Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Tevekkül Allâh’adır

Tevekkül Allâh’adır

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şu kıssayı naklettiğini haber vermektedir:

رَجُلً مِنْ بَنِي إسْرَائيل سَألَ بَعْضَ بَنِي إسْرَائيلَ أنْ يُسْلِفَهُ ألْفَ دِينَارٍ

“İsrâiloğullarıʼndan bir kimse, arkadaşından bin dinar borç talep etti. O ise:

فقَالَ: اِئْتِنِي بِالشُّهَدَاءِ أُشْهِدُهُمْ

«‒Bana şâhitlerini getir, onların huzurunda vereyim de şâhit olsunlar!» dedi.

Borç isteyen kimse:

كَفَى بِاللّهِ شَهِيداً

«‒(Fânîlerden şahidim yok.) Şâhit olarak Allah yeter!» dedi.

Diğeri:

قَالَ: فأتِنِي بِالْكَفِيلِ

«‒Öyleyse buna kefil getir.» dedi.

Borç isteyen:

قَالَ: كَفَى بِاللّهِ كَفِيً

«‒Kefil olarak Allah yeter!» dedi.

Diğeri:

قَالَ: صَدَقْتَ. فَدَفَعَهَا إلَيْهِ الى أجَلٍ مُسَمّى،

«‒Doğru söyledin.» dedi ve belli bir vâdeye kadar parayı ona verdi.

Adam deniz yolculuğuna çıktı ve ihtiyacını gördü. Sonra borcunu, vâdesi içinde ödemek maksadıyla geri dönmek üzere bir gemi aradı, fakat bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp içini oydu. Borçlu olduğu kimseye hitâben yazdığı mektupla birlikte bin dinarı o oyuğa yerleştirdi. Sonra oyuğun ağzını kapatıp düzledi ve denize getirip (gönlündeki engin îmânı ve Cenâb-ı Hakk’a olan tevekkül, teslîmiyet ve îtimâdını serdedercesine):

اللّهُمَّ إنَّكَ تَعْلَمُ أنِّي تَسَلَّفْتُ مِنْ فُلاَنٍ ألْفَ دِينَارٍ فَسَألَنِي شَهِيداً

«‒Ey Allâhım! Biliyorsun ki, ben falandan bin dinar borç almıştım.

Benden kefil isteyince, “Kefil olarak Allah yeter!” demiştim. O da kefil olarak Sen’den râzı olmuştu.

Yine benden şâhit istediğinde, “Şâhit olarak Allah yeter!” demiştim. O da şâhit olarak Sen’den râzı olmuştu. Ben ise şimdi malını ona göndermek üzere bir gemi bulmak için gayret ettim, fakat bulamadım. Şimdi onu Sana emânet ediyorum!» dedi ve odun parçasını denize attı. Odun (deniz üzerinde yüzerek gözden) kayboldu.

Sonra oradan ayrılıp memleketine gidecek bir gemi aramaya devam etti.

Diğer taraftan borç veren kimse de parasını getirecek bir gemi gelir ümidiyle (sahilde ufuklara) bakmaya başladı. Bu arada, içinde parası bulunan odun parçasını buldu. Onu âilesine odun yapmak üzere aldı. Odunu testere ile bölünce, içinde para ve mektup olduğunu gördü.

Bir müddet sonra borç alan kimse geldi. Bin dinar getirdi ve:

«‒Malını getirmek için durmadan gemi aradım, ancak bundan önce gelen bir gemi bulamadım.» dedi.

Alacaklı:

«‒Sen bana bir şeyler göndermiş miydin?» diye sordu.

Borçlu:

«‒Ben sana, bindiğim gemiden önce bir gemi bulamadığımı söylüyorum.» dedi.

