi âdet vakti geçinceye kadar cima etmek helâl olmaz [90]

Temiz günlerinin [91] (İki hayız arasında gecen günlerinin) en az müddeti 15 gündür. Temiz günlerinin ekserisi için bir sınır yoktur, an­cak uzun zaman geçmekle temiz günlerin miktarı âdetle kararlaştığı vakit, ekserisi için belli günler olabilir. Hayız kanının âdetten fazla akıt­tığı vakitte, on günü geçerse âdeti üzerine ziyade olarak akan kanın hep­si istîhâza kanıdır [92]. Şayet âdetinden fazla akan kan on günü geç­mezse, hepsi hayız kanıdır.

Yeni balîğa olan kadın hayız kanım görür ve on günden de fazlaolursa, on günü hayız kamdır, on günden fazla akan kan istihza kanı-dır[93]                                                                                      

Nifas; (Doğan) çocuğa tâbi olan kandır [94]. Hükmü ise, (Na­mazı, orucu, vesaireyi yasaklamada) hayzın hükmüdür. Nifasm en az olmasının haddi yoktur, (hiç olmayabilir). Ekseri müddeti ise, kırk (40) gündür [95].

Hâmile kadının hâmile iken ve çocuğun vücudunun ekserisi çıkma­dan evvel doğum zamanındaki görülen (az veya çok kan) istihâza kanı­dır. Eğer nifas kam, nifas müddetinin ekserisini (40 günü) geçer ve o kadının da belli âdeti olursa, âdeti üzerine zâid olan istihazadır. Ancak o kadının âdeti olmazsa nifasın ekser müddetinin   (40  günden fazla)olan istihazadir,. imanı'ı Ebû Yûsuf'a göre, hayz ve nîfasta âdet bir se­ferle sabit olur ve bir seferle de değişir, fetva da bundadır. îmam'ı Azanı ve tnıam'ı Mohanımed'e göre ise, mutlaka birkaç sefer tekrar olmasıy­la âdet sabit olur veya değişir.

İkiz doğan çocuklarin nifası; birinci çocuktan itibarendir. İmanı"ı Muhammed muhalefet ediyor. îddetin bitmesi bilittifak son çocuğun do-ğumuyladir. Çocuk gününü doldurmadan doğup veya düştüğü zaman bazı azalan (El, Ayak, Parmak, Tırnak ve Kol gibi azalar) belli olursa işte o esaslı çocuktur. Bu doğan çocuğun annesi nifaslılardan olur, Câ­riye tiramii Veled olur ve çocuğun doğumuna bağlanan talak çocuğun düşmesiyle vâki olur [96]

İ s ti haz a kanı; (Eahmin hastalığından dolayı gelen kan), daimî bu­run kanaması gibi, namaza, oruca ve cimaya mâni değildir. [97]

 

Ashabı    Özür   Bahsi

 

istihâza kanı akan kadın, idrarını tutamıyan, karın ağrısı neticesin­de ameli devam eden, arkasından yel boşanan, dâima burnunun kanı aikan veya akıntısı durmıyan yara sahibi kimseler; Her namaz vakti için abdesti alırlar ve o vakit içinde dilediği farz, nafile namazları o ab-destle kılarlar [98]. (o abdest) Ancak vaktin çıkmasıyla bâtıl olur (Hükmü kalkar) [99]. imam'ı Züfer (R.A.) Vaktin girmesiyle bâtıl olur dedi. tmam'ı Ebû Yûsuf ise, her ikisiyle de (Vaktin çıkması ve girmesiyle) Abdest bâtıl olur,  (bozulur)  dedi.

Binaenaleyh Sabah Namazı vaktinde abdest alan bir kimse, güneş doğduktan sonra o abdestle namaz kılamaz, ancak İmam'ı Züfer'e göre kılabilir. Güneş doğduktan sonra abdest alan özürlü kimse (İmam'ı Azam ve tmam'ı Muhammed'e göre) o abdestle öğlen namazını kılar. İmam'ı Ebû Yûsuf ve imam'ı Züfer (R.A.) muhalefet ediyorlar.

Özürlü kimse: Üzerinden bir namaz vakti gecmeyip, ancak o vakit içinde müptelâ olduğu özür bulunan adamdır [100]

 

Necasetlerin Temizlenme Şekilleri  [101]

 

Namaz kılan müslüraaıım bedeni, elbisesi ve namaz kıldığı seccade vesaire hakiki necasetten su ile [102], akıcı, tâhir ve necaseti giderici sir­ke ve gül suyu gibi herşeyle temizlenir. Yağla (Zeytinyağı, süt ve "em­sali ile) temizlenmez. İmam'ı Muhammed'e göre sudan başka hiç bir şeyle (Namaz kılanın bedeni, elbisesi) temizlenmez.

Mest, cirmi (İnsan, hayvan tersi gibi kalınlığı ve gövdesi) olan ne­casetle teneccüs eder ve necaset kurursa, şiddetli oğmakla temizlenir.

İmam'ı Muhammed muhalefet ediyor, imam'ı Ebû Yûsuf'a göre ise, ne­caset kuruımasa yine oğalamakla temizlenir. (Umumî ibtilâdan dolayı) fetvada bundadır [103]. Şayet mest akıcı (idrar ve şarap gibi) şeylerle te­neccüs ederse, mutlaka yıkamak lâzımdır.

.Menî necistir. (Menî) kurursa ovmakla temizlenir. Fakat kuramaz ıslak olursa, yıkamakla temizlenir.

Kıiıç (ayna, bıçak) gibi şeyler ise mutlaka sümekle temizlenir [104] NAMAZ kılmak için yer (ve yer cinsi) kurumakla ve necasetin eserinin "itmesiyle temizlenir. Fakat teyemmüm için necis olan yer temizlen­mez, (zira teyemmüm yapılacak yere hiç necaset bulaşmamış, pâk-tıyp olması lâzımdır).

Yine döşenmiş kiremit, örülmüş ve yere dikilmiş kamış (kamış ku­lübe, kamış dam çeleni gibi) kesilmemiş ot ve ağaçda kurumakla temiz­lenir. Muhtar olanda budur.

DÖşenmemiş kiremit, dikilmemiş kamış, kesilmiş ağaç ve otlar (ne­cis oldukları zaman)  mutlaka yıkanması lâzımdır.

Görülen   (necasetin)   temizlenmesi,   aynının  giderilmesidir.  Necasettemizlendiğinde bir eseri (Necasetin hafif eseri) kalır ve giderilmesi güç olursa afv olunmuştur. Görülmeyen necasetin temizlenmesi üç defa veya yedi defa yıkamakla ve sıkılması mümkün olursa, her seferinde sıkmakla temizlenir [105] Fakat sıkmak mümkün olmazsa (Hasır, Halı, keçe ve emsali gibi şeyler) her seferinde damla kesilinceye kadar bekle­mekle temizlenir [106]. İmam'i Muhammed sıkmak imkânı olmıyanlarm temizlenmesi katîyyen olamaz dedi.

Necasetle pis olan halının üzerinden bir gün bir gece su akmakla temizlenir. İmam'ı Muhammed'e göre (At, katır, eşek) tersi ve (adam) necaseti gibi necisler, kül oluncaya kadar yakmakla etmizlenir. Muhtar olan da budur.

tmam'ı Ebû Yûsuf muhalefet ediyor.  (Yine tersin, insan pisinin vebenzerlerinin yanmakla temizlendikleri gibi) Tuzlaya (Tuz gölüne) eşek düşer ve toz olursa temizlenir [107]

Fare, kedi ve eşeğin idrarı, tavuk ve benzerlerinin pisliği, Şarap [108], insanın bedeninden çıkan ve temizlenmesi gereken her şey, idrar (İnsan ve eti yenmiyen hayvan idrarı) velevki yemek yemiyen küçükten gelen idrar olsun ve kan gibi necaseti galizalardan; kalın necislerde tarti yönünden bir m işkâl kadarı ve ince (idrar ve şarap gibi) necislerde ise ölçü yönünden elin ayası gibi dirhem miktarı afv olunmuştur [109]. Yine (fare, kedi ve eşeğin idrarı gibi) at tersi ve Öküz terside necaseti galizedir. İmameyn (Ebû Yûsuf ve Muhammed) muhalefet ediyor (Bun­lar necaseti hafife diyorlar).

Eti yeıımiyen kuşun, eti yenen hayvanın (koyun, keçi ve sığır gibi) idrarı ve atın idrarı gibi necaseti hafifeden olan necislerden elbiseye bu­laştığında, necaset elbisenin dörtte birinden  (4/1)  az kısmım kaplarsa,11 afv olunmuştur [110] İğnelerin bası gibi İdrar sıçrantıları da afv ohmjj

muştur. (Yani namaza mâni değil ve elbiseler necis olmuş olmaz.) M Balığın kanı [111] (sivri sineğin, bitin, pirenin ve kara sinek gibi hayvanların kanı) ve eti yenen kuşların (güvercin, serce ve sığırcık kuşH lan gibi) pisi tâbirdir. Ancak tavuk, ördek ve bunların emsali (eti yfeh nen) kuşların pisleri necistir. Katır ve eşeğin salyesi temizdir. İmamİ Ebû Yûsuf'a göre bunların salyeleri necaseti hafifedir [112]. Suya Njİ cisin düştüğünde su necis olduğu gibi, necaset içerisine su düşerse, yh ne o su da necistir.                                                                          

Eğer temiz elbise yaş necis içine .sarılır ve necasetin ıslaklığı elbi­sede görüldüğünde, eğer sıkılınca damlarsa, elbise teneccüs eder, yo i sıkıldığında damlamazsa, elbise necis olmaz. Yaş elbiseyi necis camul-dan yapılmış kuru kerpiç üzerine konursa, o elbise de bunun gibidir [113]

Eğer (elbise veya başka bir şeyin) bir tarafı necis olur, orayı da unu­tur da nerenin necis olduğunu araştırmadan necis olanın bir tarafını yı­karsa, o (elbise ve sairenin) temizliği ile hükmoiunur.

Harman süren eşeklerin buğday (Tmasmın veçecinin) üzerine akıt­ması gibidir ki, o buğdayın bâzısı yıkanır veya herhangi bir sebeple (tohumluk, yemlik vesaire gibi) giderse buğdayın tamamı temiz olur  [114]

Ölünün kursağı (Kuzunun ve oğlağın kursaklarından alman peynir mayası gibi şeyler) ve ölünün sütü (İmam'ı Âzam'a göre) temizdir, tmameyn muhalefet ediyor [115]

 

İstinca   Bahsi                          

 

Önden çıkan yelden başka, önden, arkadan çıkan her şeyi temizle^ mek sünnettir [116]. Temizlemede sünnetin adedi yoktur. Belki necaset mahallini temizlediğine kanaat gelinceye kadar taş gibi şeylerle mes-heder.

Yaz günlerinde birinci taşı önden arkaya,, ikinciyi arkadan öne ve üçüncü taşı önden arkaya çekerek mesheder. Kış günlerinde, erkek bi­rinci taşı arkadan öne, ikinci ve 3 üncü taşı önden arkaya doğru meshederek çeker..   (Kadınlar ise her zaman erkeklerin yaz gününde yaptık­ları gibi yaparlar)[117]

Necaset mahallini taştan sonra su ile yıkamak afdaldır. Evvelâ el­lerini yıkar, sonra necaset mahallini bir, İki veya üç parmağının içiyle yıkar, parmakların başiyîe yıkaahız [118] Taharet yaparken oruçlu ol­madığı takdirde [119] mak'adîni aşağıya doğru salıvererek son derece taharete riayet etmelidir.

Necaset, çıktığı yerin etrafına dirhem miktarından fazla olarak dâ-ğılırsa, taharet yapmak vaciptir, hu necasetin dağılmadı taharet mahal­linden hârici itibar olunur.                                       

Kemik, at tersi, taam [120] ve sağ el ile taharet yapılmaz [121], idrar akıtmak ve benzeri için önü ve arkayı kıble tarafa döndürmek herâhat-tır   [122] Velevki  helâcte   (tuvalette)  [123] olsun  yine  kerâhattır  [124]

Namaz Bahsi[125]

 

Sabah namazının vakti; [126] ikinci fecrin doğmasından (Şafağın atmasından) Güneşin doğmasına kadar olan vakittir. O (İkinci fecir), p-ök etrafında dağıian beyazlıktır. öğle namazının vakti; zevalin göl­gesi müstesna, güneşin zevalnıden (Gök ortasına gelmesinden) itiba-ron herhangi bîr şeyin gölgesinin iki misli olmasına kadar geçen vakit­tir, îmameyn (öğle vaktinin nihayetini) bîr şeyin gölgesi bir misli olun­caya kadardır, dediler, ikindinin vakti; Öğle vaktinin nihayetinden gü­neş batmcaya kadar geçen vakittir.

Akşam namazının vakti güneşin batmasından şafağın kaybolması­na kadar geçen vakittir. O (Şalak), gök kenarında kırmızılıktan sonra! meydana gelen beyazlıktır. Îmameyn O (Şalak), kırmızılıktır dediler. MUftabih olan da budur denildi. Yatsı ve Vitir namazının vakti; akşam namazının vaktinin nihayetinden ikinci şafağa (Sabah namazının vak­tine) kadar geçen vakittir.

Tertibe riayet edilmesi vacip olduğundan yatsı namazına vitir na­mazı takdim olunmaz. Yatsı ve vitir namazlarının vakitlerini bulamiyan kimselere (Güneş batınca hemen doğması hâlinde) vacip değildir [127]

Sabah namazını, kırk âyet veya daha fazla okuyarak eda edib son­ra taharetin (Abdest ve guslün) bozulduğu anlaşılırsa, abdesti alıp tek­rar aynı minval üzere (40 veya daha fazla âyet okumak üzere) iade et­mek mümkün olacak kadar vaktin bulunması ile aydınlık vakitte kıl­mak müstehaptır  [128]

Öğle namazını soğutmak (serin zamanda kılmak, yaz ve kış) güne­şin ziyası değişmedikçe  (Güneş batmaya doğru eğilip gözü kamaştırmakuvveti gitmediği müddetçe) ikindi namazım tehir etmek [129], yatsı na­mazım gecenin üçte birine ve gece uyanmaya itimadı olan kimsenin vi­tir namazını gecenin âhirine tehir etmek müstehaptır.

Ancak gece uyanmaya itimadı olmayan kimse vitir namazını uy­kuya yatmadan evvel kılması lâzımdır [130]. Kış günlerinin öğle nama­zım ve (yaz, kış) akşam namazını acele kılmak, bulutlu günlerde yatsı ve ikindi namazını kılmak ve (bulutlu günlerde) bunlardan (ikindi ve yatsı namazından) başkasını (sabah, öğle ve akşamı) tehir etmek müs­tehaptır.

Güneş batacağı zaman, güneş tam gök ortasında  (Öğle vakti gir­mezden evvel) iken ve doğacağı zaman (namaz kılacak olan kimse), Ce­naze namazından, secde'i Tilâveti eda etmekten ve (Kaza, nafile) namaz. kılmakdan men olunmuştur [131]

Ancak (namaz kılan adanı) o günün ikindi namazını kılabilir. Sa­bah ve ikindi nam azlarından sonra; iki rek'ât tavaf namazından ve nâ-füe namaz kılmaktan  da men ülunnıtTştui1 [132]

Bu vakitlerde germiş namazların kazası, Seede'i tilâvetin edası ve Cenaze namazı kılmak yasaklan m iştir. Şafak attıktan .sonra (Sabah namazının vaktinde1) sahalı muna/nun sünnetinden fazla, aksanı nama­zını kılmadan evvel, lian&i hutİK* (Cuma voyn Kayram hutbesi) olursa olsun, hutbe vaktinde ve bayram nan;im;i:!an evvel nâfik> namaz kılmak yasaklanmıştır [133]

Bir vakHte iki vakit namazın (vaktinde edâ. edilen namazların) birleştirerek kılınması yasaklanmıştır. Ancak Araf atta (tfğîe namazı­nın vaktinde ikindi namazını) ve Müzdelifede (yatsı namazının vaktin­de akşamla yatsı namazları) cem'edilerek kılınır. Kir kimse (kadın) ikin­di ve yatsı namazlarının vaktinde temizlenirse (hayız ve nifastan te­mizlenme gibi) ancak o vakit namazlarım kılar. Tine bir kimse vaktin sonunda farz ehü olursa (çocuk baliğ oîur ve kâfir müslüman olursa), o vakti farzını kaza ederler, fakat vaktin âhirinde hayız gören kadın o vaktin namazını kaza[134] etmez  [135]

 

Ezan Bahsi [136]

 

Ezan, farz namazlar (Beş vakit ve Cuma Namazı) için sünnettir [137]. Farz namazlardan başkası için (Vitir, Bayram, güneş ve ay tutul­ması, îstiskâ, Cenaze ve diğer sünnet olan namazlar için) sünnet değil­dir. Namaz vakti girmezden evvel ezan okunmaz. Eğer vakit girmezden evvel ezan okunursa, vakit içinde iade olunur. Sabah namazının ezanı­nın iadesi hakkında (gecenin son yarısında okunan ezan da) îmam'ı Ebû Yûsuf muhalefet ediyor.

Geçmiş namaz için ezan ve ikâmet yapılır. Yine bütün geçmiş na-mazlarm (birkaç vakit veya birkaç günlük geçmiş namazlar kaza edilir­ken) evvellerinde ezan ve ikğmet okunur, fakat devam edilen diğer kaza namazlarında  (aynı odadan çıkmadan)  ezan okumasında muhayyer bırakıldı.  (İsterse yapar, istemezse yapmaz, günah: yoktur) [138]

Ezan ve Ikâmet'i müsafirin terketmesi mekruhtur. Şehirde e\inde namaz kılan kimsenin (ezan ve ikâmet'i  terketmesi) mekruh değildir. Fakat müsafirin, şehirdeki evinde namaz kılan kimsenin  ezan ve ikâ-

Hulâseten Merâkılfelâhmet'i okumaları mendüptür  [139]. Kadınlar için ezan ve ikâmet meııdüpdeğildir [140].

Ezan okumanın şekli malûmdur. Sabah ezanının Felahından (Hay-yalel Felah dan) sonra iki der'a (essalâtü Hayrım minemıevm) ilâve edilir. İkâmette, (Sünnetliği, kelimeleri ve okunuşu itibariyle) ezan gi­bidir. İkâmetin felahından sonra  (kad kâmetissalâh)  ilâve edilir.

Ezan okunurken ara vererek (kelimelerin arası durmak ve nefes almak suretiyle) okunur, ikâmette ise, kelimelerin arası açılmadan ça­buk okunur [141]. Ezan ve ikâmeti tercî [142] ve îahinle okumak mekruhtur [143], Her ikisinde de (müezzin) yönünü Kıbleye döner, haydin na­maza ve haydin felaha derken, yüzünü sağa sola çevirir. Minarenin şe­refesinde iken yüzünü çevirmeye kadir olmazsa ardına döner ve ezanı okur ve iki parmağını iki kulağına (sesin yüksek çıkmasının temini için) kor. Ezan ve ikâmet okurken konuşmaz.

Akşam namazı hariç diğer vakitlerde ezanla ikâmet arasuıda otu­rur [144]. (İmam'ı Âzam'a göre) akşam namazının ezan ve ikâmetinin arasım (müezzin) bir sekte ile ayırır. îmameyne göre ise, hafif otar­makla ayırır, her namazda tesvitti (ezanla ikâmet arasında birinci da­vetten sonra tekrar namaza çağırma yapmaktır ki; namaza, namaza mânasını ifâde eden «Essalâtû-Essalâtû gibi» kelimelerle davettir.), mü-teahhirin uleması bunu güzel gördüler.

Taharet üzere (abdestli veya gusüllü olarak) ezan ve ikâmeti (mü­ezzin) okur. Abdestsizin ezam caizdir, fakat ikâmet'i mekruhtur, cünü-bün ezanı da mekruhtur. Sarhoşun, delinin ve kadının okuduğu ezan iade edildiği gibi cünübün okuduğu ezan da iade edilir. Cünübün okudu­ğu ikâmet (tekrarı meşru olmadığından) iade edilmez.

Müezzinin sünneti (Ezanın sünnet olduğunu, sünnetin hükmünü) ve vakitleri bilmesi müstehaptır. (İtimad olmadığı için) fâsık, çocuk ve oturan kimselerin ezan okumaları mekruhtur [145]. Kölenin, körün, be­devinin ve veled'i zinamn ezan okuması mekruh değildir. (Müezzin ikâ­mette) Hayyealessasâ. dediği vakit, imam ve cemaat (Namaza durmak için) kalkar ve kadikâmetissalğtû dediği vakit, namaza başlarlar [146]. E£er imara yoksa veyıı müezzin imamsa, o imamlığa haztr oluncaya ka­dar namaza kalkıp durmazlar. [147]

 

Namazın  Şartları  [148]

 

Onlar (namazın şartları); namaz kılan kimsenin, bedeni hadesten (abdestsizlik, cünüplükten ve necasetten) [149], namaz kıldığı mekân (seccade vesaire) [150] ve elbisesi de necasetten temiz olması, avret mahaJUnin örtülü olması [151], kıbleye istikbal etmesi [152] ve namaza niyet etmesidir [153]

Erkeğin avret yeri, göbeğinin altından diz kapağının altına kadarolan yeridir. Cariyenin avret mahalli, erkek gibidir, ancak erkeklerden fazla olarak karınları, göğüsleri de dahil ve arkaları da avrettir [154]

Hürre kadının, bedeninin her tarafı avrettir. Ancak elleri, yüzleri ve bir rivayette ayakları avret değildir. Avret mahallinden olan bir azanın dörtte birt (4/1) açılırsa, namazın cevazına mani olur. O (azalar), karın, uyluk, incik, kadının başından aşağıya inen kıl, tek başına zeker, yalnız iki husye (yumurtalar) ve tek başına dübürün halkası gibi (vücut par­çaları) birer âzadır [155] Ebû Yûsuf'a göre azanın ekserisi açılırsa, na­mazın cevazına mânidir. Azanın yarısı açılırsa Ebû YûsuFdan iki riva­yet vardır.

Necaseti giderecek şeyi (su ve emsali gibi şeyleri) bulamıyan kim­se, necasetle namazı kılar ve iade etmez [156]. Eğer dörtte biri (4/1) temiz elbiseyi bulduğu halde çıplak namazı kılarsa, o namaz kifayet etmez [157]. Elbisenin dörtte birinden azı temiz olursa, İstediği şekilde (çıplak veya0  elbise ile) kılar. Afdal olan o dörtte birinden azı temiz olan elbise ile kılar, imam'i Muhammeâ'e göre, o elbise ile kılması lâzımdır. Eğer (na­maz kılacak kimse) avret yerini örtecek bîr şey bulamaz, ayakta rükû  ve secde ile namazı kılarsa, caizdir. Ancak af dal olanı oturarak imâ ilekılmaktır [158]

Mekkede olan kimsenin kıblesi kâbenin aynıdır. Kâbeden uzak olan kimsenin kıblesi kâbe cihetidir. Kıbleyi bilemez ve soracak kimse de bu­lamazsa, araştırır ve namazı kılar. Eğer namazı kıldıktan sonra hatasını (kıble tarafa dönmediğini) bilirse namazı iade etmez. Fakat hatasını na­mazın içinde bilirse (derhal namaz içinde) kıbleye döner ve kalanına de­vam eder. Yine kendi kanaati değişirse böyledir, (namazı kıldıktan son­ra kanaati değişirse namazı iade etmez, namaz içinde değişirse derhal döner ve kalanım devam eder)»

Araştırmadan namaza başlarsa kıbleye isabet etse dahi caiz değil­dir. İmam'ı Ebû Yûsuf'a göre, isabet ederse caizdir. Cemaat (karanlık gecede) kıble cihetlerini ararlar ve imamlarının hâlini (yönünü) bilmez­lerse, imamı ileriye geçmiyenin namazı caizdir. İmamı geçenin, imamın hâlini bilen ve imama muhalefet edenin namazı muhaliftir, (fasittir).

Korkanın (yönünü bir yandan diğer bîr yana döndürdüğünde herhan­gi bir tehlikeden korkan kimsenin) kıblesi kadir olduğu cihettir [159]

 [160](İmam ve Cemaat) kalbinin niyyetini iftitah tekbiri ile beraber na­maza bitiştirir ve kalbindeki niyyetine dil ile söylemeyi ilâve etmek af-daldır [161]. Sahih olan rivayette, teravih, sünnet ve nafile namazlar için mutlak niyyeti (bunlardan birini tâyin etmeden mutlaka bir na­maza niyyet etmek) kifayet eder.

Farz (keza vâcib) namazlar için tâyin şarttır. Meselâ ikindi nama­zının farzı gibi. Muktedî (imama uyan) da namazının tmam'a tebaiyye-tine niyet eder [162] Ve Cenaze namazında da Allah (C.C.) için namaza, meyyit için duaya niyet eder. Rek'atların adedini niyyet etmek şart de­ğildir. [163]

 

Namazın    Rükünleri   [164]

 

Namazın farzı: iftitah tekbiridir. O da şarttır [165]. Ve namazda dikilmek [166], Kur'an okumak [167], Rukû'a, Secdeye varmak [168] ve son kaide de teşehhüd miktarı oturmaktır.tşte bunların hepsi namazın rükünleri (namazın esasları ve farz­ları) dır. Namazdan, (namaz kılan adamın) kendi arzusu ile çıkması (İmara'ı Azam'a göre) farzdır. İmameyn için muhalefet vardır.

NAMAZIN VACİBLERİ: [169] şunlardır: Fatihayı okumak [170] Fa­tihadan sonra bir sûre okumak» okumayı (farzların) evvelki iki rekâtına tâyin etmek [171], mükerrer olan işte (iki secde gibi) tertibe (arka ar­kaya yapmaya) riâyet etmek, tâdili erkânla kılmak, imam'i Ebu Yûsuf'a göre (R.A.). tâdili erkânla kılmak farzdır. Birinci Teşehhüde oturmak, her iki kâdede (birinci ve son kâdede) teşehhüdü (tahiyyatı) okumak, (birinci selâmda) selâm lafzını söylemek, Vitir namazının kunud duala­rım okumak, Bayram namazlarının tekbirlerini getirmek ve namazlarda açıktan okunacak yerlerde acık okumak, gizli okunacak yerlerde gizli okumaktır [172]

NAMAZIN SÜNNETLERİ ŞUNLARDIR:[173]' İftitâh tekbiri için (Namazın evvelinde) iki elini kaldırması, parmaklarını kendi hâline bı­rakması, İmamın tekbirleri açıktan alması, Süphânekeyi, Eûzü besme­leyi ve (Fatihanın sonunda imam ve cemaatin) gizli olarak âmin deme­si, göbeğinin altında sağ elini sol elinin üzerine koyması, rükû tekbirle­rini alması ve rükû teşbihlerini (Süphâne rabbiyet azîmi) üc defa söy­lemesi, rukûden kalkması, rukûde iki ellerim dizden tutması ve parmak­larını açık bulundurması, secde tekbirini alması, secdenin teşbihini (Süp­hâne Rabbiyel âlâyı) üç defa söylemesi, secdede dizlerini, ellerini yere koyması [174].  (Oturduğunda)  sol ayağını yatırıp sağ ağayım dikmesi, rukûden sonra (vücut hareketten kesilecek kadar)  dikelmesi, iki secde arasında oturmak, (Teşehhüd okuduktan sonra) Peygamber (S.A.V.) in üzerine Salavâtı şerife ve (bütün müslümanlarla beraber ana, baba, ho­ca ve akrabalara) dua etmektir [175]

NAMAZIN MENDÜP5LERI ŞUNLARDIR: [176] Namaz kılan kim­senin secde yerine bakması, esnerken ağzım (dişleri veya eliyle) tuta­rak kapatması [177], İftitâh tekbirini alırken ellerini (uzatarak) yenle­rinden çıkarması, imkân dâhilinde Öksürüğü defetmeye çalışması [178], (Müezzin) Hayyelessalâh derken (Cemaat ve imamın namaza) kalkma­sı, Hayyealel felah derken kalkmasına denildi ve Kadikâmetissalâtû derken (imam ve Cemâatin) namaza başlamasıdır [179]

 

Namazın Kılınış Şekli :

 

Namazda mutlaka huşu lâzımdır. Namaza başlamak istediğinde, el­lerini kaldırdıktan sonra kulak yumuşağına baş parmaklarını hizalandi-rarak Lafza'i Celâlin (Allah lafzının) hemzesini ve ekber lafzının bâ'sını uzatmadan tekbiri alır [180]. Baş parmaklarım kulak yumuşağına mesh ettirmek suretiyle tekbirin alınması da denildi. îmam'ı Ebû Yûsuf (R. A.)'a göre (ellerini) tekbirle beraber kaldırır, tekbirden evvel kaldırmaz. Kadın   (tekbir alırken)   omuzlarının hizasına kadar kaldırır [181]

Cemaatin tekbiri imamın tekbirine bitişik olması (imam bitirme­den cemaatın imamla beraber almaları imam'ı Âzam'a göre) daha sevap­tır. İmameyn (imamın tekbirinden sonra cemaatın alması lâzımdır diye­rek) muhalefet ediyorlar [182]. (Namaza başlayan adam) eğer Alla İni Ekber yerine Alla hu ecel, Allâhü â'zam, Errahmânü ekber, Lâilâhe il­lallah veyahut arab dilinden başka fârîsi dilde okur ve yine arapca dille okumaktan âciz olan fârisi dille okursa sahihtir. Hayvanı keserken fârisi lisanla (Benam hudâ; Allah'ın adıyla) okursa sahihtir [183]

Fârisi dilden başka diğer dillerde (Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Almanca diller gibi) şahinlikte Farsça dil gibidir. Eğer (namaza başlar­ken İftitâh tekbiri yerine) «Aüahım beni mağfiret et» mânasını ifâde eden AHahümmegfirlî derse (hâlis Allah'a tazim olmayıp kendi ihtiya­cım isteme şekli olduğundan) caiz değildir. İmam'ı Ebû Yûsuf (E.A.) eğer tekbiri güzel alabiliyorsa tekbirden başka hic bir şeyle caiz değil­dir. Ancak onunla (tekbirle)  caizdir dedi.

Tekbiri aidıktan sonra; ayakta dikilirken Zikri İlâhi sünnet olan her dikilişte göbeğinin altında sağ eiini sol elinin bileğine bağlar, imam'ı Mu-hammed (R.A.)'a göre, ayakta Kur'an-i Kerimi okumak meşru olan her dikilişte göbeğinin altında sağ elini sol elinin bileğine bağlar.

Binaenaleyh (imam'ı Âzam ve Ebû Yûsuf R.A. göre) Kunut Dua­sını okuma ânında ve cenaze namazında ellerini göbeğinin altına kor. îmam'ı Muhammed (R.A. buralarda elini bağlamaz salıverir diyerek) muhalefet ediyor [184]

Rukûdan sonra (Semiallâhülimen hamideh, deyip) dikilince ve Bay­ram tekbirleri arasında bilittifak (ellerini yanlarına) salıverir. Sonra Süphânekeyi sonuna kadar okur ve (İnni Veccehtü ilâ ahirini) ilâve et­mez, imam'ı Ebû Yûsuf (R.A. Iniii Veccehtü ilâ ahiri ilâve edilmesini söyleyerek) muhalefet ediyor. Sonra Eûzüyü kıraat için gizli olarak okur.

Binaenaleyh mesbuk (namazın evvelinde imama yetişnteyip ikinci, üçüncü rekatlarda yetişmiş) olan kimse yetişmediği rek'atları kâza ederken kıraat için Eûzüyü okur, muktedî (namazın başında imama uyan) ise Eûztiyü okumaz, (Eûzü) Bayram tekbirlerinden sonraya (Kı­raat için) bırakılır. İmam'ı Ebû Yûsuf a göre Eûzü Süplıânekeye tâbi­dir. Binaenaleyh muktedî Eûzüyü okur ve (Eûzü) bayram tekbirlerine takdim olunur; Her rek'atm evvelinde gizli olarak besmele okunur[185], sûre ile fatiha arasında okunmaz.

Gizli namazlarda Muhammed için muhalefet vardır. O (Besmele), sûrelerin arasını ayırmak için inzal olunmuş, Kur'an'dân bir âyettir. Fâ-tiha'dan ve herhangi bir sûreden değildir. Sonra Fâtifa ve sûre yahut (Fatiha ile beraber) üç âyet okur. imam, VeleddâUîn dediği vakit, imam ve cemaat gizli olarak Amîn der [186]. Sonra Rükû tekbiri alır, ellerini dizleri üzerine kor ve başını aşağıya eğmeden, yukarıya kaldırmadan sırtını düz tuttuğu halde ellerinin parmaklarını diz kapaklarının üzerin­de ayırır.

(Rukûde) üç defa «Sübhânerabbiyel Azim» der ve bu (sünnetin) en azıdır. Namazı yalnız kılan için tek söylemekle beraber (beş, yedi gibi) fazla söylemek müstehaptir [187] Sonra İmam «Semiallâhülimen Hami­deh» diyerek başım kaldırır, imamın bu kadar demesi iktifa eder. tma-meyn, (İmam) buna rabbenâ Lekelhamd'ü zammeder dediler. Bilittifak muktedî tahmidle  (Rabbenâ Lekelhamd ile)  iktifa eder.[188]

Namazı yalnız kılan kimse asah olan kavilde ikisini (İmam ve ce­maatin dediğim) cem eder ve muktedî gibidir de denildi. Sonra tekbir ahr ve secdeye gider, evvelâ dizlerini, ellerim ve sonra da kulaklarının hizasına parmaklarını bitiştirdiği halde iki elinin arasına yüzünü kor, kollarının pazularmı vücudundan açar ve karnım uyluklarından uzaklaş­tırır. Ayaklarının parmaklarını kıble tarafa yöneltir.

Kadın ise (Secdede) pazularmı bedenine yanaştırır, karnını uyluk­larına bitiştirir. (Secdede) üç defa SübhâneRabbiyerâlâ der, en aşağısı da bduur, burnu ve alnı ile secde yapar, ikisinden (burun veya alından) biriyle yahut sarığın kenarına secde yaparak kısaltırsa» İmam'ı Âzam'a göre kerahatla beraber caizdir. (İmameyn) özürsüz sâdfe alm üzerine secdeyi kısaltmak câîz değildir, dediler. Elbisesinin fazlası (namaz kı­lanın elbisesinin etek ve yeni gibi) üzerine ve alnının üzerinde karar edi­leceği her sert şeyin .üzerine secde etmesi caizdir. (Secdeye varanın alnı) karar etmez ve ileri geri yaylanan [189] her şeyin üzrine secde etmek de caiz değildir.

Eğer kendisiyle beraber ayın namaz kılan liimsenin sırtına izdiham­dan dolayı secde ederse caizdir. İmam'ı Muhammed (R.A.) a göre O (Secde) alnı yerden kaldırmakla tamam olur. İmam'ı Ebû Yûsuf'a göre (R.A.) secde, alnı yere koymakla tamamlanır. Sonra tekbir alarak ba­şını kaldırır. Mutmein olarak (Vücudu hareketten kesilerek) oturur ve mutınein olarak secde eder. Sonra kıyama kalkmak için tekbir alır, (ev­velâ)' yüzünü kaldırır, sonra ellerini kaldırır, oturmadan ve yer üzerin­de bir şeye dayanmaksızın (belki dizleri üzerine ellerini kor) ve dikile­rek kalkar.

İkinci rek'atta birinci rek'at gibidir. Ancak ikinci rek'atta sübhâ-neke, Eûzü okunmaz ve iki eller (yukarıya veya kulak yumuşağına) kaldırılmaz. Fakat «Fek'as sam'ac»  [190]  harflerinin bulunduğu yerlerde eller yukarıya kaldırılır. İkinci rek'atm secdesinden başını kaldırdı­ğı vakit, sol ayağım yatırarak üzerine oturur ve sağ ayağının parmak­larını kıble tarafa yönelterek diker. Ellerinin parmakları kıble tarafa yönelterek serilmiş vaziyette (parmakların araları açık ve bitişik şekil­de) uyluğunun üzerine kor. İbni Mes'ud (R.A.) Teşehhüdünü okur [191]. O (İbni Mes'ud'un teşehhüdü); tehiyyeler (sözle yapılan ibâdetler) sa-îâvatlar (fiilî ibâdetler) Tayyıbeler (Malî ibâdetler) Allah (C.C.) içindir. Selâm, Allah'ın (C.C.) rahmet ve b'ereketi senin üzerine olsun, ey Pey­gamber, selâm bizim (bütün peygamberler sınıfına dahil olan Tirizim) üzerimize ve Allah'ın salih kulları üzerine olsun.

Ben şehâdet ederim (kat'iyetle bilir ve söylerim) ki; Allah'dan (C.C.) başka (tapılacak, yaratıcı, öldürücü, rızık verici ve her şeye ka­dir) ilâh yoktur. Yine ben şehâdet ederim; şüphesiz Muhammed (Ş.A.V.) onun Allah'ın C.C.) Kulu ve Rasûlüdür. Birinci kâde'de bunun (Teşeh­hüdün) üzerine ziyade etmez. (Farzların) birinci ve ikinci rek'atların-dan sonra sadece fatihayı okur. O (sade fatiha okumak), daha sevaptır. Eğer (evvelki iki rek'atlardan sonraki rek'atlarda üç defa) teşbih veya hic bir şey okumaz susarsa caizdir [192]. İkinci Kâde (Teşehhüde otur­mak) de birinci kâde gibidir.

Kadın, iki kâde de teverrük eder. O (Teverrük); sol yanı üstüne otu­rup iki ayaklarım sağ tarafından çıkarmaktır, ikinci Kâde de teşehhüt tamamlandığı vakit, Peygamber (S.A.V.) üzerine Salavâtı şerife getirir ve (Rasûlüllâh'dan) sabit olan dualara ve Kur'ani Kerim'in lafızlarma benzeyen dualardan dilediğini okur [193]. İnsanların sözüne benzeyenle­ri (Ey Aliahım bana filân kadım aile olarak lütfet, mealindeki, Allahüm-me Zevvicni fülânete gibi sözleri) okumaz. Sonra imamla beraber sağ taraf ma selâm verir. Binaenaleyh (Selâm ve Allah'ın C.C. rahmeti si­zin Üzerinize olsun mânâsım ifade eden) «Esselâmü Aleykünı Verahme-tûllâh» der. Sol tarafına da aynı selimi verir.

t mam Selâmla beraber sağında, solunda hafaza meleklerine ve ken­disiyle beraber namazda bulunan (erkek, kadın) insanlara (ve Mü'min çinililere) niyet eder. İmam'a uyan cemaatta imam gibi niyyet eder ve imam'dan tarafa selâm verdiği zaman imama da niyyet eder. Şayet ce­maat, imamın (arkasında olmak suretiyle) hizasında olursa her iki ta­rafa selâm verirken cemaatla beraber imam'a niyyet eder [194]. Tek başına namaz kılan kimse, (Selâm verirken) ancak hafaza meleklerine niyyet eder. [195]

 

Namazda Kıraat Bahsi

 

imam, Cuma ve Bayram namazlarında, edâ olsun, kâza olsun sa­bah namazında ve akşamla yatsı namazlarının ilk iki rek'atlannda Kı-raat'ı cehren (sesli) okur. Yalnız kılan kimse ise, gece nafilelerinde (Terâvih ve Vitir), eğer vaktinde olursa (Eda olunan ve) cehri olan farz­larda muhayyerdir (isterse sesli, isterse sessiz okur) [196]. Fakat, cehri (sesli okumak) afdal kılındı. îmanı ve Münferid, zikri geçenlerden maa­da da (Teravih, vitir ve farz'ı cehriden başkasında) vâcib olarak gizli okurlar. Sahih kavilde; Cehrin ednâ (aşağı derece) sı, (İmam hakkın­da) başkasına işittirmek ve ihfânın (gizli okumanın) ednasi ise, kendi nefsine işittirmektir. Talâk, Itak, İnşâallâh ve bunlardan başka (Hay­van kesmede besmele, îlâ ve alışverişte) konuşma ile ilgili olan bütün yerlerde, yine ilıfâ ve cehrin hükmü böyledir [197]

Eğer namaz kılan kimse, yatsı namazının evvelki iki rek'atının sû­resini terk etse, son iki rek'atında, fatiha ile sûreleri kaza eder. Musaîli (namaz kılan) fatiha ve sûreyi cehren okur. Eğer musallî, yatsı nama­zının evvelki iki rek'atının fatihalarını terk etse, son iki rek'atmda kaza yapmaz, (zira kaza etse bir rek'atta iki defa fatiha okumak lâzım gelir).

Kıraatin farzı; (İmam'ı Âzâm'a göre) bir âyetdir. (Âyet gerek kı­sa olsun, gerek uzun olsun, gerek fatihadan olsun ve gerekse başka sû­relerden olsun). İmam'ı Ebû Yûsuf ve İmam'ı Muhammed (R.A.)'a göre ise, üç kısa ve bir uzun âyettir [198]

Seferde vakit acele olduğu zaman namazda kıraatin sünnet mik­tarı, fatiha ve arzu ettiği herhangi bir kısa sûredir. Emin olduğu za­man ise, Sabah Namazında Sûre'i Bürüe ve İnşekkat gibi sûreleri oku­mak sünnettir. Hazarda (İkâmette) ise (Kıraatin sünnet miktarı Fa­tihadan sonra) kırk veya elli âyettir. Ulemâlar sabah ve öğle namazla­rında mufassal uzun sûrelerin, ikindi ve aytsı namazlarında orta sûre­lerin, akşam namazında ise kısa sûrelerin okunmasını güzel gördüler.

Hucurât Sûresi'nden, Bürûç sûresine kadar sûreler uzun, Bürûç sûresinden Lemyekûn sûresine kadar, orta sûreler ve Lemyekûn sûresinden mushafın sonuna kadar devam eden sûreler ise, kısa sûrelerdir. Zaruret zamanlarında, hâlin iktiza ettiği miktardır [199]. Sadece sabah namazlarında birinci rek'atın kıraati, ikinci rek'atm kırâatmdan (insan­ların cemaata yetişebilmeleri için)  nzun okunur.

Inıam'ı Muhammed (R.A.)'a göre bütün namazlarda birinci rek'a­tm kıraati uzun okunur. Namaz için Kur'andan bir şey tâ'yin edilmez, bir cihetteki, ondan başkası o namazda caiz olmasın [200]. Namaz için sûre tâyin etmek mekruhtur. İmam'a iktîdâ eden kimse okumaz, sükût eder ve imamı (dinliyen huzur ve düşünce ile) dinler, velevki imamı rağbet (taleb, rahmet) ve korku (azab) verici âyetleri okusa, yahut hutbe veya Peygamberimize Salâvat'ı şerife getirse, yine de muktedî dinler ve sükût eder. Uzak (Hutbeyi işitemiyen) ve yalan olan kimse­ler,   (susup, dinlemekliğin vucûbiyetinde) [201]  müsavidirler   [202]

 

Cemaatla Namaz Kılma Faslı

 

Cemaat (Farz namazlarında) sünneti Müekkededir [203]. Cemaat arasmda imamlığa en lâyık olan: sünneti en, iyi bilen [204] (Namazın ahka­mını, sıhhatini, fesadını en iyi bilen) kimsedir. (îiinıde müsavilikten) sonra kıraati daha güzel  (Tecvidi daha iyi bilen) dır. İmam'ı Ebû Yûsuf'a göre ise: Bilâkistir, (yâni kirâat'ı güzel olan sünnete âlim olana tercih edilir). Bundan sonra evrâ (ziyâde müttekî olan ve haramdan kaçinan)dır. Sonra (bu üç vasıfta müsavi olsalar) yaşta büyük olan­dır. Bunda da müsavi olsalar ahlâkan (Hilm, rıfk, haya..) daha mükem­mel olandır.

Kölenin, ârâbînin, â'mânm  (körün)  [205] -fâsıkın [206], Bid'at sahibi«in [207] ve Veledi Zinanın imamlığı kerâhattır. Eğer imamlığa geçirir­lerse caizdir. İmamın namazı uzatması kerâhattır [208]. Yalnız başına ka­dınların cemaatıda kerâhattır. Eğerki, kadınlar cemaat olurlarsa, çıp­laklarda olduğu gibi imam olan kadın ortalarına  (beraber)  durur. Kadınlar cemaata (fitne çıkmak korkusundan için) gidemezler. Ancak sabah, akşam ve yatsı namazlarına acuze (ihtiyar) kadınlar gidebilir­ler. İmameyne göre (ihtiyar kadınlar) her namaza gidebilirler. ^Çün­kü) onlara rağbet gösterilmez [209]                                       

......Tek cemaatla namaz kılan kimse, o cemaati sağ tarafına durdu­rur [210]. Cemaat iki veya daha fazla ise, İmam öne geçer, imamın ar­kasına evvelâ erkekler, sonra erkek çocuklar, hunsalar, daha sonra ka­dınlar saf tutarlar. Bir kimse, şehvet sahibi   (dokuz yaşından yukarı) kadınla tahriem (iftihtah tekbîri) ile müşterek salât'ı Mutlakta (Ru-kû'Iu, secdeli) perdesiz bir mekânda (bir rukûn kadar) beraber olsa ve eğer imam kadınlar içinde ııiyyet    etmişse, o kimsenin    namazı    fasit olur[211].

Şayet imam kadına ni\yet etmezse kadın imamın namazına dâhil olamaz. Erkeğin kadına veyahut çocuğa [212], Tâhir (Özürsüz)'in mâ* zûre, [213] Kâri (Okumuş)'in ÜmmPye (Okuma bilmiyeııe) [214], Mük* tes (Giyimli) olan kimsenin Üryan  (Çıplak)  olana, ima  (işaret) sız kılan kimsenin ima ile kılana, ve farz kılan kimsenin nafile kılana, veya] farz kılanın, farzı ahar (başka farz) kılana iktidâsı fasittir. Ayağını] gasleden (yıkayan)'in, mesih edene  [215], nafile kılanın farz kılana, bu-inun gibi îma ile kılana ve kâim (Ayakta) olanın ahdep (Kambur, büğrü) olana iktidasi caizdir. Yine (Zikr olunan gibi caiz oîur), abdestli olanın teyemmümlü olana ve kâim (ayakta olan)'in Kâid (oturan)'e iktidasi caizdir [216]. İmam'ı Muhammed, ilci meselede (Abdestlinin teyemmüm-lüye ve kâimin kaide iktidâ etmesinde) muhaliftir.[217]

Eğer (Musalli) imamının (namaz kıldırdığı zaman) abdestsiz ol­duğunu (İmamdan fariğ olduktan sonra) bilirse, namazım iade eder [218]. Eğer bir Ümmiye iktidâ etseler; İmam'ı Âzam (R.A.)'a göre, hepsinin namazı fasit olur. imameyn (tmam'ı Ebû Yûsuf ve Muhammed R.A.)'e göre ise; yalnız Kâri'nin namazı fasit olur. Kâri olan (iyi okuyan) imam (Hades vakî olmakla) son iki rek'atta (evvelki iki de okuduktan sonra) bir ümmiyi istihlâf etse (yerine çekse), hepsinin namazı fasit olur . [219]

 

Namazda Hades Bahsi

 

Bir kimseye namazda (bilâ ihtiyar) hades (Abdesti bozan bir hal) arız olsa, (beklemeden) abdest alır [220]. Ve namazını tamamlar. Yeniden kılmak daha efdaldır Eğer (Hades sepkat eden) imam ise, kendi yerine (İmamlığa elverişli) başka bir konseyi (eğlenmeksizin işaret ederek veya elbisesinden) çeker, abdestini alınca döner ve eğer imamı namazını na­mazdan çıkmamişsa, vücfiben mekanında (namazını) tamamlar. Şayet (İmamı namazdan çıkmış ise) hades sepkât eden kimse (İmam veya muktedi) muhayyerdir, yalnız kılan kimse gibi isterse, gelir mekânında tamamlar. İsterse, abdest aldığı yerde tamamlar.

Eğer (Namaz kılan) kasten hades ederse, yeniden kılar. Eğer namaz kılan kimse cinnet getirse, veya bayıisa, veya gustil icabetse, veya kah­kaha ile gülse, veya namaza mâni necaset isabet etse, veya başı yarılsa (kanı aksa), veya abdesti bozuldu zanniyle mescitten çıksa veya (bu a-dam sahrada) safların dışına çıksa, hepsinde namazım yeniden kılar. Sonra abdesti bozulmadığı meydana çıksa, yahut (Mescitten)) çıkmadığı ve (sahrada safları) geçmediği tezahür ederse, başladığı namazını ta­mamlar.

Namaz kılana hades, tehîyyâtü okuduktan sonra (namazın sonunda) meydana gelse, (beklemeden) abdest alır ve selâm verir. Eğer  (namaz kılan kimse) bu halde (Teşehhüd miktarı oturduktan sonra) kasten ha­des yapar veya namaza mâni bir amel işlerse, namazı tamam olur [221].

îmamı'ı Âzam'a göre: (Namaz kılan kimse) bu halde (Teşehhüd miktarı oturduktan sonra) kendisi teyemmümlü iken su görse (ve kul­lanmaya kadir olsa), veya meshin müddeti tamam olsa, veya mestlerini kolaylıkla çıkarsa (mestleri kolayca ayağından çıksa), veya okuma bil­meyen kimse sûre öğrense, veya çıblak [222] namaz kılan kimse elbise bul­sa, veya îma ile namaz kılan rükû ve secdeye kadir olsa, veya tertip sa­hibi [223] olan fevt ettiğini hatırlarsa, veya okuma bilen okuma bilmeyeni yerine geçirse, veya sabah namazında güneş doğsa, veya Cum'a nama­zında, ikindi vakti girse, veya özür sahibinin özrü zail olsa, veya iyi olmuş yaradan sargı düşse, namazı bâtıl olur.  (Çünkü huruç bisün,fthî İ-mam'ı Âzam'a göre farzdır)[224].

Eğer İmam, Mesbûku (birinci rek'atte imam'a yetişemiyeni) maka­mına çekerse sahihtir. (Fakat evlâ olan müdriki çekmektir. Çünkü İfti-tâh tekbirine yetiştiği iğin selâmda başkasını çekmeye ihtiyaç yoktur). (Çekilen mesbuk) İmamın namazını tamamladığı zaman, cemaatla selâm vermek için bir müdriki yerine çeker. Sonra mesbuk imam, namaza mü-nâfi (kahkaha ile gülmek, konuşmak gibi) bir hareket yapsa, bu hareket mesbüka zarar verir. Ama namazdan çıkanlara (İmam ve diğer cemâate) zarar vermez.

Eğer imara, teşehhüd miktarı oturduktan sonra (kasten) kahkaha ile gülse, veya kasten abdesti bozsa, mesbuk olan kimsenin namazı fâsid olur. Eğer İmam konuşur veya mescitten çıkarsa, (icmâan) mesbuk'un namazı fâsid olmaz.

Bir kimseye rükû veya secdede, namaza mâni bir hal olsa, eğer bina ederse (namazın kalanına devanı ed.erse), ikisini de (rükû ve secdeyi de) vâcib olarak iade eder. Bir kimse (evvelki rek'atte) secdenin birisini (yap­madığını) rükû veya secdede hatırlarsa, ve unutmuş olduğu secdeyi yap­sa, rükû ve secdeyi iade etmek menduptür. (Imam'ı Ebû Yûsuf'a göre ise iadesi farzdır).

Bir kimse diğer bir kimseye imam olsa ve imam olan kimseye de abdesti bozan bir hal olsa, eğer imam'a uyank imse (İmamlığa ehil ise) imam, yerine çekmesede, imama uyan kimse imamın yerine gelmeye tâyin olunur. Ancak (İmama uyan kimse) imamlığa elverişli değilse; (Çocuk, kadın gibi) bir kavle göre: Yine de İmam'a uyan kimse imamlığa tâyin edilir. Ve ikisinin namazı da fasit olur. Diğer bir kavilde ise fasit olmaz. Sahih olan kavile göre ise: İmama uyan kimse lâyık olmadığı halde) î-nıamhğa tâyin edilmez ve (o cemaatin) namazı fasit olur. İmaminki ise, fasit olmaz.[225]

Eğer İmam okurken tutukluk yapsa, başka bir adamı yerine imam yapmak (i. Âzam R.A.'e göre) caizdir, imam'ı Ebû Yûsuf ve İmam'ı Mu-hammed'e göre yerine geçirmek caiz olmaz . [226]

 

Namazı İfsad Eden Şeyler

 

Konuşmak; sehven olsun veya uyuklarken olsun, namazı ifsâd e-der[227]. Yine (konuşmak gibi) insanların konuşmalarına benzeyen duâ da, namazı ifsâd eder. İnsanların konuşmalarına benzeyen duâ: İnsan­lardan istenmesi mümkün olan söz (Allahım bana elbise ver, bana falanı veya bana bin dinar ver gibi)dir. Namazda «ah, vah, uh, eh veya ûf, of» demek iki harf dahi olsa ifsâd eder. İmam'ı Ebû Yûsuf'a göre iki harf ile olanlar ifsâd etmez.

Ağrıdan veya gelen belâdan dolayı sesli ağlarsa, namazı ifsâd eder. Cennet veya cehennemi hatırlamakla ağlarsa ifsâd etmez, özürsüz ök­sürmek [228] (Eğer Kır'âatı güzelleştirmek veya imamın hatasına işaret için olursa ifsâd etmez), ve aksının kimseye namazda, yerhamukellâh demek, bir kimse namaz kılana, istediğin falan şey hâsıl oldu derse, na­maz kılanda cevap kasdiyle «Elhamdülillah» dese veya namaz lalan kim­seye  «Allah'tan başka ilâh»  var  mıdır?  denilse,  o  da cevap kastiyle' «Lâilâhe İllallah» dese, veya namaz kılana, bir kimse teaccüp bir söz söy­lese, o da cevap kastı ile «Sübhânallâh» dese, veya namaz kılana bir kimse gelip, falan Öldü dese, oda cevap kastiyle «innâlillâhi ve İnnâ İleyhirâciûn» dese, veya acayip bir işten dolayı «Lahavle velâ Kuvvete İllâ Billahi» dese, İmam'ı Âzam ve İmam'ı Muhammed'e göre cümlesinde namaz fâsid olur. İmam'ı Ebû Yûsuf ise, (hepsinde namaz fâsid olmaz diyerek) muhalefet ediyor. Eğer (Namaz kılan) zikr olunan kelâmlara kendisinin namazda olduğunu bildirmek murad ederse, ittifakla fâsid olmaz.

Eğer (namaz kılan) kendi imamından başka imamı fethetse, namazı fâsid olur [229]. Fakat; kendi imamını feth etse, (İmam ister namaz caiz olacak mikdar okusun, ister okumasın, ister bir âyetten diğer bir âyete geçsin, isterse geçmesin) esah olan namazı fâsid olmaz [230]. Kasten se­lâm vermek (sehven fesâd etmez) ve (kasten olsun, sehven olsun) selâm almak ifsâd eder ve namaz kılan kimsenin kıraati, Mushaf'ı Şerifi açıp yüzünden okuması ifsâd eder. İmam'ı Ebû Yûsuf ile Muhammed (R.A.) muhaliftirler. Namaz kılanın yiyip içmesi (kasten olsun, sehven olsun) ifsâd eder.

Namaz kılanın ııecîs üzerine secde yapması (İmam'ı Âzam ile İmam'ı Muhammed (R.A.)'a göre namazı ifsâd eder [231]. İtnam'ı Ebû Yûsuf'a göre ise temiz bir şey üzerine secdesini iade ettiği zaman (yani önce necis üzerine secde yaptığında secdesi fâsıd olur ama, namazı fâsid olmaz, son­ra temiz bir yerde secdesini iade ederse) secdesi sahih olur. Ve namazı fâsid olmaz.

Ameli kesir (Failini hâriçten gören, onun namazda olmadığında şek-ketmek) de namazı ifsâd eder [232].

Namaz kılanın kendi namazından başka bir namaza başlaması (Me­selâ: Öğleden bir rek'at kıldıktan sonra, ikindi veya nafile namazına if-titâh tekbîri alsa, öğlesi bozulmuş olup, başkasına başlaması sahih olur ve öğleden çıkmış olur) önceden başladığı namazı fesâd eder. Namaz kı­lanın kıldığı namaza ikinci defa başlaması (Meselâ: öğleden bir rek'at kılar, sonra tekrar öğleye iftitâlı tekbîri getirirse, namazı fâsîd olmaz. Evvelki rek'at hesaba katılarak üç rek'at daha kılar ve namazı tamam olur ve eğer niyyeti kalbi ile yaparsa) ifsâd etmez.

Eğer  (namaz kılan) yazılmış yazıya baksa ve mânâsını da anlasa (gerek Kur'an ve gerekse başkası olsun), veya dişleri arasında nohutta» az olan taamı yese, namazı fâsid oîmaz. Nohut miktarı olursa, namazı if­sâd eder. (Namaz kılan kimse, ağzının dışından içine susam dânesi veya o kadar bir şeyi alır yutarsa rahmet damlası da olsa, sahih olan namazı fâsid olur).

Eğer bir kimse, yer üzerinde namaz kılan kimsenin secde yerinden geçse veya dükkân (yüksek bir yer) üzerinde namaz kılanın azasına, geçe­nin âzası beraber olsa, geçen kimse günahkâr olur. Fakat namaz fasid olmaz[233].

