Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Zekat

ZEKÂT        Vaaz Resimleri: w.jpg İNDİR

Değerli müminler,

Bugünkü sohbetimizde zekâttan sözetmek istiyorum. Zekât, İslâm'ın beş temel ibadetinden biridir. Zekât, hicretin ikinci yılında farz olmuş, malî bir ibadettir. Farziyeti, kitap, sünnet ve icma' ile sabittir. Kur'an-ı Kerim'in pek çok yerinde zekât, namaz ile birlikte anılmış, Mesela:

أقيموا الصلاة وآتوا الزكاة

"Namazı kılınız, zekâtı veriniz" Bakara, 2/43

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.[1] buyrulmuştur.

İslâm'ın beş temel ibadet üzerine kurulduğunu söyleyen Peygamberimiz, zekâtın, bu temel ibadetlerin üçüncüsü olduğunu bildirmiştir.

بني الإسلام علي خمس شهادة أن لا آله الا الله وأن محمدا رسول الله وإقام الصلاة و إيتاء الزكاة و الحج و صوم رمضان

İslâm beş esas üzerine kurulmuştur. Allâh’tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak” buyurmuştur. [2]

İbn Abbas (r.a.) tan rivayete göre, şöyle demiştir: Peygamberimiz Muaz İbn Cebel'i Yemen'e vali ve hâkim olarak gönderirken ona şu talimatı vermiştir:

“Ey Muaz, Yemen halkını, önce Allah'tan başka bir tanrı olmadığına, benim de Allah'ın elçisi olduğumu bilmeye ve tanımaya davet et. Eğer bunu kabul ederlerse, bu defa onlara gece ve gündüz kendilerine beş vakit namazın farz kılındığını öğret. Eğer bunu kabul ederlerse, bu defa onlara, Allah'ın kendilerine mallarından zekâtı farz kıldığını haber ver. Bu zekât, zenginlerinden alınır ve yoksullarına verilir.” Buhari, Zekât, 1; Müslim, İman, 7.

“Zekât”ın sözlük anlamı; artma, çoğalma ve temizliktir. Dindeki anlamı ise, müslüman zenginlerin seneden seneye mallarının bir bölümünü yoksullara vermeleridir.

Zekât, kişinin isteğine bırakılmış bir yardım değil, yoksulun, zenginin zimmetindeki hakkı ve zenginin yerine getirmek mecburiyetinde olduğu bir görevdir.

Zekat, fakirin hakkı. Allah malımızın % 2.5 unu fakirlere ayırmış. Vakti geldikten sonra artık zekat olarak tahakkuk eden miktar bizim değil. Vermeyenler, zaten fakir olan kimselerin haksız yere malını yemekte hatta gasbetmektedirler.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ

“Onların (zenginlerin) mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” Zâriyât, 19

Ayeti Kerime'de sözü edilen hak, zekât hakkıdır.

Kur'ân’da zekatın fakir ve muhtaçların bir hakkı olarak belirtilmesinin sonuçlarından biri de, zekat alanın rencide edilmesini, verenin de bundan dolayı övünme ve başa kakmasını engellemektir. Esasen Kur'ân, başa kakmanın yapılan hayrın boşa gitmesine sebep olacağını haber vermektedir. Kur’an’da

قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ أَذًى وَاللّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

Güzel bir söz (söylemek) ve affetmek, peşinden eziyet gelen sadakadan iyidir. Allâh, zengindir, halimdir. Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez. (Bakara, 2/263-64) denilmiştir.

Ayetten anlaşıldığına göre, zengin verirken gönülsüz davranmayacak, başa kakmayacak, aynı şekilde fakir de alırken ezilmeyecek, mahcubiyet duyması gerekmeyecek. Çünkü biri borcunu ödüyor, diğeri hakkını alıyor, başa kakma ve mahcubiyet için hiçbir neden kalmıyor. Bu düzenleme bir anlamda toplumsal gerilim sigortası görevi görüyor.  

Zekât Kimlere Farzdır.

Bir kimsenin zekât vermekle yükümlü olabilmesi için kendisinde ve sahip olduğu malda bir takım şartların bulunması gerekir.

