Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş'a kurulandır. Sizin için O'ndan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? (Secde 4)
Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Ahde Vefa Ve Yemine Sadakat

İnsanlık Onuruna Yakışan İki Erdemli Davranış:     Vaaz Resimleri: w.jpg İNDİR

AHDE VEFA ve YEMİNE SADAKAT[1] 

İnsan; kulluk görevlerinde ve sosyal ilişkilerinde Kur’ân ve Sünnet’in ölçülerine uyabilirse sayılan, sevilen ve güvenilen erdemli bir insan olur.  İnsanı erdemli yapan davranışlardan ikisi “ahde vefa” ve “yemine sadakat” gösterebilmektir. “Ahde vefa” ve “yemine sadakat”, Kur’ân ve Sünnette üzerinde ısrarla durulan iki davranıştır. Kur’ân’da bu iki erdem şöyle dile getirilmektedir:

وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَف۪يلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًاۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ

Sözleşme yaptığınız zaman, Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir. Br grub diğer gruptan daha güçlü diye yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı yaparak ipliğini iyice büktükten sonra geri çözen kadın gibi olmayın. Allah bu şekilde sizi imtihan etmektedir. Ve O, hakkında görüş ayrılığına düştüğünüz şeyleri kıyamet gününde size mutlaka açıklayacaktır."[2]

Ayetlerde “ahd vefa” ve “yemine sadakat”; açık, seçik ve vurgulu bir şekilde anlatılmaktadır.

I. AHDE VEFA

Ahd” kelimesi; söz vermek, anlaşma yapmak, vaat ve taahütte bulunmak; “vefa” kelimesi; sözünü tutmak, vaadini yerine getirmek, sözleşmeye uymak; “ahde vefa” terkibi ise; verilen söze ve yapılan sözleşmeye harfiyen uymak, sözleşmenin şartlarını yerine getirmek demektir.

Ayette geçen “Ahdüllah”, “Allah’a verilen söz” anlamına gelir. İnsan iman etttiği zaman Allah’a ve peygambere itaat edeceğine, dinî görevleri yerine getireceğine söz vermiş olur. Bu süzünü tutması imanının gereğidir. “Allah’a verilen söz”; hem namaz, oruç, zikir, dua ve yapılan adağı yerine getirmek gibi Allah’a karşı görevleri; hem de sözleşmelere uymak, verilen sözü tutmak, vaatleri yerine getirmek gibi insan haklarına yönelik görevleri ifade eder. Çünkü yüce Rabbimiz, kendisine verilen sözün yerine getirilmesini kesin bir dille emrettiği gibi[3] insanlarla yapılan sözleşmelere de hakkıyla uyulmasını emretmektedir:

وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُواۜ “Allah’a verilern sözü yerine getirin.”[4]

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ “Ey iman edenler! Akitlerinizi hakkıyla yerine getirin.”[5]

وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا “Verdiğiniz sözü tutun. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.”[6]

Ayrıca Kur’ân’da hem Allah’a hem insanlara verdiği söze sadakat eden ve sözleşmelerine hakkıyla riayet eden kimseler övülmekte ve bu davranış, kendilerine cennet vaat edilen müminlerin bir özelliği olarak zikredilmektedir:

اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ

“Onlar (akıllı kimseler); Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayan kimselerdir.”[7]

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ

“Onlar (kurtuluşa eren müminler), emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet eden kimselerdir.”[8]

Ahde vefa gösteren müminler, Allah’ın sevgisine mazhar olururlar.[9] Buna mukabil ahde vefa göstermeyenler, “fasık” durumuna düşerler, ziyana uğrarlar[10] ve ahirette ilahî nimetlerden mahrum kalırlar:

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bahaya satanlar var ya, işte onların ahirette bir nasipleri yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.”[11]

Verdiği sözü tutmayan ve sözleşmesine uymayan kimse bu davranışı ile bir takım dünyevî çıkarlar gözetiyor olabilir. Bu daha da kötü bir davranıştır. Kur’ân bunu “Allah’an verilen sözü az bir bahaya satmak” olarak ifade etmektedir:

وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Allah’a verdiğiniz sözü az bir bahaya satmayın. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan (nimet ve mükâfatlar) sizin için daha hayırlıdır.”[12]

Ahde vefasızlığın dünyevî karşılığı ne kadar çok olursa olsun, ahirette elde edeceği sevaba göre az ve değersizdir.