Namaz kılan kimsenin ihtimam edeceği husus: sahrada önüne, ka­lınlığı bir parmak ve uzunluğu bir arşın olan bir sütre (değnek vesaire) dikmektir [234]. (Namaz kılan kimse) sütreye yakın bulunmalı ve sütreyî kaşlarının birisinin hizasına dikmeli. Sütreyi yere koymak veya çizgi çek­mek kifayet etmez (Bu hüküm yer yumuşak olduğu zaman da câridir). Namaz kılan kimse geçmek isteyen kimseyi, (eli iie, başı ile veya gözü ile) i işaretle, veya teşbih ile men'eder. Eğer sütre yoksa, ikisi (hem İşaret» hem teşbih) ile men etmez (birisi kâfidir). Geçen olmaz diye emin olursa, süt-renin terki caizdir. İmamın sütresi cemâate de kifayet eder.

Bir kimse, iç taraafı necis olan ve etrafı dikili olmayan bir elbise (Seccade mesabesinde) üzerinde, namaz kılsa, sahihtir. Yine bir kimse bir tarafı necis olan seccadenin temiz tarafında namaz kılsa, seccadenin bir tarafını hareket ettirmekle diğer tarafı gerek küçük olduğu için hareket etsin, ve gerek büyük olduğu için hareket etmesin namazı sahih olur. [235]

 

Namazın Mekruhları  [236]

 

Namaz kılan kimsenin elbisesi veya vücûdu ile oynaması (tahrimen) mekruhtur. Secde etmek için taşı yerinden atmak mekruhtur. Ancak sec­de yapabUmek için bir kerre (el ile) atmak mekruh değildir. Namaz kılan kimsenin parmaklarını çatlatması, elini  (böğrüne) koyması,  (boynunu) sağa sola çevirmesi, (kelp gibi) dizlerini dikip karnına birleştirmek; iki kenedi üzerine oturarak ve ellerini yere koyarak oturmak, kollarını yere sermek, eli (ve başı) ile selâmı almak, özürsüz bağdaş kurmak, namazda (pantolonun ütüsü bozulmaması için) elbisesini eli ile çekmek, elbisesinin (bir ucunu) başına veya omuzlarına koyup, diğer ucunu salıvermek, es­nemek, gerinmek, gözlerini yummak, tepesine sacını toplayıp (İple bağ­ladığı halde) namaz kılmak [237] veya başı açık namaz kılmak mekruhtur. Fezellül ve tevazu için açık olursa; mekruh değildir [238]

(Büyük şahsiyetlerin huzuruna çıkılamıyan, evde giyilen kirli, pis ve yatak elbisesi gibi) kötü elbise ile namaz kılmak, namazda alnındaki toprağı eli ile silmek, namaz kılanın semâya bakması, âyetleri ve tesbîhi îli ile sayması İmam'ı Âzam'a göre, mekruhtur, İmam'i Ebû Yûsuf ve imam'i Muhammed muhalif (saymaktaki kerâhathğa muhalif )tir.

İmam'ın mescidin mihrabında yalnız kıyam etmesi, imamın dükkân [yüksek yer) veya yer üzerinde yalnız kılması (yani imam, yüksek yerde lurup yanında bir fert olmazsa, ve cemaatta aşağıda bulunsa, veya imam uçak yerde dursa, cemaat ise yüksek yerde bulunsa, imamın yalnız kıî-nası) mekruhtur, ön safta (velevki bir adam sığacak kadar) boş yer farken, arka safa durmak, namazda sûretii (resimli) elbise giymek [239]namazda iken başı üzerinde (tavanda), veya karşısında veyahûtta aynı hizada suret (resim) bulunmak mekruhtur [240]. Ancak (resim) küçük o-lursa kendisine bakıldığı zaman belli olmazsa, veya (Ağaç, çiçek gibi) ruh sahibi (canlı) olmazsa, veya başı kesilmiş olursa, mekruh olmaz [241]. Namazda, yılan ve akrebi öldürmekte mekruh olmaz.

imam'ın, mihrabında secde edici olduğu halde mescitte kıyamı (yani kendisi mescit içinde olup, secdesi mihrapta olursa) mekruh değildir. O-turup söyleşen kimsenin arkasında (yani önünde söyleşen adam varken arkasında) namaza durmak mekruh değildir. Asılı bulunan mushaf veya kılıca karşı, muma veya lambaya karşı namaz kılmak [242], resimli secca­de üzerinde, eğer resimler üzerine secde yapmaz (ve resimler ayakları altında bulunur) sa, namaz kılmak mekruh değildir[243].

Mescidin üzerinde idrar, büyük abdest ve cima (yapmak) mekruh­tur. Mescid'in kapısını kapamak (kilitlemek) mekruhtur. Esah olan, mescit veya namaz kılanların eşyalarının çalınmasından endişe edilirse (kapı­sını) kapamak caizdir. Mescidi kireçle ve altın suyu ile nakış (süs) lemek caizdir. İçinde mescid bulunan evin üzerine idrar ve (büyük abdest) gibi şeylerin yapılması caizdir. (Çünkü hakikatta mescid değildir. Hakîkatta mescîd olsaydı satılması caiz olmazdı). [244]

 

Vitir Ve Nafile Namazlar

 

Vitir namazı, (imanı'i Âzam1 a göre) vaciptir [245] İmam'ı Ebû Yu­suf ve Mulıanımed'e göre ise, sünnettir ve o (Vitir) bir selâm ile üç rek'attıf. Vitirin her re.k'atmde, fatiha ve sûre okur, üçüncü rek'atta rukû'dan evvel tekbire ellerini kaldırdıktan sonra daima kunut (duası­nı) okur [246]. Vitir namazından başkasında kunut okunmaz. İmam'a uyan kimse, vitrin kuııul'una rukûdan sonra da olsa tâbi olur [247]. (Ha­nefi olan muktedi) Sabah namazında (Kunut okuyan safiye kunutta) tâbi olmaz. Ebû Yusuf muhaliftir, (îmam'a uyması lâzımdır der). Az-hâr olan kavilde, sükût ettiği halde (ve elini salarak)  durur.

Sünnet'i (Mü'ekkede); sabah namazının (farzından) evvel, Öğle, ak­şam ve yatsı (nm farzın) dan sonra, iki rek'attır. öğle (nin farzın) dan evvel ve cuma (nm farzın) dan evvel ve sonra dört rek'atiır. İmam'ı Ebû Yusuf'a göre, Cum'adan sonra  (sünneti ıntiekkede)   altı rek'attır [248].

İkindiden 'evvel dört veya iki rek'at, akşamdan sonra altı (rek'at) yat­sıdan evvelki dört ve sonraki dört rek'at (sonraki dördün ikisi sünnet'İ müekkede'dir) mendûp oldu. Gündüz nafilelerinde bir selâm ile dört (rek'at) üzerine ziyade etmek mekruh oldu. Gece nafilelerinde ise (İmam'i Âzam K.Â.'a göre), sekiz rek'ata kadar mekruh olmadı. Ebû Yusuf ve Muhammed muhaliftir. (Bunlara göre gecede sekiz rek'at nafile bir se-. lamla mekruhtur, fakat asâh olan değildir.) Gece nafilesinde sekiz rek'at üzerine ziyade olunmaz. Gece ve gündüzde efdal olan (İraam'ı Âzam'a göre) dört rek'attır[249]. İmam'i Ebü Yusuf ve Muhammed (R.A.) ise gecede iki (şer) efdal dediler,  (Fetva da buradadır).

Kıyamı   uzatmak,   rek'atlerin çok olmasından   efdaidtr.   Farzın iki rek'atinde [250], vitir ve her nafilede kıraat farzdır. Kendisine niyyete başlanılsın nafilenin (başlaması) güneş doğarken ve batarken de olsa, (kazası) lâzımdır (ifsad ederse yine kazası lâzım olur), üzerine lâzım olan bir namazı kılmadım zanniyle başlasa sonra kıldığını hatırlayarak namazı bozsa, o bozduğu namazın kazası lâzım gelmez.

Eğer (Namaz kılan kimse) dört rek'at nafileye niyyet etse, Ka'deyi ûlâdan sonra yahutta ka'deyî ûlâdan evvel (namazını) bozsa (imam'ı Âzam ve İmam'ı Muhammed'e göre) iki rek'at olarak kaza eder, (çünkü nafilelerin her iki rek'atı tek basma bir namazdır). (Yalnız ikinci rek'at­ta oturmadan üçüncü rek'ata başladıktan sonra bozsa dördüncüyü de kaza eder). İmam'ı Ebû Yusuf; ka'deyi ûlâya oturmadan evvel bozarsa dört rek'at kaza eder dedi. Yine yukarıdaki gibi ihtilâf ediyorlar.

Dört rek'atta da kıraati terk etse veya son ikilerin birinde okusa (îmam'ı Âzam ve İmam'ı Muhammed'e göre iki rek'atın kazası) kâfi-dri (İmam'ı Ebû Yusuf'a göre ise dört rek'atım da kaza eder). Eğer yalnız evvelki ikide veya sonraki ikide okusa, yahut yalnız evvelki iki­nin birinde veya sonraki ikinin birinde (kıra-atı) terketse, ittifakla iki rek'atım kaza eder. Eğer evvelki (rek'atlarm) birinde okusa, (İmam'ı Âzam ve İmam'ı Ebû Yusuf R.A.'a göre) dört (rekatını da) kaza eder. İmam'ı Muhammet ise, iki rek'at kaza eder dedi. Eğer (bir kimse) na­filede ka'deyi ûlâyı terk etse, (İmam'ı Âzam ve İmam'ı Ebû Yusuf'a gö­re, nafile namazı) bâtıl olmaz. İmam'ı Muhammed muhalfitir (nafilesi bâtıl olur der.)

Bir kimse (şerefli) bir mekânda bir namaz (kılmayı) nezir etse o namazı da (şeref bakımından) daha aşağı olan mekânda kılsa, caiz­dir [251]. Eğer (bir kadm) yarın (namaz kılacağım) veya oruç (tutaca­ğım) diye nezir etse, o günde hayızh olsa, o (namaz veya orucun) ka­zası lâzım olur. Bir (farz) namazdan sonra, (kılınacak olan nafileler) o (farz) namaz misilli kılınmaz, (yâni nafileleri de farzlar gibi iki rek'a­tında Fatiha ve Zammı sûre okuyup, diğer iki rek'atında yalnız Fatiha okumak olmaz, her rek'atında okumak lâzımdır).

Nafile (Namazı) ayakta durmaya muktedirken oturarak kılmak sa­hih olur [252]. Eğer (namaz kılan kimse) iftitâh tekbirini ayakta aldık­tan sonra otursa, caizdir. Eğer ki özürsüz olursa (İmam'ı Âzam'a göre tenzihen) mekruh olur. tmam'ı Ebû Yusuf ve tmam'ı Muhammed (R.A.) ise (Ayakta iftitah tekbiri aldıktan sonra oturmak) özürsüz caiz değil­dir dediler. (Namaz kılan kimse) şehrin haricinde dâbbesine (hayvan veya vesaitine) binici ve imâ edici olduğu halde, dâbbesi herhangi tarafa yönelirse, nafile namazını (o tarafa) kılar [253]. Dâbbesinden hımeşİ ile (Ru'kû ve sucut ile) bina eder. tmam*ı Ebû Yusuf muhaliftir (Kaviyi zaif üzerine bina etmek lâzım gelir der), (Dâbbesine) binmekle bina etmez. [254]

 

Teravih Namazı

 

Teravih: On selâm ile ve her dört rek'attan sonra (dört rek'at) ka­dar oturmakla, yirmi rek'at olarak, cemaatle vitirden evvel veya sonra, yatsıdan sonra, Ramazanın her gecesinde Sümıet'i Müekkededir[255].

Teravihte sünnet olan, bir kerre hatmetmektir. Cemaatin tembelli­ğinden dolayı (Hatim) terk olunmaz, (lâkin zamanımızda ef'dâl olan, ce­maati nefret ettirmemektir).

Teravihi ayakta kılmaya kudret varken oturarak kılmak mekruh olur [256]. Vitir, ancak Ramazan'da cemaatle kılınır. Sünnetlerde efdâl olan Teravih müstesna, evde kılmaktır [257].               

 

Güneş Tutulması Namazı  [258]

 

Cuma'yı   (kıldıran İmam),  Güneş  tutulduğu zaman insanlarla her rek'atta bir ru'kû ile iki rek'at namaz kıldırır, (imam'ı Âzam'a göre) İmam, kıraati uzatır ve gizli okur. İmam'ı Ebû Yusuf ile İmam'ı Mah'am-med (R.A.) ise, açıktan okur dediler.                                            

(İmam) namazdan sonra güneş açılıncaya kadar dua eder. (İmam) Hutbe okumaz. Eğer (Cumayı kıldıran imam) yoksa, cemaat, ay tutul­ması, zulmet, rüzgâr ve korkuda olduğu gibi tek başına iki veya dört rek'at kılar. [259]

 

İstiska Namazı [260]

 

Istiska'da cemaat İle namaz yoktur. Belki sadece dua ve istiğfar­dır, îmam'i Âzam'a göre cemaat, tek başına kılarsa caizdir, imanı'ı Ebû Yusuf ve İmam'ı Muhammed ise, imam, insanlarla kıraati her ikisinde cehren okuyarak iki rek'at namaz kılar. Namazdan sonra İmam'ı Mu-hammed'e göre, bayram (hutbesi) gibi iki hutbe yapar. İmam'ı Ebû Yusuf'a göre ise, bir hutbe okur. (imam'ı Âzam'a göre ise, cemaatin meşruluğu olmadığından hutbe yoktur).

Cemaat ve (imam) elbise (pardesü, cübbe...) lerinin iç yüzlerini çe­virmezler. İmam'ı Muhammed'e göre imam (cübbesini) çevirir, cemaat (arka arkaya) ancak üç gün istiskaya çıkarlar. Müslümanlara cizye ve­rip içlerinde sâlûn olan gayri müslimîer (İstiskaya) çıkmasınlar. [261]

 

Farz Namaza Yetişmek

 

Bir kimse, farz olan bir namaza başlasa (ve o farza) ikâmet yapıl sa, eğer birinci (rek'atin) secdesini yapmamışsa, namazını keser ve ima ma uyar [262]. Eğer (birinci rek'atin) secdesini yapmışsa (başladığı namazda) dört rek'atlı farz ise, iki rek'atım tamamlar, (bu iki rek'at na­file olur). Eğer üçüncü rek'atin secdesini yapmışsa, (dört rek'ati) ta­mamlar. Nafile olarak (imama) uyar. Ancak ikindi namazında müstes­nadır (Çünkü ikindiden sonra nafile kılmak mekruhtur). Velevki sabah ve akşam namazında olsun (namazı) keser ve ikinci (rek'atin) secdesi­ni kayıtlamadığı müddet imam'a uyar. Eğer (ikinci rek'atin secdesini) kayıtladı ise tamamlar ve (imama) uymaz.

Eğer, namaza başlayan kimse, öğle veya cum'anın sünnetinde olur da, (öğlenin farzına) ikâmet olunsa veya hutbeye başlansa, birinci iki rek'at üzere keser. Öğlenin sünnetini (dört rek'at olarak) tamamlar da denildi.

Namaz için ezan okunan mesçidden, namaz kılan kimsenin (nama­zı) edadan önce çıkması mekruhtur [263]. Ancak o kimse ile başka bir cemaat kâim olacaksa (yâni banka bîr camide imam veya müezzin gibi vazifeli ise)  çıkması mekruh olmaz.

Eğer (ezan okunan mescidde namazı) kılarsa (mesçidden çıkması) mekruh olmaz. Ancak eğer kî (müezzin) ikâmet'e başlamışsa, öğle ve yatsıda müstesnadır[264]. Bir kimse sabah namazının sünnetini kıldığı takdirde, cemaatle   (sabah namazını)  kaybedeceğinden korksa, o   (sünfiet'i) terkeder ve imama iktida eder [265]. Eğer farzın bir rek'atıııa yeti§eceğiııe  (kalbi)  kanaat ederse, o   (sünneti)  terk etmez. Belki o   (Sün-Üet'i) mescit kapısında kılar ve (imam'a) uyar. (Sabah namazının sün-ftet'i) kaza olunmaz. Ancak farza tebaiyyetle  (Güneş doğduktan sonra e zevaldan evvel kuşluk vaktinde)  kaza olunur[266]

İmam'i Muhammed'e göre ise, güneş doğduktan sonra (Zevale ka-_ar istihsânen) kaza olunur, öğlenin sünnetini iki halde (yani farza ye-fişrnemek korkusu olsun, olmasın) terk eder. imam'ı JYÎuhammed'e göre (Sünnet'i) vaktinde iki rek'attan evvel kaza eder[267].

(İmam'ı Ebû Yusuf'a göre ise, iki rek'ati edâ ettikten sonra, dört ek'atı kaza eder). Sabah ve Öğlenin sünnetinden, beş vaktin farzından e vitirden başka asla kaza olunmaz.

Bir kimse öğle namazını cemaatla kılınırken bir rek'atma yetişse, ı (kimse öğleyi) cemaatle kılmamış belki faziletine erişmiş olur[268]. Bîr dmse Mescide gelse ve cemaata yetişemezse, o (farzın vakti geçmek uretiyle) kaybolmasından korkmadığı müddet farzından evvel istediği îleyi kılar.[269]

Bir kimse (İmam) rukû'da iken imama yetişse, tekbir alsa, ve (kı­yama da) dursa, o anda imam da başını kaldirsa, o kimse o rek'ate ye­tişmiş olmaz. Bir kimse imamdan evvel rukû'a varsa ve imam (kendisine jtiyan kimseye rukû'da) yetişse o (uyan) kimsenin rukû'u sahih olur . [270] 

 

Geçmiş Namazların Kazası

 

Tertip; vaktim geçenle (farz olsun vâcib olsun) vaktinde kılınan arasında ve (altı vakitten aşağı) vaktini geçenler arasında şarttır[271]. Bir kimse vaktini geçen (farz)  namazını hatırladığı halde eda etse, o kimsenin farzı (imanı'ı Âzam'a göre) mevkûfen fasit olur. İmam'ı Ebû Yusuf ve İmam'ı Muhammed'e göre ise, kat'i surette fasittir. Eğer vak­tini geçen namazı, altı vakit namazdan evvel kaza etse, namazın farzi-yeti bâtıl olur. Eğer altı vakti kılınca vaktini geçen namazı kaza etmez-? se, imam'ı Âzam'a göre; kıldığı altı vakit namaz sahih olur. İmam'ı Ebû Yusuf ve îmam'ı Muhammed'e göre ise, sahih olmaz.

Vitir namazı, amel cihetinden farz gibidir. Binaenaleyh vaktini ge­çen (Vitrin) hatırlanması (İmam'ı Âzam'a göre) namazı ifsad edicidir. İmam'ı Ebû Yusuf ile îmam'ı Muhammed (R.A.) muhalefet ediyorlar. (Bunlara göre, ifsad edici değildir).

Bİr kimse abdestsiz, unutarak yatsı namazım kılsa, bundan sonra sünnet ve vitri (abdest) ile kılsa yatsının iadesi jein sünnet'i iade eder. (İmam'ı Âzam'a göre) Vitri iade etmez. İmam'ı Ebû Yusuf ve İmam'ı Muhammed (R.A.) muhaliftirler (bunlara göre, vitri dahi kaza eder) [272]. Farziyetin batıl olması ile, namazın aslı batıl olmaz. İmam'ı Muhammed muhaliftir, (buna göre namazın aslı bâtıl olur). Vaktin daralması ile ve unutmakla tertip sakıt olur. Vakti gecen (Namaz) gerek yeni olsun, ge­rek eski olsun, vaktini geçenin altı olması ile de tertip sakıt olur. (Ter­tip)  vaktini geçenlerin azaimasıyle geri dönmez.

Bir kimseyi alti vakit veya daha fazla vakit (Namazı) terketse ve terkeden [273] dururken vakit namazını kılmaya başlasa, ondan sonra o kimseyi bir vakit yeni farz terketse, sonra yeni farzı hatırladığı halde vakit namazını kılsa, (O kimsenin) vakit namazı sahih olur. Eğer (Na­maz kılan kimse) terk ettiği (Namaz) lavı kaza etse, ancak farzın biri­sini veya ikisini (kılmasa), bu bakî kalanı hatırladığı halde vakit namazını kılsa yerine  (Yukarıda beyan olunduğu gibi)   Vakit namazı sahih olur. Kasten namazı terkeden kimse, namazın farziyetini inkâr etmediği müddet öldürülmez [274]. Eğer (bir kimse) kıldığı farzın sonunda niür-ted olsa, sonra o vaktin irinde müslüman olsa, o (kimseye) o (vaktin) iadesi lâzım olur. Mürted olduğu zamanlarda kılmadığı namazın kazası lâzım olmaz, âri harpte müslüman olduktan sonra terk ettiği namazın tlalıi farziyyetini bilmezse kazası lâzım olmaz [275].

 

Sehvi Secde Bahsi [276]

 

Namaz kılan kimse (Namazın fiillerinden birisini) ziyâde veya nok­san yaparak sevh etse, iki tarafa selâm verdikten sonra iki secde ya­par [277]. Ve bir (tarafa) selâmdan sonra iki secde yaparda denildi. (İkin­ci defa) Teşehhüt (Tehiyyatû) okur ve (ikinci) selâmı verir. (Namazın kaidesinde değilde) sehvin ka'desinde Peygamber (S.A.V.)'e Salavat-ı Şerife ve (Me'sûı- olan) düa okur. Sahih olan budur [278].

Rükû veya Ka'dede kıraat okusa, veya bir rukıı'ü (Kıyam, Kıraat ve sücût gibi) takdim veya te'hir etse, veya o (riiknû) tekrarlasa, ve­ya vücib'i tağyir etse (sesli okunacak yerde sessiz okumak gibi), veya (vâcib'i) terk etse, Kıraatten evvel ruk'û yapmak gibi (bu fiillerin cüm­lesinde)  velıiv secdesi vâcibolur [279].

Teşehhüt üzerine ziyâde etmekle (Allahüınmcsalli alâ Muhamme-din ve alâ âli Muhammed gibi) üçüncü rek'ata kalkmayı tehir etmek, iki rükû yapmak, sessiz (okunacak) yerde sesli ve sesli okunacak yerde ses­siz okumak, kâ'deyi TJIâyı [280] tei-kctnıek gibi fiillerde de sehvi secde vaciptir.

Zikrolunanin hepsi, vâeib'm terkine râci olur denildi. Eğer, Kıyanı ve rukû'da tehîyyâtü okusa, sehiv secdesi vâcib olmaz (çünkü bu ma­haller, sena mahalli okunanda senadır).

Eğer (namaz kılan kimse) birkaç defa sehiv yapsa, (hepsine) iki secde kifayet eder [281].

İmamın sehvi ile İmama uyan kimseye secde lâzım gelir, eğer imanı secde ederse, (İmanı secde etmezse, uyan kimsede etmez)[282]. İmama uyan kimsenin sehvi ile, (imama sehiv secdesi) lâzım gelmez. Mesbûk (İmama namazın başında uymayan kimse) imam ile (sehvi) secde eder. Ondan sonra  (kılmadığı rek'atlari)  kaza eder [283]

Eğer (namaz kıîan kimse) kâ'deyi Ûiâ'da sehiv etse (oturmasa) ve bu halde iken (oturmaya kıyamdan) daha yakınsa (yâni dizlerini kai-dırmamışsa), kâ'deye döner, (Teşehhüt okur, sehiv secdesi de üzerine vâcib olmaz, esah olan da budur). Eğer (oturmaya yakın olmazsa) dön­mez ve sehiv yapar. Eğer Kâ'de'i ahireden sehvetse, secde yapmadığı müddet döner ve sehiv secdesi yapar.

Eğer (Beşinci rek'atın) secdesini yaparsa, İmam'ı Muhammed'e gö­re; başını secdeden kaldırmakla, tmam'ı Ebû Yûsuf'a göre ise: Başını secdeye koymakla farzı bâtıl olur. (Bâtıl olan farz İmam'ı Âzami v6 İmam'ı Ebû Yûsuf'a göre): Nafileye münkalip olur. imam'ı Muhammed muhaliftir, (bana göre vasfı bâtıl ohnakla, namazın aslı da bâtıl olur). İsterse altıncı (rek'atı) da (tek rek'ath nafile olmadığı için) ilâve eder. Eğer dördüncü (rek'ata) otursa, bundan sonra (sehven) kalksa; (hatırlayarak ka'deye) döner ve (beşinci rek'atm) secdesini yapmadığı müddet selâm verir. Eğer (beşinci rek'atm) secdesini yapsa, farz'ı ta­mam olur, (Altıncı rek'attan sonra) sehvi İçin secde yapar ve altıncı (rek'atı) ilâve eder. (Altının) iki rek'atı nafiledir. (Altıncı rek'ati ilâve etmezde) beşinci (rek'at) te keserse, bir şey lâzım gelmez. (Dörtten zi­yâde olan) iki rek'at öğlenin son sünnetinin yerine kâim olmaz. (Yâni sehven öğlenin farzı altıya tamamlandığında ilâve olunan iki rek'at nâfile, öğlenin son sünnetinin yerine geçmez). Bir kimse ilâve olunan ilâ rek'atta imama uysa, (İmam'ı Âzam ve İmam'ı Ebû Yûsuf a göre): An­cak ikisini kılar [284]

Eğer (İmam iki rek'atı) ifsad ederse; (İmama uyan kimse) O (iki rek'atı) kaza eder. İmam'ı Muhammed'e göre (o kimse) altı rek'at kılar. Eğer (İmam) ifsad ederse, imama uyan kimseye kaza lâzım gelmez. Eğer iki rek'at nafilede sehiv için secde yapsa, (Sehvettiği nafilenin) üzerine ilâve etmez. (Eğer ilâve ederse sehiv secdesi batı olur). Eğer ilâve ederse,  (namaz)  sahih olur  (fakat sehiv secdesini, ilâve eder).

Üzerine sehiv secdesi-lâzım olan kimsenin selâmı o (kimseyi) mu-vakkatan namazdan çıkarır. Eğer secde ederse (namaza) avdet eder. (Secde etmezse, namaza avdet) etmez. (Selâm ile namazdan çıkmış olur). (Sehiv için secdeden evvel olan) selâmdan sonra, imama uyan kimsenin iktidâsı, mevkuf en sahih olur. (Yani eğer imam sehiv için secde ederse, o kimsenin imama iktidâsı sahih olur. Eğer secde etmezse İktidâsı sahih olmaz). (Sehveden müsafirin) farzı, (bu halde) mııkimlik niyyetiyle dört olur. (Selâmdan sonra ve sehiv secdesinden evvel) kahkaha ile gü­lerde, eğer secde ederse, (kahkaha sebebiyle namaz kılan kimsenin) abdesti bozulur. Eğer secde etmezse bozulmaz. İmam'ı Muhammed'e gö­re ise; (üzerine sehiv secdesi lâzım gelen khnse'nin selâmı) onu (ne mevkufen ve ne de kafi olarak) namazdan çıkarmaz. Bahsolunan hü­kümler (iktidamn sahih olması, farzın dört olması ve kahkaha sebebiy­le abdestin bozulması), secde etse de etmese de, sabit olur.

Üzerinde sehiv olan kimse, secde etmemek niyyetiyle selâm verse, niyyeti batıl olur ve o (kimseye namaza münâfi bir şey işlemediği müd­det) secde etmesi lâzımdır.

Eğer (Namaz kılan kimse) kıldığı namazın rekatlarında ve kaç rek'at kıldığında şüphe etse, (bakılır, evvelden bu şelâlde şüphe etmek âdeti olmayıp) bu şek kendisine ömründe ilk defa arız olmuş ise, o na­mazı yeniden kılar [285]. Ancak ilk defa arız olmayıp (çok defa vuku-bulmuşsa) araştırır ve zanm galip ile amel eder [286]. Eğer (Namaz kılan kimse) için zanm galip olmazsa (bir tarafı tercih edemezse) ckalli (azı) üzerine bina eder.[287] Ve o (oturduğu rek'atm) kâdeyi ahire olmak ihtima­line binâen her rek'atm sonunda oturur. Öğle namazını kılan kimse, öğ­le namazım tamam kıldım diye şüphe edip selâm verse, bundan sonra iki rek'at kıldığım bilse, namazı tamamlar ve sehvi için secde yapar . [288]

 

Hasta Namazı Babı

 

Hasta olan kinişe, ayakta durmaktan (hakikaten) aciz olsa veya (kıyama kalmak) sebebiyle hastalığın artmasından fcorksa,. (O hasta) rükû' ve secdelerim oturucu olduğu halde yaparak namaz kılar. Eğer rükû' ve secdeleri yapmaya muktedir değilse (oturmaya muktcâırse), oturucu olduğu halde başı ile imâ eder ve (hasta kimse imâda) secde­lerini rukû'undan aşağı yapar. (Hasta olarak namaz kılan kimse) sec­deleri için yüzüne bir  şey  kaldırmaz   [289].  Eğer   (hasta olarak namaz kılan kimse secdede) hasını rukû'dan aşağı yaptığı halde, (üzerUİe) secde yapmak için yüzüne karşı (yastık) gibi bir şey kaktırırsa, îması sa­hih olur. Eğer (rııkû'undan secdeleri aşağı olmazsa) iması sahih olmaz. Eğer oturmaya da gücü yetmezse (kudretine göre), ayakları kıble ta­rafına uzandığı halde, arkası üstüne yatarak, veya yüzü kıbleye karşı olduğu halde (sağ) yani üzerine yatarak (rükû' ve secdeleri) ima eder [290]. Eğer başı ile ima yapılmazsa, (namaz) te'hir olunur. (Başı ile imaya kudreti yetmiyen hasta) güzleri, kaşları ve kalbi ile ima etmez.

Eğer (hasta) ayakta durmaya kadir olup, rükû ve secdelerden âciz olsa, oturucu olduğu halde ima eder. Ve (oturucu olduğu haldeki îma) ayaktaki imadan ef daldır. Eğer namaz kılarken hasta olsa, kadir oldu­ğu ile (oturduğu yerden, veya îma ile) kılar. Eğer (hasta), namaza, oturduğu yerden rükû' ve secdeleri yaptığı halde iititâlı tekbirini alsa bu takdirde ayakta durmaya kadir oîsa, (İmam'ı Âzam ve Imaıırı Ebû Yûsuf'a göre); ayakta olarak tamamlar. İmam'ı Muhammed ise, (has­ta olarak namaz kılan kimse namazı) yeniden kılar dedi. Eğer (nama­za) ima ile iftitâh tekbiri alsa, bu takdirde rükû' ve secdelere kadir olsa, yeniden kılar.

(Ayakta) nafile kılan kimse eğer yoruîsa, (asa ve duvar gibi) bir şey'e dayanması  (caizdir). Eğer bîr kimse yürümekte olan bir gemide özürsüz oturarak namaz ki)ars::, (imam'ı Azam'a göre) sahihtir. İınam'i Ebû Yûsuf ve İmam'ı Muhammed muhaliftirler. (Bunlara göre sahih değildir)[291].

Bağlı olan (gemide) Özürsüz (oturarak namaz kılmak) câîz değil­dir[292]. Bir kimse bir gün ve bir gece üzerine baygınlık gelse veya cin­net (delirmek) gelse, bir gün ve bir gecenin namazını kaza eder. Eğer (baj'gınhk, deliük, bir gün ve bir geceden) bir saat ziyâde olsa kaza etmez. İmam'ı Muhammed'e göre; altıncı vakit girmediği takdirde kaza eder [293].                                                                                 

 

Secde’i Tilâvet Bahsi [294]

 

Ondört sûreden seccıe âyetinin birini okuyan kimse üzerine (see-dei Tilâvet) vaciptir. (Bu ondört süre) «Araf, Râd, Nahl, îsrâ, Meryem, Evvelki hac, Fürkân, Nemi, Eİif Lam Mim Tenzil, Sâd, FııssiSet, Nocm, înşikâk ve Alâk süreleridir».

Eğer işitmek kastı yoksada, işiten kimse üzerine [295] imanımın (secde âyetini) okumasiyle ister (işitsin, ister işitmesin, ister secde âye­tini okumadan evvel uysun, ister okuduktan sonra uysun) İmama uyan kimse üzerine (Secde'î Tilâvet) vaciptir. İmama uyan kimsenin okuma­siyle (ne namazda, ne namazın dışında, ne kendisine, ne imama, ne de diğer cemaata Tilâvet secdesi) vâcîb olmaz[296]. Ancak (Secde âyetini) okuyanın namazında beraber bulunmayıp, (Secde âyetini) işiten kimse üzerine vaciptir.

Eğer namaz kılan kimse, kendisi ile beraber (namazda) olmayan kimseden (Secde âyetini) İşitse, namazda secde yapmaz. Namazdan son­ra secde yapar. Eğer (işiten kimse namazda iken) secde ederse (secdesi) caiz değil ve namazı da,bâtıl olmaz [297]. Eğer bir kimse secde âyetini imamdan işitse ve imam (Tilâvet) secdesini yapmadan evvel uysa, imam­la beraber secde eder. Eğer (İmam) secde ettikten sonra uyar da ve uymak (kendisinde secde âyeti okunulan) rek'atta olursa asla secde et­mez[298]. Eğer (İmamın secdei Tilâveti yaptığı rek'atten) başkasında uymuşsa,  (İmama) uymayan kimse gibi namazın dışında secde eder.

Salâtiye olan (Namazın içinde okunan tilâvet secdesi), namazın hâ­ricinde kaza olunmaz [299]. Secde âyetini okusa, bundan sonra namaza başlasa ve o secde âyetini tekrar, (namazda) okusa ve (namazda iken tilâvet) secdesini de yapsa, o (secde) iki tilâvet secdesine kifayet eder. Eğer (namaza başlamadan evvel) Tilâvet için secde yapsa, bundan son­ra namaza başlasa, ve (secde âyetini) iade etse, bir defa daha secde eder. Eğer bir âyeti bir mecliste tekrar etse, (okuyana) bir secde kifa­yet eder. Eğer (Secde âyetini) veya meclisi değiştirirse, bir secde kifa­yet etmez[300]. (Dokumacı çözgü çözmek için iki tarafa çivi dikip ve gidîp gelmesi gibi) Bez çözmek, harman sürmek ve bir daldan diğer dala geçmekte tebdili (mekân) dır [301]. Eğer (Secde âyetini) işiten kimsenin  (işittiği) meclisi değişirse, okuyanın meclisi bir ise de, işiten üzerine |(secde*i Tilâvet) tekrar vacip olur. Eğer okuyanın meclisi değişip, işite­nin meclisi bir olsa, (işitene) secde tekrar vacip olmaz[302].

Secde'i Tilâvetin keyfiyeti: iki tekbir arasında ellerini kaldırmak-sızin namazın şartları (Taharet, Setri avret ve İstikbâli kıble) ile sec-Ûe etmektir. (Rüknü ise; alnını yer üzerine koymaktır). (Secde'i Tilâ­vette) ne teşehhüd ve ne de selâm vardır. Secde âyetini terk ettiği hal­de bir sûreyi okumak mekruhtur. Fakat aksi (yâni secde âyetini oku­yup, diğer âyetleri terk etmek) mekruh değildir. Secde âyetine kendin­den evvel bir veya iki âyet ilâve etmek menduptur. İşitecek olan kim­selerden (Secde âyetinin okunmasını, gerek namazda olsun ve gerekse namaz haricinde olsun) gizlemek (Şefkaten) güzel oldu. (Secde'i Tilâ­vet) kaza olunur. (Zira hükmü vaciptir). [303]   

 

Müsâfir Namazı Babı

 

(Müsâfir olan) Bir kimse, üç günlük vasati (normal) olarak yürü­meyi murat ettiği halde (Vatan olarak) seçilen belde veya karyenin yola çıkıldığı cihetinden oturduğu yerin evlerini geçerse, dört (rek'ath) farzı kısaltır [304]. Ve o (Müsâfirin) farzı seferde iki rek'at olur. Mute­dil yürüyüş; düz yolda yaya yürüyüşü ve (Kafile arasındaki deve yü­rüyüşüdür. Denizde (Yelken gemileriyle) havanın itidali muteberdir. Dağ­da ise, dağa lâyık olan itibar olunur.

Eğer (Müsâfir, namazını) tamam (Dbrt rek'at) kılar ve ikinci rek'­atta (Teşehhüt miktarı) oturursa, o (namaz) sahih olur [305]. Ve (Fakat selâmı te'hir, ve namazı ziyâde ettiğinden dolayı) günahkâr olur. Eğer ikinci rek'atta oturmadı ise, namazı sahih olmaz (nafileye münkâlip olur).

Müsâfir vatanına dahil oluncaya kadar, veya o (Müsâfir) başka bir beldede veya bir karyede ikâmet müddetine niyyet ederse, o (İkâmet müddeti) onbeş gündür veya (Onbeş günden) ziyadedir İd [306]; Müsâ-firden seferin hükmü kalkmaz. Eğer (Müsâfir) Mekke ve Mine gibi (iki yerde ikâmete) niyyet etse, mukim olmaz. Meğerki birinde (Mekke veya Minede) gecelesin[307]. Eğer (Onbeş günden aşağı kalacağına) niyyet ederse veya niyyet etmeyip (Bugün yarın giderim diyerek) sene­lere e baki kalsa, namazını kısaltır [308],

Eğer Askerler, harp sahasında (İkâmete) niyyet etseler veya (Harp­te) bir şelıri muhasara etseler veya azgın kimseler, İslâm Vilâyetinde şehirlerden başka yerde askerî ımıhâsara etseler, (Etrafı azgınlarla çevrili olanlar) yine namazı kısaltırlar. Göçebe olanlar eğer (İkâmete) niy­yet ederlerse, esah olan (Namazı) tamam kılarlar [309].

Eğer Müsâfir (Selâmdan evvel de olsa dört rek'athlarda), vakit içinde mukîm (imama) uyarsa sahih olur. Ve (namazını dörde) tamam­lar. (Vakitten sonra uyması) sahih olmaz. Mukîmin (Müsâfire) uyması ise, (Vakit içinde ve vakitten sonra) sahihtir. Müsâfir (Namazı) kısaltır. Mukîm ise, esah olan okumaksizm  (Namazı)  tamamlar[310]

(Müsâfir imamın, mukîm olanlara) «Siz namazınızı tamam kılınız. Zira ben müsâfirim» demesi müstehaptır. Aslî olan (doğduğu) vatan [311]kendi misli (İkâmet ettiği yer) ile değişir [312], sefer ile (Aslî olan vatan) değişmez, ikâmet ettiği vatan İse, kendi misli ile, sefer ve aslî olan vatan ile değişir.

Seferde geçirilen (Namaz), mukîm iken iki rek'at kaza olunur. Mu­kim iken geçirilen (Namaz) ise, seferde dört (rek'at) kaza olunur [313]. Kazada muteber olan, vaktin sonudur. (Eşkıya gibi seferinde) âsi olan (Müsâfir, müsâfirlik ruhsatında) namuslu insanlar gibidir. İkamet niy-yeti ve sefer niyyeti (Sultan, kumandan, ağa ve zevce gibi) asıl olanlar­dan itibar olunur. Köle, kadın ve asker gibi tâbi olanlardan itibar olunmaz. [314]   

 

Cum'a Namazı Babı [315]

 

(Cum'a) sahih olmaz. Ancak altı şartla sahih olur.  (Edasımn şart­ları) ;

a)  Mısır (Şehir) veya mısırın finasi (kenarı) olmalıdır [316]

b)  Sultan veya nâib (muâyin)i bulunmalıdır.

c)  Öğle vaktinde olmalıdır.

d)   (Öğle vaktinde Cum'amn farzından)  evvel hutbe  (okunmalıdır)[317]

e)   (Yeterli, en aşağı üc) cemaatın (bulunması) dır [318]

f) İzni âmir'üir  [319]                                                   

Mısır : Bir mekândır ki; orada kânunları yürütür ve hadleri yerine getirir bir emir ve hâkim bulunur.

Yine denildi ki, Mısır : Bir mekândır ki; o mekânda üzerine Cum'a vâcib olanlar, mescidlerin en büyüğüne toplansalar, o mescide sığnıezlar.

Mısırın finasi : Bir mekândır ki; Mısır'a bitişik olup (ölüleri def­netmek, at bağlamak ve silâh atmak gibi) beldenin maslahatları için ha­zırlanmış olan sahalardır.

(Cuııı'a) bir mısırda bir çok yerde sahih olur. Esâh olan da budur. liuam'ı Âzam (R.A.)dan bir rivayette; Cum'a, ancak bir yerde sahih olur. İmam'ı Ebû Yusuf (R.A.)a göre ise; eğer o (iki yerin) arasına nehir girerse, İki yerde Cum'a kılmak caiz olur. Mine'de, (Hac) mevsiminde Mısırdır. Orada Halîfe veya Hicaz Emîrî'nin buhınmasîyle Cum'a sahih olur. Mevsim Emîri bulunmakla Cum'a sahih olmaz. Arafat'ta da Cum'a sahih olmaz [320].

Hutbenin farzı (İmam'ı Âzam R.A.)a göre, bir teşbih veya tesbiha benzer (Tehİil, Tahmit ve tekbir gibi) şeylerdir [321] İmam'ı Ebû Yûsuf ve İmam'ı Muhammed (R.A.)a göre ise,  (Urfen) hutbe denilecek dere­cede uzunca bir zikrin olması lâzımdır..

Hutbenin sünneti, taharet üzere [322] ayakta [323] hutbeyi iki khsnıa ayırarak okumak. (İkî hutbe arasını) bir celse (oturmak) ile ayırmak­tır, öyle iki hutbe kî; bir âyet okumak üzere, takva ile vasiyyet etmek üzere ve Nebî Aleyhîsselâm üzerine Salât'i okumaya şumüliii olmaktadır. (Bu şekilde sünnetin tertibini) terk etmek mekruh olur. Cum'ada cemaat, (imamdan başka en az) üc kişidir. [324]. İmam'ı Eb Yûsuf (R.A.)a göre (imamdan başka en az) iki kişidir. İmam'ı Muhammed, İmam'ı Ebû Yû­suf ile beraberdir denildi, (Fakat esah olan İmam'ı Azamla beraberdir).

Eğer cemaat, İmam secdeye varmazdan evvel dağılsalar, (İmam'ı' Âzam R.A.'a göre), İmam (Com'ayı terkedip) öğle namazım yeniden la­lar. İmam'ı Ebû Yûsuf ve İmam'ı Muhammed'e (R.A.) göre ise; öğle namazını yemden kumaz(Cum'a namazım edâ eder). Ancak (İmam Cum'-a namazına) başlamadan evvel dağılmışlarsa (o zaman) ittifakla Öğle namazını yeniden kılar.

Öğle vaktinin çıkması ile Cum'a namazı bâtıl olur.

Cum'a namazının Vücâbnnun şartı, altıdır.

a)  Mısır'da ikâmettir [325] (Müsâfir üzerine farz değildir).

b)  Erkek olmaktır (Kadınların üzerine farz değildir),

c) Sıhhattir. (Hasta üzerine farz değildir).

d)  Hürriyettir, (köleler üzerine farz değildir),

e)  Gözlerin selâmetidir, (â'mâlara farz değildir).

f)  Ayakların selâmetidir,  (Kötürüm veya ayakları kesilmiş olanlar üzerine farz değildir) [326]

(İmam'ı Âzam R.A.'a göre) âmâ (kör) üzerine Cum'a (namazı) vâ-cib değildir. Velevki ellerinden tutup (Cnm'aya) götürecek kimseleri bulunsun. İmam'ı Ebû Yûsuf ile İmam'ı Muhammed (R.A.) â'mâmn e-linden tutam bulunduğunda ihtilâf etmişlerdir. Hac'da olan ihtilâfta bu gibidir [327]

Bir kimse Mısır'ın hâricinde olursa ezan sesini işitirse, İmam'ı Muhammed (K.A.)e göre,  (Cum'a namazı onun üzerine)  vâvîb olur [328]

Fetva da buradadır. Üzerine Cum'a vâcîb olmayan kimse, Cum'a na­mazını cdâ ederse vaktin farzından ona kifayet eder [329]

Müsâfir, köle ve hasta için (Cum'a namazında) im:yıı olmak caizdir. (Müsâfir, köle ve hasta) ile kılman Cum'a sahih olur [330]

Özrü olmayan kimse öğle namazını Cum'adaıı evvel kılsa, kerâhat'i (Tahrime -harama yakın kerâhat) ile beraber caizdir. Bundan sonra (Özürsüz öğleyi kılan kimse) Cum'aya gitse, İmam da Cum'a namazında olsa, (o kimsenin) Öğle namazı, (İmam'ı Âzam R.A.'a göre) bâtıl olur. İmam'ı Ebû Yûsuf ile İmam'ı Muhammed (R-A.)'a göre ise, Cum'aya yetişipte Cum'a namazına başlamayınca, öğlesi bâtıl olmaz dediler.

Özür sahibi ve hapis olan kimseler için Cum'a günü, Mısır'da, ce­maatle öğle namazmı kılmaları (İster imam namazdan fariğ olduktan sonra olsun ister evvel olsun), mekruh oldu.

Bir kimse (Cum'a namazına) teşehhütte veya, Secde'i Sehlv'de ye-tişse îmam'ı Âzam ile İmam'ı Ebû Yûsuf (It.A.'a göre o kimse) Cum'ayı tamamlar.   (Yani yetiştiğini İmam ile kılar.  Kalanını tamamlar) [331].

tmam'j Muhammed (R.A.) ise eğer ikinci rek'atın ekserisine (rukû'una) yetişmezse, öğleyi tamamlar dedi.

imam  (Hutbe için minbere)  çıktığı zaman, hutbesini tamamlayıncaya kadar (Cemaat için İmam'ı Âzam R.A.'a göre) asla namaz ve kelâm yoktur [332]. İmam'ı Ebû Yûsuf ile İmam'ı Muhammed   (R.A.)'a göre ise, (İmamın minbere) çıkmasından sonra hutbeye başlamadığı müddet feelânı olur dediler[333]

Birinci Ezân'da (Cum'aya) acele etmek ve satışı bırakmak vâcibtir.

[334]  (İmam) Minber üzerinde oturduğu zaman, imamın önünde ikinci idef'a ezan ckunur. (Cemaat hutbeye iyi kulak vererek ve susarak) dhıledikleri halde (İmama karşı)  yönelirler.[335] Hatip hutbeyi bitirdiği zaman» ikâmet olunur [336]                              

 

Bayram Namazları Babı [337]

 

 (İki) Bayram namazı vâcibtir [338]. Bayram namazlarının şartları, hutbeden başka (Bayramlarda hutbe sünnet), yücûben ve edâen Cum'a-nın şartları gibidir.

Ramazan Bayramı'nda, namazdan evvel bir şey yemek, misvak kul­lanmak, güsl etmek, güzel koku sürünmek, en güzel elbisesini giymek, (Namazdan evvel) fıtrasmı vermek, musallaya yönelmek, musaîlâ yolun­da tekbir'i (İmam'i Âzam R.A. göre) açıktan getirmemek, mendup oldu. İmam'ı Ebû Yûsuf ile İmam'ı Muhammed (R.A.) muhaliftirler. (Bun­lara göre, yolda tekbiri açıktan getirmek menduptur).

(Bayram namazından) evvel nafile kılınmaz. Bayram Namazları­nın vakti, güneşin (görünüşüne nazaran ufuktan) bir veya iki mızrak boyu kadar yükselmesinden, zevaline varıncaya kadar olan zamandır.

Bayram namazının sıfatı : tftitah tekbiri gibi tekbir aldığı halde iki rek'at kılmaktır, (Kıraat halinde olduğu gibi ellerini bağlar). Bun­dan sonra, Sübhaneke'yi okur. Sonra (ellerini kaldırarak) üç kerre tek­bir alır [339]. Sonra (ellerini bağlayıp) Fatiha ve sûre okur. Sonra rükû ive secde eder. İkinci (rek'at) de kıraat ile başlar. (Kıraat tamam ol-jduktan) sonra üç kere (Ellerini kaldırarak) tekbir alır. (üç tekbirden) ! sonra rükû için bir tekbir daha alır.

(İmam), Zevâit tekbirlerinde iki elini kaldırır (sonra indirir). Bay­ram namazından sonra iki hutbe okur (Hutbeye tekbir ile başlar). Ra-ı mazan Bayramı hutbesinde   Cemaate   fıtratının   hükümlerinden   bahse-1 der. Eğer (bir kimse) imam ile kılınan (Bayram namazını) geçirse, ka­za olunmaz (Cemaat şart Olduğu için tek basma Bayram namazını ka­za etmez)[340]. Eğer (Bayramın) birinci gününde bîr özür, bayram na­mazından men'etse, ikinci günde   (Bayram   namazım)   kılarlar.   Fakat (ikinci) günden sonra (özürlü de olsa) kılınmaz.

Kurban Bayramı (Ahkâm ve sıfatta) Ramazan Bayramı gibidir. Fakat (Kurban Bayramında) Bayram namazı kıiınmcaya kadar yemeği terketmek nıüstehaptır. (Kurban bayramının namazından evvel yemek) muhtar olan kavle göre mekruh değildir. MusâİIâ yolunda tekbiri sesli alır. İmam Hutbede teşrik tekbirlerinin ve kurbanın hükümlerinden bahseder. Kurban Bayramının namazını özürlü ve özürsüz ildnci ve üçüncü güne tehir etmek caizdir. Arafa gününde vakfa edenlere teşbi-hen (bâzı yerlerde) toplanıp diîr   ak bir şey değildir[341].

Teşrik tekbirleri [342], arafa ;; nünün sabah namazından, Bayram gününün ikindisine kadar, Mısır'da ikâmet eden kimsenin üzerine, müs-tehap bir cemaatle kılman (her) farzın arkasında (İmam'ı AzankR.A.'a göre 8 vakit) vâcib olur.

İmam'au ymakîa (Teşrik tekbirleri) kadın ve müsâfir üzerine va­cip olur [343]. (aKduı ve müsâfir üzerine yalnız kıldıklarında da vacip denildi. îmam'aü ymakla vacip olar. Fakat kadınlara seslerini gizleme­leri lâzımdır).

İmam'ı Ebû Yûsuf ile İmam'ı Muhanımed (R.A.)'e göre ise, teşrik tekbirleri, (arefe gününün sabah namazından) teşrik gününün son gü­nü (dördüncü bayramın ikindisi) ne kadar (Cemaatle olsun, cemaatsız olsun, kadın olsun, müsâfir olsun, mukîm olsun, şehirli olsun, köylü ol­sun) fark kılan kimse üzerine (yirmi üc) teşrik tekbiri vacip olur. in­sanların amelide (İmameyn kavlî) üzerinedir.[344]

Tekbirin şekli; «Allahû Ekber Allahû Ekber lâilâhe illallahu vallâ-hu Ekber. Allahû Ekber Velillâhil hamd». Bu kelâmı şehadeti encamı bir kerre dem ekliktir, imam'a uyan kimse teşrik tekbirlerini, imamı terk etsed ahi kendisi terk etmez. [345]   

 

Korku Namazı Babı

 

Eğer (insanın) düşmandan [346] veya yırtıcı yaratıklardan korkusu ziyade olsa, imam bir zümreyi düşmanın karsısında diker ve eğer (imam) müsâfir ise veya sabah namazında ise (diğer) bir zümre ile bir rek'atı kılar. Eğer mukîm ise veya akşam namazında ise, (dört veya üç rek'athlarda ilk zümre ile) iki rek'at kılar. (İkinci secdeden veya bi­rinci kâ'dede teşehhütten sonra, imam ile kılan ilk zümre) düşman (kar­şısına) gider ve (düşman karşısında bulanan diğer zümre) gelir. Bun­larla beraber baki kalan (rek'atları) kılar. Ve (imam) yalnız selâm ve­rir. Ve (ikinci zümre selâm vermeden) düşman karşısına giderler, birin­ci zümre  (döner)  gelir ve  (namazını)   kıraatsız olarak tamamlar,   (selâm verir ve düşmana giderler). Sonra ikinci zümre gelir.   (Namazla­rını) Kıraatla ikmal ederler  (ve düşman cephesine tekrar giderler).

Korku namazını (düşmana karşı değil de, düşmandan kaçarak) yü-Umek, (bir vasıtaya) binmek ve (düşmanla) çarpışmak (ameli kesir oldukları için) iptal eder. Eğer korku zryadeleşir ve (zikrolunan) sıfatla namazı edadan âciz kalırlarsa, yalnız başına binici oldukları halde (kıb­le tarafa) dönmekten âciz olurlarsa, kadir oldukları cihete imâ ile (na­mazı) kılarlar. (Korku namazı) düşman hazır olmayınca caiz oimaz. jinam'ı Ebû Yûsuf: (Korku namazını) Nebi (A.S.) zamanından sonra caiz görmez. [347]                                                                                  

 

Cenaze Namazı "Babı              

 

Sekâret olan kimse, sağ tarafı üzerine, kıble tarafa döndürülür. Arkası üzerine yatırmak ihtiyar olundu [348]. Kelime'î Şahadet telkin . olunur [349]. Öldüğü zaman sakalını bağlayınız ve gözlerini (Cemâünin güzel olması için) yumunuz, (ölünün) defninin acele edilmesi müste-1 haptır [350]. ölüyü yıkamak istedikleri zaman (etrafı güzel kokulu bir sey Ue üç, beş veya yedi defa) tek olarak tütsülenmiş bir teneşir üze­rine konur, (ölünün) avret mahalli örtülür, üzerindeki elbisesi soyulur. Mazmaza (ağza su vermek) ve istinşak (burna su çektirmek) sizin ab-dest aldırılır.

Eğer bulunursa, Mersin ağacının yaprağı veya Esnan otu (sabun gibi iyi çıkarır. Medine havalisinde çok olur) su ile kaynatılır ve yıka­nır. Eğer (Mersin ağacının yaprağı veya esnan) bulunmazsa, saf su ile yıkanır.

(Ölünün) başı ve sakalı hatnıî (gül çeşitlerinden hanım çiçeği) Ue yıkanır. Sol tarafına çevrilir ve su, sağ taıafmdan (ölünün) altına (tam) jarıncaya kadar yıkanır. Bundan sonr:ı soluna çevrildiği gibi sağ tara-na çevrilir (ve aynı şekilde yıkanır). Bundan sonra (ölü yıkayana) uslandırılarak oturtulur ve karnı yavaşça sığamr. Eğer (ölüden) bir y çıkarsa (su döküp o çıkanı) yıkayıverir, (yeniden) abdesti ve yıkan-bası iade olunmaz[351].

(Kurulama) bezi ile başım siler, basma ve sakalına hanut (ölü için azırlanmış güzel kokuların karışmasından meydan?» gelen koku) ko-Lulur. Secde yerlerine (azalarına) kâfur konur. Ölünün kılı ve sakalı ta-'anmaz (veya saçı ayrılmaz). Tırnakları ve kılı kesilmez. Sünnet de ya­tılmaz. Bundan sonra kefenlenir.

Erkeğin kefeninde sünnet olan: (Cepsiz, yakasız ve yensiz) bir JÖmlek, o (gömlek) omuz başlarından ayaklarına kadar, bir izar ve bir ıfâfeden ibarettir. Onlar (izârla lif af e) tepeden ayaklara kadar (başını e ayaklarını içine alan) dır.

Müteahirînin bâzısı sarığı güzel görmüşler. (Erkeğin) kefeninin Lâ-fi olanı: İzâr ve Hfâfedir.

Kadının kefeninde sünnet olan (beştir); (kadın) gömleği, izâr, li-ıâfe, baş Örtüsü ve göğüs örtüşüdür.

(Kadının) kefeninin kâfi olanı; izâr, lifâfe ve gömlektir. Zarûreîj lalde (erkek ve kadın için) birinci kifayet eder. Zarûretsiz birinci (izâr) e kısaltılmaz. (Kefenin) gayet beyazı müstehaptır [352]. Erkek (caiz ol-İnayan ipek gibi şeylerle kefenlenmez. Ancak sağ iken giymesi caiz olan şeylerle kefenlenir [353]

Kadının ise, (evvelâ) gömleği giydirilir ve saçları ikiye ayrılıp (gömleğin) üstüne göğsü üzerine konur. Bundan sonra, gömleğin üstüne, lifâfm altına baş Örtüsü   giydirilir.  [354] Eğer   açılmasından   korkulürs$., kefen (baş tarafından ve ayak tarafından) bağlanır . [355]

 

Ölü Üzerine Namaz Faslı

 

Ölünün üzerine namaz kılmak farzı kifâyedir[356].

 (Ölü üzerine namazın) şartı: ölünün müslüman olması ve temiz (yıkanmış) olmasıdır[357].

Cenaze namazında taktime (imamlığa) insanların (derece bakımın­dan) evlâsı sultandır [358]. Bundan sonra kâzîdir. Bundan sonra sağhğın-daki (kendi mescidinin) imamıdır [359]. Bundan sonra en yakın velîsi, (Asaba da tertip üzerine Velîlerde dahi en yakım tercih olunur. Ancak baba müstesnadır; zira (ölünün) babası (ölünün oğlu) üzerine taktım olunur. Velî için başkasına izin vermek vardır.