A. Zekât vermekle yükümlü olan kimsede bulunması gereken şartlar şunlardır:

1. Müslüman olmak,

2. Erginlik çağına gelmiş bulunmak,

3. Akıllı olmak,

4. Hür olmak,

5. Borcu haricinde nisap miktarı mala sahip olmak,

B. Malda bulunması gereken şartlar da şunlardır:

1. Malın nisap miktarı olması,

2. Malın, gerçekten veya hükmen artıcı olması,

3. Nisap miktarı malın üzerinden bir kamerî yıl geçmiş bulunması.

Nisap, dinin koyduğu bir ölçüdür. Nisap Miktarı 80,18 gram altın veya karşılığıdır. Koyun ve keçinin nisabı, 40 koyun veya keçi; sığırın nisabı, 30 sığırdır. Borcundan ve temel ihtiyaçlarından başka bu kadar malı veya parası olan kimse dinen zengin sayılır ve bunların üzerinden bir yıl geçince zekât vermekle yükümlü olur.

Temel ihtiyaçlar, bir insanın ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin muhtaç olduğu temel ihtiyaç maddeleridir. Ev, Iüzumlu ev ve giyim eşyası, binek aracı, san'atkârların san'atlarını yapacakları aletler ve bir yıllık nafaka temel ihtiyaçlardır.

Ticaret için olmayan ev, dükkan gibi gayr-ı menkullerden de zekât Iazım gelmez. Ancak bunların kira ve gelirleri olarak elde edilen paralar nisabın hesaplanmasında dikkate alınır.

Ticaret malları da zekâta tabi mallardandır. Hangi cinsten olursa olsun, ticaret mallarının değeri altın nisabına ulaşırsa zekâtının verilmesi gerekir.

Elde bulunan paraların değeri altın nisabına ulaştığı takdirde zekâta tabi olur. Mevcut para tek başına nisap miktarını bulmazsa, varsa altın ve ticaret malları ile birleştirilir ve hepsinin toplamı nisap miktarını bulursa, zekâtları verilir.

Bu ihtiyaçları karşılamak için ayrılan para da, temel ihtiyaç kapsamında değerlendirildiğinden, bu paralar zekata tabi değildir. Ancak barınma, işyeri ve ulaşım gibi temel ihtiyaçları karşılamak için gerek duyulan menkul veya gayrimenkulların mülkiyetine sahip olmak zorunlu değildir. Çünkü bu ihtiyaçlar, kira, iare veya başka bir yolla da karşılanabilir.

Bu nedenle ev, araba, dükkan gibi menkul veya gayri menkulleri satın almak üzere biriktirilen paranın, bu şeyleri almak için kanalize edilmediği sürece zekatının verilmesi gerekir; buna karşılık sözlü yada yazılı taahhüde girilmiş ve başka bir şekilde bu ihtiyaçlar için kanalize edilmiş ise zekattan muaftır. 

Kişinin normal bir şekilde yaşaması için zarûrî olan temel ihtiyaçları karşılayacak kadar mal, refah ve zenginlik meydana getirmez. Bu nedenle zekata tabi değildir. Nitekim Yüce Allâh,

ويسألونك ماذا ينفقون قل العفو كذلك يبين الله لكم الآيات لعلكم تتفكرون

“Neyi infak edeceklerini sana soruyorlar, de ki, fazlayı, artanı...” buyurmaktadır (Bakara 2/219).

Zekâtın verileceği yerlerle ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

“Zekatlar, Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyen) esir ve kölelere, (borcuna karşılık malı olmayan) borçlulara, Allah yolunda olanlara, (harçlıksız kalmış) yolcuya, mahsustur.” Tevbe, 60.

Ayrıca zekat ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından birisi de temliktir. Temlik bir kimseye mal değeri olan bir şeyi, kayıtsız şartsız onun malı olmak üzere vermek, yani o kimseyi, o şeye malik kılmak demektir.  Okul, hastane, cami ve benzeri şeylerde böyle bir durum yoktur. Bu itibarla buralara zekat vermek geçerli değildir.

Zekatı verirken akraba ve yakınlardan başlamak bunlardan fakir yoksa uzağa doğru gitmek daha uygundur.

Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

“Yoksula bir şey vermek sadakadır. Akrabadan olan yoksula sadaka vermenin ise iki ecri vardır birisi sadaka ecri, diğeri de akrabaları görüp gözetme sevabıdır.” Tirmizî, Zekât, 26.