Söze sadakat ve sözleşmelere riayet fert, alile ve toplum hayatı için çok önemli değerlerdir. Bu değerlerin zedelenmesi ve yitirilmesi fert, aile ve toplum hayatında onulmaz yaralar açar. Mesela memuriyete veya bir işe girerken yaptığı sözleşmeye daha sonra sadakatsizlik yapmak, hem çalışma barışını bozar ve verimi düşürür, hem de kişinin işten çıkarılmasına sebep olabilir. Ticarî sözleşmesine uymayan kimse yalnızlığa, güvenilmezliğe ve iflasa mahkûm olur. Sözünü tutmayan kimse arkadaşlarını ve dostlarını kaybeder. Aile sözleşmesine uymayan kimse, yuvasının dağılmasına sebep olur. Ahde vefasızlık hayatın her alanında insanın karşısına hep olumsuzluk olarak çıkar. Bu kimse, hem Allah katında hem insanlar ve toplum nazarında itibiar ve değer kaybeder, güven yitirir, sevilmez ve sayılmaz konuma düşer. Sadece bununla da kalmaz, “kul hakkı” üstlenmiş ve büyük günah yüklenmiş olur.

II. YEMİNE SADAKAT

Yemîn” kelimesi sözlükte; sağ taraf, sağ el, bereket, kuvvet ve and iç­mek anlamlarına gelir. Türkçe’ye sadece “and içmek” anlamında girmiştir. Terim olarak, bir işi yapıp yapmamak veya bir şeyin doğruluğu veya yanlışlığı hususunda ‘vallahi falan işi yaptım veya yapmadım yahut yapmayacağım veya yapacağım’ şeklinde Allah'ın adını anarak sö­zü­ kuv­vet­len­dir­me­k­tir. Sözü kuvvetlendirmek için Kur’ân’da “yemin” kelimesinin yanı sıra “kasem”,[13]  “halef[14] ve “îlâ[15] kelimeleri de kullanılmıştır. “Yemin”; “and içerim” ve “yemin ederim” şeklinde yapılabileceği gibi “vallahî” ve “billahî” şeklinde yemin edatları (vav, be, te) kullanılarak da yapılabilir. Yüce Allah Kur’an’da birçok varlığa söz gelimi zamana, güneşe, Ay’a, yıldızlara, gündüze, kuşluk vaktine yemin etmiştir.

وَالْعَصْرِۙ “Andolsun zamana.”[16]

وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙۖ وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙۖ وَالسَّمَآءِ وَمَا بَنٰيهَاۙۖ وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ

“Güneşe ve onun aydınlığına andolsun, onu izlediğinde Ay’a andolsun, onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun, onu bürüdüğünde geceye andolsun, göğe ve onu bina edene andolsun, yeryüzüne ve onu yayıp döşeyene andolsun.”[17] 

1. Yemin çeşitleri

a) Dil alışkanlığı gereği yapılan, yalan olmayan ve sözü kuvvetlendirme amacı bulunmayan yemin. Bu yemine, “yemin-i lağvdenir. Bu yeminden dolayı sorumluluk ve kefaret gerekmez:

لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪يٓ اَيْمَانِكُمْ

“Allah sizi, yemin-i lağv (dil alışkanlığı olarak yaptığınız kasıtsız yeminleriniz) sebebiyle sorumlu tutmaz.”[18] 

b) Yalan yere yapılan yemin. Bu yemineye­mîn-i ga­mûsdenir. Mesela bir kimsenin bir şeyi yaptığı halde “vallahi yapmadım” diye yemin etmesi bu tür bir yemindir. Bu tür yemin bir çıkar elde etmek, bir gerçeği gizlemek, bir insanı aldatmlak için yapılır. Yalan yere yapılan yeminle bir insanın hakkını alan kimseye Allah gazap eder,[19] yalan yere yeminle elde edilen kazancın bereketi olmaz.[20]

Kur’ân’da yalan yere yemin; ısrarla yasaklanmış ve Allah’ın gazabına uğrayanların niteliklerinden sayılmış,[21] münafıklık alameti olarak zikredilmiş[22] ve yalan yere yemin edenler kınanmıştır.[23] Yeminlerin hile ve fesat sebebi yapılmaması istenmiş[24] ve bu tür davrananlar yerilmiştir.[25]