Eğer izin verilen kimseden (Sultan, Gâzî, İmanı ve Velîden) başka­ları cenaze namazım izinsiz kılsalar velî isterse yeniden kılar. (Velînin namazından sonra) velîden başkası tekrar kılamaz. Eğer (ölü) namaz kılınmadan defn olursa, dağılması zan olunmadığı takdirde o (Ölünün) kabri üzerine namaz kılınır [360].

imam erkeğin ve kadının göğsü hizasında durur. Bir kerre tekbir (tftitan tekbiri) alır ve sonra SÜphânekeyi okur. Bundan sonra ikinci defa (elleri kaldırmadan) tekbir alır. Tekbirden sonra Nebî (A,S.) üze­rine Salevât'ı Şerif ede (SalH bârik) okunur. Bundan sonra üçüncü defa tekbir alır. (Üçüncü tekbirden sonra) nefsi için ve müslümanlar İçin dua eder [361]

Bundan sonra dördüncü defa tekbir alır ve selâm verir. Eğer (İmam) beş kerre tekbir alsa, (cemaat beşinci tekbirde) tâbi olmazlar.

Cenaze namazında kıraat ve teşehhüt yoktnr. Birinci tekbir hâriç elleri kaldırmak da yoktur. Sabî için istiğfar olunmaz. Fakat; üçüncü tekbirden sonra «Allahümmec'alhü lenâ feratan, AüahÜınmec'alhÜlenâ eerân ve zühra, Vec'âUıülenâ şâfi'an müşeffe'ân» denir.

Bir kimse imamın tekbirinden sonra gelse, imam diğer tekbiri ala­na kadar tekbir almaz, (imam tekbiri alınca, imam ile beraber) tekbir alır. îmam'ı Ebû Yûsuf (İmamın tekbirinden sonra cenaze namazına gelen kimse) imamın tekbirini beklemeyip, iftitah tekbirinde bulunan kimse gibi tekbir alır dedi. (Yerde kılmaya muktedir olan kimse cenaze namazım) bir şeye binici olduğu halde veya özürsüz oturucu olduğu hal­de kılması, istihsâneıı eâîz değildir.

Eğer cenaze (Mescitte) olursa, cemaata mescit içinde (cenaze na­mazım kılmak) mekruh olur [362]. Eğer (cenaze mescitten) dışarda [363] olursa (mekruh veya mekruh olmamakta) meşâyih ihtilâf etmişlerdir» (cenaze mescitten dışarı olup, imam ve cemaatin bir kısmı da dışarda cenaze ile beraber bulunup, diğer bir kısım cemaatte mescitte olur ve saflarda muttasıl olursa, cemaata mescitte cenaze namazı kılmak mek~ ruh değildir).

Bir âza üzerine namaz kılınmaz. Kayıp bir ölü üzerine de namaz kılınmaz. Bir sabî, doğduktan sonra sesini duyarsa (ağlamak gibi), yı­kanır, ismi konur ve namazı kılınır. Eğer (işaret vermezse), muhtar olan mezhepte, yıkanır, bir beze  sarılır.  Fakat namazı kılınmaz [364].

Eğer bir sabî anası veya babası ile esir olsa ve ölse, nartıazi kılınmaz. Ancak (anası veya babası) İslâmiyeti kabul ederse veya o (sabî) îslâ-nıiyeti kavradığı halde nıüslüman olursa veya (baba ve anasından) bi­risi kendisi üe beraber esir olunmazsa (İslama girmesiyle hükmohımır, yıkanır ve)  namazı kılınır.

Eğer bir müslümamıı, kâfirden akrabası ölse, o (Müslüman onu) necaset yıkar gibi yıkar. Onu bir beze sarar ve (sapmasız dar) bir çuku­ra gömer veya ehli dinîne teslim eder [365].

Cenazeyi yüklenmekte, dört kimsenin götürmesi sünnettir. Cenaze­nin sağından başlayıp Ön tarafını sağ omuzuna kor, sonra (cenazenin) arka tarafını sağ omuzuna kor, sonra ön tarafı sol omuzuna kor, son­ra arka tarafı sol omuzuna kor. (ölüyü götürürken) koşarak değil de sür'afcle yürürler.

Cenazenin arkasında yürümek efdaldır. Kabrine vardıklarında (ce­nazeyi) omuzlarından indirip  (kabrine)  koymadan oturmak mekruhtur.

Kabir kazılır ve (Kıble tarafa) sapma yapılır. Ölü (kabre) kıble tarafından konulur. (Ölüyü) koyan kimse «Bismillah ve alâ milleti ra-sûlillâh» der. Kadmın kabri (seccade, bez gibi şeylerle) setrolunur. Er­keğin (kabri) setrolunmaz, (Ölü) kıble tarafına döndürülür. (Kefenin uçlarındaki) düğümler çözülür, (ölü üzerine) kerpiç veya kamış tesvi­ye edilir. Tuğla ve ağaç tesviye etmek mekruhtur. (Üzerine) toprak İtl-lir.  (Kendi toprağından başka toprak almak mekruhtur).

Kabir hörküçlenir (yâni yerden bir karış veya daha ziyâde yüksel­tilir). (Kabir) dörtgen yapılmaz. Kireç, tuğla ve ağaçla (kabrin üzeri­nin) yapılması mekruhtur. [366] Zaruret olmadıkça iki kişi bir kabre defnolunmaz. Ölü kabrinden çıkarılmaz. Ancak yeri gasbedilmişse, çı­karılır [367]

Kabre basmak, kahire oturmak, kabir üzerinde uyumak ve kabir yanında namaz kılmak mekruhtur [368].

 

Şehit    Babı [369]

 

Şehit: Ehli Harp veya azgın veya yol kesen (Eşkiya) lar tarafın­dan öldürülen veya harp meydanında bulunup kendisinde cerahat e^eri bulunan kimseye veya o (kimseyi) bir müslüman (Eecmen veya kisas-dan değil de) zulmen öldürürse ve o (kimsenin) öldürülmesiyle diyet vacip olmasa, böyle öldürülen kimseye şehit denir ki;  bu şehit kefenlenir namazı kılınır [370] ve yıkanmaz, kanı ve (şehitlik) elbisesiyleı defn olunur. Ancak, kürk, kaftan (Pfmbeli elbise), mest ve silâh gibi ke­fen cinsinden olmayan şeylerle defn olunmaz. Sünnet olan kefene riaye-ten, (iki cihette) ziyade ve noksanlastınhr.

Eğer Öldürülen gocuk veya mecnun veya cünüp veya hayız veya nî-iash olursa (İmam'i Azam'a göre), yıkanır. İmam'ı Ebû Yûsuf ile İmam'ı Muhammed   (K.A.)   muhalefet  edip   (yıkanmamak   cihetine   gidiyorlar).

Eğer bir kimse şehirde katloîunsa [371] ve o (kimsenin) zulüm olarak kasten öldürüldüğü bilinmese yıkanır. İmam'] Ebû Yûsuf'a göre, eğer yemekle veya içmekle, veya ilâç almakla veya satmakla veya satm al­mak?:: veya bir günün (veya gecenin) ekserisinde sağ kalmakla, veya satınaîmakla, ahkâm'ı • hayattan bir hüküm (yemek, içmek, namaz kılmak ve) onun için sabit olursa, yine yıkanır. İmam'ı Muhammed (R.A.) Muhalefet edip (tam bir gündüz veya tam bir gece sağ kalması lâzım­dır diyor) veya aklı başında olduğu halde (o kimsenin üzerinden) bir namaz vakti geçse, veya (o kimseyi) çadıra götürmeler, veya muharebe meydanından diri olarak naklolunsa, veya İmam'ı Ebû Yûsuf (K.A.)'ö. göre mutlaka (ister dünya işleri için, isterse alıiret işleri için) vasiyet etse yıkanır. İmam'ı Muhammed (R.A.) Eğer uhrevî bir emri vasiyet ederse yıkanmaz dedi.                                                                         

Eğer bir kimse, hat sebebiyle veya kısas sebebiyle öldürülürse, yıl kanir ve namaz; kılınır [372].                                                                      

Bir kimse azgın olduğu için veya yol kesici olduğu için öldürülürse, yıkanır ve namazı kılınmaz [373].

Bir rivayette namazıkilmmadığı gibi yıkanmaz da denildi. Kendisi­ni intihar suretiyle öldüren kimsenin (yıkandıktan sonra) namazı kılı­nır [374]. İmam'ı Ebû Yûsuf (R.A.) muhaliftir (buna göre, yıkanmaz ve namazı da bâğî gibi olduğu için kılınmaz). [375]

 

Kabe'de   Namaz   Kılma   Babı

 

Kâbe'i Şerif içerisinde farz ve nafile namaz kılmak sahihtir. Bir kimse (Kabe'de) sırtım imamın sırtına doğru getirse (imamın arkasına gelse) caizdir. Eğer sırtını imamın yüzüne doğru getirirse caiz değil­dir [376]. Namaz kılan kimsenin kendi yüzünü imamın yüzüne doğrn getir­mesi mekruhtur.

İmam kâbe içinde olduğu halde, Cemaat Kabe'nin etrafına halka olsalar caizdir. Eğer (İmam) Kabe'nin hâricinde olsa (ve cemaatin hala-kası da Kabe'nin havlusunda olsa), Kabe'ye, imamdan daha yakın olan kimsenin namazı, eğer o kimse imamın yanı başında olmazsa caizdir. Ve Kabe'nin üzerine (Tavanında) namaz kılmakta caizdir. Fakat mek­ruhtur. [377]

 

Zekât  Bahsi  [378]

 

Zekât: Bir malm seran muayyen bir miktarını, haşimi, ve hâşimi-lerin kölesi olmayan, fakir müslumana temlik eden kimseden her veç­hile menfaati kesilmekte (yâni zekat düzmeyen yakın akrabasına ver­memekle) Allah (C.C.) için temlik  (teslim etmek)tir.

Zekât'ın  vucûbunun   (F;ir/i\etinin)   şartı:   Akıllı,  b&ÜR  [379],  İslâm, hürriyet ve borcundan hariç havlî (bir seneyi doldurmuş) olan mal ni­saba malik olmak [380] ve (o nisap) haceti asliyesinden hâriç olmak [381] velevki takdiren de olsa (o nisap) nâmi (çoğaltıcı) olmak, tam bir mülke mâlik ve kendi (malî olmak şarttır). [382] Mecnun, çocuk, kâfir, köle, nisaba mâlik ohıpta, üzerinden bir se­ne geçmiyen Idmse ve bedeli kitabete ayrılmış köle üzerine, zekât vacip değildir. İnsanlar tarafından istenilen borç için borçlu üzerine istenilen borç miktarına da (meselâ: Dört bin liralı olsa ve istenilen borcu da dört bin lira olursa, ba miktara) zekât vacip değildir. Kayıp olan mala ve o (kayıp olan mal), yiten, denize düşen, zorla alınıp ve alındığına dair şahidi bulunmıyan, çöle (kıra) gömülmüş fakat yeri unutulmuş olan ve zulmen (gerek sultan ve gerekse başkaları tarafından) alınmış olan mallara zekât vacip değildir.

İnkâr edilmiş olan ve şahidi bulunmayan alacak üzerine zekât va­cip değildir. Eğer ki alacağı, (borcunu) ikrar edici zengin üzerinde, ve­ya (ikrar edici)  fakir üzerinde veya  (ikrar edici)  müflis üzerinde, veya inkâr edici fakat (borcu olduğuna) şahidi bulunan kimse üzerinde, veya şahidi bulunmayıp kâzının (borçlu olduğunu) bildiği kimse üze­rinde olursa, yukarda zikri geçenin hilaf madır (zira bunlar kayıp mal hükmünde değildir). İmaın'i Muhanıuıed, müflis hakkında muhaliftir.

Kendi evine gömülüp yeri unutulan (mal) aksinedir. (Buraya gö­mülen mal, kazmakla bulunması mümkün olduğu için o maldan zekât vaciptir). Kendi arazisinde ve bağında gömülü olan malın zekâtında ih­tilâf vardır.

Alacaktan, alındığı miktardan zekât verilir. (Alacak üç nevidir, kavi, vasat ve zaiftir). Mal bedeli (parası) olarak, ticaret malından (kırk dirhem) eline geçtiğinde, (alacaklının eline 40 dirhem geçtiğinde bir dirhemden zekâtını vermek vaciptir).

Mal bedeli olup, fakat yukarıdaki gibi ticaret malı olursa (hizme­tinde olan kölenin parası, ev kirası gibi) nisap miktarı eline geçtiğinde zekât'i verilir. Eğer bedeli misilli mal olmazsa (Mehir vasiyyet, bedeli sulh, diyet ve bedeli kitabet,, gibi) nisap miktarı ele geçip ve üzerinden bir sene geçtiğinde zekât vacip olur [383].

İmam'ı Ebû Yûsuf ile İmam'ı Muhammed (alacağından) eline geç­tiği şeyin (Gerek üzerinden bir sene geçsin, gerekse geçmesin, çok olsun ve gerekse az olsun) zekâtını verir dediler. Ancak; Diyet, yaralama taz­minatı ve bedeli kitabette, nisap miktarının cıc i;Tçnıe:->iın ve üzerinden bir sene geçmesini şart kıldılar.

Zekâtın edasının şartı: Edaya veya vacip miktarım ayırmaya mu-kârin olan niyettir [384]. Eğer (zekât veren kimse) malın hepsini niyyet etmeden tesattuk etse, (istîhsâneıı zHcât) sakıt olur. Eğer (malın) bâzı­sını   (niyyetsiz)   tasadduk etse,  İmam'ı  Ebû  Yûsuf'a   çare o,  bâzısının karşılığı   (zekat)   sakıt olmaz. İmam'ı JYîuhammed  muhaliftir.

Zekâtı düşürmek için hiie yapmak (kurtuluş yolu aramak) İmam'ı Muhammed'e göre (tahrimen) mekruhtur. İmam'ı Ebû Yûsuf muhaliftir.

Bir kimse ticaret için bir köle satın alsa, sonra tia hizmet ettirme­ye niyyet etse, ticaret için olması bâtıl olur (zekât vacip olmaz). Hiz­met için niyyet olunan şey, satmadığı müddet (ikinci bir) niyyetle ti­caret için olmaz: (Niyyet ile ticaret i';in olmadığı gibi) miras olan şey­de, niyet ile ticaret için olmaz."

Eğer hibe, veya vasiyyet, veya nikâh, veya (bedeli) hulû [385] veya kısastan sulh sebebiyle malik okluğu şey'i eğer ticarete niyet etse, (on­lar) İmam'ı Ebû Yûsuf'a «öre ticaret için olur. İmam'ı Muhammed (niy-yet ticarete muttasıl olmadığından) muhalefet ediyor. Hilaf, aksi iledir, de denildi. (Yâni imam'ı Muhammed'e göre niyyet ile ticaret için olur. İmam'ı Ebû Yûsuf'a güre. ticaret için olmaz). Ne/reden kimsenin (falan <>ün su dirhemi falan fakire tasadduk edeyim diye) günü, dirhemi ve fakiri, tâyin etmesi lâğvolundu. [386]

 

Otlayan Hayyanların Zekâtı Babı

 

Sâime; senenin ekserisinde otlamakla iktifa eden şey  (hayvan) dır. (Develerin Zekâtı):

Devede, beşten aşağısında zekât yoktur. (O beş deve) sâime olursa (o sâimede) bir koyun (zekât olarak vermek) vardır.

On devede iki koyun, onbeşte üç koyun, yirmide dört koyun, yirmi-beş deveden otuzbeş deveye kadar iki yaşma girmiş bir dişi deve yavru­su vermek vaciptir. Otuzaltı deveden kırkbcşe kadar üç yaşma girmiş bir dişi deve verilir. Kırk alü deveden altmışa kadar dört yaşma girmiş bir dişi deve vermek vaciptir. Altmış bir deveden yetmiş deveye kadar beş yaşına ayak basmış bir dişi deve vaciptir. Yetmiş altı deveden doksajı'a kadar üçer yaşına girmiş iki dişi deve vermek vaciptir. Doksan bir deveden yüzyirnıiye kadar da dört yaşma girmiş iki dişi deve, bun­dan sonra yuzyirmi deveden yüzkırk best- kadar {böyle dürt yaşında iki deveyle beraber) her beş devede de bir koyun, yiizkirkbpş deveden yŞzel-live kadar döri vaşina girrni* İki dişi ile iki yasma girmiş bir dişi deve vaciptir.                                                                                 

Yüzeüi devede, dört yaşında üç dişi deve vaciptir. Bundan sonra yüzyetmişbeş deveye varıncaya kadar ûiçttn dört yaşma girmişle bera-l>er) her beş devede bir koyun vaciptir. Yüzyetmişbeste dört yaşında üç tane dişi deve ile iki yaşına girmiş bir tane dişi deve. yüzseksenaltiya kadar böyle devanı eder.

Yuzseksenaltı devede dört yaşında üç tane dişi deve île üç yaşında bir tane dişi deve vaciptir. Ye yüzdoksanaltiya kadar böyle devam eder. Yüzdoksanaltı devede dört yaşma girmiş dört dişi deve ve ikiyüze kadar böyle devam eder. Bundan sonra her ellide, yüzeliiden sonra hesaplan­dığı gibi verilir. (Zekâtın ifâsında) tek ve çift hörgüçlü deve müsavidir. [387]

 

Sığır Ve Mandanın Zekatı Faslı

 

Sığırda, otuzdan aşağısında zekât yoktur. Otlayan (sığır) dolduğu zaman kırk'a kadar zekât olarak iki yaşına girmiş erkek veya dişi bir buzağı, kırk sığırda üç yaşma girmiş erkek veya dişi bir dana vaciptir. Altmış'a varana kadar kırk üzerine ziyade olanda zekât yok­tur. İmam'ı Azam (R.A.)'a göre (kırk iie altmış arasında ziyâdede ze­kât)   hesapladır. [388]

Alttnişda birer yaşını bitirmiş İki buzağı, yetmişte üç yaşma gir-miş dişi bir dana ile İki yaşma girmiş erkek bir buzağı verilir. Her ne zaman on ziyade olduğunda yine böylece hesap olunur. Her otuzda bir buzağı, her kırkta bir dana hesabı üzere zekât verilir. Camızlarda (Ah-kâm'ı zekâtta)  sığır gibidirler [389].

 

Koyunların  Zekâtı  Faslı

 

Koyunda, kırktan aşağısında zekât yoktur. Koyunun sayısı kırk'a varınca yıizyirmibir'e kadar bir koyun, yüzyirnıibir olduğunda, ikiyüz-bir'c kadar iki koyun, ikiyiizbir olduğunda, dörtyüze kadar üç koyun, dörtyüzde dört koyun vermek vfıdbolur. Kundan sonra her yüz koyun­da bir koyun verilir.

Koyunla  keçi   (nisabı  ikmâl   etmekte)   müsavidirler [390].   Kendisine zekât tealluk eden (koyun ve keçinin) en aşağısı ve zekât olarak alman şeyin en aşağısı senidir. O  (seni):  koyun  (ve keçiden)  bir seneyi ta-, marnlamış olandır [391]

 



[1] İmam'ı Hassaf ikiyüz altmış bir (261), Tahâvî üçyüzyirmi bir (321), kerhi üçyüz kırk (340J, Hulvânî dörtyüz ellialtı (456), Serahsî beş-yüz (500}, Pezdevî dörtyüz seksen iki (482) ve Kâdihan Beşyüz doksan üç (593) Hicride vefat etmiştir.

[2] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/5-10.

[3] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/11-14.

[4] Lugadda Fıkıh. Bir şey'i anlamak, idrak etmek, vakıf olmak ve bilmek mânâlarına gelir.

Fıkhın şer'î tarifi: Amel cihetinden nefsin lehine veya aleyhine olanı bilmektir.

a) Kudûrî: 428 tarihinde vefat eden Bağdatlı .hanefiyyül mezhep Muhammed oğlu Ahmet îmam Ebil Hüseyyinin eseridir. Mezhebi hanefî üzerine yazılan kıymetli ye kendisinden sonra gelen ulemâ ve müellifi­nin, müracaat ettikleri sağlam kaynaklardandır. Selef bu eseri okuyup okutmakta çok bereket ve yümün olduğunu söylemektedirler. İhtiva ettiği mes'ele oniki bin (12000) olduğu zikredilmektedir. Pek çok şerh ve haşiyeleri vardır.'

Müctehitlerin görüş ve içtihatlarını nakil edenlere mukallit tâbir edildiğinden, Kuduri sahibi de ikinci derecede mukallitlerden ve ashabı tercihten sayılmıştır.

Olur ashabı tercih ey birader. >  İkinci kısmı anla eyle ezber. Kuduri dahi hem sahibi hidâye. Bunların şanı ey sahibi dirâye. Budur evfak diye yâni kıyasa. Bu evfaktır diye cumhuru nasa.

b) Muhtar: 683 tarihinde vefat eden hanefiyyül mezheb Musul-lu Mevdût oğlu Mahmudun oğlu ve Mecduddîni Fazlın babası Abdulla-hın eseridir. Aynı eserini bilâhere kendisi istek üzerine şerh etmiştir. Daha sonra pek çok şerh ve haşiyeler yazılmıştır.

c) Kenz: 710 tarihinde Nasaf'da vefat eden, zamanının af dalı, din ve milletin koruyucusu, İslâm ve Müslümanların güneşi, enbiya ve Rasüllerin mirası Nesefli Mahmud oğlu Ahmedin oğlu Ebul Berçkât Abdullahın eseridir.                                                                       

Bu eserinde, pek çok şerh ve haşiyeleri vardır.     

d) Vikaye:  Hidâye  sarihi ve  Hidâyeyi muhtasar  olarak yazan jve ismini de  (Vikaye)  diyerek adlandıran birinci sadruşşerianın oğlu Mahmud ve Burhanuşşeria ismini alan zâtı muhteremin eseridir.  Bu eserini kızının oğlu için hülâsa olarak fıkıh mes'eielerini yazmıştır.

Hanefi mezhebi üzere yazılan bu eserin pek çok şerhi ve haşiyesi zikredilmektedir.

Bu iki eser hakkında sahipleri (Kenz ve Vikaye) şu nazımlar ya-jzılmıstir:

Üçüncü kısım (mukallitlerin) ashabı temayüz.

Kavî sözden zaîfi farka faiz  (ayırd edebilen)

Kimidir sahibi Kenzü, Vikaye,

Mütûn (metinler)  ashabı erbabı diraye.                         

e) Hidâye: 593 tarihinde vefat eden Hanefiyyül mezhep Mürgî-nanlı Ebi Bekirin oğlu Şeyhül îslâm Burhanüddin Ali'nin eseridir. Bu eser, imamı Muhammedin Camiussağîr adlı fıkıh kitabı ile kudurininmeselelerini ihtiva etmek üzere kaleme alınmış ve bütün mes'eielerin delillerim geniş geniş izahla yazılmıştır. Eser onüç sene emek netice­sinde yazılmış ve bu onüç (13) sene bütün gün oruçlu olduğu halde yazdığı Keşfüzzunun adlı eserde zikredilmektedir. Eser hakkında şu mealdeki medhiye zikredilmiştir:

Muhakkak hidâye; Kur'anı Kerim gibi kendinden evvel tasnif edi­len şer'î kitapları (fıkıh kitaplarını) nesh etti (kıymetini düşürdü). Bu sebepten Hidâyenin kavaitlerini (ey okuyan kimse) hıfzet ve meslekle­rine sülük et ki; her türlü yalan ve eğrilerden sözlerin salim kalsın.

Bu kıymetli eserin şerh ve haşiyeleri pek çoktur. Fakat okuyucu­larıma birkaç haşiyeyi içine alan ve fethulkadir namını taşıyan dokuz (9)  cütli eseri tavsiye ederim.

f~) Mecmâ: 694 tarihinde vefat eden Bağdadlı Hanifiyyül mezheb İbni saati diye mâruf Sâleb'iıı oğlu Ali'nin oğlu, İmam Muzafferuddin Ahmedin eseridir. Vefatından (4) sene evvel eserini bitirmiş. Eserin ter­tibi güzel, gayet muhtasar ve müfittir. Her bahsin sonunda o bahisle ilgili şaz olan mes'eleleri zikretmektedir.

[5] Burada fıkıh kitaplarımızda ve bizim tereemesini kaleme aldığı­mız bu (Mülteka) adlı eserde dikkat edilmesi lâzım olan şu Remz ve İstılahları öğrenmemizde fâide mülâhaza ettiğimizden zikredelim:

İmam: Ebu hanife hazretleri. İmameyn: İmamı Ebu Yusuf ve imamı Mulıamed, aynı zamanda bunlara  (sâhibeyn)  de denir. Şeyheyn:

İmamı Ebû Hanife ve imamı Ebû Yusuf. Tarefeyn: İmamı Ebu Hanife ve imamı Muhammed, İmamı Yusuf hazretlerine: İkinci ve îmamı Mu-hammed hazretlerine: Üçüncü imam deniliyor ki, birincileri imamı Azam Ebu

Hanife Hazretleridir. ALLAH (C.C.) hepsine rahmet eylesin, Âmin.

[6] Musannif merhumun bu eserinin «Mültekanm» rızâyı bâriye muvafık olup âhirette ecrü mükâfatını temenni ve talep ettiği gibi, bizde izahlarla tercümesini yaptığımız bu eserin aynı fâide ve mükâfat olma­sını ve bu vesiyle ile Cenabı hakkın mağfiret ve rahmetine nail olmamı­zı niyaz ederiz.                               

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/16-19.                     

[7] Taharet: Lugadda;  temizlik, paklık mânâsına gelir.

Istılahta taharet: Hadesten ve habesten (necasetten) tâhir olmak, temizlenmektir. Diğer bir tarifte: Hakiki ve hükmî necaseti gidermek­tir.

Hades, iki türlüdür: Hadesi asgar (abdestsizlik), hadesi ekber (cü-nüplük, hayiz ve nifaslılık) tır.

Habeş ise; Necaseti galize ve halifelerdir. İşte bu bahiste hadesten ve necasetten temizlenme yollarından ve şekillerinden bahis edilecektir.

Taharet, bütün ibadetlerin şartından olduğu için musannif ilk defa ondan başladı. .Zira şart olan temizlik meşrut olan namazdan evvel ve lâzımdır.

Şart: Şartın yokluğundan meşrutun yokluğu lâzım gelir. Fakat şartın varlığından meşrutun varlığı da yokluğu da lâzım gelmez. Na­maz kılmak için abdestin, zekâtın farz olması için mal üzerinden bir se­nenin tamam olması şartı gibi.

Taharet kelimesinin okunuş itibariyle ifade ettiği şu mânâlar] var­dır:

Taharet : Temizlik, paklık ve nezâfet manasınadır.

Tıhâ-ret : Temizlik yapmak için olan şeylerdir. Su ve toprak gibi,

Tuhâret : Temizlik ve taharet yaptıktan sonra artana- denir. Ab­dest ve gusülden artan su gibi.

[8] Mükellef üzerine abdestin vücûbunun şartı altıdır ve şunlardır: Akıl baliğ,  Müslüman,  kâfi  miktardaki, suyu  kullanmaya  kudret,   ab-destsizliğin bulunması ve abdeste mâni hayız ve nifas gibi hallerin bu­lunmamasıdır.

Abdestin sebebi: Abdestsiz yapmak vs eîe almak helâl olmayan fiili mubah ve helâl kılmaktır. Namaz kılmak, Kur'anı Kerime el sür­mek ve Kâbe'i muazzam ayı tavaf etmek gibi abdestsiz yapılması ha­ram olan amellere niyet ve kasd etmektir, ki, abdestin hükmü de budur. Bu dünyevî hükmüdür. Uhrevî hükmü ise, niyyeti hâlis ile niyyet edip ahiredde ecrine nail olmaktır.

[9] Farz: Lugadda: Taktir ve kat'î manâlarına gelir. Şer'î İstılahta ise: Kafi delil.ile sabit olan ALLAH (C.C.) m emri ilâhisine farz de-air. Ve farzı itikadı, farzı amelî, farz: ayın ve farzı kîfâye kısımlarına ayrılır.

Farzı itikadı: Kat'î delille sabit, şüphe olmayan, inanılması ve ya­pılması zarurî olan, terkinden ikab ve ceza lâzım gelen ve inkâr eden kimse tekfir olunan farzdır. Beş vakit namaz, zekât ve ramazan orucu gibi.

Farzı amelî: Zannî delil ile sabit .olan emri ilâhidir ki, amel husu­sunda farzı kat'î kuvvetindedir. Abdestte başa mesh etmek farzı kat'î ise de, dörtte birine meshetmek farzı zannî ve amelde farzdır. Gusülde de ağzı ve burnu yıkamak (gargara ve mazmaza) farzı amelîdir. Mün­kiri kâfir olmaz, fakat fâsık ve ehli bid'at kimselerden mâdüddür.   -

Farzı ayn: Mükelleflerden her birinin yapması lâzım olan farzdır Başkalarının yapması ile sakıt olmaz. înkârı küfrü mucibdir. Beş vakit namaz, ve Ramazan orucu gibi ibadetler bu cümledendir. Birinin iba­detini diğeri yapamaz. Yani mükellef olan bir kişinin namazını ve oru­cunu diğer bir kişi yapamaz, ödeyemez.

Farzı kifâye. İşlemesi bütün mükellef müsîümanlara farz oldugı halde, bâzılarının işlemesiyle diğerlerinden sakıt olan farzlardır.

Kur'an'ı Kerim okunurekn dinlemek, Kur'an'ı Kerîme tam hafız olmak, selâm almak ve cenaze namazı kılmak gibi.

Farzı kifâyenin sevabı yalnız işleyenedir. Şayet bu farz ifa edil­mezse, günahı bütün mükellefleredir.

[10] Abdestin rüknü, dörttür ve şunlardır. Bu rükünlere aynı za­manda farz da denir. Yüzü, elleri ve ayakları yıkamak, başın dörtte biri ^4 ne meshetmektir.

Mesh. Lugadda; bir şey üzerine el uğratmak, gezdirmek ve silmek manasınadır.

Şer'i Istılahta Mesh; başka yerde kullanılmadık yaşlığı bir yere değirmek ve sürmektir.

Gözü ağrıyıp da Müslüman doktorun tenbihi veya kendinin tecrü­beli bilgisi üzerine gözünü yıkayamıyan kimse, Özür müddetinde gözü­ne su uğratmaz.

Göz hastalığına mübtelâ olan Zeyd, abdest aldığında gözlerinin üze­rini yıkamak veya meshetmek zarar verici olduğuna zanni galibi olun­ca abdest azalarının diğerlerini yıkayib gözünün üzerini yıkamak veya meshetmek sakıt olmakla yıkamasa ve meshetmese Zeydin o abdest ile kıldığı namaz sahih olur mu?..

ELCEVAP... Olur. FETAVAYİ BEHCE, 6

[11] Dirseklerden itibaren kolsuz ve topuktan itibaren ayaksız olan kimselerden kol ve ayağı yıkamak sakıttır. Dirsekten ve topuktan baki kalan olursa onlar da yıkanır. NİMETÜL İSLÂM

İLGİLİ FETVA.

Zeyd'in (adamın), iki elleri çolak olup, kendisi abdest ve teyem­müm etmeye kadir olmayıp, abdest ve teyemmüm ettirir kimsesi de olmasa; Zeyde ne şekilde namaz kılması gerekir.

ELCEVAP... İki ellerini dirseklerine varıncaya kadar mesh ve yü­zünü dıvara meshedip namazı kılması gerekir.

BEHÇETÜL FETÂVA, 6

[12] İmam'ı Mâlik ve Ahmet bin Hanbel Âyetin mutlak ifâdesi ba­şın her tarafına kaplama mesihtir,  demektedirler.  İmam'ı  Şâfi'i  mer­hum ise, başın iki kılma dahi meshedilirse kâfidir diyor.

İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd'in (bir adamın), başında nezle hastalığı olup abdest aldığı zaman soğuk veya sıcak su ile başına mesh etse, o hastalık şiddetlen­diği tecrübe ile veyahut adalet ve ihtisasında gayet bilgili müslüman doktorların haber vermeleriyle taayyün ederse, abdestte yıkamak lâzımolan azasını yıkayıp başına meshetmese abdesti tamam olup* o abdest ile namaz kılması caiz olur mu?..             

ELCEVAP... Olur.                                                

Zeyd  (bir adam), abdest alıp başım meshettikten,sonratraş olsa, meshî iade etmesi vacip olur mu?...                                     

ELCEVAP... Olmaz. FETÂVAYI FEYZİYE, 4

Abdestli kimsenin, taıak kesmesi ve bıyık kırpması ve deri kal­dırması abdestini bozmaz. Zira bunları yapmakla abdesti bozan;bir şeyçıkmamaktadır.

Hind'in (Kadının) başında nezle hastalığı olup, yıkamak icabetti-ğinde soğuk su ile yahut sıcak su ile başını yıkasa o hastalık şiddetlen­diği tecrübe ile veya mütehassıs doktorların haber vermeleriyle tâyin ve tebeyyün ettiğinde Hind başım meshedip, diğer azasını yıkasa guslû sahih olur ve o kadın Tâhir olur mu?...

ELCEVAP... Olur.    FEYZİYE, 4

Bu şekilde hastalık, abdest âzalarının  diğerlerinde de  olursa  aynıhüküm icra edilir.

Abdest almak isteyen Zeyd, sakallı yüzünü yıkarken sakal kılının altındaki deriye suyu ulaştırmak vacip olmayıp kılın üzerine suyu uğ­ratmak kifayet eder mi?...

ELCEVAP... Eder.   İBNİ NÜCEYM, 4

[13] Sakallı kimselerin sakalları yüzün derisi makamına kâim ol­duğu için, sakal ile örtülü olan yerin yıkanması yüzün altından üstü­ne intikal etmiştir. Gözlerin, ağzın ve burnun içlerini, yüzde ve diğer abdest azalarında sinek ve pire gübrelerinin altım yıkamak lâzım ol­madığı gibi sık olan kaşların, bıyıkların ve sakal kıllarının altını yıka­mak da lâzım değildir. Üstünü yıkamak iktifa eder. Ancak sakalın kıl­ları altı görünecek kadar seyrek olursa, o zaman sakalın altını yıka­mak farz olur. Yine yüzün çevresinde fazla olarak sarkmış olan kılla­ra suyu ulaştırmak farz değildir.

Mesele; hangi âzadır ki; ona abdeste, onu yıkamak bir zaman farz dır ve bir zaman farz değildir? Cevap; çene kemiğidir ki, sakallanma dan yıkanması farz iken sakallandıktan sonra, o farz sakalı yıkamak la sakıttır. NİMETÜL İSLAM, 6'

[14] Sünnet: Lügatta; yol manasınadır.

Şer'î ıstılahta ise sünnet: Rasûlü Ekrem efendimizin bazan teri edip çok zaman işlediği ve ümmetlerine de, işleyin diye emir buyur

dukları ve amellerine sünnet denir. Böyle sünnetlere sünneti hüda ve sünneti müekked denir. Sabah, Öğle akşam namazlarının sünnetleri; misvak kullanmak ve abdest alırken ağız ve buruna üç sefer su almakgibi.     .                                                                     

Sünneti gayri müekkede: .Rasûlü Ekrem efendimizin çok zaman terk edip bâzı zaman ibâdetteki yapmış oldukları amelleridir. Yatsı na­mazının ilk sünneti ve ikindi namazının sünneti gibi.

Sünneti zevâit: Rasûlü Ekrem efendimizin yiyip içmeleri, giyinip kuşanmaları ve oturup kalkmaları-gibi hareketlerine de «sünneti zevâit» adı verilmiştir. Binâenaleyh bunlara da birer sünneti gayri müekkede denir.

Sünneti müekkede ve sünneti hüda denilen sünnetlerin yapılma­sında sevap, büerek terk edilmesinde de itap vardır. Meselâ: Abdestin sünnetleri terk edildiğinde, abdest tamamdır. Fakat sevabı noksan, ay­nı zamanda bilerek terk -ederse itap vardır.

Sünneti gayri müekkede ve zevâit denilen sünnetlerin yapılması ise pek güzeldir. Sevgili peygamberimize uymanın bir alâmeti olduğun­dan sevaba ve 'mübarek peygamberimizin şefaatma bir vesiledir. Fa­kat terk edilmesi levmi müstelzinı olmadığı beyan edilmiştir. Bunlarda sünnetlerin hükümleridir.

[15] Yâni   abdeste   besmele   (Bismillâhirrahmânirrahîm)   ile   başla­mak sünnettir. Zira Rasûlü Ekrem efendimiz her işine besmele ile baş­lardı ve ümmetinin de aynı hareket etmesini tavsiye etmişlerdir. Mese­lâ:  «Abdesti olmayanın namazı olmadığı gibi,  abdestine ALLAH'ın is­mini zikretmeyenin de abdesti olmaz»  mealindeki hadisi şerifi ile dik­kati çekmiştir.

Diğer bir hadisi şerifte meâlen şöyle buyuruîuyor. «Abdestini AL­LAH'ın ismi ile başlayanın her tarafı pak olur. ALLAH'ın ismini zik­retmeyerek abdest alanın ise, yalnız abdest azaları pak olur.»

Mümin olan Zeyd, bir işe başladığında ne ile başlamak gerekir ki mübarek  ve  kâmil  olsun?...

ELCEVAP... Bismillâhirrahmanirrahîm, Elhamdülillahi Rs'hilâle-min ile başlamak gerekir.                               BEHÇETT T, FETÂYÂ,  5

[16] Misvak kullanmak:   Parmak  kalınlığında  ve  kui.anan  kimse­nin karışı ile bir karış boyunda olması gereken, lifli ağaç dallarından kullanılır. Kullanacak  olan kimse,  sağ eline alıp serçe parmağının üs­tünden geçirerek, başparmağı ile altından tutar ve ağzın  sağ tarafın­dan başlıyarak dişlerine sürer. Misvak olmadığı takdirde, elinin parma-

ğıyla dişlere sürmekte kifayet eder. Zira Hz. Ali (R.A.) «Baş parmak ve şehâdet parmağıyla dişlere sürmek misvaktır» mealindeki sözüyle bu gerçeği izah buyurmuşlardır.

Misvak biz hanefîlerce, abdestin sünnetidir. Rasûlü Ekrem efendi­miz «Eğer ümmetim üzerine zor olmasaydı, her abdest zamanında on­lara misvak (kullanmayı) emrederdim» mealindeki hadisi şerifi buyur­muşlardır. Misvak kullanmanın faziletine dair pek çok hadisi şerif var­dır. Fakat zikri bahsimizi ağırlaştıracağından bu kadarla iktifa edece^ giz. Daha geniş izah merâkıi felah, tahtavisi ve diğer şerh ve haşiyelerde zikredilmiştir.

[17] Müstehap: Güzel şey, verâ ve takva manasınadır. .Serî tarif ise; Rasûlü Ekrem efendimizin hayatında bir veya iki defa isledikleri devamlı yapmadıkları amelleridir. Ve işleyene mükâfat vardır. Faka terk edene itap terettüp etmez. Aynı zamanda müstehab'a sünneti gay ri müekkede ve mendüb de denilmektedir.

[18] Rasûlü Ekrem efendimiz bir hadisi şerifinde meâlen şöyle bu yurmuştur; «ALLAH'ü teâlâ her şeyde sağdan başlamayı sever.»

[19] Müstehabdan bâzıları da şunlardır: Abdest alırken sıçrant dan sakınmak için yüksek bir mekâna oturmak, Kıbleye karşı durmal başka kimselerden yardım istememek ancak Özrü olur ve küçükleri U lim ve terbiye için olursa müstesnadır. Zaruret arzetmedikçe konuşms mak, selefi sâlihinden vârid duaları okumak, her azayı yıkarken besnn

le okumak, dar olmayan yüzüğü elini yıkarken oynatmak, şayet yüzük dar olursa o zaman oynatmak farz olur. Mazmaza ve istinşak'ı sağ el ile yapmak, sümkürmeyi (burun temizlemeyi) sol el ile yapmak ve abdes­tin sonunda Kıbleye karşı dikelip kelimeteyni, şehadeteyni söylemektir.

[20] Burada şu mes'eleler anlaşılır. Ağız dolusu olmayan ve aslıda necis olmamak şartı ile kusulan kusmuk abdesti bozmadığından necis-te değildir. Yâni az bir kusmuk elbiseye, bedene ve seccadeye bulaştığı zaman namaza mâni değildir. Fakat şarap ve idrar gibi aslı necis olan şeylerden olur ve böyle aslı necis olandan kusulan ağız dolusu da ol­mazsa  hades   olmayacağını   (yâni   abdestin   bozulmayacağını)   Mülteka sârini ve  Ferâid  sahibi  İsmail  Bin   Sinan   essivâpi   beyan   etmektedir. Aynı zat şarap ve idrarın aslı necis olduğu için, yine necisliği cihetini de hatırlatarak düşünceye davet ediyor.

[21] Tahtavîde zikredildiğine göre;  «Esrar içenin de yürüyüşünde bozukluk ve sekteleme gibi haller olursa abdesti bozulması gerekir.»

Burada bir hususu hatırlatmak ve dikkat çekmek gerekir, (sarhoş olmak abdesti bozar) cümlesinden bâzı kimselerin şarap içmenin ce­vaz tarafına gidilir, manâsını çıkarmamalıdırlar. Şarap içmek haram olduğu halde, o necisi içer ve sarhoş olursa abdesti bozulur demektir. Haramlara helâl diyen olursa dinden imandan yoksun kâfir olur. (içki bütün kötülüğün anasıdır.) Hadisi şerif meâlince şarap ve benzerleri sarhoş eden her şey haram ve günahtır.

[22] Rukûlü ve  secdeli  namazda kahkaha  ile  gülmenin  zikri  ile, secde ve rukûlü olmayan cenaze namazında ve rukûsuz secde'i tilâvette

kahkaha ile  gülmek,  abdesti bozmayacağına işarettir.  Fakat  kahkaha ile gülenin hangi namazda olursa olsun, namazı fasit oîur.

Bâlİğ kaydının zikri ise, küçük çocukların namazda kahkaha ile gülmeleri abdesti bozmayacağına işarettir.

Namaz kılan küçük çocuk, namaz içinde kahkaha ile gülse, ab­desti bozulmuş olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.   BEHÇETÜL FETÂVÂ, 6

Kahkaha: Kendisi ve yanındaki kişiler işitecek kadar gülmesi. , Dıhık:   (Kendisi  işitecek  kadar  gülmesi).   Bu   dıhık  namazı  iptal edelr,; fakat abdesti bozmaz. Tebessüm (dişler görünecek kadar gülmek) ise,i hiçbir şeye zarar vermez.

[23] Zira  fahiş  derecede  oynaşma  ânında  her  iki  taraftan  mezi denilen ıslaklık mutlaka gelebileceğinden,  şeyheyne  göre  abdest bozu­lur. Bu oynaşma  (zekeri ve ferci birbirine değirerek oynaşma)  velevki sâde kadınlar veya erkekler arasında olsa, yine aynıdır denilmektedir, îmamı Muhammede göre ise, fahiş oynaşmakla abdest bozulmaz. Ancak ıslaklık görüldüğü zaman bozulur DAMAT, 20

[24] Muhıtta nakledildiğine göre;  secdede uyuyan kimsenin karnı uyluklarına yapışmamış olur ve kolları da yere serilmemiş olursa, ken­dinden haberdar olduğundan abdesti bozulmaz.  Şayet karnı uylukları­na yapışık ve dirsekleri  de  yanlarına veya yere  dayalı  olduğu halde uyursa abdesti bozulur.

[25] İmamı   Şafi'î  merhum,   zekere   ve   kadının   tenine   el   dokun­durmak abdesti bozar demektedir. Musannif merhum bu görüşün hane-filerde olmadığını izah için beyan etmiştir.

[26] Ağız ile burnun yıkanması farzı amelîdir.  Zira içtihatla sâ-

bittir. İmamı Mâlik ve Şâfi'iye göre ise, gusülde ağız ve burnu yıkamak sünnettir. Binâenaleyh gusülde ağız ile burnun yıkanmasının farzlığım inkâr eden kâfir olmaz. Fakat mutlak guslû inkâr eden nassı inkâr etti­ği İçin kâfirdir.

Tepeden tırnağa kadar bedenin her tarafmı, üzerinde mum, hamur, çamur, göz çapağı ve burun içindeki burun pisliği gibi şeyler cilde su­yun vasıl olmasına mâni olan bir şey bırakmamak üzere bir kerre yı­kanmak farzdır. Şayet ağızda dişlere suyun vasıl olmasına zahirî bir mâni olursa (kaplama ve hamur gibi şeyler olursa) bu takdirde zarurî haller dışında hanefî mezhebine göre gusül sahih olmaz. Boyacının tır­nağı üzerinde kalan boya lekeleri, keza kadınların kına lekeleri, renç-berlerin ve hatta sahih olan rivayette şehirlilerin tırnak kirleri, pire ve sinek tersleri suyun bedene vâsıl olmasına mâni değildir. Böyle olunca da bu gibi hallerde gusül sahih olur. Daha geniş malûmat, Hindiye, îbni Abidin ve Tahtavîde mezkûrdur. Dördüncü cildede bakınız.

Gusül hakkında bâzı hükümler:

Abdestin olduğu gibi guslünde sebebi, şartı, hükmü, rüknü, sıfatı ve bir de mucibi vardır.

Guslün sebebi: Abdestdeki gibi ele alınması ye amel edilmesi lâzım olanları mubah kılmak içindir. Cünüp olan kimseye namaz kılmak, Kur'anı Kerim okumak ve Kâbeyi tavaf etmek haram olduğundan bu gibi haramları cünübün, hayızîı ve nifaslı kadınların hayız Ve nifasın-dan kesildiği zaman gusül etmeleriyle bu haramlar helâl oluyor.

Bu sebep aynı zamanda hükmü öünyevîsidir. Uhrevî hükmü ise ha­lis niyetin mükâfatının âhirette verilmesidir.

Guslün. şartı ve sıhhati, abdestin şartı ve sıhhati gibidir. Ancak guslün sıhhati için gusül etmezden evvel meninin arkası kesilmesi için cimâdan veya ihtilâmdan sonra birkaç adım yürümek, biraz uyumak veya hiç olmazsa birkaç damla idrar akıtmalı ondan sonra gusül edil­melidir.

Guslün rüknü: Musannifin metinde beyan ettiği gibi mazmaza, is-tinsak ve bedenin her tarafını pak edip yıkamaktır.

Gusiün sıfatı:  Farz,  sünnet veya müstehap  olmasıdır.

Gtıslü îcap ettirenler: Cünüplükten, hayız ve nifas kanlarının ke­silmesinden ibaret olan, hadesi ekberdir.

[27] Banyo   gibi  necaset mahallinde  olmadan  başka  temiz  yerdeabdesti alan kimse evvelâ besmele okur. Şayet Necaset mahallinde olur­sa, besmeleyi içinden okur, niyyet etmek, su dökünmeye baştan başla­mak, sonra sağ omuzundan ve sol omuzundan yıkamaya devam etmek­te sünnetlerdendir.

[28] Erkekler saçlarını uzatır ve örük yapar, yaptırırsa gusül ede­ceğinde mutlaka örgülü saçım çözüp içini yıkamas nâzmıdır. Zira saç erkeğe zînet olmadığı için çözmekte zorluk ve külfet olmadığından mut­laka; yâni diblerihe, varsın, varmasın çözüp yıkamak lâzımdır. Kadının öijükleri çözülü ise onun da erkek gibi tamamını yıkaması lâzımdır.NİMETÜL İSLÂM, 116

İLGİLİ FETVALAR :

Cimâdan sonra gusül eden kadın,  fercinin haricini yıkarken  par­mağını fercine idhal ederse, gusüî etmek lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.   BEHÇETÜL FETVA, 7

Zeyd (bir adam), cünüplükten gusül edeceğinde evvelâ abdest alıp sonra bütün azasına suyu yetiştirse  (yâni gusîü tamamlasa), o abdest (o gusül abdesti)  ile namaz kılmak caiz olur mu?... ELCEVAP... Olur. Kemal Paşadan Naklen.

BEHÇETÜL    FETVA,    7

[29] Guslüh farziyetinin nassı katisi şu mealdeki âyeti Celîledir: «Eğer cünüp olduysanız boy abdesti alın  (Gusül edin),» Mâide Süersi, Âyet: 6.

GUStİLLE İLGİLİ FETVALAR :

Hâmile Hind, bir çocuk doğurduğunda kan (nifas kam) görmese, Hinde gusül lâzım olur mu?                         

ELCEVAP... Olur.  İ5EHCE, 7

Üzerine Gusül vacip olan Zeyd'e, Gusül ederken vücûdunda olan kılların altına suyu yetiştirmesi vâcib olur mu?..

ELCEVAB... Olur.

Kulağında delik olan Zeyd (Keza küpe deliği olan kadın), gusül ettiğinde o deliğin içine meşakkatsiz suyu ulaştırmak mümkün olunca

o delik içine suyu yetiştirmek vacip olur mu?... ELCEVAB... Olur.

Zeyd, Zevcesi Hind'e cima edip Hind, hamamda gusül etmek iste­diğinde hamam ücreti Zeyd'e lâzım olur mu?...

ELCEVAB... Olur.                                                ,

Cünüp olan Zeyd, Ramazanın gündüzünde gusül ettiğinde oruçlu olmadığı vakit gibi mazmazada gargarayı ve istinşakta su çekmeyi mü­balâğa etmek lâzım olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz.  Tamamı:   İBNİ NÜCEYM,  8

Zeyd, istinca ederken parmağım dübürüne soksa, Zeyde gusül lâ­zım olur mu?

ELCEVAP... Olmaz.    BEHCE, 7

Üzerine gusül farz olan Zeyd'in içi boş olan dişleri altın veya gü­müş ile doldurulmuş olup dişlerinin içine yapılmakla altın veya gümü­şün çıkarılmasında zorluk ve meşakkat olduğu muhakkak olmakla gu­sül ederken o dişlerin içine su ulaşmayıp bu şekilde zaruret olsa, suyu o dişlerin içine yetiştirmek vacip olmayıp zahirini yıkamak kifayet et­mekle tâhir olur mu?...

ELCEVAP...  Olur,      MECMU-A-İ CEDÎDE Sahife,  12

Zeyde, kımıldayan dişini altm tel ile bağlamasında veya bağlatma­sında beis var mıdır?...

ELCEVAP... İmam'ı Muhammed'e göre beis yoktur. NETİCE, 542 Çıkan dişlerin yerlerine gümüş ve emsali madenlerden takan veya taktıran kimseler, sabit olan dişlere bağlamak suretiyle tutturabilece­ğinden o sabit dişlere bağlayacak şekilde ya yarısını veya daha azını kaplaması zarureti hâsıl oluyor. Binâenaleyh bu zaruret dışında keyfî ve süs maksadı ile dişlerinin yansını veya tamamını kaplatanlar, hane-fî mezhebine göregusül etmişlerden sayılmazlar. Zira hanefî mezhebin­de ağzın içi, haricî bedenden sayılmıştır ve ağzı yıkamak da farzdır. Fakat şafiî ve mâliki mezhebine göre sünnettir. Bu takdirde bunlara göre, dişlerini kaplatanlarm gusülleri sahih olur, ancak sünnet' terk edilmiş olur. Hülâsa-i kelâm, mazeret ve zaruretler dışında kaçınmak ev­lâdır. En şalim yoldur. Daha geniş izahat, dördüncü cildde mezkurdur. İmam'ı Âzam ve İmam'ı Ebû Yusuf (R.A.) ise, îmam'ı Muhammed'-in görüşüne muhaliftirler. Onlara göre dişleri altm tel ve benzerleriyle bağlamak caiz değildir. Daha geniş izahat «Kitabul Kerahiye Velistih-san.» bahsinde gelecektir.

[30] Meninin inzali  anında  şehvet ve  atmanın bulunması şarttır.

Zira vücudu uyanmamış kişilerden herhangi sebepten dolayı beli iner ve menisi gelirse cünüp olmaz. Meselâ; ağır bir yük alan kişinin menisi gelse, gusül lâzım olmaz.

Metinde İmamlar (yâni îmam'ı Âzam ve îmam'ı Muhammed ile îmam'ı Ebû Yusuf) arasındaki ihtilâfın semere ve ciheti şöyle izah edil­mektedir: Meni merkezinden koparken şehvet ve atma ile olduğu za­man zekerini tutar, şehvet gittiktne sonra bırakır ve şehvetsiz olarak meni zekerden çıkarsa, tarafeyne göre gusül lâzım olur. Fakat Ebû Yu­suf'a göre gusül lâzım olmaz. Muzdar zamanlarda (Müsafirlik gibi) Ebû Yusuf ile âmel edileceği beyan edilmiştir. Fetva ise tarafeynedir.

DAMAT, 22

İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd (Bir adam), ailesiyle oynaşma esnasında şehvetle sulbünden meni ayrıldığı zaman zekerinin başını tutup ve meniyi çıkmaktan men edip şehveti sakin olduktan sonra (Zekerim) salıvermekle o meni şeh­vet ve atmaksîzın  (zekerinden)  dışarıya çıksa, Zeyd'e gusül lâzım olurmu?...

ELCEVAP... Olur.  NETİCETÜL FETÂVA, 5

Zeyd (bir adam), ihtilâm olup yahut şehvetle başkasını mes ve öpmekle sulbünden meni şehvetle ayrıldığında zekerini eliyle tutup ya-mıt bir şeyle zekerini tıkayıp basma çıkmasa, o müddet içinde Zeyd'e gusül lâzım olur mu,...

ELCEVAP...  Olmaz. Zira meni zekerden dışarıya çıkmamıştır.

Bu surette yazıldığı üzere zekerini tutup zekeri yattıktan ve şeh­veti gittikten sonra (sulbünden) ayrılan meni atma ve tirkleme olma­dan zekerinin başına  (dışarıya)   iıksa Zeyde gusül lâzım olur mu?...

ELCEVAP...' Olur. BEHÇETÜL FETÂVA, 7

Kadınların da, ihtiiâmları halinde terelerinden dışına çıkması mev-zuubahistir.

[31] Musannif merhum metinde, «uykudan uyanan» cümlesini zik­retti. Zira, bayılan ve sarhoş olan kimse ayılır ve aklı başına gelir ve islakhk bulursa, bil ittiafk bunlara gusül yapmak vacip olmaz.

Cevahir adlı eserden naklen metin şârihi Damat şu gerçekleri zik­retmektedir. Uyuyan kimse zekerinde ıslaklık bulur ve ihtilâm olduğu­nu da hatırlamadığı takdirde, eğer uykudan evvel zekeri ayakta ise gusüllâzım gelmez. Şayet zekeri uyanık olmadığı halde uyumuşsa gusül lâ­zımdır. Bu halin görülmesi ayakta ve otururken uyursadır. Ama yatak­ta yattığı halde uyur veya meni olduğunu kat'î bilirse gusül lâzımdır. Bu mes'ele pek çok vuku bulur. Fakat insanlar bundan gafildirler.

DAMAT, 23

Çok ihtiyar olup cima yapmaya kudreti olmayan zeyd ihtiîâm ol­duğunu uyandıktan sonra hatırlayıp ve üzerinde bir miktar yaşlık bu­lup o yaşlık menî ve mezî olmayıp vedî olduğunu kat'î bilse Zeyd'e (adama)  gusül lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.  BEHÇETÜL FETÂVA ve BAHRİ RÂİK, 6

[32] Metindeki «önden ve arkadan» kelimeleri mutlak olarak zik­redilmiştir. Bilhassa «arkadan» kelimesi haram ve en âdî huy olan li-vâtacıların işledikleri mel'anet anında da guslün farzlılığı sabittir. Şâ- > yet bu haramı işleyen kendi  ailesine aynı tecavüzü yapar ve haramı işlerse, inzal vâki olmasa da yine gusül farzdır. Lûtîîerin cezası îmamı Âzanı'a göre yüksek bir yerden aşağı atılarak veya yüksek yerden taş yağmuruna tutularak öldürmektir.

[33] Hâmile bir kadın, bir gocuk doğurduğunda, kan görmese, ka­dına gusül lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olur. (imamı Azama göre her nekadar kadın nıfaslı sayılmasa da gusül lâzımdır). BEHÇETÜL FETÂVA, 7

[34] Mezî:   Oynaşma   ânında  zeker  ve   ferçten   gelen   ince   beyaz sudur. Bu su vücûdun uyanıp tekrar j^atması ânında ve bâzı kimselerde küçük abdestinden evvel gelir. Kadından gelen ıslaklığa  (kaza)   denir.

Vedî: İdrardan sonra gelen ve koyuca bir sudur. Mezî, kaza ve vedînin gelmesiyle gusül lâzım olmaz.  DAMAT, 24

İLGİLt FETVALAR :

Zeyd (adam)  dan uyanık halinde iken şehvetle bakıp yahut hayal ve düşünce ile  (zekeri) kalkıp ve sakin olduktan sonra atma ve tirkle-me olmadan mezî veya vedî zahir olsa, Zeyd'e gusül lâzım olur mu? ,   -ELCEVAP... Olmaz.    NETİCETÜL FETÂVA, 6

Zeyd, uykudan uyanınca ihtilâm olduğunu hatırlayıp lâkin elbise ve zekerinde ıslaklık bulmasa, mücerret ihtilâmı hatırlamakla Zeyd'e gusül lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.   NETİCETÜL FETÂVA, 6

Mak'adından şırınga yapılan adama gusül etmek cavip olur mu?... ELCEVAP...   Olmaz.    FETÂVAYÎ FEYZtYE, 4

Keza kadının fercine zekerden başka parmak ve benzeri sokulursa yine gusül lâzım olmaz.