Zekât verilmeyen kimseler şunlardır:

– Anne- baba, büyük anne ve büyük baba,

– Çocuklar ve torunlar,

– Karı-koca birbirine,

– Zenginlere,

– Müslüman olmayanlara. Müslüman olmayanlara sadaka verilirse de, zekât ancak müslüman olan yoksullara verilir.

Zekâtı yoksula veya vekiline verirken veya da yoksula verilmek üzere ayırırken bunun zekât olduğuna niyet edilmesi gerekir. Çünkü zekât, bir ibadettir. İbadetlerde ise niyet gereklidir. Niyet kalp ile yapılır, dil ile söylenmesi gerekmez.

Zekât vermekle yükümlü olan kimse zekâtı bizzat kendisi vereceği gibi bir başkasını vekil ederek de verebilir. Her iki durumda da zekâtı verecek kişinin niyet etmesi gerekir.

Malın zekatı, kendi cinsinden verilebileceği gibi, bedeli olan başka maddelerden de verilebilir. Buna göre para veya altının zekatını vermek isteyen kimse, zekatını altın veya para olarak verebildiği gibi buğday, un, şeker ve elbise gibi yiyecek ve giyecek maddeleri olarak da verebilir. Fakat fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur.

Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu gibi zekât konusunda da kamerî ay hesabı uygulanır. Zekâtın farz olması için nisap miktarı malın üzerinden bir kamerî yılın geçmesi gerekir. Buna rağmen mal sahibi dilerse vakti gelmeden önce de zekâtını verebilir.

Zekât vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri uygun olur.

Nitekim Kur'ân’da,

وأنفقوا من ما رزقناكم من قبل أن يأتي أحدكم الموت فيقول رب لولا أخرتني إلى أجل قريب فأصدق وأكن من الصالحين

“Herhangi birinize ölüm gelip de, ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allâh yolunda harcayın” buyrulmaktadır (Münâfikûn 63/10).

Ayrıca ibadetlerin hemen yerine getirilmesi, İslâm’da genel bir prensip ve tavsiye edilen bir husustur. Çünkü yüce Allâh, فاستبقوا الخيرات  “hayırlı işlerde yarışınız” buyurmaktadır (Bakara 2/148).

Zekatın, kişinin kendinin beğenmediği veya eskiyip atılacak hale gelen eşyadan olmaması; kendisinin beğendiği, hoşlandığı şeylerden olması gerekir. Nitekim Kur'ân’da;

يا أيها الذين آمنوا أنفقوا من طيبات ما كسبتم ومما أخرجنا لكم من الارض ولا تيمموا الخبيث منه تنفقون ولستم بآخذيه الا أن تغمضوا فيه واعلموا أن الله غني حميد

“Ey İman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allâh yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, Allâh zengindir, övülmeye layık olandır” (Bakara, 2/267).

لن تنالوا البرحتي تنفقوا مما تحبون...

“Sevdiğiniz şeylerden Allâh yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz” buyurulmaktadır (Al-i İmran 3/92).

Peygamber efendimiz (sav)’in evinde bir koyun kesilmişti. Koyunun etinden ihtiyaç sahiplerine dağıtıldıktan sonra peygamberimiz geriye ne kadar kaldığını sordu. Aişe annemiz de yalnız bir kürek kemiği kaldığını söyleyince, peygamberimiz: Desene bir kürek kemiği hariç hepsi bizim oldu. Tirmizi sifatul kiyame 33

Bir hadisi Şerifte Abdullah İbni Abbas Peygamberimizin ramazan ayındaki cömertliğini şöyle ifade ediyor: Resûllullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da ramazanda Cebrâil'in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil aleyhisselâm, ramazanın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur'an okurlardı. Bundan dolayı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı. Buhârî, Bedü'l-vahy 5, 6, Savm 7

Peygamberimiz (sav) başka bir hadisinde de:”Yarım hurmayla bile olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz” buyurarak veren el olmanın önemine işaret etmiştir. Buhari Zekat 10

Zekât, birinci derecede yoksullara verilir. Zekât vermekle yükümlü olan kimsenin, bu yoksulu arayıp bulmak görevidir. Yoksul deyince akla dilenci gelir. Halbuki her dilenen yoksul değildir. Gerçek yoksul, ihtiyaç içinde kıvrandığı halde dilenmekten ve başkalarına yüz suyu dökmekten utanan iffetli kimsedir. Allah Teâlâ buyuruyor:

لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ

“Sadakalar, Allah yolunda kendilerini vakfetmiş yoksullar içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşmazlar. Durumlarını bilmeyen onları hayalarından dolayı zengin sanır. (Ey Muhammed) sen o gibileri yüzlerinden tanırsın. Onlar yüzsüzlük edip insanlardan bir şey istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.” Bakara, 273.