Yalan yere yemin eden kimse büyük günah işlemiştir.[26]

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

"Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bahaya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır"[27] anlamındaki ayet, yalan yere yeminin ne kadar büyük günah olduğunu ifade etmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) yalan yere başkasının malını almak için yemin etmenin Allah'a ortak koşmak, adam öldürmek, anaya babaya isyan etmek gibi büyük günahlardan olduğunu bildirmiştir.[28]

c) Bir hakkı ispat etmek, bir gerçeği doğrulamak ve muhatabı ikna etmek için yapılan yemin. Maide suresinin 106-108 ayetlerinde geçen yemin bu tür bir yemindir. Yüce Allah ve Peygamberimiz bu anlamda çok yemin etmiştir. Yukarıda Allah’ın yeminine değinmiştik. Peygamberimiz, birçok kere “Canım elinde olana yemin ederim ki” diyerek yemin etmiştir.[29] Yalan ve aldatma amaçlı olmamak şartıyla bu tür yemin meşrudur. İnsan birçok kere yemin etme ihtiyacı duyabilir.

ç) Ge­le­ce­ğe ait bir şe­yi yap­mak ve­ya yap­ma­mak üze­re ya­pı­lan ye­min­dir. Bu yemine “ye­mîn-i mün’aki­de” denir. Mesela “vallahi artık sigara içmeyeceğim”, “vallahi bir daha yalan söylemeyece-ğim” diyen kimse bu tür bir yemin etmiş olur. Bu tür yemin eden kimse yapacağı veya yapmayacağı şeyi Allah’ın adı ile teyit etmiş, Allah’a söz vermiş, Allah’ı kendisine kefil ve şahit tutmuş olur. Tahlil etmeye çalıştığımız ayette bu husus şöyle ifade edilmektedir: “Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın.” Bu tür yeminlerden insan sorumludur. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:

وَاحْفَظُوٓا اَيْمَانَكُمْۜ  “Ye­min­le­ri­ni­zi tu­tun.”[30]

وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar.”[31]

وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ “Fakat bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar.”[32]

Dini bir görevi terk etmemek veya bir haramı işlememek veya mubah bir şeyi yapıp yapmamak için yemin eden kimsenin bu yeminine sadakat etmesi gerekir. Yeminlerin bozulmaması tahlil ettiğimiz ayette şöyle ifade edilmektedir: “Bir grub diğer gruptan daha güçlü diye yeminlerinizi aranızda bir kandırma aracı yaparak ipliğini iyice büktükten sonra geri çözen kadın gibi olmayın.”

Ayetteki “enkâs”, “nekes” kelimesinin çoğulu olup ipliği fitil yapıp kuvvetlendirdikten sonra bozmak; “dehal” kelimesi ise bir kimseyi aldatmak için ahdine vefa eder gibi görünmek ancak fırsatını bulup ahdini bozmak, aldatıp hiyanet etmek demektir. Aynı surenin 94. ayetinde bu husus şöyle vurgulanmaktadır:

وَلَا تَتَّخِذُوٓا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّوٓءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ

“Yeminlerinizi aranızda hile, aldatma ve fesat vasıtası yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan (imandan) sonra ayaklarınız kayar ve Allah yolundan sapmanız sebebiyle (dünyada) kötü azabı tadarsınız. Ahirette de sizin için büyük bir azap vardır.”

Meekke’de Reyte adında bir kadın, sabahtan öğleye kadar yünden ip eğirir, büker ve urgan yapar, öğleden sonra kendisine arız olan bir vesvese sebebiyle eğirdiği ipi ve ördüğü urganı bozup dağıtırmış. Kadının yaptığı, emeğini zayi etmek, abesle meşgul olmaktır ve ahmaklıktır. Yüce Allah işte sözleşme ve yeminin bu şekilde bozulmamısını, aldatma, kandırma ve sahtekârlığa vasıta yapılmamasını, kendileri güçlü ve kuvvetli, sözleşme yaptığı insanlar ise güçsüz ve zayıf olsalar bile ahde vefasızlık gösterilmemesini istemektedir.