Alacaklı:

فإنَّ اللّهَ تَعالى قَدْ أدّى عَنْكَ الّذِي بَعَثْتَ في الْخَشَبَةِ، فانْصَرِفْ بِا‘لْفِ دِينَارٍ رَاشِداً

«‒Allah Teâlâ Hazretleri, odun parçası içerisinde gönderdiğin parayı bize ulaştırdı ve senin yerine borcunu ödedi. Şimdi bu getirdiğin bin dinarı geri al ve selâmetle git!» dedi.” [1]

İşte temiz ve sağlam itikada sahip bir gönlün, Allah’a olan tevekkül, teslimiyet ve îtimâdı neticesinde, Cenâb-ı Hakk’ın kuluna yardım edeceğini ve onu aslâ yüz üstü bırakmayacağını gösteren ibretli bir hâdise…

Unutmamak lâzımdır ki, Kurʼân ve Sünnet istikametinde yaşayıp Allah’a tevekkül ve teslimiyet göstermek; kalbin huzur, saadet ve selâmetinin en büyük vesilesidir.

Cenâb-ı Hak da, kulunun kendisinden başkasına dayanıp güvenmesinden asla hoşlanmaz. Nitekim âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulmaktadır:

وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

“…Mü’minler ancak Allâh’a tevekkül etsinler!”[2]

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

“…Allâh’a tevekkül edene, Allah kâfîdir!..”[3]

Muhterem Kardeşlerim Şimdi bir düşünelim;

Acaba bizler, karşılaştığımız herhangi bir hususta fânîlere ne kadar sığınıyor, güveniyor ve onlardan yardım istiyoruz? Onların yegâne yaratıcısı ve sahibi olan, fâil-i mutlak Cenâb-ı Hakk’a ne ölçüde sığınıyor, güveniyor ve ilticâ ediyoruz? Aklımıza evvelâ, fânî sığınak, dayanak ve barınaklar mı geliyor, yoksa Bâkî olan Rabbimiz mi? İşte bu husus, îmânımızın seviyesini de ortaya koyan bir miyar hükmündedir.

Îman ve irfan penceresinden bakıldığında hiç şüphesiz, her hususta güvenilecek yegâne mercî; ölümsüz, ebedî ve Kâdir-i Mutlak olan Cenâb-ı Hakʼtır. Aksi takdirde Hakkʼa tevekkül, teslimiyet ve itimadın bir manası kalmaz.

Cenâb-ı Hak bu hakîkati şöyle ifâde buyurur:

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَىِّ الَّذِى لاَ يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا

“Asla ölmeyecek, hakikî hayat sahibi ve daima diri olan Allah’a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbîh et!..”[4]

Zira bir şeyi dilediğinde sâdece ona “كُنْ / OL!” demesi yeterli olan Allah, bir şeye kefîl olursa imkânsız gibi görünen şeyler dahî kolayca hâsıl olur. Bu sebeple kula düşen, O’na tevekkül ve teslîmiyette ihlâs ve samimiyet gösterebilmesidir.

Değerli, Kardeşlerim Ebû Saîd -radıyallâhu anh-, mâruz kaldığı açlık yüzünden karnına taş bağlayan sahâbîlerdendi. Vâlidesi ona:

“–Kalk, Rasûl-i Ekrem’e git, O’ndan bir şeyler iste. Falan adam Rasûl-i Ekrem’e gitmiş, O da onun imdadına yetişmiş. Filân da gitmiş, o da nimete nail olmuş. Haydi, sen de git, belki bir hayırla dönersin.” dedi.

Ebû Saîd -radıyallâhu anh- ise vâlidesine cevâben:

“–Hele dur bakalım, bir şeyler arayalım, bulamazsak öyle gidelim.” dedi. Fakat bütün aramaları ve gayretleri boşa çıktı. Bunun üzerine çâresiz, Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gitmeye karar verdi. Allah Rasûlü’nün huzûruna girdiğinde, onu hutbe îrâd ederken buldu ve hutbeyi dinlemeye koyuldu. Allah Rasûlü hutbesinde şunları söylüyordu:

“İstiğnâ gösteren ve iffetini muhafaza eden insanları, Cenâb-ı Hak bütün âlemden müstağnî kılar.”

Ebû Saîd -radıyallâhu anh-, bu sözü işittikten sonra, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den bir şey isteyemedi ve eli boş bir vaziyette evine döndü.

Kendisi bundan sonraki hâlini şu şekilde anlatıyor:

“Rasûl-i Ekrem’den bir şey isteyemeden evime döndüğüm hâlde, Cenâb-ı Hak bize rızkımızı gönderdi. İşimiz o kadar yoluna girdi ki, Ensâr içinde bizden daha zengin bir kimse yoktu.”[5]

Velhâsıl tevekkülün aslı, kulun karşılaştığı -hayır ve şer- bütün hâdiselerin Allah’tan olduğunu, O’ndan başkasının yaratma gücü olmadığını bilmesi ve muhtaç olduğu her hususta üzerine düşeni yapıp neticesini Allâh’a havâle etmesidir. Tevekkülün bu kadarı farzdır ve îmânın bir gereğidir. Zira Allah Teâlâ:

وَعَلَى اللهِ فَتَوَكَّلُوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

“…Eğer mü’minler iseniz ancak Allâh’a tevekkül edin.”[6] buyurmaktadır.

Fakat bu Allâh’a güvenme ve dayanma keyfiyeti -bir takım cahillerin anladıkları gibi- her teşebbüsten elini çekmek, tedbirlere ve sebeplere aldırmamak sûretiyle değil, bilâkis onlara müracaattan sonra Allâh’ın kudret tecellisine dayanmakla olur.

Nitekim çalışıp gayret etmeden işi tembelliğe vardıran, sonra da; “Biz tevekkül ehliyiz.” diyen kimseleri Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-; “Siz Allâh’a değil, başkalarının malına güvenen yiyicilersiniz. Hakîkî mütevekkil; toprağa tohumu attıktan sonra Allâh’a güvenen insandır.” diye azarlamıştır.

Son olarak şunu da ifâde etmek lâzımdır ki, fâil-i mutlakʼın Allah olduğunu bilmek kaydıyla mecbur kalındığında fânîlerden yardım istemekte bir beis yoktur. Yine şifânın Allahʼtan olduğunu bilmek şartıyla doktora gitmenin, Allâhʼın lûtfettiği şifânın vesîlelerine sarılmak mahiyetinde olduğu ve tevekküle mânî olmadığı unutulmamalıdır.

Çünkü Allah Teâlâ, ilâhî irâdesiyle hükmüne ve kudretine bağlı olarak cihan idaresi için bir takım sebepler yaratmış ve bunları kanunlaştırmıştır.

Meselâ; çalışmayı kazanmaya, gıdayı hayata, tedâviyi sıhhate, evlenmeyi neslin devamına, ateşi yakmaya, yağmuru nebatlara sebep kılmıştır.

Cenâb-ı Hak bizleri,

فَفِرُّوآ اِلَى اللهِ

“Öyleyse: “Boş, anlamsız, sahte ve kötü olan her şeyden kaçıp, Allah’a sığının.!..”[7] emri muktezasınca her işimizde daima ve sadece kendisine tevekkül ve teslimiyet gösteren kulları zümresine lûtf u keremiyle ilhâk eylesin…

 

Âmîn…

 

 

 

 

Not:Osman Nuri TOPBAŞ   Hoca Efendinin     2014 Yılı  Kasım 117 Sayılı Şebnem Dergisindeki Yazısından   Hazırlanmıştır.

 


 

[1] Buhârî, Kefâlet, 1, Büyû 10- İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/257-258.

[2] İbrahim, 11

[3] et-Talâk, 3

[4] el-Furkân, 58

[5] Ahmed, III, 449

[6] el-Mâide, 23

[7] ez-Zâriyât, 50.

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Ağustos 26 2015 09:08:11 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
07.01.2022 Tövbe: Günahlardan Arınma İradesi
31.12.2021 Geçmişimizi Muhasebe Edelim, Geleceğimize Yön Verelim
24.12.2021 Ahiret Daha Hayırlı Ve Süreklidir
17.12.2021 Müslüman, Dinî Ve Ahlaki Değerleriyle Yaşar
10.12.2021 Mümin Cana Yakındır
03.12.2021 Engelleri Hep Birlikte Ve Sevgiyle Aşalım
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazüs Salihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.03 saniye 11,405,599 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2022