[35] Mendup olarak yapılması  gereken sünnetlerden bâzıları şun­lardır:   Mekke'i  mükerreme  ve  Medineyi  münevvereye  giren  kimseye, delilikten ifâkat bulan kimseye, berat ve kadir gecelerine erişen kimse­lere gusül ^etmeleri menduptur. Kurban bayramı sabahı müzdelife vak-fasında bulunan, tavafı ziyaret için Mineden Mekke'i mükerremeye ge-fen, ölü yıkayan, yağmur duasına çıkan, yoldan gelen, günahtan tevbe eden ve istihâza kanı   (rahim hastalık  kanı)   kesilen  kadınların gusül etmeleri menduptur.

[36] Kur'anı Kerime ve âyet yazılı levhalara cünüp ve hayızlı, ni-faslı kimselerle abdestsiz kimselerin ellerine alamıyacakları şu mealdeki âyeti celüe Üe sabittir: «Ona (Kur'anı Kerime)  tam bir surette temiz­lenmiş olanlardan başkası el süremez.» Vakıa, 79.

[37] Kur'anı   Kerim   âyetlerinden   herhangi   bir   âyet   ve   sûresi Kur'anı Kerim niyyeti ile okunamaz. Fakat Kur'an âyetlerini ve sûrele­rini meselâ: Fatiha, âyetel kürsi gibi sûre ve âyetler duâ ve sena niy­yeti ile okunabilir. Cünüp olan kimsenin Kur'an âyetlerini yazması ke-rahattır. Parcnağmdaki yüzüğünde Kur'an âyetlerinden veya ALLAH'-m isimlerinden yazılı bulunursa, tazim terk edileceğinden helaya gir­mesi  mekruhtur.   Yüzüğün  kaşını  yani   âyet   yazılı  kısmını   avücunun içine alırsa kerahat olmadığı da denildi. Cebinde Kur'anı Kerim âyet-

Ierinden, ismi ilâhilerden bulunan kimsenin helaya girmesinde beis yok- , tur. Keza bir şeye sarılı olursa yine beis yoktur. Fakat imkân dahi­linde sakınmak evlâdır. Cünüp adam kunud duasını okuyabilir. Cünüp adamın Kur'anı Kerime bakması kerâhat değildir.

Küçük çocukların Kur'anı Kerimi ve âyet yazılı levhaları ellerine almaları kerâhat değildir. Zira Kur'anın hıfzı ve öğretilmesi güç oldu­ğundan beis yoktur.  DAMAT, 26

Tahtâvîde beyan edildiğine göre, abdestsiz olan bir kimsenin Kur'­anı Kerim âyetlerini yazmasında beis yoktur. Ancak bu yazış yazılan sahifeler yer üzerine serilmek suretiyle olursa, Ebû Yûsuf'a göre sahi-feleri hâmil olmadığından beis yoktur. îmamı Muhanımed'e göre ise ke-râhattır. Esasen «beis yoktur» denilen hükümleri -terk etmek iyidir.

İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd (bir adam)  cünüp iken Kur'an kastı ile Kur'anı azimüşşanı okuması caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.  NETİCE, 6

Zeyd'in satın almış olduğu yüzükte Kur'an yazılmış olsa, Zeyd o yüzüğü âdeti üzere takınıp helaya (tuvalete) girdiğinde parmağından çıkarmca, sâde takmakla günahkâr olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. FETAVAYI ALİ EFENDt, C. 2, 247

Helanın odasında abdest alan Zeyd'e, abdest esnasında vârid olan teşbihleri zikretmek mi gerekir yoksa terk etmek mi gerekir?...

ELCEVAP... Terk etmek gerekir. BEHÇETÜL FETÂVA, 6

[38] Yani, hayız ve nifaslı kadınlar cünüp olan kimseler gibi Kur'-anı Kerimi okuyamaz, cami ve mescitlere giremez, Kur'anı Kerimi ve âyet bulunan levhaları kılıfsız ve kabsız alamaz. Fakat zikri ilâhî, teş­bih, tehlil ve arzu ettiği duaları yapabilir.

imamı kerhiye göre, hayızh bir kadın Kur'anı Kerimi tâlim etmek (öğrenip ve öğretmek) için kelime kelime okur ve iki kelime arasını keserek okur.

İmamı Tahâvî ise, hayızh ve ni£aslı kadın âyetin yarısını okur öğ­renir veya öğretir. Kestikten ve yukarıyı öğrendikten sonra âyetin diğer yarısını okur demektedir. Meselâ: Fatiha'i şerif enin birinci âyeti olan (Elhamdülillâhi) söyler, nefes aldıktan sonra (Rabbil âlemin) cümle­sini bitirir.

İLGILt FETVALAE :

Zeyd'e, cünüp iken zikir, teşbih ve Peygamberimiz (A.S.) üzerine salavâti şerife getirmek caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur. FETÂVAYI ALİ EFENDİ, 2

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/22-36.

[39] Bu bölümde iki kısım tâhir su izah edilmiş oldu. Biri, hiç bir şey karışmamış ve asıl hilkati değişmemiş mâi mutlaktır. Mâi mutlakla hem hadesten taharet yapılır ve hem de necasetten taharet (bahsinde geleceği üzere) yapılır. İkinci kısım mâi mukayyet; cinsi ve mâhiyeti başkasıyla kayıtlanmış sudur. Meselâ; gül suyu ve çiçek suyu gibi su­lardır. Bu sularla hadesten taharet   (abdest ve gusül)   caiz değildir.

Katran ile kokusu değişen sudan abdest almak caiz olur mu?... ELCEVAP...  Olur.                                            İBNt NÜCEYM,  3

[40] Az. suyu ihtiva eden, duran göle Havzu sağır: (küçük havuz) der. ıiştir. Şu halde böyle duran az sulara necaset düşerse, necasetin eseı görülmese dahi teneccüs eder. Köpek banarsa, içine bir damla kan yan t idrar, şarap damlası ve İaşe düşerse necis olur. Ve bu necislerin düşı esi ise, kat'î olarak bilinmesi veya zannı galip olması lâzımdır.

îerâkü felah tahtavisinde şu gerçek nakledilmektedir: Hz. Ömerül Farı ; (R.A.) ile Amr bin el As (R.A.) bir havuza uğruyorlar. Amr bin * As, havuz sahibine: Ey havuzun sahibi senin havuzuna canavar­lar ı lir mi? Sözüyle havuzun temiz veya necisliğinden sahibine soru­yor. . [avuzun sahibi cevap vermeden Iiz. Ömer (R.A.): Ey havuzun sa­hibi m bize haber verme, buyurmuştur. Buna göre misafire getirilen yeme misafirin: Bu yemeği sen nereden kazandın? diye sorması da­hi lâ;   n değildir.

Nİ'METÜL İSLÂM, 26

E  eve misafir olan insanda, namaz kılacağı zaman kıbleyi bile-mediğ. takdirde ev sahibine sormalı, fakat evin halısı veya sergileri ne­cis mi ' diye sorması doğru değildir. Zira mümine hüsnü zan yakışır ve mü linin her şeyinin temizliği cihetini bilmelidir.

[41] Arşın: Her tutamın üstünde baş parmak dikili olduğu halde yedi tu ima bir arşın denir. Veya sâde yedi tutamdır.

[42] Meselâ: Bu akıcı suyu köpek yalasa, içine bir miktar kan, id­rar ve arap karışsa, insan pisi ve cife gibi necisler düşse teneccüs et­mez. At ^ak necasetin eseri olan tat, koku ve renginden bir eser bulu­nursa, ç su necis olduğundan taharet caiz olmaz. Şayet necis, akan su­yun bâz yerine isabet etse diğer yerlerine isabet etmezse necis isabet etemyen tarafı temizdir. Daha genişi musannifin Halehi adlı eserinde ve metn. . şerhleriyle diğer fıkıh kitaplarında mezkûrdur.

[43] imamı Muhammedin İmamı Âzam  (R.A.)  dan zahiri rivayetle nakli ve umumî güçlükte olduğundan fetva olan kullanılmış su; temiz, fakat (necaseti hükmiyyeyi)  temizleyici değildir.

Kullanılmış suyun temiz olup temizleyici olmaması; bedende ve ab­dest azalarında necasetin bulunmaması şarttır. Aksi takdirde, necaset bulunursa kullanılmış su necis olur.

İLGİLİ FETVALAR :

Zeyd (adam), satranç oynadıktan sonra iki ellerini bir koğa içinde olan suya sokup yıkasa Zeydin ellerinde necaset olmayıp ancak kir ol­sa sâde kiri yıkamakla o su müstamel =  Kullanılmış olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.

Busuretle o su ile abdest almak caiz olur mu?...1 ELCEVAP...  Olur.  BEHCE,  8

İmamı Mâlik ile İmamı Şafi'nin bir kavline göre, bu müstamel su­lar, hem temiz hem de temizleyicidir. Fakat kullanılmamış su varken kullanmak mekruhtur.

[44] Namaz kılmak,  Kur'anı Kerime nıeshetmek.,  cami ve  mescide girmek,  Kâbeyi tavaf  etmek  için  veya evvelce  aldığı  abdestle  namaz kıldıktan  sonra abdestli iken tekrar nur  üzerine  nur olsun gayesiyle alman  abdest ve  gusüllerin  suları   (mâi  müstamel = kullanılmış)   su­lardır.

İLGİLİ FETVALAR :

Cünüb olan Zeyd, kazanda dolu sudan defalarca bardağı doldursa ve eli o suya batsa, o su mâi müstamel  (kullanılmış su)  olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.    İBNİ NÜCEYM, 5

Bu suretle o su ile abdest almak ve gusletmek caiz olur mu?... ELCEVAP... Olur.

Ateş ile yahut havanın hararetinden eriyen kar suyu ile abdest alıp gusletmek caiz olur mu?...

ELCEVAP... olur.  BEHCE, 8

[45] Gusül etmek niyyeti olmadan kaydı üe şu gerçek anlatılmak isteniyor: Cünüp kimse temizlenme niyyeti ile kuyunun suyuna dalar ve yıkanırsa, o su bütün imamların ittifakı ile necistir.               

DAMAT VE FERAİT, 31

İLGİLİ FETVA :                               

Bir pak kuyuya abdest ve gusülde kullanılan su vâki olup ku|[amunsuyuna karışsa, vâki olan müstamel = kullanılmış sudan fazlao karışık su ile abdest alıp, gusül etmek caiz olur mu?...     ELCEVAP... Olur.

BEH^E, İl

[46] Tghir olan suda su kurbağası Ölse, o sudan abdest almajk: caiz mu?...

ELCEVAP... Olur.   (Zira su kurbağası necis değildir).

FETÂVÂYI FEYZİME,

[47] Dibâgat;   deri  temizlemektir.  Deri  temizlemek  iki  türlüdür.

 (a) Hakikî  temizleme:   Şap,   mazu,   palamut  ve   nar  kabuğu   gibi »eyleri kullanmak suretiyle sanat ve hünerli temizlemektir.        

 (b) Hükmî  temizleme:   Topraklamak,  güneşletmek  ve   havajandır-rtıak suretiyle olur.                                                                    

Hakikî temizleme ile hükmî temizleme arasında ahkâmca fark yok­tur. Ancak bir hükümde farklıdır, hakikaten temizlemeden sonra su isabet eden derinin necaseti rivayetlerin ittifakı ile avdet etmez. Hük­men temizlemede ise, iki rivayet vardır. O rivayetlerinde asan olanı ne­casetin avdet etmemesidir. Nitekim necislenmiş kuyunun suyu çekildik­ten sonra, tekrar gelen suyu temizdir.

Dibâgatla temizlenen derilerden seccade yapılsa üzerinde namaz kı-lııur. Koğa yapılırsa içindeki su ile abdest alınır. Derileri dibâgatlayan, gerek müslüman, gerek gayri müslim, çocuk deli veya kadın olsun deri temizdir. Metindeki müstesna deriler hâriçtir.       

İLGİLİ FETVA :

Arslan, kaplan ve kurt derileri dibâgat olunduktan sonra, o deri­lerin üzerlerinde namaz kılmak caiz olur mu?...

ELGEVAP... Olur.  NETİGETÜL FETÂVA, 8

' Köpeğin derisi dibâvatlandıktan sonra seccade veya koğa yapıla­bilir. Köpeğin, aynı, necis olmadığından beyî, (alınıp satılması) îcara verilmesi ve hibe yapılması caiz olur. Başkasının köpeğini telef edenin tazmin etmesi lâzım gelir. NÎMETÜL İSLÂM

[48] Müslüman ve ehli kitap kimselerin hâli ihtiyarda hayvanı bes­mele ile boğazından kesmelerine zebhi şer'î veya zebhi ihtiyari denir. Bir de zebhi ızdırâri vardır ki, av hayvanı ve azgın ehlî hayvan hakkın­da olur. Kesmeye ehil olan kimse onu neresinden rast gelirse yaralıya-rak öldürmesidir. Kesmeye ehil olan kimselerin bil ihtiyar veya bil ız-dırar olan kesmeleri, hınzırdan mâada eti yenmeyen hayvanların  yal­nız derilerini, eti yenen hayvanların ise; hem derilerini ve hem de etle­rini temiz eder.

Kesmeye ehil olan kimseler; müslümanlar ve ehli kitap olan kim­selerdir.

Hınzırdan başka, her hayvanın vücûdunun dışı, diri iken temizdir. Ölmeleriyle necis olur. içindeki necasetin hümkü dış ile hükmedilmez. Ancak dışa ifraz edilirse o zaman hükmolunur. İnsan bile iç kısımla-, nnda necaseti hâmil iken namazı kılıyor.   NÎMETÜL İSLÂM

[49] Eşbah vennezâir  de  nakledildiğine- göre,   az  su  içine  tırnak düşmekle su fasit -pis- olmaz, fakat insanın tırnak kadar derisi düş­tüğü takdirde fasit olur.

[50] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/38-42.

[51] Yarasa müstesna olmak üzere ne idrarı olursa olsun, encas bahsinde gelecek olan necasetin galîza ve hafifesi suları necislemede birdir.                                                                                          

Kaz, ördek ve tavuk gübresi, insan, kedi ve köpek gibi eti yenmi-yen hayvan gübreleri, kusmukları ve köpeklerin salyeleri hep bu kısım­dandır. Yani havai kebir veya kuyunun her çevresi on arşın olmazsa o kuyu bunların düşmesiyle teneccüs eder.

İLGİLİ FETVA :

Su kuyusu ile tuvalet (abdesthâne) nin arası ne kadar uzak olma­sı gerektir ki, kuyunun suyu necis olmasın?...

ELCEVAP... Yerin sert ve yumuşaklığına göre takdir olunur. Tâ­dil ve itimat necasetin eseri olan rengi, tadı ve kokusundan biri nüfuz etmektir.  BEHÇETtİL FETÂVA, 10

Zeyd'in evinde olan su kuyusu içine netaset dolup o hal üzere bir müddet geçtikten sonra Zeyd o içinde olan necaseti etrafında ve çuku­runda necaset te'sir ettiği taş olup suyunu kullanmak caiz olur mu?....

ELCEVAP... Olur. BEHÇ-TÜL FETÂVA, 11

[52] Koyunun memesine yapışmış koyun kığı var iken Zeyd o me­meyi bir çanağa   (helke veya bir kaba)   sağmaya başladığında Zeydin sağmasıyle koyun kığı ezilip süt ile karışarak çanağa inse o süt necis olmuş olur mu?...

ELCEVAP... Olur. FETÂVAYI ABDURRAHİM, 3

[53] Güvercin ve serçe gibi eti yenen kuşların gübresi suyu ifsat etmediği beyan edildiği cihetle, bu tâbir kaplardaki suya dâhi şâmildir.

[54] O bir gün içinde kılman namaz iade edilir. Yıkanan elbise var­sa yıkanır ve hükümlerde bir gün olarak icra edilir. Şayet üç gün hük-molunan zamanda aynı dinî vazifeler üç  günlük kaza edilir. Ve  o üç gün içinde yıkanan çamaşırlar tekrar yıkanır. Bu hüküm elbisenin as­len necisliği anındaki yıkanıştadır. Böyle necis olduğu bilinen su ile ha­mur yuğuruldu ise, o hamur köpeklere atılır, yahut davara yedirilir.

Eğer abdestliler o necisin ne zaman düştüğü bilinmeyen kuyudan abdest almış, yahut necis olmayan çamaşırlar onunla yıkanmış ise, ic-mâan iade lâzım gelmez. Zira sıhhatin muktezası, olan taharet mevcut­tur. Mânide şek vâki olmuştur ki o da suyun isabet ettiği mahal tâhir-dir. Namaz ise şek ile bâtıl olmaz.                           NÎMETÜL İSLÂM

Aşran fi asrin (her çevresi on arşın) olmayan bir kuyuya büyük yılan vâki olup sonra şişip yahut dağılsa ve o kuyunun suyunun hep­sini çekmek mümkün olsa, hepsini çekmek lâzım olur mu?...

ELCEVAB... Olur.

Bu surette o büyük yılan kuyuya ne zaman düştüğü bilinmezse o kuyunun suyu ile abdestsizliği gidermek için abdest alır ve cünüplükten de gusül eden kimselere o abdest ve gusül ile kıldıkları namazdan kaç günlük namazın iadesi îâzım olur?...

ELCEVAP... Üç günlük ve üç gecelik namazın iadesi lâzım olur.

BEHÇETÜL FETÂVA, 10

Bu fetvada büyük yılan tâbiri kanının akıcılığını beyan etmekte­dir. Kam akmayacak şekilde olan küçük yılanların hükmü metinde akı­cı kanlan olmayan hayvanlar suda öldüklerinde o suyu necis etmeyece^ ği beyan edilmiştir.

[55] Çünkü filhal düşüp ölmek yahut kuyuya onu rüzgâr, yahut bâ­zı aklı hafif kimseler veya çocuklar yahut kuşlar atmış olmak caiz ve niuhtemeldir. İmamı ,Ebû Yusuf tan şöyle hikâye edilir: Ben zâten ima­mın (Ebû Hanifenin) sözü üzere idim. Vaktaki bir gün bahçede oturmak­ta iken bir çaylak kuşunun ağzındaki İaşeyi kuyuya düşürdüğünü gör­düm, bunun üzerine imamı Muhammedin sözüne rucû ettim.TAHTÂVİ

[56] Metin sarihi burada  şu  hükmü  zikretmiştir:   Köpeğin  Ölmesi $art değildir. Eğer köpek kuyuya düşer ve diri olarak çıkarılırsa o ku­lunun suyunun hepsi çekilir. Ve artıkları necis ve şüpheli olanların düş­mesi de böyledir.

DAMAT, 34 Fakat Merakıl Felah adlı eserde ve haşiyesinde  sahih ve sağlam<jlan şu hükümler mevcuttur:  İnsanın yahut öküz, koyun gibi eti yei^en hayvanlardan birinin kuyuya düşüp diri çıkması suretinde üzerin-

cie necaset olduğu kat'î bilinmedikçe su fasit olmaz.

Katır, eşek, atmaca, şahin ve çaylak gibi yırtıcı kuşların ve kurt,köpek, kaplan, maymun ve çakal gibi yırtıcı hayvanların dahi n)ücerret kuyuya düşmesiyle yâni kuyuda ölmemek ve salyesi suya değme­mek şartıyla su şüpheli ve necis olmaz. Zira hınzırdan başka bütün hay­vanın zahiri (dışı) diri iken tâhirdir.

Eğer düşen hayvanın salyesi suya vasıl olursa o hayvanın salyesi-nin taharet, necaset, kerahet ve şüpheli hükümlerince o su salyeye tabî olduğundan salye necis olur ve suya da vasıl olursa, suyun tamamının çekilmesi lâzım olur.

İLGİLİ FETVALAR :      

Bir su kuyusuna köpek düşüp sonra diri olarak çıkarılsa o sudan abdest almak caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz, Bu fetva damadın ibaresine tetâbuk ediyor.

FETÂVÂYİ FEYZİYE, 5

Kuyunun her çevresi on arşın olup büyük (havzı kebir) kuyuya at düşüp ölse ve çıkarılsa o kuyunun suyunu çekmek lâzım, olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz, Zira havzı kebir akıcı su hükmündedir. Tadı, kokusu, ve rengi tegayyür etmedikçe necis olmaz.

NETİCETÜL FETAVA, 3

[57] Her çevresi on arşın olmayan   (havzı keir olmayan)   kuyuya (bizim memleketimizdeki kuyuların hemen hepsi böyledir)  köpek düşüp su neis olmakla köpek çıkarılıp fakat suyun hepsini çıkarmak mümkün olmasa, o kuyunun içindeki mevcut olan su kadar su çıkarılsa o kuyu tâhir olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  NETİCETÜL FETAVÂ, 3

[58] Her çevresi on arşın olmayan bir kuyuya necis vâki olmakla o kuyunun suyunun tamamı çekilmesi lâzım olup lâkin o kuynuun suyu­nu külliyen çekmek mümkün olmazsa o kuyudan ne kadar su çekmek gerekir ki, o kuyunun suyu temizlene?...

ELCEVAP... Üçyüz kova su çekmekle temizlenir.

BEHÇETÜL FETÂVÂ, 9

Aşran fi asrin (çevresi onar arşın) olmayan bir kuyuya köpek dü­şüp suyu necis olmakla köpek çıkarılıp lâkin suyun tamamını çıkarmak mümkün olmasa, o kuyunun içinde mevcud olan su kadar su çekilince o kuyu tâhir olur mu?

ELCEVAP... Olur.     FEYZİYE, 3

[59] Bunların artıkları hem temiz ve hem temizleyicidir. Atın artı­ğı bil ittifak kerahatsız tâhirdir. Atın teri ve salyesi gibi südüde bil icmâ helâldir. İnsanın her cinsinin artığı müslüman olsun kâfir olsun tâhirdir.  Ancak ağzı necis  olan  kimsenin  artığı müstesnadır. Meselâ: Şarap içen ve ağız dolusu kusan ağzını yalayıp yıkamadan hemen aka­binde ağzının necisliği var iken su içen insanın artığı necistir.NÎMETÜL İSLÂM

[60] Bu artık sulardan başka tâhir su bulunursa, bu artık suları gerek içmekte ve yemek pişirmekte veya abdest ve gusül etmekte kul­lanmak tenzihen mekruhtur. Fakat kerahat olmakla beraber temiz ve temizleyici olduğundan bu su var iken teyemmüm etmek caiz olmaz.

Eti yenmiyen kuşlarında İaşelere ve necasetlere düşkün oldukları için onlarda sokak tavuğu hüknıündedirler. Gerçi bunların eti haram ol­ması itibariyle artıkları da kıyasen necis olması iktiza etmesi lâzım ge­lir gibi, fakat bunlar yırtıcı hayvanlar gibi dilleriyle değil, gagalarıyla içmektedirler. Binâenaleyh gagaları temiz kemikten ibaret olduğundan bunların artıkları istihsânen (iyi olan ve güzel görülen cihetle) tâhir-den sayılmıştır.

[61] İlgili fetva: Devamlı şarap içenin teri necis midir, Tahir mi­dir?...

ELCEVAP. . Necisdir. ABDURRAHİM, 3

[62] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/43-47.

[63] Teyemmüm ümmeti Muhammede has bir taharet şeklidir. Te­yemmüm kitap ve sünnet ile sabittir. Kur'anı Kerimde Hz. ALLAH meâlen şöyle buyuruyor:

«Ve eğer hastalanırsanız, sefer halinde iseniz, biri heladan gelmiş ise veya kadınlarınıza dokunmuş iseniz (ailenizle cinsî münasebette bu-lunrtıuşsanız) o anda da su bulamazsanız o halde temiz bîr toprak ile teyemmüm ediniz, ondan (topraktan) yüzlerinize ve ellerinize mesh edi­niz. ALLAH ü Teâlâ sizin üzerinize bir sıkıntı vermek istemez. Fakat o (ALLAH C.C.) sizi tertemiz kılmak ve üzerinize nimetini tamamlamak ister İd, şükür edesiniz.» mâide; 6

Hadisi şerif meali «Teyemmüm, suyu bulamadığı vakit müslüma- taharetidir-»

[64] Teyemmümün  şartlan, Merâkü Felah ve Nîmetül îslâm  adlı eserlerde daha geniş izah edilmiştir.

[65] Zeyd (bir adam)  pak ve tıyp bir yerden   (topraktan)  teyem­müm ettikten sonra (başka bir adam) da o yerden teyemmüm etse, Zeyd ve Amrin teyemmümleri caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olur.  BEHÇETÜL FETAVÂ, 8

Zeyd zarurî halde teyemmüm için ellerini temiz olan yere vurup fakat o vurduğu ellerini yüzüne veya kollarına mesh etmeden abdest bozan hal vâki olsa o ellerindeki toprağı mesh eder mi yoksa yeniden ellerini yere vump meshetmesi mi gerekir?...

ELCEVAP... Asah kavle göre yeniden yere vurup meshetmek ge­rekir.   FETEVÂYİ FEYZİYE, 6

[66] imamı Buhârî ve Müslimin rivâyetleriyle  şu  gerçek  zikredil­mektedir: Ammar bin Yâsir  (R.A.)  Hz. leri buyuruyor ki;  «Râsnlüllah (S.A.)  beni bir iş için  (yola)  göndermişlerdi, yolda ihtilâm oldum, su bulamadım, hayvan gibi yere yatıp toprağa bulandım.  Râsûlullah   (A. S.) a geldiğimizde bu vaziyeti anlattım,  «Sana şöyle yapmak kâfi îdi» diyerek mübarek ellerini iki defa yere vurup ilk defasında mübarek yü­zünü ve ikinci defasında sağ ve sol kollarını meshettiler».

[67] Zira abdest almakla meşguliyet ânında cuma namazı kaçırı-lırsa onun yerine o günün öğle namazı kâimdir. Vakit namazı da abdest­le meşgul olurken geçtiği takdirde edasının yerine kazası olduğundan su olur ve kullanma imkânı da bulunursa teyemmüm caiz değildir.

[68] Teyemmüm caiz olan yerden Zeyd teyemmüm edip rükû ve seedeli namazı kılarken namaz esnasında kahkaha ile gülse, Zeyd'in na­mazı ve teyemmümü bâtıl olur mu?...

ELECVAP... Olur.FETÂVAYİFEYZİYE, 6

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/49-51.

[69] Hacıların hediye için taşıdıkları Zemzem suyu teyemmüme mâni-di". Yâni Zemzem suyu varken teyemmüm edilmez. Fakat Zemzem su-yı. ile abdest almayıp teyemmüm edebilmek için Zemzemi şerifin içine gü suyu gibi şeyleri Zemzem suyundan fazla veya onun kadar döküp karıştırılırsa bununla abdest almak caiz olmadığından teyemmüm edi-leb lir. Aksi takdirde teyemmüm caiz olmaz.

Mest : Ayak topuklarını içine alan ve üzerine mesh edildiğin­de uyu emip bedene ıslaklığım geçirecek şekilde olmayıp, kalın olan po-tint, çizmeye, konçlu aba terliğe, sık ve sert örülmüş çoraba, çarığa ve em;- Ui gibi olan şeylerdir ve böyle mestler üzerine mesh edilir.

Burada mestlerden maksat, iki mesttir. Binaenaleyh yalnız biri üze: ne meshetmek caiz olmıyacağmı beyandır. Fakat yalnız bir ayağı olar kimse o ayağındaki mest üzerine mesh edebilir.

İLGİLİ FETVALAR :

"alnız bir ayağı olan Zeyd, o bir ayağına mest giyip üzerine mes-hetn, k caiz olur mu?...

iîLCEVAP... Olur. BEHCE, 9

'' eyd'in bir ayağının parmakları ve üstü kesilip, ancak topuğu ve Ökçet   mevcut olsa; Zeyd o mevcut olan yere mest giyip üzerine mes-hethii iç caiz olur mu?... ILCEVAP...  Olmaz.

Eu suretle Zeyd sağlam olan diğer ayağnıa mest giyip, üzerine mes­hetmek caiz olur mu?...

E^CEVAP... Olmaz.   FETÂVÂYİ FEYZİYE, 4

[70] Meshin cevazı hakkında Hz. Rasül'den, fiilen, kavlen rivayet, Pek çc dur. Hz. Ebû Bekir (R.A.), Dört Abdullah'dan ve sahabeden çok kimsel r mest üzerine meshi rivavet etmişlerdir.

Ebû Davut, Mugîre Bin Şube (R.A.) den rivayetle meâlen şöyle naklediyor: «Rasûlüllâh (S.A.V.) iki mest üzerine meshetti, ben Ya Ra-sûlüllâh (ayaklarını yıkamayı) unuttun, dedim. O da belki sen unuttun, zira Rabbim  (C.C.)  bana böyle emretti dedi.»

Hasan'ı Basri (R.A.), «Yetmiş sahabeye yetiştim hepsi mest üze­rine meshi caiz görürdü.» buyuruyor.

Hz. İmara'ı Âzam, «Gündüzün ziyası gibi bana kanaat geldikten sonra mestler üzerine meshin cevazı hakkında konuştum. Hz. Ebû Be­kir ve Ömer'i (R.A.) afdal kılmak, Osman ve Ali (R.A.) ı sevmek, her iyi ve kötü (kötülüğü küfre varmayan) imamın arkasında namaz kıl­mak ve iki mest üzerine meshetmek veya meshin cevazını kabul etmek, Ehli Sünnet velcemâat inancının alâmetidir.» diyerek beyan etmiştir. Mestler üzerine meshetmek farzı amelîdir. Binâenaleyh münkiri tekfir olunmaz.

[71] Zeyd,   abdest  almağa  başladığında   evvelâ   ayaklarını  yıkayıp ve mestleri giyip, abdesti bozacak bîr şey vâki olmadan abdestini ta­mamlasa Zeyd tekrar abdest almak iktiza ettiğinde mestlerinin üzeri­ne meshetmesi caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olur.   FEYZİYE, 5

Zeyd, abdest almadan ayaklarını yıkayıp mestlerini giydikten son­ra abdesti bozan hal vâki olup ve abdest alsa, mestlerine meshetmesi caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. FETÂVÂYİ FEYZİYE, 4

Birinci fetvada her ne kadar sünnet terkediliyorsa da sahihtir, ikinci fetvanın hükmü ise açıkça anlaşılmaktadır.

[72] Mestlerin üzerine  meshetmek,   şer'i  hükümlerden  biri  olması hasebiyle burada şu sözleri zikretmek faydalı olur. Hz. Ali (R..A.)7 «Eğer din, Re'yile ohnuş olsaydı, mestin altım meshetmek, üstünü meshetmek-ten daha evlâ olurdu.» Buyurmuştur. Evet, mestin altı yere geldiğinden

kir ve pisliklere İsabet edebilir ve bu cihetten altına meshetmek yakı­şır gibi, fakat din aklî değil akim kavrıyabileceği şekilde naklidir. Bi­nâenaleyh, aklı başında olan her ferde şer'i hükümlere tâbi olması ge­rekir. İmam'ı Âzam (R.A.) da; «Eğer ben Re'ye (dinin aklîliğine) kail olaydım her idrar akıtmadan sonra guslü lâzım kılıp, men'i geldiğinde de abdesti kâfi görürdüm. Zira idrar ittifakla necistir, meninin necisli-ği ise ihtilaflıdır ve kadınlar daha zaif olduğu için, mirasda erkeğe kadı­nın nısıf olma (ikili birli) hakkım verirdim» buyurmuştur.

Mâlikîlere göre, mestlerin bütün üstüne meshedilmesi lâzımdır. Me­tindeki izah miktarı kâfi değildir. Hambelilere göre, mestlerin üstünün ekseri kısmına meshedilmesi kifayet eder. Şâfiîîerce de mestlerin üstü­ne velev bir parmak kadar mesh edilsin kâfidir.

[73] Zeyd'in ayaklarına giydiği çarıklar ayaklarının üstünü topuk­larına varınca yansından   fazlasını - Örtmese   üzerine   meshetmek   caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz. BEHÇETÜL FETÂVÂ, 9

[74] Mestin çıkması veya çıkarılması ise şöyledir: İster bir ayağın mesti ister iki ayağın mesti çıkarılsın mutlaka her iki mestin hükmü bitmiştir. Diğer azaları abdestîi ise iki ayağını yıkaması kâfidir.

İLGİLİ FETVA :

Zeyd, abdest alıp mestlerinin üzerine mesh ettikten sonra bir aya­ğından, mestini çıkarmış olsa, yalnız o ayağı yıkamak kifayet eder mi yoksa iki ayağını da yıkamak vacip midir?... : ELCEVAP... İki ayağım yıkamak vaciptir.  FETAVÂYI FEYZİYâ, 4

[75] Mestin  çıkarılmıştan sayılmasiyle,  mestin üzerine  mesh etme hükmü kalkmış demektir.  Binaenaleyh  mestlerini çıkarır  yalnız  ayak­larını yıkar ve böylece vazifesine devam eder. Mestin müddeti eğer na­maz içinde nihayet bulursa o namaz fasit olur.  Su varsa yalnız ayak yıkamak, su yoksa teyemmüm etmek lâzımdır.

[76] Daimî burun kanaması, yaranın akması, arkasından yellenme­nin devam etmesi ve idrarın akıntısı devam ederken abdest alıp mesti giyecek kadar bir zamanda bu özürlerine vaktin içinde ve mestin müd­deti bulunan diğer vakitlerde de sağlam adam gibi mesh eder.

İLGİLİ FETVA :

Yarası olan ve mâzür olan Zeyd, yarasını açıp ve silip, bir şey ak-mazken abdesti alır ve akmadan mestlerini giyerse, mestleri üzerine mesh etmek caiz olur mu?...                                                                 :

ELCEVAP... Olur.  ALİ EFENDİ, 3

[77] Bir kimse abdesti alır ve mesti giyer, sonra bu mesti giydiği abdesti bozmadan evvel çizmeyi de mest üzerme giyer, ondan sonra da abdesti bozulursa, o çizme üzerine mesheder. Çizmeyi çıkardığı takdir­de mestler üzerine de mesh eder. Fakat abdestten sonra mesti giyer ve çizmeyi  giymezden   evvel   abdesti  bozulursa,   mesh   etme  hükmü   mest üzerinde karar etmiştir. Binaenaleyh bu mestin üzerine çizme giyerse o  çizmenin üzerine mesh etmek  caiz  değildir.   îmam'i  Şafi'i  merhum, «Çizme üzerine meshedilemez»  buyurarak  muhalefet  ediyor.

İLGİLİ FETVA :

Zeyd, abdesti tamamlayıp ayaklarına giydiği mestlerin üzerine ab-deşti bozulmadan diğer mestleri giyip (çizme gibi) sonra Zeyd'in abdesti bozulup ve abdest alsa, üzerinde olan mestler üzerine mesh ettikten; sonra Zeyd üzerinde olan mestleri çıkarıp tekrar abdest aldığında ev­velce giydiği mestlerin üzerme mesh etmesi kifayet eder mi yoksa aya­ğını yıkaması lâzım olur mu?...

ELCEVAP... O mestler üzerine mesh etmek kifayet eder.BEHÇE, S

[78] Bu sert ve dik çoraba meshetmenin cevazına îmam'ı Âzam vefat etmeden üç gün evvel talebelerinin görüşlerine uyarak döndüğü zikredilmektedir. Burada hak âşıkıyım deyip bir taraftan da illâ benim dediğim olacak veya haktır deyip senet ve hakikatlara boyun eğmeyen nıütekebbir ve iblis huylu, kimselerin nazarı dikkatine bu gerçek dav­ranışı ibretle sunuyoruz ki; faziletli insandan ibret alsınlar.

[79] Kan aldırarak, sülük vurdurarak veyahut başka suretle ya­ralanarak veya çıban çıkararak, kemiği kırılarak veya incinerek sargı saran ve sardıran kimsenin  özrü abdest azasında ise,  abdest  alırken orasını ne sıcak ve ne soğuk su iîe yıkamaya veya mesh etmeye kadir olamazsa onun üzerindeki sargıya mesh eder.

Hz. Resûl'ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz, Uhud vak'asmda aldıkları yaranın sargısına mesh etmişlerdir, ve Hz. Ali'ye (R.A.) Hayber'de bi­lek kemiği kırıldığında sargı üzerine mesh etmesini emretmişlerdir.

NÎMETÜL İSLÂM

[80] Kırık ve yara gibi şeyler üzerine mesh etmek mestler üzerine olan mesih. gibi (misafir üç gün üç gece, mukîm bir gün bir gece mesh etmeleri gibi) muayyen bir müddet ve vakitle kayıtlı değildir. Yara iyioluncaya kadar devam eder. Bir ayağını yıkadığı halde diğer ayağının sargısına mesh etmesi caizdir ve sargılar üzerine mesh etme, abdest vegusülde aynıdır.

Bir sargıya mesh ettikten sonra onun üstüne bir sargı daha bağ-lasa, ona mesh eder ve onu çıkardıktan sonra altındaki sargıya meshi iade etmez. Altının ıslanmasiyle sargının meshi bâtıl olmaz. Mesh et­tikten sonra sargıyı değiştirmek caizdir, değiştirmekle mesh etmeyi tek­rarlamak vacip olmaz. Fakat tekrar mesh etmek afdaldır.

İLGİLİ FETVA ;

Kan aldıran kimse yarasının üstüne bir tülbent bağlayıp ve abdes-ti aldığında o tülbent üzerine mesh edip, sonra o tülbenti kaldırıp ye­rine başka tülbent bağlayıp üzerine mesh etmeyi iade etmese, evvelki mesh etmek kifayet edip o kimseye namaz kılmak caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olur. FETÂVÂYI İBNÎ NÜCEYM, 7

[81] Tabanında veya ellerinde olan yarıkları yıkamak zarar verir­se, suyu yarıkların üzerinde olan zift vesaire gibi ilâç üzerinden suyun geçmesi kifayet eder, devalar üzerine suyun uğraması da zarar verir­se, onu da terkeder. Eğer bunların hiç biri zarar vermezse, zararı ol-mıyacak kadarını yapmak taayyün eder. Hatta soğuk su zarar verip de sıcak su zarar vermiyor ve kendisi de onu kullanmaya kudreti yetiyor­sa, sıcak su kullanması lâzım olur.

Yarık üzerindeki ilaca suyun uğramasının cevazı, ilaç yarığın üs­tünü aşmış olursa, aşan kısmın altını yıkamak taayyün eder. Ancak zarar verirse- oralar da yıkanmaz.

[82] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/53-58.

[83] Musannif merhum hayzın tarifinde, rahim kelimesiyle burun-jdaiı ve başka yerlerden gelenden itiraz, hastalık olmayan demekle de, Itahimde hastalığı olandan kaçınmak, balığa demekle de çocuklardan kaçınmak içindir. Binaenaleyh kız çocuğu dokuz yaş ile 15 yaş arasın­da balığa olur ve hayız kanı, hükmü itibariyle necistir.

[84] İmam'ı Şafi'î hayzın en a2 müddeti bir, ekseri ise 15 gün ol­duğuna ve îmanı'ı Mâlik, .en az ve ekseri müddetinin tâyini mümkün ol­madığına kail olmuşlardır. Hatta bâzı rivayetlerde Ahmet Bin Hambel de hayzın en az müddetini Şafi'î merhum gibi bir gün ve imam'ı Mâlik de bir saat olduğu nakledilmektedir.

İLGİLİ FETVA :

Hayız günleriyle hayız hükümlerinden sonra kadının gördüğü kanhayız olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz. FETÂVÂY1 İBNİ NÜCEYM,  6

[85] Hz.  Âişe   (R..A.)   Vâlidemiz'den mervidir,  buyuruyor ki:   (biz Rasûlullah zamanında hayız günlerimizde geçen oruçlarımızı kaza eder,

îiiamazlarımızı kaza etmezdik). Biz de hayız namazın vücûbunu ve eda-!suun sahih olmasını meneder, orucun vücûbunu men etmez, ancak eda­lının sıhhatine manidar ve îslâm dininin daima kolaylık dini olduğu ci­hetten de senede bir ay gelen oruç içinde nihayet üç ile 10 günü kaza etmek her ay içinde geçen namazları kaza etmeden, daha kolaydır. Ha­yızh kadınlar Secde'i Tilâvet ve Secde'i Şükür de yapamazlar, Kur'an âyetlerini okuyamaz, kılıfsız Kur'an'a elini süremez, Kur'an'ı Kerim'in yanma veya denize, göle, ırmağa vesaireye batma tehlikesi ânında ha­yızlı kadın elini dokundurur ve Kur'an"ı tehlikeden muhafaza eder. Zi­ra bu haller zaruret icabı hallerdir.

Kur'an'ın tercümesi de aslı hükmündedir. Âyeti ile mushafuı far­kı şöyledir ki; Mushafm yazıdan boş olan yerlerine dahi abdestsiz veya cünüp ve hayızh elini süremez. Mushaf tan başkasında ise, bizatihi âye­tin kendisine meshetmek yasaktır. Bir âyetten az olan Kur'an lafızları­na abdestsiz olan elini dokunabilir.

[86] Mescide girmenin  yasakhğı  şu  mealdeki  hadis'i  şerifle  îzâh edilmiştir: «Cünüp ve hayızlıya mescidi  (mescide girmeyi) helâl kılma­dım.» Ancak bir evin kapısı mescidden geçmek zarureti olur ve başka tarafa çevirme imkânı olmazsa, o zaman zaruret hali müstesnadır. Kâ­beyi tavaf etmekte aynı şekilde hayızh ve nifaslı kadına haram ve ya­saktır.

[87] Kur'an'ı Kerimde meâlen şöyle buyrulmuş:   «Temizlenene ka­dar onlara (hayızh kadınlara) yaklaşmayın.» Bakara: 22.

İbni Ömer'den mervidir. Rasûlullâh'dan (S.A.V.) sordum, bir ada­mın hayızh hanımından kendisi için helâl olan nedir? Rasûlullâh'da; İzarının (göbeğinin altından diz kapağının üstüne kadar tutulan veya ;giyilen peştemal ve donunun)  üstü helâldir buyurdular.

[88] Burada evvelâ şu mealdeki Âyet'i Celileyi okuyalım. «Sana kadınların (aybaşı) hâlini de sorarlar. De ki o bir ezadır (kirlilik, pis­liktir). Onun için hayız zamanında kadınlarınızla cinsî münaesbetten ay-jrilin, çekilin, temizlendikleri vakte kadar kendilerine yaklaşmayın» Bakara Sûresi, Âyet: 22.

îşte  yukarıdaki   sarahatla   beyan   eden   Âyet'i   Celilenin   hükmüne i,muhalif olduğundan, yani hayızh kadına yaklaşmayı yasak ederek haram kılınan bu hükme helâl dediğinden kâfir olur. Ancak hayizh, nifas-h kadınlarla efendilerinin bir yatakta yatmalarında cima etmeye teves­sül etmedikçe hiç bir mahzur yoktur. Hayızlı kadının döşeğini ayırmak Yahudilerin fiilidir ve yine hayızlı kadının havlusunu ayırmak, onu sof­raya oturtmamak Yahudi şeriatına aittir. İslâm'da böyle şey yoktur. Bir de hayızlı kadına yaklaşmanın hararnhğına inandığı halde yaklaşır ve kadın da muvafakat ederse her ikisi de günahkârdır.

[89] Burada bir  vakit namazı  kılacak  kadar vaktin   geçmesi  de­mek; hayzın kesilmesi neticesinde abdest alıp veya teyemmüm edip o vaktin namazını kılacaak kadar vaktin geçmesidir.

[90] Zira âdeti içinde hayız kanının avdet etmesi gâlipdir. Binae­naleyh âdeti bitmeden evvel ettiği guslün hükmün ve tesiri olamaz. An­cak o kadın gusülden sonra ihtiyaten namazını kılar. Orucunu tutar.

[91] İki  hayız  arasındaki   geçen  temizlik  müddetine  TUHUR   de­nir. Bu tuhrun müddeti onbeş   (15)   günden az olamaz, fakat bundan ziyade olabilir. Aylarca,  senelerce hayız  görmeyip Tuhur hâli  devam edebilir.

[92] Zira hayız kanı on günden ziyade akmaz. Eskiden belli bir âdeti (3 gün veya 5 gün gibi) olduğunda bu âdetini geçer ve on günü­de tecavüz eder ve kan devam ederse, âdetinden sonraki devam eden kan hayız kanı değil, istihâza kanıdır. Binaenaleyh on g}xaü geçtikten sonra kan ister  aksın,  ister  akmasın  âdetinden  ziyade  akan istihâza kanıdır. Ve Ashabı özürden sayılır, dolayısiyle dinî vecibeleri ifa etme­si lâzımdır.

[93] Yeni bâliğa olan kızın hayız kanını akması on günü geçer ve üç beş ayı veya birkaç sene akması devam ederse, bu kadının hayız müddeti her ay içinde 10 gün hayız, yirmi günü istihâza kanıdır.

Binaenaleyh hayız kanının geldiği zamandan itibaren her ayda günü çıkarılır, diğer günlerde Özür olduğundan Şer'i hükümleri i eder.FERÂİD

[94] Çocuğa tâbi olan kanın nifas olduğu fercden doğum olduğu zamandır.  Binaenaleyh  fere  yoluyla   olmayıp  karını  yarmak   suretiyle rahimden  çocuk  alınırsa,  nifaslı  olmayıp  yaralı  olduğu  meydandadır. Fakat doğuma bağlı olan hükümler tahakkuk  eder.  Meselâ:   Efendisi ölen kadın,  talâkla boşanan kadının iddetleri bu  yolla doğumla biter ve doğuma talik edilen talâk da vâki olur. Karnından yarmak suretiyle doğum meydana geldiğinde:  îmam'ı Âzanı'a göre ihtiyaten gusül yap­mak lâzımdır. Îmam'ı Ebû Yûsuf'a göre ise, kadının rahminden kan gel­mediği için gusül lâzım olmaz, sahih olan da budur.

Hind ölüp karnındaki çocuk diri olup hareket ettiğinde babası soltarafından   (kadının)   karnını yarıp çocuğu çıkarması caiz olur mu?...ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, 19

[95] Hindi hâmil (Hâmile kadın), çocuğu doğurduktan sonra kırk günden az zamanda kan kesilip nifastan temizlense gusül edip namaz kılması lâzım olur mu, yoksa kırk gün tamam oluncaya kadar durur mu?...

ELCEVAP... Gusül edip namaz kılması lâzımdır.    ALİ EFENDİ, 3

Irnam'ı Şafi'î  (R.A.)  Nifasm ekser müddeti altmış  (60)   gün;oldu­ğuna kâüdir.

[96] Hâmile kadından çocuk düşüp,  lâkin  o düşenin vücudundaazadan biri görülmeyip bir hilkat şekli de belli  olmazsa, kadın nifaslı hükmünde olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 5

[97] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/60-64.

[98] Yukarıdaki özürleri gibi bir özür sahibi, her namaz vakti ab­dest alır, o vakit içinde aldığı abdestle (bunu bozacak başka bir şey zu­hur edip abdesti bozmadıkça) dilediği kadar farz, nafile namaz kılabi­lir. Hattâ kazaya kalmış namazlarını, Vitir, Bayram ve Cenaze namaz­larını kılabilir. Velevki abdest aldığı özür devam etsin. Ancak abdest aldığı zamandaki özürden başka abdesti bozan şeylerden bir şey zuhur ederse, o abdest bozulmuştur. Meselâ; birkaç çıbanı veya çiçeği olup ta bir takımı akarken abdest almış olsa, akmayanı aktığı takdirde ab­desti bozulur! Keza burun deliklerinin birinden kan gelmekte iken ab­dest alır ve namazı kılarken vakit içinde burnunun diğer deliğinden de kan gelse abdesti bozulmuş olur. Zira ikinci burun deliğinin kanaması yeni bir hadestir.

1LQİLÎ FETVALAR

Özür sahibi olan Zeyd, müptelâ olduğu özürden başka hades (ab­desti bozan şey) için abdest almak istediğinde o özürün kanı kesilmişken abdesti alır ve abdesti aldıktan sonra kesilen özrünün kanı akar­sa abdesti bozulmuş olur mu?... ELCEVAP... Olur.

Bu suretle bu özrün kanı abdesti aldıktan sonra akar ve Zeyd'detekrar abdest almadan namaz kılsa, o namazın iadesi lâzım olur mu?

ELCEVAP... Olur. ALİ EFENDİ, C. 1, 4

Özür sahibi olan Zeyd, Güneş doğduktan sonra abdest alsa, o ab­destle Öğle vakti çıkıncaya kadar öğle namazını, kaza ve nafile namaz­larını kılması caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  ALİ EFENDİ, 3

Selisübevle (Dâima idrarın akmasına) müptela olan hasta adam, idrarının kesümemesinden dolayı elbiselerini yıkamak mümkün olmasa o elbiselerle namaz kılması caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur ve her namaz için yıkamak lâzım değildir.İBNİ NÜCEYM

[99] Özürlünün abdestini bozan vaktin çıkması mıdır yoksa vaktin girmesi midir?...

ELCEVAP... Vaktin çıkmasıdır.  ALİ EFENDİ, 2

[100] Musannifin  özür  hakkındaki  tarifi   özrün  devam  etme   şekli­dir. Özrün sabit olması ise şöyledir: Bir özür evvelâ abdest alınıp na­maz kılınacak kadar bir müddet kesilmemek üzere tam bir namaz vak­ti devam etmeli, sonra da her namaz vaktinde hiç olmazsa bir kerre zu­hur edip, özrün akması, durmamalıdır ki, Özür sahibi sayılsın.

Meselâ: Bir kimsenin burnu bir gün Öğle vaktinin evvelinden ahi­rine kadar, bir abdestle bir namaza müsait olmamak üzere kanayıp ve bu hal bunu müteakip her namaz vaktinde bir defa olsun zuhur ede­cek olsa, o kimse mazur olmuş olur.

BÜYÜK İSLÂM İLMİHALİ, 66

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/65-66.

[101] Musannif  Merhum  Kitabuttahâretten  buraya   kadar   namazın şartından olan Hadesten taharet hükümlerim  genişçe izah  etti,  bura­dan itibaren Kitâbüs'salât'a kadar da necasetten taharet hükümleri ve yollarını izah edecektir.

[102] Bu necasetten taharet;  ister mutlak, ister mukayyed, isterse kullanılmış su olsun mutlaka temiz su ile tâhir olur.

Hadesten Taharetle Necasetten taharetin temizlenmesinde kulla­nılmış suyun temizleyici oluşu veya olmayışı cihetinde fark vardır ki şöyle: Mâl Müstamel (bahsinde geçtiği üzere, kullanılmış su) ile Ha-des'ten Taharet caiz değildir. Fakat İmam'ı Muhammed'in nakline gö­re (fetvada bundadır) Necasetten Taharet caizdir ve necasetten taha­retin farziyeti müddessir Süresindeki, «Elbiselerim temizle» mealindeki hükümle sabittir.

[103] İlgili Fetva :   Zeyd,  yolda  giderken  sokaktan  üzerine  ziyâde .çamur isabet edip elbiselerini mülevveslese, Zeyd'e çamuru elbiselerin­den yıkamadan o elbiselerle namaz kılmak caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  İBNİ NÜCEYM, 5

[104] Ashabı Kiram kâfirlerle savaş yapardı ve kılıçlarının kanları­nı silerek kınlarına sokar ve icabeden yerlerde kullanırlardı. Hatta o si­lerek temizledikleri kılıçlarla  namaz da kılarlardı. Binaenaleyh kılıç ve emsali gibi şeyler silmekle bunların gayrisi da yıkanmakla temizlenir.

İLGİLİ FETVALAR

Yeni bir ağaç tekne necis olduğunda o tekneyi üç defa yıkayıp ve her birinde damla kesilinceye kadar kurutulup, o tekneden necasetin renk ve kokusu külliyen giderse, o tekne tâhir olur mu?...

ELCEVAP... Olur.      BEHCE, 11

İdrar yahut başka necasetle teneccüs eden bakırtas, yahut Ördek, pak su ile üç kerre yıkanıp necaset eseri kalmazsa, o tas ve ördek pak olur mu, yoksa kalaylanmak lâzım mıdır?...

ELCEVAP.... Pak olur. Kalaylanmak lâzım gelmez. BEHCE, 13

[105] Necaset, Mer'i (görülen ve cirmi olan) ve gayri Mer'i (görül­meyen) olmak üzere iki türlüdür. Bu her iki netâsetin temizlenme şekil­lerini Musannif Merhum izah etmiştir. Fakat görülen netisler, insan ve hayvanların büyük pisi, kusmuk ve emsali gibi şeylerdir.  Görülmeyen necasetlerde, idrar, şarap ve benzerleridir.

Binaenaleyh köpek bir kabı yalarsa görülmeyen necaset olduğun­dan üç defa yıkamakla temizlenir. Mamafih böyle bir pis şeyin koku­su, tadı büsbütün kalmamalıdır. Ancak kokusunun tamamen giderilme­si pek güç olursa, o zaman bu koku eserinin kalması zararsızdır.

[106] Burada her ne kadar kurutmak kelimesi zikredilmişse de yıka­nanın her seferinde damla kesilinceye kadarı mevzubahistir. Kurumak şart değildir.

Necis su ile karılmış kına ile kadm elini kınalamış olsa, elini üç defa yıkamakla temizlenir ve elde kalan kınanın eseri zarar vermez.

Ele yahut yüze nişan ve alâmet için iğne ve benzerleriyle oyarak veya çizerek menhi olan câhiliyye âdetlerini işliyerek, bir yerini iğnele­yip kanattıktan sonra sürme ve çivit morartmak halinde kanla necis ohnıış olan sürme veya çivit dökülen yer iyi olduktan sonra üç kerre yıkanmakla tâhir olur. Eseri gidermek için deriyi yüzmek yahut yerini yara etmek lâzım gelmez.

NÎMETÜLİSLÂM

Bu hükümlerden şunlar da anlaşılmış oluyor. Bâzı hayvan derileri üzerine kan pulcukları yerleştirildiği, meselâ; Kocuk ve eldiven gibi şeylerin üzerine böyle şeyler yapıldığım söyliyenler oluyor. Yukarıdaki hüküm gereğince böyle şey yapılsa dahi kuruduktan sonra üzerinden yıkamakla kifayet edeceği,  dolayısiyle temizlendiği  anlaşılmış  oluyor.

Buğday necasetle ıslanmış ve şişmiş olursa, buğday temiz suya dö­külür, temiz suyu emdikten sonra kurumaya yaklaşacak şekilde dam­laların kesilmesi temin edilir ve bu sekil üc sefer tekrarlanır, necasetlekaynatılmış et, üç sefer teiniz su içerisinde kaynatmakla temizlenir.

Ateşten çıkan demir ve bıçağa necis su verilirse, Mundar olduğun­dan temizlenme şekilleride tekrar ateşe atılır, ateşten çıkarılarak temiz suya batmlır ve bu şekil üç defa tekrar edilir.

Bal ve pekmez gibi su ile kansan şeyler necis oldukları zaman te-ınizlenebiîmeleri için necis olan bal ve pekmez kadar su, bal ve pekmezle beraber bir kaba katılır, kaynatılarak suyun buhar halinde yok olması sağlanır. Bal ve pekmez eski miktarına gelince yine su katılır ve böy­lece üç sefer kaynatmakla temizlenmiş olur.

Zeytinyağı ve su ile karışmayan benzerî yağlarm temizlenmesi ise şöyledir: Altı delik bir kaba zeytinyağı ve zeytinyağı kadar su dökü­lür. Her ikisi çalkalanır, sonra kaptaki delik açılır, su delikten akıp bi­tince delik kapatılır ve bu şekil üç defa tekrarlanır.

Kaynar su içerisine karnı yarılıp çıkarılmamış tavuk atılır ve tüyü­nü yolmak için necasetleri yıkanırsa, bu tavuk olduğu gibi necis olmuş­tur. Keza şarapla yoğrulan hamur veya şarapla ıslanmış olan un biiit-tifak temizîenemez, necistir.

DÂMAD İLGİLİ FETVALAR

Et necis olduğunda üç defa temiz su ile kaynatıp, her defasında kurutulsa tâhir olur mu?...

ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 7

Zeyd, şarapla un yoğurup,  hamur  edip ondan ekmek pişirirse,  o ekmek pâk olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.

İçine fare düşüp ölmekle teneccüs eden rügân Zeytinyağının üze­rine su konup Zeytinyağı su üzerine çıkıncaya kadar durulup, sonra o su alınıp aynı şekilde iki defa işlense o zeytinyağı tâhir olur mu?..

ELCEVAP../Olur.

Tavuk kesilip karnı yarılmadan tüyünü yolmak için kaynar suya atılsa, o tavuk necis olur mu?...

ELCEVAP...  Olur.

Bu surette o tavuk yolunup karnı temizlendikten sonra üç defa te­miz su ile yıkansa   (kaynatılsa)   tâhir olur?...

ELCEVAP...  Our.    İBNİ NÜCEYM,  333

Merâkılfelah Tahtavisinde de şu hükümler beyan edilmiştir: Eğer kaynar suya tavuğun karnı yarılmadan atılırsa, yolmak ve derisini soy­mak için bu şekilde atılan tavuk kaynar suda bir müddet durur ve su içine geçerse tavuk necis olur ve ebedî temizlenmez. Ebû Yûsuf teiniz-

lenir diyor. Şayet su kaynar olmaz veya ete geçmeyecek şekilde kaynar suya batırılır ve durmadan hemen çıkarılır ve deriden içeriye kaynar su nüfuz etmez, sâdece tüyün yolunmasını sağlayacak şekilde derideki bi­tişmiş tüyleri ıslatıp ve derhal çıkarılırsa, bu tavuk üç sefer yıkamakla temiz olur.

Yukardaki birinci fetvada bu hüküm beyan edilmiştir.

TAHTAVİ, 86

[107] Burada Necasetlerin temizlenme  yolarından bir tanesi  daha izah edilmiş oluyor. O da, necis olan bir şeyin başka bir şeye inkı­lâp ve tahvil olunca oluyor. Şarabın içine bir miktar tuz atılınca bir müddet bekledikten sonra sirke olur ve temizlenir. Tuz gölünde, eşek, katar, köpek ve emsali şeyler göle düşer ve tahvil edilirse temizlenir.

tLGİU FETVALAR

Necis olmuş rugan zeytinyağı ile sabun yapıldığında tahâretiyle hükmolunur mu?...

ELCEVAP...  Olunur.    İBNİ NÜCEYM,  3

[108] Burada asrımızda pek  çok  dedikoduya sebep  olan  şaraptan başka sarhoş eden diğer müskirat hakkında zikredilen bazı hükümleri arzedelim. Şarabın alış verişi, içilmesi ve deva için istimali haramdır.

Şarap ve râcih olan kavle göre sarhoşluk veren sair bütün mayiler bilittifak necistir. Çünkü bunların hepsi de akia, sıhhata muzırdır, hep­si de şer'an memnudur. Bunlardan kaçınmak Şari'i mübince matluptur, zecir ve tenfir hikmetide bunu müstelzimdir.

Şafi'i Mezhebine göre de sarhoş eden bütün mayiler az olsun, çok olsun temiz değildir.

BÜYÜK İSLÂM İLMÜHALÎ,  51

Şarap, bir kab içinde tuz atılıp sirke olunca, bilittifak temiz olur. Şa­rap, suyun içine dökülür veya su şarabın içine dökülür, sonra da sirke olursa tâhir olur.

Fakat aslı necis olan idrar ve emsali şeylerle şarap karışınca sir­ke olsa dahi tâhir olmaz. Zira aslı necisdir.

HİNDİYE, C. 1, 45

Daha geniş malûmat dördüncü cildde beyan edilmiştir.

Şaraptan /başka müskiratın necisliği hakkında fukahanın çeşitli gönişleri vardır. Necâset'i Galîza Necasât'i Hafife ve Tâhir, yâni istimal ederek sürünmek ve dökünülmeleri hâlinde necis olmayıp bir mâni teş­kil etmez demişlerdir.

Merhum Hamdi Yazır (Kur'an dili) adlı tefsirinin birinci cildinin 262-263 sahifelerinde şöyle zikrediyor:

İmam'ı Âzam Ebû Hanife hazretleriyle beraber Eshâp ve Tabiin­den birçok Ulemâ ve Fukaha «Hamr» kelimesinin beyyin ve kafi olan mânası, bilhassa üzüm şarabı olduğundan inkârı küfrolabilecek veçhile nassı Kur'an ile Li'aynihî haram olan şarap bu olduğuna ve diğer müs­kiratın aynen ve bizzat değil, sarhoş ettiklerinden dolayı Kıyas'ı Kur'a-na muvafık olarak «Küllümüskirin haramün = her sarhoş eden haarnı-dır.» gibi E'hadisi Şerife ile haram oldukarma ve binaenaleyh haram aynen necis olmak hasebiyle bir katresinin bile içilmesi ve kullanılması kat'iyyen haram ve müslüman için alım, satımı caiz olmadığına ve lâ­kin üzüm şarabı bulunmıyan ve ondan mamul olmayan diğer müskira­tın haramlığı ancak sarhoş etme vasfiyle sabit olduğundan içilmekten başka bir suretle istimalleri için alım ve satımı da caiz olabileceğine kail olmuşlardır.

Demek ölurki Nassı Kur'an üzüm şarabının aynen hürmetinde kafi­dir. Bu nas'sm diğer müskirata şumûlü ise lafzan değil hikmeti hürmet olan illeti sarhoş etmesinden dolayı Hadis'i Şerifin tansısiyledir! Kur'a-nın lâfzını umum mânaya hamli muhtemel ise de husus mâna gibi kafi değildir.

Binaenaleyh Dinî îsîâmda alel, umum müskiratın müskirat olarak kullanılması haram ve fakat üzüm şarabı aynen ve alelıtlât haramdır ve bunun münkiri kâfirdir. Üzüm şarabı ve bundan mamul olan müski­rat aynen necistir. Öbürlerinin ise necis olması şüphelidir. Meselâ: Üze­rine şarap ve şampanya ve arak, konyak dökülmüş olanlar herhalde yı-kanmadıkça namaz kılamazlar. Lâkin üzüm şarabinden mamul olma­yan ispirto, bira (kolönyağı) vesair içilmesi caiz değilse de elbiseye veya bedene sürülmesi de namaza mâni olur diye iddia edilemez.

KUR'AN DİLİ

Şarapla ilgili geniş malûmat dördüncü cildin «İçkiler Bahsi» altın­da zikredilmiştir.                                                             

Diyanet işleri Riyasetinden verilen kararname suretleri de şöyle­dir: Herkes tarafından kullanılmakta olan ispirto, ile karışık (Kolon­ya) Tıp yerinde kullanılmasının caiz olup olmadığının iş'arına dair olan yazı okundu:

Necis olduğuna dair bir nas olmadıkça ayanda (eşyada) asıl olan Taharet olduğu, İspirto ve kolonyanın hürmet ve necsi hakkında birnas vârid olmadığı ve esasen her haram olan şeyin necis olması da lâ­zım gelmiyeceği cihetle kolonya Tıp yerinde kullanılmasında mahzuru şer'i olamaya cağının cevaben iş'arı tezekkür kılındı. 6/5/1948

İspirtodan ibaret olan kolonya ve emsali kokuların kullanıması caiz ve sürüldükleri yerin tâhir oluP olmadığı hakkında 6/2/1943 tarih­li yazı okundu.

Hamr (Şarab) 'dan başka muhtelif maddelerden yapılan ispirto Hamr mahiyetinde olmayıp, ispirtodan yapılan Kolonyanın beden ve el­biseye dökülüp sürüldüğü takdirde namazın cevazına mâni olmıyacağı-mn cevaben iş'arı tezekkür1 kılındı. 15/2/1943

Şarabdan başka kolonyağı, ispirto ve emsali sarhoş edenlerin kulla­nılması ve sürünmesi her ne kadar caiz ise de kaçınmak evlâdır.

İLGİLİ FETVALAR

Zeyd'in, yanında dirhemden ziyade Misk yahut Anber mevcut iken namaz kılsa, namaz sahih olur mu?...

ELCEVAP...  Olur, Tâbirdirler. BEHCE

Devamlı şarap içenin teri, necis midir, tâhir midir?

ELCEVAP... Necisdir.    ABDURRAHİM, 3

Zeyd, şarapla un yoğürup hamur edip ondan ekmek pişirse, o ek­mek pâk olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.   BSHCE, 11

[109] Necaseti Gâlizamıı dirhem miktarı câmid olanında veznen ve mâî olanında misâhe muteberdir ki, dirhemin vezni 200 arpa ağırlığıdır. Misâhe ise, avucun parmak diplerinden itibaren avuç içi kadardır.

İLGİLİ FETVALAR :

Namaz kılan     Zeyd'in  üzerinde    dirhem miktarından az necasetin varlığı Zeyd'in namazının sıhhatine mâni olur mu?...    ELCEVAP... Olmaz.ÎBNİ NÜCEYM, 6

Zeyd, ilaç için bazı deva ve yağlara şarabdan hâsıl olan bir fincan teri karıştırıp cümlesini bedenine sürse onunla namaz kılması caiz olur .  ELCEVAP...  Olmaz,

 Zeyd'in keçileri uyuz olup, Zeyd'e şarap içirmek ilaçdır demeleriyle, Zeyd keçilerine şarap içirip sonra o keçiler birkaç gün otlakta yayı­lıp asla şarap içmese, sonra o keçileri bogazlasa (kesse) onların etlerimi yemede beis var mıdır?...      ELCEVAP... Yoktur.     BEHCE, 519

Zeyd'in ayağının parmağında -yarası olmasıyla yaradan çıkıp elbi­sesine veya bedenine isabet eden ince cerahatîar el ayası kadar olma­yınca namaza mâni olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.   BEHCE

[110] Necâset'i hafifenin afv olunan mikdarı metinde izah edilmiş­tir. Fakat iki cümle ilâve etmekte faide mülâhaza edilmiştir.            

Namaz caiz olacak kadar elbisenin veya bedene giyilen elbisenin bîr kavle gâre elbisenin yen, etek ve emsali gibi azaları kablıyan yerlerin dörtte biri muraddır, diyenler de olmuş, fakat sahih olan bütün elbisje-nin ve bütün bedenin dörtte biri muraddır. Şu kadar ki; Eğer elbise bp tün bedeni kaplarsa onun dörtte biri, şayet elbise yalnız Setrü âvrjet ise yine onun dörtte biri muteberdir.

NÎMETÜLİSLÂM

[111] Balık gibi suda yaşıyan diğer hayvanların kanı da temizdir. Deniz köpeği ve hınzırı da dâhildir ki, kanları olsa suda sakin olamaz­lar. Binaenaleyh onların ölüsü İaşeden sayılmaz.  Kaz,  ördek ve hattâ karabatak bundan hâriçtir ki, onların ölüsü iaşedir.

NİMETÜLİSLÂM

[112] Katır ve eşeklerin salyeleri hakkında izahat, kuyuların hük­mü bahsinin sonunda artıklar bahsinde geçmiştir.                   

[113] Yâni yıkanmış ve yaş elbise, necisten yapılmış kerpiç,  yaip-ma ve emsali gibi şeylerin üzerine serilir ve kerpiçten, yapmadan yaş jel-biseye necasetin geçmesi, ve elbise sıkılacak şekilde ıslak olur, necaset

bulaştıktan sonra sıkılınca damla akarsa o elbise necis olur. Elbisenin ıslaklığı böyle olmazsa hiç bir şey lâzım gelmez.

İLGİLİ FETVA

Hasta olan Zeyd'in elbiseleri necis olup ve yıkanmasında kendine güçlük olup ve pâk olan elbiselerini de giydiği anda necis olursa Zeyd'e Necis elbisesiyle namaz kılması caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur. Zira Ashâb'ı özürden olmuş oluyor,İBNİ NÜCEYM, 7

[114] Musannifin bu ibaresinden şu.hükümler anlaşılmaktadır: Bâ­zısı necis olan bir şeyin içinden bir kısmı alınır, veya giderilirse. temiz olur. Binaenaleyh bir insanın geliri haram ve helâlden karışık olarak gelir ve servetten veya taamdan diğer insanın alması veya yemesi îca-bederse, alan veya alacak adam ben onun malının helâlim alıyorum ve­ya yiyorum diyerek alabilir. Fakat servetin tamamı haramdan geliyor: ve toplamışsa, aklı başında olan müslüman bir İnsan Öyle servetlere ne elini dokundurur ve ne de sofrasına oturur. Ancak mirasda helâl olur.

[115] Koyun veya keçi ölüpte memesinden süt gelirse o süt tâhir-dir. îmam'ı Âzam'a göre içilmesi de helâldir. İmameyn, o süt nefsinde tâhirdir. Zira Ölüm ona geçmez, şu kadarki zarf olan memenin necâse-tiyle teneccüs ettiğinden içilmesi helâl değildir.

imam'ı Şafi'i Hazretlerine göre ise, o süt necistir ve içilmesi de he­lâl olmaz.

Otlamamış kuzunun kursağı ki, ondan meydana gelen peynir ma­yası ve kursak mayası tâbir olunan sarı şey ölüden dahi oîsa tâbirdir.

NİMETÜL İSLAM İLGİLİ FETVA

Hakikaten veya hükmen Allah'ın ismi üzerine zikrolunamyarak Ölen koyun ve ineğin ölümünden sonra memelerinde bulunan sütleri tâhir olur mu?...

ELCEVAP...   Olur  FETÂVAYI  İBNİ  NÜCEYM,  6

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/68-76.

[116] Et kokmak ve yemek ekşimekle necis olamz. Fakat o halde iken onları yemekte helâl olmaz. Yemenin helâl olmaması eza ve zararından dolayıdır, necisliğinden değildir.

Peynir, et kokup kurtlanmakla necis olmaz. Yağda acımakla ha­ram olmaz.

İLGİLİ FETVA

Bir pâk ciğer su kuyusuna düşüp bir müddet durduktan sonra o ciğer kokup kurtlansa o ciğer teneccüs etmiş olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz. BEHCE,  11

îstinca; büyük abdestten sonra necaseti erkek ve kadının gi­dermesi için yaptığı taharet, istibra ise; idrardan sonra necasetin ese­rini gidermektir; Bunlar mazurden sakıt olur.                          

Zeyd'in iki elleri çolak olup, kendisi istinca etmeye kadir olmayıp

ve istinca ettirir kimsesi dahi olmazsa, Zeyd'den istinca sakıt olur mu?..

ELCEVAP...  Olur.  BEHCE,  12

İmam olan Zeyd'in sol elinde bir hastalık zuhur edip tutmaya ka­dir olmamakla sol eliyle 'îstinca edemeyip sağ eliyle istinca etse, caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olur.

Bu surette cemaattan bazı kimseler Zeyd'e sen sağ elinle istinca etmekle imamlığın caiz değildir diyerek bir cihetsiz Zeyd'i imamlıktan attırmaya kadir olurlar mı?...

ELCEVAP...   Olmazlar.    NETİCE, 9

[117] Taş ve suyu cem ederek taharet yapmak taharetin en güzel şeklidir ve bütün ibâdetlerin temeli taharete bağlıdır. Binaenaleyh ta­harete son derece dikkat etmeli ve namazın şartlarını yerine getirme­lidir.

Yalnız taşlarla yapılan taharete isticmar denir. Taş ve suyu cem eden kubâ halkını Hz. Allah (C.C.) Şu mealdeki âyeti celileyle medhû sena etmiştir. «Orada tertemiz olmalarını arzu etmekte olan rical var­dır. Allah'da (C.C.) çok temizlenenleri sever» Tevbe süresi, âyet: 108

İstincada taşla suyu cem etmek müstehaptır denildi, bir kavle gö­re zamanımızda sünnettir. Zira daha evvel müslümanlar az yediklerin­den koyun ve deve kığları gibi akıtırlar, dolayısıyla mak'atlarının etra­fına pislik bulaşmazdı. Zamanımızın adamları ise çok karışık ve tıka basa yediklerinden akıtırken de o nisbette pislik boşalarak çıkar. îşte bu cihetten sünnettir, denilmiştir. Bir kavle göre de her ne şekilde olur­sa olsun mutlaka sünnettir ve sahih olan da budur.

[118] Zira parmakların başlariyle taharet basurun meydana gelme­sine sebep olur.

[119] Oruçlu olursa, mak'adıni sıkı tutarak taharet etmelidir. Zira mak1 adını salıverirse içine su emer ve mideye su çekebileceğinden oru­cu fasit olur. Binaenaleyh taharet yaparken, gusül ederken oruçlu kim­seler mak'adıni sıkı tutmalıdırlar.

[120] Taam, insan taamı olsun,  hayvan taamı olsun istinca etmek kerahattir. Keza saksı, kiremit, kömür, sırça ve kumaş çaput parçalan gibi muhterem, faideli şeylerle;  meselâ:   Kâğıtla istinca yapmak kera-. hattir.

[121] Zira Peygamber  (S.A.V.) efendimiz «Sizden biriniz idrar akıt­tığı zaman zekerine     sağ elini raesh  etmesin,     helaya  geldiği  zaman sağ eli ile istinca etmesin ve su içtiği zaman bir nefeste içmesin» mea­lindeki Hadis'i Şerifle Islâmî temizlik ve terbiyeyi gereken şekilde be­yan etmiştir. Sol eli kesilmiş veya yaralı olursa, o zaman sağ el ile ta­haret yaPar. Her iki eli çolak olursa ve istinca yaptıracak ailesi ve ca­riyesi de bulunmazsa,  yukarıda geçtiği gibi  ondan taharet sakıt, olur.

[122] Resûl'ü Ekrem   (E.A.V.)      Efendimiz;      Akıtmaya   (Büyük  olsun, küçük olsun)  geldiğiniz zaman kıble tarafa önünüzü ve arkanızı çevir­meyin, ancak doğu ve batı tarafa çevirin» Mealindeki sözü ile gerçeği beyan etmiştir. Keza küçük çocuğu akıttıran kadında çocuğu kıble ta­rafa oturtmaman ve  akıttırmam alıdır.. Güneş ve  ayda Allah'ın   (C.C.) âyetlerinde kasem edilerek zikredildiğinden onların bizzat aynına   (kar­şısına)   dnöerek büyük  ve küçük  abdest akıtmakta kerahattir.

Bu hükmü anlıyamayıp, doğu ve batıya dönerek akıtmanın kera-hatlığmı anhyanîar yanlış anlıyorlar, dikkat edilirse güneş ve ayın ay­nı tâbiri vardır. Yani tuvalette, duvar dibinde veya ay ve güneş bulut içinde veya doğmadığı takdirde olduğu gibiki, insanın göbeğine vurma­dığı takdirde önünü ve arkasını dönmekte hiç bir mahzuru şer'i yoktur, doğu ve batı tarafa dönmek lâzımdır,

Akıcı ve duran suya, kuyuya, pınara, meyva veren ve gölgelenilen ağaç altına, yolun üstüne ve kenarına, çadırın, evin, mescidin, bayram namazı kılman yerin, kabirlerin ve emsali yerlerin etrafına büyük ve küçük abdesti yapmak kerahattir. Üzerine su sıçrantı olacağından rüz­gara karşı akıtması da kerahattir.

Yukarıdaki idrar ve büyük abdest' etmenin kerahat olanlarından bâzıları takdise ve hürmete lâyık olduğundan, diğer bir kısmı da insana hürmet ve insanı iğrenç hale getirip eziyet etmeden uzak olmak içindir. Ayakta, yatarak ve çıplanarak akıtmakta eşeddi kerahattir. Ancak özürlü olursa o zaman ne şekilde mümkün olursa o şekilde hacet defe-

debilir. Iştınca edilmesi gerektiğinde insanlar avret yerini goreceklerse, istincayı terkeder. Bilhassa namaza mani olacak kadar necis olmazsa asla avret yerini açarak  insnların göreceği yerde istinca etmez. Zira iki zarar içtima ettiğinde en ehveni işlenir. Şu îslâmî hükme bakalım, bir de zamanımızda çıplamp çıkanların hâline bakalım. İslâm ne diyor on­lar, nereye gidiyor.

Bir de abdest alınan ve gusül edilen mahalle, idrar akıtmakta ke-rahattır. Zira Peygamber (S.A.V.) Efendimiz «Sizden biriniz hamam yaptığı yere idrarını akıtmasın. Zira vesveselerin çoğu bundandır» mea­lindeki Hadis'i Şerifle sebebi hikmetini açıklamıştır.

[123] Helaya girmezden evvel cin ve şeytanın zararından korunmak için Allah'a (C.C) «Allahümme tnnî Eûzübilie Minelhtipsi Velhabâisi - Ey Allahım Cin ve Şeytanın dişi ve erkeklerinden, (zararlarından) -sana sığınıyorum.» Duasını okur ve sol ayağı ile helaya girer. Bu da Kütüb'ü Sitte'de zikredilen Peygamber   (S.A.V.)  Efendimizin duasıdır.

[124] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/77-80.

[125] Namaz, İslâm'ın beş temelinden biri olan ve hususî fiiller ve 'malum rükünlerle yapılan ibadettir. Namaz; farz, vacip, sünnet, müs-tehap, mekruh ve haram olmak üzere kısımları vardır. Burada evvelâ farz olan namazlardan ve vakitlerinden bahsedilecektir. Akıl ve baliğ olan her müslümana beş vakit namaz farz ayındır. İnkâr eden, namazı kümamayı bir suç kabul etmeyip kılanları eğlence ve alaya alan kâfir olur. Zira nassı Kafi ile sabittir ve Pek çok delillerden şu Ayet'i Celiyle'-yi meâlen okuyalım: «Şüphesiz namaz Mü'minler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur.» Nisa Süresi, âyet: 103.

Namaz, fukaha, müfessir ve mütekellimini izam efendilerimizin cumhurlarının bey anma göre hicretten birbuçuk sene evvel Miraç ge­cesinde farz olmuştur. Bu mirac'ın hangi gecede olduğunda ihtilâf var­sa da mamulün bin olan Recep'i Şerifin yirmi yedinci gecesinde olduğu' kuvvetlidir. Namaz Mirac'da farz olduğundan müslümanların mirac'ıdır ve ibâdetlerin en afdahdır. Zira RasûTü Ekrem Efendimize (S.A.V.) ibâdetin en af dalı sorulduğu zaman; «Vaktinde kılınan namaz» mealin­deki sözü ile cevap vermiştir.

Namaz; Kitap, Sünnet, İcma'i Ümmet ve Kıyası Fukahâ olan dört delü ile farzlığı beyan edilmiştir. Bu delilleri ayrı ayrı izah etmek bu­rada imkânsızdır. Fakat beş vakit farzın hükmünü bizzat beyan eden şu âyet'i celileyi meâlen okuyalım. «Namazlara (Beş vakit namazlara) ve orta namaza (vakitlerinde rükünleri ve şartları ile) devam edin» Bakara Süresi, Âyet:  238.

Hadis'i Şerifte meâlen şöyle beyan buyruhnuştur: «Muhakkak Al-lah'ü Teâlâ (C.C.) her bir gün ve gecede (yani 24 saatte) erkek ve ka­dın bütün müslümanlara beş vakit namazı farz kılmıştır». Bu Hadis'i Şerif meşhur hadislerdendir.

ÎLGİLÎ FETVA

Namazı terk eden Zeyd'e şer'an ne lâzım olur?

ELCEVAP... Tâzir ve hapis lâzım olur.            ABDURKAHÎM, 4.

Beş vakit namaz  farzı  ayin  ve  bedenî ibâdetten olduğundan ferdin kendi borcunu ve kulluğunu yapması lâzım ve birinin yerine di-1 gerinin yapıvermesiyie  vebalden  kurtulmuş  olmaz  ve  o  yapılan  mak- \ bu! değildir. Ancak  zekât gibi. sâde  malî ibadetlerden ve hem bedenîj hem malî olan hacc ibâdetinde borçlununkini icabettiğinde zarurete bi­naen başkası vekil olmak suretiyle îfa edebilir. Beş vakit namazda ne asaleten ve  ne  de vekâleten biri diğerinin vazifesini  hiç bir suret ve sebeple ödemiş olamaz.  Binaenaleyh Resülullah'ın   (S.A.V.)   buyurduğu gibi çocuk yedi yaşma varınca namaz kıl. 10 yaşma varınca namazı kü-j nıa2sa, döverek namazı kıl tavsiyelerinde  bulunulmalıdır.                    

[126] Vakitler namazın sebebidir. Öyle ise sebep nedir? Sebep: Bir? şeyin varlığından diğer şeyin varlığı ve bir şeyin yokluğundan diğer şe­yin yokluğu lâzım olan şeydir. Öğle namazının farzhğına güneşin zeval vaktine   gelmesinin   sebebiyeti   gibi   şeylerdir.   Binaenaleyh   vakitlerinin girmesiyle namazın farz olması sabit oluyor ve vakit girmedikçe namaz kılınamaz. Her  şey vaktinde ifa edilir,  namazlarda ancak  vakitlerinde ifa edilir.                                                                                             

İLGİLİ FETVA                                        

Sabah namazının vakti ikinci şafağın  doğmasından,  güneşin  doğmasına kadar devam eder mi?...                                                         

ELCEVAP... Eder.  NETİCE, 11

[127] Güneş, bâzı beldelerde bâzı zaman batar ve biraz sonra doğar~j nıış. Böyle olan memleketlerde Yatsı namazı ve Vitir namazının o mem-İleket halkına farz olup, olmaması hususunda İslâm fakihleri arasında çeşitli görüşlere sebep olmuştur.

Burada bâzı görüşleri nakletmede faide mülâhaza edildiğinde şöy­lece hülâsa edelim:

Şemsüleime El Hulvân'î bu mes'ele kendisinden sorulup, fetva is­tendiğinde; Yatsı ve Vitir namazlarının kaza edilmesi lâzım olduğuna fetva veriyor, Şeyhi Kebir Seyfüddin El-Bekâli o namazların onlara farz olmadığına, binaenaleyh kaza lâzım gelmiyeceğine fetva vermesiyle, onun bu fetvası Hulvâniye ulaşınca bu zat: Beş vakit namazdan birini düşüren kimse tekfir olunmaz mı? Sualini büvesiyle îrad ediyor.

Şeyh'i Kebir ona cevaben: Kolları dirseklerinden yahut ayakları topuklarından kesümiş bulunan kimse hakkında abdestin farzlarından dördüncüyü imkân olmadığı için üç olduğu gibi beşinci namazda onun vaktini bulamıyan memleket ahalisinden sakıttır, diyor ve Hulvâni de bunu güzel görüyor ve bu babda Şeyh'i Kebir Bakâli'ye muvafakat; ediyor.  NİMETÜL  İSLÂM

İLGİLİ FETVA

Kuzey ve güney kutublarda bulunan yerlerde gecelerin kısa oldu­ğu zamanlarda akşam namazı vaktinin şafağı batmadan sabah nama­zının vakti olmakla, yatsı ve vitir namazının vakti bulunmamakla böy­le yerlerde sakin olan müslümanlara yatsı ve vitir namazı vacip olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.     NETİCE, 8

Lâkin namazın vacip olmasına vakitten başka sebebin bulunması ihtimali olduğundan, bâzı meşâyıh vaktin bulunmamasında dahi yatsı ve vitir namazı vâciP olur, diyerek böyle memleketlerde eda niyyetiyle kılınmasına zâhib olmuşlardır.

[128] Zira biraz aydınlığa tehir edilince cemaatın çoğalması ve fazi­letin artmasına sebep olur. Peygamberimiz (S.A.V.) buyurmuştaki; «Sabah Namazını aydınlatın, zira ecri büyüktür.»

İLGİLİ FETVA

Kurban Bayramında Müzdelifede namaz kılan Hüccac'dan başka­ları sabah namazını vaktin evvelindemi kılmak  af daldır,  yoksa icabe-

derse iade kabil olacak mertebede vaktin âhirine tehir edip kümakmı afdaldır?...

ELCEVAP... îâde kabil olacak mertebe tehiri afdaldır. BEHCK, 84

[129] İkindi namazını güneş tagayyür edinceye kadar tehir  etmek ileride uzun izah'edileceği gibi Kerâhati tahrime  (Harama yakın kerâ-hat)  ile mekruhtur,

ikindi namazım güneşin eğilip tagâyyurılna, yatsı namazını gece­nin yansından sonra ziyâde tehirine ve akşam namazını yıldızların ço­ğalmasına kadar tehir etmekte kerâhati tahrinüye ile mekruhtur.

DÂMAD, 72

[130] Bu hususu Resûl'ü Ekrem  Efendimiz   (S.A.V.)   Meâlen  şöyle zikrediyor:

«Bir kimse gecenin âhirinde kıyamdan korkarsa evvelinde vitir na­mazını kılsın, gecenin âhirinde uyanma umudu olan kimsede gecenin âhirinde vitir namazını kılsın.»

Yatsı ve teravihin gecenin yansına ve bilhassa teravihi gecenin âhirine kadar tehir etmek kış günlerinde olabilir. Yaz günlerinde gece­ler kısa - olduğundan acele etmek müstehaptır.

[131] Bu üç vakitte vakitlerin girmesinden evvel zimmetinde borç olan farz ve vaciplerin    edâ ve kazasından hiç biri sahih olmaz. Yani güneş doğarken,  istiva   (Güneş tam ortaya gelip zeval vakti girdiği) halde iken ve güneşin sararıp batması üzere iken daha evvel geçirdiği kaza namazlarını, nezir ve nafile namazlarını, secde'i şükrü, bu vakıt-lardan evvel okuduğu secde'i Tilâvet'i ve bu vakıtlar   girmezden evvel hazırlanan cenazenin namazını kılmak yasaktır.

Ancak bu vakıtlarda okunan Secde'i Tilâvet ve hazırlanan cenaze namazını kılmak herâhatsız caizdir.

Şayet daha evvel secde âyeti okunur ve cenaze hazırlanır, bu va-kıtlar girdiğinde de edâ edilirse, kerâhatla beraber caiz olduğuda zikre­dilmiştir. Zira Ukbe Bin Âmir (R.A.) Hazretlerinin naklettiği şu meal­deki Hadisi Şerif bu gerçeği beyan ediyor:

«Râsûlüllâh (S.A.V.) Efendimiz hazretleri bizi üç vakıtta namaz kılmaktan ve ölülerimizi gömmekten nehy etti.»

Yukarıdaki hükümlere dikkat edilmeli, zira bâzı kimseler ikindi na­mazından sonra ve şafak attıktan sonra da kaza namazları kılınmaz zannediyorlar. Hayır ikindiden sonra güneş sararıp batacağı zamana ka­dar ve şafak attıktan sonra güneş doğacağı zamana kadar kaza na­mazları kıhnabilir.

İLGİLİ FETVA

Güneş doğarken, batarken ve tam istiva (orta t daki vakitlerden başka vakitlerde geçmiş namazların kasası caiz olur mu?...

ELCEVAP..   Olur. ABDURRAHİM, 

İkindi   namaza   edâ   olunduktan   sonra   güneşin   sararması   vaktine kadar  geçmiş  namazların  kaza olunmasında  kerâhat  avr  mıdır?. ELCEVAP... Yoktur.   ALİ EFENDİ, 5

[132] Yâni  sabah  namazım  ve  ikindi  namazını  kılan  kimselere  bu namazları  kıldıktan   sonra  iki  rek'ât  kâbeyi  tavaf  namazı  ve  mutlak nafile namaz kılmak yasak edilmiştir. Ancak Hidâye ve Felhulkadir'de keza selâmet yollarında bir Hadisi Şerifde tavaf namazı bu vakitlerde caiz olarak beyan edilmiştir.

[133] Şafak   atar,   sabah   namazının   vakti   duhûl   ederse,   yukarıda izah edildiği gibi kaza namazları kılınabilirse  de   sabah  namazının  iki rek'ât sünnetinden bşka nafile namaz kılmak yasaktır, mekruhtur. Ya­ni bu vakitte nafile namaz kılanın günahı sevabından büyüktür. Bina­enaleyh zararın terkedilmesi elbette evlâ ve elzemdir.

Akşam namazım kılmazdan evvel nafile namaz kılmanın yasaklığı ise, nafile ile meşgul olurken akşam namazının vakti daralıyor ve farz nafile için. tehir ediliyor, binâenaleyh elbette  akşam namazından evvel

nafile namaz kılmak mekruhtur. İdrar, büyük abdest ve yellenmeyi müdâfaa ederek namaz kılmak, yemek sofrası hazırlandığı anda' nama­za durmak mekruhtur.

Bu ikinci şık olan kerâhat vakitlerde (sabah namazından sonra ve şafak attığı zamanlarda) Salavât'ı Şerife okumak, düâ ve teşbih etmek, Kur'an'ı Kerim okumaktan afdaldır.

DÜRRÜ  MUHTAR İLGİLİ FETVALAR

Bir mescidin duvarı ardında ve pencereleri karşısında kabirler ol­sa o mescitte namaz kılmakta kerâhat var mıdır?...

ELCEVAP...  Yoktur.  ALİ EFENDİ,  4

Zeyd, Amr'in evini, (dükkânını vesairesini) gasben alıp içinde sa­kin olsa, Zeyd'e Amr'in rızası olmaksızın o evin içinde- namaz kılması mekruh mudur?...

ELCEVAP... Mekruhtur.  ALt EFENDİ, 4

Bu fetvanın hükmü gereğince ev, dükkân, han, hamam vesaifede mülk sahibinin rızası olmadan ticâret yapan ve namaz kılanların na­mazları kerâhat olmuş oluyor.

Zeyd, ipekli elbise ile namaz kılsa namazı fasit olur mu?... ELCEVAP...  Olmaz. Mekruhtur.     ALİ EFENDİ, 4

Zeyd, ipek elbise giyip namaz kılsa, caiz olur mu?...    ELCEVAP...  Olur.

Bu surette Zeyd'in yazıldığı üzere ipekli ile kıldığı namazda kerâ­ var mıdır?...    ELCEVAP... Vardır.

 Bu surette Zeyd'e o namazı iade etmesi lâzım olur mu?... ELCEVAP... Olmaz. Lâkin evla olan iade etmektir.

ABDURRAHİHÎ, 6

[134] Zira   namazın   edasının   hitabı,   vaktin   sonundadır.   Binaena- vaktin  sonu  olan   sebep  bulunmadığından  vaktin  âhirinde   hayız gören kadından namazın edası sükût ettiğinden kazası da lâzım gelmez.

[135] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/82-87.

[136] Ezan :   Lügatta, ilân manasınadır. Şeriatta, namaz vakitleri­nin olduğunu elfazı mahsusalarla ilân etmektir. Meşru olmasmın sebebi

Resûlüllah'dan (S.A.V.) sahabe ile namaz vaktinin dahil olduğunu bil­mek için istişaredir. Hicretin birinci senesinde meşru olmuştur. Sahih olan akıllı, müslümarun arabî lafızla okuması, müezzinin sâlih, vaktin girdiğini bilici, temiz, insanların halinden haberdar ve telâm prensiple­rine bağlı kimsenin olması lâzımdır.

Ezanın; subut ciheti, tesmiyesi, fazileti, lügat ve şeriat tefsiri, se­bebi meşrûiyyeti, sebebi, şartı, hükmü, rüknü, sıfatı, keyfiyyeti ve vak­ti vardır.

Subut ciheti: Ezanın subutu, kitab ve sünnetle sabittir. Âyet ve hadisi şerif mealleri biraz ilerde nakledilmiştir.

Tesmiyesi: Ezan denilmiştir.

Fazileti: îmamlıkdaıı sonra müezzinlik efdal ibâdettir.

Hz. öemrin (R.A.) şu sözü çok câlibidikkattir: «Eğer halife olma­saydım, ezan okurdum.»

Ezanın lügat ve şeriat mânaları, yukarıda beyan edilmiştir.

Sebebi meşrûiyyeti; Namaz vaktinin bilinmesi ve bildirilmesi için, Resûlüllah  (S.A.V.)   efendimizin  ashabı kiramla istişare etmesidir.

Sebebi: Namaz vakitlerinin girmesidir.

Şartı: Namaz vakitlerinin sebebinin hâsıl olmasıdır ki, vakitlerin girmesidir. Sahih olan rivayete göre, akıllı kimsenin arabcalafızlarla okuması erkek olması ve müezzinin namaz vakitlerini bilmesi ve sâlih olması da şartın kemâlidir.                                                        

Hükmü: Ezana fiilen ve kavlen icabet etmektir.           

Rüknü: Ezana mahsus olan lafızlardır.                                  

Sıfatı: Ezan, sünneti miiekkededir.

Keyfiyeti: Kıbleye teveccüh edib okumak ve hayyealassalah ile hayye alelfelâh cümlelerini söylerken müezzin başını sağ ve sol tarafla­ra çevirerek okumasıdır.

Vakti: Beş vakit namaz ve cuma namazının vakitleridir. Beş vakit namazın kazası da ezanın vaktidir.

Dürrü Muhtar ve İbni Âbidin'de ezanla ilgili şu hükümler zikrolun-muştur:

«Beş vakit ve cuma namazından başka bâzı yerlerde ezan okumak mendübdür. Yeni doğan küçük çocuğun kulağına, yangın ve harb esna­sında, sar'alı, gazablı ve kederlilerin yanında, insan ve hayvanların ah­lâkı kötü olanların yanında, ordunun izdihamlı zamanında, müsafirin arkasından ezan ve ikâmet okumak mendübdür. Keza kimsenin olma­dığı boş arazide (kırda) yiten (yolunu .şaşıran) kimsenin de ezan oku­ması mendübdür.

Aliyyulkâri  merhum  da mişkat şerhinde  şöyle  demiştir:

«Kederli kimsenin, başka bir kişiye kulağına ezan okumasını söy­lemesi mendübdür. Zira böyle yapılınca o kimsenin kederi zail olur. Ke­za Hz. Ali Radıyallâhü Anhden de böylece rivayet olunmuştur.»

İBNİ ÂBİDİN, C. 1, 358

Yeni doğan çocuzun sol kulağına ikâmet okunduğu gibi, sağ kula­ğına ezan okumak mendübdür.

MEZÂHİBİ ERBEA, 325

[137] Ezan okumak, farz namazlar için erkeklere Sünnet'i Müekke-de ve Sünnet'i kifâyedir. Yani yapılması mutlaka lâzım olan ve fakat birçok cemaat ve topluluk içerisinden bir kişi veya muhtelif yerlerde1 bâzı kişiler îfâ ederlerse, diğerlerinden sakıt olur. Ezan Kur'anı Kerim­de ve Hadis'i Şerifde mezkûrdur. Bu cümleden Cuma sûresinde meâlen şöyle: «Namaza nida olunduğunuz vakit» buyruimuştur, Allah'a davet eden müezzinler hakkında Rasûl'ü Ekrem (S.A.V.) efendimiz meâlen şöyle buyurmuşlar: «Müezzinler, kıyamet gnüHnde tabî olanı çok olan kimseler olacaktırlar.»

Hz. Ömer (R.A.) da «Eğer halife olmasaydım ezan okurdum.» Mea­lindeki sözüyle ezan okumanın faziletini dolayısiyle müezzinliğin ulvî bir meslek ve vazife olduğunu izah buyurmaktadır. Evet, imamlık va­zifesi müezzinlikten afdaldır. Fakat her vazifenin hakkı verilirse, veri­len değer elde edilebilir.

İLGİLİ FETVA

Semâda evvelâ ezanı okuyan, Mekke'i Mükerremede evvelâ ezan okuyan, ezanı evvelâ ziyade eden ve Mısır'da Minber'i evvelâ bina eden kimlerdir?...

ELCEVAP... Semâda Cebrail (A.S.), İslâm'da Hz. Bilâl (R.A.)İ Mekke'i Mükerremede Habib'bin Abdurrahman, Cumada Osman Bin Af fan (R.A.)'m hilâfeti zamanında ve Mısır'da minberi bina eden Sel-me  (R.A.) dır.  ÎBNİ NÜCEYM,

[138] Geçmiş namaz bir vakit oJur ve kaza eden veya geçmiş namaz­ların bir vaktini kaza eden müslüman ezan okur've ikâmet eder. Fa­kat birkaç vakit veya günlük geçmiş namazları kaza eden yukarıda geçtiği gibi bir odada olursa, evvelinde ezan ve ikâmet getirir. Fakat kazaya devam ettiği diğer vakitlerin -evvellerinde ezan okuması aynı odadan diğer bir odaya çıkılır ve orada da kaza namazına devam edilir­se yeniden ezan ve ikâmet yapmak sünnettir. Aynı odada devam edil­diği takdirde yine hüküm yukarıdaki gibidir. Devanı ettiği diğer kaza namazlarında ikâmet okumak mutlaka  sünnettir.                              

Cuma kılman yerlerde Öğle namazını kılan kimsenin ezan ve ikâ-' met yaparak namaz kılması mekruhtur. Yine mahalle mescidi veya Ca­miinde ezan ve ikâmet edilerek cemaatla namazı kılarlarsa, o mescit ve camilerde tekrar ezan ve ikâmet yaparak cemaatla namaz kılmak mek­ruhtur. Ancak yol üzerinde olan, İmam ve Müezzini olmayan cami ve

mescidlerde cemaatın tekrarı caizdir.

DÜHRÜ MUHTAR

İLGİLİ FETVA

Bir mescidin devamlı imam ve müezzini olup, cemaatı ezan ve ikâ­metle öğle namazını eda ettikten sonra bir cemaat daha gelip tekrar o mescidde ezan ve ikâmetle evvelceki hey'et üzerine öğle namazım eda etmekte beis var mıdır?...

ELCEVAP... Mekruhtur.   FEYZİYE, 9

[139] Misafirin ezan okuma imkân ve vakti olursa ve evinde namaz kılan müslüman her ne kadar ezan duysa dahi ezan ve ikâmet yaparak namaz kılması daha sevaptır.                                                       

İLGİLİ FETVA                                      

Birkaç kimse mesireye gidip sahrada bir yere toplanıp ezansız ce­maatla namaz kusalar, ezanı  terk ettikleri için günahkâr olurlar mı?...

ELCEVAP...   Olmazlar.  BEHCE,   14

Fetvada böyle ise de afdal olan kırda namaz kılan kimselerin ezan ve ikâmet okumaları iyidir. Zira Hz. Selman (R.A.)'m rivayeti ile nak­ledilen Hadis'i Şerifte Peygamber (S.A.V.) Efendimiz meâlen şöylei bu­yuruyor :

«Bir ki^se bîr yerde bulunup da namaz vakti olursa, abdest alsın ve su bulamazsa teyemmüm etsin, eğer yalnız ikâmet getirirse kendisiy­le beraber iki melek namaz kılar ve eğer hem ezan okur ve ikâmei getirirse kendisiyle beraber Allah'ın  (C.C.)  askerlerinden iki ucu görün-nıüyen cemaatla namaz kılar.»

TABTAVİ

[140] Sesleri mahrem olduğu için kadınların ezan ve ikâmet yapma­ları mekruhtur. Keza cemaatla namaz kılmaları mekruh olan her top­luluğun ezan ve ikâmeti de mekruhtur.

İLGİLİ FETVA

Kadınlara farz namazlar için ezan. ve ikâmet lâzım olur muELCEVAP...   Olmaz.   BEHCE,  14

[141] Gökten inen melek böyle tâlim etmiştir. Binaenaleyh o şekil­de okumak gerekir.

Burada münasebet gelmişken ezan ve ikâmeti okuyan müezzine icabet etmekte sünnet olduğunu hatırımızdan çıkarmıyalım. Ezanı du­yan müezzinin okuduğu gibi okur. Hayyealessalâh ve felâhda, Lahavle veya (Mâşâallahu kâne vemalem yeşe'lemyekün) der ve ezan bittikten sonra okunması talim edilen dua'yı da okursa artık ne isterse dileğinin kabul olunacağı ve Rasülüllâh'ın (S.A.V.) Efendimizin şefaatma nail olunacağı zikredilmiştir. Ezan ve ikâmet yapılırken bâzı kimselerin baş Parmağının tırnaklarını şehadetîeri söylenirken gözlerine sürmeleri sün­net değildir. Fakat yapılmasında beis görülmemiştir.

İLGİLİ FETVA

Ezanı işiten kimseye, müezzine dil ile icabetinden başka müezzin şehadetîeri söylediğinde baş parmaklarının tırnaklarını gözleri üzerine koyması yahut şehadet parmaklarının içlerini gözlerine meshetmesi sünnet midir ve göz ağrısına şifa mıdır ve ezan tamam olmadan bâzı dua okumak yahut Peygamberimiz üzerine salevatı şerifeyi getirmek sünnet midir?...

ELCEVAP... Zikrolunan şeylerden hiç biri muteber kitaplarda bu­lunmamıştır.   BEHCE, 13

Fetvada böyle ise de bâzı eserlerde meselâ: Tahtavîde vardır.

[142] Tercî: Ezan ve ikâmeti okurken Kelime'i Şahadetlerde müez­zinin sesini kısması ve bunlardan sonrakilerde seslerini yükseltmesidir.

[143] Lahin: Bir harf ziyade, noksanlık ve haddinden fazla med veya kasır yoliyle kelimeleri mahrecinden değiştirip, bozmak suretiyle oku­nan şeylerdir. Bu şekiller ister kelimenin evvelinde, ister âhirinde olsuşn fahiş şekilde olursa kerâhattir. Ancak sesi güzelleştirmek için gereken meşru imkânı sarf ederek okumak güzeldir. Meselâ; Lafza'i Celâlin hem­zesini uzatarak istifham şeklinde okumak; Allah muhafaza tehlikelidir. Aynı zamanda  (Ekber)  lafzının basını uzatır veya okurken vaslederek okuduğunda vasıl yapılmadaki kerahat ve usulsüz hareketler olmama­lıdır.

Nimetül islâm'da merhum Mehmet Zihni efendi; Bu hususu şöyle açıklamış tu1. Ezan ve ikâmet'in cezimle okunması, Hadis'i Nebevi ile açıklandığı halde tekbirlerin vaslmda râ lar harekenin nakli ile meftuh olur. Yani, Allahüekber allahüekber şeklinde okumaktır. İnsanlar bun­dan gafildir.

[144] Minare: Ezan   ilk   meşruiyeti   zamanında   minare   olmadığın­dan Hz.  Bilâl   (R.A.)   Mescid'i Nebevinin yanında  bulunan  evleri nen yükseği olan Beni Neccar'dan bir kadının evi üzerine çıkıp ezan okudu. Sonra Mescid'i Şerifin üstünde kendisi için bir yer yapıldı. Minareyi; mescitlerde ilk def a ihdas eden, Ashabdan Müselleme bin Muhlif (R.A.) Hazretleridir ki, Hz. Muaviye   (R.A.)   zamanında Mısır emiri idi.  İbni Âbidin diyor ki; Ezan okumak için Mısır minaresine ilk çıkan Şurahbil bin Âmirdir. Çift ezan ihdas eden beni ümeyye'dir. Ezandan sonra mi­narede  Peygamber Efendimiz   (S.A.V.)'e  Selavat'ı  şerife  okuması ye-diyüz doksanbir (791)  tarihinde Mısırda ziyâde edilmiştir ve bit'atı ha-

senedir. Gecenin âhirindeki teşbih ve temcid (ki biz ona sala deriz) oda öyledir. Sultan Nasruddinin emriyle başlamıştır.

Dürrü Muhtarda, ezandan sonra teslim yediyüz seksen bir senesi Râbiülâhirinde evvelâ Pazartesi gecesi yatsı namaznıda ve sonra Cuma gününde başlanıp, on sene sonra akşam ezanından başka hepsinde oku­nur oldu diye mezkûrdur.

NİMETÜL İSLÂM

[145] Müezzinin baliğ olması lâzım değil, akıllı ve müslüman olma­sı lâzımdır. Binaenaleyh kâfirin ezan ve ikâmeti sahih olmaz.  Sabiyyi Murahıkm,   hattâ   sabiyi   mümeyyizin   (baliğ   olmamış   îmanı   sahih  ve muteber  olan  sekiz  on  yaşlarındaki  çocuğun)   ezan'ı  dahi   kerahatsia caizdir. Fakat bu kerahat, kerahatı tahrimiye  olmamasıdır.

Zira sabiyyi mümeyyizden başkası yani mükellefin okuması daha evlâ olduğu için kerahat'ı tenzilıiye ile mekruhtur.

Delinin, bıinamışın, sarhoşun, fâsıkın, ayakta okuyamıyanm, ka­dının ve mümeyyiz olmayan çocuğun ezanı mekruhtur.

NİMETtİL İSLÂM

İLGİLİ FETVA

Küçük olan Zeyd'e, ezan okumak mekruh olur mu?... ELCEVAP... Olur. İBNİ NtİCEYM, 13

Deli olan Zeyd, deliliği hâlinde ezan okusa iadesi lâzım olur mu?... ELCEVAP...  Olur.    FEYZİYE,  7

[146] îslânı Hukuku'nun beyan ettiği birçok İslâmî hykümlere ria­yet edilmediği gibi, bu hükme de riayet hemen yok gibidir. Zira birçok yerlerde ve camilerde görüyoruz. Bâzı iman ve cemaat hayyealessalah denmeden kalkıp mihraba veya safa durmaya çalışıyorlar, diğer bir kı­sım kimselerde ikâmet biter ondan sonra kalkarlar.

Metinde beyan edilen vakitte intizamlı olarak kalkmak, İslâm dini­nin gerçek tatbikatıdır.

Müezzin  efendi  Kadikâmeüssalâtû   dediği  zaman   saf   olan   cemaatla imam namaza başlarlar.

Fakat cemaat safları düzeltmemişse, imam düzeltmelerini ve boş yervarsa doldurun der ve safların düz ve sık tutulmasını tavsiye edeı namaza başlar.

ÎLGİLt FETVA

îmam olan Zeyd, iftitah tekbirini müezzin ikâmet ederken Kadıkâ-metissalâtû dediğinde mi alması af daldır, yoksa ikâmet tamamında! mı afdaldır?...                                                                                   

ELCEVAP... Kadıkâmetissalâtû dediğinde demek (İftitah tekbiri almak) afdaîdır.                                                         

[147] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/88-95.

[148] Şart: Lugatta, kayıt ve yerine getirilmesi lâzım olan şey ma­nasınadır. Şer'i Istılahta; bir şeyin vücûdu onun varlığına bağlıdır. Me­selâ; Namazın bir insana farz olmasının şartı o insanın müslüman ol­masına bağlıdır. Keza namazı kılabilmenin ve sahih olmasının şartı da, metinde zikredilen, şartların  mutlaka bulunması  şarttır.  Bulunma  im­kânı varken şarta riâyet etmeden kılman namazlar kabul  olunmadığı gibi ayrıca vebâlide vardır. Bu gerçek Kur'an-ı Kerim'de meâlen şöyle bu-yuruluyor: «Fakat Veyl (Deresi)  o namaz kılanlara ki, namazlarından (vaktinde ve şartlarına riayet etmiyerek namaz kılanlar)   yanılmakta­dırlar.» Mâûn Süresi, Âyet:  4, 5.

Namazın şartlarından birine, imkân varken riayet etmeden kılarsa onun îmanından korkulur. Meselâ: Namazın şartı olan abdesti ve gusül olmadığı halde namaza duranın küfrü hakkında fukahadan bâzılarının beyanları vardır.                      

[149] Vücûdun temiz olması yukarıda hades'i ekber ve hades'i as-gar olan gusül ve abdestin hükümleri bahsinde izah edilmiştir.

[150] Yukarıda necasetlerin temizlenme bahsinde bu hükümde izah edilmiştir. Kuru necaset üzerine serilen şey altı görülecek derecede ince olur veyahut kokusu olan necasete göre koku duyulursa onun üzerin­de kılmak caiz olmaz, serilen şey setruavret olmaya lâyık olursa, yani onun vücûda giyildiğinde vücut görülmez ve necasetin üstüne serildiği

zaman kokusu duyulmaz olursa, o şeyin üzerinde kılman namaz ıcâiz olur.

Yaş necaset üzerine kese ve kaim olmıyan şeyi iki kat edip veya­hut necaseti toprak ile Örtüp keçe ve iki kat yapılan sergi serilir ve ko­kusu duyulmazsa namaz caiz olur.

NÎMETÜL İSLÂM

ÎLGİLÎ FETVA

Namaz kılman mekân (seccade vesaire) tâhir olduğu halde hama­mın içinde namaz kılmak kerâhatsız caiz olur mu,...

ELCEVAP... Olur. ÎBNt NÜCEYM, 12

[151] Setruavret de namazın şart vğ farzlanndandır. Kur'an-ı Ke­rim bu hakikati meâlen şöyle beyan ediyor:   «Ey âdem oğulları, her mescid huzurunda (Her namaz ve tavaf yarımda)  Zînetmizi alın  (Av­ret yerlerinizi örtmek için elbiselerinizi giyin)» Enfal süresi, âyet: 31.

[152] Kudret ve imkân olduğu zaman namaz kılacak müslümanın Kıble tarafa dönmesi şafttır ve bu şart Kur'an-ı Kerimde meâlen şöyle zikrediliyor:  «Şimdi seni herhalde hoşmıd olacağın bir Kıbleye döndü­rüyoruz. Namazda yüzünü artık mescid'i haranı tarafına  (Kabe sem­tine) çevir» Bakara Sûresi, Âyet: 144.

ILGÎLt FETVA

Kıbleyi bilmede itimad edilmiyen kimselerin yaptıkları mihrap As-haP'ı Kiram ve tabiin (R.A.) Hazretlerinin o bilgide itimad edüen kim­selerin yaptıkları eski mihraplara yahut o eski mihrapların semtine (yönüne)  muvafık olmayınca o mihraplara itibar olunur mu?...

ELCEVAP... Olunmaz. BEHCE, 14

[153] Her amelin temeli başlanılması için evvelâ bir karar ve kasda bağlıdır. Binaenaleyh namazda müslümanın en başta gelen bir vazifesi olduğundan  namaza başlamadan  evvel  mutlaka  niyyet  etmesi  şrttn*. Rasûl'ü Ekrem Efendimiz  (S.A.V.)  «Ameller ancak niyetledir» mealin­deki meşhur sözü bu hakikati net olarak ifade etmektedir.  Kur'an-ı

Kerimde meâlen, «Halbuki onlar Allah'a (C.C.), onun dininde ilüâs (ve samimiyet) erbabı ve muvahhitler olarak, ibâdet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkasıyla emrolunma-mışlardı. En doğru dinde bu idi» Beyyine Sûresi: 5.

Namazda.niyyet, iftitâh tekbirinden evvel olması şarttır. Aksi tak­dirde namaz sahih olmaz.                                                        

İLGİLİ FETVA :

Zeyd, niyyet etmeden namaza başlayıp sonra niyyet etse caiz olur

mu?...

ELCEVAP... Başlamaya bitişik olmalı. FEYZİYE, 7"

[154] Erkek ve kadın avret yerlerini örtmek suretiyle namaz kılma­ya bütün imkânlarını sarfetmeleri şarttır. Erkeklere ipekli giymek ha­ram olduğu halde o elbiseden başka elbise bulamazsa onunla, ot örtüne­rek, çamurun içine oturup avret yerini örterek namaz ıkılmalıdır. Başka elbiseler varken ipekü elbise ile erkeğin namaz kılması kerahatı tahrime ile mekruhtur. Parmağında altın yüzükle namaz kılan erkeğin namazı da mekruhtur.

Giyilen elbisenin dar olup, avret azaları belli olmasa namaza mâni değildir. Fakat ince olur altı görünürse namaza mânidir. Yâni namaz caiz olmaz. Zamanımızın moda düşkünlerinin hayatı ve yaşayışı olduğu gibi İslâm'a zıd olduğu meydandadır.                       

Setrüavret, hem halikın hakkıdır ve hem mahlûkun hakkıdır. Bi­naenaleyh kendinden başka kinişe olmadığı halde olsa dahi yalnız başı­na yıkanmak, idrar ve büyük abdest yapmak gibi sahih garazlar olma­dıkça avret yerini örtmesi her müslümana vaciptir. Gecenin karanlığın­da dahi tek başına namazını kılan müslümanların avret yerlerini örtme­leri şarttır.

[155] Yukarıdaki sayılan azalar mey anında şimdi burada zamanımı­zın hastalıklarından ve büyük cinayetle ibâdet yapıyoruz diye kendile­rini aldatan kadınlardan bir misâlle anlatmak isterim.

Musannif merhum, metinde erkeklerin avret yerini İslâm'ın gerçek görüşünü izah etti. Binaenaleyh bir rivayette kadınların elleri, yüzleri; ve ayakları kapatılması farz olmayan azalar, vücudlarının diğer tarafı-* nın tamamı hattâ başından sallanan saçlarını dahi avret olarak vasıf­landırdı. Şu halde kadının topuğundan diz kapağına kadar olan yeri av­rettir ve bir âzadır. Bu azasının dörtte biri açık olarak namaza durur­sa şart yerine getirilmediğinden namazı namaz değildir. Hattâ namazın içinde avret yerinden o kadar yer açılır ve bir rükün edâ edecek kadar açık olursa namazı fasittir.

Bu Islâmî hükümler muvacehesinde zamanımızın birçok kadınları­nın namazları İslâm'ın şartlarına uymamaktadır. Ayrıca muhtelif avret! yerlerinin ağılan kısımları toplandığı zaman kapatılması farz olan aza­lardan birinin dörtte biri (4/1) kadar olursa namazı yine fasittir.        

[156] Zira her şey kudret nisbetindedir. Binaenaleyh necaseti gide­recek su ve emsali taharet yapılan şeyleri bulamaz ve namazını o necâ7 setle kılarsa, namazı kıldıktan sonra necaseti giderecek şeyi bulsa hatta

namaz vakti müsait olsa dahi iade etmez.                                            

İLGİLt FETVA :                                        

Zeyd, elbiselerinde namazın cevazına mâni necaset bulup ne vakit isabet ettiğini bilmezse, o elbiseleri giydiği vakitten itibaren kıldığı na­mazları iade lâzım olur mu?...                                                             

ELCEVAP... Olmaz.   İBNİ NÜCEYM, 11

[157] Zira zaruret zamanlarında dörtte biri temiz olan her şey kül kâim olur, binaenaleyh bu elbisenin her tarafı.temizmiş gibi

giyilerek namaz kılmak lâzımdır. Aksi takdirde namaz caiz olmaz.      

İLGİLİ FETVA :                                        

Şarap içmek, haram yemek ve bunun emsali masiyetleri işliyen kin> 'eniri şartları ve erkânlanyla edâ ettiği namaz ve diğer ibâdetler şer'aû olur mu ve o kimse ibâdetin sevabına nail olur mu?...                 

ELCEVAP... Olur.                                                                       

Bu suretle bu şekilde yapılan ibâdetler inçlellâh makbuldür, diye hükmolunur, mu,...

ELCEVAP... Muhtar olan hükmolunmaktadır. BEHCE, 13

Fakat işlediği haram ve günahların vebal ve cezası da büyüktür. Onların da vizrini çeker. Şer'î had ve cezaları ikinci cildde beyan edil­miştir.

[158] Zira oturarak kılmakta avret yerinin örtülmesi vardır, avret yerini örtmek, hem namazın hakkı ve hem insanların hakkı olduğu için vaciptir. Rükû ve secde ise ancak namazın hakkı olduğu için farz ol­muşlardır.

Çıplak namaz kılacak insanın oturarak kılma şekli ise şöyledir: Ayaklarını Kıble tarafa uzatır ve îmâ ile yani kafası ile namazı kılar. Şayet çıplak müslüman ot vesaire ile avret yerini örtebilecek şekilde bir şeyler bulabilirse örtmesi de vâcibtir.

Her ne suretle olursa olsun sağ olan ve kafasını kımıldatabilecek kadar sıhhat ve imkâna sahip olan her müslüman İslâm'ın beyan etti­ği bu imkânları düşünmeli ve Yüce Allah'a (C.C.) sonsuz şükür vazife­sini ifâ etmek için beş vakit namazını kılmalıdır.

Zira namazı terk etmek için hiç bir sebep yok, her türlü imkânlar beyan edilmiştir. Hz. Allah (C.C.) bu hükümler karşısında bütün im­kânlara sahip olduğu halde, Rahmana secde etmiyen, bir taraftan da müslümanlığı ile Övünenleri ıslâh etsin. Âmin.

[159] Yani, kıble tarafa dönmeye kadir olamayan âciz kimselerinkıblesi, kadir olduğu tarafdır. Bu acizlik ister hastalıktan, ister vasıta­dan inmeye kadir olamamadan ve ister yerin çamur oluşundan olsun hangi sebebden olursa olsun kıbleye dönmeye kadir olamayanın kıblesi kadir olduğu tarafdır. Daha geniş malûmat için ilerde «Nafileler babı» başlığı altmda arzedilmiştir.

[160] Kıble  tarafa  dönmeye   kudreti  olmadığından,   dört   cihetten hangi tarafa kudreti yeterse o tarafa döner, namazını kılar. Zaruretler :mkân ve kudret nisbetinde takdir olunur. Dolayısiyle böyle kimselerin Kıblesi kadir olduğu cihet demektir.

, Bu gibi hallerde, yolculuk ve emsali şeylerde de aynı şekilde kılı­nır. Hükmün böyle olmasını Kur'an-ı Kerimde Cenabı Hâk (C.C.) şöyle buyuruyor: «Onun için (Allah C.C. için) nereye (hangi semte) döner, yönelirseniz Allah'ın (C.C.) yüzü (Kıblesi) oradadır» Bakara Sûresi, Âyet: 115.

Âmâ bir kimse Kıble cihetten başka tarafa durarak bir rek'ât kıl­dıktan sonra biri gelip onu Kıbleye doğrultsa,  eğer namaza durduğu* vakit kıbleyi soracak kimseyi bulamadı ise namazı sahih ve eğer soracak kimse bulup da sormıyarak durmuş ise, namazı sahih değildir. NÎMETÜL İSLÂM

[161] Niyyet hakkında yukarıda bâzı hükümler beyan edildi ise de, burada birkaç hüküm hatırlamakta fayda mülâhaza olunmuştur.

Sahih olan niyyetin, mutlaka iftitâh tekbirine takdim edilmiş olma­sı lâzımdır ve niyyetle iftitâh tekbirinin arasında namaza munâfi bir âmel işlememek şarttır. Zira namazın içinde yemek, içmek ve dünya kelâmı gibi şeyler namazı fasit eder.

Aynı bu hareket niyyetten sonra yapılırsa, namazın niyyetinin sıh­hati bozulduğundan namaza girmiş olamıyor, dolayısiyle bu namaz bâ­tıl oluyor.

[162] Yani cemaat  namaza niyyet  ettiği  gibi,  ayrıca  bir  imama tâbi olmayı da niyyet eder.   Meselâ; Şu imama iktida ederek bugünün ikindi namazına niyyet ettim gibi.

[163] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/96-101.

[164] Namazın sıfatı (keyfiyeti) demek; o namazın aslı, esası de­mektir. Yani namazın mahiyyetidir ki; bunlardan biri olmazsa namaz ol­maz demektir.

[165] Yukarıda namazın şartları bahsedildiği halde iftitâh tekbirini orada zikretmedi, burada zikretti. Sebebi, iftitâh tekbirinin şart olmasında ihtilâf avrdır. îmam'ı Âzam ve Ebû Yûsuf (R,A.) Hazretlerine göre iftitâh tekbiri namazın şartındandır. îmam'ı Muhammed'e göre ruknündendir. Fetvanın şeyhaynde olduğunu göstermek için burada (na­mazın rükünleri bahsinde) zikrettiği halde şarttır, hükmünü beyan et­miş oluyor. îftitâh tekbirinin ayakta bitmesi de şarttır. Eğer rükû da biterse namaza girmiş sayılmaz.                                                     

İLGİLİ FETVALAR :                               

İftitâh tekbiri namazın şartlarından mıdır, yoksa rükünlerinden midir?...

ELCEVAP.. Şartlarındandır. BEHCE, 14

Zeyd, farzlardan bir namazı cemaat ile edâ etmek için mescide var­dığında imam rukûde iken yetişip sonra namaza başladığında iftitâh tekbirini ayakta iken almayıp rükû halinde alsa, Zeyd'in namaza baş­laması sahih olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.   BEHCÂ, 17

Bu mesele çok mühimdir. Zira bâzı kimseler, iftitâh tekbirini rukû-da bitiriyorlar. Böyle olunca namaz sahih olmaz.

[166] Buradaki kıyamın (dikilmenin) farzhğı, farz namazlardadır. Yoksa nafile namazlarda oturarak kılmak caizdir, kıyamın farzhğını nâ-tık cümleden birinde meâlen şöyle bayan edilmiştir. «Allah'ın (C.C.) (dîva­nında) tam huşu ve tâ'atla duran.» Bakara Sûresi, Âyet: 238.

Dikilmeye kudreti olduğu halde farz namazlarım oturduğu yerden kılan kimsenin namazı sahih olmaz.

İLGİLİ FETVA :

Namazda kıyamın farz olduğu, farz namazlara mı mahsustur yok­sa nafile namazlarda da farz mıdır?...

ELCEVAP...  Farz namazlara mahsustur. BEHCE, 14

[167] Farz ve nafile namazlarda, namaz caiz olacak kadar en kolay olanını okumak farzdır. Zira Kz. Allah (C.C.) Kur'an-ı Kerimde meâlen şöyle buyuruyor: «Artık Kur'aıı'dan kolay geleni (ne ise onu) okuyun» MüzzemnüT Sûresi, Âyet: 20.

[168] Rükû ve secdenin namazın farzı olduğuna dâir pek çok âyet'i celiyle olamkla beraber, bir tanesinin meali şöyledir: «Ey iman edenler,, rükû edin, sücüd edin» Hacc Sûresi, Âyet: 77.

Rükû ve sücûdun tam olması için, vücudun rükû ve secdede idmî-nan halinde hareketten kesilip sakin durması lâzımdıbih diyecek kadar olsun. Zira tâ'dili erkândır. Tâ'dili erkân: tmam'ı Âzam ve Muhammed'e göre vâcib, fakat Ebû Yûsuf ve Şafiî Hazretleri­ne göre farzdır.

Secdenin sıhhati için şu şartlar mutlaka bulunmalıdır: Secde edi­len mahallin sert olması lâzımdır. Binaenaleyh alnını secdeye koyan kimsenin alnı karar etmiyecek şekilde yumuşak veya alından kayıp alnı karar ettirmiyecek meselâ; pamuk, kar, saman, pirinç, darı, buğday geçleri, kaba döşek, yorgan ve emsali gibi şeylere secde etmek caiz ol­maz. Rukû'un secdeden evvel olması, iki secde arasında kâ'deye ya otur­malı veya oturmaya yaklaşmalıdır, ikinci secdeyi yapmalıdır. Zira ikin­ci secde de birinci secde gibi bilicmâ farzdır.

[169] Namazın vâcibleri terk edilmekle namaz fasit olmaz, ancak bi­lerek terk edilirse kerâhatı tahrime işlenildiğinden günahkâr olunur ve hata'en terk edilirse sehvi secde lâzım olur.

[170] Fatihayı namazla terk edenin namazı fasit olmaz. Fakat yu-kardaki terk şekillerine göre günahkâr veya sehvî secde yapar. Hanefi mezhebinden başka diğer üç mezhebe göre fatihayı okumak farzdır.

[171] Buradaki kıraat farz olan kıraatin farz namazlarının evvelki iki rek'atmda okumaktır. Şafiî Hz.lerine göre, her rek'atmda okumak farzdır. Mâliki Hazretlerine göre ise, dört rek'athnm üçünde, üç rek'at-linın ikisinde farzdır.

[172] Namazın vâciblerinden bâzıları da şunlardır:  îftitâh tekbirin­de tekbir (Allahû Ekber) lafzını söylemek, fatihayı zammı süreden ev­vel okumak, Fatihayı Zammı süreyi okumadan evvel tekrar etmeyi ter-ketmek, her farz ve vacibi mahallinde  yapmak,  muktedinin   (îmama. uyanm)  susması ve imama her hâlinde tâbi olup, muhalefet etmemesi de vâciblerdendir.

[173] Namazın sünnetlerinin terkedilmesinden dolayı namaz  fasit olmaz, sehvi secdede icabetmez.  Sünneti istihfaf, etmeden bilerek ter-kederse kötülük işlemiş olur. Namazın sevabında biraz noksanlık olur, dolayısiyle kerâhatı tenzîhiye işlemiş olur.

[174] Peygamber   (S.A.V.)   Efendimiz:   «Yedi kemik üzerine secde etmemle emrolundum»  mealindeki mübarek  sözünü'buyurarak,  elleri, dizleri, ayakları ve alnmi secdeye koyması hususunu beyan etmişlerdir. Ayakların secdede yere konmasının farzlığı hususunda fukahâ arasın­da muhtelif görüşler varsa da asah olan ayaklarında, alnın secdede ye­re konmasının farzlığı gibi farz olduğu, dolayısiyle secdede iken ayak­larını kaldıranın namazı fasit olur. Secdede erkeklerin ayaklarını par­makları üzerine dikerek Kıbleye teveccüh ettirmeleri de sünnettir. Ka­dınlar ise erkeklerin muhalifini yapmaları sünnettir.                   

İLGİLİ FETVA :                                

Kadınlar secde hâlinde iken  ayaklarının parmaklarını  dikmek lâ­zım mıdır?...

ELCEVAP...  Dikmemek gerekir. BEHCE, 14

[175] Namazın sünnetlerinden bâzıları da şunlardır: İntikâl tekbir­lerini getirmek, Semiaîlâhülimen hamiden, demek, Rabbena lekelhamd demek, selâm vermek için yüzü sağa sola çevirmek, her iki tarafa se­lâmın tamamını vermek, imam her iki tarafına selâm verirken kendisi­ne uyan cemaata niyet etmek, cemaatın ise selâm verirken cemaatlarla . beraber imama niyet etmek ve hem imam, hem cemaat selâm verirken sağında solunda mü'min cinnîlere ve meleklere niyet etmeleri sünnettir. Bu selâmda niyet sünnetini işlemek pek nâdir, hattâ fukahâ, insanlar bu sünnetten gafildirler derken, bilhassa niyetin sünnet olduğunu bilen ulemâlar gaflet etmektedir, sözlerini hatırlatırlar.

[176] Mendübün tarifi: Taharet bahsinde geçmiştir. Fakat burada birkaç hüküm hatırlatmakta fayda mülâhaza olunmuştur.

Mendübün terkinden dolayı ne kötülük ve ne de ikâb vardır, birisi de yoktur, aynen zevâid sünnetlerin terki gibidir. Ancak mendübü işle­mek afdaldır.

[177] Ağız kapatmak dudaklarını dişiyle ısırmakla olur. Bu müm­kün iken ağzına el veyahut yenini tutmak mekruhtur. Esnemek insana, tenbellik neticesi ve şeytandan olduğu için imkân dâhilinde kaçınmalı.

[178] Zira öksürüğü defetmeye çalızmaşsa keyfî öksürme hâli ola­bilir. Eğer Özürsüz olarak Öksürürse, namazın fesatları bahsinde gele­ceği üzere namaz fasit olur.

[179] Fakat cemaat safları  düzeltip ve  doldurmamışlarsa,   Şir'atül îslâmın cemaatla namaz kılmanın fazileti bahsi ile Mişkatülmesâbîhinde aynı bahsinde beyan olunduğu üzere imam efendi cemaatın saflarını dü­zelttirip ondan sonra namaza başlaması güzeldir.

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/102-106.

[180] Musannif merhum, metinde tekbir lafzının nasıl alınması ge­rektiğini beyan- etmiştir. Şayet metinde denildiği gibi tekbir alınmazsa namaz ne olur? Sorusunu şöyle izah Eğer Allah lafznnn hemzesini meselâ: (ALLAH) şeklinde uzatarak derse, Allah'ın varlığı hususunda bir istifham, dolayısıyle inkâr manâr sı hâsıl olduğundan iftitâh tekbirinde olursa namaza başlamış olmaz. Eğer namazın içindeki intikâl tekbirlerinde olursa namaz fasit olur. Hattâ hemzenin uzatılmasından, Allah'ı inkâr anlamı meydana geldi­ğini bildiği halde uzatır ve söylerse, küfür hükmü, fıkıh kitaplarımızın, ekserisinde zikredilmiştir. Lafza'î Celâlin ortasında med yapmak ise, meddi tabiyi fahiş şekilde uzatmadıkça iyidir. (Ekber) lafzının bâ'sı uza­tılırsa, yine manâda fahiş bozukluk olduğundan ve şeytan ismi oldu­ğunu ifâde ettiğinden iftitâh tekbirinde söylendiğinde namaza girilmiş olmaz, şayet namazın içinde olursa namaz fâsid olur.

[181] Zira vücûdunu setretmekte daha güzel ve daha uyvundur.

[182] İmameynin  îmam'ı   Âzam'a   muhalefetlerinin   sebebi   şudur: Eğer cemaat imamla beraber iftitâh tekbirini    alırlarsa,    belki tekbiri İmam'dan  evvel  demeleri  olabilir.  Binaenaleyh imamdan evvel  tekbiri alan kimsenin namazı fasit olur. Bu fesada gitmeden kaçınmak gerekir ki, o da imam tekbirden fariğ olduktan sonra demek daha iyidir, diyor­lar. Fakat îmam'ı Âzam, İmam'ı iftitâh tekbirini bitirmeden cemaatın iştirak ederek imamdan sonra bitirmesi lâzımdır, afdâl olanı da budur, diyor. Musannif merhumda îmam'ı Âzam'ın görüşünün daha müftâbih olduğunu anlatmak için onun görüşünü takdim etmiştir.

[183] Musannif merhumun, metnine dikkat etmek gerekir. Arapça-dan âciz olan kimselerin fârisi veya başka yabancı dil ile tekbir ve kı­raatin cevazı beyan ediliyor. Binaenaleyh îslâm beldesinde bilenler için­de ve bilmiyenlerin öğrenme imkânı mevcut iken hattâ diğer yabancı dilleri öğrenenler Kur'an dilini bilemediğinden dinini iyi bilmesi ve ken­di dili ile söyleyip okumasının lüzumundan bahsediyor. Evet böyle diyen­lere uzun cevap vermeye kalkışmak mevzu dışına çıkıp pek çok uzayacağından, burada şu mealdeki âyet'i celîleyi hatırlatmakla iktifa ede­ceğiz :

«Eğer biz onu yabancı (düden) bir Kur'an yapsaydık muhakkak ki, âyetleri açıklanmalı değil miydi, (bize açıkça bildir ilip anlatılmalı değil miydi?). Araba mensüb (bir muhataba) arabça olmayan (bir Kur'an) mı, diyeceklerdi, (onlara) söyle: O (Kur'an) îman edenler için (Mahz'ı) hidâyet ve şifadır. îman etmiyenlerin ise, kulaklarında bir ağırlık var­dır. (Onlar Kur'an-ı duymazlar.) O (Kur'an) bunlara karşı bir kötülük­tür. (Sanki) onlar uzak bîr yerden çağrılvyorlardır.» Fussılet Sûresi, Âyet: 44.

îşte bu âyet'i celîlenin ihtiva ettiği hakıykatı iyi düşünür ve değer­lendirirsek, gerçek insan ve îman sahipleri nasıl konuşur ve hareket] eder olabileceklerini idrak ederiz.

[184] Zira elleri göbeğin altına koymak tevazu ve inkiyattır. Böyle tevazu ve inkiyadın Allahu Tealâ'yı anmak sünnet olan kıyamlarda ol­ması matluptur.

Şemsül, eimmei Hulvâni demiştir ki: Her bir kıyam (dikilmek) ki onda sünnet olan zikir yoktur, o kıyamda elleri yanlara aslivermek sün­nettir, yine her bir kıyam ki onda sünnet olan zikir vardır, o kıyamda elleri göbeği altına koyarak bağlamak sünnettir. Bu hükmü pek çok fukahâ zikrederek İmam'ı Âzam ve İmam'ı Ebû Yûsuf {R.A.) hazretle­rinin görüşlerini izah etmişlerdir. Metinde geçtiği üzere Kunud duası ve Cenaze Namazının duası'nı ayakta okumak sünnet olduğundan elleri bağlamakta sünnettir. Binaenaleyh şimdi bulunduğumuz asırda bâzı ha­reketler ânında böyle olması gerekmiş gibi elleri

Mevlitlerde ayağa kalkıldığı zaman elleri bağlıyorlar ve bâzı kimselerde bağlatmaya kalkıyor. Bu insanlar bilmezler mi ki, Mevlidi Nebevi Hic-retden asırlarca sonra yazılmıştır. Şu halde Rasûl'ü Ekrem'den (S.A.V.) senelerce sonra meydana gelen sünnet olabilir mi? Elbette olmaz, öyle ise Mevlidi ayakta okumak sünnet olmadığına göre elleri bağlamayıp yanlara salıvermek sünnettir. Bu izah Şeyhayne göredir, imam'ı Mu-hammed'e göre ise,ayakta kıraat okumak meşru ve lâzım olan her kıyam­da eller bağlanır, diyerek, kunud ve cenaze namazında dahi ellerini yanları-' na salıverir. Mevlidi Nebevi hakkında gereken izahat, (İslâm'a sokulan BÎDAT VE HURAFELER)  adlı eserimizde verilmiştir.

[185] Zira sünnettir. Fakat her rekat'ın başında fatihadan evvel oku­mak sünnettir.

îmam'ı Muhammed'e göre ise, gizli okunarak kılman namazlarda Fatiha ile sûre arasında besmele okunur.

İLGİLİ      FETVALAR    :

Zeyd, başlamış olduğu namazın her rek'atının evvelinde kıraat et­meden evvel besmele okur mu?... ELCEVAP... Okur.

Bu surette Fâtiha'i Şerifeye zammettiği sûre evvelinde Besmelei Şe-rifeyi iade eder mi?...

ELCEVAP... Etmez.  NETİCE, 10

Bütün farz namazlarında, sünneti müekkede ve gayri müekkede ve nafilelerin her rek'atında Fatiha-i Şerife'yi okumazdan evvel besmele (okumak)  lâzım mıdır?

ELCEVAP...  Lâzımdır.  ABDURRAHİM,  6

[186] Zira âmin demek' sünnettir. Âmin diyenlerin nail oldukları de­receyi ve durumlarını Rasûl'ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz meâlen şöyle beyan etmişlerdir: «îmam âmin dediği'vakit siz de âmin deyiniz. Zira bir kimsenin âmini meleklerin âminine muvafakat ederse, geçmiş günah­ları afv ve mağfiret olunur.»

[187] Yani Rukû'da metindeki teşbihi üç defa söylemek sünnetin en azıdır. Dilerse namaz kılan kimse beş defa, yedi ve dokuz defa diyebi­lir. Fakat îmam olan kimse cemaatına yorgunluk ve ağırlık vermiyecek şekilde riâyet etmesi lâzımdır. Eğer üç beş defadan fazla söylediği za­man cemaatta yorgunluk hali görülecek şekilde işçi, harmancı ve emsali gibi yorucu işlerde çalışan kimselerse ki, şimdiki insanların ekserisi böy­ledir; bu takdirde imam teşbihin en ednasını söylemekle iktifa eder.

[188] Sarığın çevresine secde yapıldığı zaman yerin sertliğini bulur ve kabalık teşkil etmezse kerâhatla beraber caizdir. Bu cevaz İmam'ı Âzam'a göredir. Şafi'î Hazretlerine göre sangın sarılı çevresine secde etmek kat'i surette caiz değildir. İmamlar arasındaki ihtilâf alm yere konduğu zaman eyerin sertliği buhınursadır. Eğer secdede alm, yerin sertliğini bulamazsa bilicma sarığın sargılarına secde etmek caiz değil­dir. Zira secde alın üzerine olması lâzım iken kafa üzerine ve sarık üze­rine yapılmış oluyor.

İLGİLİ FETVA

Naamz kılan Zeyd, secde ederken sinini asla yere koymayıp başın­da olan sarığı alnma bitişik değil iken sangı ile özürsüz burnu üzerine secde etse caiz olur mu?...

ELCEVAP...   Olmaz. BEHCE,  15

[189] Yukarıda namazın sıfatlan bahsinde  îzâh  edildiği  gibi  kaba . minder, fazla miktarda serilmiş seccadelerin üstüste yığılması veya al­tına post tülüler serilip üstüne de seccadeler serilmek suretiyle kabar­ması ve buğday çeci gibi alnı koyunca dağılan veya yaylanan  şeyler üzerine secde etmek asla caiz değildir. Zira secde edilen şeyin ve yerin sert   olması  secdenin  sıhhatinin   şartındandır.  Binaenaleyh   şart  olma­yınca meşrut da olmaz.

[190] Metin  Şârihi  Dâmâd,  bu  harflerin  her  biri birer  kelimenin rumuzu olduğunu beyan babında' su mealdeki Hadis'i Şerifi nakletmek- tedir.

«Eller sekiz yerden başka yerde kaldırılmaz. (O sekiz yer) nama­zın îftitâh tekbiri, kunud duası tekbiri, bayram tekbirleri, Hacerül Es-ved'in istilâmı, Safa-mervenin (tepeleri), iki vakfe yerleri ve iki cemre (taş)  atımı yerlerinde eller kalkar.»

Metindeki harfleri ve naklettiğimiz Hadis'i Şerifi karşılaştırır şe­kilde izahı: (Fak'as, sam'ac)daki F, iftitâh tekbiri, K, Kunud Duası, aym, lydeyn {iki bayram), S, îstilânıı Haceri Esvet, Sad, Safa, Mim, Merve, İkinci ayın, Arafat, Cim, iki cemre (Taş atma) anlamlarını ifa­de eder.

[191] Yani;  Ettehiyâtüllillâhi Vessalelvâtü Vettayibâtü,  ilâ âhirini. Bunu sonuna kadar okur demektir.

Sarihler bu tehiyyenin vârid oluş şeklini izah etmişlerdir. Arzu edenler bu ibarenin bulunduğu yere müracaat ederler.

[192] Dört rek'.atlı farzların son iki rek'atında fatiha okumak af-dal olmakla beraber teşbih,  tehlil ve hattâ. susar denilmektedir.  Dik­kat edilirse farz, vâcib ve sünnet olarak bir vazife haddi (Kıraat mik­tarı) beyan edilmiştir. Binaenaleyh Fatihadan fazla veya noksan okur­sa namaza bir helâl gelmez, hattâ sehvi secde bile gerekmez. Sahih olan hüküm metindeki hükümdür.

[193] Kur'âıu Kerimdeki dualardan bazıları şunlardır: «Rabbenağfirlene veli ihvânina ilâ ahirî,  Rabbena Zalemnâ enfüsenâ ilâ ahiri, Rabbena inneke men tüdhilinnâre ilâ âhiri ve Rabbiğ-firli velivâlideyye velimen dehale beytiye Velil Mü'miniyne Vel Mü'mi-nât ilâ âhiri gibi» âyetler okumak daha afdaldır.

[194] Namazın sonunda selâm verirken imam, cemaat ve münferi­din niyetlerinin sünnet olduğu ve riâyet edilip edilmdeiği, namazın sün­netleri bahsinde fukahânm  tenbihatiyle  beraber  zikredilmiştir.  Tekrar müracaat edip okumak faydalı olur. Zira arapçada bir söz vardır.  (Te-kerrere Takarrara = Tekrar edildi. Karar kıldı)   Tekrar   tekrar oku­nan, söylenen şeyler zihinde karar eder. Zihinde karar eden aynı za­manda yazılırsa daha âlâ olur.

Bu bahsin son cümleleri calibi dikkattir. Zira selâm verirken imam cemaata, meleklere ve mümin cinnîlere ve cemaat imama selâmet, rah­met ve mağfiret dileyerek selâm verecek ve cemaatlarda birbirleri ile beraber meleklere ve mümin cinnîlere aynı iyiliği temenni ederek selâm verecekler. Hakikat böyle iken gaflet ve hatta buğuzlar görülmektedir. Artık imamla cemaat arasındaki hoşnutsuzluk namazı kerâhat ederek se­vabını noks anlaştırır. Mevlâmız uyarsın.

[195] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/109-116.

[196] Cehrî olan farz namazları, vaktinde edâ edildiği zaman tek başına namaz kılanın muhayyerliği kaydından şu hüküm izah edilmiş oluyor: Cehrî namazlar kazaya kalır ve yalnız başına kaza edilirse ses­siz okumak vâcibdir.

Hidâye sahibi diyor ki; bir kimseyi yatsı namazı bıraksa, güneş. doğduktan sonra o namazı kılsa, eğer aynı namaza kaza edene imam olursa sesli okur. Eğer yalnız kılarsa gizli okur ve muhayj^er değildir. Sahih olan da budur. Zira sesli okumak metinde geçtiği üzere cemaat­la kılındığında cehrî namazlarda imamın sesli okuması vüciptir. Yalnız basma kılan kimse ise, sesli ile sessiz okumak arasında muhayyerdir.

DAMAD, 103

Eğer namaz kılan kimse imam ise, cehrî namazlarda edasında, ka­zasında velevki gündüz olsun sesli okuması ve gizli namazların edası ve kazası velevki gece olsun gizli okuması vâcibdir.

[197] Metinde geçen gizli ve aşikâr okuma derecesinden daha aşağı okursa hiç bir hüküm taalluk etmez. Meselâ: Bir kimse harfleri ağzın­da tashih edecek kadar söylese, fakat kendisi işitmese talâk vâki olmaz ve eğer sesli olarak talâk verir aynı zamanda kendisi işitmiyecek kadar sessizlikle inşallah derse, talâk vâki olur. Fakat kendisi, işitecek kadar inşallah derse talâk vâki olmaz.

İbnî Âbidin; sesli, birinci saf da bulunanların hepsine işittirmektir, diye tarif etmiştir.

îmam olan Zeyd, öğle namazında kıraat ettiğinde cemaattan Zeyde yakın olan bir iki adam Zeydin kıraatini işitseler cehr (sesli) okumuş­tan sayılır mı?

ELCEVAP... Sayılmaz  (birinci safın işitmesi lâzımdır.)

ABDURRAHİM, c. 1, 11

Sesli ve sessiz okumada esas şudur ki; RasüFü Ekrem Efendimiz (S.A.V.) hazretleri bidayette her namazda Kur'anı Kerimi sesli okur­lardı. Müşriklerin şair ve rezilleri seslerini yükselterek, kötü sözlerle mu­kabele ederek eza ve Kur'anı Kerimi inzal eden ve edilene ızdırap ver­meleriyle; «Namazlarının ne hepsinde sesli ve ne hepsinde gizli kıraat etmeyip (Gece namazlarında sesli, gündüz namazlarında gizli okumak yoluyla) sesli ve sessiz beyninde bir yol ara» mealindeki âyet'i kerime nazil oldu. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) efendimiz hazretleri öğ­le ve ikindi namazlarında bu vakitler müşrikler ezaya hazır bulunduk­ları için kıraati gizli, akşam namazı vakti onlar yemekle meşgul olduk­ları, yatsı ve sabah vakitlerinde uykuda bulundukları için bu namazlar­da Kıraati sesli okudular. Cuma ve Bayram namazlarını Medine'i Mü-nevverede kıldıkları ve kâfirlerin ise orada kuvvetleri olmadığı için on­larda da sesli kıraat ettiler. NÎMETÜLİSLÂM

[198] Namazda Kıraatin farz, vâcib ve sünnet miktarları olduğuna göre, namazda Kıraatin farz miktarı kadar ezberlemek farz, vâcibolan Fatiha ve zammı sûreyi ezberlemek vâcib ve sünnet miktarındaki kı­raati ezberlemekte sünnettir. Kur'anı Kerim'in tamamını ezberlemek ise farzı kifâyedir. Namazda farz olan kıraat terkedilirse namaz fasit­tir. Vâcibolan kıraat terkedilirse Kerâhat'i tahrimiye üe mekruhtur. Sünnet olan Kıraat ise zaruret olmadıkça terk edilmez, şayet zaruret-siz terkedilirse kerâhat'i tenzihiye ile mekruhtur.

Zeyd, sokakda herkes işi ile meşgul iken çocuğa tâlim için cehr ile (açıktan)  Kur'anı azimüşşam okuması caiz olur mu?

ELCEVAP...  Olmaz. ABDURRAHİM, 11

[199] Zaruret zamanlarındaki hâlin iktizası ise, sûreye ve fatihanın tamamına da mahsus değildir. Zaruretin derecesine göre fatiha ve sû­reye bedel olarak yalnız bir âyet bile okunabilir. Imam'ı Ebû Yûsuf; Imam'ı Âzam   (R.A.)   Hazretlerine bir. gün sabah namazında imamlık edip vakit dar olduğu için her rek'atta fatiha sûresinden yalnız bir âyet okumuş, namaz tamam  olduğunda Imam'ı Âzam  Hazretleri;   Yâkubu-muz fakih  olmuş,  demişler. TAHTÂVİ

YÂKUB :   Imam'ı Ebû Yûsuf'un ismidir.

[200] Namazda daima belli bir sûre »ve âyeti okuyarak sanki başka sûre ve âyetleri okumak caiz değilmiş anlamını ifade ettirmek veya böy­le zannederek daiam aynı âyet ve sûreleri okumak doğru değildir ve kerahattır. Böyle bir zan olmaması için bazı vakitlerde değiştirilmeli­dir. Meselâ: akşam namazında daima kevser ve ihlâs sûrelerini okumak doğru değildir. Bazı değiştirerek okumakta ise, beis yoktur.

[201] Yâni uzakta olan ve yakında olan kimselerin her ikisine de hut­beyi dinlemek vâcibtir.         '

Hutbe iki rek'at öğle namazının makamına kâim olduğu için, Öğle namazında imam'a uyan cemaatın susmasının farziyeti gibi burada da susmak farzdır. FERÂİD

Bu hususa riâyet etmemenin kötülükleri (îslâma Sokulan BID'AT ve HURAFELER)  adlı eserimizde beyan edilmiştir.

[202] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/117-120.

[203] Farz namazlarını. cemaatla kılmak erkekler için vâcib   kuvve­tinde Sünneti Müekkededir. Bu izah Hanefi mezhebi görüşüdür.

Şâfi'î Hazretlerine göre, cemaata gitmek ve cemaatla namaz kıl­mak bir rivayette farzı kifâye, diğer rivayette farzı ayındır. İmam'ı Mâ­lik ve Ahmet Bin Hambel'e göre farzı aymdır.

Cevherede şöyle naklediliyor: Bir kimse evinde ailesi veya evlâdı ile cemaat olur namazı kılarsa, cemaat faziletini elde eder.

Cemaatla namaz kılmanın fazileti hakkında pek çok hadis'i Nebe­viler vârid olmuştur. Bu cümleden Rasül'ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz meâlen şöyle buyuruyor: «Cemaatın namazı sizin birinizin yalnızca kıl­dığı namazdan yirmi beş cüz, diğer rivayette yirmi beş derece efdal-dır, diğer bir rivayette; erkeğin cemaatla kıldığı namaz hanesinde ve dükkânında kıldığı namaz Üzerine yirmi yedi derece ziyade olur.» bu-yurulmuştur. Yani cemaatla kılman bir rek'at yalnız kılman yirmi beş veya yirmi yedi rek'attan afdaldır.

Bu afdaliyet mescidi haram, mescidi nebevi ve mescidi Aksa'dan başkaîarındadır. Zira bunlardaki fazilet binlerce  cemaat faziletidir.

Bir şehir veya köy halkı cemaatı özürsüz terkederse, emrolunur-lar. Kabul ve imtisal ederlerse ne âlâ, kabul etmedikleri takdirde mu-katele olunurlar. Zira cemaat İslâm şiarındandır, bu dini Mübî'nin hâs­salar mdandır.   DÜKER VE NÎMETÜLİSLÂM

İLGİLİ FETVA

Bir köyün imamı olmasa ve halkı ezan ve cemaat ile namaz kılmayı Kerk etseler, o halk imam tutmalarına ve cemaata devam etmelerine Bebrolunurlar mı?...

ELCEVAP... Olunurlar, çekinirlerde katilleri meşru'dur. BEHCE, 17

[204] Bir cami ve mescidin devamlı ve belli imamı varsa, onun vazi­feyi îfa etmesi lâzımdır. Velevki kendisinden daha iyi bilen bulunsun. Fakat belli imam olmadığı zaman içlerinden en iyi bilenini geçirmeleri lâzımdır.

İLGİLİ FETVA

İmamlığa tâyin edilmiş kimse bulunmıyan mescidin adamlarından Zeyd sünneti (Namazın ahkâmını, sıhhatini ve fesadını) iyi bilse. Amir­de kıraati iyi okusa, imamlığa Zeyd ve Amirden hangisi evlâdır?...

ELCEVAP... Zeyd evlâdır. BEHCE, 15

Ulemâdan olup özrü olmayan saiih Zeyd, hazır iken câhil Amrin imamlığı caiz olur mu?

ELCEVAP... Evlâ olan  (sâlih)  Zeydin imamlığıdır.

ABDURRAHİM,   8

[205] Kör olan insan necasetten kaçınamaz ve kıbleyi kendisi bula­maz. İşte bunun gibi özürlerden dolayı Âmâdan daha evlâsı var iken onun imamlığı kerâhattır. Fakat ondan daha evlâsı olmadığı zaman ke-râhatlık yoktur. Zira Rasûl'ü Ekrem efendimiz (S.A.V.) Tebük seferine çıktıkları zaman müezzinlerinden â'mâ olan îbni Ümmü mektûmu vekil olarak bırakmışlardır.

İLGİLİ FETVA

Â'mâ olan Zeyd, bir karyede vâki olan mescidi şerifte berât ile imam olup, farz olan namazlarda imamlık edip halk Zeyd'e iktidâ et­se, Zeyd o karyede (köyde) diğer ahaliden daha bilgili olup, Zeyd'den afdal kimse de olmasa, Zeyd'in imamlığında yahut Zeyd'e iktidâda ke-râhat var mıdır?...

ELCEVAP... Yoktur, ahâlinin afdalı olursa, ona iktidâ diğerlerine iktidâdan afdaldır.

Bu surette kârye'i mezkûre ahalisinden bazı kimseler Zeyd (İmam) â'mâ olmakla iktidâ mekruhtur diye imamlıktan ihraca kadir olurlar mı?...

ELCEVAP...  Olmazlar,  BEHCE,  15

Â'mâ olan Zeyd'in imamlığı caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur. Fakat ondan evlâ olan olursa ona iktidâ etmek mekruhtur.    ALİ EFENDİ, 5

Bir eli olan Zeyd'in  (Çolağın), imamlığı mekruh olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  NETİCE, 11

Sıhhatli adamlara namazda imamlığın şartlarını cami  olub  zekeri gayet küçük olan Zeyd'in imamlnğ caiz olur mu? .     ELCEVAP...  Olur. NETİCE,  9

Sağırm imamlığı caiz olur mu?... 

ELCEVAP... Olur.                                          

Bu surette bir mescidi Şerifin, imamı olan Zeyd'e hastalık sebebiy­le sağırlık arız olsa, cemaatı mücerred sağırlık arız olmakla Zeyd'i imam­lıktan azlettirmeye kadir olurlar mı?...

ELCEVAP... Olmazlar.  BEHCE, 15

[206] Yani âsi ve günahkâr müslümanm imamlığı mekruhtur, fakat o fâsık kimse cemaatın en bilgilisi ise,  onun imamlığı kerâhat olmaz.

Aslında -Fasılan imamlığı kerâhatla caizdir. Olmaz denemez, ancak fışkı küfre varırsa olmaz. Haramları ve Günahı Kebîreleri işleyen insanlara fâsık denir. Meselâ kumar oynayan, şarab içen, hırsızlık eden, faiz yi­yen, yalan söyleyen ve buna benzer yasakları irtikâp edenler fasıktırlar.

İLGİLİ FETVA

Bir mescidde imam olan Zeyd, yalan şehadeti ile mâruf olmakla cemaatı Zeyd'e iktidadan istikrahlarını hâkime duyurduklarından hâ­kim Zeyd'i azledip yerine bir mütedeyyin kimseyi imam dikmeğe kadir olur mu?...

ELCEVAP...   Olur. FEYZİYE,  11

Bir Mescid'i Şerifin imamı olan Zeyd, âlim, sâlih ve imamlığa en üstün ve lâyık olup, iktidayı münâfi bir kötü hali yok iken cemaattan birkaç câhil kimseler mücerret sen ölü yıkayorsun (veya ölü yıkamı­yorsun) seni istemeyiz diye haksız olarak Zeyd'i azlettirmeye kadir olurlar mı?...

ELCEVAP./. Olmazlar.  FEYZİYE, 11

Hafızı Kur'an olup baliğ ve sâlihliği olan emret (sakalsız, sâde de­risi olan)  Zeyd'in imamlığı caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, c. 1, 8

Bir Mescid'i Şerifin imamı olan Zeyd, âlim, sâlih ve imamlığa en Zeyd'i azledip yerine bir mütedeyyin kimseyi imam dikmeye kadir olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  ALİ EFENDİ, 1

[207] İmamın cemaatı tenfir ettirecek  şekilde  kıraati uzatarak na­mazı uzatması kerâhati tahrime ile mckruhdur. imama yakışan sünnet miktarını  okumaktır  ve   cemaatin   azalmasını   değil  çoğalmasını   temin etmekdir.                                                                                   

Hz. Muaz (R.A.)'m ashaba, Sûre'i Bakara veyahut Nisa sûresi'ile namaz kıldırdıkları Hz. Peygamberimiz (S.A.V.)'e duyuruluyor. Bunun üzerine üç defa: «Ya Muaz sen fitnecininsin? Namazı sebbi hisme Rab-bikerâlâ, Veşşemsi ve Zuhâhe süreleriyle kıldırmak değil miydin? ^ira senin arkanda ihtiyar, zayıf ve ihtiyaç sahibi kimselerde kılar» Mealin­deki tenbihatını buyuruyorlar.   BUHÂBİ

[208] Bid'âd sahibi olan kimsenin inancı ve ameli küfre varmazsa, İmamlığı kerâhatla beraber caizdir. Fakat Ru'yetullah'ı, Şefaati Ra-sûl'ü, Kirâmen kâtibin meleklerini ve emsali hükümleri inkâr eden, Hz. Ayşe (R.A.) nin inada bulunduğunu ve hattâ bâzı fakihler Hz. Ebû Bekir'in (R.A.) Hilâfetim inkâr edenin inancı küfre vardığından arka­sında namaz olmaz demişlerdir. Zira kâfirin arkasında namaz olmaz. Bid'atm çeşitlerini ve geniş izahatını (İSLÂM'A SOKULAN BİD'AT ve HURAFELER) adlı eserimizde beyan ettiğimizden erbab'ı istek oraya müracaat etmelidir.

Bir de Bid'at sahibi ve fâsık gibi imamlıkları kerâhat olan kimse­lerin, arkalarında namaz kılmanın cevazı ve lüzumu hakkında meâlen su hadis'i Şerifi unutmamalıdır:  «Her iyi ve kötünün arkasında namaz

kılın, her iyi ve kötü üzerine (Cenaze) namazını kılın ve her iyi ve kötüy­le beraber cihâd yapın.»

[209] Kadınların evlerinde kıldıkları namaz cami ve mescidlerde kıl­malarından daha sevaptır.  Bilhassa genç  kadınların hattâ zamanımız­da ihtiyar kadınların evlerinde namaz kılmaları lâzımdır. Metinde geç­tiği gibi genç kadınlara hiçbir vakit müsaade edilmemiş ve cemaata çık­maları ittifakla yasaklanmıştır.                                                 

İLGİLİ FETVA

Kadınlar taifesinin beş vakıtta camiye gidip cemaata hazır olma­larında kerâhat var mıdır?...

ELCEAVP... Zamanımızda vardır.  FEYZİYE, 9

I Bir camii şerife bitişik olan odanın camiye açılır penceresi olup o pencerenin kapakları kapandıktan sonra kadınlar taifesi gelip o odadan camide erkekler ve kadınlara imamlığa niyyet eden imama uysa, imamın sesi işitilip hâlinde şüphe olmayınca   (kadınların)   uymaları sahih olur

ELCEVAP... Olur. ABDURRAHİM, C. 1, 7

[210] Tek cemaatı imam sağ tarafına değil sol tarafına veya arkası­na durdurursa, kerâhattır. Bir erkek bir de kadın cemaat olursa, erkeği Sağ tarafına topuğunu geçirtmemek şartiyle durdurur, kadını da arka­sına durdurur.

İLGİLİ FETVA

Hind (kadın), zevci (kocası) Zeyd'e iktida ettiğinde ayağı Zeyd'in ayağının arkasında olup, lâkin Hind uzun olmakla secdede hindin başı Zeyd'in başından ileri vâki olsa, hind'in namazı caiz olur mu?...

ELCEVAP...   Olur. FEYZİYE, 7

[211] Metinde geçen kadınla erkeğin bir namazda hizaya gelmeleriy­le erkeğin veya kadının namazı fâsid olup sahih olmaması babında şısn-ları bilmek gerekir :

a)   Namaz kılan kimselerin mükellef olmaları şarttır.

b)  Aralarında hiza meydana gelen erkek ve kadm her iki  şahsın ikisi de namazda bulunmak şarttır.

c)   Bulundukları namaz rukûlu, secdeli mutiâk namaz olmak şarttır.

d)  Bulundukları namazın İftitâh tekbiri ve edası  aralarında müş­terek olmak şarttır.

e)   Her ikisi aralarında perde bulunmayan bir mekânda bulunma­ları şarttır.

f)   İmam namaza başlarken kadınlara  da imamlığa niyyet  etmesi şarttır.

g)  Kadın ve erkek olanların yönlerinin de bir olması şarttır.

h) Namaz kılan erkeğin bâliğa veya şehvet sahibi kadına geri dur­ması için işaret etmiş olması şarttır.

ı)  Hizada durmaları bir rukûnda olması şarttır.

Bu sayılan şartların geniş izahını öğrenmek istiyenler, Merâkıl Fe­lah ve tahtâvinin namazı bozanlar bahsine, Nimetül İslâmm aynı bahsi-, ne baksınlar.

[212] Erkek ve kadınların namazlarda küçük çocuğa iktida etmele­ri  (uymaları)  caiz oiur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. NETİCE, 11

[213] özürsüz adamın özürlüye iktidâsı sahih olmayacağı aşikârdır: Sağlam ve sahih olanın mazur olana uyması fasit midir?...

ELCEVAP... Fasittir. ABDUERAHİM, 8

İLGİLİ FETVA

Selisü Bevle (Dâima idrarı akmaya)  müptelâ olup, özür sahibi olan Zeyd'e özür sahibi olmıyan kimselerin iktida etmeleri caiz olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.  FEYZİYE, 10İ

Bir mescid'i Şerifte olan Zeyd, Fıtığa müptelâ olduğunda. İmamlığa) lâyık olan Amri yerine vekil edip, Amr'in iktidaya münâfi kötü hali yokj iken cemaattan birkaç kimse Zeyd'e (Fıtıklı İmama) incinmekle vekili kullanan bu imamı istemeyiz diye sebepsiz olarak Zeyd'i azle kadir olur-, lar mı?...                                                                                              

ELCEVAP...   Olmazlar. FEYZİYE,

İmam olan Zeyd'in kolunda yakısı olup özür sahibi olsa, özür sahibi olmayan kimselerin Zeyd'e iktidalan caiz olur mu?...                       

ELCEVAP... Olmaz.  ALİ EFENDİ, 8İ

Özür sahibi olmayan kimseler, özür sahibi olan Zeyd'e iktida etmesi' (uyması) caiz olur mu?...                                                                      

ELCEVAP... Olmaz.  ALİ EFENDİ, 8j

Daimî gözü akan kimsenin hükmü de böyledir.                  

[214] Harflerin mahreçlerini  tashihe  kadir  olan Zeyd,  Cim yerine) zali mûceme telâffuz edip ve vecedeke yerine ve vezedeke okuyup, fici-' diha yerine fizidiha okuyan Amr'e iktida etmesi caiz olur mu?...        

ELCEVAP... Olmaz. ALİ EFENDİ, 9J

Bir mscid'i Şerifde İmam olan Zeyd, lahni celî ile kıra'at eder olup,^ Gayrİl Mağzûbi yerine kayril mağzûbi deyip, velezzâllin yerine Veîed-,; dâllin dese azli lâzım olur mu?...                                                         

ELCEVAP... Olur.   FEYZİYE, ll

[215] Abdestte   ayaklarını   yıkayan   Zeyd'in   mestlerine   mesh   edenj Amr'e iktidâsı caiz olur mu?...                                                              

ELCEVAP...  Oiur.  FEYZİYE,  7J

Taassubu ve kendi imamında şekki olmayıp İmam'ı Âzam mezhe-j binde namazın cevazına mâni olan işlerden kaçınan Şâfiyyül Mezhebi' olana Hanefiyyül mezheb olan kimselerin iktida etmelerinde beis varj mıdır?...

ELCEVAP...  Yoktur.        

[216] Fakat ayakta veya oturarak kılan kimsenin îma ile kılan kim­seye iktidası caiz olmaz.

İLGİLİ FETVA

Zeyd topal olup secde ettiğinde dizlerinin birini (yere) koyamasa, Zeyd'in imamlığı caiz oîur mu?...

ELCEVAP.., Olur, fakat başkası evlâdır. BEHCE, 15 Hasta olup, ayağa kalkmaya ve oturmaya kudreti olmayan Zeyd,

yatarak namaz kılarken yine hasta olup, oturmaya kadir olan ve oturan Amr'in Zeyd'e (yatarak nama2 kılana)  iktidâ etmesi sahih olur mu?..,

ELCEVAP...'Olmaz. FEYZİYE, 12 Topal olmakla tam dikildiğinde ayağının baş parmağım yere basıp

ökçesi yere dokunmayan Zeyd'in imamlığı caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olur.  HAMİŞİ BEHCE,  15

Kambur olan Zeyd'in kambur olmayan kimselere imamlığı sahih olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz.   BEHCE, 16

Bu son fetva Fetâvayı Zâhiriyyedeki nakledilen İmam'ı Muhammed'in görüşüne göredir. Asah olan metinde geçtiği gibi kamburun kambur ol­mayana imamlığı sahihtir. Fakat bu sahih olan cihet, kamburluk rükû hâline varmayan şeklidir. Aksi takdirde sahih olmaz.

[217] Zira namazın her iki rek'ati bir namazdır. Binaenaleyh tahkik ve takdir yönünden hiç bir suretle kiraattan hâli kalması caiz olamaz. İmam­lığa Ümmî (câhil) olan kimsenin ehliyeti olmadığından kıraati takdiri­ne itibar olunmaz.

İLGİLİ FETVA

Farz olan namaza İmamlık eden Zeyd, namazın rek'atlarından bi­rinde Kur'an'ı Azîmüşşan'dan namaz caiz olacak kadar okuduktan son­ra tutulup (Kıraatten hapsolup) sonra o namazı tamam etmeden Amr'i .yerine geçirip kendisi başka bir mekâna gitse, Zeyd'e iktidâ eden kim­selerin namazları bâtıl olur mu?...

ELCEVAP... Olur.

BEHCE, 17

[218] Bu hususu Rasûl'ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz şöyle açıkla­mıştır :

«Bir kimse cemaata imam olur sonra da abdestsiz veya cünüb ol­duğu meydana çıkarsa, hem o imam ve hem cemaat namazlarını iade ederler.»

Bu Hadis'i Şerif, sözüne îtimad edilen kimselerin sözüne ittibâ edi­lir, veya kendisi kat'i olarak bilen kimseler için tatbik edilir. Aksi olur­sa olmaz.

İLGİLİ FETVALAR

Özür sahibi olmayan kimseler, özür sahibi olan imam Zeyd'e iktidâ etmeleri caiz olur mu?

ELCEVAP...  Olmaz.  ABDURRAHİM, 8

Namazında tâdili erkanı olmayan imam Zeyd'e uymak sahih olur mu?...

ELCEVAP...  Oîmaz.  ABDURRAHİM, 8

İLGİLİ FETVA                                      

Dâri Harbden   (Küffar memleketinden)   gelip Şerefi  Islâmla Mü­şerref olan Zeyd, birkaç müslümana bir müddet imamlık ettikten sonra, Zeyd İmamlığım hâlinde mürted idim, diye haber verip yine dâri Harbe gitse, sözü makbul olup o kimselere namazlarını iade lâzım olur mu?... ELCEVAP...  Olmaz. ALİ EFENDİ, 7

[219] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/121-129.

[220] Namaz içinde abdesti bozulan kimse, abdesti bozulduğu saatten itibaren beklemeden abdest alır ve namazına devam eder, hükmünden şu gerçek anlaşılmaktadır: Abdesti bozulunca namazın içinde bir rukûn eda eder veya edecek kadar durursa, namazı fâsid olur. Evet uyku hâlinde falan olmazsa abdesti bozulduktan sonra bir rukûn edâ eder, veya edecek kadar durursa namazı fâsid olur.

İmam'ı Şâfi-î Merhum ise, abdesti bozulunca dursun durmasın mut­laka abdest alır ve yeniden namazı kılar, kıldığının üzerine devam edip, tamamlaması caiz olmaz, demiştir.

Namaz içinde abdesti bozulan kimse durmayıp ve başka bir hades  tuvalete gitme gibi haller görülmeden en yakın sudan abdestini alır

ve namazına devam eder. Namazın kalanına devam etmeye bina, abdest bozulduktan sonra yeniden kılmaya da istinaf denilmiştir.

Burada şu kelimelerin şer'i tarifi tekrar etmekde fâide mülâhaza olundu.

İSTİHLÂF : Namaz esnasında kendisine abdest bozan bir şey vâki olan kimse, imam ise namazı devam ve tamamlatmak için yerine başkasını geçirmekir.

MÜDRİK : Namaza imamla başlamış ve hepsini imamla beraber kılmış olan muktedidir.

MUKTEDÎ :    İmama uyan kimsedir.

LÂH1K : Namaza imamla beraber başlayıp kendisine uyku ve ben­zeri gibi şeylerin arız oimasıyle cemaatı, ya kısmen veya tamamen kaçı-ren muktedidir.

MESBUK : İmam kendisini bütün rek'at veya bâzı rek'atlarla geç­miş olan muktedidir. Meselâ; imama son rek'atta veya ikinci, üçüncü rek' atlarda yetişen kimseler mesbukturlar.

[221] Huruç Bisunihî: Kendi arzusu ile namazdan çıkmak fîli bulun­duğundan namazın diğer rükünlerinde yerli yerince ifa edildiğinde namaz sahihtir.

[222] Burada şu hükümler anlaşılmalıdır: Çıplak namaz kılmak, isiâ-miyette vardır, evet elbise ve giyineceği hiç bir şeyi olmayan kimseler için namazı terketmek mevzubahis olamıyacağından dolayı durum neyi icab ettiriyorsa, öyle kılar. Binaenaleyh çıblâk olan kimse, elbise bula­madığı takdirde çıblâk kılacak şayet çıblâk namaz kılarken elbise bulur­sa musannif merhum bunun hükmünü metinde izah etmektedir.

[223] Tertib sahibi :    Üzerinden namaz geçmemiş ve namaz borcu ol-ıayan kimsedir.

[224] Buraya kadar paragraftaki hükümlere on iki (12) mes'ele denir.

[225] İmam'ı Âzam'la tmameyn arasındaki muhalefet, namaz caiz o-lacak kadar okunmadığmdandır. Ama ,eğer tmam namaz caiz olacak ka­dar okursa, rükû etmesi lâzımdır, başkasını yerine geçirmek icmâ ile caiz değildir.

İLGİLİ FETVALAR

Farz olan namazda imamlık eden Zeyd, namazın rek'atlarından bi rinde Kur'an'ı azimüşşan'dan namaz caiz olacak kadar okuduktan son ra tutulup tutukluk olup kıraatten hapsolunsa) sonra o namazı taman etmeden Amr'i yerine geçirip kendisi başka bir mekâna gitse, Zeyd'e ik tida eden kimselerin (cemaatın) namazları bâtıl olur mu?...

ELCEVAP... Olur. BEHCE, 1

Tecvid bilmeyib harflerin mahreçlerine riayete kadir olmayan iman ile kılman namazların kazası.lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Lahni Celî var ise olur. ABDURRAHİM, C. 1,

Tecvid bilmeyib kıraatında lahni celisi olan Zeyd'in imamlığı cüi olur mu?

ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHİM,

[226] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/131-134.

[227] Sehven konuşmak ifsâd ettiği gibi, hataen, bilmiyerek, unuta­rak ve mükrehen  (zorlanarak)  konuşmakta namazı ifsâd eder. Bu ko­nuşmak namaz içinde caiz olmayan dünya kelâmıdır.

İLGİLİ FETVALAR

Zeyd, namazda iken Amr Zeyd'in yanında bazı lâğviyat söyleyip Zeyd de namazda kahkaha ile gülüp namazı fasit olsa, Amr'e ne lâzım olur?...

ELCEVAP... Âsim (günahkâr) olur. ABDURRAHİM, 5

Zeyd, namaz içinde dünya kelâmı söylese namaz fasit olur mu?...

ELCEVAP... Olur. BEHCE, 18

[228] özürsüz olarak eheh,  ahah şeklinde öksüren kimsenin namazı fâsid olur. Özür ise, boğazında balgamı  gidermek veya nefesi daraldı­ğında rahatlamak ve kıra'atı güzelleştirmek gibi hallerde olur.

İLGİLİ FETVA

Namaz kılan kimse, özürsüz ve sahih bir garaz yok iken namaz için­de öksürse ve harfler belli olsa, namazı fâsid olur'mu?..-

ELCEVAP.-- Olur.  BEHCE, 17

imam olan Zeyd, Özürsüz veya sahih bir garazsız (kıraatin güzel­leşmesi ve balgamın izâlesi gibi halsiz) namaz da çok kerre öksürüp harf­ler zahir olsa, namazı fâsit olur mu?...

ELCEVAP... Olur (uyan cemaatinki de fâsit olur.)     .

ABDURRAHİM, 6

Namaz içinde özürsüz öksürmek namazı ifsâd eder mi?...

ELCEVAP... Eder. NÜCEYM, 12

imam olan Zeyd'in öksürüklü olup kıraati halinde zarurî öksürüp, fakat çok öksürmese idamlığında beis olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.  NETİCE, 11

[229] Yâni imam okurken tutulsa, imama uymamış bir kimse imama yanıldığı yeri deyiverse ve o kimse de kendi basma namaz kılıyorsa, imamı olmayan kimseyi fethettiği için namazı fâsid olur.

[230] Asah olan fâsid olmaz denilmekle, fetvanın bunda olduğunu ve fasıd olur diyenlerin görüşlerinin zaif olduğunu anlatıyor. Zira bâzı fukaha eğer İmam, namaz caiz olacak kadar okur ve başka âyete inti­kal eder ve imamın arkasındaki uyan cemaatından birisi fâtihlik ya­parsa, fâtihin (arkadan deyiverenin) namazı fâsid olur. Eğer imamda o anda fâtihin dediğini alırsa, onunda namazı fâsid oiur demişlerdir. Fakat namaz câız olacak kadar kıraati okuyan imam yamlırsa, imama yakışan tehir edip beklemeden rukû'a varmak ve cemaata yakışanda fatıhhkte acele etmemek gerekir. Çünkü fâsid olmasa da kerâhattir.

İLGİLİ FETVALAR

İmam olan Zeyd, cehrî namazda sûre-i Fatihayı okuyup Kur'an âyetlerinden üç âyet okuduktan sonra tutulsa ve fethedilmesini talep etse, Zeyd'e iktida eden Amr fetheder mi yoksa sükut mu eder?...

ELCEVAP... Asan olan fethetmektir. Zira fethetmese ihtimaldir ki imanım dilinde namazı ifsfj.d eden şey cereyan eder. Lâkin namaz caiz olacak mertebede kıraat ettikten sonra imama lâyık olan rükû edip uyan kimse fethetmeyi zorlamamaktır.  ABDURRAHİM, C. 1, 6

îmam olan Zeyd, cehrî namazda Kur'an okurken tutulduğunda ve o namazda Zeyd'e iktida eden Amr Zeyd'in tutulduğu (veya takıldığı) yerden kıraati fethedib (söyleyip) Zeyd Amr'in fethine binaen o yer­den okuyup ve namazı tamamlasa, Zeyd'in yahut Amrin namazı fâsid olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. BEHCE, 19

[231] Bir kedi eziyet edici olup kesilmesine Şer'î müsaade olmakla, Zeyd serî cihet üzerine o kediyi kesip ve derisini soyup o deri ile dibâ-ğat yapılmazdan evvel namaz kılsa o deride namazın cevazına mâni bir necaset olmayınca Zeyd'in namazı sahih olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  BEHCE, 18

Bu fetva ile ilgili geniş izahat, sular bahsinin sonunda kuyular bah­sinin üst tarafında geçmiştir.

[232] Metin arasındaki ameli kesir tarifini biraz açıklarsak daha iyi olur. Namaz içinde bir iş işliyen kimseyi dışardan gören bir kimsenin onu namazda olmadığına kanaat getirmesi, evvelce o  adamın namaza

durduğunu görmeyen içindir. Yoksa daha evvel namaza başladığını gör­se ve namazda olduğunu bildiği halde namaz içinde işlenmesi caiz olma­yan işi işlerse, yine ameli kesir ve o namaz fâsid olur. Meselâ: Eline ta­rak alıp, sakalını ve saçını birkaç defa taraşa namazı fâsid olur velevk: namaza başladığı bilinsin ve görülsün, iki eliyle bir ameli işlerse veya bir şeyi namaz içinde üç defa tekrarlarsa ve işlenmesi de yasak olursa namazı fâsid olur.

Bir çocuk namazda bulunan emzikli kadının memesini üç kem emer ve süt gelirse o kadmm namazı fâsid olur.

Keza namaz kılan bir kişi, hanımına şehvetle mesh ederse, namaz: fasit olur.

İLGİLİ FETVA

Zeyd, namaz kılarken çağşırmın (pantalonun) uçkuru çözülmekle iki eliyle uçkurunu bağlasa, âmeli kesir olur mu?...

ELCEVAP...  Olur. FEYZİYE,

[233] Namaz kılan kimsenin önünden geçmekle namazı fâsid olmaz fakat geçen kimse âsi ve günahkârdır. Namazın Önünden geçmenin g\x-nah ve vebalini Rasûl'ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz «Namaz kılanın Önün­den geçen kimse, kendisine ne kadar günah olduğunu bilse, oradan gec mektense, kırk sene durmak ona daîıa hayırlı idi» mealindeki sözü ile açıklamışlardır. BUHÂEÎ VE MÜSLİM

Bu günahı işleyen mes'ul olduğu gibi herkesin gideceği yol üzerim duran kimselerin de bu günahı işliyenler gibi günahkâr olduklarını ds unu tmamalıdırlar.

Namaz kılan kimse küçük mescidde olursa önünden geçmek ayn günahı müstelzinıdir. Fakat saharada veya 40 ile 60 zira büyüklüğün de olan büyük camilerde secde mahallinden geçilirse o zaman günahkâr dır. Aksi takdirde uzaklardan geçildiği zaman günahkâr değildir.

[234] Zira Râsûlüllâh (S.A.V.) Efendimiz: «Sîzin biriniz mutlaka (Önüne) sütre diksin velevki ok olsun», buyurmuştur.

İFSATLA İLGİLİ FETVALAR

Namaz kılan Zeyd, secdede özürsüz olarak ancak burnunu yere ko­yup alnını koymasa, Zeyd'in bu şekilde kırdığı namaz caiz olur mu?....

ELCEVAP... Olmaz.

Bu surette yazıldığı üzere kıldığı namazı iade lâzım olur ınu?...

ELCEVAP... Olur. ABDUKEAHİM, 5

Namaz kılan Zeyd, secde ettiğinde ayaklarının parmaklarını kaldırıp ayaklarını yere koymasa, namazı fasit olur mu?...

ELCEVAP...  Olur. ABDURRAHİM, 5

Zeyd, ilâç için bâzı devalar ve yağlara şaraptan hâsıl olan bir fin­can teri karıştırıp hepsini bedenine sürse, onunla namaz kılmak caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. ABDURRAHÎM, 5

[235] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/136-140.

[236] Namazı kılan  kimse,   namazın  vacibini  terk  ederse  tahrimen mekruh, sünnetini terkederse tenzihen mekruhtur. Şayet terk edilen sünlet, Sünnet'i Müekke'de ise kuvvet bakımından vacibe yakın olduğun-lan tahrîmen mekruhtur.

[237] Burada işaret vardırki; saçları salıvermekte ve örük yapmak-:a bir beis yoktur. Yukarıdaki kerâhatlik namazdan evvel saçını başının ırtasma toplayıp başlamasından sonra o halde iken namaza durmaktır. 5âyet bunu namaz içinde yaparsa, ameli kesir olduğundan bilicmâ'na-naz fasittir.

[238] Başın açık olması ile namazın kerâhat olup olmadığı cihet, me-inde beyan edilmiştir. Fakat erkek kimselerin kolları açık olursa, bu ıususu Mehmed Zehni Merhum §öyle izah etmişler :

Erkek olan kimsenin namazda kolunu açık buîundurmas; mekruh-ur. Bu mekruhJuk, gerek namaza kolu açık dursun, gerekse durduktan ionra kolunu kolayca bir amelle açsın. İbni Âbidinin ifadesine göre: Etek-e yen gibidir. Elini eteğini çemreyip abdest almayı müteakip imam'a •ek'atta yetişmek üzere acele ederek öylece namaza durmuş olan kimse lakkında afdal olan onları (yen ve eteklerini) az bir amel ile indiri ver-nektir. Kadınların kolları açıldığı ve bir rükün eda edecek kadar veya Lçık olarak durdukları takdirde namazları fasittir.

İLGİLİ FETVA

Zeyd, yüzünü, ellerini ve topuklarından aşağı ayaklarından başka diğer azasını setredip farz namazda imamlık etse, mücerret ayakların setretmemekle Zeyd'in namazına fesat veya kerâhat gelir mi?...

ELCEVAP... Gelmez.

Bu surette Amr, Zeyd'e ayaklarını setretmemekle namazın fâsid oldu deyip bu yüzden Zeyd'e düşmanlık edip Zeyd de Amr'e karşılaştı­ğında selâm verdiğinde selâmını almasa, Amr'e (düşmanlık edene) ne lâzım olur?...                                                                                       

ELCEVAP... Tâzir, tevbe ve istiğfar lâzım olur. BEHCE, 21

[239] Canlı varlıkların resimleri bulunan elbiseyi giyer ve o resimler meydanda görüldüğü halde namazı kılarsa, o namaz keranattır. Zira put yüklenen putçulara benzemektedir. Fakat resimler kapalı olur veya ce­binde bulunursa, meselâ: Para ve emsalindeki resimler gibi, cebde kapa­lı olursa kerâhat olmaz.                                                                 

İLGİLİ FETVA

Zeyd, kendinde hayvan (canlı) sureti olan dirhem ve dinarları (pa­raları) kese (cüzdan) yahut cebine koyup veya hayvan sureti olan bir elbise giyip üzerine sureti örten ve suret olmayan başka elbiseyi de gi­yip îzâh edildiği gibi suretler (resimler) yanında mevcut iken namaz kılsa, Zeyd'in o kıldığı namaz mekruh olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.    BEHCE, 20

[240] Arkada suret (resim) ve putun bulunmasının kerahltığı hak­kında ulemâ ihtilâf etmiştir. Fakat azhar olan, arkada olsa da kerahat-tır. Kıble tarafta reism bulunan evde namaz kılmak eşeddi kerahatla mekruhtur. Binaenaleyh duvarları, masaların üzerlerini hatta büfelerin içlerini ve evin her tarafını puthaneye çeviren insanlar bilmelidir ki; o şekilde hareket ve gidip cehalet devrinde putculuğa doğru gidiştir. Her türlü felsefî görüşler İslâmm esasları karşısında bâtıl ve hiç değeri yoktur.

Bu hususu aydınlatır bir Hadis'i Şerif meali şöyledir : «Muhakkak bir oda ki, içinde suret (canlının resmi) vardır, o odaya melekler girmez.» Buhari ve Müslim, Ayşe ve Câbir (R.A.)'dan riva­yet etmişlerdir.

[241] Resim ve suretlerin belli olmıyacak kadar küçük olması, ka­fasının kesilmesi veya ağaç, taş, cami ve emsali gibi şeyler metinde geç­tiği üzere mekruh ifâde etmez ve bir mani teşkil etmez.

İLGİLİ FETVA

Hind (kadın), boynuna kâfirlerin sikkesiyle darbolunmuş canlı var­lıkların küçük suretlerini (resimlerini) müştemil altın ve gümüş ziynet­lerini takınıp kendini ziynetlemişken o halde namaz kılsa, küçük suret (resim) ler olmakla bakan kimseye güçlük olmadan görülmeyip, görül­mesi düşünce ve dikkata muhtaç olsa, o namazda kerahat var mıdır?...

ELCEVAP... Yoktur. BEHCE, 20

[242] Esasen muma ve lâmbaya ibâdet etmek yoktur. Zira, Mecûsi-ler ateşin koruna secde ederler, alevine yapmazlar.

İLGİLİ FETVA

Zeyd, namaz kılarken önünde mum konulmuş olsa ve o muma karşı

FEYZİYE, 9

namaz kusa, kerâhat yar mıdır?... ELCEVAP... Yoktur.

[243] Zira yerde serili seccadede resim olursa üzerine secde edilme­diği müddetçe ihanet olduğundan kerâhat olmaz. Fakat yine de öyle şeylerin evde serili olması iyi değildir. Zira rahmet meleklerinin girmesi­ne mani olur.

İLGİLİ FETVA

Üzerinde suretler olup lâkin secde  edecek yerinde suret  olmayan h. üzerinde namaz kılınmakta kerâhat var mıdır?...

ELCEVAP... Yoktur. FEYZİYE, 9

[244] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/141-145.

[245] Vitir namazı îtikâden vâcib, amelen farz ve sübûten sünnettir. Binaenaleyh münkiri tekfir olunmaz. Fakat terk eden âsi ve günahkâr olur ve vitrin terki takdirinde kazası lâzımdır.

[246] Burada dâima demek senenin bütün günlerinde demektir ki; bu kaydı söylemekle Ramazan'ı Şerifin son onbeş gününde kunud duası okunur diyen İmam'ı Şafiî hazretleriyle İmam'ı Mâlîk (R.A.) hazretleri­nin görüşlerinden kaçınmak içindir ve rukû'dan sonra kunut okunur di­yen Şafiî hazretlerinin görüşünden ihtiraz içindir.

İLGİLİ FETVALAR

Ramazanı şerifde teravihi kılmayıp yatsı namazını cemaatla kılan­lar vitri de cemaatla mı kılsınlar yoksa yalnız mı kılsınlar?

ELCEVAP... Tek basma (cemaatsız kılsınlar).

AIÎDURRAHİM, C. 1, 12

Asla Özrü olmayıp namazı ayakta dikilerek edâ etmeye kudreti olan Zeyd, vitir namazını oturarak kılsa bu şekilde kıldığını ayakda iadesi lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olur.

[247] Zira İmam'm Kımut'una tâbi olmak veya olmamak Sabah nama­zında okuyanlara iktidâ etmek mevzuunda ihtilâf vardır. Vitrin Kunu-tunda mutlaka icabet,  etmesi lâzımdır.

İLGİLİ FETVA

Zeyd, Vitir namazını edâ ederken kunut'u unutup rukû'a vardığında hatırlayıp tekrar kıyama dönüp ve kunud duasını okuyup namazını ta­mamlayıp ve sehiv secdesi etse, Zeyd'in namazı sahih olur mu?...

ELCEVAP... Sahih olur. İBNÎ NÜCEYM, 9

Zeyd, vitirde sehven kunutu terk edip sonra rukûdan kalktığında hatırlasa, kunutu okur mu yoksa sehvi secde mi eder?...

ELCâVAP... Sehvi secde eder. BEHCE, 23

[248] Şu halde cuma namazının farzı kılındıktan sonra kılınan dört rek'at ve iki rek'atda İmam'ı Ebû Yusuf'a göre olunca altı- rek'at olu­yor. Bu dört rek'atla iki rek'atın arasında dört rek'atta Zuhru âhir nâ­mında kılman ise, cumaya âit değil, ancak en son geçirdiği öğle namazı­nın, farzını kaza etmiş olur veya kaza borcu yoksa her rek'atında fatiha ve zammı sûre okuyarak dört rek'atlı bir nafile kılmış olur.

[249] Zira Peygamber   (S.A.V.)   efendimiz meâlen  şöyle  buyurmuş­tur. «Gece namazı ikişer ikişerdir»

imam'ı Şafiî hazretlerine göre ise, gece ve gündüz nafilelerinde iki-rek'at olmak afdaldır.

[250] Hatta bir kimse farz namazının rek'atlarından hiç birinde fa­tihadan olsun, zammı sûreden olsun, kıraat okumaz terk ederse veya birj rek'atında okur diğerinde okumazsa, namaz fasittir.

[251] Meselâ: Mescid'i haramda kılmak için nezirde bulunsa, o 'ne­zir ettiği namazını mescid'i Haram'dan fazilet ve derece bakımından da­na aşağı olan bulunduğu yerin mescid veya camisinin birinde namaz kusa, o namazı edâ etmiş sayılır ve caizdir

[252] Nafile namazları ayakta kılmaya kadir iken oturarak kılmak sahih olur, fakat ayakta kılınanın ecrinin yansıdır. Yâni sevap ve mü­kâfat yarı yarıya düşer. Burada nafile kaydı zikredilince farz ve vâcib olan namazları ayakta kılmaya kadir olan kimsenin oturarak kılması sahih olmadığını beyan ediyor. Ancak farz ve vacip olan namazları ayak­ta kılmaya kudreti olmazsa o zaman nafileler gibi oturarak kılabilir. Hattâ bahsinde geleceği üzere hasta olan kimse yatarak kılmaya, kafa ile kılmaya kadir olursa Öyle kılar. Sahih olan, teravih ve sünnet olan namazların hepsi mutlak nâfilelerûı hükmü ne ise onlarda aynıdır.

İLGİLİ FETVA

Nafile namaza, veyahut kıyama âciz olmakla farz namaza otura­rak başlayan Zeyd'e, sünnet olan kıyamda ettiği gibi oturduğunda da sağını, solu üzerine koymak mıdır yoksa yanı başına salıvermek midir?.. ELCEVAP... Sağını solu üzerine koymaktır. BEHCE, 15

[253] Zira Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, hayber gününde o tarafa gider olduğu halde eşeğinin üzerinde îma ile namaz kıldılar. Binaena­leyh kıble tarafa istikbâl (böyle zamanlarda) şart değildir. Fakat özür olmadığı halde selâmet ve rahatlık anında durup hayvan ve benzerle­rinden inip kılmak lâzımdır. Aksi takdirde mazeretsiz caiz olmaz.

İLGİLİ FETVA

Öküzlere Itoşulup bir tarafı Öküzler üzerinde olan arabada namaz kılmak caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz. FEYZÎYE,  9

Bu fetva selâmetle inerek durup yerde namaz kılmak mümkün iken araba, at, kamyon ve emsali üzerinde namazın caiz olmadığını be­yan etmektedir. Aksi takdirde metinde geçtiği üzere caizdir.

Bürrü Muhtar ve îbni Âbidin'de zaruret hükümleri şöyle beyan edil­miştir : «Ama acele namaza gelince, eğer o acele cihet hayvan (ve diğer bi­nit) üzerinde olur ve o hayvanda yürür veya yürümez halde olsa, işte bu hayvan üzerinde namaz özürlü halde iken caizdir. Özür (ve mazeret) olmadığında caiz değildir  (Bu özürler teyemmümün özürleridir),

Bir de hava yağmurlu olur, yer çamurlu olur, yolculuk arkadaşları gider ve hayvana (ve emsaline) yardımcı olmadan binemez halde (ihti­yar ve emsali şekilde) olursa, işte bunlara benzer Özürler ve mazeretler karşısında hayvan ve diğer binitler üzerinde namaz kılmak caizdir. Bu ve emsali özürler acelelikle hayvan (ve diğer binitler) üzerinde kılmayı iktiza etmese de binit üzerinde kılmak caizdir (zira mazeret meşrudur). işte bu Özürler karşısında namaz kılmak, farz ve vacip namazlardadır.

Nafileler ise, özür ve mazeret olsun olmasın acelelik ve binit üzerin­de mutlaka caizdir. Tabiî ki bu kılışlar tek basma cemaatsız olarak ca­izdir. Ancak bir binitte aynı kişiler beraber olurlarsa cemaatla kılmak caizdir (bu cemaat meselesi de farzlardadır)...»

DÜRRÜ MUHTAR, C. 1, 657

Aynı hükmün kısa izahı yukarda Namazın Şartlan babında zikre­dilmiştir.

[254] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/147-150.

[255] Ashâb'ı Kirâm'm ve onlardan sonra gelen Ümmetin icmâ'ı ile teravih namazı erkekler ve kadınlar üzerine sünnet'i Müekkededir.

İLGİLİ FETVALAR

Teravih namazı erkeklerin ve kadınların üzerine sünnet'i müekkede midir?...

ELCEVAP... Sünnet'i Müekkededir. Teravih namazının tervîheteyn  (her dört' rek'atlarm)   arasında ne kadar oturmak gerekir?... NETİCE, 11

ELCEVAP... Dört rek'at kadar oturmak müstehaptır. FEYZİYE, 9

[256] Ayakta teravihi kılmaya kudreti varken oturarak kılmak mek­ruh olmakla beraber caiz olur.

İLGİLİ FETVALAR

Cemaatla teravihe başlayan ve imam olan Zeyd, her rek'atta fati­haya sûre zam ettiğinde kaç âyet okuması gerekir?...

ELCEVAP... Zamanımızda cemaatı yormayacak mertebede olması gerekir.    ABDURRAHİM, C. 1, 12

Müezzin olan Zeyd, teravih esnasında yaptığı zikr üzere teşbih ve tehlil yaptığında lahn ve tegannî ile yapması caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz. ABDURRAHİM, 12

Kıyama kadir olup lâkin piri fâni (son derece ihtiyar) ve zayıf olan Zeyd, Teravih namazım oturarak kılsa, şer'an caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur. BEHCE, 22

[257] Zira Peygamber (S.A.V.) Efendimiz meâlen şöyle buyurmuştur: «Adamın namazının en afdalı evinde kıldığı namazdır, ancak farz­lar müstesna (yani farzları camide kılmak afdaldır. Diğerlerini evde kıl­mak afdaldır).»

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/151-152.

[258] Güneş Tutulması : Türlü sebeplerden dolayı tutulur. Bilhassa insanların saptığı ve azdığı zaman bir nasihat ve uyarmak için olabilir. Asrı Saadette güneş tutulmuştu. O zaman bâzı kimseler bu güneş (pey­gamberimiz mahdumu) İbrahiniin ölümünden dolayı tutuldu dediler.lBu-nun Üzerine Rasûîüllâh  (S.A.V.)  Efendimiz meâlen şöyle buyurdular :

«Muhakkak Güneş ve Ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettirki;1 bir kimsenin ölümünden veya hayata kavuşmasından  dolayı tutulmazlar»

BUHARİ VE MÜSLİM

[259] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/153.

[260] İstiskâ : Allahü Teâladan yağmur istemek manasınadır ki; uzun zaman yağmur kesildiğinde hakka niyaz ve istiğfarla iltica edilir ve istiskâ Kitâb, sünnet ve icma'ı ümmetle sabittir.

Kitabda Hz. Allah   (C.C.)  Meâlen şöyle buyuruyor ;

« Artık, dedim; Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü o çok yarhğa-yıcıdır. (O sayede) o, bol yağmur salıverir. Sizin mallarınızı, oğullarını­zı da çoğaltır, size bağlar, bostanlar verir, size ırmaklar akıtır.» Nuh Sûresi; Âyet: 10, 11, 12.

îşte yağmur duası bundan dolayı meşru olmuştur. Bu hususta pek çok Hadis'i Şerif ve Ümmetin icma'ı vardır.

[261] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/154.

[262] Burada başlamış olduğu namazı kesmenin vebali ve günahı ha­tıra gelebilirse de, kesmek mevzuu şöyle İzah edilmiştir: Özürsüz nama­zı kesmek doğru değildir. Fakat burada cemaatla namaz kılmanın se­vap ve ecri yalnız kılmadan daha fazla olduğundan başlanmış namazı metinde geçtiği üzere kesip imama uymak lâzımdn-. Binaenaleyh Kur'an'ı Kerimdeki;   «Amellerinizi iptal etmeyin» mealindeki hükmü ilâhî amel­leri kesmemeyi beyan ediyorsa da, fazilet kazanmak için eski mescidi yıkıp yenilemek için hareket gibi yeniden ıslah ve mükemmelleştirmek demek olduğundan bu hüküm burada câri değildir.

[263] Zira Rasûlüllâh  (S.A.V.)   efendimiz nıeâlen şöyle buyurmakta­dır: «Bir kimse mescidde iken ezan okunur ve o halde iken dönmek is­temediği halde ve başka bir ihtiya? iç'in  (Hastalık, başka camide imam ve müezzinlik vesaire)   de olmadığı halde   (Mesçidden)   çıkarsa, işte o kimse münafıktır.»       İBNİ MÂCE

Mahalle mescidi ve camilerin haklarıda aynı bu minval üzeredir. En yakın olanına gitmek gerekir, aksi takdirde mahalle camisini bırakıp başka mahalle camisine gitmek günahtır. Ancak uzaktaki camide vaz'u nasihat, Hatmi Kur'an ve emsali gibi vazifeler görülüyorsa, bu takdir­de gidilmesinde bir mahzur yoktur.

[264] Yani bu vakitlerde ikâmete başlandığı zaman o vaktin nama­zını kılmış olsa bile mescid ve camiden çıkmak mekruhtur. Zira bu va-

kitlerde nafile olarak iktida etmek caizdir. Binaenaleyh ithama mâruz kalmamak ve cemaata muhalefet etmemek için nafile olarak iktida etmek gerekir. Müstacel mazeret müstesnadır.

[265] Zira cemaatın sevabı sünnetin sevabından daha büyüktür.     

[266] Zeyd, sabah namazını kılamayıp sonra o gün güneş doğduktan jpnra sabah namazın farzını kaza ederken sünneti de kaza eder mi?...

ELCEVAP...  Eder. ABBUKKAHİM, 7

[267] Fetvada  İmam'ı Muhammed'in  görüşündedir.

İLGİLİ FETVA

Öğle namazını cemaatle edâ eden Zeyd, farzdan evvel dört rjek'at klan Öğlenin sünnetim kümamış olsa (bu dört rek'at sünneti) öğlenin farzından sonra iki rek'at olan sünnetten evvel kaza etmek evlâ olur mu?..

ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 12

[268] Binaenaleyh Öğle namazını cemaatle kılmak hakkmda herhan­gi şekilde yemin ederse, böyle olduğu zaman yemininde hânis olmaz. Yâ­ni yemini yerine gelir ve yeminin icabı lâzımdır.

[269] Fakat kerâhat  olur.  Zira Peygamber   (S.A.V.)   Efendimiz bu jjiususu takbih ederek meâlen şöyle buyuruyor: «İmamdan evvel rukû'a

varıp ve imamdan evvel ruku'dan kalkan, başının eşek başı suretine çev­rilmesinden korkmaz mı?»

Eğer İmam rukû'da kendine yetişmez ve o da imamdan evvel ru-kû'a hem varır ve hem kalkarsa, tmam'a tebâiyyeti bir rükünde terk ettiğinden namazı fasit olur.

İLGİLİ FETVALAR

Dört rek'atlı namazda ancak bir rek'atta imama yetişen Zeyd, ge­çen rek'atları ne şekilde kaza eder?...

ELCEVAP... Bir rek'at daha kılıp fatiha ve sûre okuyup sonra oturup teşehhüd eder. Sonra bir rek'at daha kılıp yine fatiha ve sûre okuyup lâkin oturup teşehhüd etmez (yani oturmaz). Sonra bir rek'at daha kılıp dilerse kıraat eder. Dilemezse etmez. Lâkin kıraat efdaldır. Sonra oturup teşehhüd eder. ABDURRAHİM, C. 1, 7

Zeyd, Öğle namazını edâettikten sonra bir cemaat imamla öğle na­mazını edaya ikâmet ettiklerinde Zeyd de kazaya kalmış Öğle namazının kazası niyyeti ile o cemaata iltihak edip imama uysa, o niyyet ettiği öğ­le namazını kaza etmiş olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz  (zira ayrı ayrı günlerin namazlarıdır).

ABDURRAHİM, C. 1, 7

Bu son fetvanın meselesi, yukarda «Cemaatla Namaz Kılma Faslı» başlığının altında geçmiştir..

[270] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/155-158.

[271] Kazaya kalanla vakit namazı arasında tertibe riâyet etmek, ashâb'ı tertipten olan bir kimse, bir vakit namazı kazaya kalır ve vakit namazınm vakti de girerse, evvelâ kazasını kılıp sonra vakit namazını

kılması şarttır. Zira Peygamber (S.A.V.) Efendimiz. «Güneş battıktan sonra ikindi namazım kıldı, sonra da akşam namazım kıldı» Câbir (R.A.) dan mervidir.

Geçmiş namazlar arasında tertibin şarthğıda geçmiş namaz altı va­kit olmasıdır. Yoksa altı vakti geçtiğinde şart değil, ancak tertibe ria­yet etmek iyidir.

Geçmiş namaz altı vakitten aşağı olduğunda vakitler arasındaki sıra ve tertibe riâyetin şarthğı İbni Mes'ud (R.A.) Efendimiz'den naklo­lunan şu mealdeki fiili rasûldür: «Handak Muharebesi günü meşguli­yetten dolayı dört vakit namaz geçti. Tâki gecenin yarısı olunca Rasû-lüllah (S.A.V.) Hz. Bilâle emrettiler, Bilâl Ezan okudu ve ikâmet etti, öğle namazını kıldı, sonra ikâmet etti, ikindiyi kıldı, ilâ ahiri» böylece dört vakti sırasına göre kaza etmişlerdir.

Ashab'ı tertib : Üzerinden namaz geçmeden buluğ çağından beri namazım kılan ve geçen namazları altı vakit geçmeden kaza eden kim­selerdir.

[272] Zira. bunlara göre Vitir namazı sünnettir. Sünnet ise, vaktin­de edâ edilen veya iade edilen farzlarıyle beraber iade*, edilir. Vakit çık­tıktan sonra farzlarla beraber sünnet kaza edilmez. Ancak Sabah na­mazının farzı kazaya kalır ve aynı gün öğleden evvel farz kaza edilirse, sünnette beraber kaza edilir.

İLGUA FETVA                                   

Birkaç kimse bir kuyudan birkaç gün abdest alıp o abdestle o gün­lerde farz namazlarını sünnetleriyim cdâ edip sonra kuyunun suyu necis olduğu tebeyyün etse. o abdestle edâ olunan namazlar sahih olmadığın- ' dan o kimseler aldıkları abdestle edâ ettikleri farz namazlarını iade et­tiklerinde sünnetleri de iade lâzım olur mu?.,.

ELCEVAP... Sabah namazının sünnetini sabah namazının kazaya kaldığı günün zevalmdan evvel farzla, beraber kaza ve iade ederler, o va­kitten sonra sünnetin kazası ve iadesi lâzım olmaz. Öğlenin sünnetini, öğ­lenin vaktinde kaza vs iade ederler, vakti çıktıktan sonra kaza olunmaz. Diğer namazların sünnetinin kazası lâzım değildir. BEHCE, 22

[273] Burada dikkat edilecek bir noktayı hatırlatmada faide mülâ­haza olundu.

Musannif merhum metinde, namazın müslümanı terketmesinden bah­sediyor. Müslümamn namazı terk etmesinden değil,' zira Müslüman im­kân dahilinde namazı terke onez ve olsa olsa namaz onu terk eder. Böyle beyan etmekle Müslümanm vazifesini zamanında yapacağım ifade ede­rek Müslümana dâima hüsnü zanda bulunmak gerektiğini beyan etmiş oluyor. Kazaya kalan namazı borçlu olan kimselerin de kaza etmeleri lâ­zım ve sahihtir.

İLGİLİ FETVALAR

Zeyd, vârisi Amr'e kazaya kalmış şu kadar vakit namazını vardır. Ben Öldükten sonra kaza et diye emredip sonra Zeyd ölse, o kadar va­kit namazını Amr (vâris), Zeyd (ölen) için kaza etmesi caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. FEYZİYE, 10

Zeyd'in kazaya kalmış namazları olsa, lâkin miktarını bilmese, ka­za etmek murat ettiğinde ne kadar vakit namazı kaza eder?...

ELCEVAP... Zannı galibi kadar kaza.eder.        ABDTJRRAHÎM, 6

Zeyd, öğle namazını vaktinde iade ederken Arar bir gün evvel ken­dinden geçen, öğlen namazını kaza niyyetiyle Zeyd'e iktida etse, Amr'in (bir gün evvel namazı geçenin) bu durum üzere iktidası.ve Öğle nama­zının kazası sahih olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. NETİCE

MÜHİM MESELE ;

Sünnet ve nafile namazların yerine kaza namazlarına niyyet etme­yi soranlara ve hatta birçok sakat ve yanlış hükümler yazılmış kitap­lardan da bahsedenlere rastlamaktayız.

İşte bu hususu açıklayan hüküm ve kaynakları kısaca nakledelim:

Dört mezheb üzerev yazılmış olan «Kitabuî Fıkıh» adlı eserde hanefî âlimlerinin şu hükümleri mezkûrdur :

«Hanefî fakihleri dediler ki; nafile namazlarla meşgul olmak acele kılınacak olan kaza namazını nefyetmez. Ancak evlâ ve sevab olan kaza namazlariyie meşgul olmak ve nafileleri ter etmektir. Fakat revâtib (beş vakit kılınan) sünnetleri ki kuşluk namazı, teşbih namazı, tahyetülmescid namazı, öğle namazından evvel kılınan dört rek'at ve akşam namazın­dan sonra kılman altı rek'at   (evvâbîn)   namazı bundan müstesnadır.»

MEZAHİBİ EEBEA, C. 1, 492

Yâni, kazaya kalmış farz namazları olan kimseler, be,ş vakit nama­zın sünnetleri ve yukarda meşruiyyeti beyan edilen nafile namazlar, kaza namazları için terk edilmez. Ancak bu nafile ve sünnet olan namazlardan başkalarını kaza namazını kılmak için terk etmek evlâdır.

Dikkat edilirse, meşru ve mâruf olan sünnetlerin kaza niyyeti ile terk edilemiyeceği açıkça beyan edilmiş oluyor. Ancak diğer mezhep sa­hiplerinden cevaz veren müetehidler vardır.

Hanefiyyülmezheb üzere yazılmış sağlam kaynaklardan Fetâvâyı Hintüye'de de şu hükümler mezkûrdur :

«Geçmiş namazlarla meşgul olmak, nafile namazlardan evlâ ve ehemmiyetlidir. Ancak mâruf olan (beş vakit namazın) sünnetleri, kuş­luk namazı, teşbih namazı, haklarında haberler vârid olan ve belli sûre­ler okunması beyan edilen namazlar müstesnadır (yâni, bu nafile ve sün­netler kaza namazları için terk edilmezler).

Kaza namazları, mescid (ve cami) de kılınmaz. Ancak kendi evinde kaza edilir (Zira namazın kazaya kalması bir mâsiyettir. Mümine ya­kışan günah ve mâsiyetine başkasını muttali kılmamaktır).»

HİNDİYE, C. 1» 125

İbni Ahidin'de de şöyledir :

«Geçmiş namazları kaza etmek, her n| kadar acele etmek vacip ve lâzım ise de, aile efradının ve kendinin ihtiyaçlarını temin etmek için meydana gelen özürden dolayı tehir etmek asan olan kavle göre caizdir.

__ Nafileye gelince, Muzmarat isimli kitapta şöyle denilmiştri:

«Geçmiş namazların kazası  ile meşgul olmak, nafile namazlarla meşgul olmakdan evlâ ve ehemdir.

__ Ancak farz namazların sünnetleri, kuşluk namazı, teşbih nama­zı ve haklarında haberler rivayet edilen namazlar ki, tahyetülmescid, ikindiden evvel kılman dört rek'at ve akşam namazından sonra kılman altı rek'at (Evvâbin namazı) müstesnadır (yâni, bu sünnet ve nafile­ler, kaza namazı için terk edilmezler).»

İBNİ ABİÖİN, C. I,

Yukardaki aynı hükümler, Merâkılfelah  Tahtavisinin   (geçmişSna-mazları kaza babı)  başlığı altında mezkûrdur.

Binaenaleyh ehliyetsiz ve câhil kimselerin indî ve aklî izahlarına kulak vermeyip nakil ve kaynaklara bakmak ve bağlanmak en salim yoldur. Ve bu meselenin evleviyet cihetine de dikkat edilmelidir.

Evet hanefî olan kimselerden, «namazların sünnetleri yerine kaza namazına niyyet etmek lâzımdır» diyenler hatalı yoldadırlar ve in­dî görüşlerden ibarettir. Esaslı ve gerçek kaynaklardan hükümlerin doğru olanlarını illet ve sebebleri ile yukarda arzetmiş bulunuyoruz. Ce­nabı Hak bütün müslümanlan indî gorüşdeıı bahseden cahil ve nâ ehil kişilere değil sağlam delil ve kaynaklara tâbi olanlardan eylesin. Amin.

[274] Namazın farziyetini inkâr eden kâfir olur. Zira kafi delil ile sabit olmuştur. Binaenaleyh inkâr edenin hükmü mürted hükmündedir.

Sarih merhum devam ediyor: Namazı bilerek ve tenbelliğinden. do-" layı terk-ederse fâşıktır. Namaz kıluııncaya kadar hapsolumır. Hattâ bir kavilde kan akmeaya kadar dövülür denildi.                                 

[275] Yani Devlet reisleri ve halkı kâfir olan bir memlekette bir kim­se müslüman olsa ve namazın farz olduğunu bilmese, uzun zamanda dur­duktan sonra namazın farz olduğunu öğrense, bu kimseye müslüman olduğu günden beri geçen namazların kazası lâzım değildir. Fakat Müs­lüman  memlekette  Islama giren  kimsenin  Müslüman   olduğu  vakitten itibaren namazları kılması farzdır. Binaenaleyh Müslüman olduktan son­ra geçen namazlarını kaza etmesi lâzımdır. Zira islâm diyarında nama­zın hükmünü bilen var ve öğrenebilir. Bu sebepten özür ltn*ın

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/159-163.

[276] Sehiv :   bilinen bir şeyden kalbin gaflet etmesi ve  sonra her hangi bir sebeple uyanılması halidir. Binaenaleyh sehiv ve gaflet sebe­biyle yapılan secdeye, sehvi secde denir.

[277] Metindeki ziyâde ve noksanlık, vacibin terk ve tehirinde asan olan rivayette farzın tehiri ile olur. Binaenaleyh sehvi secde bu üçün­den bir veya birkaçını işleyince yapılır.

[278] Sahih olan budur demekle her iki teşehhütte Salavat'ı şerife okunur diyenlerin görüşlerinden ihtiraz içindir. Binaenaleyh birinci kâ-de'de sâde teşehhüdü okur, sehvi için secde yaptıktan sonra, ikinci kâ-de'de yine teşehhüdü okur ve salâvatı şerife ile dilediği (Kur'an lâfızla­rından ve me'sür) duâlan okur.

[279] Buraya   ait  misalleri   musannif   bu   cümlelerden   itibaren   izah etmektedir, dikkatli okumak gerekir.

[280] Kâ'deyi  Ûlâyı  terketmek  cümlesiyle   kâ'deyi  ahireden   ihtiraz içindir. Zira Kâ'deyi ahireyi terketmekle namaz fasit olur.

[281] Yâni namazın içinde  sehvi  secde  icabedenlerden  birkaç  tane­sini işlese, hepsine birden bir sehvi secde yapmak kâfidir.

[282] Zira İmam'a uyan kimse imama tâbidir. İmam yaparsa o da yapar, imam yapmadığı takdirde o da yapmaz.

[283] Mesbûk olan (İmam'a birinci rek'attan sonra uyan) kimse, imam kâ'deyi ahireye oturunca imam  selâm vermeden kalkmaması lâzımdır, îmanı soluna selâm verirken kalan namazını kaza eder ve kendisi kaza ederken sehiv yaparsa, sehvi için secde yapar.

İLGÎLİ FETVALAR

Bir rek'at yahut iki rek'at ile mesbûk olan Zeyd, iktida ettiği imairi-la beraber kâ'de'i ahirede oturup sonra .imam selâm vermeden geçen rek'atları için kaza etmeye kalkıp kıraata başlasa, fakat, imam teşeh-hüdüıı'den fariğ olduktan sonra Zeyd'in (Mesbûk'un) kıraati namaz caiz olacak kadar olmasa, namazı fâsid olur mu?...

ELCEVAP...  Olur.   NETİCE,  10

Akşam namazında imama iktida eden Zeyd, imam ikinci  kâ'deye oturduktan sonra imam sehven dördüncü rek'ata kalktığında Zeyd ima­ma tâbi olmayıp, selâm vermiş clzc, Zcyd'iiı nama:: tamam olur mu?... ELCEVAP... Olur  İBNÎ NÜCEYM, 12

Zeyd, akşam namazının üçüncü rek'atmda imama yetişip imam se­lâm verdikten sonra kalan iki rek'atı kaza için kalktığında geçirdiği iki rek'atı iki kâ'de ile (yani kalan iki rek'atm her ikisinde de oturmakla) kaza etmek lâzım olur mu,...

ELCEVAP... Olur. îBNt NÜCEYM, 12

Zeyd, bir veya iki rek'attan sonra imama yetişip diğer rek'atları imamla edâ edip ve kâ'de'i ahirede dahi teşehhüd miktarı oturduktan sonra kıyama kalkıp imam teşehhüdünden fariğ olmadan yetişemediği rek'atları tamam edip selâmda imama tâbi olsa, Zeyd'in namazı fâsid olur mu?...

ELCEVAP... Sahih olan olmaz. İBNİ NÜCEYM, 14

Farz namazlarından biz- namazda imamlık eden Zeyd, kâ'de'i ahi­rede teşehüt miktarı oturup sonra selâm verdiğinde cemaattan Zeyd'e (imam) a iktida eden ve mesbûk olan Amr geçen rek'atları kaza için kalktığında Zeyd (imam) üzerine sehvi secde lâzım olmakla sehvi için secde etse ve Amr Zeyd ile sehvi için secde etmeyip, namazını ikmâl et-ı se. Amr'in (Mesbûk'un) namazına halel gelir mi?,..

ELCEVAP... Gelmez. Ancak secde'i sehiv lâzım olur. BEHCE, 23

[284] Yani imamın sehvedip kâ'de'yi ahireye oturduktan  sonra 'kal­kıp besinci rek'atı kılarken başka bir kimse beşinci veya altıncı rek'atta imama uysa, nafile olan iki rek'atı kılar ve farz namazını, kılamaz. Bina­enaleyh farzı yeniden kılar.

[285] Namaza yeniden başlamak ise, ancak namazdan çıkmakla olur. Namazdan çıkmakta, selâm vermek, konuşmak veya namazda iş­lenmesi caiz olmayan bir amel yapmakla olur. Binaenaleyh kendine ilk defa namaz içinde şek gelen kimse namaza yeni baştan başlar ve kılar.

İLGİLİ FETVA

Zeyd, farz namazını kıldımmı, kılmadanım  (şeklinde)   sek edip ve

şekki vakit iğinde olursa, Zeyd'e o namazı iade etmek lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  ÎKNt NÜCEYM, 14

[286] Güçlüğü def etmek için zanm galiple amel eder. Yani kanaati 1, 2 veya üç rek'at üzerinde hangisini kuvvetli olarak kıldığını kesti-rirse, o şekilde amel eder ve sonunda sehvi secdeyi de yapar.

İLGİLİ FETVA

İmam olan Zeyd'e iktida edip Öğle namazını kılan cemaat selâmdan sonra ihtilâf edip bazıları üç rek'at kıldık ve diğer basıları da dört ta­mam oldu deseler, iki fırkanın hangisinin sözü muteberdir?,..

ELCEVAP... imam hangi fırkayı tasdik ederse, söz onundur,   FEYZİYE, 7

[287] Fakat iki rek'attan sonra selâm verince tekrar devam edeor mek için namaz kılan kimsenin yerinde durmuş olması ve yönü kıble­den dönmemiş olması lâzımdır. Aksi takdirde devam edemez.

[288] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/165-169.

[289] Bu husus Rasûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz'den şöyle nakledi­liyor: «Rasûlüllah bir hastayı ziyaret ettiği zaman, hastayı yastık üzerine (secde ederek) namazı kılar gördü. Hemen yastığı aldı ve attı. Hasta da tekrar namazı kılmak için yastığı aldı. Yine Rasûîüllâh (S.A.V.) yastığı aldı, attı ve şöyle buyurdu: Kadir olursan yer üzerinde namaz kıl, aksi halde imâ ile  (namaz)  kıl ve secdelerini rukû'dan. aşağı yap».

[290] Hasta olan kimselerin namaz kılmalarının en son haddi ima­dır. Eğer ima ile kudreti olmazsa, o kim seden namaz teklifi iyi oluncaya kadar kalkmıştır. Şayet iyi olmadan ölürse, sıhhatli iken namazını kı­lan ve sağlam olsa namaz kılmak niyyeti sabit olan kimseler, namazla-nnı kılmış gibi ecri mükâfat alacaklardır. Öylelerin özürleri makbuldür.

Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis'i Şeriflerinde meâlen şöy­le buyuruyorlar: «Hasta olan kimse (kadir olursa) namazı ayakta kı­lar. Eğer kadir olmazsa, oturduğu haide, eğer kadir olmazsa, kafasının üzerine yatarak (veya yastık vesaireye dayanarak ve) ima ederek na­mazım kılar. Eğer (îmaya da) kadir olmazsa, Allah'ü Teâlâ o kimsenin Özrünü kabul etmeye en lâyık kimsedir. (Yani Allah onun özrünü ıka-bul eder ve namazını kılmışlardan sayar).»               

İLGİLİ FETVALAR           

Baş ağrısına müptelâ olan Zeyd'i baş ağrısı tutup iki gün, kân; üç gün hasta ve âciz olup asla farz namazlarını edaya kadir olmayıp, jedâ

edemezse, Zeyd'e sağlamlaştığında o günlerde geçirdiği farz namazlarını kaza lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.  BEHCE, 26

Pîri Fâni olan Zeyd, ayakta veya oturarak namazın edasına kadir olmasa hattâ imaya da kadir olmazsa, Zeyd'e namaz için fidye vermek iâzım olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz.

[291] îmam'ı Âzam, yürüyen gemide ekseri baş döner. Binaenaleyh oturarak kılmak caizdir diyor. İmam'ı Ebû Yûsuf ve İmam'ı Muham­med ise,  hareket eden  gemide  dikelmek mümkündür.   Öyleise  kıyama kadir olanlar oturarak kılmazlar, diyorlar.

İLGİLİ FETVA

Öğle vakti girdikten sonra Zeyd öğle namazım eda etmeden kayığa binip İstanbul'dan Üsküdar'a giderken öğ^lc vaktinin çıkması yaklaşsa ve kayıktan çıkmak mümkün olmasa, kayıkta öğle namazım oturarak edâ etmek caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur. BEHCE, 25

[292] Buradaki hüküm, deniz kenarında gemi bağlı olur ve hareket hâli olmazsa caizdir. Yoksa denizin ortasında olur ve dalgalardan dola­yı hareket,ederek sağa sola sallanırsa, ayakta durmak güç olduğundan, oturarak kılmak caizdir.

İLGİLİ FFTVALA1Î

Bir deniz kenarında bağlı olup, yerde istikrarı olan gemide ayakta namaz kılmak caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olur. FEYZİYE,  7

Bir liman kenarında bağlı olan gemiden karaya çıkmak mümkün iken gemide olan kimseler karaya çıkmayıp gemide farz anmazlarım kılsalar caiz midir?...

ELCEVAP... Gemi yerde karar edici ise caizdir. Lâkin çıkıp kara­da kılmak güzeldir.     BEHCE, 25

[293] Baygınlık ve delilik arız olduğu zaman üzerinden bir gün bir gece geçince o günlerin namazını kaza etmekte güçlük olmadığından ayılma aranda kaza eder. Fakat baygınlık ve delilik bu müddetten faz­la devam ederse, o günlerin namazını kaza etmek güç olduğundan kaza etmez. Arızî ve Semavî olan bu hallerden başka kulun kendi isyanı olan içki sarhoşluğun ve emsali gibi şeylerden dolayı geçen namazların ise mutlaka kazası lâzımdır.

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/170-173.

[294] SECDE'İ TİLÂVET :   Kur'anı Kerimdeki Secde âyetleri okun­duğunda okuyana ve duyana secde yapmaları lâzım geldiğinden okuya­na nisbet edilerek tilâvet   (okuma)   secdesi olarak isimlendirilmiştir.

[295] Bu işitilen secde âyet'i, ister ar ab dili, ister fars dili, ister mef­humundan, işiten kimse; ister anlasın, ister anlamasın mutlaka Secde'i tilâvet yapmak lâzımdır.

Secde'i Tilâveti işiten kimsenin namaz vâcibolan ehli salattan ol­ması lâzımdır. Cünüp olan kimse tilâvet secdesini okuyandan duysa ti­lâvet secdesi vacip olur fakat secde etmenin şartı, namazı şartlarını ik­tiza ettiğinden guslünü yapar, ondan sonra secde'i tilâveti edâ eder.

Tilâvet secdesi, namaz ehli olmadıklarından hayızlı, nifaslı kadın­lara, deliye, çocuğa ve kâfire vacip olmaz. Yâni bunlar, duydukları za­man Secde'i Tilâveti edâ etmeleri lâzım gelmez.

[296] Metindeki hüküm İmam'ı Âzam ve İmanı'ı Ebû Yûsuf   (R.A.) Hazretlerinin görüşleridir, İmam'ı Muhammed ise, imamdan ve namaz­dan fariğ olduktan sonra duyanlar ve okuyan kimselere tilâvet secdesi vaciptir, der.

Secde'i Tilâvet âyetinin teheççi (Heceleme) suretiyle okunmasiyle veya mücerret yazılmasıyle veya telâffuz edilmeksizin mücerret yazısına bakılmasiyle Secde'i Tilâvet lâzım gelmez. Çünkü bu hallerde tilâvet (okumak)  bulunmuş olmaz.

BÜYÜK İSLÂM İLMİHALİ İLGİLİ FETVA

Kur'an'ı Âzimüşan'dan olan secde âyetini hecelemek üzere (Harf ve kelime söylemek üzere) Kıraat eden kimseye secde'i Tilâvet lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz.

Bu suretle o kimse namazın içinde hecelemek üzere kıraat etmiş olsa, namazına halel gelir mi?...

ELCEVAP... Gelmez.   BEHCE, 23,

[297] Namaz içinde  yaptığı  secde caiz  olmadığından,  namazdan  çı­kınca tilâvet secdesini iade etmesi lâzımdır.

[298] Rek'ata yetişmekle secde'i tilâvete yetişmiş olur. Binaenaleyh namazın içinde ve dışında tilâvet secdesini asla yapmaz.

[299] Zira namazda Kur'an'ı Kerim'i okumak, namaz dışında okumak­tan afdaldır. Binaenaleyh namaz içinde okunanı,  namaz hâricinde eda etmek caiz olmaz. Kâmil noksanla eda edilmez. Ancak namaz fasit olur­sa, o zaman namazın hâricinde secde eder. Bu hükümlerden anlaşılmıştır ki, namaz içinde secde âyetini okuyunca secde yapmak aceledir. Meselâ: Bir kimse namaz kılarken secde âyetini okur ve kıraatin ortasında olur­sa, rukû'a varmadan doğru secdeye gider ve secdeden kalkınca kıraatına devam eder. Namaz hâricinde ise, te'hirli olabilir. Acele şart değildir.

[300] Meclis :   Otururken kıyam  etmekle,  bir iki  adım  atmakla  ve odanın  bir  köşesinden   diğer  köşesine  gitmekle   değişmez.   Ancak  oda i Mescid'i Haram gibi büyük olursa, bir köşesinden diğer köşesine git-' i mekle meclis değişir.

[301] Binaenaleyh bu tebdilinıekân olan yerlerin her birinde tilâvet [ secdesi yapılırsa, bir. tilâvet secdesi kifayet etmez. Her yerde ayrı ayrı

yapılması lâzımdır. Meselâ: Çözgücü çivinin birinin başında okuduğu secdeyi diğer çivinin başında da okusa ayrı ayrı secde yapması lâzım­dır. Keza, bir ağacın dalında bulunan kimse tilâvet secdesinin âyetini okusa aynı âyeti ağacın diğer dalma atlayınca okusa her dalındaki oku­duğundan ayrı ayrı tilâvet secdesi yapması lâzımdır. Zira her dal kendi başına bir mekândır.

[302] Zira işiten kimsenin mekânı aynıdır. Binaenaleyh Secde'i Tilâ-vet'in tekrarı lâzım olmaz. Tilâvet secdesi; Kuşdan, öğretilmiş maymun­dan ve aksi sedadan duyanlara vâciboîmaz.

Nâsûhi Bilmen Hocamızın Büyük îslâm îlmuhalinde şu hükümler zikredilmiştir: «Muallem (öğretilmiş) kuşlardan veya aksi sedadan ve­ya sesleri aksettiren fonograf (kıramafon) Teyp ve emsali gibi bir âlet­ten işitilen bir secde âyetiyle secde'i tilâvet vacip olmaz. Fakat diğer sa­hih görülen bir kavle göre kuşlardan işitilen secde âyetinden dolayı sec­de'i tilâvet lâzım gelir. Zira işitilen kelâmullahtır. İhtiyatla muvafık olan da budur.              .                                                   

Radyoya gelince, bu sedayı akis olmaktan ziyâde nakil sayılmakta­dır. Kasda mukârin olarak okunan şeylerin hemen aynını nakletmekte­dir. "Bundan işitilen sesler, aksi seda gibi mücerret bir hikâye olunanlar­dan değildir. Bu cihetle radyo vasıtası ile işitilen bir secde âyeti celiyle-sinden dolayı secde edilmesi vâcibolsa gerektir. Vacip olmasa bile secde edilmesinde bir mahzur olmadığından herhalde secde edilmesi ihtiyata muvafık, Kur'an'ı âzim'e karşı hürmet ve tazimi müşirdir.

İLGİLİ FETVA                           

Kuşlar cinsinden Tûtî kuşunun secde âyetini okuduğunu işiten Zeyd'e secde'i tilâvet vâcibolur mu?...                                                      

ELCEVAP... Olmaz.  BEHCE^ 23

[303] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/175-177.

[304] Metinde mutedil yürüyüşle üç günlük yol zikredilmiştir. Bu üç günlük yolun istirahatı ve tamamen istirahattan sayılan geceleri de da­hildir. Yâni gündüzleri altışar saat olmak Üzere normal insan ve deve yürüyüşü ile onsekiz (18) saatlik yola çıkan kimse bulunduğu şehir ve­ya köyün evlerini kurtardı ve yola revan oldumu, derhal seferi hüküm-| lerini icra eder. Fakat bu seferi hükümleri icra etmek için misafirliğe! ve seferi hükümleri misafir olarak yapmaya niyyet etmesi şarttır. Hat-I ta bir kimse, müddeti sefere çıkma kasdı olmadan niyyetsiz dünyayı do-l laşsa, namazı kısaltmaz. KEZA ÎBNİ ÂBÎDİN, 733İ

Misafirin, dört rek'ath farzları kısaltarak iki rek'at kılmasını, yü-j ce Mevlâ (C.C.) meâlen şöyle beyan etmiştir: «Yer yüzünde sefere çık-j tığnıız zaman eğer kâfirlerin size fenalık yapacağından endişe ederseniz^ namazdan kısaltmanızda üzerinize bir vebal yoktur» Nisa sûresi, Âyet:] 101.

İLGİLİ FETVALAR

Misafir hakkında namazı kısaltma hususunda muteber olan üç ne mikdar ile takdir olunur.

ELCEVAP... Yaya adam yahut kafile devesi senenin kısa günle­rinde üç güne kadar sabah vaktinden zeval vaktine kadar mesafe gidersej o miktar zaman ile (6'şar saat ile) takdir olunur. ABDURRAHİM, C. 1,li

Bir beldeden bir kasabaya günlerin kısa zamanlarında (her bir gü-j ttÜn altı saatında) normal yürüyüşle üç günde varılır olsa, o kasaba beldeye uzak sefer mesafesi sayılmış olur mu?...

ELCEVAP... Oiur. ALİ EFENDİ, 11

Dört rek'atlı namazı kısaltmaya medarı şer'î olan sefer müddeti dağ olmayıp düz olan yerden deve yürüyüşü veya yaya yürüyüşü ile kaç gündür?

ELCEVAP... Senenin kısa günlerinde üç gündür.

Bu surette muteber olan her gün sabandan ne zamana kadar yürü­mektir ?

'ELCEVAP...  Muteber olan üç  günden her günü şafakdan  zevale kadar  (6'şar saatlik)   yürümektir.     ABDURRAHİM, 15

Bir beldeden bir kasabaya kısa günlerde orta yürüyüş ile üç günde varılır olsa, bu kasaba o beldeye sefer mesafesi uzak sayılmış olur mu?...

ELCEVAP..   Olur.  ABDURRAHİM, 15

Beş vakit namazın sünnetlerinde, kısaltmak yoktur. Eminlik zaman­larında, tam olarak kılınır.    HİNDİYE, C. 1, 139

[305] Zira   misafire   namaz   iki   rek'at   olarak   farzdır.   Binaenaleyh ikinci rek'atta teşehhüde oturursa kâdeyi ahireye oturmuş demektir.

[306] Zira Hazreti Ömer ve İbni Abbas  (R.A.) Efendilerimiz buyur­muşlardır ki; bir beldede ikâmet müddeti onbeş (15)  gündür.

Zeyd, beldesinden üç günlükten ziyade mesafe olan diyara sefere az-medib çıkıp üç gün gittikten sonra bir yerde onbeş gün ikâmet etmek istese, ne şekilde yer olması gerektirki, o yerde ikâmet sahih ola?...

ELCEVAP...   Belde   yahut  karye  gerektir.       ABDURRAHÎM,   17

Belde;  Şehir, memleket; Karye:  köy demektir.

İLGİLİ FETVA

Müsâfir olan Zeyd, ikâmet edebileceği bir yerde kalbinden onbeş (15) gün ikâmete niyyet etse, lâkin diliyle ikâmeti söylemese kalben niyyet etmekle Zeyd mukîm olur mu?...

ELCEVAP... Olur. BEHCE, 23

[307] Zira kişinin ikâmeti gecelediği yere bağlıdır. Metindeki hüküm her belde veya yerin ayrı ayrı hükmü ve ayrılığı olursa, o zaman iki yerde 15 gün ikâmete niyyet etmek caiz değildir. Fakat birbirine bağlı veya her iki yerin cuması bir yerde kılmıyorsa o zaman hangisine dâhil olursa olsun onbeş gün kalmaya niyyet ederse mukîm olmuş olur.

[308] Zira her şey niyyete ve karara bağlıdır.

İLGİLÎ FETVA

Müddeti sefer olan bir beldeye sefer eden Zeyd, yolda bir kasabaya indiğinde bâzı ihtiyaçlar zuhur edip, bugün, yarın ihtiyaçları tamamla­yıp kalkayım diyerek yirmi (20) otuz (30) gün oturup, lâkin ikâmete niyyet etmese, Zeyd, mücerred yirmi gün oturmakla mukim olmuş olur mu yoksa namazı kısaltır mı?...

ELCEVAP... Namazı kısaltır. BEHCE, 24

[309] Göçebe olarak çadırda yaşıyanlar, bir mer'adan diğer mer'aya veya bir sudan diğer su başına göç eden kimselerdir.  Bu göçebelerin isim ve çeşitleri aşağıdaki fetvada şöylece zikredilmiştir.

İLGİLİ FETVA

Türkmen, Arap, Kürt ve emsali gibi göçebe olan taife, boş ovaîarpan bir yerde çadırlarını kurup o yerde onbeş (15) gün ikâmete niyyet; et­seler, bunlar o yerden kalkıp ba'şka sefer mesafesinde olan uzak bir:ye­re naklederek göç etmedikçe ikâmet ettikleri yerde mukîm kimseler olup, namazlarım tamam kılmaları lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olur.

Bu surette ikâmete niyet ettikleri o yere müddeti sefer olan lizak belde yahut karye ahalisinden bâzı kimseler bu çadır taifesine ikâmet etmek için nefislerini bir aya yahut daha fazla bu kimselere ücretle îcarlasalar ve onlarda îear talep edip ikâmet etseler, o kimseler tâbi ol­dukları çadır adamları gibi mukîm olurlar mı?...

ELCEVAP... Olurlar. BEHCE, 24

[310] Müsâfir imama uyan mukîm kimse, imam selâm verdikten son­ra kalan iki rek'atını veya tamamını kılmaya  kalktığı  zaman imamın arkasında imama uyarmış gibi, yâni imamın arkasındaki cemaatrnış gibi okumadan bir miktar ayakta durur ve namazını öyle kılar.

[311] Vatanı Aslî   Bir kimsenin doğduğu veya teehhül ettiği   çoluk, çocuk sahibi olduğu)  memlekettir.   

[312] Bir kimse doğduğu veya teehhül ettiği beldeden diğer bir bel­deye ailesi ve diğer efradı ile nakli mekân eder, evvelki yerde hiç bir il­gisi kalmaz ise, birinci belde nakli mekân yapılan ikinci belde ile Vata­nı asillikten düşer. Nitekim Resûlüllâh (S.A.V.) Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra tekrar Mekke'ye geldiği zaman nama­zını müsâfir olarak kılmıştır.

Vatanı Aslî olan bir beldede karar ederken diğer bir beldede teeh­hül eder, aile ve çoluk, çocuk sahibi olur, orada da karar meydana ge­lirse, böyle olan kimse her iki beldede de mukîmdir. Keza her iki beldede teehhül eder ve oraları sefer müddetinde olursa, hangisine girerse, ora­da mukîm olur.      İBNİ ÂBİDİN, 742

Meselâ Hz. Osman (R.A.) Hac ettiğinde Araf atta namazı tanı kıl­mış ve kendilerine tâbi olanlar olmuştur. Özür beyan edip; Ben Mek­ke'de teehhül ettim (evlendim), Ntbiyyi Ekrem (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri «Her kim bir beldeden teehhül ederse, oradandır» buyurdu­lar, demiştir. Yani, bir memlekette evi, ailesi var iken, seier müddetin­de olan diğer bir memlekette tekrar teehhül edip orada da ailesi bulun­sa, her iki memlekete vardığında mukîm namazı kılar.

[313] Zira her şeyin kazası, edasına itibar olunur. Binaenaleyh eda­sı dört olanın kazası da dört olur. Yok edası iki olursa, kazası da iki oluı1.

İLGİLİ FETVALAR

Seferde dört rek'at farz namazını geçiren Zeyd, geçirdiği namazını kaza etmek murat ettiğinde iki rek'at mı kaza eder, yoksa dört rek'at mı kaza eder?...

ELCEVAP... İki rek'at kaza eder. İBNİ NtCEYM, 11

Seferde farz namazını geçiren Zeyd, geçirdiğini dört rek'at kaza etmek murat ettiğinde caiz olur mu....

ELCEVAP...   Kerâhatla beraber  caiz  olur.

Müsâfir olan Zeyd, beş vakit namazları edâ ettiğinde, müekkedi sünnetleri kılmak mı afdaldır yoksa terk etmek mi?...

ELCEVAP... Eminlik halinde kılmak, korku halinde terk etmek afdaldır.      BEHCE, 24

Zeyd, vatanına müddeti sefer mesafesinde olan memleketlere azi­met ev ve bahçelerini geçip müddeti sefere gitmeden ikâmete niyyet yahut vatanına avdetle azimetini feshetmedikçe, dört rek'atlı namazı; kısaltması caiz olur mu?...

Bu surette Zeyd, müddeti sefer tamam olmadan vatanına avdetle azimetini fesh etse, Zeyd'e namazını tamam kılması lâzım olur mu?...

ELCEVAP... Olur. HÂMİSİ BEHCE, 24

Öğle, ikindi ve yatsı namazları dörder rek'at mı farz oldu yoksa ikişer rek'at mı farz oldu?...

ELCEVAP... Hicretten evvel ikişer farz olup, hicretten sonra iki-Şer farz olup, seferde farzı evvel üzere terk olunup, hazarda dörder üze­re mütekarrar oldu.  BEHCE, 13

[314] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/178-183.

[315] Cuma Namazı, her müslüman, akıl, baliğ kimseye farzdır. Cuma "k namazını terk etmek büyük cinayettir ve inkârı küfürdür.                     

Cum'a namazının farziyetini nâtık oîan emrî ilâhî şu mealdeki âyet'i lf Celiyledir: «Ey iman edenler, Cum'a günü namaz için çağrıldı (ği)mz fj. zaman hemen Allah'ı zikretmeye gidin. Alış verisi bırakın. Bu bilirse-: k niz, sizin için cok hayırlıdır». Cum'a Sûresi, Âyet: 9.                    

Âyet'i Celiyledeki çağrılma şudur: Cum'a, namazının ezanı okun- j| duğu zaman demektir ki; bu ezandan murat, imamın hutbe için min­bere oturduğu vakit okunan ezandır. Çünkü Resûlüllâh (S.A.V.) efen­dimiz zamanındaki Cum'a ezanı ancak bundan ibaretti. Bbû Bekir, Ömer (R.A.) Hazretlerinin hilâfetleri devride böyle geçti. Fakat Osman (R.A.) Efendimizin hilâfeti zamanında Müslümanlar çoğaldığı için bu zat dı­şarıda bir ezan daha okunmasını emretti. Ashab'ı Kiram (R.A.) Efen­dilerimiz de bunu beğendi. Bu şekilde icmâ hasıl oldu. «Şeyh Zade, Bu-hari, Ebû Dâvud» H. B. Cantay.

İLGİLİ. FETVA

Cum'a namazı farz mıdır yoksa vâcib midir?... ELCEVAP... Kitab, Sünnet ve İcma'i Ümmetle farzı muhkemdir.

ALİ EFENDİ, 10

[316] İstanbul'un finâsın'dan olan Dâvud Paşa ve Kâğıthanede cami yapılıp içinde  sultanın izniyle  Cum'a ve  Bayram  namazlarını  edâ  et­mek şer'an caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olur. ALİ EFENDİ,  11

[317] Binaenaleyh Hutbeyi Cum'a Namazının  farzından  sonra öğle vakti girmeden okumak suretiyle edâ edilirse, hutbe sahih olmaz ve na­maz da olmaz.

İLGİLİ FETVA

Cum'a için hutbe zevaldan sonra olması ve erkek adamlar huzurun­da olması şart mıdır?...

ELCEVAP...  Şarttır.   ÎBNİ NÜCEYM,  14

[318] Yâni muayyen bir yerde, bir mabette müslümanların toplanıp Cum'a namazlarım kılmaları için o memleketin emîri veya naibi tara­fından müsaade edilmiş olmalıdır.  Gelenler  için  mabedin  kapıları  açık olması lâzımdır.

İLGİLİ "FETVALAR

Bîr beldede Mescid'i Şerifte Sultanın izniyle minber konup ve ha­tip beratla cum'a namazı kılmrken bâzı kimseler mücerret daha evvel mescid  olmasıyla  cum'a  namazı   sahih   olmaz   diye   men'e   kadir   olur­lar mı?...  ALİ EFENDİ, 10 Bir cami'i şerifte hatip olan Zeyd, hitabet etmek." istediğinde Amir (başka bir adam)  ben ederim diye istihlâfa (geçip yerine kıldırmaya) Sultanın izni yok iken imamlık ve hatiplik etmesi şer'an caiz olur mu?... ELCEVAP... Olmaz.  ALİ EFENDİ, 11 Bir camide hatip olup yerine vekil bırakmaya me'zun olmayan Zeyd. Amri  nâib   (vekil)   olarak   dikmekle,   Amir  Kavme   (Cemaata)   Cum'a namazını edâ etse, Amir ve kavmin namazları sahih olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  İBNİ NÜCEYM, 13

Bir caminin hatibi olan Zeyd. yerine vekil koymaya me'zun olmakla Amri yerine vekil etse. Zeydin, Cum'a namazında Amre iktida etmesi caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  ALİ EFENDİ, 10

Yerine vekil koymaya me'zun olan Zeyd'i hatip, hutbeyi kendisi oku­yup, özür sahibi olmakla hutbeye hazır- olan Amri imamlığa geçirip1 Amir de imamlık etse, Cum'a namazı sahih olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  ALİ EFENDİ, 10

Bir camide hatip olup, başkasını yerine vekil etmeye me'zun olan Zeyd, başka belde veya köye gittiğinde yerine Amri vekil ve başkasını vekil etmesine de Amir izin verip gittikten sonra Amir (vekil) Bekri (Vekilin vekili) vekil etse, Bekre hatiplik ve imamlık yapması caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  NETİCE, 13

Hatip olan Zeyd'e, hutbeden sonra "abdestini bozan bir şey vâki ol­sa, hutbede hazır olmayan Amri yerine vekii etmesi caiz olur mu?... ELCEVAP... Olur.     FEYZİYE,

[319] Bir köyde vâki olan camide imam ve hatip olan Zeyd, kendin­den başka erkeklerden üc kimse ile cemaat olup cum'a namazı küs'a, sahih olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  (Zira cemaatın en az miktarı bu kadar olmak­tır.) ABDDRRAHÎM, 12

[320] Zira Ararat cemaatın  toplanmasıyla ve  sultanın hazır bulun­masıyla mısır   (şehir)   olamaz.                                                        

[321] Hutbenin ruknû   (farzı),   metinde  geçtiği  üzere  teşbih,   tehlil ve tahmitten ibarettir.

Hutbenin sahih olması için de şu şartların olması lâzımdır : 1 — Namazdan evvel olmak, 2 — Hutbe kasdı ile okumak, 3 — Hutbe vakit içinde olmak, 4 —Hutbe okunurken en az bir kimse bulun­mak, 5 —• Hutbeyi dinleyen kimse kendisiyle Cum'anın cemaatı  sayı­labileceklerden olmak ve hutbe ile namazın arası başka bir amelle ke­silip ayrılmış olmamak,  lâzımdır. NÎMETÜL İSLÂM Hatip yalnız başına hutbe okursa, sahih değildir.. Hiç olmazsa bir kişi olması şarttır, velevki bu olan kimse uyusun, sağır veya uzak yer­de olsun kâfidir. Cemaat Cum'anm şartıdır.  DÜRRÜ MUHTAR, C. 1, 758

İLGİLİ FETVA

Bir camide hatip olan Zeyd, okuduğu hutbenin mânâsını bilmese hatipliğe lâyık olur.mu?...

ELCEVAP... Olmaz. Aynı hüküm Dürer ve Gürerde mezkûrdur.

ALİ EFENDİ, 10

[322] Taharetten maksat abdest ve gusüldür. Binaenaleyh hatip hut­beyi abdestsiz veya cünüp okursa kerâhattir.

[323] Metinde  hutbenin   ayakta  okunmasının  sünnetliğinin  beyanı ile, oturarak   okumanın  sünnete   muhalefetinden   dolayı  kerâhat   olduğuna işaret ediyor. R      

[324] Fetva imam'ı Âzam  (R.A.) m kavimdedir.

İLGİLİ FETVA

Cum'a namazında şart olan, cemaatın en az imamdan başka er­keklerden kaçtır?...

ELCEVAP...  Üçtür. BEHCE,  26

[325] Yukarıda tarif edilen emîri ve hâkimi (İdareci ve hükmedici) kimselerin bulunduğu her şehir ve benzeri olan yerde Cum'a sahih olur.

İLGİLİ FETVALAR

Mısır halkından başka köy halkı üzerine cum'a namazı farz mıdır? ELCEVAP...  Değildir.

Bu surette o köy halkının cum'a günü öğle namazım cemaatla kıl­malarında kerâhat var mıdır?...

ELCEVAP,.. Yoktur.     BEHCE, 27

Cum'a namazı kılmak caiz olmayan köy halkı o köyde cum'a günün­de cemaatla öğle namazını edâ etseler kerâhat var mıdır?...

ELCEVAP...  Yoktur. FEYZİYE, 7

İki yüzden (200) ziyade evleri müştemil olup, üzerlerine cum'a na­mazı vâcib olup halkı en büyük mescidîerine sığmayan bir yerde cum'a namazım kılmak için sultanın izni sadır olmuş olsa o yerde cum'a na­mazı kılmak caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olur. FEYZİYE, 6

[326] Kötürüm   olup,   yürümeye   kudreti   olmayan   Zeyd   üzerine Cum'a namazı farz olur mu?...

ELCEVAP... Olmsz.  FEYZİYE, 10

[327] Yâni â'ma olan kimse zengin olur ve eilnden tutup götüren de bulunursa da, imam'ı Âzam (R.A.'a göre hacc far?

Ebû Yûsuf ve İmam'ı Muhammed'e göre â'inayı Hacca götüren bulun­duğunda hac farzdır.

[328] Metinde geçen hüküm ve şarta göre bir kimse, Mısırın hâri­cinde olur ve ezan sesini işitmezse, Cum'a namazı farz olmayacağa an­laşılmaktadır.   Hâriçte   bulunmakta   uzak   ve   yakınlıkta   nazar   itibara alınmıştır.

İLGİLİ FETVA

Mısır ehlinden (adamlarından) Cum'a günü dışarda bulunup ezan sesini işitmiyinlerin üzerine Cum'a vâcib olur mu?...

ELCEV.4P .. Muhtar olan bir fersah (12000 adım) yerde bulunan kimselere vâcib olur.   HÂMİSİ BEHCE, 26

[329] Yâni kadın ve  müsâfir  kimseler üzerine  cum'a namazı farz olmadığı halde cum'a namazmı kılarlarsa, o günün öğle namazının ye­rine geçer,

[330] Yâni   müsâfir,  köle ve  hasta kimseler  cemaat olarak  cum'a hutbesine ve nt.maza hazır olurlarsa, onlarla cum'a namazı kılmak sa­hih olur.

[331] İmair, ı Âzam   te îmam'ı Ebû Yûsuf   (R.A.)'un  senetleri su mealdeki Hadis i şerif "ir    «Bir kimse Cum'a günü imama   (Cum'a na­mazının)   teşeh. ü tünde   yetişirse,  Cum'aya yetişmiştir.»

İLGÎLt FETVA

Zeyd Cum'a namazını edâ iğin camiye varıp İmamı teşehhütte bu­lup, Cum'a niyyetiyle imama iktida adip oturduğunda imam tesehhü-dfi bitirip selâm verse, Zeyd Cum'ayı mı tamamlar yoksa öğle namazını mı tamamlar?...

ELCEVAP... Cum'ayı tamamlar. İBNİ NÜCEYM, 10

[332] Namaz   yoktur   demek;   Cum'anm   evvel   kılman   dört   rek'at sünnetim kılmak  yoktur,   şayet  Cum'anm  sünnetine   evvelce  başlamış ve bir rek'atmı kıîmışsa ikinci rek'atta selâm verir, hutbeyi dinler ve eğer üçüncü rek'ata kalktıktan sonra hutbeye çıkılırsa, tamamlar. Bu sünneti kılmak olmadığı gibi başka namaz ve ibadette yapmak doğru değildir. Ancak Ashab'ı tertip olan kimse hutbe ânında sabah namazını ge­çirir ve geçirdiği hatırına gelirse, kalkar ve sabah namazım kaza eder.

İLGİLİ FETVALAR

Zeyd, Cum'a namazım kılmak için camiye vardığında ve hatip min­berde hutbe okumaya başiadığmda cum'anm sünnetini edâ etmeyip son­ra Sultam medhetmiye başiadığmda Zeyd cum'anm farzından evvel olan sünnetini edâ ettiğinde bir beis var mıdır?...

ELCEVAP...  Yoktur.  HÂMİSİ BEHCE, Z1

Zeyd, sahibi tertip iken Cum'a günü sabah namazını edâ etmeden cum'a (namazı) mn edası için camiye vardığında hatibi hutbe okur bulsa, Zeyd'e hatibin hutbesinden fariğ olmasını beklemeyip, sabah na­mazını kılmak lâzım olur mu?...

ELCEVAP...  Ooîur.  İBNİ NÜCEYM, 9

[333] îmameyn ve îmam'ı Âzam'm görüşlerini,  sebeplerini ve hut­be esnasında konuşmanın vebali   (İslama sokulan BİD'AT ve  HURA­FELER) adlı eserimizde uzunca izah edilmiştir.

[334] Bu husus  Kur'anı  eKrimde  meâlen  şöyle  beyan  edilmiştir

«Ey îman edenler, Cum'a günü namaz için çağrıldığı (nız) zaman hemen Allah (C.C.) ı zikretmiye gidin ve alış verişi bırakın.» Cum'a sû-resi, Âyet: 9.

[335] Hutbeyi okuyan kimsenin Cum'a namazını kıldırması gere­kir. Fakat küçük çocuk (Sultan'm veya nâib'inin izni ile) okur ve ba­liğ kimse namazı kıldırırsa bu da caizdir,

MÜHİM BÎR FETVA

Zeyd, cum'anm farzını eda ettikten sonra zuhru âhirki, «Vaktine erişip henüz kılmadığım» deyip kılmak istediğinde ikâmet lâzım olur, mu?...

ELCEVAP... Olmaz.  ABDÜRRAHİM, 13

[336] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/185-192.

[337] Bayrama; o günlerde iyilikleri Allahû Teâlâ çd

ihsan ettiği, yahut bayramlar her senede iki defa geldiğinden ve te­kerrür ettiğinden veya ferah ve sürür günü olarak arka arkaya iki gel-diğindendir ve bayram namazı Hicretin birinci senesinde meşru olmuştur.

[338] Bu vâciplik hükmü İmam'ı Âzam'dan sahih olan rivayettir ve Sûre'i Kevserdeki; «Rabbm için namaz kıl ve Deve boğazla» mealindeki âyeti  Celiylenin   «Namaz, kıl»   cümlesi  bayram  namazı  olduğunu   izah ederek ve bir de Resûlüllahın devamlı namazlarını kılışı vâciblik hük­münü isbat etmektedir diyerek, Fukahâ ve müfessirler beyan etmişler­dir. Bu Âyeti Celiyledeki namaz Kurban Bayramına şâmildir. Ramazan Bayramı hakkında Bakara süresindeki Ramazan orucu hakkındaki ikin-' ci âyetin son cümlesi ile isabet etmişlerdir veya Alâ süresindeki;  «Ha-kiykat iyi temizlen ve Rabbinin adını zikredib de namaz kılan kimse um­duğuna erişmiştir.»   mealindeki  «namaz  kılan»   ile  Ramazan  Bayramı­dır, demişlerdir.

[339] Bayram namazlarında İmama iktida  edenler ve  imamlar için. bâzı   mühim  mes'elelerin  bilinmesi  lâzımdır.   Metinde   geçmiyen   o   hü­kümler şunlardır :

İLGİLİ FETVALAR

Bayram namazının zevâid tekbirleri kaçdır ve namaz kılan kimse niyyet ettiğinde kaç tekbir ile diye niyyet etmesi gerekir?

ELCEVAP.... Zevâid tekbiri altıdır, dokuz tekbir ile diye niyyet etmesi gerekir.                                                       ABDTJRRAHÎM,  13

Bayram namazının rukû'una yetişen kimse rukû'da teşbihleri mi getirir yoksa bayram tekbirlerini mi getirir?...

ELCEVAP...  Bayram tekbirlerim getirir.

Bu surette o kimse rukû'da bayram tekbirlerini alırken ikü feüerini kaldırır  mı?...

ELCEVAP... Kaldırmaz.                                              

dan başım kaîdınrsa, o kimseye imama uymak lâzım olup bakı kalan tekbirleri sakıt olur mu?...

ELCEVAP... Olur.  BEHCE, 11

[340] Abdest almakla bayram namazının  fevtinden korkan,  Zeyde, teyemmümle bayram namazını kılmak caiz olur mu?...

ELCEVAP. .  Olur. Ö*Nİ NÜCEYM, 10

Zeyd, Bayram namazına gidip imama, selâmdan evvel teşehhütte yetişmiş olsa, imam selâm verdikten sonra Zeyd'e kalkıp Bayram nama­zını devam ederek kılması üzerine lâzım olur mu?...

ELCEVAP...  Olur.BNİ NÜCEYM, 10

[341] Yâni sevap ve ikâb bakımından bir şey ifade etmez. Ne bir di­nî yönü ve ne de bir Islâmî değeri vardır.

[342] Teşrik: Eti güneşletip kurutmak manasınadır. Arapların adeti etlerini Zilhiccenin onbirinci, onikihci ve onücüncü günleri güneşe sermek

üzere câri olduğundan bu üç güne eyyâmi teşrik - Teşrik günleri den­miştir. Zilhiccenin dokuzuncu ve onuncu günleri Teşrik günlerinden de­ğilse de tekbirin ekseri vakıtlarına itibaren o günlerde Teşrik günlerin-

Bu surette o kimse rukû'da tekbirleri tamamlamadan imam rukû'-den sayılmıştır.                                          

[343] Müsâfire tekbiri teşrik vâcibolur mu?

ELCEVAP... Vâcibolur/ ALİ EFENDİ, 11

[344] Zira selâmdan sonra eda ediliyor. Binaenaleyh her ferd ken­disi yapabilir.

TEŞRİK TEKBİRLERİ HAKKINDA HÜKÜMLER

Teşrik tekbirleri hakkında Fetâvâyi Hindiye'de şu hükümler mez­kûrdur :

«Teşrik tekbirinin, sıfatı, adet ve mahiyeti, şartları ve vakti vardır.

a)  Teşrik tekbirinin sıfatı; o tekbiri getirmek vâcibdir.

b)  Teşrik tekbirinin adet ve mahiyeti; Allahü ekber AHahü ekber lâilâhe illallâhü vellahü ekber Allahü ekber velillâhil hamd, lâfzım bir sefer söylemektir.

c)  Teşrik tekbirinin şartları; Bir mısırda (cuma kılman yerde) ikâ­met etmek, farz namazı olmak, müstehab ve sünnet olan bir cemaatla namaz kılmak  (îmamı Âzam'a göredir)   lâzımdır. İmamı Âzam'a göre, hür olmak ve sultanın olması şart değildir.

d)  Teşrik tekbirinin vakti ise; başlangıç vakti arafa gününün sa­bah namazının sonunda ve îmamı Ebû  Yûsuf'la İmamı Muhammed'e (R.A.) göre, teşrik günlerinin en son günün (dördüncü bayramın) ikin­di namazının arkasında da tekbirin sonunun vaktidir. Asırlar boyunca

ve bütün şehirlerde amel etmek bunların kavli üzere devam etmiştir, fetvada bunların kavli üzerinedir. Zâhidide de böylecedir.

Teşrik tekbirini, namazın selâmına bitişik olarak getirmek lâzımdır. Şayet bir kimse, selâmdan sonra tekbirden evvel konuşur veya bilerek abdesti bozucu bir şey işlerse, teşrik tekbiri sakıt olur. Tehzibde de böy-lecedir.                                                        

Vitir namazının akabinde ve Bayram namazının j akabinde töşrik tekbiri getirilmez.                                                       

Bir kimse, teşrik günlerinin bir vakit namazını eda etmeyi unutur ve o senenin teşrik günleri içinde de tekrar hatırlarsa, o namazı eder ve teşrik tekbirlerini de getirir. Hülâsada da böylecedir.

Şayet bir kimseyi, teşrik günlerin evvel geçmiş günlerin namazı fevt eder, bu teşrik günlerinde de kasa ederse, teşrik tekbirlerini getirmez.

Keza bir kimseyi, teşrik günlerinde namaz fevt eder ve teşrik günle­rinden başka günlerde de o namazı kaza ederse, veya diğer gelecek se­nenin gelecek günlerinde kaza ederse, namazın akabinde teşrik tekbiri

getirmez.

Teşrik günlerinde imama iktida eden kadın ve müsâfire de teşrik tekbiri vâcibdir. Ancak kadın, teşrik tekbirini gizli söyler. Keza imama sonradan gelip uyan mesbuk kimseye de kalan rek'atı kıldıktan sonra teşrik tekbirini getirmesi vâcibdir.

Eğer imam teşrik tekbirini terk ederse, imama uyan kişi getirir. Ve imama uyan kişi, imamın mescidden çıkması, bilerek abdesti bozucu bir şey işlemesi ve dünya kelâmı söylemesi gibi bir şeyle tekbiri getirmesini kesen bir şeyler işleyinceye kadar bekler. Tebyinde de böyîecedir. Eğer imam, selâmdan sonra ve tekbirden evvel namazdan çıkıcı bir hades iş­lerse, asah olan tekbiri getirir ve taharet için çıkmaz. Hülâsada da böy-

lecedir.»

HİNDİYE,  C. 

BAYRAM NAMAZI İLE İLGİLİ FETVALAR

İmam olan Zeyd, Bayram namazını edâ ederken zevâid tekbîr den birini sehven terk etse, Zeyd'e sehvi secde lâzrAi olur mu?...

ELCEVAP...  Olur. NETİCE, 12

Bayram namazını yahut, Cum'a namazını çok  cemaatla edâ  eden imamın üzerine sehvi secde vâcibolduğunda cemaatı karışıklık  ve fit­neye düşürmemek için sehvi secde etmemesi caiz olur mu?.. L ELCEVAP... Olur.  NETİCE VE FEYZÎY$,[lS

Bayram namazının zevâid tekbirleri kaçdır ve namaz kılan kim£fc, niyyet ettiğinde kaç tekbir ile diye niyyet gerektir?

ELCEVAP... Zevâid tekbir altıdır. Dokuz tekbir ile diye niyyet eder.

ABDÜRRAHÎM, 13

[345] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/193-197.

[346] Bu düşman ister müslüman, ister kâfir, ister eşkiya olsun hiç fark yoktur. Bunlardan hangisiyle karşılaşırsa karşılaşsın korku na­mazı metindeki gibi kılınır.

îslâm, namazı bırakmamak için  en  son imkânları beyan  etmiştir. inaenaleyh bu hakikatler karşısında hiç bir mazereti meşrûasi olmadan namaza ihanet edenlerin halleri cidden azab ve ızdıraptan başka &ir Şey değildir.                                               

[347] Zira namazın esaslarına ve İslâmî usullere muhaliftir. Bu 'se­beplerden dolayı îmam'ı Ebû Yûsuf Râsûlüllah'dan (S.A.V.) sonra kor­ku namazmı kılmak caiz olamaz buyurmaktadır.

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/198-199.

[348] Muhtar olan, hâli ihtizarda bulunan hasta ayakları kıble tara­fa uzatılarak kafasının üzerine sırtüstü yatırmaktır. Zira fukahânın be­yanına göre böyle yatırüırsa, ruhun çıkması kolay olur ve başını biraz yükseğe kaldırılmakla yüz de kıble tarafa dönmüş olur.

[349] Sekâret halinde olan hastaya babası, kardeşleri ve dostları Ke-lime'i Tevhid veya Kelime'i Şehâdet telkin etmelidirler. Fakat bu telkin haydi beraber söyleyelim sen de «de» veya «söyle» şeklinde emir edilerek olmamalıdır. Zira Allah (C.C.) muhafaza hastalığın verdiği ızdırapla bel­ki «demem» sözünü söyleyebilir. Binaenaleyh hastanın yanındaki müslü-man kimse «Lâilâhe îllâllah» Kelime'i Teyhid'i yüksek sesle söyler, bu sözü duyan hasta da aynı şeyi söyler, dolayısıyle belki o zavallı Müslüman hastaya, bu mübarek söz hatırlatılmış olunur.

[350] Mevtanın defninin acele olması hakkında, Râsûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz meâlen şöyle buyuruyor: «Mevtalarınızın defnini acele ediniz. Zira eğer mevta hayırlı ise kendisini mekânına ulaştırın, şayet şerli ise, ehli cehennemi (içinizden) uzaklaştırın.»

Rasulüllahm (S.A.V.) bu Hadis'i Şerif gibi pek çok sözleri mevtala­rın acele defnedilmesini beyan ederken, şimdiki bir takım insanlar çeşit­li sebeplerden dolayı mevtalarının defnini tehir ediyorlar. Bu adamlar mevtalarına zanlannca iyilik ediyorlar, vah yazık zavallılara ki; bunların bâzıları ölüleri için Hıristiyan âdeti olan çelengi getirip mersimlerle ölü­lerini kaldıran sapıklara benzemektedirler. Zarurî haller müstesnadır.

[351] Cenaze yıkama ile İlgili Fetva :

Hind bir gemide ölüp, Hind'i yıkayacak kadınlardan kimse bulun­mayıp o gemide Hin'in zevci Zeyd, damadı Amr ve oğlu Bekir'den başka kimsesi bulunmazsa, Hind'e bunlardan hangisi teyemmüm ettirir,

ELCEVAP... Oğlu eBkir. BEHCE, 29

[352] Zira beyaz kefen  imânın  alâmetidir.  Beyazla yayılmaz başka renklerle  kefenlenirse   caizdir.   Fakat   beyazla  yapmak  daha  sevap  ve sünnete uygun olanıdır.

İLGİLİ FETVA

Ölüyü yeşil elbise ile kefenlemekte bir beis var mıdır? ELCEVAP...  Yoktur, lâkin müstehap olan beyaz elbise ile kefen­lemektir. BEHCE, 27

[353] Erkeklere hayatında ipekli elbise giymek yasak olduğundan i-pekli ile kefenlenmeleri caiz olmaz. Ancak kadınlar için caizdir.

İLGİLİ FETVA

iÇözgüsü ipek olan elbise ve emsali ile erkek kimsenin ölüsünü ke­fenlemek caiz olur mu?                                          

İELCEVAP... Olmaz    BEHCE,

[354] Kefenin alınması ve kimlere alması vacip olduğuna dair bâ2ı ilgili fetvaları öğrenmekte fâide mülâhaza olundu. Fakir olan küçük Zeyd, öldüğünde teçhiz ve tekfini babası Amr ii-zerine lâzım olur mu? ELCEVAP... OlurBEHCE, 27 Ölen Zeyd'in terekesinden mâruf mikdarla teçhiz ve tekfini göruİ^ meden borçları ödenir mi?  ELCEVAP... Teçhiz ve telefini takdim olunur. BEHCE, 2-7 lölen Zeyd'in teçhiz ve tekfini görülmeden vereseleri terekesini tak­sime kadir olurlar mı?  ELCEVAP... Teçhiz ve tekfini takdim olunur BEHCE, 2J* iZengin Hind öldüğünde, teçhiz ve tekfini kendi malından lâzım oj-raayıp efendisi Zeyd'e lâzım olur mu?   ELCEVAP... Olur. HAMİŞİ BEHCE, 2£ Efendisi olmayan Hind, yabancılardan ecnebi Amr'in evinde müsa-firlik yoluyla vardığında Amr'in evinde aniden ölse ve öldükten sonria Amr Hind'in veresesi ve hâkimin izinleri olmadan Hind'in teçhiz ve tek­finine kendi malından bir miktar para sarfetse, Amr masrafını Hind'in terekesinden almağa kadir olur mu?  ELCEVAP... Olmaz. Keza böyle sarfeden kişi Hind'in veresesinden de alamaz.  FEVZİYE, l|î MÜHİM FETVA Hind ölüp karnında diri çocuk hareket edince, babası sol taraftatf marnını yarıp çocuğu.çıkarması caiz olur mu?

ELCEVAP... Olur. ABDÜRRAHİM,

[355] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/201-203.

[356] Cenazenin teçhiz ve tekfini farzı kifâye olduğu gibi namazını kılmakta farzı kifâyedir ve farzı kifâyeliği icma'ı Ümmet'le sabittir. Ce­naze Namazının kılınması hususunda Kur'ân'ı Kerim'de meâlen şöyle buyrulmuştur: «Onlara duâ et (Namazlarım kıl)» Tevbe sûresi âyet: 103.

Hadis'i Şerif de de: «Her iyi ve kötü üzerine namaz kılın» mealinde emri nebevi vârid olmuştur. Farzı kifâye olması ise, borçlu bir Ölü hak-kında:«Arkadaşınizın üzerine (Cenazesine) namaz kılm» mealindeki mü­barek sözü ile sabittir ki; eğer farzı ayı» olsaydı kendileri de terk etme^ yip kılarlardı. Binaenaleyh bâzısı-ile iltüfa olunmuştur. Cenaze namazı bu ümmete mahsus ibâdetlerdendir. Uz. Uat^e (R.A.) Validemizin ve­fatında henüz cenaze namazı meşrr < im^n^tı ki; onun vefatı Hâtemül Enbiya (S.A.V.) Efendimizin nubü-vtunu.n on sene. sonradır.

Cenaze namazında cem;, at şart de^ilcin icâbında bir fert tek basma teçhiz ve tekfinini yapar . enâ/e. ı ımazını kılar.. Cenaze namazının münkiri tekfir olunui'.                                         

[357] Bu  şartlardan  başka  şunlarında  olması lâzımdır:   Ölünün ta­mamı veya vücûdunun ekserisi mevcut olmak, ölü cemaatın önünde ol­mak, cenaze namazını kılan kimse özürsüz binici veya oturucu olmamak ve cenaze yere konmuş olması lâzımdır.

Namazı terk edici olan Müslüman Zeyd Ölse, Zeyd'in namazı kalı­nır mı?

ELCEVAP... Kılınır. ABDÜRRAH1M, 18

[358] İslâm dinî milletin umûmi    ve manevî toplantılarında müslü-manların itimad ve güvenini sağlamak, aynı zamanda hayır dualarını almak için Cum'a ve Cenaze namazlarında Sultanm   (Devlet Reisinin) veya onun naibi olan Vali ve emsali kişilerin hazır bulunmaları ve bizzat onların bu vazifeleri imam olarak yapmaları İslâmm verdiği bir vazifedir.

Fakat bu vazifeyi yapacak kimseler bilmez veya tenezzül etmez ve Cenaze namazına iştirak dahi etmediği gibi karşıdan seyir eder ve Hz. Allah'ın Meleklere «Âdem*e secde edin» diye tazim emrini buyurduğu zaman melekler derhal secdeye vardıklarında içlerinde onlardan sayılan fakat yaratılışı başka olan iblisin dikildiği gibi huzurdan uzak olanlar da olursa, doğrusu Ölülerine dahi iyilikten uzak olan böyle insanlardan di­riler bir şey bekleyemez.

[359] İslâm, Mahalle imamına bu hakkı verirken bâzı kimseler uzak yerlerden imam getirirler veya vasiyet ederler. Bunların bu hareketleri­nin doğru olmadığı aşikârdır.

İLGİLİ   FETVALAR

Bir ölünün namazında îmam'ı Azam (Büyük İmam - Devlet Reisi), Vali, o beldenin kadısı (Müftüsü), Divan vekili ve kadının vekillerinden biri hazır olmayıp, ölünün mahalle imamı Zeyd hazır iken başka mahalle imamı Amr o ölünün namazını kıldırmak istese, Zeyd (Mahalle imamı) Amr'i. (başka mahallenin imamını) men edip kendi kıldırmaya kadir olur mu-                                                    

ELCEVAP... Olur.  BEHCE, 28

MÜHtM BİR FETVA :

Cenaze namazında Zeyd, ayağım pabucıBdan çıkarıp üstüne koyma­yıp sâdece ökçesinin ekserisini çıkarıp küsîffi-kıldığı cenaze namazı sa­hih olur mu?

ELCEVAP... Pabucda yahut mekânda necis yoksa olur. Eğer (pa-bucda yahut mekânda) necis var ise, geniş ise olur. Dar ise, olmaz. Ahvat olan ayağını çıkarıp üstüne koymaktır. ABDÜRRAHİM, 18

Bir ölünün namazını kıldırmaya Cum'a kıldıran imam ile mescid kıldıran imamdan hangisi evlâdır?

ELCEVAP... Cum'a namazı kıldıraln imam evlâdır. FEYZİYE, 13

Bir ölünün mahalle imamı olup namazı kıldırmaya lâyık olan Zeyd, hazır iken uzaktan olan Amr Zeyd'in izni olmadan o Ölünün namazını kılması caiz olur mu?

ELCEVAP... Olur, lâkin mahalle imamı beraber kılmadı ise, namazı iade ederse caizdir.  BEHCE, 28

[360] Zira Peygamberimiz   (S.A.V.)   Efendimiz  Ensar'dan  bir  kadı­nın kabri üzerine namaz kıldılar. Asah olan yıkandıktan sonra böyledir. Yıkanmadan kabre konduktan sonra  hatırlanırsa  çıkarılır,  yıkanır ve namazı kılınır. Fakat üzeri toprakla Örtüldü ise çıkarılmaz ve namazı hususunda ihtilâf vardır. Bazı fukâha kılınır, bazıları da namaz sakıt olur demişler.

İLGİLİ FETVA

Zeyd, Öldüğünde yıkandıktan sonra namazı kılınmadan defn olun­sa, kabri üzerinde namaz kılmakta beis var mıdır,

ELCEVAP... Koktuğu zan olunmazsa, beis yoktur.    FEYZİYE, 13

[361] Cenaze namazında şu dualar okunur.

«Allâhümmeğfir li hayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve sağîrinâ ve kebîrinâ ve zekerinâ ve ünsânâ. Allâhümme men ahyeytehû

minna fe ahyihi alel islâm, veznen -teveffeytehû minnâ fetevveffehû alel îman. Allâhümmec'al kabrahû ravzatün min riyâzilcinan velâ tec'al kab-rahû hufreten min huferinnîrân. Rabbiğfirli veli vâlideyye velil Mü'mi-nîne vel mü' minati veli cemî'il müslimîne vel müslimâti, el ahyâ-i min-h'üm vel'emvâti birahmetike yâ erhamerrâhimine.»                                

Bu duadan başka kendine kolay gelen dualardan da okuyabilir.

[362] îmam'ı Şâfi-î Merhûm'a göre ise, mekruh değildir.

[363] Yani cenaze ve imam mescidden dışarda olur, cemaat mescitte olursa kerahattİr. Ve cenazeyi camii şerifin içine alarak namazını kıl­mak da mekruhtur. Bundan da mescidi haram müstesnadır. Aynı za-znanda cenaze namazları için husûsi yapılan yerler ve mescidlerde kıl­mak kerahat değildir. Hatta şiddetli yağmur yağdığında cenaze cemaat­la kılınan mescid içine dahi alınabilir. Böyle zaruri hallerde kerâhatlik kalkar.

Cenaze namazını kabristanda kılmak   da iyi değildir. Zira. Hz. Ali ve. îbni Abbas (R.A.) efendilerimiz bunu kerih gördüklerini Hazreti Îmam'ı Âzam nakletmişlerdir. Bununla beraber kılınırsa caizdir ve   olur.

[364] Çocuk dünyaya.geldiği sırada hayatta olduğu bilinirse, ismi konar ak telkinden başka diğer dinî vazifeler büyük müslümana yapıldığı gibi yapılır. Fakat ölü olarak doğan çocuk yıkanır, kefenlenir ve namazı kılınmadan gömülür.

İLGİLİ    FETVA

Vücudu zahiren belli olan ve ölü olarak düşen çocuk üzerine namaz Bnak lâzım olur mu?

ELCEVAP... Olmaz.  İENİ NÜCEYM, 13

[365] Böyle olan cenazelerin yıkanmasında sünnete riayet edilmeden bir paçavra yıkar gibi yıkanır. Fakat ölen kimse mürted olursa yakın­ları dahi yıkamadan bir İaşe gibi lâ'lettayin bir çukura gömülür.

İLGİLİ   FETVALAR

Müslüman olan Zeyd'in Hıristiyan hanımı Hind'i, hâmile olup öl­düğünde Müslüman kabirlerine mi defnolunur, yoksa kâfirlerin kabir­lerine mi?

ELCEVAP... Utbe "bin Âmr (R.A.) kavli üzere yalınız başına bir yerde defnolunmak eşlemdir.

Bu surette Hind'in yıkanması caiz olur mu?

ELCEVAP... Necis elbise ile yıkanıp ve bir miktar bezle sarılıp çu­kura konmakta beis yoktur.                                                   BEHCE, 28

Müslüman olan Zeyd'in hâmile olmayan Hıristiyan hanımı Hind ölse, Hind Müslümanların kabrine mi defnolunur yoksa kâfirlerin kab­rine mi?

ELCEVAP... Kâfirlerin kabrine defnolunur FEYZİYE, 13

Müslüman olan Zeyd'in Hıristiyan hanımı Hind, hâmile iken ölse, S~r-Tıinda ölmüş Müslüman çocuk üzerine namaz kılınır mı?

ELCEVAP... Kılınmaz. FEYZİYE, 13

, Mürted olarak katlolunan Zeyd'in İaşesini kâfirler kendi kabirlerine sırmek isteseler, verilmekte beis var mıdır?                 

ELCEVAP... Vardır. Bir boş yerde müstakil kuyu kazılıp köpel; gibi o kuyuya atılması gerekir..                                        FEYZİYE, 14

Eşkıyadan olan Müslüman Zeyd, muharebe esnasında katlohmsa Zeyd yıkanıp namaz kılınması lâzım olur mu?

ELCEVAP... Olmaz.  NETİCE, 14

Yol kesici eşkıya da, diri olarak yakalandıktan sonra Öldürülse ne yıkanır ne de namazı kılınır, hiçbirisi yapılmaz.

MÜRTED : Lügatte, her hangi bir şeyden dönücü manasınadır.

Şer'i Istılahta : islâm dininden dönen ve çıkan kimsedir. Bu irtida-idın rüknü, imandan sonra diliyle küfür kelimelerini söylemektir.

İrtidadın sıhhatinin şartı, küfür kelimesini söyleyenin akıllı ve zor­lanmadığı halde isteyerek söylemiş olması lâzımdır. Binaenaleyh bu şart­lar dahilinde küfür kelimesini söyleyen kimse mürted olur.

[366] Zira Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz «Mü'minin kabri üze­rine yağan yağmurların damlası ve rüzgârların sesi günâhlarının keffa-retidir» mealindeki sözüyle gerçeği beyan etmiştir.

Bu bahsin daha genişi (islâm'a Sokulan BİT'AT VE HURAFELER) adli eserimizde izah edilmiştir.

[367] Bir ölü kendi beldesinden başka yerde defnolunduğunda o ölü­nün akrabaları ölüyü çıkarıp kendi beldelerine nakletmeleri caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM, 8

Zeyd'in mubah olan yerde nefsi için çukur kazdığı kabre Amr kendi  ölüsünü Zeyd'in  izni  olmadan  defnetse,  Zeyd  o  ölüyü  o  kabirden Amr'e çıkartmaya kadir olur mu?...                                               

ELCEVAP... Olmaz. Çukuru kazana kıymeti verilir.                  

İBNİ NÜCEYM, İ4

Hâmile Hind ölüp kabre defnolunduktan sonra Zeyd rüyasında Hind'in çocuğu (karnındaki çocuğu) alın dediğini görmüş olsa, rüya se­bebi ile Hind'in kabri açılıp bakmak caiz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. İBNİ NÜCEYM'DEN, 15

Rahminde çocuk olan kadın ölür ve çocuk harekette bulunur ise, kadının karnı sol tarafından yarılır ve çocuk alınır.

Müstehap olan Ölen ve öldürülen öldüğü veya öldürüldüğü mekân, ve memleketin Müslüman kabirlerine gömüîmelidir. Başka yere naklfe-dilmemelidir.                                                                                     

Zeyd, başka kazada ölen Hind'i götürüp kendi kazasında defnetöe, Zeyd'e ne lâzım olur?...                                                                    

ELCEVAP... Beis yoktur,  (Fakat terk etmek evlâdır).  

ABDURRAHIM, p

[368] Kabirlerin üzerinden giderken Kur'an'ı Kerim, teşbih ve ten^ İÜ okur, Salevâtı şerife getirirse, çinemesinde beis yoktur.

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/205-211.

[369] Şehide şehit denmesinin sebebi; Melekler onun ölümüne hazır ve şahit olduklarından veya onun cennetle tebşir olunup ve ehli cennet diye şahitler olduğundandır. Binaenaleyh Allah (C.C.) yolunda ölen ve öldürülen kimselere Şehit denir.

Şehitlerin ehli Cennet olduklarına şahit olan Âyet'i Celiyleden bir

tanesinin meali şöyledir: «Allah (C.C.) yoiuııda öldürülmüş olanlar için Ölüler demeyin. Bilfıkis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlamazsınız.» Bakara Sûresi, Âyet: 154.

[370] İmam'ı Şâfi'î Hazretleri,  şehit üzerine namaz  kılınmaz  diyor. Sebebi  de,   kılıç   onun   günahlarım   mahvetmiştir.   Binaenaleyh   düâ   ile şefaat ve merhamet ve rahmet temennisine lüzum yoktur buyuruyor.

Bizim mezhebimize göre ise, iyi ve şerefli olduğunu izhar eden şe> hidin namazı kılınır. Şehide, böyle şeyin (namazın kılınması) daha evV ladır.

[371] Zeyd, vatanı olan beldesinden sefer müddeti olan  (18 saatlik) uzak diğer bir memlekete gidip, orada garip olarak ölse, Zeyd şehitlik mertebesine nail olur mu?...

ELCEVAP...  Olur. BEHCE, 30

[372] Buradaki Had :   Şarap içene, iftira edene şahitlerle isbat edi­lir veya kendileri ikrar ederlerse seksener (80 er)  değnek vurulur. Zina eden bekâr erkek ve kadına Islâmm cezası yüzer (100 er) değnek vuru> har. Binaenaleyh bu hat yapıldıktan  sonra ölürse demektir.

Kısas ise: Bigayri hakkın suçsuz yere birisi diğerini öldürürse, onun da aynı şekilde öldürülmesine denir.

İşte bu gibi sebeplerden dolayı ölenlerin cenazesi yıkanır ve namaz­ları kılınır. Zira Allah (C.C.)'ın hakkı icra edilmiş dolayısiyle Islâmm hükmü üzerlerinde görülmüş ve temizlenmiş demektir.

[373] Âleme ibret olması için bo/le kimsenin namazı kılınmaz ve hat­ta yıkanmıyacağına fetva verilmiştir.

İLGİLİ    FETVA

Kutta'i Tarik'dan (yol kesiciden) olan Müslüman Zeyd, tutulduk­tan sonra asılsa, veya katlolunsa, Zeyd'in yıkanıp cenazesinin namazı kılınır mı?...                                 :

ELCEVAP... Ne yıkanır ve ne de namazı kılınır.  BEHCE, 29

Eşkıyadan olan Müslüman Zeyd, muharebe esnasında öldürüise, Zeyd'in yıkanması ve namazının kılınması lâzım olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz. FEYZİYE,  H

[374] Kendisini bilerek (aklı ererek)  asan ve katleden Zeyd'in yıka­nıp namazı kılınması lâzım olur nıu?...

ELCEVAP...  Olur.    BEHCE, 29

Nefsini (kendini) öldüren kimsenin yıkanıp namazını kılmak caiz olur mu?...

ELCEVAP...  Olur. İBNİ NÜCEYM,  15

Bilerek ve zulmen suçsuz yere anasını ve babasını öldüren kimse­nin namazı kılınmaz.

Bilerek sözü ile hata ederek öldürenin ve zulmen sözü ile de, baba­sı veya anası eşkiya veya kâfir olduğu halde Müslümanlarla çarpışır­ken babasını veya anasını öldüren kimseler çıkarılmıştır. Zira böyle se­beplerden dolayı baba ve anasını Öldürenin namazı kılınır.

[375] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/212-214.

[376] Zira bir kimsenin sırtının imamın yüzüne gelmesi imamın önü­ne geçmesi ve imam onun arkasında kalması demektir ki, elbette ima­mını geçenin namazı sahih olmaz,

[377] Kabe'nin üzerinde namaz kılmanın mekruh oluşu .Kabe'ye ta­zim terk edildiğindendir. Kabe'den başka şu yerlerde de namaz kılmak mekruhtur:  Hayvan kesüen yerde,  mezbelelik  yerde,  kabristanda, ha­mamda (dış odalar ve temiz olan yeri hariç), umûma ait yolun üzerin­de ve ahırda namaz kılmak mekruhtur. Zira buralar temiz olmadığı ve pis kokulu olduğu muhakkaktır. Binaenaleyh ibâdet temiz mahallerde olması gerekir.                   

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/215.                                                     

[378] Zekât :   Lügatta, taharet, bereket, nema ve güzel anma mana­sınadır. Şer'i tarifi metinde  beyan edilmiştir.

Zekât, taharet mânâlarını ifâde etmekle zekâtı verilen malın te­miz ve bereketleneceği muhakkaktır. Nitekim Kur'an'ı Kerimde meâ~ len şöyle beyan edilmiştir: «Onların mallarından sadaka (zekât) alki, bununla kendilerim (günahlarından) temizlemiş, bununla onların (iyi­liklerini) bereketlendirmiş (ve kendilerini iyiler mertebesine yükselt­miş) olasın.» Tevbe Sûresi, Âyet: 103.

«{Hayır için) ne harcarsanız o (Cenab'ı, Hak) bunun ardından (da­ha iyisini) lütfeder. O, mıklanchranların hayırhsidır.» Seb'e Sûresi, Âyet: 39.

Zekât, bir emri ilâhî olduğundan metinde zikredilen şartlar bulu­nan her Müslumana farzdır. Binaenaleyh inkâr eden kâfir olur ve ze­kâtın farziyeti hicretin ikinci senesinde Ramazan orucundan evveldir. Islâmın şartlarından birisidir. İçtima'i muavenet ve kalkınma babında dayanışmayı temin eden Komünizmin plânlarını çürütecek yegâne ni­zam ve emri ilâhîdir. Yeter ki Müslümanlar ifâ etsinler.

[379] Zira sabî olan çocuklara ve delilere ilâhi teklif olmadığından zekât farz değildir.

İLGİLİ   FETVA

Küçük olan Zeyd'in malından Zeyd üzerine zekât vacip olur mu?... ELCEVAP...  Olmaz.  BEHCE, 30

[380] Bu cümlede ise, bir mala zekât düşmesi için borcundan hariç nisap miktarı mala sahip olmak ve üzerinden bir sene geçmiş olması lâzımdır.

Borçlu Zeyd'in malı olup borcundan fazlasını nisaba baliğ oldu­ğunda Zeyd üzerine zekât vacip olur mu?...

ELCEVAP... Olur. İBNİ NÜCEYM, 17

Zeyd, tarlasında hâsıl olan buğday ve arpanın öşrünü arazi sahibi­ne verip kalanını anbarma koyup ve ticarete niyyet edip üzerinden bir sene geçtikten sonra veya, o buğday ve arpayı satıp parası nisap mik­tarı olsa, Zeyd'e zekât lâzım olur mu?..*

ELCEVAP... O buğday ve arpanm parası üzerinden bir sene geç­medikçe zekât lâzım olmaz.  BEHCE, 30

Tatarhâniyede beyan edildiğine göre, bir kimsenin tarlasında ye­tişen buğdayı alsa ve üzerinden bîr sene geçse, zekât vermesi lâzım olmaz.

[381] Havayici asliyesinden   (asıl ihtiyacından)   fazla bir şeyi olma­yıp ancak kendi sakin olmak için bir ev satın almasına kifayet eder ma­lından bir sene geçtikten sonra Zeyd'e zekâtı eda etmesi lâzım olur mu?..

ELCEVAP... Vermek lâzımdır.  ABDÜFvRAHİM, 22

[382] Burada tam bir mülke mâlik olması ve kendi malı olması şartı ile her ferdin kendi malının zekâtını asalet veya vekâlet yoluyla ver­mesi ve emretmesiyle verilmesi lâzım olduğunu beyandır. Aksi takdir­de olmaz. Ve haram olan malda ilin malı olduğundan zekât vermesi va­cip olmaz.

İLGİLt FETVALAR

Zeyd, haram maldan toplayıp elinde iken üzerinden bir sene geçse, o maldan dolayı Zeyd'e zekât farz olur mu?...

ELCEVAP... Olmaz. ÎBNt NÜCEYM, 16

Zeyd'in kendi nefsine kifayet için ancak iki bin akça (para) kıy­metli bir bağı olsa, Zeyd o bağ için zekât vermesi lâzım olur mu?...

ELCEVAP...  Olmaz  (zira kendi ihtiyacından fazla değildir).

ABDURRAH1M, 22

Zeyd, helâl malından üzerine vacip olan zekât miktarını haram ma­lından vermiş olsa kifayet eder mi?...

ELCEVAP... Eder.  İBNİ NÜCEYM, 17

Zeyd, helâlından kazandığı su kadar parasını haramdan kazandığı şu kadar parasına karıştırıp birini diğerinden (helâlini haramından) ayırt etmek mümkün olmasa bir sene geçince o paranın hepsi için Zeyd üze­rine zekât vacip olur mu?...

ELCEVAP... Olur. BEHCE, 3

[383] Bir Müslümanm diğer bir Müslümandan alacağı, metinde îzar edildiğine göre, üç türlüdür. Bunların hükmünü iyi anlamak için metin deki  (alacaktan)  kelimesinden itibaren yazılan yer tekrar okunmalıdır

Üçüncü-alacak hükmü ile ilgili Fetva :

Hind'in (kadının), bir kuruş mehri müecceli (sonraya bırakılan ve alacağı mehir) kocası Zeyd'in zimmetinde iken on yene geçse ve o halde iken Zeyd (kocası) ölüp Hind o mehri terekeden aldığından geçen se­neler için o mehrin zekâtı Hind üzerine vacip olur mu?...

ELCEVAP...   Olmaz. SETİCE,   19

Bu kadının mehri eline geçtiğinde nisap miktarı olur ve üzerinden bir sene geçerse, ondan sonra zekâtını vermesi vacip olur.

[384] Yâni zekâtı verecek kimse, ya zekâtı verirken zekât myyeti ile vermeli veyahut malın zekâtını daha evvel ayırıp zekât olarak verile­ceğini kararlaştırıp ya kendisi veya vekili olan kimsenin vermesi şek­linde olur. Ne verirken ve ne de daha evvel zekâtlık olarak ayrılma şek­linde niyyet olmazsa, zekât veriîmiş olmaz. Binaenaleyh mutlaka^ niyyet şarttır.

İLGİLİ FETVALAR

Zeyd, malının zekâtını fakirlerden Amr'e verdiğinde zekât niyyeti ile verip, lâkin «malımın zekâtı» diye ilân etmese. Zeyd zekâtını edâ etmiş olur mu?...

ELCEVAP... Olur. Lâkin afdal olan ilân ve izhardır.

ALİ EFENDİ, M

Zeyd ve Amr, mallarının zekâtları olan şu kadar akçayı (parayı) fakirlere ver diye ayrı ayrı Bekir'e (vekil'e) verdikten sonra Bekir, Zeyd ve Amr'in o akçalarını  (paralarına)   birbirine karıştırıp sonra fakirlere

dağıtsa, o sadaka  (zekât)  Bekir'in kendi nâmına olup Zeyd ve Amr'in akçalarını  (paralarını)  Bekir'e tazmin etmek lâzım olur mu?...

ELCEVAP...   Olur.  NETİCE,   17

Fetâvâyı Kâdîhanda aynı hüküm zikredilmiştir. Binaenaleyh baş­kalarının zekât ve sadakalarını dağıtmak ve fakirlere vermek üzere alan kimseler dikkatli olmaları gerekir.

Zeyd, elbise edivermese hizmet etmeyip ayrılır cinsinden olan hiz­metçisi Amr'e kâfi mikdar elbise ediverdiginde zekâta niyyet etse, ze­kât yerine geçer mi?...

ELCEVAP... Geçmez {zira. Allah için olmamıştır).

ABDURRAHİM,  20

[385] Bedeli hulû : Bir kadının, kocasına boşaması için talâk karşı­lığı ve uzlaşma olarak verdiği para veya maldır ki. nikâh bahsinde «Bâbûl hulû» adlı bahiste izahı gelecektir.

[386] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/217-221.

[387] Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/222-223.

[388] Yâni kirkdan altmışa  kadar olan  sıfırların  bedelleri hesaplanır ve zekâtı verilir demektir.

[389] Yâni koyunla keçinin her ikisi karışık olarak nisabda kırka ve devamına sayılarak ikmal edilir ve biri birine zam edilir. Her ikisi bir cinsten sayılır.

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/223-224.

[390] Yâni koyunla keçinin her ikisi karışık olarak nisabda kırka ve devamına sayılarak ikmal edilir ve biri birine zam edilir. Her ikisi bir cinsten sayılır.

[391] Zekât'm tealluk edip farz olması ve alınması için koyun ve ke­çinin en az bir senevi tamamlamış olması lâzımdır.

Mustafa Uysal, İzahlı Multeka El Ebhur Tercümesi, Merhaba Ofset Yayınları 1/224.

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
26.11.2021 Mümin Faydasız Sözlerden Ve Lüzumsuz İşlerden Uzak Durur
19.11.2021 Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz
12.11.2021 Allah İle Kul Arasındaki Kutlu Bağ
05.11.2021 İnsan İmanla Yücelir
29 10 2021 Yaşlılarımıza Vefa, Rahmet Ve Mağfiret Vesilemizdir
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.05 saniye 11,203,753 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021