2. Yemin keffareti  

Yeminini tutamayıp bozan kimse (hânis) yemin kefareti ödemekle yükümlü olur. Yüce Allah, gerektiğinde yeminin bozulmasının meşru olduğunu şöyle bildirmiştir:

قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

“Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[33]

Yemin kefareti Kur’an’da şöyle bildirilmiştir:

فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ

            “Ye­mî­nin kef­fâ­re­ti, ai­le­ni­ze ye­dir­di­ği­ni­zin or­ta­la­ma­sın­dan on fa­ki­ri ye­dir­mek ya­hut giy­dir­mek ya da bir kö­le âzât et­mek­tir. Bu­la­ma­yan üç gün oruç tut­ma­lı­dır; ye­mi­ni­ni­zin kef­fâ­re­ti bu­dur.”[34] 

Buna göre yemînin keffâreti;

a) On fakiri sabah akşam bir günde iki öğün doyurmak.

b) Bir fıtır sadakası miktarından az olmamak üzere, yiyecek bedelini vermek.

c) On fakiri giydirmek seçeneklerinden biri ile yerine getirilir.

Bu üç seçeneğe gücü yetmeyenler, peşpeşe üç gün oruç tutarlar.

Yeminini bozan kimse, ayrıca Allah’a verdiği sözü tutmadığı için büyük günah işlemiş olur, bu itibarla kefaret ile birlikte tövbe ve istigfar yapması gerekir.

3. Yemini bozmanın gerekli olduğu durumlar

Bir insanın bir şeyi yapmaya veya yapmamaya yemin ettiği halde yeminini bozması gereken durumlar vardır. Bu durumlar şunlardır.

a) Cuma namazına gitmemek gibi farz olan bir ibadeti yapmamak veya içki içmek ve adam öldürmek gibi bir haramı işlemek için yapılan yeminlerin bozulması gerekir. Çünkü yemin sebebiyle de olsa farz bir görev terk edilemez, haram bir fiil işlenemez.

b) Bir insan, mubah bir fiili yapmak için yemin eder sonra daha hayırlı bir iş karşısına çıkarsa yeminini bozar.[35] Şu hadis, bu konuya ışık tutmaktadır:

مَنْ حَلَفَ عَلٰى يَمِينٍ فَرَأَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا فَلْيُكَفِّرْ عَنْ يَمِينِهِ وَلْيَفْعَلْ اَلَّذ۪ى هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ

“Kim bir iş için yemin eder de sonra ondan başkasını yapmakta hayır görürse, daha hayırlı gördüğü ne ise onu yapsın ve yemini için de kefâret ödesin."[36]

c) Zulüm olan bir şeyi yapmak için yapılan yeminin bozulması gerekir: Peygamberimiz;

وَاللّٰهِ لَأَنْ يَلَجَّ أَحَدُكُمْ بِيَمِينِهِ فِي أَهْلِهِ اۤثِمٌ لَهُ عِنْدَ اللّٰهِ مِنْ أَنْ يُعْطِي كَفَّارَتَهُ الَّتِي فَرَضَ اللّٰهُ

"Allah'a yemin olsun ki, bir kişinin ailesine eziyet verecek yemininde ısrar etmesi, yeminini bozup da Allah'ın farz kıldığı kefareti vermesinden Allah katında daha büyük günahtır" buyurmuştur.[37]

ç) İyilik ve hayır yapmamak için yapılan yeminler bozulur. Ayette bu husus şöyle dile getirilmiştir:

وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِۜ

“İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek için yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın.”[38]

Bu tür yemin eden kimseler de yemin kefareti öderler ve tövbe ederler.

d) Bir kimse dört ay veya daha fazla bir süre hanımı ile ilişkide bulunmayacağına yemin ederse (îlâ) bu yeminini bozması tavsiye edilir. Çünkü yuvanın korunması esastır. Bu ikimse yeminini bozarsa yemin kefareti öder, yeminini bozmazsa eşinden boşanmış olur. Konu ile ilgili ayet şöyledir:

لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍۚ فَاِنْ فَآؤُ۫ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ وَاِنْ عَزَمُوا الطَّلَاقَ

“Eşlerine yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) dönerlerse şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Eğer (yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar.)”[39]

Bu kimse yeminini “eşime yaklaşırsam şu görevi yapmak üzerime borç olsun” gibi bir şarta bağlamışsa ve bu şart bir ibadet ise bu ibadeti yapar. Eğer dört ay içerisinde eşine yaklaşmazsa Hanefî mezhebine göre eşini bâin talâk ile boşamış sayılır,[40] diğer mezheplere göre erkek evliliği sürdürme veya sona erdirme konusunda bir tercihte bulunur.