Peygamberimiz de bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Kapı kapı dolaşıp halkın kendisine bir iki Iokma verdiği dilenci yoksul değildir. Gerçek yoksul, kendisine sadaka vermek için ihtiyacı bilinmeyen ve kendisi de halktan bir şey istemeyen iffet sahibi kimsedir.” Buhari, Zekât, 53; Müslim, Zekât, 34

Değerli müminler,

Yüce dinimiz, yoksulları ve düşkünleri koruyup gözetmeyi öğütlerken, dilenciliği hoş karşılamıyor. Bir Müslümanın kendisini bu şekilde küçük düşürmesini uygun görmüyor. Bunun içindir ki, Peygamberimiz, dilenmek isteyenlere, geçimlerini temin edecek uygun bir iş bulmalarını tavsiye etmiştir.

Enes İbn Mâlik (r.a.) anlatıyor: "Ensar'dan (Medîne'lilerden) bir zat Peygamberimize gelir, sadaka ister. Kalbi şefkat ve merhametle dolu olan Peygamberimiz bu zata, evinde bir şeyi olup olmadığını sorar. Adam, evinde bir çul parçası olduğunu, bunu yere serip yarısının üzerine yattığını, diğer yarısı ile de örtündüğünü, bundan başka, bir de su kabı bulunduğunu söyler. Peygamberimiz, bunları getirmesini emreder. Adam gider, bunları alıp Peygamberimize getirir ve ne yapacağını merak eder. Peygamberimiz bunları açık artırma ile satılığa çıkarır ve iki dirheme satar.

Sonra da bu iki dirhemi adama verir ve bir dirhemle çocuklarına yiyecek satın almasını, kalan öbür dirhemle de bir balta satın alıp getirmesini söyler. Adam, buyurulan işleri yapar ve baltayı alır gelir. Peygamberimiz bizzat kendileri baltaya bir sap takar, adama verir ve gidip odun toplayıp çarşıya getirip satmasını ve onbeş güne kadar da ortalıklarda görünmemesini tenbihler. Adam, Peygamberimizin talimatı üzerine hareket eder, odun toplayıp çarşıya getirir ve satmaya başlar. Onbeş gün sonra Peygamberimizin yanına gelir. Bu süre içinde 10 dirhem kazandığını, bununla yiyecek ve giyecek satın alıp ihtiyaçlarını gördüğünü söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz kendisine:

“Böyle yapmak mı daha iyi, yoksa kıyamet günü alnında dilencilik damgası ile Allah'ın huzuruna gelmek mi daha iyi” buyurur. Ebû Davut, Zekât, 26; İbn Mâce, Ticaret, 25

Dinimiz dilenmeyi, el açmayı, yüzsuyu dökmeyi hoş karşılamıyor.

Peygamberimiz:

“Sizden biriniz ipini alıp da dağa gitmesi ve odun demeti yüklenip getirerek onu satması ve Allah Teâlâ'nın bu sûretle o kimsenin yüz suyunu koruması, istediği verilse de verilmese de, halktan dilenmesinden daha hayırlıdır” buyurmuştur. Buhari, Zekât, 50; Müslim, Zekât, 35

Hele geçineceği kadar malı olduğu halde halka el-avuç açıp dilenen kimsenin kıyamet günündeki durumu ise pek acıklıdır. Peygamberimiz buyuruyor:

“Dilenmek, her hangi birinizi o dereceye getirir ki, kıyamet gününde yüzünde et bulunmadığı halde Allah'ın huzuruna çıkarır.” Buhari, Zekât, 53; Müslim, Zekât, 35

Kıymetli Müslümanlar!

Bir de öşür vardır. Sözlükte onda bir anlamına gelen öşür, dinî bir kavram olarak, zirâi mahsullerden alınan vergi veya zekâta denir.

            Topraktan elde edilen her türlü ürünün, nisap miktarına ulaşması halinde (yaklaşık 650 kg.) zekatının verilmesi gerekir.

            Yüce Allâh; "Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin..." (Bakara 2/267);

وهو الذي أنشأ جنات معروشات وغير معروشات والنخل والزرع مختلفا أكله والزيتون والرمان متشابها وغير متشابه كلوا من ثمره إذا أثمر وآتوا حقه يوم حصاده ولا تسرفوا إنه لا يحب المسرفين

“O, çardaklı, çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı birbirine benzer ve birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşrünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez” buyurmaktadır (En'am 6/141).

            Hz. Peygamber de:

قالَ رسُولُ اللّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم: "‏ فِيمَا سَقَتِ الأَنْهَارُ وَالْغَيْمُ الْعُشُورُ وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّانِيَةِ نِصْفُ الْعُشْرِ ‏"‏

 "Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile sulananlarda ise yirmide bir vardır" buyurmuştur (Buhârî, Zekât, 55).

Günümüzde gübre, mazot, işçilik gibi masraflar da üretimin maliyetinde önemli bir yekun oluşturmaktadır. Bu nedenle, tarımsal ürünlerin zekatında, elde edilen hasılattan, ürün için yapılan günümüz tarım şartlarının getirmiş olduğu ekstra masraflar çıkarıldıktan sonra, geriye kalan ürünün nisap miktarına ulaşması halinde, zekat verilmesi gerekir.

Kıymetli Cemaat!

İnfakın belirli zamanı yoktur. İhtiyacın belirdiği her zaman ve her yerde infak yapılabilir. İhtiyaç sahiplerinin ıstırabı giderilir veya hafifletilebilir. Kur’ân’da çeşitli âyetlerde mü’minlerin Allah yolunda infak ettiklerinden ve O’nun emrettiği yerlere sarf ettiklerinden söz edilir: “Onlar gabya inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda infak ederler (harcarlar).” Bakara, 2/3.

“Mü’minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan (infak eden) kimselerdir.” Enfâl, 8/2-3

Mallarını gece gündüz infak edenler ise şöyle anlatılır: “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açıktan infak edenler (hayra sarf edenler) var ya, onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.” Bakara, 2/274

Görüldüğü gibi infakın zamanı yoktur. Ne zaman ihtiyaç ortaya çıkarsa, hemen harekete geçilir ve zaman kaybetmeden muhtaçlara gece gündüz, gizli ve açıktan kol kanat gerilir. Çünkü ihtiyaçlar, beklenmedik bir zamanda ortaya çıkabilir ya da sürekli himmete muhtaç olan kimselerin varlığı söz konusudur.

Öteden beri zekâtların, gönüllü harcamaların, sadaka ve yardımların daha ziyade Ramazan ayına odaklaştığı ve yoğunluk kazandığı görülmektedir. Bunun sebebi, bu ayda yapılan ibadet ve taâtlara daha fazla sevap verilecek olmasıdır.

Mü’minlerin bu ayda daha cömert olması, hayrî hizmetlerde bir yarış içerisinde olmaları, infak etmekte coşkulu davranmaları Resül-i Ekrem’in Ramazan ayında gösterdiği sahavetten ileri geldiği söylenebilir. Zira mü’minlerin, varlık ve yokluklarına bakmaksızın güçlerine göre evveli rahmet, ortası bağışlanma ve sonu cehennemden azat olarak nitelendirilen Ramazan ayından derin haz alma gayreti içerisinde olmaları tabiidir ve hakkıdır.

Bilal GÜNDÜZ

Vaiz


 

[1] Müzzemmil 20

[2] Buhârî, İman, 1. I, 8;  Müslim, İman, 19-22. I, 45.

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Haziran 23 2016 19:42:35 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
16.02.2024 Dünyayı Barış Ve İtidale Çağırıyoruz
09.02.2024 Hayatı Değerli Kılan Ölçü: İman
02.02.2024 Rabbimiz, Müminleri Yalnız Ve Yardımsız Bırakmaz
26.01.2024 Mülk Sûresinden Mesajlar
19.01.2024 Bizi Güçlü Kılan, Birlik Ve Beraberliğimizdir
12.01.2024 Allah’ın Rahmet Ve İnayetine Sığınmanın Adı: Eûzü-Besmele
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Her Cüzden Üç Mesaj
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazüs Salihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.02 saniye 14,545,390 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2024