İnsan yaşamı ve ölümü, malı ve evladı ile imtihan halinde olduğu gibi sözleri, sözleşmeleri ve yeminleri ile de imtihan halindedir. Tahlil ettiğimiz ayette, “Allah bu şekilde sizi imtihan etmektedir” cümlesiyle bu hususa dikkat çekilmektedir. Onun için Müslüman ahde vefa ve yemimine sadakate özen göstermek zorundadır.

Müminler, dini görevler ve sorumluluklar konusunda ihtilaf etmezler, etmemelidirler. Yüce Allah, ahde vefa gösterenlere ve sözleşmelerine sadakat edenlere sevap, aksi davrananlara ise ceza verir. Bu ilahî adaletin gereğidir. Tahlil ettiğimiz ayetteki “Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir” ve “Allah, hakkında görüş ayrılığına düştüğünüz şeyleri kıyamet gününde size mutlaka açıklayacaktır" cümleleri bu hususa işaret etmektedir.

Sonuç olarak; tahlil etmeye çalıştığımız ayetlerde Allah’a verilen sözün tutulması, yapılan sözleşmelere uyulması, yapılan yeminlerin bozulmaması emredilmektedir. “Ahde vefa” ve “söze ve sözleşmeye sadakat” diye özetleyebileceğimiz bu iki husus, kişinin Allah’a ve insanlara karşı görevlerinde önemli bir yer işgal eder. Kişi bu görevleri hakkıyla yerine getirebilirse Allah ve insanların sevgisini, güvenini ve saygınlığını kazanır, ahlaken ve manen yükselir, iyi insan iyi Müslüman olur. Bu iki görevin yerine getirilmemesi topulmda huzursuzluk, güvensizlik, zulüm ve hak ihlallerinin meydana gelmesine ve kişinin gühakâr olmasına, dünya ve ahirette ceza görmesine sebep olur.

 


[1] Bu vaaz Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ Tarafından Hazırlanmıştır

[2] Nahl 16/91-92.

[3] Bakara, 2/40.

[4] En’am, 6/152; bk. Bakara, 2/40.

[5] Maide, 5/1.

[6] İsra, 17/34.

[7] Ra’d, 13/20.

[8] Müminun, 23/8; bk. Mearic; 70/22-35.

[9] Al-i İmran, 3/76.

[10] Bakara, 2/27.

[11] Al-i İmran, 3/77.

[12] Nahl, 16/95.

[13] bk. Kıyame, 75/1.

[14] bk. Maide, 5/89; Tevbe, 42, 56, 62

[15] Bakara, 2/226-227.

[16] Asr, 103/1.

[17] Şems, 91/1-6.

[18] Ba­ka­ra, 2/225; bk. Mâ­ide, 5/89.

[19] Buhari, Tefsir 61.

[20] Buhârî, Büyû, 26.

[21] Mücadele, 58/14-16, 18.

[22] Münafikun, 63/2.

[23] Kalem 68/ 10-14.

[24] Nahl 16/94.

[25] Araf, 7/21.

[26] Nesaî, Tahrîmü’d-Dem, 3.

[27] Al-i imran 3/77.

[28] Buhârî, Eyman, 16, 18.

[29] bk. İbn Mâce, Keffaret, 1.

[30] Mâ­ide, 5/89.

[31] Bakara, 2/225.

[32] Mâ­ide, 5/89.

[33] Tahrim, 66/2.

[34] Mâ­ide, 5/89.

[35] bk. Tahrim, 66/2.

[36] Buhârî, Ahkâm 5, 6.

[37] Müslim, Eyman, 26.

[38] Bakara, 2/224.

[39] Bakara, 2/226-227.

[40] Mevsîlî, III, 151-153.

Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Günün Hadisi
Dil Seçeneği
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız Hatim
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları Hatim
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü Hatim
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler